Zekât Kitabı

Et-Tirmizi · Sünen-i Tirmizi (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

617. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ التَّمِيمِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْمَعْرُورِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ جِئْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ جَالِسٌ فِي ظِلِّ الْكَعْبَةِ ‏.‏ قَالَ فَرَآنِي مُقْبِلاً فَقَالَ ‏"‏ هُمُ الأَخْسَرُونَ وَرَبِّ الْكَعْبَةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ مَا لِي لَعَلَّهُ أُنْزِلَ فِيَّ شَيْءٌ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ مَنْ هُمْ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هُمُ الأَكْثَرُونَ إِلاَّ مَنْ قَالَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ‏"‏ ‏.‏ فَحَثَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَعَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ يَمُوتُ رَجُلٌ فَيَدَعُ إِبِلاً أَوْ بَقَرًا لَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهَا إِلاَّ جَاءَتْهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْظَمَ مَا كَانَتْ وَأَسْمَنَهُ تَطَؤُهُ بِأَخْفَافِهَا وَتَنْطَحُهُ بِقُرُونِهَا كُلَّمَا نَفِدَتْ أُخْرَاهَا عَادَتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا حَتَّى يُقْضَى بَيْنَ النَّاسِ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ مِثْلُهُ ‏.‏ وَعَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ رضى الله عنه قَالَ لُعِنَ مَانِعُ الصَّدَقَةِ ‏.‏ وَعَنْ قَبِيصَةَ بْنِ هُلْبٍ عَنْ أَبِيهِ وَجَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي ذَرٍّ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَاسْمُ أَبِي ذَرٍّ جُنْدُبُ بْنُ السَّكَنِ وَيُقَالُ ابْنُ جُنَادَةَ ‏.‏ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ مُوسَى عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ عَنْ حَكِيمِ بْنِ الدَّيْلَمِ عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ مُزَاحِمٍ قَالَ الأَكْثَرُونَ أَصْحَابُ عَشَرَةِ آلاَفٍ ‏.‏ قَالَ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ مَرْوَزِيٌّ رَجُلٌ صَالِحٌ ‏.‏

Bize Hennâd b. es-Serî et-Temîmî el-Kûfî anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; A’meş’ten; el-Ma’rûr b. Süveyd’den; Ebû Zer’den (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Kâbe’nin gölgesinde otururken yanına geldim. Beni gelirken görünce şöyle buyurdu: “Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki, onlar kıyamet gününde en çok hüsrana uğrayanlardır.” (Ebû Zer) dedi ki: “Bana ne oldu? Belki hakkımda bir şey (ayet) inmiştir” dedim. Dedim ki: “Onlar kimdir? Anam babam sana feda olsun.” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Onlar malca çok olanlardır (zenginlerdir); ancak şöyle, şöyle ve şöyle yapanlar (mallarını hayır yollarında dağıtanlar) müstesna.” Ve önünden, sağından ve solundan (eliyle dağıtma işareti yaparak) avuçladı. Sonra şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olan (Allah’a) yemin ederim ki, bir adam ölür de geriye zekâtını ödemediği develer veya sığırlar bırakırsa; (onlar) kıyamet gününde olduklarından daha büyük ve semiz bir halde ona gelirler; onu ayaklarıyla çiğnerler ve boynuzlarıyla süserler. Onların sonuncusu (geçip) tükendiğinde birincisi tekrar ona döner (aynı azabı yapar). İnsanlar arasında hüküm verilinceye kadar (bu böyle devam eder).” Bu konuda Ebû Hureyre’den de bunun benzeri rivayet edilmiştir. Ali b. Ebî Tâlib’den —Allah ondan razı olsun— rivayet edildiğine göre: “Sadakayı (zekâtı) vermeyen lanetlenmiştir” demiştir. Kabîsa b. Hulb’den, (o) babasından; Câbir b. Abdillâh’tan ve Abdullah b. Mes’ûd’dan da (rivayetler vardır). Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Zer hadisi hasen sahih bir hadistir. Ebû Zer’in ismi Cündüb b. es-Seken’dir; İbn Cünâde olduğu da söylenir. Bize Abdullah b. Münîr anlattı; Ubeydullâh b. Mûsâ’dan; Süfyân es-Sevrî’den; Hakîm b. ed-Deylem’den; ed-Dahhâk b. Müzâhim’den (rivayetle) dedi ki: “El-Eksersûn (çok olanlar), on bin (dirhem/dinar) sahipleridir.” (Tirmizî) dedi ki: Abdullah b. Münîr, Mervli salih bir adamdır.

618. Hadis

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ الشَّيْبَانِيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ دَرَّاجٍ، عَنِ ابْنِ حُجَيْرَةَ، هُوَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ حُجَيْرَةَ الْمِصْرِيُّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِذَا أَدَّيْتَ زَكَاةَ مَالِكَ فَقَدْ قَضَيْتَ مَا عَلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ أَنَّهُ ذَكَرَ الزَّكَاةَ ‏.‏ فَقَالَ رَجَلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ عَلَىَّ غَيْرُهَا فَقَالَ ‏"‏ لاَ إِلاَّ أَنْ تَتَطَوَّعَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ömer b. Hafs eş-Şeybânî el-Basrî anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Vehb anlattı; (dedi ki): Bize Amr b. el-Hâris haber verdi; Derrâc’dan; İbn Huceyre’den —ki o Abdurrahman b. Huceyre el-Mısrî’dir—; Ebû Hureyre’den (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Malının zekâtını ödediğin zaman, üzerine düşeni (borcunu) muhakkak yerine getirmiş olursun.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den zekâtı zikrettiğine dair başka vecihlerden de rivayet gelmiştir. Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Benim üzerimde bundan başka (bir borç) var mı?” demiş, o da: “Hayır, ancak nafile (olarak verirsen o başka)” buyurmuştur.

619. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كُنَّا نَتَمَنَّى أَنْ يَأْتِيَ، الأَعْرَابِيُّ الْعَاقِلُ فَيَسْأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ عِنْدَهُ فَبَيْنَا نَحْنُ عَلَى ذَلِكَ إِذْ أَتَاهُ أَعْرَابِيٌّ فَجَثَا بَيْنَ يَدَىِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ رَسُولَكَ أَتَانَا فَزَعَمَ لَنَا أَنَّكَ تَزْعُمُ أَنَّ اللَّهَ أَرْسَلَكَ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَبِالَّذِي رَفَعَ السَّمَاءَ وَبَسَطَ الأَرْضَ وَنَصَبَ الْجِبَالَ آللَّهُ أَرْسَلَكَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَإِنَّ رَسُولَكَ زَعَمَ لَنَا أَنَّكَ تَزْعُمُ أَنَّ عَلَيْنَا خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَبِالَّذِي أَرْسَلَكَ آللَّهُ أَمَرَكَ بِهَذَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَإِنَّ رَسُولَكَ زَعَمَ لَنَا أَنَّكَ تَزْعُمُ أَنَّ عَلَيْنَا صَوْمَ شَهْرٍ فِي السَّنَةِ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ صَدَقَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَبِالَّذِي أَرْسَلَكَ آللَّهُ أَمَرَكَ بِهَذَا قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَإِنَّ رَسُولَكَ زَعَمَ لَنَا أَنَّكَ تَزْعُمُ أَنَّ عَلَيْنَا فِي أَمْوَالِنَا الزَّكَاةَ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ صَدَقَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَبِالَّذِي أَرْسَلَكَ آللَّهُ أَمَرَكَ بِهَذَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَإِنَّ رَسُولَكَ زَعَمَ لَنَا أَنَّكَ تَزْعُمُ أَنَّ عَلَيْنَا الْحَجَّ إِلَى الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَبِالَّذِي أَرْسَلَكَ آللَّهُ أَمَرَكَ بِهَذَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ أَدَعُ مِنْهُنَّ شَيْئًا وَلاَ أُجَاوِزُهُنَّ ‏.‏ ثُمَّ وَثَبَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنْ صَدَقَ الأَعْرَابِيُّ دَخَلَ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ يَقُولُ قَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ فِقْهُ هَذَا الْحَدِيثِ أَنَّ الْقِرَاءَةَ عَلَى الْعَالِمِ وَالْعَرْضَ عَلَيْهِ جَائِزٌ مِثْلُ السَّمَاعِ ‏.‏ وَاحْتَجَّ بِأَنَّ الأَعْرَابِيَّ عَرَضَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَقَرَّ بِهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Muhammed b. İsmâîl anlattı; dedi ki: Bize Ali b. Abdilhamîd el-Kûfî anlattı; dedi ki: Bize Süleymân b. el-Muğîre anlattı; Sâbit’ten; Enes’ten (rivayetle); dedi ki: Akıllı bir bedevinin gelip biz yanındayken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e soru sormasını temenni ederdik. Biz bu hal üzereyken bir bedevi çıkageldi, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in önünde diz çöktü ve dedi ki: “Ey Muhammed! Senin elçin bize geldi ve bize senin, Allah’ın seni gönderdiğini iddia ettiğini söyledi (zannetti).” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet” buyurdu. (Bedevi) dedi ki: “Göğü yükselten, yeri yayan ve dağları diken (Allah) aşkına; seni Allah mı gönderdi?” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet” buyurdu. Dedi ki: “Senin elçin bize; senin, bizim üzerimize bir gün ve gecede beş vakit namaz olduğunu iddia ettiğini söyledi.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet” buyurdu. Dedi ki: “Seni gönderen (Allah) aşkına; bunu sana Allah mı emretti?” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet” buyurdu. Dedi ki: “Senin elçin bize; senin, bizim üzerimize senede bir ay oruç olduğunu iddia ettiğini söyledi.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Doğru söylemiş” buyurdu. Dedi ki: “Seni gönderen (Allah) aşkına; bunu sana Allah mı emretti?” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet” buyurdu. Dedi ki: “Senin elçin bize; senin, mallarımızda üzerimize zekât olduğunu iddia ettiğini söyledi.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Doğru söylemiş” buyurdu. Dedi ki: “Seni gönderen (Allah) aşkına; bunu sana Allah mı emretti?” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet” buyurdu. Dedi ki: “Senin elçin bize; senin, yoluna güç yetiren kimse üzerine Beyt’e Haccın üzerimize (farz) olduğunu iddia ettiğini söyledi.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet” buyurdu. Dedi ki: “Seni gönderen (Allah) aşkına; bunu sana Allah mı emretti?” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Evet” buyurdu. (Bedevi) dedi ki: “Seni hak ile gönderen (Allah’a) yemin olsun ki, bunlardan ne bir şeyi eksiltirim ne de artırırım.” Sonra sıçrayıp kalktı (gitti). Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Eğer bedevi doğru söylediyse cennete girdi” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu vecihten hasen gariptir. Bu, Enes’ten, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (gelen) bu vecihten başkasıyla da rivayet edilmiştir. Muhammed b. İsmâîl’i şöyle derken işittim: Bazı ilim ehli dedi ki; bu hadisin fıkhı şudur: Âlime okumak ve ona arz etmek (sunmak), (ondan bizzat) işitmek gibi caizdir. Ve (buna delil olarak) bedevinin (bildiklerini) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e arz etmesini ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in de onu ikrar etmesini (onaylamasını) delil getirdi.

620. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ ضَمْرَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَدْ عَفَوْتُ عَنْ صَدَقَةِ الْخَيْلِ وَالرَّقِيقِ فَهَاتُوا صَدَقَةَ الرِّقَةِ مِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ دِرْهَمًا دِرْهَمًا وَلَيْسَ فِي تِسْعِينَ وَمِائَةٍ شَيْءٌ فَإِذَا بَلَغَتْ مِائَتَيْنِ فَفِيهَا خَمْسَةُ الدَّرَاهِمِ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ وَعَمْرِو بْنِ حَزْمٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ الأَعْمَشُ وَأَبُو عَوَانَةَ وَغَيْرُهُمَا عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ عَاصِمِ بْنِ ضَمْرَةَ عَنْ عَلِيٍّ وَرَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَابْنُ عُيَيْنَةَ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنِ الْحَارِثِ عَنْ عَلِيٍّ ‏.‏ قَالَ وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَقَالَ كِلاَهُمَا عِنْدِي صَحِيحٌ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ يُحْتَمَلُ أَنْ يَكُونَ رُوِيَ عَنْهُمَا جَمِيعًا ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdilmelik b. Ebi’ş-Şevârib anlattı; dedi ki: Bize Ebû Avâne anlattı; Ebû İshâk’tan; Âsım b. Damre’den; Ali’den (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizi atların ve kölelerin zekâtından muaf tuttum. Gümüş paranın (Rıkka) zekâtını getirin: Her kırk dirhemde bir dirhem vardır. Yüz doksan (dirhemde) ise bir şey yoktur. (Gümüş) iki yüze ulaştığı zaman onda beş dirhem vardır.” Bu konuda Ebû Bekir es-Sıddîk ve Amr b. Hazm’dan da rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisi A’meş, Ebû Avâne ve başkaları Ebû İshâk’tan, Âsım b. Damre’den ve Ali’den rivayet ettiler. Süfyân es-Sevrî, İbn Uyeyne ve birden çok râvi de Ebû İshâk’tan, el-Hâris’ten ve Ali’den rivayet ettiler. (Tirmizî) dedi ki: Muhammed’e (Buhârî’ye) bu hadisi sordum. Dedi ki: “Bence her ikisi de (hem Âsım hem Hâris rivayeti) Ebû İshâk’tan sahihtir. Her ikisinden de rivayet edilmiş olması muhtemeldir.”

621. Hadis

حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ الْبَغْدَادِيُّ، وَإِبْرَاهِيمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْهَرَوِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ كَامِلٍ الْمَرْوَزِيُّ الْمَعْنَى، وَاحِدٌ، قَالُوا حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ الْعَوَّامِ، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ حُسَيْنٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَتَبَ كِتَابَ الصَّدَقَةِ فَلَمْ يُخْرِجْهُ إِلَى عُمَّالِهِ حَتَّى قُبِضَ فَقَرَنَهُ بِسَيْفِهِ فَلَمَّا قُبِضَ عَمِلَ بِهِ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى قُبِضَ وَعُمَرُ حَتَّى قُبِضَ وَكَانَ فِيهِ ‏ "‏ فِي خَمْسٍ مِنَ الإِبِلِ شَاةٌ وَفِي عَشْرٍ شَاتَانِ وَفِي خَمْسَ عَشْرَةَ ثَلاَثُ شِيَاهٍ وَفِي عِشْرِينَ أَرْبَعُ شِيَاهٍ وَفِي خَمْسٍ وَعِشْرِينَ بِنْتُ مَخَاضٍ إِلَى خَمْسٍ وَثَلاَثِينَ فَإِذَا زَادَتْ فَفِيهَا ابْنَةُ لَبُونٍ إِلَى خَمْسٍ وَأَرْبَعِينَ فَإِذَا زَادَتْ فَفِيهَا حِقَّةٌ إِلَى سِتِّينَ فَإِذَا زَادَتْ فَفِيهَا جَذَعَةٌ إِلَى خَمْسٍ وَسَبْعِينَ فَإِذَا زَادَتْ فَفِيهَا ابْنَتَا لَبُونٍ إِلَى تِسْعِينَ فَإِذَا زَادَتْ فَفِيهَا حِقَّتَانِ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ عَلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَفِي كُلِّ خَمْسِينَ حِقَّةٌ وَفِي كُلِّ أَرْبَعِينَ ابْنَةُ لَبُونٍ ‏.‏ وَفِي الشَّاءِ فِي كُلِّ أَرْبَعِينَ شَاةً شَاةٌ إِلَى عِشْرِينَ وَمِائَةٍ فَإِذَا زَادَتْ فَشَاتَانِ إِلَى مِائَتَيْنِ فَإِذَا زَادَتْ فَثَلاَثُ شِيَاهٍ إِلَى ثَلاَثِمِائَةِ شَاةٍ فَإِذَا زَادَتْ عَلَى ثَلاَثِمِائَةِ شَاةٍ فَفِي كُلِّ مِائَةِ شَاةٍ شَاةٌ ثُمَّ لَيْسَ فِيهَا شَيْءٌ حَتَّى تَبْلُغَ أَرْبَعَمِائَةٍ وَلاَ يُجْمَعُ بَيْنَ مُتَفَرِّقٍ وَلاَ يُفَرَّقُ بَيْنَ مُجْتَمِعٍ مَخَافَةَ الصَّدَقَةِ وَمَا كَانَ مِنْ خَلِيطَيْنِ فَإِنَّهُمَا يَتَرَاجَعَانِ بِالسَّوِيَّةِ وَلاَ يُؤْخَذُ فِي الصَّدَقَةِ هَرِمَةٌ وَلاَ ذَاتُ عَيْبٍ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ الزُّهْرِيُّ إِذَا جَاءَ الْمُصَدِّقُ قَسَّمَ الشَّاءَ أَثْلاَثًا ثُلُثٌ خِيَارٌ وَثُلُثٌ أَوْسَاطٌ وَثُلُثٌ شِرَارٌ وَأَخَذَ الْمُصَدِّقُ مِنَ الْوَسَطِ ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرِ الزُّهْرِيُّ الْبَقَرَ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ وَبَهْزِ بْنِ حَكِيمٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ ‏.‏ وَأَبِي ذَرٍّ وَأَنَسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ ابْنِ عُمَرَ حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا الْحَدِيثِ عِنْدَ عَامَّةِ الْفُقَهَاءِ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَالِمٍ هَذَا الْحَدِيثَ وَلَمْ يَرْفَعُوهُ وَإِنَّمَا رَفَعَهُ سُفْيَانُ بْنُ حُسَيْنٍ ‏.‏

Bize Ziyâd b. Eyyûb el-Bağdâdî, İbrâhîm b. Abdillâh el-Herevî ve Muhammed b. Kâmil el-Mervezî —manası birdir— anlattılar. Dediler ki: Bize Abbâd b. el-Avvâm anlattı; Süfyân b. Huseyn’den; Zührî’den; Sâlim’den; babasından (İbn Ömer’den rivayetle) ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sadaka (zekât) kitabını (mektubunu) yazdırdı, ancak vefat edene kadar onu memurlarına çıkarıp göndermedi; onu kılıcına bağlamıştı (yanında tutuyordu). Vefat edince Ebû Bekir vefat edene kadar onunla amel etti. Ömer de vefat edene kadar (onunla amel etti). Onda şunlar (yazılı) idi: “Beş devede bir koyun vardır. Onde devede iki koyun vardır. On beş devede üç koyun vardır. Yirmi devede dört koyun vardır. Yirmi beşte, otuz beşe kadar bintu mehâd (bir yaşında dişi deve) vardır. Eğer artarsa (36-45 arası), kırk beşe kadar bintu lebûn (iki yaşında dişi deve) vardır. Eğer artarsa (46-60 arası), altmışa kadar hikka (üç yaşında dişi deve) vardır. Eğer artarsa (61-75 arası), yetmiş beşe kadar cezaa (dört yaşında dişi deve) vardır. Eğer artarsa (76-90 arası), doksana kadar iki bintu lebûn vardır. Eğer artarsa (91-120 arası), yüz yirmiye kadar iki hikka vardır. Eğer yüz yirminin üzerine çıkarsa, her ellide bir hikka ve her kırkta bir bintu lebûn vardır. Koyunda ise; her kırk koyunda, yüz yirmiye kadar bir koyun vardır. Eğer artarsa (121-200 arası), iki yüze kadar iki koyun vardır. Eğer artarsa (201-300 arası), üç yüz koyuna kadar üç koyun vardır. Eğer üç yüz koyunun üzerine çıkarsa, her yüz koyunda bir koyun vardır. Sonra (sayı) dört yüze ulaşıncaya kadar onda (ara sayılarda) bir şey yoktur. Sadaka (zekât) korkusuyla ayrı olanlar birleştirilmez, toplu olanlar da ayrılmaz. İki ortağa ait olandan (alınan zekâtı), aralarında eşitlikle birbirlerine rücu ederler (hesaplaşırlar). Sadakada yaşlı hayvan (herime) ve ayıplı hayvan alınmaz.” Zührî dedi ki: Tahsildar (musaddık) geldiği zaman koyunları üç kısma ayırır: Üçte biri en iyileri, üçte biri orta hallileri, üçte biri de en kötüleridir. Tahsildar orta olandan alır. Zührî sığırı zikretmedi. Bu konuda Ebû Bekir es-Sıddîk’tan, Behz b. Hakîm’den, (o) babasından, (o) dedesinden; Ebû Zer ve Enes’ten de (rivayetler) vardır. Ebû Îsâ dedi ki: İbn Ömer hadisi hasen bir hadistir. Fakihlerin geneli katında amel bu hadis üzerinedir. Yûnus b. Yezîd ve birden çok kimse bu hadisi Zührî’den ve Sâlim’den rivayet ettiler fakat onu ref’ etmediler (mevkuf kıldılar). Onu ancak Süfyân b. Huseyn ref’ etti.

622. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْمُحَارِبِيُّ، وَأَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ خُصَيْفٍ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ فِي ثَلاَثِينَ مِنَ الْبَقَرِ تَبِيعٌ أَوْ تَبِيعَةٌ وَفِي أَرْبَعِينَ مُسِنَّةٌ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَكَذَا رَوَاهُ عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ حَرْبٍ عَنْ خُصَيْفٍ وَعَبْدُ السَّلاَمِ ثِقَةٌ حَافِظٌ ‏.‏ وَرَوَى شَرِيكٌ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ خُصَيْفٍ عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ عَنْ أُمِّهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ‏.‏ وَأَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ubeyd el-Muhâribî ve Ebû Saîd el-Eşecc anlattılar; dediler ki: Bize Abdusselâm b. Harb anlattı; Husayf’tan; Ebû Ubeyde’den; Abdullah’tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (rivayetle) şöyle buyurdu: “Sığır(lar)da, otuzda bir tebî (bir yaşındaki erkek dana) veya tebîa (bir yaşındaki dişi dana); kırkta bir müsinne (iki yaşındaki dişi sığır) vardır.” Bu konuda Muâz b. Cebel’den de rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Abdusselâm b. Harb bunu Husayf’tan bu şekilde rivayet etti; Abdusselâm sika (güvenilir) bir hafızdır. Şerîk bu hadisi Husayf’tan, Ebû Ubeyde’den, (o) annesinden, (o) Abdullah’tan (diye) rivayet etti. Ebû Ubeyde b. Abdillâh (babası) Abdullah’tan (hadis) işitmemiştir.

623. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ بَعَثَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْيَمَنِ فَأَمَرَنِي أَنْ آخُذَ مِنْ كُلِّ ثَلاَثِينَ بَقَرَةً تَبِيعًا أَوْ تَبِيعَةً وَمِنْ كُلِّ أَرْبَعِينَ مُسِنَّةً وَمِنْ كُلِّ حَالِمٍ دِينَارًا أَوْ عِدْلَهُ مَعَافِرَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَرَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ سُفْيَانَ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنْ مَسْرُوقٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ فَأَمَرَهُ أَنْ يَأْخُذَ ‏.‏ وَهَذَا أَصَحُّ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Abdurrazzâk anlattı; (dedi ki): Bize Süfyân haber verdi; A’meş’ten; Ebû Vâil’den; Mesrûk’tan; Muâz b. Cebel’den (rivayetle); dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem beni Yemen’e gönderdi ve her otuz sığırdan bir tebî veya tebîa; her kırk (sığırdan) bir müsinne ve her rüca (ergen) olan kimseden (cizye olarak) bir dinar veya onun dengi meâfir (kumaş) almamı emretti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Bazıları bu hadisi Süfyân’dan, A’meş’ten, Ebû Vâil’den, Mesrûk’tan rivayet ettiler ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Muâz’ı Yemen’e gönderdi ve ona almasını emretti...” (diyerek, Muâz’ı aradan çıkarıp mürsel yaptılar). Bu daha sahihtir.

624. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ قَالَ سَأَلْتُ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ هَلْ تَذْكُرُ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ شَيْئًا قَالَ لاَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; dedi ki: Bize Şu’be, Amr b. Mürre’den anlattı; dedi ki: Ebû Ubeyde b. Abdillâh’a sordum: ‘Abdullah’tan (babanızdan) bir şey hatırlıyor musun?’ Dedi ki: ‘Hayır.’

625. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ لَهُ ‏ "‏ إِنَّكَ تَأْتِي قَوْمًا أَهْلَ كِتَابٍ فَادْعُهُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَأَعْلِمْهُمْ أَنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً فِي أَمْوَالِهِمْ تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِمْ وَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ فَإِنْ هُمْ أَطَاعُوا لِذَلِكَ فَإِيَّاكَ وَكَرَائِمَ أَمْوَالِهِمْ وَاتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنِ الصُّنَابِحِيِّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ ابْنِ عَبَّاسٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَأَبُو مَعْبَدٍ مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ اسْمُهُ نَافِذٌ ‏.‏

Bize Ebû Kureyb anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; dedi ki: Bize Zekeriyyâ b. İshâk el-Mekkî anlattı; Yahyâ b. Abdillâh b. Sayfî’den; Ebû Ma’bed’den; İbn Abbâs’tan (rivayetle) ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Muâz’ı Yemen’e gönderdi ve ona şöyle buyurdu: “Sen Ehli Kitap olan bir topluluğa gidiyorsun. Onları önce Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Allah’ın Resûlü olduğuma şahitlik etmeye davet et. Eğer buna itaat ederlerse, onlara, Allah’ın üzerlerine bir gün ve gecede beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Eğer buna itaat ederlerse, onlara, Allah’ın mallarında üzerlerine sadakayı (zekâtı) farz kıldığını; bunun zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini bildir. Eğer buna da itaat ederlerse, mallarının en gözde olanlarını (kerâim) almaktan sakın! Mazlumun bedduasından kork; çünkü onunla Allah arasında bir perde yoktur.” Bu konuda es-Sunâbihî’den de rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: İbn Abbâs hadisi hasen sahih bir hadistir. İbn Abbâs’ın azatlısı Ebû Ma’bed’in ismi Nâfiz’dir.

626. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى الْمَازِنِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَابْنِ عُمَرَ وَجَابِرٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Abdulazîz b. Muhammed anlattı; Amr b. Yahyâ el-Mâzinî’den; babasından; Ebû Saîd el-Hudrî’den (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Beş zevdden (deveden) az olanda zekât yoktur. Beş uvkıye (gümüşten) az olanda zekât yoktur. Beş veskten az olanda (ekin/hurmada) zekât yoktur.” Bu konuda Ebû Hureyre, İbn Ömer, Câbir ve Abdullah b. Amr’dan da rivayet vardır.

627. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، وَشُعْبَةُ، وَمَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ حَدِيثِ عَبْدِ الْعَزِيزِ عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي سَعِيدٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْهُ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنْ لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسَةِ أَوْسُقٍ صَدَقَةٌ ‏.‏ وَالْوَسْقُ سِتُّونَ صَاعًا وَخَمْسَةُ أَوْسُقٍ ثَلاَثُمِائَةِ صَاعٍ وَصَاعُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم خَمْسَةُ أَرْطَالٍ وَثُلُثٌ وَصَاعُ أَهْلِ الْكُوفَةِ ثَمَانِيَةُ أَرْطَالٍ ‏.‏ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ أَوَاقٍ صَدَقَةٌ وَالأُوقِيَّةُ أَرْبَعُونَ دِرْهَمًا وَخَمْسُ أَوَاقٍ مِائَتَا دِرْهَمٍ ‏.‏ وَلَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسِ ذَوْدٍ صَدَقَةٌ يَعْنِي لَيْسَ فِيمَا دُونَ خَمْسٍ مِنَ الإِبِلِ صَدَقَةٌ فَإِذَا بَلَغَتْ خَمْسًا وَعِشْرِينَ مِنَ الإِبِلِ فَفِيهَا بِنْتُ مَخَاضٍ وَفِيمَا دُونَ خَمْسٍ وَعِشْرِينَ مِنَ الإِبِلِ فِي كُلِّ خَمْسٍ مِنَ الإِبِلِ شَاةٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; dedi ki: Bize Süfyân, Şu’be ve Mâlik b. Enes anlattılar; Amr b. Yahyâ’dan; babasından; Ebû Saîd’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (rivayetle); Abdulazîz’in Amr b. Yahyâ’dan (rivayet ettiği) hadisinin benzerini (rivayet ettiler). Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Saîd hadisi hasen sahih bir hadistir. Ondan başka vecihlerden de rivayet edilmiştir. İlim ehli katında amel buna göredir; beş veskten az olanda zekât yoktur. Vesk, altmış sâ’dır. Beş vesk, üç yüz sâ’dır. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in sâ’ı, beş ve üçte bir rıtldır. Kûfe ehlinin sâ’ı ise sekiz rıtldır. Beş uvkıyeden az olanda zekât yoktur. Uvkıye, kırk dirhemdir. Beş uvkıye, iki yüz dirhemdir. Beş zevdden az olanda zekât yoktur; yani beş deveden az olanda zekât yoktur manasındadır. Yirmi beş deveye ulaştığı zaman, onda bir bintu mehâd vardır. Yirmi beş deveden az olanda ise; her beş devede bir koyun vardır.

628. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، وَشُعْبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِ فِي فَرَسِهِ وَلاَ فِي عَبْدِهِ صَدَقَةٌ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَيْهِ عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّهُ لَيْسَ فِي الْخَيْلِ السَّائِمَةِ صَدَقَةٌ وَلاَ فِي الرَّقِيقِ إِذَا كَانُوا لِلْخِدْمَةِ صَدَقَةٌ إِلاَّ أَنْ يَكُونُوا لِلتِّجَارَةِ فَإِذَا كَانُوا لِلتِّجَارَةِ فَفِي أَثْمَانِهِمُ الزَّكَاةُ إِذَا حَالَ عَلَيْهَا الْحَوْلُ ‏.‏

Bize Ebû Kureyb Muhammed b. el-Alâ ve Mahmûd b. Gaylân anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; Süfyân ve Şu’be’den; Abdullah b. Dînâr’dan; Süleymân b. Yesâr’dan; Irâk b. Mâlik’ten; Ebû Hureyre’den (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümana atında ve kölesinde sadaka (zekât) yoktur.” Bu konuda Ali ve Abdullah b. Amr’dan da rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hureyre hadisi hasen sahih bir hadistir. İlim ehli katında amel buna göredir; otlayan atlarda ve hizmet için oldukları zaman kölelerde zekât yoktur; ancak ticaret için olmaları müstesna. Ticaret için olurlarsa, üzerlerinden bir yıl geçtiği zaman kıymetleri üzerinden zekât vardır.

629. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ أَبِي سَلَمَةَ التِّنِّيسِيُّ، عَنْ صَدَقَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ مُوسَى بْنِ يَسَارٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ فِي الْعَسَلِ فِي كُلِّ عَشَرَةِ أَزُقٍّ زِقٌّ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي سَيَّارَةَ الْمُتَعِيِّ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ ابْنِ عُمَرَ فِي إِسْنَادِهِ مَقَالٌ وَلاَ يَصِحُّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْبَابِ كَبِيرُ شَيْءٍ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ وَبِهِ يَقُولُ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ لَيْسَ فِي الْعَسَلِ شَيْءٌ ‏.‏ وَصَدَقَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ لَيْسَ بِحَافِظٍ وَقَدْ خُولِفَ صَدَقَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ فِي رِوَايَةِ هَذَا الْحَدِيثِ عَنْ نَافِعٍ ‏.‏

Bize Amr b. Ebî Seleme et-Tinnîsî anlattı; Sadaka b. Abdillâh’tan; Mûsâ b. Yesâr’dan; Nâfi’den; İbn Ömer’den (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Balda, her on tulumda bir tulum (zekât) vardır.” Bu konuda Ebû Hureyre, Ebû Seyyâre el-Muteî ve Abdullah b. Amr’dan da rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: İbn Ömer hadisinin senedinde söz (tenkit) vardır. Bu konuda Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den sahih olan büyük (önemli) bir şey yoktur. İlim ehlinin çoğunluğu katında amel buna göredir; Ahmed ve İshâk da böyle derler. Bazı ilim ehli ise; “Balda bir şey (zekât) yoktur” demişlerdir. Sadaka b. Abdillâh hafız (sağlam) değildir; bu hadisin Nâfi’den rivayetinde Sadaka b. Abdillâh’a muhalefet edilmiştir.

630. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ عَنْ نَافِعٍ قَالَ سَأَلَنِي عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ عَنْ صَدَقَةِ الْعَسَلِ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ مَا عِنْدَنَا عَسَلٌ نَتَصَدَّقُ مِنْهُ وَلَكِنْ أَخْبَرَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ حَكِيمٍ أَنَّهُ قَالَ لَيْسَ فِي الْعَسَلِ صَدَقَةٌ ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ عَدْلٌ مَرْضِيٌّ ‏.‏ فَكَتَبَ إِلَى النَّاسِ أَنْ تُوضَعَ ‏.‏ يَعْنِي عَنْهُمْ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Abdulvehhâb es-Sekafî anlattı; dedi ki: Bize Ubeydullâh b. Ömer anlattı; Nâfi’den; dedi ki: Ömer b. Abdilazîz bana balın sadakasını (zekâtını) sordu. Dedim ki: ‘Bizim yanımızda kendisinden zekât vereceğimiz bal yoktur (veya böyle bir uygulama yoktur). Lakin el-Muğîre b. Hakîm bize haber verdi ki o: “Balda zekât yoktur” demiştir.’ Bunun üzerine Ömer: ‘(O), adil ve razı olunmuş (bir kimse)dir’ dedi ve insanlara (baldan zekâtın) kaldırılmasını —yani onlardan alınmamasını— yazdı.

631. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ صَالِحٍ الطَّلْحِيُّ الْمَدَنِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنِ اسْتَفَادَ مَالاً فَلاَ زَكَاةَ عَلَيْهِ حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ عِنْدَ رَبِّهِ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ سَرَّاءَ بِنْتِ نَبْهَانَ الْغَنَوِيَّةِ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Mûsâ anlattı; dedi ki: Bize Hârûn b. Sâlih et-Talhî el-Medenî anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem anlattı; babasından; İbn Ömer’den (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim bir mal kazanırsa, sahibinin yanında (iken) o malın üzerinden bir yıl geçmedikçe onda zekât yoktur.” Bu konuda Serrâ binti Nebhân el-Ganeviyye’den de rivayet vardır.

632. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ مَنِ اسْتَفَادَ مَالاً فَلاَ زَكَاةَ فِيهِ حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ عِنْدَ رَبِّهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَرَوَى أَيُّوبُ وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ مَوْقُوفًا ‏.‏ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ ضَعِيفٌ فِي الْحَدِيثِ ضَعَّفَهُ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ وَعَلِيُّ بْنُ الْمَدِينِيِّ وَغَيْرُهُمَا مِنْ أَهْلِ الْحَدِيثِ وَهُوَ كَثِيرُ الْغَلَطِ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ عَنْ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنْ لاَ زَكَاةَ فِي الْمَالِ الْمُسْتَفَادِ حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ ‏.‏ وَبِهِ يَقُولُ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ إِذَا كَانَ عِنْدَهُ مَالٌ تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ فَفِيهِ الزَّكَاةُ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ سِوَى الْمَالِ الْمُسْتَفَادِ مَا تَجِبُ فِيهِ الزَّكَاةُ لَمْ يَجِبْ عَلَيْهِ فِي الْمَالِ الْمُسْتَفَادِ زَكَاةٌ حَتَّى يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ فَإِنِ اسْتَفَادَ مَالاً قَبْلَ أَنْ يَحُولَ عَلَيْهِ الْحَوْلُ فَإِنَّهُ يُزَكِّي الْمَالَ الْمُسْتَفَادَ مَعَ مَالِهِ الَّذِي وَجَبَتْ فِيهِ الزَّكَاةُ ‏.‏ وَبِهِ يَقُولُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَأَهْلُ الْكُوفَةِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Abdulvehhâb es-Sekafî anlattı; dedi ki: Bize Eyyûb anlattı; Nâfi’den; İbn Ömer’den (rivayetle); dedi ki: “Kim bir mal kazanırsa, sahibinin yanında (iken) o malın üzerinden bir yıl geçmedikçe onda zekât yoktur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu (mevkuf rivayet), Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem’in (merfu) hadisinden daha sahihtir. Ebû Îsâ dedi ki: Eyyûb, Ubeydullâh b. Ömer ve birden çok kimse (bunu) Nâfi’den, İbn Ömer’den mevkuf olarak rivayet ettiler. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem hadiste zayıftır; Ahmed b. Hanbel, Ali b. el-Medînî ve hadis ehlinden başkaları onu zayıf saymışlardır; o çok hata yapan biridir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından birden çok kimseden rivayet edildiğine göre, kazanılan malın üzerinden bir yıl geçmedikçe onda zekât yoktur. Mâlik b. Enes, Şâfiî, Ahmed ve İshâk da böyle derler. Bazı ilim ehli ise şöyle demişlerdir: Eğer (kişinin) yanında kendisinde zekât gereken (nisaba ulaşmış) bir mal varsa, onda zekât vardır (ve sonradan kazandığını da buna ekler). Eğer yanında sonradan kazanılan maldan başka, kendisinde zekât gereken bir mal yoksa, üzerinden bir yıl geçmedikçe o kazanılan malda ona zekât gerekmez. Şayet üzerinden bir yıl geçmeden önce bir mal kazanırsa (ve elinde nisap miktarı malı varsa), o kazanılan malın zekâtını, kendisinde zekât vacip olan (asıl) malıyla beraber verir. Süfyân es-Sevrî ve Kûfe ehli bunu söylerler.

633. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَكْثَمَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ قَابُوسِ بْنِ أَبِي ظَبْيَانَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَصْلُحُ قِبْلَتَانِ فِي أَرْضٍ وَاحِدَةٍ وَلَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ جِزْيَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Eksem anlattı; dedi ki: Bize Cerîr anlattı; Kâbûs b. Ebî Zabyân’dan; babasından; İbn Abbâs’tan (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir arazide iki kıble (iki din) uygun düşmez (olmaz) ve Müslümanlara cizye yoktur.”

634. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ قَابُوسَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ، وَجَدِّ حَرْبِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ الثَّقَفِيِّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ ابْنِ عَبَّاسٍ قَدْ رُوِيَ عَنْ قَابُوسِ بْنِ أَبِي ظَبْيَانَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ عَامَّةِ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ النَّصْرَانِيَّ إِذَا أَسْلَمَ وُضِعَتْ عَنْهُ جِزْيَةُ رَقَبَتِهِ ‏.‏ وَقَوْلُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ عُشُورٌ ‏"‏ إِنَّمَا يَعْنِي بِهِ جِزْيَةَ الرَّقَبَةِ وَفِي الْحَدِيثِ مَا يُفَسِّرُ هَذَا حَيْثُ قَالَ ‏"‏ إِنَّمَا الْعُشُورُ عَلَى الْيَهُودِ وَالنَّصَارَى وَلَيْسَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ عُشُورٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Kureyb anlattı; dedi ki: Bize Cerîr, Kâbûs’tan, bu isnatla (önceki hadisin) benzerini anlattı. Bu konuda Saîd b. Zeyd ve Harb b. Ubeydullâh es-Sekafî’nin dedesinden de rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: İbn Abbâs hadisi, Kâbûs b. Ebî Zabyân’dan, (o) babasından, (o) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den mürsel olarak da rivayet edilmiştir. İlim ehlinin geneli katında amel buna göredir; bir Hristiyan Müslüman olduğu zaman, boynunun cizyesi (baş vergisi) ondan düşer. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in: “Müslümanlara uşur (vergi) yoktur” sözüyle kastettiği sadece cizyedir (baş vergisidir). Hadiste bunu tefsir eden şu ifade vardır: “Uşur ancak Yahudi ve Hristiyanlar üzerinedir; Müslümanlara uşur yoktur.”

635. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ بْنِ الْمُصْطَلِقِ، عَنِ ابْنِ أَخِي، زَيْنَبَ امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ زَيْنَبَ، امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَتْ خَطَبَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ يَا مَعْشَرَ النِّسَاءِ تَصَدَّقْنَ وَلَوْ مِنْ حُلِيِّكُنَّ فَإِنَّكُنَّ أَكْثَرُ أَهْلِ جَهَنَّمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; A’meş’ten; Ebû Vâil’den; Amr b. el-Hâris b. el-Mustalik’ten; Abdullah’ın hanımı Zeyneb’in erkek kardeşinin oğlundan; Abdullah b. Mes’ûd’un hanımı Zeyneb’den (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize hutbe verdi ve şöyle buyurdu: “Ey kadınlar topluluğu! Ziynet eşyalarınızdan (takılarınızdan) bile olsa sadaka verin; çünkü sizler kıyamet gününde cehennem ehlinin çoğunluğunu oluşturuyorsunuz.”

636. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يُحَدِّثُ عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ ابْنِ أَخِي، زَيْنَبَ امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ - عَنْ زَيْنَبَ، - امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ وَأَبُو مُعَاوِيَةَ وَهِمَ فِي حَدِيثِهِ فَقَالَ عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ عَنِ ابْنِ أَخِي زَيْنَبَ ‏.‏ وَالصَّحِيحُ إِنَّمَا هُوَ عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ ابْنِ أَخِي زَيْنَبَ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ رَأَى فِي الْحُلِيِّ زَكَاةً ‏.‏ وَفِي إِسْنَادِ هَذَا الْحَدِيثِ مَقَالٌ ‏.‏ وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي ذَلِكَ فَرَأَى بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ فِي الْحُلِيِّ زَكَاةَ مَا كَانَ مِنْهُ ذَهَبٌ وَفِضَّةٌ ‏.‏ وَبِهِ يَقُولُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْهُمُ ابْنُ عُمَرَ وَعَائِشَةُ وَجَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ وَأَنَسُ بْنُ مَالِكٍ لَيْسَ فِي الْحُلِيِّ زَكَاةٌ ‏.‏ وَهَكَذَا رُوِيَ عَنْ بَعْضِ فُقَهَاءِ التَّابِعِينَ وَبِهِ يَقُولُ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Ebû Dâvûd anlattı; Şu’be’den; A’meş’ten; dedi ki: Ebû Vâil’i şöyle anlatırken işittim: Abdullah’ın hanımı Zeyneb’in erkek kardeşinin oğlu Amr b. el-Hâris’ten; Abdullah’ın hanımı Zeyneb’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (rivayetle) önceki hadisin benzerini (anlattı). Ebû Îsâ dedi ki: Bu rivayet, Ebû Muâviye’nin hadisinden daha sahihtir. Ebû Muâviye hadisinde vehme düşmüş (yanılmış) ve: “Amr b. el-Hâris’ten, (o) Zeyneb’in kardeşinin oğlundan” demiştir. Doğrusu ise şudur: “Zeyneb’in kardeşinin oğlu (olan) Amr b. el-Hâris’ten.” Amr b. Şuayb’dan, (o) babasından, (o) dedesinden, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ziynet eşyasında zekât (olduğunu) gördüğü rivayet edilmiştir. Ancak bu hadisin senedinde söz (zayıflık) vardır. İlim ehli bu konuda ihtilaf etmiştir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve Tabiin’den bazı ilim ehli; altın ve gümüş olan ziynet eşyalarında zekât olduğu görüşündedir. Süfyân es-Sevrî ve Abdullah b. el-Mübârek bunu söylerler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bazısı —ki içlerinde İbn Ömer, Âişe, Câbir b. Abdillâh ve Enes b. Mâlik vardır— “Ziynet eşyasında zekât yoktur” demişlerdir. Tabiin fakihlerinin bazısından da böyle rivayet edilmiştir. Mâlik b. Enes, Şâfiî, Ahmed ve İshâk da böyle söylerler.

637. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ امْرَأَتَيْنِ، أَتَتَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَفِي أَيْدِيهِمَا سُوَارَانِ مِنْ ذَهَبٍ فَقَالَ لَهُمَا ‏"‏ أَتُؤَدِّيَانِ زَكَاتَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتَا لاَ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ لَهُمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَتُحِبَّانِ أَنْ يُسَوِّرَكُمَا اللَّهُ بِسُوَارَيْنِ مِنْ نَارٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتَا لاَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَدِّيَا زَكَاتَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ قَدْ رَوَاهُ الْمُثَنَّى بْنُ الصَّبَّاحِ عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ نَحْوَ هَذَا ‏.‏ وَالْمُثَنَّى بْنُ الصَّبَّاحِ وَابْنُ لَهِيعَةَ يُضَعَّفَانِ فِي الْحَدِيثِ وَلاَ يَصِحُّ فِي هَذَا الْبَابِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَيْءٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize İbn Lehîa anlattı; Amr b. Şuayb’dan; babasından; dedesinden (rivayetle) ki: İki kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldiler. Ellerinde altından iki bilezik vardı. (Resûlullah) onlara: “Bunun zekâtını ödüyor musunuz?” buyurdu. Onlar: “Hayır” dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara şöyle buyurdu: “Allah’ın size ateşten iki bilezik takmasını sever misiniz?” Onlar: “Hayır” dediler. Buyurdu ki: “Öyleyse bunun zekâtını ödeyin.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisi el-Müsennâ b. es-Sabbâh da Amr b. Şuayb’dan bunun benzeri şekilde rivayet etmiştir. El-Müsennâ b. es-Sabbâh ve İbn Lehîa hadis konusunda zayıf sayılırlar. Bu konuda Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den sahih bir şey yoktur.

638. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ عُمَارَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عُبَيْدٍ، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ مُعَاذٍ، أَنَّهُ كَتَبَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْأَلُهُ عَنِ الْخُضْرَوَاتِ وَهِيَ الْبُقُولُ فَقَالَ ‏ "‏ لَيْسَ فِيهَا شَيْءٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى إِسْنَادُ هَذَا الْحَدِيثِ لَيْسَ بِصَحِيحٍ وَلَيْسَ يَصِحُّ فِي هَذَا الْبَابِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَيْءٌ وَإِنَّمَا يُرْوَى هَذَا عَنْ مُوسَى بْنِ طَلْحَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنْ لَيْسَ فِي الْخُضْرَوَاتِ صَدَقَةٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَالْحَسَنُ هُوَ ابْنُ عُمَارَةَ وَهُوَ ضَعِيفٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ ضَعَّفَهُ شُعْبَةُ وَغَيْرُهُ وَتَرَكَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ ‏.‏

Bize Ali b. Haşrem anlattı; dedi ki: Bize Îsâ b. Yûnus haber verdi; el-Hasen b. Umâre’den; Muhammed b. Abdurrahman b. Ubeyd’den; Îsâ b. Talha’dan; Muâz’dan (rivayetle) ki: O (Muâz), Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e yazarak sebzeler (hudaravât) —ki onlar bakliyattır (bukûl)— hakkında (zekâtını) sordu. (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Onda bir şey (zekât) yoktur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisin isnadı sahih değildir. Bu konuda Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den sahih bir şey yoktur. Bu ancak Mûsâ b. Talha’dan, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den mürsel olarak rivayet edilmektedir. İlim ehli katında amel buna göredir; sebzelerde zekât yoktur. Ebû Îsâ dedi ki: (Seneddeki) Hasen, İbn Umâre’dir. O, hadis ehli katında zayıftır; Şu’be ve başkaları onu zayıf saymış, Abdullah b. el-Mübârek de onu terk etmiştir.

639. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْمَدَنِيُّ، حَدَّثَنَا الْحَارِثُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي ذُبَابٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، وَبُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ فِيمَا سَقَتِ السَّمَاءُ وَالْعُيُونُ الْعُشْرُ وَفِيمَا سُقِيَ بِالنَّضْحِ نِصْفُ الْعُشْرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَابْنِ عُمَرَ وَجَابِرٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ وَبُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً ‏.‏ وَكَأَنَّ هَذَا أَصَحُّ ‏.‏ وَقَدْ صَحَّ حَدِيثُ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْبَابِ وَعَلَيْهِ الْعَمَلُ عِنْدَ عَامَّةِ الْفُقَهَاءِ ‏.‏

Bize Ebû Mûsâ el-Ensârî anlattı; dedi ki: Bize Âsım b. Abdilazîz el-Medenî anlattı; dedi ki: Bize el-Hâris b. Abdurrahman b. Ebî Zübâb anlattı; Süleymân b. Yesâr’dan ve Busr b. Saîd’den; Ebû Hureyre’den (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gök (yağmur) ve pınarların suladığında öşür (onda bir); nadh (hayvanla su taşıma) ile sulananda ise öşrün yarısı (yirmide bir zekât) vardır.” Bu konuda Enes b. Mâlik, İbn Ömer ve Câbir’den de rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis Bükeyr b. Abdillâh b. el-Eşecc’den, (o) Süleymân b. Yesâr ve Busr b. Saîd’den, (onlar) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den mürsel olarak da rivayet edilmiştir. Sanki bu (mürsel olan) daha sahihtir. Bu konuda İbn Ömer’in Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayeti sahihtir ve fakihlerin geneli katında amel bunun üzerinedir.

640. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سَنَّ فِيمَا سَقَتِ السَّمَاءُ وَالْعُيُونُ أَوْ كَانَ عَثَرِيًّا الْعُشْرُ وَفِيمَا سُقِيَ بِالنَّضْحِ نِصْفُ الْعُشْرِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. el-Hasen anlattı; dedi ki: Bize Saîd b. Ebî Meryem anlattı; dedi ki: Bize İbn Vehb anlattı; (dedi ki): Bana Yûnus anlattı; İbn Şihâb’dan; Sâlim’den; babasından (rivayetle) ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, gök (yağmur) ve pınarların suladığı veya aserî (kendi kökleriyle su alan) arazilerde öşür (onda bir); nadh (hayvanla su taşıma) ile sulananda ise öşrün yarısı (yirmide bir zekât) olmasını sünnet kıldı (hükmetti). Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

641. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنِ الْمُثَنَّى بْنِ الصَّبَّاحِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ النَّاسَ فَقَالَ ‏ "‏ أَلاَ مَنْ وَلِيَ يَتِيمًا لَهُ مَالٌ فَلْيَتَّجِرْ فِيهِ وَلاَ يَتْرُكْهُ حَتَّى تَأْكُلَهُ الصَّدَقَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَإِنَّمَا رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَفِي إِسْنَادِهِ مَقَالٌ لأَنَّ الْمُثَنَّى بْنَ الصَّبَّاحِ يُضَعَّفُ فِي الْحَدِيثِ ‏.‏ وَرَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ‏.‏ فَذَكَرَ هَذَا الْحَدِيثَ ‏.‏ وَقَدِ اخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي هَذَا الْبَابِ فَرَأَى غَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي مَالِ الْيَتِيمِ زَكَاةً ‏.‏ مِنْهُمْ عُمَرُ وَعَلِيٌّ وَعَائِشَةُ وَابْنُ عُمَرَ وَبِهِ يَقُولُ مَالِكٌ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏ وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ لَيْسَ فِي مَالِ الْيَتِيمِ زَكَاةٌ ‏.‏ وَبِهِ يَقُولُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ ‏.‏ وَعَمْرُو بْنُ شُعَيْبٍ هُوَ ابْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ وَشُعَيْبٌ قَدْ سَمِعَ مِنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ‏.‏ وَقَدْ تَكَلَّمَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ فِي حَدِيثِ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ وَقَالَ هُوَ عِنْدَنَا وَاهٍ ‏.‏ وَمَنْ ضَعَّفَهُ فَإِنَّمَا ضَعَّفَهُ مِنْ قِبَلِ أَنَّهُ يُحَدِّثُ مِنْ صَحِيفَةِ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَأَمَّا أَكْثَرُ أَهْلِ الْحَدِيثِ فَيَحْتَجُّونَ بِحَدِيثِ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ وَيُثْبِتُونَهُ مِنْهُمْ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ وَغَيْرُهُمَا ‏.‏

Bize Muhammed b. İsmâîl anlattı; dedi ki: Bize İbrâhîm b. Mûsâ anlattı; dedi ki: Bize el-Velîd b. Müslim anlattı; el-Müsennâ b. es-Sabbâh’tan; Amr b. Şuayb’dan; babasından; dedesinden (rivayetle) ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem insanlara hutbe verdi ve şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Kim malı olan bir yetimin velisi olursa, o malı ticarette kullansın; onu sadakanın (zekâtın) yiyip bitirmesine terk etmesin.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis sadece bu vecihten rivayet edilmiştir. Bu hadisin senedinde söz (tenkit) vardır; çünkü el-Müsennâ b. es-Sabbâh hadiste zayıf sayılır. Bazıları bu hadisi Amr b. Şuayb’dan; “Ömer b. el-Hattâb...” diyerek (mevkuf olarak) rivayet etmiş ve bu hadisi zikretmişlerdir. İlim ehli bu konuda ihtilaf etmiştir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından birden çok kimse, yetim malında zekât olduğu görüşündedir. Ömer, Ali, Âişe ve İbn Ömer bunlardandır. Mâlik, Şâfiî, Ahmed ve İshâk da böyle derler. İlim ehlinden bir grup ise: “Yetim malında zekât yoktur” demişlerdir. Süfyân es-Sevrî ve Abdullah b. el-Mübârek bunu söylerler. Amr b. Şuayb, Muhammed b. Abdillâh b. Amr b. el-Âs’ın oğludur. Şuayb, dedesi Abdullah b. Amr’dan hadis işitmiştir. Yahyâ b. Saîd, Amr b. Şuayb’ın hadisi hakkında konuşmuş ve: “O bizim yanımızda vâhi (çürük/zayıf)dir” demiştir. Onu zayıf sayanlar, ancak dedesi Abdullah b. Amr’ın sahifesinden (kitabından) rivayet ettiği cihetle zayıf saymışlardır. Hadis ehlinin çoğunluğu ise Amr b. Şuayb’ın hadisini delil olarak kullanır ve onu sabit (geçerli) görürler; Ahmed ve İshâk ve başkaları bunlardandır.

642. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْعَجْمَاءُ جُرْحُهَا جُبَارٌ وَالْمَعْدِنُ جُبَارٌ وَالْبِئْرُ جُبَارٌ وَفِي الرِّكَازِ الْخُمْسُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَعُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ وَعَمْرِو بْنِ عَوْفٍ الْمُزَنِيِّ وَجَابِرٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys b. Sa’d anlattı; İbn Şihâb’dan; Saîd b. el-Müseyyeb ve Ebû Seleme’den; Ebû Hureyre’den (rivayetle); Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hayvanın (verdiği zarar) hederdir (tazmin edilmez). Maden(de çalışan veya kazılan yerin çökmesiyle ölen) hederdir. Kuyu(da çalışan veya düşen) hederdir. Rikâzda (maden veya gömüde) ise beşte bir (zekât) vardır.” Bu konuda Enes b. Mâlik, Abdullah b. Amr, Ubâde b. es-Sâmit, Amr b. Avf el-Müzenî ve Câbir’den de rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

643. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ مَسْعُودِ بْنِ نِيَارٍ، يَقُولُ جَاءَ سَهْلُ بْنُ أَبِي حَثْمَةَ إِلَى مَجْلِسِنَا فَحَدَّثَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ ‏ "‏ إِذَا خَرَصْتُمْ فَخُذُوا وَدَعُوا الثُّلُثَ فَإِنْ لَمْ تَدَعُوا الثُّلُثَ فَدَعُوا الرُّبُعَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَعَتَّابِ بْنِ أَسِيدٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَالْعَمَلُ عَلَى حَدِيثِ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي الْخَرْصِ وَبِحَدِيثِ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ يَقُولُ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏ وَالْخَرْصُ إِذَا أَدْرَكَتِ الثِّمَارُ مِنَ الرُّطَبِ وَالْعِنَبِ مِمَّا فِيهِ الزَّكَاةُ بَعَثَ السُّلْطَانُ خَارِصًا يَخْرُصُ عَلَيْهِمْ ‏.‏ وَالْخَرْصُ أَنْ يَنْظُرَ مَنْ يُبْصِرُ ذَلِكَ فَيَقُولُ يَخْرُجُ مِنْ هَذَا مِنَ الزَّبِيبِ كَذَا وَكَذَا وَمِنَ التَّمْرِ كَذَا وَكَذَا فَيُحْصَى عَلَيْهِمْ وَيَنْظُرُ مَبْلَغَ الْعُشْرِ مِنْ ذَلِكَ فَيُثْبِتُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ يُخَلِّي بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الثِّمَارِ فَيَصْنَعُونَ مَا أَحَبُّوا فَإِذَا أَدْرَكَتِ الثِّمَارُ أُخِذَ مِنْهُمُ الْعُشْرُ ‏.‏ هَكَذَا فَسَّرَهُ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ وَبِهَذَا يَقُولُ مَالِكٌ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Ebû Dâvûd et-Tayâlisî anlattı; (dedi ki): Bize Şu’be haber verdi; (dedi ki): Bana Hubeyb b. Abdurrahman haber verdi; dedi ki: Abdurrahman b. Mes’ûd b. Niyâr’ı şöyle anlatırken işittim: Sehl b. Ebî Hasme meclisimize geldi ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu anlattı: “Hars (tahmin/takdir) ettiğiniz zaman (zekâtı) alın ve (tahmin ettiğinizden) üçte birini (mal sahibine) bırakın. Eğer üçte birini bırakmazsanız, dörtte birini bırakın.” Bu konuda Âişe, Attâb b. Esîd ve İbn Abbâs’tan da rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Hars (mahsul tahmini) konusunda ilim ehlinin çoğunluğu katında amel, Sehl b. Ebî Hasme hadisi üzerinedir. Ahmed ve İshâk, Sehl b. Ebî Hasme hadisiyle (amel edilir) derler. Hars (takdir) şudur: Hurma ve üzüm gibi kendisinde zekât olan meyveler olgunlaştığı zaman, sultan (devlet başkanı), onlara (mahsulü) takdir edecek bir tahminci (hâris) gönderir. Hars (işlemi şöyledir): Bu işten anlayan kişi bakar ve: ‘Bundan şu kadar kuru üzüm, şundan şu kadar hurma çıkar’ der ve bunu onlara sayar (kaydeder). Bunun öşür (zekât) miktarını hesaplar ve aleyhlerine (zimmetlerine) yazar. Sonra onları meyveleriyle baş başa bırakır, (onlar da) dilediklerini yaparlar. Meyveler (toplanıp) kuruduğu zaman onlardan öşrü (zekâtı) alınır. Bazı ilim ehli bunu böyle tefsir etmişlerdir. Mâlik, Şâfiî, Ahmed ve İshâk da böyle söylerler.

644. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَمْرٍو، مُسْلِمُ بْنُ عَمْرٍو الْحَذَّاءُ الْمَدَنِيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نَافِعٍ الصَّائِغُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ صَالِحٍ التَّمَّارِ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ عَتَّابِ بْنِ أَسِيدٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَبْعَثُ عَلَى النَّاسِ مَنْ يَخْرُصُ عَلَيْهِمْ كُرُومَهُمْ وَثِمَارَهُمْ ‏.‏ وَبِهَذَا الإِسْنَادِ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي زَكَاةِ الْكُرُومِ ‏ "‏ إِنَّهَا تُخْرَصُ كَمَا يُخْرَصُ النَّخْلُ ثُمَّ تُؤَدَّى زَكَاتُهُ زَبِيبًا كَمَا تُؤَدَّى زَكَاةُ النَّخْلِ تَمْرًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى ابْنُ جُرَيْجٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ ‏.‏ وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَقَالَ حَدِيثُ ابْنِ جُرَيْجٍ غَيْرُ مَحْفُوظٍ وَحَدِيثُ ابْنِ الْمُسَيَّبِ عَنْ عَتَّابِ بْنِ أَسِيدٍ أَثْبَتُ وَأَصَحُّ ‏.‏

Bize Ebû Amr Müslim b. Amr el-Hazzâ el-Medenî anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Nâfi’ es-Sâiğ anlattı; Muhammed b. Sâlih et-Temmâr’dan; İbn Şihâb’dan; Saîd b. el-Müseyyeb’den; Attâb b. Esîd’den (rivayetle) ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, insanların üzerine, üzüm bağlarını ve meyvelerini tahmin edecek (hars edecek) birini gönderirdi. Ve yine bu isnatla (rivayet edildiğine göre) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bağların (üzümlerin) zekâtı hakkında şöyle buyurdu: “Hurmalıkların tahmin edildiği gibi (bağlar da) tahmin edilir. Sonra hurmalığın zekâtının kuru hurma olarak ödendiği gibi, bunun zekâtı da kuru üzüm olarak ödenir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. İbn Cüreyc bu hadisi İbn Şihâb’dan, (o) Urve’den, (o) Âişe’den rivayet etmiştir. Muhammed’e (Buhârî’ye) bu hadisi sordum. Dedi ki: “İbn Cüreyc’in hadisi mahfuz değildir. İbnü’l-Müseyyeb’in Attâb b. Esîd’den hadisi daha sabit ve daha sahihtir.”

645. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ خَالِدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ الْعَامِلُ عَلَى الصَّدَقَةِ بِالْحَقِّ كَالْغَازِي فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى بَيْتِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَيَزِيدُ بْنُ عِيَاضٍ ضَعِيفٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ ‏.‏ وَحَدِيثُ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ أَصَحُّ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî’ anlattı; dedi ki: Bize Yezîd b. Hârûn anlattı; (dedi ki): Bize Yezîd b. İyâz haber verdi; Âsım b. Ömer b. Katâde’den. (H) Yine bize Muhammed b. İsmâîl anlattı; dedi ki: Bize Ahmed b. Hâlid anlattı; Muhammed b. İshâk’tan; Âsım b. Ömer b. Katâde’den; Mahmûd b. Lebîd’den; Râfi’ b. Hadîc’den (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Sadaka (zekât) üzerinde hak ile çalışan (memur), evine dönünceye kadar Allah yolunda gazada olan gibidir.” Ebû Îsâ dedi ki: Râfi’ b. Hadîc hadisi hasen sahih bir hadistir. Yezîd b. İyâz, hadis ehli katında zayıftır. Muhammed b. İshâk’ın hadisi daha sahihtir.

646. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ سِنَانٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْمُعْتَدِي فِي الصَّدَقَةِ كَمَانِعِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَنَسٍ حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَقَدْ تَكَلَّمَ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ فِي سَعْدِ بْنِ سِنَانٍ ‏.‏ وَهَكَذَا يَقُولُ اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ عَنْ سَعْدِ بْنِ سِنَانٍ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ‏.‏ وَيَقُولُ عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ وَابْنُ لَهِيعَةَ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ عَنْ سِنَانِ بْنِ سَعْدٍ عَنْ أَنَسٍ ‏.‏ قَالَ وَسَمِعْتُ مُحَمَّدًا يَقُولُ وَالصَّحِيحُ سِنَانُ بْنُ سَعْدٍ ‏.‏ وَقَوْلُهُ ‏"‏ الْمُعْتَدِي فِي الصَّدَقَةِ كَمَانِعِهَا ‏"‏ يَقُولُ عَلَى الْمُعْتَدِي مِنَ الإِثْمِ كَمَا عَلَى الْمَانِعِ إِذَا مَنَعَ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys anlattı; Yezîd b. Ebî Habîb’den; Sa’d b. Sinân’dan; Enes b. Mâlik’ten (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sadakada (zekâtı toplarken) haddi aşan (zalim tahsildar), onu vermeyen (cimri) gibidir.” Bu konuda İbn Ömer, Ümmü Seleme ve Ebû Hureyre’den de rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Enes hadisi bu vecihten garip bir hadistir. Ahmed b. Hanbel, Sa’d b. Sinân hakkında (zayıflığına dair) konuşmuştur. Leys b. Sa’d; Yezîd b. Ebî Habîb’den, Sa’d b. Sinân’dan, Enes b. Mâlik’ten diyerek böyle söyler. Amr b. el-Hâris ve İbn Lehîa ise; Yezîd b. Ebî Habîb’den, Sinân b. Sa’d’dan, Enes’ten (diye) söylerler. (Tirmizî) dedi ki: Muhammed’i (Buhârî’yi) şöyle derken işittim: “Doğrusu Sinân b. Sa’d’dır.” (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in): “Sadakada haddi aşan, onu vermeyen gibidir” sözünün manası şudur: (Haddi aşan) saldırgan tahsildar, günah bakımından, zekâtı vermeyen (veya engel olan) kişi gibidir.

647. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ مُجَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَرِيرٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَتَاكُمُ الْمُصَدِّقُ فَلاَ يُفَارِقَنَّكُمْ إِلاَّ عَنْ رِضًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Yezîd haber verdi; Mücâlid’den; Şa’bî’den; Cerîr’den (rivayetle); dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Tahsildar (musaddık) size geldiği zaman, ancak (sizden) razı olmuş bir şekilde ayrılsın.”

648. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَمَّارٍ الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ دَاوُدَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَرِيرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ دَاوُدَ عَنِ الشَّعْبِيِّ، أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ مُجَالِدٍ ‏.‏ وَقَدْ ضَعَّفَ مُجَالِدًا بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ وَهُوَ كَثِيرُ الْغَلَطِ ‏.‏

Bize Ebû Ammâr el-Huseyn b. Hureys anlattı; dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Dâvûd’dan; Şa’bî’den; Cerîr’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (rivayetle) onun benzerini (anlattı). Ebû Îsâ dedi ki: Dâvûd’un Şa’bî’den hadisi, Mücâlid’in hadisinden daha sahihtir. Bazı ilim ehli Mücâlid’i zayıf saymıştır; o çok hata yapan biridir.

649. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنْ أَشْعَثَ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا مُصَدِّقُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخَذَ الصَّدَقَةَ مِنْ أَغْنِيَائِنَا فَجَعَلَهَا فِي فُقَرَائِنَا وَكُنْتُ غُلاَمًا يَتِيمًا فَأَعْطَانِي مِنْهَا قَلُوصًا ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي جُحَيْفَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Ali b. Saîd el-Kindî el-Kûfî anlattı; dedi ki: Bize Hafs b. Gıyâs anlattı; Eş’as’tan; Avn b. Ebî Cuhayfe’den; babasından (rivayetle); dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in tahsildarı (musaddıkı) bize geldi. Zekâtı zenginlerimizden aldı ve onu fakirlerimize dağıttı. Ben (o zaman) yetim bir çocuktum; bana ondan (zekât malından) bir dişi deve (kalûs) verdi. Bu konuda İbn Abbâs’tan da rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Cuhayfe hadisi hasen bir hadistir.

650. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، - قَالَ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، وَقَالَ، عَلِيٌّ أَخْبَرَنَا شَرِيكٌ، وَالْمَعْنَى، وَاحِدٌ، عَنْ حَكِيمِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ سَأَلَ النَّاسَ وَلَهُ مَا يُغْنِيهِ جَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمَسْأَلَتُهُ فِي وَجْهِهِ خُمُوشٌ أَوْ خُدُوشٌ أَوْ كُدُوحٌ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا يُغْنِيهِ قَالَ ‏"‏ خَمْسُونَ دِرْهَمًا أَوْ قِيمَتُهَا مِنَ الذَّهَبِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ ابْنِ مَسْعُودٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَقَدْ تَكَلَّمَ شُعْبَةُ فِي حَكِيمِ بْنِ جُبَيْرٍ مِنْ أَجْلِ هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏

Bize Kuteybe ve Ali b. Hucr anlattılar. —Kuteybe “Bize Şerîk anlattı” dedi, Ali ise “Bize Şerîk haber verdi” dedi; mana birdir—; Hakîm b. Cübeyr’den; Muhammed b. Abdurrahman b. Yezîd’den; babasından; Abdullah b. Mes’ûd’dan (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim kendisini müstağni kılacak (yetip artacak) bir şeyi olduğu halde insanlardan (dilencilik yaparak) isterse; kıyamet günü, yaptığı dilencilik yüzünde tırmalanmış, yaralanmış veya soyulmuş izler olarak gelir.” “Ey Allah’ın Resûlü! Onu müstağni kılacak miktar nedir?” denildi. Buyurdu ki: “Elli dirhem veya onun değerinde altın(dır).” Bu konuda Abdullah b. Amr’dan da rivayet vardır. Ebû Îsâ dedi ki: İbn Mes’ûd hadisi hasen bir hadistir. Şu’be, bu hadisten dolayı Hakîm b. Cübeyr hakkında (aleyhte) konuşmuştur.

651. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حَكِيمِ بْنِ جُبَيْرٍ، بِهَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ صَاحِبُ شُعْبَةَ لَوْ غَيْرُ حَكِيمٍ حَدَّثَ بِهَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ سُفْيَانُ وَمَا لِحَكِيمٍ لاَ يُحَدِّثُ عَنْهُ شُعْبَةُ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ سُفْيَانُ سَمِعْتُ زُبَيْدًا يُحَدِّثُ بِهَذَا عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ بَعْضِ أَصْحَابِنَا وَبِهِ يَقُولُ الثَّوْرِيُّ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏ قَالُوا إِذَا كَانَ عِنْدَ الرَّجُلِ خَمْسُونَ دِرْهَمًا لَمْ تَحِلَّ لَهُ الصَّدَقَةُ ‏.‏ قَالَ وَلَمْ يَذْهَبْ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ إِلَى حَدِيثِ حَكِيمِ بْنِ جُبَيْرٍ وَوَسَّعُوا فِي هَذَا وَقَالُوا إِذَا كَانَ عِنْدَهُ خَمْسُونَ دِرْهَمًا أَوْ أَكْثَرُ وَهُوَ مُحْتَاجٌ فَلَهُ أَنْ يَأْخُذَ مِنَ الزَّكَاةِ وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ وَغَيْرِهِ مِنْ أَهْلِ الْفِقْهِ وَالْعِلْمِ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Âdem anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; Hakîm b. Cübeyr’den; bu hadisi (rivayet etti). Şu’be’nin arkadaşı Abdullah b. Osmân ona (Süfyân’a): “Bu hadisi Hakîm’den başkası rivayet etseydi (keşke)” dedi. Süfyân ona: “Hakîm’in neyi var ki? Şu’be ondan hadis rivayet etmiyor mu?” dedi. O da: “Evet (ediyor)” dedi. Süfyân dedi ki: “Zübeyd’i, bu hadisi Muhammed b. Abdurrahman b. Yezîd’den rivayet ederken işittim.” Bazı arkadaşlarımızın (mezhepdaşlarımızın) katında amel buna göredir. Sevrî, Abdullah b. el-Mübârek, Ahmed ve İshâk da böyle derler. Dediler ki: “Kişinin yanında elli dirhemi varsa, ona sadaka (zekât) helal olmaz.” İlim ehlinden bazıları ise Hakîm b. Cübeyr hadisine gitmemişler ve bu konuda (hükmü) geniş tutmuşlardır. Onlar dediler ki: “Yanında elli dirhem veya daha fazlası olsa bile, eğer muhtaç ise zekâttan alabilir.” Bu, Şâfiî’nin ve fıkıh ve ilim ehlinden başkalarının kavlidir.

652. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ سَعِيدٍ، ح وَحَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ رَيْحَانَ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لاَ تَحِلُّ الصَّدَقَةُ لِغَنِيٍّ وَلاَ لِذِي مِرَّةٍ سَوِيٍّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَحُبْشِيِّ بْنِ جُنَادَةَ وَقَبِيصَةَ بْنِ مُخَارِقٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى شُعْبَةُ عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ هَذَا الْحَدِيثَ بِهَذَا الإِسْنَادِ وَلَمْ يَرْفَعْهُ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ فِي غَيْرِ هَذَا الْحَدِيثِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تَحِلُّ الْمَسْأَلَةُ لِغَنِيٍّ وَلاَ لِذِي مِرَّةٍ سَوِيٍّ ‏"‏ ‏.‏ وَإِذَا كَانَ الرَّجُلُ قَوِيًّا مُحْتَاجًا وَلَمْ يَكُنْ عِنْدَهُ شَيْءٌ فَتُصُدِّقَ عَلَيْهِ أَجْزَأَ عَنِ الْمُتَصَدِّقِ عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ وَوَجْهُ هَذَا الْحَدِيثِ عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ عَلَى الْمَسْأَلَةِ ‏.‏

Bize Ebû Bekr Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Ebû Dâvûd et-Tayâlisî anlattı; dedi ki: Bize Süfyân b. Saîd anlattı. Yine (H) bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Abdürrezzâk anlattı; dedi ki: Bize Süfyân haber verdi; Sa'd b. İbrâhim'den; Reyhân b. Yezîd'den; Abdullâh b. Amr'dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; dedi ki: “Sadaka, zengine ve azaları tam, güçlü kuvvetli kimseye helal değildir.” Dedi ki: Bu konuda Ebû Hureyre, Hubşî b. Cünâde ve Kabîsa b. Muhârik'ten de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Abdullâh b. Amr hadisi hasen hadistir. Şu'be bu hadisi Sa'd b. İbrâhim'den bu isnatla rivayet etmiş ve onu (Nebi'ye) ref etmemiştir. Bu hadisin gayrısında Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle rivayet edilmiştir: “İstemek (dilenmek), zengine ve azaları tam, güçlü kuvvetli kimseye helal değildir.” Bir adam güçlü kuvvetli olup da muhtaç olursa ve yanında hiçbir şeyi bulunmazsa, kendisine sadaka verildiğinde, ilim ehline göre (bu sadaka) veren kişi adına (yerine gelmiş) sayılır. Bazı ilim ehline göre bu hadisin vechi (yorumlanış biçimi) “istemek” (dilenmek) üzerinedir.

653. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُجَالِدٍ، عَنْ عَامِرٍ الشَّعْبِيِّ، عَنْ حُبْشِيِّ بْنِ جُنَادَةَ السَّلُولِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهُوَ وَاقِفٌ بِعَرَفَةَ أَتَاهُ أَعْرَابِيٌّ فَأَخَذَ بِطَرَفِ رِدَائِهِ فَسَأَلَهُ إِيَّاهُ فَأَعْطَاهُ وَذَهَبَ فَعِنْدَ ذَلِكَ حَرُمَتِ الْمَسْأَلَةُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ الْمَسْأَلَةَ لاَ تَحِلُّ لِغَنِيٍّ وَلاَ لِذِي مِرَّةٍ سَوِيٍّ إِلاَّ لِذِي فَقْرٍ مُدْقِعٍ أَوْ غُرْمٍ مُفْظِعٍ وَمَنْ سَأَلَ النَّاسَ لِيُثْرِيَ بِهِ مَالَهُ كَانَ خُمُوشًا فِي وَجْهِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَرَضْفًا يَأْكُلُهُ مِنْ جَهَنَّمَ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُقِلَّ وَمَنْ شَاءَ فَلْيُكْثِرْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Alî b. Saîd el-Kindî anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahîm b. Süleyman anlattı; Mücâlid'den; Âmir eş-Şa'bî'den; Hubşî b. Cünâde es-Selûlî'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i Vedâ Haccı'nda Arafat'ta vakfe yaparken işittim. O sırada O'na bir bedevî geldi ve ridasının ucundan tutup O'ndan (bir şeyler) istedi. (Resûlullah) ona verdi ve (adam) gitti. İşte o sırada istemek (dilenmek) haram kılındı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İstemek (dilenmek), zengine ve azaları tam, güçlü kuvvetli kimseye helal değildir; ancak yere yapıştıran (şiddetli) fakirlik veya altından kalkılamayacak ağır borç müstesna. Kim malını çoğaltmak için insanlardan isterse, bu (yaptığı), Kıyamet Günü yüzünde tırmalamalar ve Cehennemden yiyeceği kızgın taşlar olacaktır. Artık dileyen az yapsın, dileyen çok yapsın.”

654. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحِيمِ بْنِ سُلَيْمَانَ، نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Âdem anlattı; Abdurrahîm b. Süleyman'dan; (bir önceki hadisin) benzerini (rivayet etti). Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu veçhiyle gariptir.

655. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ أُصِيبَ رَجُلٌ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي ثِمَارٍ ابْتَاعَهَا فَكَثُرَ دَيْنُهُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تَصَدَّقُوا عَلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ فَتَصَدَّقَ النَّاسُ عَلَيْهِ فَلَمْ يَبْلُغْ ذَلِكَ وَفَاءَ دَيْنِهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِغُرَمَائِهِ ‏"‏ خُذُوا مَا وَجَدْتُمْ وَلَيْسَ لَكُمْ إِلاَّ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَجُوَيْرِيَةَ وَأَنَسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي سَعِيدٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys anlattı; Bükeyr b. Abdullâh b. el-Eşecc'den; İyâd b. Abdullâh'tan; Ebû Saîd el-Hudrî'den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında bir adam, satın aldığı meyvelerde (meydana gelen afet yüzünden) zarara uğradı ve borcu çoğaldı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Ona sadaka verin!’ buyurdu. İnsanlar ona sadaka verdiler; fakat bu (toplanan miktar), borcunu ödemeye yetmedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem alacaklılarına: ‘Bulduğunuzu alın, sizin için bundan başkası yoktur’ buyurdu.” Dedi ki: Bu konuda Âişe, Cüveyriye ve Enes'ten de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Saîd hadisi hasen sahihtir.

656. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَيُوسُفُ بْنُ يَعْقُوبَ الضُّبَعِيُّ السَّدُوسِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أُتِيَ بِشَيْءٍ سَأَلَ ‏ "‏ أَصَدَقَةٌ هِيَ أَمْ هَدِيَّةٌ ‏"‏ ‏.‏ فَإِنْ قَالُوا صَدَقَةٌ لَمْ يَأْكُلْ وَإِنْ قَالُوا هَدِيَّةٌ أَكَلَ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ سَلْمَانَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَنَسٍ وَالْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ وَأَبِي عَمِيرَةَ جَدُّ مُعَرَّفِ بْنِ وَاصِلٍ وَاسْمُهُ رُشَيْدُ بْنُ مَالِكٍ وَمَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَأَبِي رَافِعٍ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَلْقَمَةَ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ أَيْضًا عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَلْقَمَةَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي عَقِيلٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَجَدُّ بَهْزِ بْنِ حَكِيمٍ اسْمُهُ مُعَاوِيَةُ بْنُ حَيْدَةَ الْقُشَيْرِيُّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ بَهْزِ بْنِ حَكِيمٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Mekkî b. İbrâhim ve Yûsuf b. Ya'kûb ed-Dubaî es-Sadûsî anlattılar; dediler ki: Bize Behz b. Hakîm anlattı; babasından; dedesinden; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir şey getirildiği zaman sorardı: ‘Bu sadaka mı yoksa hediye mi?’ Eğer ‘Sadaka’ derlerse yemezdi. Eğer ‘Hediye’ derlerse yerdi.” Dedi ki: Bu konuda Selmân, Ebû Hureyre, Enes, Hasan b. Alî, Muarrif b. Vâsıl'ın dedesi Ebû Amîre -ki adı Rüşeyd b. Mâlik'tir-, Meymûn b. Mihrân, İbn Abbâs, Abdullâh b. Amr, Ebû Râfi' ve Abdurrahman b. Alkame'den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis ayrıca Abdurrahman b. Alkame aracılığıyla Abdurrahman b. Ebî Akîl'den; (o da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet edilmiştir. Behz b. Hakîm'in dedesinin adı Muâviye b. Hayde el-Kuşeyrî'dir. Ebû Îsâ dedi ki: Behz b. Hakîm hadisi hasen gariptir.

657. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنِ ابْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، رضى الله عنه أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ رَجُلاً مِنْ بَنِي مَخْزُومٍ عَلَى الصَّدَقَةِ فَقَالَ لأَبِي رَافِعٍ اصْحَبْنِي كَيْمَا تُصِيبَ مِنْهَا ‏.‏ فَقَالَ لاَ ‏.‏ حَتَّى آتِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَسْأَلَهُ ‏.‏ فَانْطَلَقَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ فَقَالَ ‏ "‏ إِنَّ الصَّدَقَةَ لاَ تَحِلُّ لَنَا وَإِنَّ مَوَالِيَ الْقَوْمِ مِنْ أَنْفُسِهِمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَأَبُو رَافِعٍ مَوْلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اسْمُهُ أَسْلَمُ وَابْنُ أَبِي رَافِعٍ هُوَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي رَافِعٍ كَاتِبُ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ رضى الله عنه ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; Hakem'den; İbn Ebî Râfi'den; Ebû Râfi' radıyallahu anh'tan; (naklettiğine göre): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Benî Mahzûm'dan bir adamı zekât toplamak üzere gönderdi. (O adam) Ebû Râfi'e: “Benimle gel ki ondan (zekât malından) payına düşeni alasın” dedi. (Ebû Râfi'): “Hayır, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidip O'na sormadıkça (bunu yapmam)” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gitti ve O'na sordu. (Resûlullah) buyurdu ki: “Şüphesiz sadaka bize helal değildir. Ve bir kavmin azatlıları da onlardan (sayılır).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in azatlısı Ebû Râfi'in adı Eslem'dir. İbn Ebî Râfi' ise Ubeydullâh b. Ebî Râfi'dir ve o, Alî b. Ebî Tâlib radıyallahu anh'ın kâtibidir.

658. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ، عَنِ الرَّبَابِ، عَنْ عَمِّهَا، سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِذَا أَفْطَرَ أَحَدُكُمْ فَلْيُفْطِرْ عَلَى تَمْرٍ فَإِنَّهُ بَرَكَةٌ فَإِنْ لَمْ يَجِدْ تَمْرًا فَالْمَاءُ فَإِنَّهُ طَهُورٌ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ الصَّدَقَةُ عَلَى الْمِسْكِينِ صَدَقَةٌ وَهِيَ عَلَى ذِي الرَّحِمِ ثِنْتَانِ صَدَقَةٌ وَصِلَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ زَيْنَبَ امْرَأَةِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَجَابِرٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَالرَّبَابُ هِيَ أُمُّ الرَّائِحِ بِنْتُ صُلَيْعٍ ‏.‏ وَهَكَذَا رَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ عَنْ عَاصِمٍ عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ عَنِ الرَّبَابِ عَنْ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ وَرَوَى شُعْبَةُ عَنْ عَاصِمٍ عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ عَنْ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنِ الرَّبَابِ ‏.‏ وَحَدِيثُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَابْنِ عُيَيْنَةَ أَصَحُّ ‏.‏ وَهَكَذَا رَوَى ابْنُ عَوْنٍ وَهِشَامُ بْنُ حَسَّانَ عَنْ حَفْصَةَ بِنْتِ سِيرِينَ عَنِ الرَّبَابِ عَنْ سَلْمَانَ بْنِ عَامِرٍ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Âsım el-Ahvel'den; Hafsa bint Sîrîn'den; er-Rebâb'dan; amcası Selmân b. Âmir'den; (o da hadisi) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştırarak; dedi ki: “Sizden biriniz iftar edeceği zaman hurma ile iftar etsin; çünkü o berekettir. Eğer hurma bulamazsa su ile (iftar etsin); çünkü o temizleyicidir.” Ve (yine) şöyle buyurdu: “Miskine (muhtaca) verilen sadaka bir sadakadır. Akrabaya verilen ise iki (sevap)tır: Sadaka ve sıla (akrabalık bağını gözetme).” Dedi ki: Bu konuda Abdullâh b. Mes'ûd'un karısı Zeyneb, Câbir ve Ebû Hureyre'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Selmân b. Âmir hadisi hasen hadistir. Er-Rebâb; Ümmü'r-Râih bint Süley'dir. Süfyân es-Sevrî de bu hadisi Âsım'dan; Hafsa bint Sîrîn'den; er-Rebâb'dan; Selmân b. Âmir'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu hadisin benzeri şekilde rivayet etmiştir. Şu'be ise; Âsım'dan; Hafsa bint Sîrîn'den; Selmân b. Âmir'den (rivayet etmiş) ve bu isnatta er-Rebâb'ı zikretmemiştir. Süfyân es-Sevrî ve İbn Uyeyne'nin hadisi daha sahihtir. İbn Avn ve Hişâm b. Hassân da; Hafsa bint Sîrîn'den; er-Rebâb'dan; Selmân b. Âmir'den bu şekilde rivayet etmişlerdir.

659. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ مَدُّويَهْ، حَدَّثَنَا الأَسْوَدُ بْنُ عَامِرٍ، عَنْ شَرِيكٍ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، قَالَتْ سَأَلْتُ أَوْ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الزَّكَاةِ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ فِي الْمَالِ لَحَقًّا سِوَى الزَّكَاةِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ الَّتِي فِي الْبَقَرَةِ ‏(‏ لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ ‏)‏ الآيَةَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ahmed b. Meddûyeh anlattı; dedi ki: Bize Esved b. Âmir anlattı; Şerîk'ten; Ebû Hamza'dan; Şa'bî'den; Fâtıma bint Kays'tan; dedi ki: Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e zekât hakkında sordum -veya O'na soruldu-. Buyurdu ki: “Şüphesiz malda zekâttan başka da hak vardır.” Sonra Bakara (Sûresi)'nde bulunan şu ayeti okudu: { لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ } “İyilik, yüzlerinizi (doğu ve batı tarafına) çevirmeniz değildir...” (Bakara: 177).

660. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الطُّفَيْلِ، عَنْ شَرِيكٍ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ عَامِرٍ الشَّعْبِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ فِي الْمَالِ حَقًّا سِوَى الزَّكَاةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ إِسْنَادُهُ لَيْسَ بِذَاكَ ‏.‏ وَأَبُو حَمْزَةَ مَيْمُونٌ الأَعْوَرُ يُضَعَّفُ ‏.‏ وَرَوَى بَيَانٌ وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ سَالِمٍ عَنِ الشَّعْبِيِّ هَذَا الْحَدِيثَ قَوْلَهُ وَهَذَا أَصَحُّ ‏.‏

Bize Abdullâh b. Abdurrahman anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. et-Tufeyl haber verdi; Şerîk'ten; Ebû Hamza'dan; Âmir eş-Şa'bî'den; Fâtıma bint Kays'tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; (naklettiğine göre) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz malda zekâttan başka da hak vardır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisin isnadı o kadar (sağlam) değildir. Ebû Hamza Meymûn el-A'ver zayıf sayılır. Beyân ve İsmâîl b. Sâlim bu hadisi Şa'bî'den onun (kendi) sözü olarak rivayet etmişlerdir ki; bu daha sahihtir.

661. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا تَصَدَّقَ أَحَدٌ بِصَدَقَةٍ مِنْ طَيِّبٍ وَلاَ يَقْبَلُ اللَّهُ إِلاَّ الطَّيِّبَ إِلاَّ أَخَذَهَا الرَّحْمَنُ بِيَمِينِهِ وَإِنْ كَانَتْ تَمْرَةً تَرْبُو فِي كَفِّ الرَّحْمَنِ حَتَّى تَكُونَ أَعْظَمَ مِنَ الْجَبَلِ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ أَوْ فَصِيلَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَعَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ وَأَنَسٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى وَحَارِثَةَ بْنِ وَهْبٍ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَبُرَيْدَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys anlattı; Saîd b. Ebî Saîd el-Makburî'den; Saîd b. Yesâr'dan; Ebû Hureyre'den işittiğine göre şöyle diyordu: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kim helal (kazancın)dan bir sadaka verirse -ki Allah sadece helal olanı kabul eder- Rahmân onu sağ eliyle alır. Eğer o (sadaka) bir hurma bile olsa, Rahmân'ın avucunda, sizden birinizin tayını veya deve yavrusunu büyüttüğü gibi, dağdan daha büyük oluncaya kadar büyür.” Dedi ki: Bu konuda Âişe, Adî b. Hâtim, Enes, Abdullâh b. Ebî Evfâ, Hârise b. Vehb, Abdurrahman b. Avf ve Büreyde'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hureyre hadisi hasen sahihtir.

662. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ يَقْبَلُ الصَّدَقَةَ وَيَأْخُذُهَا بِيَمِينِهِ فَيُرَبِّيهَا لأَحَدِكُمْ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ مُهْرَهُ حَتَّى إِنَّ اللُّقْمَةَ لَتَصِيرُ مِثْلَ أُحُدٍ ‏"‏ ‏.‏ وَتَصْدِيقُ ذَلِكَ فِي كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏(‏وهُوَ الَّذِي يَقبَلُ التَّوبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ‏)‏ ويَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ‏‏ ‏(يَمْحَقُ الله الرَّبَا ويُرْبِي الصَّدَقَاتِ‏)‏‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى: هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ. وَقَدْ رُوِيَ عَنْ عَائِشَةَ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَحْوُ هَذَا. وَقَدْ قَالَ غَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي هَذَا الْحَدِيثِ وَمَا يُشْبِهُ هَذَا مِنَ الرِّوَايَاتِ مِنَ الصِّفَاتِ وَنُزُولِ الرَّبِّ تَبَارَكَ وَتَعَالَى كُلَّ لَيْلَةٍ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا قَالُوا قَدْ تَثْبُتُ الرِّوَايَاتُ فِي هَذَا وَيُؤْمَنُ بِهَا وَلاَ يُتَوَهَّمُ وَلاَ يُقَالُ كَيْفَ هَكَذَا رُوِيَ عَنْ مَالِكٍ وَسُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ أَنَّهُمْ قَالُوا فِي هَذِهِ الأَحَادِيثِ أَمِرُّوهَا بِلاَ كَيْفٍ. وَهَكَذَا قَوْلُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَهْلِ السُّنَّةِ وَالْجَمَاعَةِ. وَأَمَّا الْجَهْمِيَّةُ فَأَنْكَرَتْ هَذِهِ الرِّوَايَاتِ وَقَالُوا هَذَا تَشْبِيهٌ. وَقَدْ ذَكَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي غَيْرِ مَوْضِعٍ مِنْ كِتَابِهِ الْيَدَ وَالسَّمْعَ وَالْبَصَرَ فَتَأَوَّلَتِ الْجَهْمِيَّةُ هَذِهِ الآيَاتِ فَفَسَّرُوهَا عَلَى غَيْرِ مَا فَسَّرَ أَهْلُ الْعِلْمِ وَقَالُوا إِنَّ اللَّهَ لَمْ يَخْلُقْ آدَمَ بِيَدِهِ. وَقَالُوا إِنَّ مَعْنَى الْيَدِ هَاهُنَا الْقُوَّةُ. وَقَالَ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ إِنَّمَا يَكُونُ التَّشْبِيهُ إِذَا قَالَ يَدٌ كَيَدٍ أَوْ مِثْلُ يَدٍ أَوْ سَمْعٌ كَسَمْعٍ أَوْ مِثْلُ سَمْعٍ. فَإِذَا قَالَ سَمْعٌ كَسَمْعٍ أَوْ مِثْلُ سَمْعٍ فَهَذَا التَّشْبِيهُ وَأَمَّا إِذَا قَالَ كَمَا قَالَ اللَّهُ تَعَالَى يَدٌ وَسَمْعٌ وَبَصَرٌ وَلاَ يَقُولُ كَيْفَ وَلاَ يَقُولُ مِثْلُ سَمْعٍ وَلاَ كَسَمْعٍ فَهَذَا لاَ يَكُونُ تَشْبِيهًا وَهُوَ كَمَا قَالَ اللَّهُ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ: {لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ}

Bize Ebû Küreyb Muhammed b. el-Alâ anlattı; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; dedi ki: Bize Abbâd b. Mansûr anlattı; dedi ki: Bize Kâsım b. Muhammed anlattı; dedi ki: Ebû Hureyre'den işittim, şöyle diyordu: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Şüphesiz Allah sadakayı kabul eder ve onu sağ eliyle alır. Onu, sizden birinizin tayını büyüttüğü gibi sahibi için büyütür. Hatta bir lokma, Uhud (dağı) gibi olur.” Bunun tasdiki Allah azze ve celle'nin Kitabı'ndadır: { هُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ } “Kullarından tövbeyi kabul eden O'dur...” ve sadakaları alır (Tevbe: 104). { يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ } “Allah faizi mahveder, sadakaları ise bereketlendirir” (Bakara: 276). Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadisin benzeri Âişe aracılığıyla Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den de rivayet edilmiştir. İlim ehlinden birçok kişi bu hadis ve (Allah'ın) sıfatları ile Rabb tebâreke ve teâlâ'nın her gece dünya semasına inmesi hakkındaki rivayetlerin benzerleri hakkında şöyle demişlerdir: “Bu konudaki rivayetler sabit olmuştur; bunlara iman edilir, vehme kapılınmaz ve ‘Nasıldır?’ denilmez.” Mâlik, Süfyân b. Uyeyne ve Abdullâh b. el-Mübârek'ten rivayet edildiğine göre, onlar bu hadisler hakkında şöyle demişlerdir: “Bunları (nasıllığını sormadan, oldukları gibi) geldiği şekilde geçiniz.” Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'ten olan ilim ehlinin görüşü budur. Cehmiyye ise bu rivayetleri inkâr etmiş ve: “Bu teşbihtir” demişlerdir. Oysa Allah azze ve celle Kitabı'nın birçok yerinde; el, işitme ve görme (sıfatlarını) zikretmiştir. Cehmiyye ise bu ayetleri tevil etmiş ve ilim ehlinin tefsir ettiğinden başka bir şekilde tefsir ederek: “Allah Adem'i eliyle yaratmamıştır” ve “Buradaki elin manası kuvvettir” demişlerdir. İshâk b. İbrâhim dedi ki: “Teşbih ancak; ‘El gibi el’, ‘El benzeri el’ veya ‘İşitme gibi işitme’, ‘İşitme benzeri işitme’ denildiği zaman olur. Eğer ‘İşitme gibi işitme’ veya ‘İşitme benzeri’ derse bu teşbihtir. Ama Allah teâlâ'nın buyurduğu gibi; keyfiyet (nasıllık) belirtmeden ve ‘şu işitme gibi’ veya ‘şuna benzer’ demeden sadece ‘El, İşitme, Görme’ derse, bu teşbih olmaz. Bu, Allah teâlâ'nın Kitabı'nda buyurduğu gibidir: { لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ } “O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir” (Şûrâ: 11).”

663. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ مُوسَى، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الصَّوْمِ أَفْضَلُ بَعْدَ رَمَضَانَ فَقَالَ ‏"‏ شَعْبَانُ لِتَعْظِيمِ رَمَضَانَ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ فَأَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ ‏"‏ صَدَقَةٌ فِي رَمَضَانَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَصَدَقَةُ بْنُ مُوسَى لَيْسَ عِنْدَهُمْ بِذَاكَ الْقَوِيِّ ‏.‏

Bize Muhammed b. İsmâîl anlattı; dedi ki: Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; dedi ki: Bize Sadaka b. Mûsâ anlattı; Sâbit'ten; Enes'ten; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Ramazan'dan sonra hangi oruç daha faziletlidir?” diye soruldu. “Ramazan'ı tazim için (tutulan) Şaban (orucu)” buyurdu. “Hangi sadaka daha faziletlidir?” denildi. “Ramazan'da (verilen) sadaka” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir. Sadaka b. Mûsâ onların yanında o kadar kuvvetli değildir.

664. Hadis

حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ الْعَمِّيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عِيسَى الْخَزَّازُ الْبَصْرِيُّ، عَنْ يُونُسَ بْنِ عُبَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ الصَّدَقَةَ لَتُطْفِئُ غَضَبَ الرَّبِّ وَتَدْفَعُ مِيتَةَ السُّوءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Ukbe b. Mükrem el-Ammî el-Basrî anlattı; dedi ki: Bize Abdullâh b. Îsâ el-Hazzâz el-Basrî anlattı; Yûnus b. Ubeyd'den; Hasan'dan; Enes b. Mâlik'ten; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz sadaka, Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümü defeder.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu veçhiyle hasen gariptir.

665. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ بُجَيْدٍ، عَنْ جَدَّتِهِ أُمِّ بُجَيْدٍ، - وَكَانَتْ مِمَّنْ بَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - أَنَّهَا قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الْمِسْكِينَ لَيَقُومُ عَلَى بَابِي فَمَا أَجِدُ لَهُ شَيْئًا أُعْطِيهِ إِيَّاهُ ‏.‏ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنْ لَمْ تَجِدِي شَيْئًا تُعْطِينَهُ إِيَّاهُ إِلاَّ ظِلْفًا مُحْرَقًا فَادْفَعِيهِ إِلَيْهِ فِي يَدِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي أُمَامَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أُمِّ بُجَيْدٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys b. Sa'd anlattı; Saîd b. Ebî Saîd'den; Abdurrahman b. Büceyd'den; ninesi Ümmü Büceyd'den; -ki o Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat eden hanımlardandı- şöyle demiştir: “Ey Allah'ın Resûlü! Miskin (fakir) kapımda duruyor ve ona verecek bir şey bulamıyorum.” Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu: “Eğer ona verecek yanmış bir tırnaktan (hayvan paçasından) başka bir şey bulamazsan bile, onu eline tutuştur.” Dedi ki: Bu konuda Alî, Hüseyin b. Alî, Ebû Hureyre ve Ebû Ümâme'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Ümmü Büceyd hadisi hasen sahihtir.

666. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ أُمَيَّةَ، قَالَ أَعْطَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ حُنَيْنٍ وَإِنَّهُ لأَبْغَضُ الْخَلْقِ إِلَىَّ فَمَا زَالَ يُعْطِينِي حَتَّى إِنَّهُ لأَحَبُّ الْخَلْقِ إِلَىَّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ بِهَذَا أَوْ شِبْهِهِ فِي الْمُذَاكَرَةِ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ صَفْوَانَ رَوَاهُ مَعْمَرٌ وَغَيْرُهُ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ أَنَّ صَفْوَانَ بْنَ أُمَيَّةَ قَالَ أَعْطَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَكَأَنَّ هَذَا الْحَدِيثَ أَصَحُّ وَأَشْبَهُ إِنَّمَا هُوَ سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ أَنَّ صَفْوَانَ ‏.‏ وَقَدِ اخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي إِعْطَاءِ الْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ فَرَأَى أَكْثَرُ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنْ لاَ يُعْطَوْا ‏.‏ وَقَالُوا إِنَّمَا كَانُوا قَوْمًا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَتَأَلَّفُهُمْ عَلَى الإِسْلاَمِ حَتَّى أَسْلَمُوا ‏.‏ وَلَمْ يَرَوْا أَنْ يُعْطَوُا الْيَوْمَ مِنَ الزَّكَاةِ عَلَى مِثْلِ هَذَا الْمَعْنَى وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَأَهْلِ الْكُوفَةِ وَغَيْرِهِمْ وَبِهِ يَقُولُ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ مَنْ كَانَ الْيَوْمَ عَلَى مِثْلِ حَالِ هَؤُلاَءِ وَرَأَى الإِمَامُ أَنْ يَتَأَلَّفَهُمْ عَلَى الإِسْلاَمِ فَأَعْطَاهُمْ جَازَ ذَلِكَ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ ‏.‏

Bize Hasan b. Alî el-Hallâl anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Âdem anlattı; İbnü'l-Mübârek'ten; Yûnus b. Yezîd'den; Zührî'den; Saîd b. el-Müseyyeb'den; Safvân b. Ümeyye'den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Huneyn Günü bana (ganimet malından) verdi. Oysa O, (o zaman) bana yaratılmışların en sevimsizi idi. Bana vermeye o kadar devam etti ki, nihayet yaratılmışların bana en sevgilisi oldu.” Ebû Îsâ dedi ki: Hasan b. Alî bunu -veya benzerini- bana müzakere sırasında anlattı. Dedi ki: Bu konuda Ebû Saîd'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Safvân hadisini Ma'mer ve başkaları Zührî'den; Saîd b. el-Müseyyeb'den; “Safvân b. Ümeyye dedi ki...” (diyerek mürsel) şeklinde rivayet etmişlerdir. Sanki bu hadis daha sahih ve (gerçeğe) daha benzerdir. (Doğrusu) Saîd b. el-Müseyyeb'in Safvân'dan (nakletmesidir). İlim ehli, Müellefe-i Kulûb’a (kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlara) zekât verilmesi konusunda ihtilaf etmişlerdir. İlim ehlinin çoğu, onlara (günümüzde) verilmemesi görüşündedir. Dediler ki: “Onlar Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında, (Resûlullah'ın) Müslüman olmaları için kalplerini ısındırdığı bir topluluktu ve Müslüman oldular.” (Bu âlimler) bugün bu manada onlara zekâttan verilmesini uygun görmemişlerdir. Bu, Süfyân es-Sevrî, Kûfe ehli ve diğerlerinin görüşüdür. Ahmed ve İshâk da bu görüştedir. Bazıları ise demiştir ki: “Bugün kim onların durumunda olur da İmam (devlet başkanı) onun kalbini İslam'a ısındırmayı uygun görürse, ona vermesi caizdir.” Bu, Şâfiî'nin görüşüdür.

667. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنْتُ جَالِسًا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ أَتَتْهُ امْرَأَةٌ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ تَصَدَّقْتُ عَلَى أُمِّي بِجَارِيَةٍ وَإِنَّهَا مَاتَتْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَجَبَ أَجْرُكِ وَرَدَّهَا عَلَيْكِ الْمِيرَاثُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا كَانَ عَلَيْهَا صَوْمُ شَهْرٍ أَفَأَصُومُ عَنْهَا قَالَ ‏"‏ صُومِي عَنْهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا لَمْ تَحُجَّ قَطُّ أَفَأَحُجُّ عَنْهَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ حُجِّي عَنْهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَلاَ يُعْرَفُ هَذَا مِنْ حَدِيثِ بُرَيْدَةَ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَطَاءٍ ثِقَةٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ الرَّجُلَ إِذَا تَصَدَّقَ بِصَدَقَةٍ ثُمَّ وَرِثَهَا حَلَّتْ لَهُ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِنَّمَا الصَّدَقَةُ شَيْءٌ جَعَلَهَا لِلَّهِ فَإِذَا وَرِثَهَا فَيَجِبُ أَنْ يَصْرِفَهَا فِي مِثْلِهِ ‏.‏ وَرَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَزُهَيْرُ بْنُ مُعَاوِيَةَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَطَاءٍ ‏.‏

Bize Alî b. Hucr anlattı; dedi ki: Bize Alî b. Müshir anlattı; Abdullâh b. Atâ'dan; Abdullâh b. Büreyde'den; babasından; dedi ki: Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyordum. O sırada O'na bir kadın geldi ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Ben anneme bir cariye sadaka vermiştim. Annem vefat etti (ne yapayım)?” dedi. (Resûlullah): “Ecrin (sevabın) vacip oldu (kesinleşti) ve miras onu sana geri çevirdi” buyurdu. Kadın: “Ey Allah'ın Resûlü! Üzerinde bir aylık oruç (borcu) vardı, onun yerine oruç tutayım mı?” dedi. (Resûlullah): “Onun yerine oruç tut” buyurdu. Kadın: “Ey Allah'ın Resûlü! O hiç hac yapmamıştı, onun yerine hac yapayım mı?” dedi. (Resûlullah): “Evet, onun yerine hac yap” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadis, Büreyde hadisi olarak sadece bu veçhiyle bilinir. Abdullâh b. Atâ, hadis ehli yanında sika (güvenilir) biridir. İlim ehlinin çoğuna göre amel buna göredir; bir kimse bir sadaka verir, sonra (sadaka verdiği kişiye) mirasçı olursa, o mal ona helal olur. Bazıları ise şöyle demiştir: “Sadaka, Allah için (elden) çıkarılan bir şeydir. Eğer kişi ona mirasçı olursa, onu benzeri bir yere sarf etmesi gerekir.” Süfyân es-Sevrî ve Züheyr b. Muâviye, bu hadisi Abdullâh b. Atâ'dan rivayet etmişlerdir.

668. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ إِسْحَاقَ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنْ عُمَرَ، أَنَّهُ حَمَلَ عَلَى فَرَسٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ رَآهَا تُبَاعُ فَأَرَادَ أَنْ يَشْتَرِيَهَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَعُدْ فِي صَدَقَتِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ ‏.‏

Bize Hârûn b. İshâk el-Hemdânî anlattı; dedi ki: Bize Abdürrezzâk anlattı; Ma'mer'den; Zührî'den; Sâlim'den; İbn Ömer'den; Ömer'den; (naklettiğine göre): O (Ömer), Allah yolunda (cihad etmesi için birisine) bir at vermişti. Sonra o atın satılmakta olduğunu gördü ve onu satın almak istedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sadakana geri dönme” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehlinin çoğuna göre amel buna göredir.

669. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أُمِّي تُوُفِّيَتْ أَفَيَنْفَعُهَا إِنْ تَصَدَّقْتُ عَنْهَا قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَإِنَّ لِي مَخْرَفًا فَأُشْهِدُكَ أَنِّي قَدْ تَصَدَّقْتُ بِهِ عَنْهَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَبِهِ يَقُولُ أَهْلُ الْعِلْمِ ‏.‏ يَقُولُونَ لَيْسَ شَيْءٌ يَصِلُ إِلَى الْمَيِّتِ إِلاَّ الصَّدَقَةُ وَالدُّعَاءُ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ عَنْ عِكْرِمَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً ‏.‏ قَالَ وَمَعْنَى قَوْلِهِ إِنَّ لِي مَخْرَفًا ‏.‏ يَعْنِي بُسْتَانًا ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî' anlattı; dedi ki: Bize Ravh b. Ubâde anlattı; dedi ki: Bize Zekeriyyâ b. İshâk anlattı; dedi ki: Bana Amr b. Dînâr anlattı; İkrime'den; İbn Abbâs'tan; (naklettiğine göre): Bir adam: “Ey Allah'ın Resûlü! Annem vefat etti. Onun adına sadaka versem ona faydası olur mu?” dedi. (Resûlullah): “Evet” buyurdu. Adam: “Benim bir meyveliğim var. Sizi şahit tutuyorum ki ben onu, onun (annem) adına sadaka olarak verdim” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen hadistir. İlim ehli bu görüştedir. Derler ki: “Ölüye sadaka ve duadan başka hiçbir şey ulaşmaz.” Bazıları bu hadisi Amr b. Dînâr'dan; İkrime'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den mürsel olarak rivayet etmişlerdir. Dedi ki: (Hadiste geçen) “Makhraf” sözünün manası, “Bostan (bahçe)” demektir.

670. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا شُرَحْبِيلُ بْنُ مُسْلِمٍ الْخَوْلاَنِيُّ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ الْبَاهِلِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي خُطْبَتِهِ عَامَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ يَقُولُ ‏"‏ لاَ تُنْفِقُ امْرَأَةٌ شَيْئًا مِنْ بَيْتِ زَوْجِهَا إِلاَّ بِإِذْنِ زَوْجِهَا ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلاَ الطَّعَامُ قَالَ ‏"‏ ذَاكَ أَفْضَلُ أَمْوَالِنَا ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ وَأَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَعَائِشَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي أُمَامَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize İsmâîl b. Ayyâş anlattı; dedi ki: Bize Şurahbîl b. Müslim el-Havlânî anlattı; Ebû Ümâme el-Bâhilî'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i Vedâ Haccı senesindeki hutbesinde şöyle buyururken işittim: “Bir kadın, kocasının izni olmadan kocasının evinden hiçbir şey infak edemez (harcayamaz).” Denildi ki: “Ey Allah'ın Resûlü! Yemek de mi (veremez)?” Buyurdu ki: “O (yemek), mallarımızın en üstünüdür.” Dedi ki: Bu konuda Sa'd b. Ebî Vakkâs, Esmâ bint Ebî Bekir, Ebû Hureyre, Abdullâh b. Amr ve Âişe'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Ümâme hadisi hasen hadistir.

671. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، يُحَدِّثُ عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ إِذَا تَصَدَّقَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ بَيْتِ زَوْجِهَا كَانَ لَهَا بِهِ أَجْرٌ وَلِلزَّوْجِ مِثْلُ ذَلِكَ وَلِلْخَازِنِ مِثْلُ ذَلِكَ وَلاَ يَنْقُصُ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمْ مِنْ أَجْرِ صَاحِبِهِ شَيْئًا لَهُ بِمَا كَسَبَ وَلَهَا بِمَا أَنْفَقَتْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; Amr b. Mürre'den; dedi ki: Ebû Vâil'i, Âişe'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğunu naklederken işittim: “Kadın, kocasının evinden sadaka verdiği zaman, bunun sevabı kendisine, bir o kadarı da kocasına ve yine bir o kadarı da (malı koruyan) hazinedara verilir. Bunlardan hiçbiri diğerinin sevabından bir şey eksiltmez. Koca için kazandığının (karşılığı), kadın için de infak ettiğinin (karşılığı) vardır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen hadistir.

672. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا الْمُؤَمَّلُ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِذَا أَعْطَتِ الْمَرْأَةُ مِنْ بَيْتِ زَوْجِهَا بِطِيبِ نَفْسٍ غَيْرَ مُفْسِدَةٍ كَانَ لَهَا مِثْلُ أَجْرِهِ لَهَا مَا نَوَتْ حَسَنًا وَلِلْخَازِنِ مِثْلُ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ عَنْ أَبِي وَائِلٍ وَعَمْرُو بْنُ مُرَّةَ لاَ يَذْكُرُ فِي حَدِيثِهِ عَنْ مَسْرُوقٍ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Müemmel anlattı; Süfyân'dan; Mansûr'dan; Ebû Vâil'den; Mesrûk'tan; Âişe'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kadın, kocasının evinden (malı) heder etmeden, gönül hoşluğuyla verirse, kocasının ecrinin bir misli de onun olur. Niyet ettiği hayır kendisinindir. Hazinedar için de bunun bir misli (sevap) vardır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu (rivayet), Amr b. Mürre'nin Ebû Vâil'den (rivayet ettiği) hadisinden daha sahihtir. Çünkü Amr b. Mürre, hadisinde Mesrûk'u zikretmemektedir.

673. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عِيَاضِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ كُنَّا نُخْرِجُ زَكَاةَ الْفِطْرِ إِذْ كَانَ فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - صَاعًا مِنْ طَعَامٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ زَبِيبٍ أَوْ صَاعًا مِنْ أَقِطٍ فَلَمْ نَزَلْ نُخْرِجُهُ حَتَّى قَدِمَ مُعَاوِيَةُ الْمَدِينَةَ فَتَكَلَّمَ فَكَانَ فِيمَا كَلَّمَ بِهِ النَّاسَ إِنِّي لأَرَى مُدَّيْنِ مِنْ سَمْرَاءِ الشَّامِ تَعْدِلُ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ ‏.‏ قَالَ فَأَخَذَ النَّاسُ بِذَلِكَ ‏.‏ قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَلاَ أَزَالُ أُخْرِجُهُ كَمَا كُنْتُ أُخْرِجُهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ يَرَوْنَ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ صَاعًا ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ صَاعٌ إِلاَّ مِنَ الْبُرِّ فَإِنَّهُ يُجْزِئُ نِصْفُ صَاعٍ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَابْنِ الْمُبَارَكِ وَأَهْلِ الْكُوفَةِ يَرَوْنَ نِصْفَ صَاعٍ مِنْ بُرٍّ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; Süfyân'dan; Zeyd b. Eslem'den; İyâd b. Abdullâh'tan; Ebû Saîd el-Hudrî'den; dedi ki: “Biz, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem aramızdayken fıtır zekâtını (sadakasını); yiyecekten bir sâ', veya arpadan bir sâ', veya hurmadan bir sâ', veya kuru üzümden bir sâ', veya keşten (kurutulmuş yoğurttan) bir sâ' olarak verirdik. Biz (bunu) böylece çıkarmaya devam ediyorduk. Nihayet Muâviye Medine'ye geldi ve bir konuşma yaptı. Halka hitaben söylediği sözler arasında şu da vardı: ‘Ben Şam buğdayından iki müddün (yarım sâ'ın), hurmadan bir sâ'a denk olduğunu görüyorum.’ Bunun üzerine insanlar bu görüşü aldılar.” Ebû Saîd dedi ki: “Ben ise (yaşadığım sürece) onu hep (Resûlullah zamanında) çıkardığım gibi çıkarmaya devam edeceğim.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehlinden bazılarının ameli buna göredir; her şeyden bir sâ' (verileceği) görüşündedirler. Bu, Şâfiî, Ahmed ve İshâk'ın görüşüdür. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve başkalarından bazı ilim ehli ise; buğday hariç her şeyden bir sâ', buğdaydan ise yarım sâ'ın yeterli olacağı görüşündedirler. Bu, Süfyân es-Sevrî, İbnü'l-Mübârek ve Kûfe ehlinin görüşüdür; (onlar) buğdaydan yarım sâ' (verilmesini) uygun görürler.

674. Hadis

حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا سَالِمُ بْنُ نُوحٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُنَادِيًا فِي فِجَاجِ مَكَّةَ ‏ "‏ أَلاَ إِنَّ صَدَقَةَ الْفِطْرِ وَاجِبَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى حُرٍّ أَوْ عَبْدٍ صَغِيرٍ أَوْ كَبِيرٍ مُدَّانِ مِنْ قَمْحٍ أَوْ سِوَاهُ صَاعٌ مِنْ طَعَامٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَرَوَى عُمَرُ بْنُ هَارُونَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ وَقَالَ عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ مِينَاءَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ بَعْضَ هَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏ حدثنا جارود حدثنا عمر بن هارون هذا الحديث

Bize Ukbe b. Mükrem el-Basrî anlattı; dedi ki: Bize Sâlim b. Nûh anlattı; İbn Cüreyc'den; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden; (naklettiğine göre): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'nin yollarına (dağ aralarına) bir münadi (duyurucu) gönderdi: “Dikkat edin! Fıtır sadakası her Müslüman; erkek veya kadın, hür veya köle, küçük veya büyük üzerine vaciptir. Buğdaydan iki müdd (yarım sâ'), bunun dışındakilerden ise yiyecekten bir sâ'dır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Ömer b. Hârûn bu hadisi İbn Cüreyc'den rivayet etmiş ve: “Abbâs b. Mînâ'dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den” diyerek bu hadisin bir kısmını zikretmiştir. Bize Cârûd anlattı; bize Ömer b. Hârûn bu hadisi anlattı.

675. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ فَرَضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَدَقَةَ الْفِطْرِ عَلَى الذَّكَرِ وَالأُنْثَى وَالْحُرِّ وَالْمَمْلُوكِ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ ‏.‏ قَالَ فَعَدَلَ النَّاسُ إِلَى نِصْفِ صَاعٍ مِنْ بُرٍّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَجَدِّ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي ذُبَابٍ وَثَعْلَبَةَ بْنِ أَبِي صُعَيْرٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Hammâd b. Zeyd anlattı; Eyyûb'dan; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem fıtır sadakasını; erkek ve kadın, hür ve köle üzerine, hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' olarak farz kıldı.” (İbn Ömer) dedi ki: “Daha sonra insanlar (bunun karşılığı olarak) buğdaydan yarım sâ'a yöneldiler.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Ebû Saîd, İbn Abbâs, Hâris b. Abdurrahman b. Ebî Zübâb'ın dedesi, Sa'lebe b. Ebî Suayr ve Abdullâh b. Amr'dan da hadis rivayet edilmiştir.

676. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَضَ زَكَاةَ الْفِطْرِ مِنْ رَمَضَانَ صَاعًا مِنْ تَمْرٍ أَوْ صَاعًا مِنْ شَعِيرٍ عَلَى كُلِّ حُرٍّ أَوْ عَبْدٍ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى مِنَ الْمُسْلِمِينَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ ابْنِ عُمَرَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَرَوَى مَالِكٌ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ حَدِيثِ أَيُّوبَ وَزَادَ فِيهِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ‏.‏ وَرَوَاهُ غَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ نَافِعٍ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ‏.‏ وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي هَذَا فَقَالَ بَعْضُهُمْ إِذَا كَانَ لِلرَّجُلِ عَبِيدٌ غَيْرُ مُسْلِمِينَ لَمْ يُؤَدِّ عَنْهُمْ صَدَقَةَ الْفِطْرِ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ مَالِكٍ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ ‏.‏ وَقَالَ بَعْضُهُمْ يُؤَدِّي عَنْهُمْ وَإِنْ كَانُوا غَيْرَ مُسْلِمِينَ ‏.‏ وَهُوَ قَوْلُ الثَّوْرِيِّ وَابْنِ الْمُبَارَكِ وَإِسْحَاقَ ‏.‏

Bize İshâk b. Mûsâ el-Ensârî anlattı; dedi ki: Bize Ma'n anlattı; dedi ki: Bize Mâlik anlattı; Nâfi'den; Abdullâh b. Ömer'den; (naklettiğine göre): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ramazan'ın fıtır zekâtını (sadakasını); Müslümanlardan her hür veya köle, erkek veya kadın üzerine, hurmadan bir sâ' veya arpadan bir sâ' olarak farz kıldı. Ebû Îsâ dedi ki: İbn Ömer hadisi hasen sahihtir. Mâlik; Nâfi'den; İbn Ömer'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu hadisi Eyyûb'un hadisine benzer şekilde rivayet etmiş ve (metne) “Müslümanlardan” (kaydını) eklemiştir. Başkaları da (bunu) Nâfi'den rivayet etmiş, ancak “Müslümanlardan” (kaydını) zikretmemiştir. İlim ehli bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: “Kişinin gayrimüslim köleleri varsa, onlar adına fıtır sadakası ödemez” demişlerdir. Bu, Mâlik, Şâfiî ve Ahmed'in görüşüdür. Bazıları ise: “Gayrimüslim olsalar bile onlar adına öder” demişlerdir. Bu da Sevrî, İbnü'l-Mübârek ve İshâk'ın görüşüdür.

677. Hadis

حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ عَمْرِو بْنِ مُسْلِمٍ أَبُو عَمْرٍو الْحَذَّاءُ الْمَدَنِيُّ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نَافِعٍ الصَّائِغُ، عَنِ ابْنِ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُ بِإِخْرَاجِ الزَّكَاةِ قَبْلَ الْغُدُوِّ لِلصَّلاَةِ يَوْمَ الْفِطْرِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَهُوَ الَّذِي يَسْتَحِبُّهُ أَهْلُ الْعِلْمِ أَنْ يُخْرِجَ الرَّجُلُ صَدَقَةَ الْفِطْرِ قَبْلَ الْغُدُوِّ إِلَى الصَّلاَةِ ‏.‏

Bize Müslim b. Amr b. Müslim Ebû Amr el-Hazzâ' el-Medenî anlattı; dedi ki: Bana Abdullâh b. Nâfi' es-Sâiğ anlattı; İbn Ebî'z-Zinâd'dan; Mûsâ b. Ukbe'den; Nâfi'den; İbn Ömer'den; (naklettiğine göre): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (fıtır) zekâtının, Ramazan Bayramı günü (bayram) namazına çıkmadan önce verilmesini emrederdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. İlim ehlinin müstehap gördüğü de budur; kişi fıtır sadakasını namaza çıkmadan önce verir.

678. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّا، عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ عُتَيْبَةَ، عَنْ حُجَيَّةَ بْنِ عَدِيٍّ، عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّ الْعَبَّاسَ، سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ تَعْجِيلِ صَدَقَتِهِ قَبْلَ أَنْ تَحِلَّ فَرَخَّصَ لَهُ فِي ذَلِكَ ‏.‏

Bize Abdullâh b. Abdurrahman anlattı; dedi ki: Bize Saîd b. Mansûr haber verdi; dedi ki: Bize İsmâîl b. Zekeriyyâ anlattı; Haccâc b. Dînâr'dan; Hakem b. Uteybe'den; Huceyye b. Adî'den; Alî'den; (naklettiğine göre): Abbâs, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e, sadakasını (zekâtını) vakti gelmeden önce acele verip veremeyeceğini sordu. (Resûlullah) ona bu konuda ruhsat verdi.

679. Hadis

حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ دِينَارٍ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ الْحَكَمِ بْنِ جَحْلٍ، عَنْ حُجْرٍ الْعَدَوِيِّ، عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِعُمَرَ ‏ "‏ إِنَّا قَدْ أَخَذْنَا زَكَاةَ الْعَبَّاسِ عَامَ الأَوَّلِ لِلْعَامِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى لاَ أَعْرِفُ حَدِيثَ تَعْجِيلِ الزَّكَاةِ مِنْ حَدِيثِ إِسْرَائِيلَ عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ دِينَارٍ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَحَدِيثُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ زَكَرِيَّا عَنِ الْحَجَّاجِ عِنْدِي أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ إِسْرَائِيلَ عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ دِينَارٍ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنِ الْحَكَمِ بْنِ عُتَيْبَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً ‏.‏ وَقَدِ اخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِي تَعْجِيلِ الزَّكَاةِ قَبْلَ مَحِلِّهَا فَرَأَى طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنْ لاَ يُعَجِّلَهَا ‏.‏ وَبِهِ يَقُولُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ قَالَ أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ لاَ يُعَجِّلَهَا ‏.‏ وَقَالَ أَكْثَرُ أَهْلِ الْعِلْمِ إِنْ عَجَّلَهَا قَبْلَ مَحِلِّهَا أَجْزَأَتْ عَنْهُ ‏.‏ وَبِهِ يَقُولُ الشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ ‏.‏

Bize Kâsım b. Dînâr el-Kûfî anlattı; dedi ki: Bize İshâk b. Mansûr anlattı; İsrâîl'den; Haccâc b. Dînâr'dan; Hakem b. Cahl'den; Hucr el-Adevî'den; Alî'den; (naklettiğine göre): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ömer'e şöyle buyurdu: “Biz Abbâs'ın (gelecek) seneki zekâtını geçen yıl (peşin) aldık.” Dedi ki: Bu konuda İbn Abbâs'tan da hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Ben İsrâîl'in Haccâc b. Dînâr'dan rivayet ettiği “Zekâtı acele verme (ta'cil)” hadisini sadece bu veçhiyle biliyorum. Benim yanımda İsmâîl b. Zekeriyyâ'nın Haccâc'dan rivayeti, İsrâîl'in Haccâc b. Dînâr'dan rivayetinden daha sahihtir. Bu hadis Hakem b. Uteybe'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den mürsel olarak da rivayet edilmiştir. İlim ehli, zekâtın vakti gelmeden acele verilmesi konusunda ihtilaf etmişlerdir. İlim ehlinden bir grup, onun acele verilmemesi görüşündedir. Bu Süfyân es-Sevrî'nin görüşüdür. O: “Bana göre acele verilmemesi daha sevimlidir” demiştir. İlim ehlinin çoğu ise; kişi zekâtını vakti gelmeden acele verirse bunun kendisi adına (borcunu düşürmeye) yeteceği görüşündedir. Şâfiî, Ahmed ve İshâk da bu görüştedir.

680. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ بَيَانِ بْنِ بِشْرٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لأَنْ يَغْدُوَ أَحَدُكُمْ فَيَحْتَطِبَ عَلَى ظَهْرِهِ فَيَتَصَدَّقَ مِنْهُ فَيَسْتَغْنِيَ بِهِ عَنِ النَّاسِ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ رَجُلاً أَعْطَاهُ أَوْ مَنَعَهُ ذَلِكَ فَإِنَّ الْيَدَ الْعُلْيَا أَفْضَلُ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى وَابْدَأْ بِمَنْ تَعُولُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ وَأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ وَالزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ وَعَطِيَّةَ السَّعْدِيِّ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَمَسْعُودِ بْنِ عَمْرٍو وَابْنِ عَبَّاسٍ وَثَوْبَانَ وَزِيَادِ بْنِ الْحَارِثِ الصُّدَائِيِّ وَأَنَسٍ وَحُبْشِيِّ بْنِ جُنَادَةَ وَقَبِيصَةَ بْنِ مُخَارِقٍ وَسَمُرَةَ وَابْنِ عُمَرَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ يُسْتَغْرَبُ مِنْ حَدِيثِ بَيَانٍ عَنْ قَيْسٍ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Ebu'l-Ahvas anlattı; Beyân b. Bişr'den; Kays b. Ebî Hâzim'den; Ebû Hureyre'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Sizden birinizin erkenden gidip sırtında odun taşıması, ondan sadaka vermesi ve insanlardan müstağni olması (kimseye muhtaç olmaması); (istediğini) veren veya vermeyen bir kimseden istemesinden kendisi için daha hayırlıdır. Çünkü üstteki (veren) el, alttaki (alan) elden daha üstündür. Ve (harcamaya) bakmakla yükümlü olduklarından başla.” Dedi ki: Bu konuda Hakîm b. Hizâm, Ebû Saîd el-Hudrî, Zübeyr b. el-Avvâm, Atiyye es-Sa'dî, Abdullâh b. Mes'ûd, Mes'ûd b. Amr, İbn Abbâs, Sevbân, Ziyâd b. Hâris es-Sudâî, Enes, Hubşî b. Cünâde, Kabîsa b. Muhârik, Semure ve İbn Ömer'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hureyre hadisi hasen sahih gariptir. Beyân'ın Kays'tan rivayet etmesi bakımından garip sayılır.

681. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا وَكِيِعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ الْمَسْأَلَةَ كَدٌّ يَكُدُّ بِهَا الرَّجُلُ وَجْهَهُ إِلاَّ أَنْ يَسْأَلَ الرَّجُلُ سُلْطَانًا أَوْ فِي أَمْرٍ لاَ بُدَّ مِنْهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; Abdülmelik b. Umeyr'den; Zeyd b. Ukbe'den; Semure b. Cündeb'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İstemek (dilenmek) bir tırmalamadır ki, kişi onunla yüzünü tırmalar. Ancak kişinin sultandan (yöneticiden) istemesi veya zaruri bir iş (durum) olması müstesnadır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.