İyilik, Akrabalık Bağlarının Gözetilmesi ve Edep Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2548_1. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ جَمِيلِ بْنِ طَرِيفٍ الثَّقَفِيُّ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ الْقَعْقَاعِ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ مَنْ أَحَقُّ النَّاسِ بِحُسْنِ صَحَابَتِي قَالَ ‏"‏ أُمُّكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ ثُمَّ أُمُّكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ ثُمَّ أُمُّكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ثُمَّ مَنْ قَالَ ‏"‏ ثُمَّ أَبُوكَ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي حَدِيثِ قُتَيْبَةَ مَنْ أَحَقُّ بِحُسْنِ صَحَابَتِي وَلَمْ يَذْكُرِ النَّاسَ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd b. Cemîl b. Tarîf eş-Sekafî ve Züheyr b. Harb anlattılar; dediler ki: Bize Cerîr anlatı; Umâre b. el-Ka’kâ’dan; Ebû Zür’a’dan; Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan; dedi ki: Bir adam Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek: “İnsanlar içerisinde, kendisine en iyi şekilde davranmama (hüsn-ü sahabe) en çok layık olan kimdir?” diye sordu. [Resulullah]: “Annen!” buyurdu. Adam: “Sonra kim?” dedi. [Resulullah]: “Sonra annen!” buyurdu. Adam: “Sonra kim?” dedi. [Resulullah]: “Sonra annen!” buyurdu. Adam: “Sonra kim?” dedi. [Resulullah]: “Sonra baban!” buyurdu. Kuteybe’nin hadisinde; “Kendisine iyi davranmama en çok layık olan kimdir?” denilmiş olup “insanlar” [ifadesi] zikredilmemiştir.

2548_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ الْهَمْدَانِيُّ حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَارَةَ، بْنِ الْقَعْقَاعِ عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَحَقُّ بِحُسْنِ الصُّحْبَةِ قَالَ ‏ "‏ أُمُّكَ ثُمَّ أُمُّكَ ثُمَّ أُمُّكَ ثُمَّ أَبُوكَ ثُمَّ أَدْنَاكَ أَدْنَاكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Küreyb Muhammed b. el-Alâ el-Hemdânî anlattı; bize İbn Fudayl, babasından anlattı; Umâre b. el-Ka’kâ’dan; Ebû Zür’a’dan; Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan; o şöyle demiştir: Bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Kendisine en iyi şekilde davranmama (hüsn-ü suhbe) en çok layık olan kimdir?” diye sordu. [Resulullah]: “Annen, sonra annen, sonra annen, sonra baban, sonra da [sana] en yakın olan, [daha] sonra da [ona] yakın olandır.” buyurdu.

2548_3. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ عُمَارَةَ، وَابْنِ، شُبْرُمَةَ عَنْ أَبِي، زُرْعَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَذَكَرَ بِمِثْلِ حَدِيثِ جَرِيرٍ وَزَادَ فَقَالَ ‏ "‏ نَعَمْ وَأَبِيكَ لَتُنَبَّأَنَّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Şerîk, Umâre ve İbn Şübrüme’den; Ebû Zür’a’dan; Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan [nakletti]; o şöyle demiştir: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi. [Ravi], Cerîr’in hadisi benzerini zikretti ve [şu ifadeyi] ekledi: [Nebi]: “Evet, babana yemin olsun ki (bu konuda) sana mutlaka haber verilecektir.” buyurdu.

2548_4. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَلْحَةَ، ح وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ، بْنُ خِرَاشٍ حَدَّثَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ شُبْرُمَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ فِي حَدِيثِ وُهَيْبٍ مَنْ أَبَرُّ وَفِي حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ طَلْحَةَ أَىُّ النَّاسِ أَحَقُّ مِنِّي بِحُسْنِ الصُّحْبَةِ ثُمَّ ذَكَرَ بِمِثْلِ حَدِيثِ جَرِيرٍ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hâtim anlattı; bize Şebâbe anlattı; bize Muhammed b. Talha anlattı. (h) Bana Ahmed b. Hırâş da anlattı; bize Hibbân anlattı; bize Vüheyb anlattı; her ikisi de İbn Şübrüme’den; bu isnad ile [hadisi rivayet ettiler]. Vüheyb’in hadisinde; “[Kime] daha çok iyilik (berr) yapayım?” şeklinde; Muhammed b. Talha’nın hadisinde ise; “İnsanlar içerisinde, kendisine en iyi şekilde davranmama (hüsn-ü suhbe) en çok hak sahibi olan kimdir?” şeklinde geçmektedir. Sonra [ravi Cerîr’in hadisi benzerini zikretti].

2549_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ حَبِيبٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، - يَعْنِي ابْنَ سَعِيدٍ الْقَطَّانَ - عَنْ سُفْيَانَ، وَشُعْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا حَبِيبٌ، عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْتَأْذِنُهُ فِي الْجِهَادِ فَقَالَ ‏"‏ أَحَىٌّ وَالِدَاكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَفِيهِمَا فَجَاهِدْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Züheyr b. Harb anlattılar; dediler ki: Bize Vekî' anlattı; Süfyân’dan; Habîb’den. (h) Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Yahyâ -yani İbn Saîd el-Kattân- anlattı; Süfyân ve Şu’be’den; dediler ki: Bize Habîb, Ebû’l-Abbâs’tan anlattı; o Abdullah b. Amr [radıyallahu anhümâ]’dan [nakletti]; o şöyle demiştir: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek cihada katılmak için ondan izin istedi. [Nebi]: “Annen ve baban hayatta mı?” diye sordu. Adam: “Evet.” deyince; [Nebi]: “O halde sen onlara [hizmet etmek için] cihat et!” buyurdu.

2549_4. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، أَنَّ نَاعِمًا، مَوْلَى أُمِّ سَلَمَةَ حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ قَالَ أَقْبَلَ رَجُلٌ إِلَى نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أُبَايِعُكَ عَلَى الْهِجْرَةِ وَالْجِهَادِ أَبْتَغِي الأَجْرَ مِنَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَهَلْ مِنْ وَالِدَيْكَ أَحَدٌ حَىٌّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ بَلْ كِلاَهُمَا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَتَبْتَغِي الأَجْرَ مِنَ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَارْجِعْ إِلَى وَالِدَيْكَ فَأَحْسِنْ صُحْبَتَهُمَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Saîd b. Mansûr anlattı; bize Abdullah b. Vehb anlattı; bana Amr b. el-Hâris haber verdi; Yezîd b. Ebî Habîb’den; Ümmü Seleme’nin azatlısı Nâim ona; Abdullah b. Amr b. el-Âs [radıyallahu anhümâ]’ın şöyle dediğini anlatmış: Bir adam Allah’ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelerek: “Mükâfatını Allah’tan umarak hicret ve cihat etmek üzere sana biat ediyorum.” dedi. [Nebi]: “Annen veya babandan hayatta olan var mı?” diye sordu. Adam: “Evet, hatta her ikisi de hayatta.” dedi. [Nebi]: “Sen [gerçekten] mükâfatını Allah’tan mı umuyorsun?” diye sordu. Adam: “Evet.” dedi. [Bunun üzerine Nebi]: “O halde anne ve babana dön ve onlara iyi davran (onlarla iyi geçin)!” buyurdu.

2550_1. Hadis

حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ هِلاَلٍ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ كَانَ جُرَيْجٌ يَتَعَبَّدُ فِي صَوْمَعَةٍ فَجَاءَتْ أُمُّهُ ‏.‏ قَالَ حُمَيْدٌ فَوَصَفَ لَنَا أَبُو رَافِعٍ صِفَةَ أَبِي هُرَيْرَةَ لِصِفَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُمَّهُ حِينَ دَعَتْهُ كَيْفَ جَعَلَتْ كَفَّهَا فَوْقَ حَاجِبِهَا ثُمَّ رَفَعَتْ رَأْسَهَا إِلَيْهِ تَدْعُوهُ فَقَالَتْ يَا جُرَيْجُ أَنَا أُمُّكَ كَلِّمْنِي ‏.‏ فَصَادَفَتْهُ يُصَلِّي فَقَالَ اللَّهُمَّ أُمِّي وَصَلاَتِي ‏.‏ فَاخْتَارَ صَلاَتَهُ فَرَجَعَتْ ثُمَّ عَادَتْ فِي الثَّانِيَةِ فَقَالَتْ يَا جُرَيْجُ أَنَا أُمُّكَ فَكَلِّمْنِي ‏.‏ قَالَ اللَّهُمَّ أُمِّي وَصَلاَتِي ‏.‏ فَاخْتَارَ صَلاَتَهُ فَقَالَتِ اللَّهُمَّ إِنَّ هَذَا جُرَيْجٌ وَهُوَ ابْنِي وَإِنِّي كَلَّمْتُهُ فَأَبَى أَنْ يُكَلِّمَنِي اللَّهُمَّ فَلاَ تُمِتْهُ حَتَّى تُرِيَهُ الْمُومِسَاتِ ‏.‏ قَالَ وَلَوْ دَعَتْ عَلَيْهِ أَنْ يُفْتَنَ لَفُتِنَ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ رَاعِي ضَأْنٍ يَأْوِي إِلَى دَيْرِهِ - قَالَ - فَخَرَجَتِ امْرَأَةٌ مِنَ الْقَرْيَةِ فَوَقَعَ عَلَيْهَا الرَّاعِي فَحَمَلَتْ فَوَلَدَتْ غُلاَمًا فَقِيلَ لَهَا مَا هَذَا قَالَتْ مِنْ صَاحِبِ هَذَا الدَّيْرِ ‏.‏ قَالَ فَجَاءُوا بِفُئُوسِهِمْ وَمَسَاحِيهِمْ فَنَادَوْهُ فَصَادَفُوهُ يُصَلِّي فَلَمْ يُكَلِّمْهُمْ - قَالَ - فَأَخَذُوا يَهْدِمُونَ دَيْرَهُ فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ نَزَلَ إِلَيْهِمْ فَقَالُوا لَهُ سَلْ هَذِهِ - قَالَ - فَتَبَسَّمَ ثُمَّ مَسَحَ رَأْسَ الصَّبِيِّ فَقَالَ مَنْ أَبُوكَ قَالَ أَبِي رَاعِي الضَّأْنِ ‏.‏ فَلَمَّا سَمِعُوا ذَلِكَ مِنْهُ قَالُوا نَبْنِي مَا هَدَمْنَا مِنْ دَيْرِكَ بِالذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ ‏.‏ قَالَ لاَ وَلَكِنْ أَعِيدُوهُ تُرَابًا كَمَا كَانَ ثُمَّ عَلاَهُ ‏.‏

Bize Şeybân b. Ferrûh anlattı; bize Süleyman b. el-Mugîre anlattı; bize Humeyd b. Hilâl anlattı; Ebû Râfi’den; o Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan; o şöyle demiştir: Cüreyc [isimli bir abid] manastırında (savmea) ibadet etmekteydi. Bir gün annesi geldi. Humeyd dedi ki: Ebû Râfi' bize; Ebu Hureyre’nin, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in taklidiyle annesinin Cüreyc’i çağırışını nasıl tasvir ettiğini anlattı. Annesi, avucunu kaşının üzerine koyup başını ona doğru kaldırarak: “Ey Cüreyc! Ben senin annenim, benimle konuş!” diye seslendi. [Anne] onu namaz kılarken bulmuştu. Cüreyc [kendi kendine]: “Allah'ım! Annem mi, namazım mı?” dedi ve namazını tercih etti. Bunun üzerine annesi dönüp gitti. Sonra ikinci defa tekrar geldi ve: “Ey Cüreyc! Ben senin annenim, benimle konuş!” dedi. Cüreyc yine: “Allah'ım! Annem mi, namazım mı?” dedi ve yine namazını tercih etti. Bunun üzerine annesi: “Allah'ım! Bu Cüreyc’dir ve o benim oğlumdur. Onunla konuştum fakat o benimle konuşmaktan kaçındı. Allah'ım! Fahişeleri (mûmisât) ona göstermeden canını alma!” diye beddua etti. [Ebu Hureyre] der ki: Eğer annesi onun fitneye düşmesi için beddua etseydi, mutlaka fitneye düşerdi. O sıralarda bir koyun çobanı, onun manastırının (deyr) yakınına sığınırdı. Köyden bir kadın çıktı; çoban o kadınla birlikte oldu da kadın hamile kaldı. Kadın bir erkek çocuk doğurunca ona: “Bu çocuk kimden?” diye soruldu. O da: “Şu manastır sahibinden!” dedi. Bunun üzerine halk baltaları ve kazmalarıyla gelip ona seslendiler. Onu namaz kılarken buldular; Cüreyc onlarla konuşmadı. Nihayet manastırını yıkmaya başladılar. Bunu görünce Cüreyc aşağı indi. Halk ona: “Şu kadına [vaziyetini] sor!” dediler. Cüreyc gülümsedi, sonra çocuğun başını okşadı ve çocuğa: “Baban kim?” diye sordu. Çocuk: “Babam koyun çobanıdır!” dedi. Bunu işitince halk: “Manastırından yıktığımız kısımları altın ve gümüşten inşa edelim.” dediler. Cüreyc: “Hayır, sadece topraktan, eskiden olduğu gibi geri yapın!” dedi; sonra tekrar manastırına çıktı.

2550_2. Hadis

حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ لَمْ يَتَكَلَّمْ فِي الْمَهْدِ إِلاَّ ثَلاَثَةٌ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَصَاحِبُ جُرَيْجٍ وَكَانَ جُرَيْجٌ رَجُلاً عَابِدًا فَاتَّخَذَ صَوْمَعَةً فَكَانَ فِيهَا فَأَتَتْهُ أُمُّهُ وَهُوَ يُصَلِّي فَقَالَتْ يَا جُرَيْجُ ‏.‏ فَقَالَ يَا رَبِّ أُمِّي وَصَلاَتِي ‏.‏ فَأَقْبَلَ عَلَى صَلاَتِهِ فَانْصَرَفَتْ فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ أَتَتْهُ وَهُوَ يُصَلِّي فَقَالَتْ يَا جُرَيْجُ فَقَالَ يَا رَبِّ أُمِّي وَصَلاَتِي فَأَقْبَلَ عَلَى صَلاَتِهِ فَانْصَرَفَتْ فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ أَتَتْهُ وَهُوَ يُصَلِّي فَقَالَتْ يَا جُرَيْجُ ‏.‏ فَقَالَ أَىْ رَبِّ أُمِّي وَصَلاَتِي ‏.‏ فَأَقْبَلَ عَلَى صَلاَتِهِ فَقَالَتِ اللَّهُمَّ لاَ تُمِتْهُ حَتَّى يَنْظُرَ إِلَى وُجُوهِ الْمُومِسَاتِ ‏.‏ فَتَذَاكَرَ بَنُو إِسْرَائِيلَ جُرَيْجًا وَعِبَادَتَهُ وَكَانَتِ امْرَأَةٌ بَغِيٌّ يُتَمَثَّلُ بِحُسْنِهَا فَقَالَتْ إِنْ شِئْتُمْ لأَفْتِنَنَّهُ لَكُمْ - قَالَ - فَتَعَرَّضَتْ لَهُ فَلَمْ يَلْتَفِتْ إِلَيْهَا فَأَتَتْ رَاعِيًا كَانَ يَأْوِي إِلَى صَوْمَعَتِهِ فَأَمْكَنَتْهُ مِنْ نَفْسِهَا فَوَقَعَ عَلَيْهَا فَحَمَلَتْ فَلَمَّا وَلَدَتْ قَالَتْ هُوَ مِنْ جُرَيْجٍ ‏.‏ فَأَتَوْهُ فَاسْتَنْزَلُوهُ وَهَدَمُوا صَوْمَعَتَهُ وَجَعَلُوا يَضْرِبُونَهُ فَقَالَ مَا شَأْنُكُمْ قَالُوا زَنَيْتَ بِهَذِهِ الْبَغِيِّ فَوَلَدَتْ مِنْكَ ‏.‏ فَقَالَ أَيْنَ الصَّبِيُّ فَجَاءُوا بِهِ فَقَالَ دَعُونِي حَتَّى أُصَلِّيَ فَصَلَّى فَلَمَّا انْصَرَفَ أَتَى الصَّبِيَّ فَطَعَنَ فِي بَطْنِهِ وَقَالَ يَا غُلاَمُ مَنْ أَبُوكَ قَالَ فُلاَنٌ الرَّاعِي - قَالَ - فَأَقْبَلُوا عَلَى جُرَيْجٍ يُقَبِّلُونَهُ وَيَتَمَسَّحُونَ بِهِ وَقَالُوا نَبْنِي لَكَ صَوْمَعَتَكَ مِنْ ذَهَبٍ ‏.‏ قَالَ لاَ أَعِيدُوهَا مِنْ طِينٍ كَمَا كَانَتْ ‏.‏ فَفَعَلُوا ‏.‏ وَبَيْنَا صَبِيٌّ يَرْضَعُ مِنْ أُمِّهِ فَمَرَّ رَجُلٌ رَاكِبٌ عَلَى دَابَّةٍ فَارِهَةٍ وَشَارَةٍ حَسَنَةٍ فَقَالَتْ أُمُّهُ اللَّهُمَّ اجْعَلِ ابْنِي مِثْلَ هَذَا ‏.‏ فَتَرَكَ الثَّدْىَ وَأَقْبَلَ إِلَيْهِ فَنَظَرَ إِلَيْهِ فَقَالَ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ ‏.‏ ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى ثَدْيِهِ فَجَعَلَ يَرْتَضِعُ ‏.‏ قَالَ فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَحْكِي ارْتِضَاعَهُ بِإِصْبَعِهِ السَّبَّابَةِ فِي فَمِهِ فَجَعَلَ يَمُصُّهَا ‏.‏ قَالَ وَمَرُّوا بِجَارِيَةٍ وَهُمْ يَضْرِبُونَهَا وَيَقُولُونَ زَنَيْتِ سَرَقْتِ ‏.‏ وَهِيَ تَقُولُ حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ‏.‏ فَقَالَتْ أُمُّهُ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلِ ابْنِي مِثْلَهَا ‏.‏ فَتَرَكَ الرَّضَاعَ وَنَظَرَ إِلَيْهَا فَقَالَ اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِثْلَهَا ‏.‏ فَهُنَاكَ تَرَاجَعَا الْحَدِيثَ فَقَالَتْ حَلْقَى مَرَّ رَجُلٌ حَسَنُ الْهَيْئَةِ فَقُلْتُ اللَّهُمَّ اجْعَلِ ابْنِي مِثْلَهُ ‏.‏ فَقُلْتَ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ ‏.‏ وَمَرُّوا بِهَذِهِ الأَمَةِ وَهُمْ يَضْرِبُونَهَا وَيَقُولُونَ زَنَيْتِ سَرَقْتِ ‏.‏ فَقُلْتُ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلِ ابْنِي مِثْلَهَا ‏.‏ فَقُلْتَ اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِثْلَهَا قَالَ إِنَّ ذَاكَ الرَّجُلَ كَانَ جَبَّارًا فَقُلْتُ اللَّهُمَّ لاَ تَجْعَلْنِي مِثْلَهُ ‏.‏ وَإِنَّ هَذِهِ يَقُولُونَ لَهَا زَنَيْتِ ‏.‏ وَلَمْ تَزْنِ وَسَرَقْتِ وَلَمْ تَسْرِقْ فَقُلْتُ اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِثْلَهَا ‏.‏

Bize Züheyr b. Harb anlattı; bize Yezîd b. Hârûn anlattı; bize Cerîr b. Hâzim haber verdi; bize Muhammed b. Sîrîn anlattı; Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan; o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Beşikteyken ancak üç kişi konuştu: Meryem oğlu İsa [aleyhisselâm], Cüreyc ile birlikte [beşikte konuşan] çocuk ve [bir başkası]... Cüreyc, ibadetle meşgul olan bir adamdı. Kendisine bir manastır (savmea) edinmiş ve orada [inzivada] kalmaya başlamıştı. Bir gün o namaz kılarken annesi yanına geldi ve: ‘Ey Cüreyc!’ diye seslendi. Cüreyc [içinden]: ‘Ey Rabbim! Annem mi, namazım mı?’ dedi ve namazına yöneldi. Bunun üzerine annesi gitti. Ertesi gün o namaz kılarken annesi yine geldi ve: ‘Ey Cüreyc!’ dedi. Cüreyc yine: ‘Ey Rabbim! Annem mi, namazım mı?’ dedi ve namazına yöneldi. Annesi dönüp gitti. Bir sonraki gün tekrar geldi; Cüreyc yine namazdaydı; annesi: ‘Ey Cüreyc!’ dedi. Cüreyc: ‘Ey Rabbim! Annem mi, namazım mı?’ dedi ve yine namazına devam etti. Bunun üzerine annesi: ‘Allah'ım! Fahişelerin (mûmisât) yüzlerine bakmadan canını alma!’ diye beddua etti. İsrailoğulları Cüreyc’i ve onun ibadetini konuşurlardı. O sırada güzelliği dillere destan fahişe (bağiyy) bir kadın vardı. [Halka]: ‘Eğer isterseniz ben onu sizin için kesinlikle yoldan çıkarırım.’ dedi. [Ravi] der ki: Kadın kendisini ona arz etti (tārrada lehü) fakat Cüreyc ona hiç iltifat etmedi. Bunun üzerine kadın, o civarda sığınan bir çobana giderek ona kendisini teslim etti; çoban da onunla birlikte oldu. Kadın hamile kaldı; doğum yapınca da: ‘Bu çocuk Cüreyc’tendir!’ dedi. Halk Cüreyc’e giderek onu aşağı indirdiler, manastırını yıktılar ve onu dövmeye başladılar. Cüreyc: ‘Size ne oluyor?’ diye sordu. Onlar: ‘Sen şu fahişe ile zina etmişsin; o da senden çocuk doğurmuş!’ dediler. Cüreyc: ‘Bebek nerede?’ dedi. Bebek getirilince: ‘Bırakın beni namaz kılayım.’ dedi ve namaz kıldı. Namazı bitirince bebeğin yanına gelip karnına [hafifçe] dürttü ve: ‘Ey çocuk! Baban kim?’ dedi. Çocuk: ‘Filanca çobandır.’ diye cevap verdi. Bunun üzerine halk Cüreyc’e yönelerek onu öpmeye ve (bereket için) ona el sürmeye başladılar. ‘Sana manastırını altından inşa edelim.’ dediler. Cüreyc: ‘Hayır, eskisi gibi topraktan yapın!’ dedi; onlar da öyle yaptılar. Bir defasında bir bebek annesini emiyordu. O sırada mükemmel bir binek üzerinde, gösterişli kıyafetler içinde bir adam geçti. Annesi: ‘Allah'ım! Oğlumu şunun gibi yap!’ dedi. Bebek ise memeyi bıraktı, o adama bakıp: ‘Allah'ım! Beni onun gibi yapma!’ dedi. Sonra tekrar memeye yönelip emmeye başladı. -[Ebu Hureyre] der ki: Sanki şu an Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i, o bebeğin emişini anlatırken işaret parmağını ağzına alıp emerken görüyor gibiyim.- Sonra insanlar [elleri bağlı] bir genç kıza (câriye) rastladılar. Bir yandan onu dövüyorlar, bir yandan da: ‘Zina ettin, hırsızlık yaptın!’ diyorlardı. Kız ise: ‘Allah bana yeter, O ne güzel vekildir.’ diyordu. Bebeğin annesi: ‘Allah'ım! Oğlumu sakın onun gibi yapma!’ dedi. Bebek emmeyi bıraktı ve o kıza bakarak: ‘Allah'ım! Beni onun gibi yap!’ dedi. Orada birbirleriyle [hayretle] konuştular (terâceā). Anne: ‘Vah başıma gelenler! (halkâ) Güzel görünümlü bir adam geçti; ‘Allah’ım oğlumu onun gibi yap’ dedim; sen ise ‘Allah’ım beni onun gibi yapma’ dedin. Şu cariyeye rastladılar; onu dövüp ‘Zina ettin, hırsızlık yaptın’ dediler; ben ‘Allah’ım oğlumu onun gibi yapma’ dedim; sen ise ‘Allah’ım beni onun gibi yap’ dedin. [Neden?]’ Bebek şöyle cevap verdi: ‘O adam bir cebbardı (zalimdi); bu yüzden ‘Allah’ım beni onun gibi yapma’ dedim. Bu kıza gelince; insanlar ona ‘Zina ettin’ diyorlar ama o zina etmedi; ‘Hırsızlık yaptın’ diyorlar ama o hırsızlık yapmadı; o sebeple ‘Allah’ım beni onun gibi yap’ dedim.’”

2551_1. Hadis

حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ رَغِمَ أَنْفُ ثُمَّ رَغِمَ أَنْفُ ثُمَّ رَغِمَ أَنْفُ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ مَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ مَنْ أَدْرَكَ أَبَوَيْهِ عِنْدَ الْكِبَرِ أَحَدَهُمَا أَوْ كِلَيْهِمَا فَلَمْ يَدْخُلِ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Şeybân b. Ferrûh anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Süheyl’den; babasından; Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan; o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu [nakletti]: “Burnu sürtülsün (rezil olsun), sonra burnu sürtülsün, sonra burnu sürtülsün!” “Kimin ey Allah’ın Resulü?” diye soruldu. [Resulullah]: “Yaşlılık zamanında anne babasına, yahut onlardan sadece birine yetişip de [onlara iyilik etmediği için] cennete giremeyenin!” buyurdu.

2551_2. Hadis

حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ رَغِمَ أَنْفُهُ ثُمَّ رَغِمَ أَنْفُهُ ثُمَّ رَغِمَ أَنْفُهُ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ مَنْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ مَنْ أَدْرَكَ وَالِدَيْهِ عِنْدَ الْكِبَرِ أَحَدَهُمَا أَوْ كِلَيْهِمَا ثُمَّ لَمْ يَدْخُلِ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Züheyr b. Harb anlattı; bize Cerîr anlattı; Süheyl’den; babasından; Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan; o şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Burnu sürtülsün, sonra burnu sürtülsün, sonra burnu sürtülsün!” “Kimin ey Allah’ın Resulü?” denildi. [Resulullah]: “Yaşlılık zamanında anne babasına, her ikisine yahut onlardan sadece birine yetişip de sonra [onlara iyilik etmediği için] cennete giremeyenin!” buyurdu.

2551_3. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، حَدَّثَنِي سُهَيْلٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رَغِمَ أَنْفُهُ ‏"‏ ‏.‏ ثَلاَثًا ثُمَّ ذَكَرَ مِثْلَهُ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Hâlid b. Mahled anlattı; Süleyman b. Bilâl’den; bana Süheyl anlattı; babasından; Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan; o şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Burnu sürtülsün!” buyurdu ve bunu üç defa [tekrarladı]. Sonra [ravi, önceki hadisin] mislini zikretti.

2552_1. Hadis

حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ سَرْحٍ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ أَبِي الْوَلِيدِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَعْرَابِ لَقِيَهُ بِطَرِيقِ مَكَّةَ فَسَلَّمَ عَلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ وَحَمَلَهُ عَلَى حِمَارٍ كَانَ يَرْكَبُهُ وَأَعْطَاهُ عِمَامَةً كَانَتْ عَلَى رَأْسِهِ فَقَالَ ابْنُ دِينَارٍ فَقُلْنَا لَهُ أَصْلَحَكَ اللَّهُ إِنَّهُمُ الأَعْرَابُ وَإِنَّهُمْ يَرْضَوْنَ بِالْيَسِيرِ ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ إِنَّ أَبَا هَذَا كَانَ وُدًّا لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ أَبَرَّ الْبِرِّ صِلَةُ الْوَلَدِ أَهْلَ وُدِّ أَبِيهِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebu’t-Tâhir Ahmed b. Amr b. Serh anlattı; bize Abdullah b. Vehb haber verdi; bana Saîd b. Ebî Eyyûb haber verdi; el-Velîd b. Ebî’l-Velîd’den; Abdullah b. Dînâr’dan; o Abdullah b. Ömer [radıyallahu anhümâ]’dan [nakletti]; o Mekke yolunda Bedevîlerden (A’rab) bir adamla karşılaşmıştı. Abdullah ona selam verdi; onu binmekte olduğu eşeğine bindirdi ve başındaki sarığı da ona verdi. İbn Dînâr dedi ki: Biz ona: “Allah seni hayırla ıslah etsin! Bunlar Bedevîdir, onlar az bir şeye de razı olurlar [neden bu kadar çok verdin?].” dedik. Abdullah şöyle cevap verdi: “Şüphesiz bu adamın babası, Ömer b. el-Hattâb’ın bir dostuydu. Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘İyiliklerin en üstünü (eberrü'l-birr), bir evladın babasının dostlarıyla akrabalık bağını (sıla) sürdürmesidir.’”

2552_2. Hadis

حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، عَنِ ابْنِ، الْهَادِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَبَرُّ الْبِرِّ أَنْ يَصِلَ الرَّجُلُ وُدَّ أَبِيهِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebu’t-Tâhir anlattı; bize Abdullah b. Vehb haber verdi; bana Hayve b. Şüreyh haber verdi; İbnü’l-Hâd’dan; Abdullah b. Dînâr’dan; Abdullah b. Ömer [radıyallahu anhümâ]’dan; o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu [nakletti]: “İyiliklerin en üstünü (eberrü'l-birr), kişinin babasının dostuyla (vüddü ebîh) alakasını sürdürmesidir.”

2552_3. Hadis

حَدَّثَنَا حَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، وَاللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ جَمِيعًا عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُسَامَةَ بْنِ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّهُ كَانَ إِذَا خَرَجَ إِلَى مَكَّةَ كَانَ لَهُ حِمَارٌ يَتَرَوَّحُ عَلَيْهِ إِذَا مَلَّ رُكُوبَ الرَّاحِلَةِ وَعِمَامَةٌ يَشُدُّ بِهَا رَأْسَهُ فَبَيْنَا هُوَ يَوْمًا عَلَى ذَلِكَ الْحِمَارِ إِذْ مَرَّ بِهِ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ أَلَسْتَ ابْنَ فُلاَنِ بْنِ فُلاَنٍ قَالَ بَلَى ‏.‏ فَأَعْطَاهُ الْحِمَارَ وَقَالَ ارْكَبْ هَذَا وَالْعِمَامَةَ - قَالَ - اشْدُدْ بِهَا رَأْسَكَ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ بَعْضُ أَصْحَابِهِ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ أَعْطَيْتَ هَذَا الأَعْرَابِيَّ حِمَارًا كُنْتَ تَرَوَّحُ عَلَيْهِ وَعِمَامَةً كُنْتَ تَشُدُّ بِهَا رَأْسَكَ ‏.‏ فَقَالَ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ مِنْ أَبَرِّ الْبِرِّ صِلَةَ الرَّجُلِ أَهْلَ وُدِّ أَبِيهِ بَعْدَ أَنْ يُوَلِّيَ ‏"‏ ‏.‏ وَإِنَّ أَبَاهُ كَانَ صَدِيقًا لِعُمَرَ ‏.‏

Bize Hasen b. Ali el-Hulvânî anlattı; bize Yakub b. İbrahim b. Sa’d anlattı; bize babam ve Leys b. Sa’d hep birlikte Yezîd b. Abdillah b. Üsâme b. el-Hâd’dan; Abdullah b. Dînâr’dan; İbn Ömer [radıyallahu anhümâ]’dan [naklettiler]; İbn Ömer Mekke’ye [yolculuğa] çıktığında, yol devesine (rahile) binmekten usandığı vakitlerde üzerinde dinlendiği bir eşeği ve başına bağladığı bir sarığı bulunurdu. Bir gün o eşeğin üzerindeyken bir Bedevî (A’rab) ona rastladı. İbn Ömer ona: “Sen filancanın oğlu filan değil misin?” diye sordu. Adam: “Evet!” deyince; İbn Ömer eşeğini ona verip: “Buna bin!” dedi; sarığını da vererek: “Bunu da başına bağla!” dedi. [İbn Ömer’in] bazı arkadaşları ona: “Allah seni bağışlasın! Üzerinde dinlendiğin eşeğini ve başına bağladığın sarığını şu Bedevîye mi verdin?” dediler. İbn Ömer şöyle cevap verdi: “Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Şüphesiz iyiliklerin en üstünlerinden biri (min eberri’l-birr), kişinin babası öldükten sonra [onun] dostlarıyla (ehl-i vüddihî) olan ilişkisini sürdürmesidir.’ Şüphe yok ki bunun babası, Ömer [radıyallahu anh]’ın bir dostuydu.”

2553_1. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْبِرِّ وَالإِثْمِ فَقَالَ ‏ "‏ الْبِرُّ حُسْنُ الْخُلُقِ وَالإِثْمُ مَا حَاكَ فِي صَدْرِكَ وَكَرِهْتَ أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hâtim b. Meymûn anlattı; bize İbn Mehdî anlattı; Muâviye b. Sâlih’den; Abdurrahman b. Cübeyr b. Nüfeyr’den; babasından; en-Nevvâs b. Sem’ân el-Ensârî [radıyallahu anh]’dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e iyilik (birr) ve günah (ism) hakkında sordum. [Resulullah] şöyle buyurdu: “İyilik, güzel ahlaktır. Günah ise vicdanını rahatsız eden (göğsünde yer edip seni tırmalayan) ve insanların onu bilmesinden hoşlanmadığın şeydir.”

2553_2. Hadis

حَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي مُعَاوِيَةُ، - يَعْنِي ابْنَ صَالِحٍ - عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ نَوَّاسِ بْنِ سِمْعَانَ، قَالَ أَقَمْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْمَدِينَةِ سَنَةً مَا يَمْنَعُنِي مِنَ الْهِجْرَةِ إِلاَّ الْمَسْأَلَةُ كَانَ أَحَدُنَا إِذَا هَاجَرَ لَمْ يَسْأَلْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ شَىْءٍ - قَالَ - فَسَأَلْتُهُ عَنِ الْبِرِّ وَالإِثْمِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْبِرُّ حُسْنُ الْخُلُقِ وَالإِثْمُ مَا حَاكَ فِي نَفْسِكَ وَكَرِهْتَ أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Hârûn b. Saîd el-Eylî anlattı; bize Abdullah b. Vehb anlattı; bana Muâviye -yani İbn Sâlih- anlattı; Abdurrahman b. Cübeyr b. Nüfeyr’den; babasından; Nevvâs b. Sem’ân [radıyallahu anh]’dan; o şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Medine’de bir yıl ikamet ettim. Hicret etmeme (hicret statüsüne geçmeme) engel olan tek şey [soru sorma] meselesiydi. Zira bizden her kim [tam] hicret ederse, artık Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e [saygısından dolayı pek fazla] bir şey soramazdı. Ben ona iyilik (birr) ve günah (ism) hakkında sordum. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İyilik, güzel ahlaktır. Günah ise vicdanını rahatsız eden (nefsinde yer edip seni tırmalayan) ve insanların onu bilmesinden hoşlanmadığın şeydir.”

2554. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ جَمِيلِ بْنِ طَرِيفِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الثَّقَفِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَاتِمٌ، - وَهُوَ ابْنُ إِسْمَاعِيلَ - عَنْ مُعَاوِيَةَ، - وَهُوَ ابْنُ أَبِي مُزَرِّدٍ مَوْلَى بَنِي هَاشِمٍ - حَدَّثَنِي عَمِّي أَبُو الْحُبَابِ، سَعِيدُ بْنُ يَسَارٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ الْخَلْقَ حَتَّى إِذَا فَرَغَ مِنْهُمْ قَامَتِ الرَّحِمُ فَقَالَتْ هَذَا مَقَامُ الْعَائِذِ مِنَ الْقَطِيعَةِ ‏.‏ قَالَ نَعَمْ أَمَا تَرْضَيْنَ أَنْ أَصِلَ مَنْ وَصَلَكِ وَأَقْطَعَ مَنْ قَطَعَكِ قَالَتْ بَلَى ‏.‏ قَالَ فَذَاكَ لَكِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ ‏{‏ فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ * أُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ * أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا‏}‏ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd b. Cemîl b. Tarîf b. Abdillâh eş-Sekafî ve Muhammed b. Abbâd anlattılar; dediler ki: Bize Hâtim -ki o İbn İsmâil’dir- anlattı; Muâviye -ki o Benî Hâşim’in azatlısı olan İbn Ebî Müzerrid’dir-’den; bana amcam Ebû’l-Hubâb Saîd b. Yesâr anlattı; o Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan; o şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah, mahlukatı yaratmış, onları [yaratma işini] bitirince akrabalık bağı (rahim) ayağa kalkmış ve: ‘Bu makam, [akrabalık bağını] koparmaktan Sana sığınanların makamıdır.’ demiştir. [Allah]: ‘Evet! Seni gözetenleri gözetmeme, seni koparanları [rahmetimden] mahrum etmeme razı olmaz mısın?’ buyurdu. [Rahim]: ‘Evet [Rabbim],’ deyince; [Allah]: ‘İşte bu [hak] senindir!’ buyurdu.” Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İsterseniz şu ayetleri okuyun: { فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ * أُولَٰئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَىٰ أَبْصَارَهُمْ * أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَىٰ قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا } “Demek yönetimi ele alırsanız (yüz çevirirseniz) yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız öyle mi? İşte onlar Allah’ın lanetlediği, kulaklarını sağır, gözlerini de kör ettiği kimselerdir. Onlar Kur’an’ı hiç düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi var?”

2555. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي مُزَرِّدٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ رُومَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الرَّحِمُ مُعَلَّقَةٌ بِالْعَرْشِ تَقُولُ مَنْ وَصَلَنِي وَصَلَهُ اللَّهُ وَمَنْ قَطَعَنِي قَطَعَهُ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Züheyr b. Harb anlattılar -lafız Ebû Bekir’indir-; dediler ki: Bize Vekî' anlattı; Muâviye b. Ebî Müzerrid’den; Yezîd b. Rûmân’dan; Urve’den; Âişe [radıyallahu anhâ]’dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Akrabalık bağı (rahim), Arş’a asılıdır (muallaka) ve şöyle der: ‘Kim beni gözetirse (sılada bulunursa) Allah da onu gözetsin; kim de beni koparırsa Allah da onu [rahmetinden] koparsın (mahrum bıraksın)!’”

2556_1. Hadis

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مُحَمَّدِ، بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ قَالَ سُفْيَانُ يَعْنِي قَاطِعَ رَحِمٍ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb ve İbn Ebî Ömer anlattılar; dediler ki: Bize Süfyân anlattı; ez-Zührî’den; Muhammed b. Cübeyr b. Mut’im’den; babasından; o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu [nakletti]: “[Akrabalık bağlarını] koparan (kātı’) cennete giremez.” İbn Ebî Ömer dedi ki: Süfyân; “[Hadiste geçen kātı’ ifadesinden] maksat, akrabalık bağını koparan kimsedir.” demiştir.

2556_2. Hadis

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ الضُّبَعِيُّ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ مُحَمَّدَ بْنَ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَاهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِعُ رَحِمٍ ‏"‏ ‏.‏

Bana Abdullah b. Muhammed b. Esmâ ed-Dubaî anlattı; bize Cüveyriye anlattı; Mâlik’ten; ez-Zührî’den; ona Muhammed b. Cübeyr b. Mut’im haber vermiş ki; babası ona, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu haber vermiş: “Akrabalık bağını koparan (kātıu rahim) cennete giremez.”

2556_3. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ مِثْلَهُ وَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd anlattılar; Abdürrezzâk’tan; Ma'mer’den; ez-Zührî’den; bu isnad ile [önceki hadisin] mislini [rivayet ettiler]. [Ravi BU rivayette]; “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i [şöyle buyururken] işittim.” demiştir.

2557_1. Hadis

حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يُبْسَطَ عَلَيْهِ رِزْقُهُ أَوْ يُنْسَأَ فِي أَثَرِهِ فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Harmele b. Yahyâ et-Tücîbî anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb’dan; Enes b. Mâlik [radıyallahu anh]’dan; o şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Her kim rızkının genişletilmesini veya ömrünün uzatılmasını (eserinin ertelenmesini) isterse, akrabalık bağlarını (rahim) gözetsin.”

2557_2. Hadis

وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، حَدَّثَنِي عُقَيْلُ بْنُ، خَالِدٍ قَالَ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ وَيُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Abdülmelik b. Şuayb b. el-Leys de anlattı; bana babam anlattı; dedemden; bana Ukayl b. Hâlid anlattı; dedi ki: İbn Şihâb şöyle dedi: Bana Enes b. Mâlik [radıyallahu anh] haber verdi ki, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her kim rızkının genişletilmesini ve ömrünün uzatılmasını (eserinin ertelenmesini) severse, akrabalık bağlarını (rahim) gözetsin.”

2558_1. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ الْعَلاَءَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي، هُرَيْرَةَ أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي قَرَابَةً أَصِلُهُمْ وَيَقْطَعُونِي وَأُحْسِنُ إِلَيْهِمْ وَيُسِيئُونَ إِلَىَّ وَأَحْلُمُ عَنْهُمْ وَيَجْهَلُونَ عَلَىَّ ‏.‏ فَقَالَ ‏ "‏ لَئِنْ كُنْتَ كَمَا قُلْتَ فَكَأَنَّمَا تُسِفُّهُمُ الْمَلَّ وَلاَ يَزَالُ مَعَكَ مِنَ اللَّهِ ظَهِيرٌ عَلَيْهِمْ مَا دُمْتَ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. el-Müsennâ ve Muhammed b. Beşşâr anlattılar -lafız İbnü’l-Müsennâ’nındır-; dediler ki: Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; bize Şu’be anlattı; dedi ki: el-Alâ b. Abdirrahman’ı babasından anlatırken işittim; o Ebu Hureyre [radıyallahu anh]’dan [nakletti] ki; bir adam şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Benim kendileriyle bağımı sürdürdüğüm (sıla yaptığım) halde onların beni kopardığı akrabalarım var. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara karşı yumuşak huylu (halîm) davranıyorum, onlar ise bana kaba (cahilce) davranıyorlar.” Bunun üzerine [Resulullah] şöyle buyurdu: “Eğer sen dediğin gibiysen, sanki onlara sıcak kül yutturuyorsun (melle) gibidir. Sen bu hal üzere devam ettiğin sürece, onlara karşı Allah tarafından seninle beraber olan bir yardımcı mutlaka bulunacaktır.”

2558_2. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا وَلاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: [İmam] Mâlik’e okudum; İbn Şihâb’dan; Enes b. Mâlik [radıyallahu anh]’dan [nakletti] ki, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin! Ey Allah’ın kulları, kardeş olun! Bir müslümanın, kardeşiyle üç günden fazla küs (hicran) kalması helal değildir.”

2559_1. Hadis

حَدَّثَنَا حَاجِبُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ الزُّبَيْدِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ح وَحَدَّثَنِيهِ حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ مَالِكٍ ‏.‏

Bize Hâcib b. el-Velîd anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Harb anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. el-Velîd ez-Zubeydî anlattı; ez-Zührî'den; bana Enes b. Mâlik haber verdi; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Onu bana Harmele b. Yahyâ da anlattı; bana İbn Vehb haber verdi; bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb'dan; Enes'ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; "Mâlik'in hadisinin misli gibi."

2559_2. Hadis

حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَزَادَ ابْنُ عُيَيْنَةَ ‏ "‏ وَلاَ تَقَاطَعُوا ‏"‏ ‏.‏

Bize Züheyr b. Harb, İbn Ebû Ömer ve Amr en-Nâkıd anlattılar; hepsi İbn Uyeyne'den; ez-Zührî'den; bu isnad ile. İbn Uyeyne ziyade etti; dedi ki: "Ve birbirinizle alakanızı kesmeyin."

2560_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ، اللَّيْثِيِّ عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لِمُسْلِمٍ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ يَلْتَقِيَانِ فَيُعْرِضُ هَذَا وَيُعْرِضُ هَذَا وَخَيْرُهُمَا الَّذِي يَبْدَأُ بِالسَّلاَمِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik'e okudum; İbn Şihâb'dan; Atâ' b. Yezîd el-Leysî'den; Ebû Eyyûb el-Ensârî'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir Müslümanın, [din] kardeşini üç geceden fazla terk etmesi helal değildir. [Öyle ki] karşılaşırlar; bu [yüzünü bir tarafa] çevirir, şu [da öbür tarafa] çevirir. İkisinin en hayırlısı, selamla [söze] başlayandır."

2560_2. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ قَالُوا حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، ح وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، ح وَحَدَّثَنَا حَاجِبُ، بْنُ الْوَلِيدِ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، عَنِ الزُّبَيْدِيِّ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، وَمُحَمَّدُ، بْنُ رَافِعٍ وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، كُلُّهُمْ عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِإِسْنَادِ مَالِكٍ وَمِثْلِ حَدِيثِهِ إِلاَّ قَوْلَهُ ‏"‏ فَيُعْرِضُ هَذَا وَيُعْرِضُ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ فَإِنَّهُمْ جَمِيعًا قَالُوا فِي حَدِيثِهِمْ غَيْرَ مَالِكٍ ‏"‏ فَيَصُدُّ هَذَا وَيَصُدُّ هَذَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd, Ebû Bekr b. Ebû Şeybe ve Züheyr b. Harb anlattılar; dediler ki: Bize Süfyân anlattı. Onu bana Harmele b. Yahyâ da anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Yûnus haber verdi. Bize Hâcib b. el-Velîd de anlattı; bize Muhammed b. Harb anlattı; ez-Zubeydî'den. Bize İshâk b. İbrâhîm el-Hanzalî, Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd de anlattılar; Abdurrezzâk'tan; Ma'mer'den. Bunların hepsi ez-Zührî'den; Mâlik'in isnadı ile ve onun hadisinin misli gibi [rivayet ettiler]; ancak: "bu [yüzünü] çevirir, şu [da yüzünü] çevirir" sözü müstesna. Zira -Mâlik dışındaki- ravilerin hepsi hadislerinde: "bu [yüz çevirip] sırt çevirir, şu [da yüz çevirip] sırt çevirir" dediler.

2561. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، أَخْبَرَنَا الضَّحَّاكُ، - وَهُوَ ابْنُ عُثْمَانَ - عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَحِلُّ لِلْمُؤْمِنِ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Râfi' anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Ebû Füdeyk anlattı; bize Dahhâk -ki o İbn Osmân'dır- haber verdi; Nâfi'den; Abdullâh b. Ömer'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir müminin, [din] kardeşini üç günden fazla terk etmesi helal değildir."

2562. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ ثَلاَثٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; dedi ki: Bize Abdülaziz -yani İbn Muhammed- anlattı; el-Alâ'dan; babasından; Ebû Hureyre'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Üç [gün]den sonra [din kardeşini] terk etmek yoktur."

2563_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ وَلاَ تَحَسَّسُوا وَلاَ تَجَسَّسُوا وَلاَ تَنَافَسُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; dedi ki: Mâlik'e okudum; Ebû'z-Zinâd'dan; el-A'rec'ten; Ebû Hureyre'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Zandan sakının; zira zan, sözün en yalan olanıdır. Tahassüs (kulak kabartma) yapmayın, tecessüs (gizliyi araştırma) yapmayın, tenâfüs (dünyalıkta rekabet) yapmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğz etmeyin ve birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun."

2563_2. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَهَجَّرُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَلاَ تَحَسَّسُوا وَلاَ يَبِعْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; dedi ki: Bize Abdülaziz -yani İbn Muhammed- anlattı; el-Alâ'dan; babasından; Ebû Hureyre'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Birbirinize küsmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, tahassüs (kulak kabartma) yapmayın, hiçbiriniz diğerinin satışı üzerine satış yapmasın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun."

2563_3. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي، هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَجَسَّسُوا وَلاَ تَحَسَّسُوا وَلاَ تَنَاجَشُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا ‏"‏ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrâhîm anlattı; bize Cerîr haber verdi; el-A'meş'ten; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Birbirinize haset etmeyin, birbirinize buğz etmeyin, tecessüs (gizliyi araştırma) yapmayın, tahassüs (kulak kabartma) yapmayın, tenâcuş (müşteri kızıştırma) yapmayın ve Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun."

2563_4. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَلِيُّ بْنُ نَصْرٍ الْجَهْضَمِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَهْبُ، بْنُ جَرِيرٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏ "‏ لاَ تَقَاطَعُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَلاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَحَاسَدُوا وَكُونُوا إِخْوَانًا كَمَا أَمَرَكُمُ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize el-Hasen b. Alî el-Hulvânî ve Alî b. Nasr el-Cehdamî anlattılar; dediler ki: Bize Vehb b. Cerîr anlattı; bize Şu'be anlattı; el-A'meş'ten; bu isnad ile: "Birbirinizle alakanızı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize buğz etmeyin, tahassüs (kulak kabartma) yapmayın; Allah'ın size emrettiği gibi kardeşler olun."

2563_5. Hadis

وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ الدَّارِمِيُّ، حَدَّثَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا سُهَيْلٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَلاَ تَنَافَسُوا وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا ‏"‏ ‏.‏

Onu bana Ahmed b. Saîd ed-Dârimî anlattı; dedi ki: Bize Hibbân anlattı; dedi ki: Bize Vüheyb anlattı; dedi ki: Bize Süheyl anlattı; babasından; Ebû Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; şöyle buyurdu: "Birbirinize buğz etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, tenâfüs (dünyalıkta rekabet) yapmayın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun."

2564_1. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ، - يَعْنِي ابْنَ قَيْسٍ - عَنْ أَبِي، سَعِيدٍ مَوْلَى عَامِرِ بْنِ كُرَيْزٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لاَ تَحَاسَدُوا وَلاَ تَنَاجَشُوا وَلاَ تَبَاغَضُوا وَلاَ تَدَابَرُوا وَلاَ يَبِعْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا ‏.‏ الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يَخْذُلُهُ وَلاَ يَحْقِرُهُ ‏.‏ التَّقْوَى هَا هُنَا ‏"‏ ‏.‏ وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ‏"‏ بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ دَمُهُ وَمَالُهُ وَعِرْضُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullâh b. Mesleme b. Ka'neb anlattı; bize Dâvud -yani İbn Kays- anlattı; Âmir b. Küreyz'in azatlısı Ebû Saîd'den; Ebû Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Birbirinize haset etmeyin, tenâcuş (müşteri kızıştırma) yapmayın, birbirinize buğz etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin ve hiçbiriniz diğerinin satışı üzerine satış yapmasın. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun. Müslüman Müslüman'ın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz ve onu hor görmez. Takva buradadır" —[Resulullah] üç defa göğsüne işaret ederek [şöyle buyurdu]: "Bir kimseye Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter. Her Müslüman'ın diğer Müslüman'a kanı, malı ve ırzı haramdır."

2564_2. Hadis

حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ سَرْحٍ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ أُسَامَةَ، - وَهُوَ ابْنُ زَيْدٍ - أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَعِيدٍ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرِ بْنِ كُرَيْزٍ يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا، هُرَيْرَةَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ دَاوُدَ وَزَادَ وَنَقَصَ وَمِمَّا زَادَ فِيهِ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى أَجْسَادِكُمْ وَلاَ إِلَى صُوَرِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ وَأَشَارَ بِأَصَابِعِهِ إِلَى صَدْرِهِ ‏.‏

Bana Ebû't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Serh anlattı; bize İbn Vehb anlattı; Usâme'den -ki o İbn Zeyd'dir-; Abdullâh b. Âmir b. Küreyz'in azatlısı Ebû Saîd'i şöyle derken işitmiş: Ebû Hureyre'yi şöyle derken işittim; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. [Ravi sonra] Dâvud'un hadisi gibi zikretti; [bazı kısımları] artırdı ve eksiltti. Orada artırdığı [sözler] arasında şu da vardı: "Şüphesiz ki Allah sizin bedenlerinize ve suretlerinize bakmaz; lakin kalplerinize bakar." —[Resulullah] parmaklarıyla göğsüne işaret ederek [buyurdu].—

2564_3. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا كَثِيرُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ بُرْقَانَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ، الأَصَمِّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Amr en-Nâkıd anlattı; bize Kesîr b. Hişâm anlattı; bize Ca'fer b. Burkân anlattı; Yezîd b. el-Asamm'dan; Ebû Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki Allah suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; lakin kalplerinize ve amellerinize bakar."

2565_3. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، رَفَعَهُ مَرَّةً قَالَ ‏ "‏ تُعْرَضُ الأَعْمَالُ فِي كُلِّ يَوْمِ خَمِيسٍ وَاثْنَيْنِ فَيَغْفِرُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي ذَلِكَ الْيَوْمِ لِكُلِّ امْرِئٍ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا إِلاَّ امْرَأً كَانَتْ بَيْنَهُ وَبَيْنَ أَخِيهِ شَحْنَاءُ فَيُقَالُ ارْكُوا هَذَيْنِ حَتَّى يَصْطَلِحَا ارْكُوا هَذَيْنِ حَتَّى يَصْطَلِحَا ‏"‏ ‏.‏

Bize İbn Ebû Ömer anlattı; bize Süfyân anlattı; Müslim b. Ebû Meryem'den; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hureyre'den işitmiş; [Ravi Ebû Salih] onu bir defasında [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e] nispet ederek şöyle dedi: Resulullah buyurdu ki: "Ameller her Perşembe ve Pazartesi [Allah'a] arz olunur. Allah Azze ve Celle o günde, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan her kulu bağışlar; ancak kendisi ile [din] kardeşi arasında şahnâ (kin/düşmanlık) bulunan kimse müstesna. [Onlar hakkında] şöyle denilir: 'Şu ikisini barışıncaya dek geri bırakın; şu ikisini barışıncaya dek geri bırakın!'"

2565_4. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الطَّاهِرِ، وَعَمْرُو بْنُ سَوَّادٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا مَالِكُ بْنُ، أَنَسٍ عَنْ مُسْلِمِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ تُعْرَضُ أَعْمَالُ النَّاسِ فِي كُلِّ جُمُعَةٍ مَرَّتَيْنِ يَوْمَ الاِثْنَيْنِ وَيَوْمَ الْخَمِيسِ فَيُغْفَرُ لِكُلِّ عَبْدٍ مُؤْمِنٍ إِلاَّ عَبْدًا بَيْنَهُ وَبَيْنَ أَخِيهِ شَحْنَاءُ فَيُقَالُ اتْرُكُوا - أَوِ ارْكُوا - هَذَيْنِ حَتَّى يَفِيئَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû't-Tâhir ve Amr b. Sevvâd anlattılar; dediler ki: Bize İbn Vehb haber verdi; bize Mâlik b. Enes haber verdi; Müslim b. Ebû Meryem'den; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hureyre'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İnsanların amelleri her hafta iki kez; Pazartesi ve Perşembe günleri [Allah'a] arz olunur. Kendisi ile [din] kardeşi arasında şahnâ (kin/düşmanlık) olan kul hariç her mümin kul bağışlanır. [Onlar hakkında] şöyle denilir: 'Şu ikisini [barışa] dönünceye dek bırakın —yahut bekletin—!'"

2566. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، فِيمَا قُرِئَ عَلَيْهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ، الرَّحْمَنِ بْنِ مَعْمَرٍ عَنْ أَبِي الْحُبَابِ، سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَيْنَ الْمُتَحَابُّونَ بِجَلاَلِي الْيَوْمَ أُظِلُّهُمْ فِي ظِلِّي يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلِّي ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; Mâlik b. Enes'ten; —kendisine okunurken [hazır bulunmuş]— Abdullâh b. Abdurrahmân b. Ma'mer'den; Ebû'l-Hubâb Saîd b. Yesâr'dan; Ebû Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz ki Allah Kıyamet günü şöyle buyuracak: 'Benim celâlim adına birbirini sevenler nerede? Kendi gölgemden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bugün, onları gölgemde gölgelendireceğim.'"

2567_1. Hadis

حَدَّثَنِي عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَّ رَجُلاً زَارَ أَخًا لَهُ فِي قَرْيَةٍ أُخْرَى فَأَرْصَدَ اللَّهُ لَهُ عَلَى مَدْرَجَتِهِ مَلَكًا فَلَمَّا أَتَى عَلَيْهِ قَالَ أَيْنَ تُرِيدُ قَالَ أُرِيدُ أَخًا لِي فِي هَذِهِ الْقَرْيَةِ ‏.‏ قَالَ هَلْ لَكَ عَلَيْهِ مِنْ نِعْمَةٍ تَرُبُّهَا قَالَ لاَ غَيْرَ أَنِّي أَحْبَبْتُهُ فِي اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏.‏ قَالَ فَإِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكَ بِأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَبَّكَ كَمَا أَحْبَبْتَهُ فِيهِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Abdülalâ b. Hammâd anlattı; bize Hammâd b. Seleme anlattı; Sâbit'ten; Ebû Râfi'den; Ebû Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [şöyle buyurduğu nakledilmiştir]: "Bir adam, başka bir köydeki bir [din] kardeşini ziyarete gitti. Allah onun yolu üzerinde [insan suretinde] bir melek görevlendirdi. [Adam] meleğin yanına gelince [melek ona]: 'Nereye gidiyorsun?' dedi. [Adam]: 'Bu köydeki bir kardeşimi [ziyarete gidiyorum]' dedi. [Melek]: 'Ondan elde edeceğin (üzerinde gözetip devşireceğin) bir nimet (menfaat) mi var?' dedi. [Adam]: 'Hayır, sadece onu Allah Azze ve Celle için sevdiğimden dolayı [gidiyorum]' dedi. [Melek] dedi ki: 'Şüphesiz ben, onu sevdiğin gibi Allah'ın da seni sevdiğini [haber vermek üzere] sana gönderilen Allah'ın elçisiyim.'"

2567_2. Hadis

قَالَ الشَّيْخُ أَبُو أَحْمَدَ أَخْبَرَنِي أَبُو بَكْرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ زَنْجُويَهْ الْقُشَيْرِيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ، الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ ‏.‏

Şeyh Ebû Ahmed dedi ki: Bana Ebû Bekr Muhammed b. Zencûyeh el-Kuşeyrî haber verdi; bize Abdülalâ b. Hammâd anlattı; bize Hammâd b. Seleme anlattı; bu isnad ile onun (yukarıdaki hadisin) benzerini [rivayet etti].

2568_1. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَأَبُو الرَّبِيعِ الزَّهْرَانِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - يَعْنِيَانِ ابْنَ زَيْدٍ - عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ أَبُو الرَّبِيعِ رَفَعَهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَفِي حَدِيثِ سَعِيدٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ عَائِدُ الْمَرِيضِ فِي مَخْرَفَةِ الْجَنَّةِ حَتَّى يَرْجِعَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Saîd b. Mansûr ve Ebû'r-Rebî' ez-Zehrânî anlattılar; dediler ki: Bize Hammâd -yani İbn Zeyd- anlattı; Eyyûb'dan; Ebû Kilâbe'den; Ebû Esmâ'dan; Sevbân'dan. Ebû'r-Rebî' [hadisi] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e yükselterek rivayet etti. Saîd'in hadisinde ise Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hasta ziyaretinde bulunan kimse, [ziyaretten] dönünceye kadar mahrafe (cennet bahçesi/meyveleri) içindedir."

2568_2. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي، أَسْمَاءَ عَنْ ثَوْبَانَ، مَوْلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ عَادَ مَرِيضًا لَمْ يَزَلْ فِي خُرْفَةِ الْجَنَّةِ حَتَّى يَرْجِعَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Yahyâ et-Temîmî anlattı; bize Huşeym haber verdi; Hâlid'den; Ebû Kilâbe'den; Ebû Esmâ'dan; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in azatlısı Sevbân'dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Her kim bir hastayı ziyaret ederse, [ziyaretten] dönünceye kadar hurfe (cennetin meyve toplanan yeri) içindedir."

2568_3. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ الرَّحَبِيِّ، عَنْ ثَوْبَانَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ الْمُسْلِمَ إِذَا عَادَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ لَمْ يَزَلْ فِي خُرْفَةِ الْجَنَّةِ حَتَّى يَرْجِعَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Habîb el-Hârisî anlattı; bize Yezîd b. Zurey' anlattı; bize Hâlid anlattı; Ebû Kilâbe'den; Ebû Esmâ er-Rahabî'den; Sevbân'dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz bir Müslüman, Müslüman kardeşini ziyaret ettiğinde, [ziyaretten] dönünceye kadar hurfe (cennetin meyve toplanan yeri) içindedir."

2568_4. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، جَمِيعًا عَنْ يَزِيدَ، - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، - وَهُوَ أَبُو قِلاَبَةَ - عَنْ أَبِي الأَشْعَثِ الصَّنْعَانِيِّ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ الرَّحَبِيِّ، عَنْ ثَوْبَانَ، مَوْلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ عَادَ مَرِيضًا لَمْ يَزَلْ فِي خُرْفَةِ الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا خُرْفَةُ الْجَنَّةِ قَالَ ‏"‏ جَنَاهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebû Şeybe ve Züheyr b. Harb anlattılar; hepsi Yezîd'den; -lafız Züheyr'e aittir-; bize Yezîd b. Hârûn anlattı; bize Âsım el-Ahvel haber verdi; Abdullâh b. Zeyd'den -ki o Ebû Kilâbe'dir-; Ebû'l-Eş'as es-San'ânî'den; Ebû Esmâ er-Rahabî'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in azatlısı Sevbân'dan; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim bir hastayı ziyaret ederse, cennetin hurfe'si içindedir." Denildi ki: "Ey Allah'ın Resulü! Cennetin hurfe'si nedir?" [Resulullah]: "Onun devşirilen meyveleridir" buyurdu.

2568_5. Hadis

حَدَّثَنِي سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏

Bana Süveyd b. Saîd anlattı; bize Mervân b. Muâviye anlattı; Âsım el-Ahvel'den; bu isnad ile [rivayet etti].

2569. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا بَهْزٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَقُولُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَا ابْنَ آدَمَ مَرِضْتُ فَلَمْ تَعُدْنِي ‏.‏ قَالَ يَا رَبِّ كَيْفَ أَعُودُكَ وَأَنْتَ رَبُّ الْعَالَمِينَ ‏.‏ قَالَ أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ عَبْدِي فُلاَنًا مَرِضَ فَلَمْ تَعُدْهُ أَمَا عَلِمْتَ أَنَّكَ لَوْ عُدْتَهُ لَوَجَدْتَنِي عِنْدَهُ يَا ابْنَ آدَمَ اسْتَطْعَمْتُكَ فَلَمْ تُطْعِمْنِي ‏.‏ قَالَ يَا رَبِّ وَكَيْفَ أُطْعِمُكَ وَأَنْتَ رَبُّ الْعَالَمِينَ ‏.‏ قَالَ أَمَا عَلِمْتَ أَنَّهُ اسْتَطْعَمَكَ عَبْدِي فُلاَنٌ فَلَمْ تُطْعِمْهُ أَمَا عَلِمْتَ أَنَّكَ لَوْ أَطْعَمْتَهُ لَوَجَدْتَ ذَلِكَ عِنْدِي يَا ابْنَ آدَمَ اسْتَسْقَيْتُكَ فَلَمْ تَسْقِنِي ‏.‏ قَالَ يَا رَبِّ كَيْفَ أَسْقِيكَ وَأَنْتَ رَبُّ الْعَالَمِينَ قَالَ اسْتَسْقَاكَ عَبْدِي فُلاَنٌ فَلَمْ تَسْقِهِ أَمَا إِنَّكَ لَوْ سَقَيْتَهُ وَجَدْتَ ذَلِكَ عِنْدِي ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hâtim b. Meymûn anlattı; bize Behz anlattı; bize Hammâd b. Seleme anlattı; Sâbit'ten; Ebû Râfi'den; Ebû Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah Azze ve Celle Kıyamet günü şöyle buyurur: 'Ey Âdemoğlu! Ben hasta oldum da Beni ziyaret etmedin.' [Kul]: 'Ya Rabbi! Sen Âlemlerin Rabbi iken Seni nasıl ziyaret edebilirdim?' der. [Allah] buyurur ki: 'Bilmez misin ki falan kulum hasta oldu da onu ziyaret etmedin. Eğer onu ziyaret etseydin, Beni onun yanında bulacağını bilmez miydin? Ey Âdemoğlu! Senden yiyecek istedim de Bana yedirmedin.' [Kul]: 'Ya Rabbi! Sen Âlemlerin Rabbi iken Seni nasıl doyurabilirdim?' der. [Allah] buyurur ki: 'Bilmez misin ki falan kulum senden yiyecek istedi de ona yedirmedin. Şayet ona yedirseydin, onu [sevabını] katımda bulacağını bilmez miydin? Ey Âdemoğlu! Senden su istedim de Bana içirmedin.' [Kul]: 'Ya Rabbi! Sen Âlemlerin Rabbi iken Sana nasıl su içirebilirdim?' der. [Allah] buyurur ki: 'Falan kulum senden su istedi de ona içirmedin; eğer ona su verseydin, onu [sevabını] katımda bulacağını bilmez miydin?'"

2570_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ، عُثْمَانُ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ مَا رَأَيْتُ رَجُلاً أَشَدَّ عَلَيْهِ الْوَجَعُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَفِي رِوَايَةِ عُثْمَانَ مَكَانَ الْوَجَعِ وَجَعًا ‏.‏

Bize Osmân b. Ebû Şeybe ve İshâk b. İbrâhîm anlattılar; İshâk "bize haber verdi", Osmân ise "bize anlattı" dedi; Cerîr'den; el-A'meş'ten; Ebû Vâil'den; Mesrûk'tan; dedi ki: Âişe şöyle demiştir: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den daha şiddetli ağrı çeken bir kimse görmedim." Osmân'ın rivayetinde [el-vece'u yerine] "vece'an" denilmiştir.

2570_2. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، أَخْبَرَنِي أَبِي ح، وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، ح وَحَدَّثَنِي بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، - يَعْنِي ابْنَ جَعْفَرٍ - كُلُّهُمْ عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ، نُمَيْرٍ حَدَّثَنَا مُصْعَبُ بْنُ الْمِقْدَامِ، كِلاَهُمَا عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِإِسْنَادِ جَرِيرٍ مِثْلَ حَدِيثِهِ ‏.‏

Bize Ubeydullâh b. Muâz anlattı; dedi ki: Bana babam haber verdi. Bize İbnü'l-Müsennâ ve İbn Beşşâr da anlattılar; dediler ki: Bize İbn Ebû Adiy anlattı. Bana Bişr b. Hâlid de anlattı; bize Muhammed -yani İbn Ca'fer- haber verdi. Bunların hepsi Şu'be'den; el-A'meş'ten [nakletmişlerdir]. Bana Ebû Bekr b. Nâfi' de anlattı; bize Abdurrahmân anlattı. Bize İbn Nümeyr de anlattı; bize Mus'ab b. el-Mikdâm anlattı. Bunların her ikisi de Süfyân'dan; el-A'meş'ten; Cerîr'in isnadı ile onun hadisinin benzerini rivayet etmişlerdir.

2571_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُوعَكُ فَمَسِسْتُهُ بِيَدِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ لَتُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَجَلْ إِنِّي أُوعَكُ كَمَا يُوعَكُ رَجُلاَنِ مِنْكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ ذَلِكَ أَنَّ لَكَ أَجْرَيْنِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَجَلْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى مِنْ مَرَضٍ فَمَا سِوَاهُ إِلاَّ حَطَّ اللَّهُ بِهِ سَيِّئَاتِهِ كَمَا تَحُطُّ الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا ‏"‏ ‏.‏ وَلَيْسَ فِي حَدِيثِ زُهَيْرٍ فَمَسِسْتُهُ بِيَدِي ‏.‏

Bize Osmân b. Ebû Şeybe, Züheyr b. Harb ve İshâk b. İbrâhîm anlattılar; İshâk "bize haber verdi", diğer ikisi ise "bize anlattı" dedi; Cerîr'den; el-A'meş'ten; İbrâhîm et-Teymî'den; el-Hâris b. Süveyd'den; Abdullâh'tan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim; kendisi ateşli bir hastalık (sancı) çekiyordu. Elimle ona dokundum ve: "Ya Resulullah! Şüphesiz sen çok şiddetli bir sancı çekiyorsun!" dedim. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Evet, ben sizden iki kişinin çektiği kadar sancı çekerim" buyurdu. [İbn Mes'ûd]: "Bu senin için iki sevap olması içindir" dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Evet" buyurdu. Sonra şöyle buyurdu: "Herhangi bir Müslüman'a bir hastalık veya başka bir eziyet isabet ederse; ağacın yapraklarını dökmesi gibi, Allah da onun günahlarını döker." Züheyr'in hadisinde "elimle ona dokundum" [ifadesi] geçmemektedir.

2571_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، وَيَحْيَى بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي غَنِيَّةَ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، بِإِسْنَادِ جَرِيرٍ ‏.‏ نَحْوَ حَدِيثِهِ وَزَادَ فِي حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ قَالَ ‏ "‏ نَعَمْ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ مَا عَلَى الأَرْضِ مُسْلِمٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebû Şeybe ve Ebû Küreyb anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Muâviye anlattı. Bana Muhammed b. Râfi' de anlattı; bize Abdurrezzâk anlattı; bize Süfyân anlattı. Bize İshâk b. İbrâhîm de anlattı; bize Îsâ b. Yûnus ve Yahyâ b. Abdülmelik b. Ebû Ganiyye haber verdiler. Bunların hepsi el-A'meş'ten; Cerîr'in isnadı ile onun hadisinin benzerini nakletmişlerdir. Ebû Muâviye'nin hadisinde ise şu fazlalık vardır: "Evet! Nefsim kudret elinde olan [Allah]'a yemin olsun ki, yeryüzünde [hiçbir] Müslüman yoktur ki..."

2572_1. Hadis

حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، جَمِيعًا عَنْ جَرِيرٍ، قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ دَخَلَ شَبَابٌ مِنْ قُرَيْشٍ عَلَى عَائِشَةَ وَهِيَ بِمِنًى وَهُمْ يَضْحَكُونَ فَقَالَتْ مَا يُضْحِكُكُمْ قَالُوا فُلاَنٌ خَرَّ عَلَى طُنُبِ فُسْطَاطٍ فَكَادَتْ عُنُقُهُ أَوْ عَيْنُهُ أَنْ تَذْهَبَ ‏.‏ فَقَالَتْ لاَ تَضْحَكُوا فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُشَاكُ شَوْكَةً فَمَا فَوْقَهَا إِلاَّ كُتِبَتْ لَهُ بِهَا دَرَجَةٌ وَمُحِيَتْ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Züheyr b. Harb ve İshâk b. İbrâhîm anlattılar; her ikisi de Cerîr'den; Züheyr: "Bize Cerîr anlattı" dedi; Mansûr'dan; İbrâhîm'den; el-Esved'den; dedi ki: Kureyş'ten bir grup genç, Mina'da [bulunduğu sırada] Âişe'nin yanına gülüşerek girdiler. Âişe: "Sizi güldüren nedir?" dedi. Onlar: "Falan kimse çadırın ipine takılıp düştü; neredeyse boynu [kırılıyor] veya gözü [zarar görüyor] idi" dediler. Bunun üzerine Âişe şöyle dedi: "Gülmeyin! Zira ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: 'Bir Müslüman'a bir diken batarsa veya ondan daha [fazla] bir eziyet isabet ederse; mutlaka onun sebebiyle kendisine bir derece yazılır ve bir günahı silinir.'"

2572_2. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ وَاللَّفْظُ لَهُمَا ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ الْحَنْظَلِيُّ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا يُصِيبُ الْمُؤْمِنَ مِنْ شَوْكَةٍ فَمَا فَوْقَهَا إِلاَّ رَفَعَهُ اللَّهُ بِهَا دَرَجَةً أَوْ حَطَّ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةً ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebû Şeybe ve Ebû Küreyb anlattılar —lafız her ikisinindir—. Bize İshâk el-Hanzalî de anlattı; İshâk "bize haber verdi", diğer ikisi ise "bize anlattı" dedi; Ebû Muâviye'den; el-A'meş'ten; İbrâhîm'den; el-Esved'den; Âişe'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mümine bir diken batarsa veya ondan daha [fazla] bir eziyet isabet ederse; mutlaka Allah onun vesilesiyle [mümini] bir derece yükseltir veya bir günahını siler."

2572_3. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تُصِيبُ الْمُؤْمِنَ شَوْكَةٌ فَمَا فَوْقَهَا إِلاَّ قَصَّ اللَّهُ بِهَا مِنْ خَطِيئَتِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullâh b. Nümeyr anlattı; bize Muhammed b. Bişr anlattı; bize Hişâm anlattı; babasından; Âişe'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mümine bir diken batmaz veya ondan daha [fazla] bir eziyet isabet etmez ki; mutlaka Allah onun sebebiyle onun günahlarından [bir kısmını] eksiltmiş olmasın."

2572_4. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏

Bize Ebû Küreyb anlattı; bize Ebû Muâviye anlattı; bize Hişâm anlattı; bu isnad ile [rivayet etti].

2572_5. Hadis

حَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، وَيُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا مِنْ مُصِيبَةٍ يُصَابُ بِهَا الْمُسْلِمُ إِلاَّ كُفِّرَ بِهَا عَنْهُ حَتَّى الشَّوْكَةِ يُشَاكُهَا ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebû't-Tâhir anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Mâlik b. Enes ve Yûnus b. Yezîd haber verdiler; İbn Şihâb'dan; Urve b. ez-Zübeyr'den; Âişe'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müslüman'a isabet eden hiçbir musibet yoktur ki; —kendisine batan bir diken dahi olsa— Allah mutlaka onunla [günahlarını] örtmüş (keffaret kılmış) olmasın."

2572_6. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو الطَّاهِرِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ خُصَيْفَةَ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يُصِيبُ الْمُؤْمِنَ مِنْ مُصِيبَةٍ حَتَّى الشَّوْكَةِ إِلاَّ قُصَّ بِهَا مِنْ خَطَايَاهُ أَوْ كُفِّرَ بِهَا مِنْ خَطَايَاهُ ‏"‏ ‏.‏ لاَ يَدْرِي يَزِيدُ أَيَّتُهُمَا قَالَ عُرْوَةُ ‏.‏

Bana Ebû't-Tâhir anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Mâlik b. Enes haber verdi; Yezîd b. Husayfe'den; Urve b. ez-Zübeyr'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Âişe'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mümine isabet eden —bir diken dahi olsa— hiçbir musibet yoktur ki; mutlaka onun sebebiyle günahlarından eksiltilmesin yahut günahlarına keffaret olunmasın." Yezîd, Urve'nin [bu iki kelimeden] hangisini söylediğini tam olarak bilmemektedir.

2572_7. Hadis

حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا حَيْوَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْهَادِ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَا مِنْ شَىْءٍ يُصِيبُ الْمُؤْمِنَ حَتَّى الشَّوْكَةِ تُصِيبُهُ إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بِهَا حَسَنَةً أَوْ حُطَّتْ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bana Harmele b. Yahyâ anlattı; bize Abdullâh b. Vehb haber verdi; bize Hayve haber verdi; bize İbnü'l-Hâd anlattı; Ebû Bekr b. Hazm'dan; Amre'den; Âişe'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Mümine isabet eden hiçbir şey —kendisine batan bir diken dahi olsa— yoktur ki; mutlaka Allah onun sebebiyle ona bir sevap yazmış yahut bir günahını silmiş olmasın."

2573. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ، كَثِيرٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ أَنَّهُمَا سَمِعَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَا يُصِيبُ الْمُؤْمِنَ مِنْ وَصَبٍ وَلاَ نَصَبٍ وَلاَ سَقَمٍ وَلاَ حَزَنٍ حَتَّى الْهَمِّ يُهَمُّهُ إِلاَّ كُفِّرَ بِهِ مِنْ سَيِّئَاتِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebû Şeybe ve Ebû Küreyb anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Üsâme anlattı; el-Velîd b. Kesîr'den; Muhammed b. Amr b. Atâ'dan; Atâ' b. Yesâr'dan; Ebû Saîd ve Ebû Hureyre'den; ikisinin Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittiklerine göre: "Mümine isabet eden hiçbir bitkinlik, hiçbir yorgunluk, hiçbir hastalık, hiçbir üzüntü ve hatta onu tasalandıran hiçbir keder yoktur ki; mutlaka Allah onun sebebiyle günahlarından bir kısmını silmiş (keffaret kılmış) olmasın."

2574. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، - وَاللَّفْظُ لِقُتَيْبَةَ - حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ مُحَيْصِنٍ، شَيْخٍ مِنْ قُرَيْشٍ سَمِعَ مُحَمَّدَ بْنَ قَيْسِ بْنِ مَخْرَمَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ ‏{‏ مَنْ يَعْمَلْ سُوءًا يُجْزَ بِهِ‏}‏ بَلَغَتْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ مَبْلَغًا شَدِيدًا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قَارِبُوا وَسَدِّدُوا فَفِي كُلِّ مَا يُصَابُ بِهِ الْمُسْلِمُ كَفَّارَةٌ حَتَّى النَّكْبَةِ يُنْكَبُهَا أَوِ الشَّوْكَةِ يُشَاكُهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مُسْلِمٌ هُوَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مُحَيْصِنٍ مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd ve Ebû Bekr b. Ebû Şeybe anlattılar —lafız Kuteybe'ye aittir—; her ikisi de İbn Uyeyne'den; bize Süfyân anlattı; Kureyş'ten bir ihtiyar olan İbn Muhaysın'dan; o Muhammed b. Kays b. Mahreme'yi Ebû Hureyre'den hadis naklederken işitmiş; [Ebû Hureyre] dedi ki: "'Kim bir kötülük yaparsa onunla cezalandırılır' (Nisâ, 123) âyeti nazil olduğunda, bu durum Müslümanlara çok ağır geldi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Orta yolu tutun ve istikametten ayrılmayın! Zira Müslüman'ın başına gelen her eziyet —hatta maruz kaldığı bir musibet ya da batan bir diken dahi olsa— bir keffarettir' buyurdu." Müslim dedi ki: "O [İbn Muhaysın], Mekke ehlinden Ömer b. Abdurrahmân b. Muhaysın'dır."

2575. Hadis

حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ الصَّوَّافُ، حَدَّثَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَى أُمِّ السَّائِبِ أَوْ أُمِّ الْمُسَيَّبِ فَقَالَ ‏"‏ مَا لَكِ يَا أُمَّ السَّائِبِ أَوْ يَا أُمَّ الْمُسَيَّبِ تُزَفْزِفِينَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتِ الْحُمَّى لاَ بَارَكَ اللَّهُ فِيهَا ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لاَ تَسُبِّي الْحُمَّى فَإِنَّهَا تُذْهِبُ خَطَايَا بَنِي آدَمَ كَمَا يُذْهِبُ الْكِيرُ خَبَثَ الْحَدِيدِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ubeydullâh b. Ömer el-Kavârîrî anlattı; bize Yezîd b. Zurey' anlattı; bize el-Haccâc es-Savvâf anlattı; bana Ebû'z-Zübeyr anlattı; bize Câbir b. Abdullâh anlattı; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ümmü's-Sâib'in —yahut Ümmü'l-Müseyyeb'in— yanına girdi ve: "Ey Ümmü's-Sâib —veya ey Ümmü'l-Müseyyeb—! Sana ne oldu ki böyle zangır zangır titriyorsun?" diye sordu. Kadın: "Humma (ateşli hastalık)! Allah onda bereket vermesin!" dedi. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: "Hummaya sövme! Zira o, körüğün demirin pasını (kirini) gidermesi gibi, Âdemoğullarının günahlarını giderir."

2576. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَبِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، قَالاَ حَدَّثَنَا عِمْرَانُ أَبُو بَكْرٍ، حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ، قَالَ قَالَ لِي ابْنُ عَبَّاسٍ أَلاَ أُرِيكَ امْرَأَةً مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ قُلْتُ بَلَى ‏.‏ قَالَ هَذِهِ الْمَرْأَةُ السَّوْدَاءُ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ إِنِّي أُصْرَعُ وَإِنِّي أَتَكَشَّفُ فَادْعُ اللَّهَ لِي ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِنْ شِئْتِ صَبَرْتِ وَلَكِ الْجَنَّةُ وَإِنْ شِئْتِ دَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُعَافِيَكِ ‏.‏ قَالَتْ أَصْبِرُ ‏.‏ قَالَتْ فَإِنِّي أَتَكَشَّفُ فَادْعُ اللَّهَ أَنْ لاَ أَتَكَشَّفَ ‏.‏ فَدَعَا لَهَا ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî anlattı; dedi ki: Bize Yahya b. Said ve Bişr b. el-Mufaddal anlattı; ikisi dediler ki: Bize İmran Ebu Bekir anlattı; dedi ki: Bana Atâ b. Ebi Rebah anlattı; dedi ki: İbn Abbas bana şöyle dedi: “Sana cennet ehlinden bir kadını göstereyim mi?” Ben de: “Evet,” dedim. Dedi ki: “Şu siyah kadın, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve dedi ki: ‘Ben sara nöbeti geçiriyorum ve [bu esnada] üzerim açılıyor. Benim için Allah’a dua et.’ [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: ‘Dilersen sabredersin ve cennet senin olur; dilersen de sana afiyet vermesi için Allah’a dua ederim.’ [Kadın] dedi ki: ‘Sabredeceğim.’ [Sonra] dedi ki: ‘Ancak ben [nöbet esnasında] açılıyorum; açılmamam için Allah’a dua et.’ Bunun üzerine [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] ona dua etti.”

2577_1. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ بَهْرَامَ الدَّارِمِيُّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ الدِّمَشْقِيَّ - حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا رَوَى عَنِ اللَّهِ، تَبَارَكَ وَتَعَالَى أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ يَا عِبَادِي إِنِّي حَرَّمْتُ الظُّلْمَ عَلَى نَفْسِي وَجَعَلْتُهُ بَيْنَكُمْ مُحَرَّمًا فَلاَ تَظَالَمُوا يَا عِبَادِي كُلُّكُمْ ضَالٌّ إِلاَّ مَنْ هَدَيْتُهُ فَاسْتَهْدُونِي أَهْدِكُمْ يَا عِبَادِي كُلُّكُمْ جَائِعٌ إِلاَّ مَنْ أَطْعَمْتُهُ فَاسْتَطْعِمُونِي أُطْعِمْكُمْ يَا عِبَادِي كُلُّكُمْ عَارٍ إِلاَّ مَنْ كَسَوْتُهُ فَاسْتَكْسُونِي أَكْسُكُمْ يَا عِبَادِي إِنَّكُمْ تُخْطِئُونَ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَأَنَا أَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا فَاسْتَغْفِرُونِي أَغْفِرْ لَكُمْ يَا عِبَادِي إِنَّكُمْ لَنْ تَبْلُغُوا ضَرِّي فَتَضُرُّونِي وَلَنْ تَبْلُغُوا نَفْعِي فَتَنْفَعُونِي يَا عِبَادِي لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ كَانُوا عَلَى أَتْقَى قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مِنْكُمْ مَا زَادَ ذَلِكَ فِي مُلْكِي شَيْئًا يَا عِبَادِي لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ كَانُوا عَلَى أَفْجَرِ قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِنْ مُلْكِي شَيْئًا يَا عِبَادِي لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ قَامُوا فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَسَأَلُونِي فَأَعْطَيْتُ كُلَّ إِنْسَانٍ مَسْأَلَتَهُ مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِمَّا عِنْدِي إِلاَّ كَمَا يَنْقُصُ الْمِخْيَطُ إِذَا أُدْخِلَ الْبَحْرَ يَا عِبَادِي إِنَّمَا هِيَ أَعْمَالُكُمْ أُحْصِيهَا لَكُمْ ثُمَّ أُوَفِّيكُمْ إِيَّاهَا فَمَنْ وَجَدَ خَيْرًا فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ وَمَنْ وَجَدَ غَيْرَ ذَلِكَ فَلاَ يَلُومَنَّ إِلاَّ نَفْسَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ سَعِيدٌ كَانَ أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ إِذَا حَدَّثَ بِهَذَا الْحَدِيثِ جَثَا عَلَى رُكْبَتَيْهِ ‏.‏

Bize Abdullah b. Abdurrahman b. Behram ed-Dârimî anlattı; dedi ki: Bize Mervan —yani İbn Muhammed ed-Dımaşkî— anlattı; dedi ki: Bize Said b. Abdulaziz anlattı; Rabia b. Yezid’den; Ebu İdris el-Havlânî’den; Ebu Zerr’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den; Allah tebâreke ve teâlâ’dan rivayet ettiği hadiste O’nun şöyle buyurduğunu nakletti: “Ey kullarım! Ben zulmü kendi nefsime haram kıldım ve onu sizin aranızda da haram kıldım; öyleyse birbirinize zulmetmeyin. Ey kullarım! Benim hidayet verdiklerim dışında hepiniz sapıtmış durumdasınız; o halde benden hidayet isteyin ki sizi hidayete erdireyim. Ey kullarım! Benim doyurduklarım dışında hepiniz açsınız; o halde benden yiyecek isteyin ki sizi doyurayım. Ey kullarım! Benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplaksınız; o halde benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim. Ey kullarım! Siz gece gündüz hata yapıyorsunuz, ben ise bütün günahları bağışlarım; o halde benden bağışlanma dileyin ki sizi bağışlayayım. Ey kullarım! Siz bana zarar verebilecek bir duruma asla erişemezsiniz ki bana zarar veresiniz; bana fayda verebilecek bir duruma da asla erişemezsiniz ki bana fayda veresiniz. Ey kullarım! Evveliniz, ahiriniz, insanınız ve cininiz; içinizden en takva sahibi bir adamın kalbi üzere olsanız, bu benim mülkümde hiçbir şeyi artırmaz. Ey kullarım! Evveliniz, ahiriniz, insanınız ve cininiz; içinizden en facir bir adamın kalbi üzere olsanız, bu benim mülkümden hiçbir şeyi eksiltmez. Ey kullarım! Evveliniz, ahiriniz, insanınız ve cininiz; tek bir düzlükte toplanıp benden isteseniz ve ben de her insana istediğini versem, bu benim katımdakinden ancak iğnenin denize daldırıldığında eksilttiği kadar eksiltir. Ey kullarım! Bunlar ancak sizin amellerinizdir; onları sizin için sayıp zaptediyorum, sonra [karşılığını] size tastamam vereceğim. Kim hayır bulursa Allah’a hamdetsin. Kim de bundan başkasını bulursa kendisinden başkasını kınamasın.” Said dedi ki: Ebu İdris el-Havlânî bu hadisi rivayet ettiği zaman dizlerinin üzerine çökerdi.

2577_2. Hadis

حَدَّثَنِيهِ أَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُسْهِرٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّ مَرْوَانَ أَتَمُّهُمَا حَدِيثًا ‏.‏

Bana bunu Ebu Bekir b. İshak anlattı; dedi ki: Bize Ebu Mushir anlattı; dedi ki: Bize Said b. Abdulaziz bu isnadla anlattı. Ancak Mervan hadis [aktarımı] bakımından ikisinden daha tamdır.

2577_3. Hadis

قَالَ أَبُو إِسْحَاقَ حَدَّثَنَا بِهَذَا الْحَدِيثِ الْحَسَنُ، وَالْحُسَيْنُ، ابْنَا بِشْرٍ وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى قَالُوا حَدَّثَنَا أَبُو مُسْهِرٍ، ‏.‏ فَذَكَرُوا الْحَدِيثَ بِطُولِهِ ‏.‏

Ebu İshak dedi ki: Bize bu hadisi Bişr’in oğulları Hasan ve Hüseyin ile Muhammed b. Yahya anlattı. Dediler ki: Bize Ebu Mushir anlattı. Ardından hadisi uzunca zikrettiler.

2577_4. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، كِلاَهُمَا عَنْ عَبْدِ الصَّمَدِ بْنِ عَبْدِ، الْوَارِثِ حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَا يَرْوِي عَنْ رَبِّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى ‏ "‏ إِنِّي حَرَّمْتُ عَلَى نَفْسِي الظُّلْمَ وَعَلَى عِبَادِي فَلاَ تَظَالَمُوا ‏"‏ ‏.‏ وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِنَحْوِهِ وَحَدِيثُ أَبِي إِدْرِيسَ الَّذِي ذَكَرْنَاهُ أَتَمُّ مِنْ هَذَا ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim ve Muhammed b. el-Müsenna anlattı; her ikisi de Abdussamed b. Abdulvaris’ten; dedi ki: Bize Hemmam anlattı; dedi ki: Bize Katade anlattı; Ebu Kılâbe’den; Ebu Esma’dan; Ebu Zerr’den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Rabbinden tebâreke ve teâlâ rivayet ettiği hadiste şöyle buyurdu: “Ben zulmü kendi nefsime haram kıldım, kullarıma da [haram kıldım]. Öyleyse birbirinize zulmetmeyin.” [Ravi] hadisi [önceki hadisin] benzeri şekilde sevk etti. Bizim zikrettiğimiz Ebu İdris hadisi bundan daha tamdır.

2578. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ بْنِ قَعْنَبٍ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ، - يَعْنِي ابْنَ قَيْسٍ - عَنْ عُبَيْدِ، اللَّهِ بْنِ مِقْسَمٍ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ اتَّقُوا الظُّلْمَ فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاتَّقُوا الشُّحَّ فَإِنَّ الشُّحَّ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ حَمَلَهُمْ عَلَى أَنْ سَفَكُوا دِمَاءَهُمْ وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abdullah b. Mesleme b. Ka’neb anlattı; dedi ki: Bize Davud —yani İbn Kays— anlattı; Ubeydullah b. Miksem’den; Cabir b. Abdullah’tan; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Zulümden sakının! Çünkü zulüm, kıyamet gününde karanlıklardır. Cimrilikten de sakının! Çünkü cimrilik, sizden öncekileri helak etti. Onları kanlarını dökmeye ve haramlarını helal saymaya sevk etti.”

2579. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ الْمَاجِشُونُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، بْنِ دِينَارٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hatim anlattı; dedi ki: Bize Şebâbe anlattı; dedi ki: Bize Abdulaziz el-Macişun anlattı; Abdullah b. Dinar’dan; İbn Ömer’den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz zulüm, kıyamet gününde karanlıklardır.”

2580. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ مَنْ كَانَ فِي حَاجَةِ أَخِيهِ كَانَ اللَّهُ فِي حَاجَتِهِ وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللَّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِمًا سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said anlattı; dedi ki: Bize Leys anlattı; Ukayl’den; Zühri’den; Salim’den; babasından; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez ve onu [tehlikeye] teslim etmez. Kim kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümandan bir sıkıntıyı giderirse Allah da o sebeple ondan kıyamet gününün sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderir. Kim bir Müslümanın [kusurunu] örterse Allah da kıyamet gününde onu örter.”

2581. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - وَهُوَ ابْنُ جَعْفَرٍ - عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لاَ دِرْهَمَ لَهُ وَلاَ مَتَاعَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلاَةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا وَقَذَفَ هَذَا وَأَكَلَ مَالَ هَذَا وَسَفَكَ دَمَ هَذَا وَضَرَبَ هَذَا فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said ve Ali b. Hucr anlattı; dediler ki: Bize İsmail —ki o İbn Cafer’dir— anlattı; Ala’dan; babasından; Ebu Hureyre’den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Müflis kimdir biliyor musunuz?” Dediler ki: “Bize göre müflis, dirhemi ve eşyası olmayan kimsedir.” [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: “Şüphesiz ümmetimden müflis olan kimse, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir. Ancak şuna sövmüş, buna iftira atmış, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş olarak gelir. Bu sebeple iyiliklerinden şuna verilir, buna verilir. Eğer üzerindeki haklar ödenmeden iyilikleri tükenirse, onların hatalarından alınır ve üzerine yüklenir. Sonra da ateşe atılır.”

2582. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، حُجْرٍ قَالُوا حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنُونَ ابْنَ جَعْفَرٍ - عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَتُؤَدُّنَّ الْحُقُوقَ إِلَى أَهْلِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Eyyub, Kuteybe ve İbn Hucr anlattı; dediler ki: Bize İsmail —ki İbn Cafer’i kastediyorlar— anlattı; Ala’dan; babasından; Ebu Hureyre’den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Kıyamet gününde hakları mutlaka sahiplerine ödeyeceksiniz. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas alınır.”

2583. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يُمْلِي لِلظَّالِمِ فَإِذَا أَخَذَهُ لَمْ يُفْلِتْهُ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏ وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ‏}‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr anlattı; dedi ki: Bize Ebu Muaviye anlattı; dedi ki: Bize Büreyd b. Ebi Bürde anlattı; babasından; Ebu Musa’dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Allah azze ve celle zalime mühlet verir. Onu yakaladığı zaman ise asla bırakmaz.” Sonra şunu okudu: {وَكَذَلِكَ أَخْذُ رَبِّكَ إِذَا أَخَذَ الْقُرَى وَهِيَ ظَالِمَةٌ إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ} “Rabbin, zalim olan beldeleri yakaladığı zaman işte böyle yakalar. Şüphesiz O’nun yakalaması elem vericidir, şiddetlidir.”

2584_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ اقْتَتَلَ غُلاَمَانِ غُلاَمٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَغُلاَمٌ مِنَ الأَنْصَارِ فَنَادَى الْمُهَاجِرُ أَوِ الْمُهَاجِرُونَ يَا لَلْمُهَاجِرِينَ ‏.‏ وَنَادَى الأَنْصَارِيُّ يَا لَلأَنْصَارِ ‏.‏ فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ مَا هَذَا دَعْوَى أَهْلِ الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِلاَّ أَنَّ غُلاَمَيْنِ اقْتَتَلاَ فَكَسَعَ أَحَدُهُمَا الآخَرَ قَالَ ‏"‏ فَلاَ بَأْسَ وَلْيَنْصُرِ الرَّجُلُ أَخَاهُ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا إِنْ كَانَ ظَالِمًا فَلْيَنْهَهُ فَإِنَّهُ لَهُ نَصْرٌ وَإِنْ كَانَ مَظْلُومًا فَلْيَنْصُرْهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ahmed b. Abdullah b. Yunus anlattı; dedi ki: Bize Züheyr anlattı; dedi ki: Bize Ebu’z-Zübeyr anlattı; Cabir’den; dedi ki: İki genç kavga etti; Muhacirlerden bir genç ve Ensar’dan bir genç. Muhacir (veya Muhacirler): “Ey Muhacirler! [Yetişin!]” diye bağırdı. Ensarî de: “Ey Ensar! [Yetişin!]” diye bağırdı. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem çıktı ve şöyle buyurdu: “Bu ne [hal]? Cahiliye ehlinin çağrısı mı?” Dediler ki: “Hayır ey Allah’ın Resulü! Sadece iki genç kavga etti ve biri diğerine vurdu.” [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: “O halde sorun yok. Kişi kardeşine zalim de olsa mazlum da olsa yardım etsin. Eğer zalimse ona engel olsun; çünkü bu ona [yapılan bir] yardımdır. Eğer mazlumsa ona yardım etsin.”

2584_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، وَابْنُ أَبِي، عُمَرَ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ أَبِي شَيْبَةَ - قَالَ ابْنُ عَبْدَةَ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ، عُيَيْنَةَ قَالَ سَمِعَ عَمْرٌو، جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي غَزَاةٍ فَكَسَعَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ الأَنْصَارِيُّ يَا لَلأَنْصَارِ وَقَالَ الْمُهَاجِرِيُّ يَا لَلْمُهَاجِرِينَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا بَالُ دَعْوَى الْجَاهِلِيَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ كَسَعَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ دَعُوهَا فَإِنَّهَا مُنْتِنَةٌ ‏"‏ ‏.‏ فَسَمِعَهَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ فَقَالَ قَدْ فَعَلُوهَا وَاللَّهِ لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الأَعَزُّ مِنْهَا الأَذَلَّ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ دَعْنِي أَضْرِبْ عُنُقَ هَذَا الْمُنَافِقِ فَقَالَ ‏"‏ دَعْهُ لاَ يَتَحَدَّثُ النَّاسُ أَنَّ مُحَمَّدًا يَقْتُلُ أَصْحَابَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Züheyr b. Harb, Ahmed b. Abde ed-Dabbî ve İbn Ebi Ömer anlattı —ki lafız İbn Ebi Şeybe’ye aittir—; İbn Abde: “Bize haber verdi,” dedi, diğerleri: “Bize Süfyan b. Uyeyne anlattı,” dediler. [Süfyan] dedi ki: Amr’ı, Cabir b. Abdullah’ı şöyle derken işitti: “Biz bir gazvede Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Muhacirlerden bir adam Ensar’dan bir adama vurdu. Ensarî: ‘[Yetişin] ey Ensar!’ dedi. Muhacir de: ‘[Yetişin] ey Muhacirler!’ dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Bu cahiliye çağrısının hali nedir?’ buyurdu. Dediler ki: ‘Ey Allah’ın Resulü! Muhacirlerden bir adam Ensar’dan bir adama vurdu.’ Buyurdu ki: ‘Bırakın onu, çünkü o kokuşmuştur.’ Abdullah b. Übeyy bunu işitti ve şöyle dedi: ‘Bunu yaptılar mı? Vallahi Medine’ye dönersek, en izzetli olan, en zelil olanı oradan mutlaka çıkaracaktır.’ Ömer dedi ki: ‘Bırak beni şu münafığın boynunu vurayım.’ [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: ‘Bırak onu. İnsanlar, Muhammed arkadaşlarını öldürüyor diye konuşmasın.’”

2584_3. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالَ ابْنُ رَافِعٍ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَسَعَ رَجُلٌ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَهُ الْقَوَدَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ دَعُوهَا فَإِنَّهَا مُنْتِنَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ مَنْصُورٍ فِي رِوَايَتِهِ عَمْرٌو قَالَ سَمِعْتُ جَابِرًا ‏.‏

Bize İshak b. İbrahim, İshak b. Mansur ve Muhammed b. Rafi anlattı —İbn Rafi: “Bize anlattı,” dedi, diğer ikisi: “Bize haber verdi,” dediler—; Abdurrezak; Ma’mer’den; Eyyub’dan; Amr b. Dinar’dan; Cabir b. Abdullah’tan; dedi ki: Muhacirlerden bir adam Ensar’dan bir adama vurdu. Bunun üzerine [Ensarî] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve ondan kısas istedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onu bırakın, çünkü o kokuşmuştur,” buyurdu. İbn Mansur rivayetinde: Amr, “Cabir’i işittim,” dedi.

2585. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو عَامِرٍ الأَشْعَرِيُّ قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، وَأَبُو أُسَامَةَ ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، وَابْنُ، إِدْرِيسَ وَأَبُو أُسَامَةَ كُلُّهُمْ عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe ve Ebu Amir el-Eşarî anlattı; dediler ki: Bize Abdullah b. İdris ve Ebu Üsame anlattı. (H) Ve bize Muhammed b. el-Alâ Ebu Kureyb anlattı; dedi ki: Bize İbn Mübarek, İbn İdris ve Ebu Üsame anlattı; hepsi Büreyd’den; Ebu Bürde’den; Ebu Musa’dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminin mümine [bağlılığı], parçaları birbirini sımsıkı tutan bina gibidir.”

2586_1. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr anlattı; dedi ki: Babam anlattı; dedi ki: Bize Zekeriya anlattı; Şa’bî’den; Numan b. Beşir’den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminlerin birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede ve birbirlerine şefkat göstermedeki misali, vücut gibidir. Ondan bir uzuv rahatsızlandığında, vücudun diğer kısımları uykusuzluk ve ateş ile ona icabet eder.”

2586_2. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ الْحَنْظَلِيُّ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ، بَشِيرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِهِ ‏.‏

Bize İshak el-Hanzalî anlattı; dedi ki: Bize Cerir haber verdi; Mutarrif’ten; Şa’bî’den; Numan b. Beşir’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [önceki hadisin] benzerini nakletti.

2586_3. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْمُؤْمِنُونَ كَرَجُلٍ وَاحِدٍ إِنِ اشْتَكَى رَأْسُهُ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالْحُمَّى وَالسَّهَرِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe ve Ebu Said el-Eşecc anlattı; dediler ki: Bize Vekî anlattı; A’meş’ten; Şa’bî’den; Numan b. Beşir’den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminler tek bir adam gibidir. Eğer başı ağrırsa, vücudun diğer kısımları ateş ve uykusuzluk ile ona icabet eder.”

2586_4. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الْمُسْلِمُونَ كَرَجُلٍ وَاحِدٍ إِنِ اشْتَكَى عَيْنُهُ اشْتَكَى كُلُّهُ وَإِنِ اشْتَكَى رَأْسُهُ اشْتَكَى كُلُّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Abdullah b. Numeyr anlattı; dedi ki: Bize Humeyd b. Abdurrahman anlattı; A’meş’ten; Hayseme’den; Numan b. Beşir’den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslümanlar tek bir adam gibidir. Eğer gözü ağrırsa hepsi ağrır; eğer başı ağrırsa hepsi ağrır.”

2586_5. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ، بْنِ بَشِيرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏

Bize İbn Numeyr anlattı; dedi ki: Bize Humeyd b. Abdurrahman anlattı; A’meş’ten; Şa’bî’den; Numan b. Beşir’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [önceki hadisin] benzerini nakletti.

2587. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، حُجْرٍ قَالُوا حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنُونَ ابْنَ جَعْفَرٍ - عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الْمُسْتَبَّانِ مَا قَالاَ فَعَلَى الْبَادِئِ مَا لَمْ يَعْتَدِ الْمَظْلُومُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Eyyub, Kuteybe ve İbn Hucr anlattı; dediler ki: Bize İsmail —ki İbn Cafer’i kastediyorlar— anlattı; Ala’dan; babasından; Ebu Hureyre’den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Birbirine söven iki kişinin söyledikleri[nin günahı], mazlum olan haddi aşmadıkça başlayana aittir.”

2588. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، حُجْرٍ قَالُوا حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - وَهُوَ ابْنُ جَعْفَرٍ - عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَا نَقَصَتْ صَدَقَةٌ مِنْ مَالٍ وَمَا زَادَ اللَّهُ عَبْدًا بِعَفْوٍ إِلاَّ عِزًّا وَمَا تَوَاضَعَ أَحَدٌ لِلَّهِ إِلاَّ رَفَعَهُ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Eyyub, Kuteybe ve İbn Hucr anlattı; dediler ki: Bize İsmail —ki o İbn Cafer’dir— anlattı; Ala’dan; babasından; Ebu Hureyre’den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den; buyurdu ki: “Sadaka maldan hiçbir şey eksiltmez. Allah, affetmesi sebebiyle kulun ancak izzetini artırır. Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu mutlaka yükseltir.”

2589. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، حُجْرٍ قَالُوا حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَتَدْرُونَ مَا الْغِيبَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذِكْرُكَ أَخَاكَ بِمَا يَكْرَهُ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ أَفَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ فِي أَخِي مَا أَقُولُ قَالَ ‏"‏ إِنْ كَانَ فِيهِ مَا تَقُولُ فَقَدِ اغْتَبْتَهُ وَإِنْ لَمْ يَكُنْ فِيهِ فَقَدْ بَهَتَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Eyyub, Kuteybe ve İbn Hucr anlattı; dediler ki: Bize İsmail anlattı; Ala’dan; babasından; Ebu Hureyre’den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Gıybet nedir biliyor musunuz?” Dediler ki: “Allah ve Resulü daha iyi bilir.” [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: “Kardeşini hoşlanmayacağı bir şeyle anmandır.” Denildi ki: “Peki ya söylediklerim kardeşimde varsa ne dersin?” Buyurdu ki: “Eğer söylediklerin onda varsa gıybetini yapmış olursun. Eğer onda yoksa ona iftira atmış olursun.”

2590_1. Hadis

حَدَّثَنِي أُمَيَّةُ بْنُ بِسْطَامٍ الْعَيْشِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ زُرَيْعٍ - حَدَّثَنَا رَوْحٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَسْتُرُ اللَّهُ عَلَى عَبْدٍ فِي الدُّنْيَا إِلاَّ سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ümeyye b. Bistam el-Ayşî anlattı; dedi ki: Bize Yezid —yani İbn Zürey’— anlattı; dedi ki: Bize Ruh anlattı; Süheyl’den; babasından; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den; şöyle buyurdu: “Allah dünyada bir kulun [kusurunu] örterse, kıyamet gününde de onu mutlaka örter.”

2590_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا سُهَيْلٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَسْتُرُ عَبْدٌ عَبْدًا فِي الدُّنْيَا إِلاَّ سَتَرَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; dedi ki: Bize Affan anlattı; dedi ki: Bize Vüheyb anlattı; dedi ki: Bize Süheyl anlattı; babasından; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den; şöyle buyurdu: “Bir kul dünyada başka bir kulun [kusurunu] örterse, Allah da kıyamet gününde onu mutlaka örter.”

2591_1. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَعَمْرٌو النَّاقِدُ وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ وَابْنُ نُمَيْرٍ كُلُّهُمْ عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، - وَهُوَ ابْنُ عُيَيْنَةَ - عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعَ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، يَقُولُ حَدَّثَتْنِي عَائِشَةُ، أَنَّ رَجُلاً، اسْتَأْذَنَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ ائْذَنُوا لَهُ فَلَبِئْسَ ابْنُ الْعَشِيرَةِ أَوْ بِئْسَ رَجُلُ الْعَشِيرَةِ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَيْهِ أَلاَنَ لَهُ الْقَوْلَ قَالَتْ عَائِشَةُ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قُلْتَ لَهُ الَّذِي قُلْتَ ثُمَّ أَلَنْتَ لَهُ الْقَوْلَ قَالَ ‏"‏ يَا عَائِشَةُ إِنَّ شَرَّ النَّاسِ مَنْزِلَةً عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَنْ وَدَعَهُ أَوْ تَرَكَهُ النَّاسُ اتِّقَاءَ فُحْشِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said, Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Amr en-Nâkid, Züheyr b. Harb ve İbn Numeyr anlattı; hepsi İbn Uyeyne’den —ki lafız Züheyr’e aittir—; Dedi ki: Bize Süfyan —ki o İbn Uyeyne’dir— anlattı; İbnü’l-Münkedir’den; Urve b. Zübeyr’i şöyle derken işitmiş: Bana Aişe anlattı; dedi ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzuruna girmek için izin istedi. [Peygamber]: “Ona izin verin. O, aşiretin ne kötü oğludur —veya— aşiretin ne kötü adamıdır!” buyurdu. Adam yanına girince ona yumuşak söz söyledi. Aişe dedi ki: Ben de: “Ey Allah’ın Resulü! Onun hakkında söylediğini söyledin, sonra da ona yumuşak söz mü söyledin?” dedim. Buyurdu ki: “Ey Aişe! Kıyamet gününde Allah katında konumu en kötü olan insan, şerrinden sakınılarak insanların terk ettiği kimsedir.”

2591_2. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، كِلاَهُمَا عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ مِثْلَ مَعْنَاهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ بِئْسَ أَخُو الْقَوْمِ وَابْنُ الْعَشِيرَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Rafi ve Abd b. Humeyd anlattı; her ikisi de Abdurrezak’tan; Ma’mer bize haber verdi; İbnü’l-Münkedir’den; bu isnadla [önceki hadisin] manasının benzerini [nakletti]. Ancak o şöyle dedi: “O, kavmin ne kötü kardeşi ve aşiretin [ne kötü] oğludur.”

2592_1. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا مَنْصُورٌ، عَنْ تَمِيمِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ جَرِيرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ يُحْرَمِ الرِّفْقَ يُحْرَمِ الْخَيْرَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsenna anlattı; dedi ki: Bana Yahya b. Said anlattı; Süfyan’dan; dedi ki: Bize Mansur anlattı; Temim b. Seleme’den; Abdurrahman b. Hilal’den; Cerir’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den; şöyle buyurdu: “Kim rıfktan [yumuşaklıktan] mahrum kalırsa, hayırdan mahrum kalır.”

2592_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، - يَعْنِي ابْنَ غِيَاثٍ - كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَإِسْحَاقُ، بْنُ إِبْرَاهِيمَ - وَاللَّفْظُ لَهُمَا - قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ تَمِيمِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هِلاَلٍ الْعَبْسِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ جَرِيرًا، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ يُحْرَمِ الرِّفْقَ يُحْرَمِ الْخَيْرَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Ebu Said el-Eşecc ve Muhammed b. Abdullah b. Numeyr anlattı; dediler ki: Bize Vekî anlattı. (H) Ve bize Ebu Kureyb anlattı; dedi ki: Bize Ebu Muaviye anlattı. (H) Ve bize Ebu Said el-Eşecc anlattı; dedi ki: Bize Hafs —yani İbn Gıyas— anlattı; hepsi A’meş’ten. (H) Ve bize Züheyr b. Harb ve İshak b. İbrahim anlattı —ki lafız her ikisine aittir—; Züheyr: “Bize anlattı,” dedi, İshak: “Bize haber verdi,” dedi; Cerir; A’meş’ten; Temim b. Seleme’den; Abdurrahman b. Hilal el-Absî’den; dedi ki: Cerir’i şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kim rıfktan [yumuşaklıktan] mahrum kalırsa, hayırdan mahrum kalır.”

2592_3. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هِلاَلٍ، قَالَ سَمِعْتُ جَرِيرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ حُرِمَ الرِّفْقَ حُرِمَ الْخَيْرَ أَوْ مَنْ يُحْرَمِ الرِّفْقَ يُحْرَمِ الْخَيْرَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya anlattı; dedi ki: Bize Abdulvahid b. Ziyad haber verdi; Muhammed b. Ebi İsmail’den; Abdurrahman b. Hilal’den; dedi ki: Cerir b. Abdullah’ı şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kim rıfktan mahrum kalırsa, hayırdan mahrum kalır —veya— kim rıfktan mahrum edilirse, hayırdan mahrum edilir.”

2593. Hadis

حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى التُّجِيبِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي حَيْوَةُ، حَدَّثَنِي ابْنُ الْهَادِ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عَمْرَةَ، - يَعْنِي بِنْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ - عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَا عَائِشَةُ إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ وَيُعْطِي عَلَى الرِّفْقِ مَا لاَ يُعْطِي عَلَى الْعُنْفِ وَمَا لاَ يُعْطِي عَلَى مَا سِوَاهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Harmele b. Yahya et-Tücîbî anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Vehb haber verdi; dedi ki: Bana Hayve haber verdi; dedi ki: Bana İbnü’l-Hâd anlattı; Ebu Bekir b. Hazm’dan; Amre’den —yani Abdurrahman’ın kızı—; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşi Aişe’den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletti: “Ey Aişe! Şüphesiz Allah Refîk’tir, rıfkı sever. Şiddete vermediğini ve ondan başkasına vermediğini rıfka verir.”

2594_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْمِقْدَامِ، - وَهُوَ ابْنُ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ الرِّفْقَ لاَ يَكُونُ فِي شَىْءٍ إِلاَّ زَانَهُ وَلاَ يُنْزَعُ مِنْ شَىْءٍ إِلاَّ شَانَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Muaz el-Amberî anlattı; dedi ki: Babam anlattı; dedi ki: Bize Şube anlattı; Mikdam’dan —ki o Şüreyh b. Hâni’in oğludur—; babasından; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşi Aişe’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den; şöyle buyurdu: “Muhakkak ki rıfk bir şeyde bulunursa onu mutlaka süsler; bir şeyden çekip alınırsa onu mutlaka çirkinleştirir.”

2594_2. Hadis

حَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، سَمِعْتُ الْمِقْدَامَ بْنَ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَزَادَ فِي الْحَدِيثِ رَكِبَتْ عَائِشَةُ بَعِيرًا فَكَانَتْ فِيهِ صُعُوبَةٌ فَجَعَلَتْ تُرَدِّدُهُ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ عَلَيْكِ بِالرِّفْقِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ بِمِثْلِهِ ‏.‏

Bunu bize Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Beşşar anlattı; dediler ki: Bize Muhammed b. Cafer anlattı; dedi ki: Bize Şube anlattı; Mikdam b. Şüreyh b. Hâni’den işittim; bu isnadla. Hadiste şunu ekledi: Aişe bir deveye bindi. Devede hırçınlık vardı. Aişe onu [dizginlerini çekerek] ileri geri çevirmeye başladı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Rıfk ile [yumuşak] davranmalısın,” dedi. Sonra [hadisin] benzerini zikretti.

2595_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُلَيَّةَ، قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي الْمُهَلَّبِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ، حُصَيْنٍ قَالَ بَيْنَمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ وَامْرَأَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ عَلَى نَاقَةٍ فَضَجِرَتْ فَلَعَنَتْهَا فَسَمِعَ ذَلِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ خُذُوا مَا عَلَيْهَا وَدَعُوهَا فَإِنَّهَا مَلْعُونَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عِمْرَانُ فَكَأَنِّي أَرَاهَا الآنَ تَمْشِي فِي النَّاسِ مَا يَعْرِضُ لَهَا أَحَدٌ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe ve Züheyr b. Harb anlattı; hepsi İbn Uleyye’den; Züheyr: “Bize İsmail b. İbrahim anlattı,” dedi; dedi ki: Bize Eyyub anlattı; Ebu Kılâbe’den; Ebu’l-Mühelleb’den; İmran b. Husayn’dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem seferlerinin birindeyken, Ensar’dan bir kadın bir devenin üzerindeydi. Kadın [deveden] daraldı ve ona lanet etti. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunu işitti ve şöyle buyurdu: “Üzerindekileri alın ve onu bırakın; çünkü o lanetlenmiştir.” İmran dedi ki: Şu an onu insanlar arasında yürürken görür gibiyim; kimse ona ilişmiyordu.

2595_2. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو الرَّبِيعِ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، وَهُوَ ابْنُ زَيْدٍ ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا الثَّقَفِيُّ، كِلاَهُمَا عَنْ أَيُّوبَ، بِإِسْنَادِ إِسْمَاعِيلَ ‏.‏ نَحْوَ حَدِيثِهِ إِلاَّ أَنَّ فِي حَدِيثِ حَمَّادٍ قَالَ عِمْرَانُ فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهَا نَاقَةً وَرْقَاءَ وَفِي حَدِيثِ الثَّقَفِيِّ فَقَالَ ‏ "‏ خُذُوا مَا عَلَيْهَا وَأَعْرُوهَا فَإِنَّهَا مَلْعُونَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said ve Ebu’r-Rebî anlattı; dediler ki: Bize Hammad —ki o İbn Zeyd’dir— anlattı. (H) Ve bize İbn Ebi Ömer anlattı; dedi ki: Bize Sekafî anlattı. Her ikisi de Eyyub’dan, İsmail’in isnadıyla, onun hadisinin benzerini [nakletti]. Ancak Hammad’ın hadisinde İmran şöyle dedi: “Ona, kül rengi bir deveye bakar gibiyim.” Sekafî’nin hadisinde ise [Resulullah] şöyle buyurdu: “Üzerindekileri alın ve onu çıplak bırakın; çünkü o lanetlenmiştir.”

2596_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كَامِلٍ الْجَحْدَرِيُّ، فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ حَدَّثَنَا يَزِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ زُرَيْعٍ - حَدَّثَنَا التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ، قَالَ بَيْنَمَا جَارِيَةٌ عَلَى نَاقَةٍ عَلَيْهَا بَعْضُ مَتَاعِ الْقَوْمِ إِذْ بَصُرَتْ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَتَضَايَقَ بِهِمُ الْجَبَلُ فَقَالَتْ حَلْ اللَّهُمَّ الْعَنْهَا ‏.‏ قَالَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تُصَاحِبُنَا نَاقَةٌ عَلَيْهَا لَعْنَةٌ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Kâmil el-Cahderî Fudayl b. Hüseyin anlattı; dedi ki: Bize Yezid —yani İbn Zürey’— anlattı; dedi ki: Bize Teymî anlattı; Ebu Osman’dan; Ebu Berze el-Eslemî’den; dedi ki: Bir cariye, üzerinde topluluğun eşyalarının bulunduğu bir devenin üzerindeyken, aniden Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i gördü. Dağ [yolu] onlara dar gelmişti. [Kız]: “Hal! [Yürü!] Allah’ım ona lanet et!” dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Üzerinde lanet bulunan bir deve bize arkadaşlık etmesin.”

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.