1548. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ أَبِي الْبَخْتَرِيِّ، أَنَّ جَيْشًا، مِنْ جُيُوشِ الْمُسْلِمِينَ كَانَ أَمِيرَهُمْ سَلْمَانُ الْفَارِسِيُّ حَاصَرُوا قَصْرًا مِنْ قُصُورِ فَارِسَ فَقَالُوا يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ أَلاَ نَنْهَدُ إِلَيْهِمْ قَالَ دَعُونِي أَدْعُهُمْ كَمَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُوهُمْ . فَأَتَاهُمْ سَلْمَانُ فَقَالَ لَهُمْ إِنَّمَا أَنَا رَجُلٌ مِنْكُمْ فَارِسِيٌّ تَرَوْنَ الْعَرَبَ يُطِيعُونَنِي فَإِنْ أَسْلَمْتُمْ فَلَكُمْ مِثْلُ الَّذِي لَنَا وَعَلَيْكُمْ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْنَا وَإِنْ أَبَيْتُمْ إِلاَّ دِينَكُمْ تَرَكْنَاكُمْ عَلَيْهِ وَأَعْطُونَا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَأَنْتُمْ صَاغِرُونَ . قَالَ وَرَطَنَ إِلَيْهِمْ بِالْفَارِسِيَّةِ وَأَنْتُمْ غَيْرُ مَحْمُودِينَ . وَإِنْ أَبَيْتُمْ نَابَذْنَاكُمْ عَلَى سَوَاءٍ . قَالُوا مَا نَحْنُ بِالَّذِي نُعْطِي الْجِزْيَةَ وَلَكِنَّا نُقَاتِلُكُمْ . فَقَالُوا يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ أَلاَ نَنْهَدُ إِلَيْهِمْ قَالَ لاَ . فَدَعَاهُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ إِلَى مِثْلِ هَذَا ثُمَّ قَالَ انْهَدُوا إِلَيْهِمْ . قَالَ فَنَهَدْنَا إِلَيْهِمْ فَفَتَحْنَا ذَلِكَ الْقَصْرَ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ بُرَيْدَةَ وَالنُّعْمَانِ بْنِ مُقَرِّنٍ وَابْنِ عُمَرَ وَابْنِ عَبَّاسٍ . وَحَدِيثُ سَلْمَانَ حَدِيثٌ حَسَنٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ . وَسَمِعْتُ مُحَمَّدًا يَقُولُ أَبُو الْبَخْتَرِيِّ لَمْ يُدْرِكْ سَلْمَانَ لأَنَّهُ لَمْ يُدْرِكْ عَلِيًّا وَسَلْمَانُ مَاتَ قَبْلَ عَلِيٍّ . وَقَدْ ذَهَبَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى هَذَا وَرَأَوْا أَنْ يُدْعَوْا قَبْلَ الْقِتَالِ وَهُوَ قَوْلُ إِسْحَاقَ بْنِ إِبْرَاهِيمَ قَالَ إِنْ تُقُدِّمَ إِلَيْهِمْ فِي الدَّعْوَةِ فَحَسَنٌ يَكُونُ ذَلِكَ أَهْيَبَ . وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ لاَ دِعْوَةَ الْيَوْمَ . وَقَالَ أَحْمَدُ لاَ أَعْرِفُ الْيَوْمَ أَحَدًا يُدْعَى . وَقَالَ الشَّافِعِيُّ لاَ يُقَاتَلُ الْعَدُوُّ حَتَّى يُدْعَوْا إِلاَّ أَنْ يَعْجَلُوا عَنْ ذَلِكَ فَإِنْ لَمْ يَفْعَلْ فَقَدْ بَلَغَتْهُمُ الدَّعْوَةُ .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Ebû Avâne anlattı; (o) Atâ b. es-Sâib'den, (o) Ebü'l-Bahterî'den nakletti: Müslümanların ordularından bir ordu vardı, komutanları Selmân-ı Fârisî idi. Fars saraylarından (kalelerinden) bir sarayı kuşattılar. (Askerler): "Ey Ebû Abdullah! Onlara saldırmayacak mıyız?" dediler. (Selmân): "Bırakın beni, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i onları (İslam'a) davet ederken işittiğim gibi onları davet edeyim" dedi. Selmân onlara gelip dedi ki: "Ben de sizin gibi Farslı bir adamım. Görüyorsunuz ki Araplar bana itaat ediyor. Eğer Müslüman olursanız bizim lehimize olan sizin de lehinize, aleyhimize olan sizin de aleyhinize olur. Eğer dininizde kalmaktan başkasını kabul etmezseniz sizi (dininiz) üzere bırakırız; (ancak) küçülmüş (boyun eğmiş) olarak cizye verirsiniz." -(Ravi) dedi ki: Onlara Farsça konuştu.- "(Cizye vermezseniz) övülmemiş (kötü bir durumda) olursunuz. Eğer (bunu da) kabul etmezseniz eşit şartlarda sizinle savaşa tutuşuruz." Onlar: "Biz cizye verecek değiliz, bilakis sizinle savaşacağız" dediler. (Askerler) dediler ki: "Ey Ebû Abdullah! Onlara saldırmayacak mıyız?" (Selmân): "Hayır" dedi. Üç gün onları bunun benzeri şeylere çağırdı. Sonra: "(Haydi) onlara saldırın" dedi. (Ravi) dedi ki: Biz de onlara saldırdık ve o sarayı (kaleyi) fethettik. (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu konuda Büreyde, Nu'mân b. Mukarrin, İbn Ömer ve İbn Abbâs'tan da hadis rivayet edilmiştir. Selmân hadisi hasendir. Bunu sadece Atâ b. es-Sâib'in hadisinden bilmekteyiz. Muhammed'i (Buhârî'yi) şöyle derken işittim: "Ebü'l-Bahterî Selmân'a yetişmemiştir. Çünkü o Ali'ye yetişmemiştir; Selmân ise Ali'den önce ölmüştür." Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bazı ilim ehli bu görüşe gitmiş ve (düşmanın) savaştan önce davet edilmesini uygun görmüşlerdir. Bu, İshâk b. İbrâhîm'in görüşüdür. O şöyle demiştir: "(Savaştan önce) onlara davet götürülürse güzel olur, bu daha heybetli olur." Bazı ilim ehli ise: "Bugün davet yoktur" demiştir. Ahmed: "Bugün (İslam her yere ulaştığı için) davet edilecek (davetin ulaşmadığı) kimse bilmiyorum" demiştir. Şâfiî dedi ki: "Düşman (İslam'a) davet edilmedikçe onlarla savaşılmaz. Ancak (savaşa) acele ederlerse o başka. Eğer bunu yapmazlarsa (saldırmazlarsa, önce davet edilir), çünkü davet onlara ulaşmıştır."
1549. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى الْعَدَنِيُّ الْمَكِّيُّ، - وَيُكْنَى بِأَبِي عَبْدِ اللَّهِ الرَّجُلُ الصَّالِحُ هُوَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ نَوْفَلِ بْنِ مُسَاحِقٍ عَنِ ابْنِ عِصَامٍ الْمُزَنِيِّ عَنْ أَبِيهِ وَكَانَتْ لَهُ صُحْبَةٌ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا بَعَثَ جَيْشًا أَوْ سَرِيَّةً يَقُولُ لَهُمْ " إِذَا رَأَيْتُمْ مَسْجِدًا أَوْ سَمِعْتُمْ مُؤَذِّنًا فَلاَ تَقْتُلُوا أَحَدًا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ وَهُوَ حَدِيثُ ابْنِ عُيَيْنَةَ .
Bize Muhammed b. Yahyâ el-Adnî el-Mekkî anlattı; -ki o Ebû Abdullah künyesini taşıyan salih bir adamdır, İbn Ebî Ömer (diye bilinir)- dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; (o) Abdülmelik b. Nevfel b. Müsâhik'ten, (o) İbn İsâm el-Müzenî'den, (o da) babasından -ki onun (Peygamber ile) sohbeti vardı- nakletti. (Babası) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir ordu veya bir seriyye (müfreze) gönderdiği zaman onlara şöyle buyururdu: "Bir mescit görürseniz veya bir müezzin (ezanını) işitirseniz hiç kimseyi öldürmeyin." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bu, İbn Uyeyne'nin hadisidir.
1550. Hadis
حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ خَرَجَ إِلَى خَيْبَرَ أَتَاهَا لَيْلاً وَكَانَ إِذَا جَاءَ قَوْمًا بِلَيْلٍ لَمْ يُغِرْ عَلَيْهِمْ حَتَّى يُصْبِحَ فَلَمَّا أَصْبَحَ خَرَجَتْ يَهُودُ بِمَسَاحِيهِمْ وَمَكَاتِلِهِمْ فَلَمَّا رَأَوْهُ قَالُوا مُحَمَّدٌ وَافَقَ وَاللَّهِ مُحَمَّدٌ الْخَمِيسَ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُ أَكْبَرُ خَرِبَتْ خَيْبَرُ إِنَّا إِذَا نَزَلْنَا بِسَاحَةِ قَوْمٍ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ " .
Bize Ensârî anlattı; dedi ki: Bize Ma'n anlattı; dedi ki: Bana Mâlik b. Enes anlattı; (o) Humeyd'den, (o da) Enes'ten nakletti. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber'e çıktığında oraya geceleyin vardı. Bir kavme geceleyin geldiği zaman sabah oluncaya kadar onlara baskın yapmazdı. Sabah olunca Yahudiler kürekleri ve zembilleriyle (işlerine gitmek üzere) dışarı çıktılar. O'nu görünce: "Muhammed ve -Vallahi- ordu!" dediler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allahü Ekber! Harap olsun Hayber! Biz bir kavmin sahasına (yurduna) indiğimiz zaman, uyarılanların sabahı ne kötü olur!"
1551. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ مُعَاذٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا ظَهَرَ عَلَى قَوْمٍ أَقَامَ بِعَرْصَتِهِمْ ثَلاَثًا . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَحَدِيثُ حُمَيْدٍ عَنْ أَنَسٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رَخَّصَ قَوْمٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي الْغَارَةِ بِاللَّيْلِ وَأَنْ يَبِيتُوا وَكَرِهَهُ بَعْضُهُمْ . وَقَالَ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ لاَ بَأْسَ أَنْ يُبَيَّتَ الْعَدُوُّ لَيْلاً . وَمَعْنَى قَوْلِهِ وَافَقَ مُحَمَّدٌ الْخَمِيسَ يَعْنِي بِهِ الْجَيْشَ .
Bize Kuteybe ve Muhammed b. Beşşâr anlattılar; dediler ki: Bize Muâz b. Muâz anlattı; (o) Saîd b. Ebî Arûbe'den, (o) Katâde'den, (o) Enes'ten, (o da) Ebû Talha'dan nakletti. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir kavme galip geldiği zaman onların sahasında (yurdunda) üç gün kalırdı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Humeyd'in Enes'ten rivayet ettiği hadis (de) hasen sahihtir. İlim ehlinden bir topluluk gece baskınına (akına) ve onlara geceleyin saldırmaya ruhsat vermiş, bazıları ise bunu mekruh görmüştür. Ahmed ve İshâk: "Geceleyin düşmana baskın yapılmasında bir sakınca yoktur" demişlerdir. (Bir önceki hadiste geçen) "Muhammed el-Hamîs" sözünün manası; "Ordu" demektir (Hamîs: Ordu).
1552. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَرَّقَ نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ وَقَطَعَ وَهِيَ الْبُوَيْرَةُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ : ( مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ ) . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ ذَهَبَ قَوْمٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ إِلَى هَذَا وَلَمْ يَرَوْا بَأْسًا بِقَطْعِ الأَشْجَارِ وَتَخْرِيبِ الْحُصُونِ . وَكَرِهَ بَعْضُهُمْ ذَلِكَ وَهُوَ قَوْلُ الأَوْزَاعِيِّ . قَالَ الأَوْزَاعِيُّ وَنَهَى أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ يَزِيدَ أَنْ يَقْطَعَ شَجَرًا مُثْمِرًا أَوْ يُخَرِّبَ عَامِرًا وَعَمِلَ بِذَلِكَ الْمُسْلِمُونَ بَعْدَهُ . وَقَالَ الشَّافِعِيُّ لاَ بَأْسَ بِالتَّحْرِيقِ فِي أَرْضِ الْعَدُوِّ وَقَطْعِ الأَشْجَارِ وَالثِّمَارِ . وَقَالَ أَحْمَدُ وَقَدْ تَكُونُ فِي مَوَاضِعَ لاَ يَجِدُونَ مِنْهُ بُدًّا فَأَمَّا بِالْعَبَثِ فَلاَ تُحَرَّقُ . وَقَالَ إِسْحَاقُ التَّحْرِيقُ سُنَّةٌ إِذَا كَانَ أَنْكَى فِيهِمْ .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys anlattı; (o) Nâfi'den, (o da) İbn Ömer'den nakletti. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Benî Nadîr'in hurmalıklarını yaktı ve kesti. Orası "Büveyre" (denilen yer) idi. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: "{ Herhangi bir hurma ağacını kestiniz veya kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa, (bu) Allah'ın izniyledir ve (bu izin), yoldan çıkanları rezil etmesi içindir. }" (Haşr, 5). (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu konuda İbn Abbâs'tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehlinden bir topluluk bu görüşe gitmiş; (düşman arazisindeki) ağaçları kesmekte ve kaleleri harap etmekte bir sakınca görmemişlerdir. Bazıları ise bunu mekruh görmüştür. Bu, Evzâî'nin görüşüdür. Evzâî dedi ki: "Ebû Bekir es-Sıddîk, Yezîd'e meyveli ağaç kesmesini veya mamur bir yeri harap etmesini yasakladı. Ondan sonra Müslümanlar bununla amel ettiler." Şâfiî dedi ki: "Düşman toprağında yakmakta, ağaçları ve meyveleri kesmekte bir sakınca yoktur." Ahmed dedi ki: "(Bazen) öyle yerlerde olur ki bundan başka çare bulamazlar (o zaman caizdir). Ancak boş yere (abes olarak) ise yakılmaz." İshâk dedi ki: "Eğer onlara daha çok zarar verecekse yakmak sünnettir."
1553. Hadis
1554. Hadis
1555. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى الأَزْدِيُّ الْبَصْرِيُّ، وَأَبُو عَمَّارٍ وَغَيْرُ وَاحِدٍ قَالُوا حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَيْرُ الصَّحَابَةِ أَرْبَعَةٌ وَخَيْرُ السَّرَايَا أَرْبَعُمِائَةٍ وَخَيْرُ الْجُيُوشِ أَرْبَعَةُ آلاَفٍ وَلاَ يُغْلَبُ اثْنَا عَشَرَ أَلْفًا مِنْ قِلَّةٍ " . هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ يُسْنِدُهُ كَبِيرُ أَحَدٍ غَيْرُ جَرِيرِ بْنِ حَازِمٍ وَإِنَّمَا رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً . وَقَدْ رَوَاهُ حِبَّانُ بْنُ عَلِيٍّ الْعَنَزِيُّ عَنْ عُقَيْلٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَرَوَاهُ اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ عَنْ عُقَيْلٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً .
Bize Muhammed b. Yahyâ el-Ezdî el-Basrî, Ebû Ammâr ve birden çok kişi anlattı; dediler ki: Bize Vehb b. Cerîr, babasından, o Yûnus b. Yezîd'den, o Zührî'den, o Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den, o da İbn Abbâs'tan naklen anlattı. İbn Abbâs dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Arkadaşların en hayırlısı dört kişidir. Müfrezelerin en hayırlısı dört yüz kişidir. Orduların en hayırlısı dört bin kişidir. On iki bin kişi ise azlıktan dolayı mağlup edilmez." Bu hadis hasen gariptir. Cerîr b. Hâzim dışında pek kimse bunu (Zührî'den İbn Abbâs'a ulaştırarak) müsned olarak rivayet etmemiştir. Bu hadis Zührî'den, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den mürsel olarak rivayet edilmiştir. Hibbân b. Ali el-Anezî de bunu Ukayl'den, o Zührî'den, o Ubeydullah b. Abdullah'tan, o İbn Abbâs'tan, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklen rivayet etmiştir. Leys b. Sa'd ise bunu Ukayl'den, o Zührî'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den mürsel olarak rivayet etmiştir.
1556. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ هُرْمُزَ، أَنَّ نَجْدَةَ الْحَرُورِيَّ، كَتَبَ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَسْأَلُهُ هَلْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَغْزُو بِالنِّسَاءِ وَهَلْ كَانَ يَضْرِبُ لَهُنَّ بِسَهْمٍ فَكَتَبَ إِلَيْهِ ابْنُ عَبَّاسٍ كَتَبْتَ إِلَىَّ تَسْأَلُنِي هَلْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَغْزُو بِالنِّسَاءِ وَكَانَ يَغْزُو بِهِنَّ فَيُدَاوِينَ الْمَرْضَى وَيُحْذَيْنَ مِنَ الْغَنِيمَةِ وَأَمَّا يُسْهِمُ فَلَمْ يَضْرِبْ لَهُنَّ بِسَهْمٍ . وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ وَأُمِّ عَطِيَّةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَالشَّافِعِيِّ . وَقَالَ بَعْضُهُمْ يُسْهَمُ لِلْمَرْأَةِ وَالصَّبِيِّ . وَهُوَ قَوْلُ الأَوْزَاعِيِّ قَالَ الأَوْزَاعِيُّ وَأَسْهَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلصِّبْيَانِ بِخَيْبَرَ وَأَسْهَمَتْ أَئِمَّةُ الْمُسْلِمِينَ لِكُلِّ مَوْلُودٍ وُلِدَ فِي أَرْضِ الْحَرْبِ . قَالَ الأَوْزَاعِيُّ وَأَسْهَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلنِّسَاءِ بِخَيْبَرَ وَأَخَذَ بِذَلِكَ الْمُسْلِمُونَ بَعْدَهُ . حَدَّثَنَا بِذَلِكَ عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ عَنِ الأَوْزَاعِيِّ بِهَذَا . وَمَعْنَى قَوْلِهِ وَيُحْذَيْنَ مِنَ الْغَنِيمَةِ يَقُولُ يُرْضَخُ لَهُنَّ بِشَيْءٍ مِنَ الْغَنِيمَةِ يُعْطَيْنَ شَيْئًا .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Hâtim b. İsmâîl, Ca'fer b. Muhammed'den, o babasından, o Yezîd b. Hürmüz'den naklen anlattı: Necde el-Harûrî, İbn Abbâs'a yazarak, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kadınlarla savaşa gidip gitmediğini ve onlara ganimetten pay ayırıp ayırmadığını sordu. İbn Abbâs ona şöyle yazdı: "Bana, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kadınlarla savaşa gidip gitmediğini sormuşsun. O, kadınlarla savaşa giderdi; onlar hastaları tedavi ederlerdi. Onlara ganimetten bir miktar hediye verilirdi. Ancak (savaşçılar gibi) onlara belirli bir hisse (sahm) ayırmazdı." Bu konuda Enes ve Ümmü Atıyye'den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehlinin çoğunun uygulaması buna göredir. Süfyân es-Sevrî ve Şâfiî'nin görüşü de budur. Bazıları ise kadına ve çocuğa da hisse verileceğini söylemişlerdir. Bu Evzâî'nin görüşüdür. Evzâî dedi ki: "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber'de çocuklara hisse verdi. Müslüman imamlar da Dâru'l-Harp'te doğan her çocuk için hisse ayırmışlardır." (Yine) Evzâî dedi ki: "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber'de kadınlara hisse verdi. Kendisinden sonra Müslümanlar da bunu uyguladılar." Bize bunu Ali b. Haşrem anlattı; (dedi ki) bize Îsâ b. Yûnus, Evzâî'den bu şekilde anlattı. "Ganimetten hediye verilir (yuhzayne)" sözünün manası şudur: Onlara ganimetten az bir şey verilir, (belirli bir pay değil) bir şeyler ihsan edilir.
1557. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عُمَيْرٍ، مَوْلَى آبِي اللَّحْمِ قَالَ شَهِدْتُ خَيْبَرَ مَعَ سَادَتِي فَكَلَّمُوا فِيَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَعْلَمُوهُ أَنِّي مَمْلُوكٌ . قَالَ فَأَمَرَ بِي فَقُلِّدْتُ السَّيْفَ فَإِذَا أَنَا أَجُرُّهُ فَأَمَرَ لِي بِشَيْءٍ مِنْ خُرْثِيِّ الْمَتَاعِ وَعَرَضْتُ عَلَيْهِ رُقْيَةً كُنْتُ أَرْقِي بِهَا الْمَجَانِينَ فَأَمَرَنِي بِطَرْحِ بَعْضِهَا وَحَبْسِ بَعْضِهَا . وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنْ لاَ يُسْهَمَ لِلْمَمْلُوكِ وَلَكِنْ يُرْضَخُ لَهُ بِشَيْءٍ . وَهُوَ قَوْلُ الثَّوْرِيِّ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal, Muhammed b. Zeyd'den, o Umeyr'den -ki Âbî el-Lahm'in azatlısıdır- naklen anlattı. (Umeyr) dedi ki: Efendilerimle birlikte Hayber (Savaşına) katıldım. Benim hakkımda Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile konuştular ve O'na benim köle olduğumu bildirdiler. (Umeyr) dedi ki: Bunun üzerine (Rasûlullah) benim için emir verdi ve bana kılıç kuşatıldı. Kılıcı (boyumdan büyük olduğu için) sürüyordum. Benim için eşyaların döküntüsünden (hursiy) bir şeyler verilmesini emretti. Ben de O'na delilere yaptığım bir rukyeyi arz ettim. O da bana, o rukyenin bir kısmını atmamı, bir kısmını tutmamı emretti. Bu konuda İbn Abbâs'tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehlinin bazısının uygulaması buna göredir: Köleye (savaşta) hisse (sahm) ayrılmaz, ancak ona bir miktar hediye (rıdh) verilir. Bu Sevrî, Şâfiî, Ahmed ve İshâk'ın görüşüdür.
1558. Hadis
1559. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَدِمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ خَيْبَرَ فَأَسْهَمَ لَنَا مَعَ الَّذِينَ افْتَتَحُوهَا . هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ قَالَ الأَوْزَاعِيُّ مَنْ لَحِقَ بِالْمُسْلِمِينَ قَبْلَ أَنْ يُسْهَمَ لِلْخَيْلِ أُسْهِمَ لَهُ . وَبُرَيْدٌ يُكْنَى أَبَا بُرَيْدَةَ وَهُوَ ثِقَةٌ وَرَوَى عَنْهُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَابْنُ عُيَيْنَةَ وَغَيْرُهُمَا .
Bize Ebû Saîd el-Eşecc anlattı; dedi ki: Bize Hafs b. Giyâs, Büreyd b. Abdullah b. Ebî Bürde'den, o dedesi Ebî Bürde'den, o da Ebû Mûsâ'dan naklen anlattı. (Ebû Mûsâ) dedi ki: Eş'arîlerden bir grupla birlikte Hayber'de Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldim. (Rasûlullah), orayı fethedenlerle birlikte bize de pay ayırdı. Bu hadis hasen gariptir. Bazı ilim ehlinin uygulaması buna göredir. Evzâî dedi ki: "Atlılara (süvarilere) pay verilmeden önce Müslümanlara katılan kimseye pay ayrılır." Büreyd'in künyesi Ebû Bürde'dir ve o sika (güvenilir) bir ravidir. Kendisinden Süfyân es-Sevrî, İbn Uyeyne ve başkaları hadis rivayet etmiştir.
1560. Hadis
1561. Hadis
1561_2. Hadis
1562. Hadis
1563. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ جَهْضَمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ شِرَاءِ الْمَغَانِمِ حَتَّى تُقْسَمَ . وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ .
Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Hâtim b. İsmâîl, Cahdam b. Abdullah'tan, o Muhammed b. İbrâhîm'den, o Muhammed b. Zeyd'den, o Şehr b. Havşeb'den, o da Ebû Saîd el-Hudrî'den naklen anlattı. (Ebû Saîd) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, taksim edilinceye kadar ganimet mallarının satın alınmasını yasakladı. Bu konuda Ebû Hureyre'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir.
1564. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى النَّيْسَابُورِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ النَّبِيلُ، عَنْ وَهْبٍ أَبِي خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَتْنِي أُمُّ حَبِيبَةَ بِنْتُ عِرْبَاضِ بْنِ سَارِيَةَ، أَنَّ أَبَاهَا، أَخْبَرَهَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى أَنْ تُوطَأَ السَّبَايَا حَتَّى يَضَعْنَ مَا فِي بُطُونِهِنَّ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ رُوَيْفِعِ بْنِ ثَابِتٍ . وَحَدِيثُ عِرْبَاضٍ حَدِيثٌ غَرِيبٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ وَقَالَ الأَوْزَاعِيُّ إِذَا اشْتَرَى الرَّجُلُ الْجَارِيَةَ مِنَ السَّبْىِ وَهِيَ حَامِلٌ فَقَدْ رُوِيَ عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَنَّهُ قَالَ لاَ تُوطَأُ حَامِلٌ حَتَّى تَضَعَ . قَالَ الأَوْزَاعِيُّ وَأَمَّا الْحَرَائِرُ فَقَدْ مَضَتِ السُّنَّةُ فِيهِنَّ بِأَنْ أُمِرْنَ بِالْعِدَّةِ . قَالَ حَدَّثَنِي بِذَلِكَ عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ قَالَ حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ عَنِ الأَوْزَاعِيِّ .
Bize Muhammed b. Yahyâ en-Neysâbûrî anlattı; dedi ki: Bize Ebû Âsım en-Nebîl, Vehb Ebû Hâlid'den naklen anlattı. (Vehb) dedi ki: Bana İrbâd b. Sâriye'nin kızı Ümmü Habîbe, babasından (naklen) haber verdi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, esir kadınlarla karınlarındakini doğuruncaya kadar cinsel ilişkiye girilmesini yasakladı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ruveyfi' b. Sâbit'ten de hadis rivayet edilmiştir. İrbâd hadisi garip bir hadistir. İlim ehlinin uygulaması buna göredir. Evzâî dedi ki: "Kişi esirlerden cariye satın aldığında, eğer cariye hamile ise -ki Ömer b. el-Hattâb'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir- doğuruncaya kadar (onunla) cinsel ilişkiye girilmez." Evzâî (devamla) dedi ki: "Hür kadınlara gelince, sünnet onların iddet beklemeleri emriyle cari olmuştur." (Tirmizî) dedi ki: Bana bunu Ali b. Haşrem anlattı; (dedi ki) bize Îsâ b. Yûnus, Evzâî'den naklen anlattı.
1565. Hadis
1566. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ الشَّيْبَانِيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي حُيَىٌّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيِّ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ وَالِدَةٍ وَوَلَدِهَا فَرَّقَ اللَّهُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ أَحِبَّتِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ كَرِهُوا التَّفْرِيقَ بَيْنَ السَّبْىِ بَيْنَ الْوَالِدَةِ وَوَلَدِهَا وَبَيْنَ الْوَلَدِ وَالْوَالِدِ وَبَيْنَ الإِخْوَةِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَسَمِعْتُ الْبُخَارِيَّ يَقُولُ سَمِعَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيُّ مِنْ أَبِي أَيُّوبَ .
Bize Ömer b. Hafs eş-Şeybânî anlattı; (dedi ki) bize Abdullah b. Vehb haber verdi; (dedi ki) bana Huyey, Ebû Abdurrahman el-Hubulî'den, o da Ebû Eyyûb'dan naklen haber verdi. (Ebû Eyyûb) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Kim anne ile çocuğunun arasını ayırırsa, Allah da Kıyamet Günü onunla sevdiklerinin arasını ayırır." Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ali'den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve başkalarından ilim ehlinin uygulaması buna göredir; esirlerden anne ile çocuğunun arasının, çocuk ile babasının arasının ve kardeşlerin arasının ayrılmasını kerih görmüşlerdir. Ebû Îsâ (devamla) dedi ki: Buhârî'yi şöyle derken işittim: "Ebû Abdurrahman el-Hubulî, Ebû Eyyûb'dan (hadis) işitmiştir."
1567. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ أَبِي السَّفَرِ، - وَاسْمُهُ أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْهَمْدَانِيُّ وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الْحَفَرِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنِ ابْنِ سِيرِينَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ جِبْرَائِيلَ هَبَطَ عَلَيْهِ فَقَالَ لَهُ خَيِّرْهُمْ يَعْنِي أَصْحَابَكَ فِي أُسَارَى بَدْرٍ الْقَتْلَ أَوِ الْفِدَاءَ عَلَى أَنْ يُقْتَلَ مِنْهُمْ قَابِلاً مِثْلُهُمْ . قَالُوا الْفِدَاءَ وَيُقْتَلَ مِنَّا " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَأَنَسٍ وَأَبِي بَرْزَةَ وَجُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ الثَّوْرِيِّ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ أَبِي زَائِدَةَ . وَرَوَى أَبُو أُسَامَةَ عَنْ هِشَامٍ عَنِ ابْنِ سِيرِينَ عَنْ عَبِيدَةَ عَنْ عَلِيٍّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ . وَرَوَى ابْنُ عَوْنٍ عَنِ ابْنِ سِيرِينَ عَنْ عَبِيدَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً . وَأَبُو دَاوُدَ الْحَفَرِيُّ اسْمُهُ عُمَرُ بْنُ سَعْدٍ .
Bize Ebû Ubeyde b. Ebî's-Sefer -adı Ahmed b. Abdullah el-Hemedânî'dir- ve Mahmûd b. Ğaylân anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Dâvûd el-Haferî anlattı; (dedi ki) bize Yahyâ b. Zekeriyyâ b. Ebî Zâide, Süfyân b. Saîd'den, o Hişâm'dan, o İbn Sîrîn'den, o Abîde'den, o da Ali'den naklen anlattı ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cebrail O'na (Peygamber'e) inip şöyle dedi: Onları (yani ashabını) Bedir esirleri konusunda (şu iki şıktan birini seçmekte) serbest bırak: Ya (esirlerin) öldürülmesi ya da gelecek sene kendilerinden aynı sayıda kişinin öldürülmesi (şehit edilmesi) karşılığında fidye alınması." (Ashab): "Fidye (alınmasını) ve bizden (o sayıda kişinin) öldürülmesini (seçiyoruz)" dediler. (Tirmizî) dedi ki: Bu konuda İbn Mes'ûd, Enes, Ebû Berze ve Cübeyr b. Mut'im'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu, Sevrî'nin rivayeti açısından hasen garip bir hadistir. Biz bunu sadece İbn Ebî Zâide'nin hadisinden biliyoruz. Ebû Usâme de bunu Hişâm'dan, o İbn Sîrîn'den, o Abîde'den, o Ali'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklen benzer şekilde rivayet etmiştir. İbn Avn ise bunu İbn Sîrîn'den, o Abîde'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den mürsel olarak rivayet etmiştir. Ebû Dâvûd el-Haferî'nin adı Ömer b. Sa'd'dır.
1568. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ عَمِّهِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَدَى رَجُلَيْنِ مِنَ الْمُسْلِمِينَ بِرَجُلٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَعَمُّ أَبِي قِلاَبَةَ هُوَ أَبُو الْمُهَلَّبِ وَاسْمُهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَمْرٍو وَيُقَالُ مُعَاوِيَةُ بْنُ عَمْرٍو وَأَبُو قِلاَبَةَ اسْمُهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ زَيْدٍ الْجَرْمِيُّ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ أَنَّ لِلإِمَامِ أَنْ يَمُنَّ عَلَى مَنْ شَاءَ مِنَ الأُسَارَى وَيَقْتُلَ مَنْ شَاءَ مِنْهُمْ وَيَفْدِيَ مَنْ شَاءَ . وَاخْتَارَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ الْقَتْلَ عَلَى الْفِدَاءِ . وَقَالَ الأَوْزَاعِيُّ بَلَغَنِي أَنَّ هَذِهِ الآيَةَ مَنْسُوخَةٌ قَوْلُهُ تَعَالَى: (فَإِِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً) نَسَخَتْهَا: (وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ ) حَدَّثَنَا بِذَلِكَ هَنَّادٌ حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ عَنِ الأَوْزَاعِيِّ . قَالَ إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ قُلْتُ لأَحْمَدَ إِذَا أُسِرَ الأَسِيرُ يُقْتَلُ أَوْ يُفَادَى أَحَبُّ إِلَيْكَ قَالَ إِنْ قَدَرُوا أَنْ يُفَادُوا فَلَيْسَ بِهِ بَأْسٌ وَإِنْ قُتِلَ فَمَا أَعْلَمُ بِهِ بَأْسًا . قَالَ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الإِثْخَانُ أَحَبُّ إِلَىَّ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ مَعْرُوفًا فَأَطْمَعُ بِهِ الْكَثِيرَ .
Bize İbn Ebî Ömer anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; (dedi ki) bize Eyyûb, Ebû Kilâbe'den, o amcasından, o da İmrân b. Husayn'dan naklen anlattı ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Müslümanlardan iki adama karşılık müşriklerden bir adamı fidye (olarak kabul edip serbest) bıraktı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Kilâbe'nin amcası, Ebû'l-Muhalleb'dir ve adı Abdurrahman b. Amr'dır; Muâviye b. Amr olduğu da söylenir. Ebû Kilâbe'nin adı ise Abdullah b. Zeyd el-Cermî'dir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve başkalarından ilim ehlinin çoğunun uygulaması buna göredir: Devlet başkanı (imam), esirler konusunda dilediğine lütufta bulunup (serbest bırakabilir), dilediğini öldürür, dilediğinden de fidye alır. Bazı ilim ehli ise öldürmeyi fidyeye tercih etmişlerdir. Evzâî dedi ki: Bana ulaştığına göre şu ayet mensuhtur (hükmü kaldırılmıştır): "(Savaş bittikten sonra onları) ya karşılıksız (lütfederek) ya da fidye alarak salıverin." (Muhammed Suresi, 4. Ayet). Bu ayeti şu ayet neshetmiştir: "Onları (müşrikleri) bulduğunuz yerde öldürün." (Tevbe Suresi, 5. Ayet). Bize bunu Hennâd anlattı; (dedi ki) bize İbnü'l-Mübârek, Evzâî'den naklen anlattı. İshâk b. Mansûr dedi ki: Ahmed'e, "Esir yakalandığında öldürülmesi mi yoksa fidye alınması mı sana daha sevimlidir?" diye sordum. Dedi ki: "Eğer fidye almaya güç yetirebilirlerse (fidye alınmasında) bir sakınca yoktur. Eğer öldürülürse, bunda da bir sakınca olduğunu bilmiyorum." İshâk b. İbrâhîm (İbn Râhûye) ise dedi ki: "Ağır kayıplar verdirerek sindirmek (İshân/öldürmek) bana daha sevimlidir; ancak (esir) tanınmış biri olursa (ve fidye getirisi yüksek olursa), onun sayesinde çok şeye (fidyeye/kazanca) tamah ederim."
1569. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ امْرَأَةً وُجِدَتْ فِي بَعْضِ مَغَازِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَقْتُولَةً فَأَنْكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَلِكَ وَنَهَى عَنْ قَتْلِ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ . وَفِي الْبَابِ عَنْ بُرَيْدَةَ وَرَبَاحٍ وَيُقَالُ رِيَاحُ بْنُ الرَّبِيعِ وَالأَسْوَدِ بْنِ سَرِيعٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَالصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ كَرِهُوا قَتْلَ النِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَالشَّافِعِيِّ . وَرَخَّصَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي الْبَيَاتِ وَقَتْلِ النِّسَاءِ فِيهِمْ وَالْوِلْدَانِ وَهُوَ قَوْلُ أَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ وَرَخَّصَا فِي الْبَيَاتِ .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys, Nâfi'den, o İbn Ömer'den naklen anlattı. Ona (İbn Ömer'e) haber verildiğine göre: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in gazvelerinin birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunu (hoş görmeyip) kınadı ve kadınların ve çocukların öldürülmesini yasakladı. Bu konuda Büreyde, Rabâh -Riyâh b. er-Rabî' de denilir-, Esved b. Serî', İbn Abbâs ve Sa'b b. Cessâme'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından ve başkalarından bazı ilim ehlinin uygulaması buna göredir; kadınların ve çocukların öldürülmesini kerih görmüşlerdir. Bu, Süfyân es-Sevrî ve Şâfiî'nin görüşüdür. Bazı ilim ehli ise gece baskınlarına (beyât) ve bu baskınlarda (kasıtsız olarak) aralarında bulunan kadın ve çocukların öldürülmesine ruhsat vermişlerdir. Bu Ahmed ve İshâk'ın görüşüdür; her ikisi de gece baskınlarına ruhsat vermişlerdir.
1570. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي الصَّعْبُ بْنُ جَثَّامَةَ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ خَيْلَنَا أَوْطَأَتْ مِنْ نِسَاءِ الْمُشْرِكِينَ وَأَوْلاَدِهِمْ . قَالَ " هُمْ مِنْ آبَائِهِمْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Nasr b. Ali el-Cehdamî anlattı; dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Zührî'den, o Ubeydullah b. Abdullah'tan, o da İbn Abbâs'tan naklen anlattı. (İbn Abbâs) dedi ki: Bana Sa'b b. Cessâme haber verip şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü! Atlılarımız (gece baskınlarında) müşriklerin kadınlarını ve çocuklarını çiğneyip geçiyorlar, dedim. (Peygamber) şöyle buyurdu: "Onlar da babalarındandır (onlardan sayılırlar)." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1571. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْثٍ فَقَالَ " إِنْ وَجَدْتُمْ فُلاَنًا وَفُلاَنًا لِرَجُلَيْنِ مِنْ قُرَيْشٍ فَأَحْرِقُوهُمَا بِالنَّارِ " . ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ أَرَدْنَا الْخُرُوجَ " إِنِّي كُنْتُ أَمَرْتُكُمْ أَنْ تَحْرِقُوا فُلاَنًا وَفُلاَنًا بِالنَّارِ وَإِنَّ النَّارَ لاَ يُعَذِّبُ بِهَا إِلاَّ اللَّهُ فَإِنْ وَجَدْتُمُوهُمَا فَاقْتُلُوهُمَا " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَحَمْزَةَ بْنِ عَمْرٍو الأَسْلَمِيِّ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ . وَقَدْ ذَكَرَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ بَيْنَ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ وَبَيْنَ أَبِي هُرَيْرَةَ رَجُلاً فِي هَذَا الْحَدِيثِ وَرَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ مِثْلَ رِوَايَةِ اللَّيْثِ وَحَدِيثُ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ أَشْبَهُ وَأَصَحُّ . قَالَ الْبُخَارِيُّ وَسُلَيْمَانُ بْنُ يَسَارٍ قَدْ سَمِعَ مِنْ أَبِي هُرَيْرَةَ . قَالَ مُحَمَّدٌ وَحَدِيثُ حَمْزَةَ بْنِ عَمْرٍو فِي هَذَا الْبَابِ صَحِيحٌ .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys, Bükeyr b. Abdullah'tan, o Süleymân b. Yesâr'dan, o da Ebû Hureyre'den naklen anlattı. (Ebû Hureyre) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi bir müfrezeyle gönderdi ve şöyle buyurdu: "Eğer falan ve falanı -Kureyş'ten iki adam(ın ismini verdi)- bulursanız onları ateşle yakın." Sonra biz tam yola çıkacağımız sırada Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ben size falan ve falanı ateşle yakmanızı emretmiştim. Oysa ateşle ancak Allah azap eder. Eğer o ikisini bulursanız onları öldürün." Bu konuda İbn Abbâs ve Hamza b. Amr el-Eslemî'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hureyre hadisi hasen sahihtir. İlim ehlinin uygulaması buna göredir. Muhammed b. İshâk, bu hadiste Süleymân b. Yesâr ile Ebû Hureyre arasında bir adam(ın varlığın)ı zikretmiştir. Birden çok kişi Leys'in rivayetinin benzerini rivayet etmiştir. Leys b. Sa'd'ın hadisi (diğerlerine göre) daha benzer (mahfuz) ve daha sahihtir. Buhârî dedi ki: "Süleymân b. Yesâr, Ebû Hureyre'den (hadis) işitmiştir." Muhammed (Buhârî) dedi ki: "Bu konudaki Hamza b. Amr hadisi sahihtir."
1572. Hadis
حَدَّثَنِي أَبُو رَجَاءٍ، قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ " مَنْ مَاتَ وَهُوَ بَرِيءٌ مِنْ ثَلاَثٍ الْكِبْرِ وَالْغُلُولِ وَالدَّيْنِ دَخَلَ الْجَنَّةَ " . وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ .
Bize Ebû Recâ Kuteybe b. Saîd anlattı; dedi ki: Bize Ebû Avâne, Katâde'den, o Sâlim b. Ebî'l-Ca'd'dan, o da Sevbân'dan naklen anlattı. (Sevbân) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim şu üç şeyden beri (uzak) olarak ölürse cennete girer: Kibir, ganimet malına hıyanet (gulûl) ve borç." Bu konuda Ebû Hureyre ve Zeyd b. Hâlid el-Cühenî'den de hadis rivayet edilmiştir.
1573. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ مَعْدَانَ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ فَارَقَ الرُّوحُ الْجَسَدَ وَهُوَ بَرِيءٌ مِنْ ثَلاَثٍ الْكَنْزِ وَالْغُلُولِ وَالدَّيْنِ دَخَلَ الْجَنَّةَ " . هَكَذَا قَالَ سَعِيدٌ الْكَنْزَ وَقَالَ أَبُو عَوَانَةَ فِي حَدِيثِهِ الْكِبْرَ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ مَعْدَانَ وَرِوَايَةُ سَعِيدٍ أَصَحُّ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize İbn Ebî Adiy, Saîd b. Ebî Arûbe'den, o Katâde'den, o Sâlim b. Ebî'l-Ca'd'dan, o Ma'dân b. Ebî Talha'dan, o da Sevbân'dan naklen anlattı. (Sevbân) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kimin ruhu cesedinden şu üç şeyden beri (uzak) olduğu halde ayrılırsa cennete girer: Kenz (hazineleri biriktirmek), ganimet malına hıyanet (gulûl) ve borç." Saîd (rivayetinde) "Kenz" (hazineler) lafzını böylece zikretti. Ebû Avâne ise hadisinde "Kibir" demiş ve (senedinde) Ma'dân'ı zikretmemiştir. Saîd'in rivayeti daha sahihtir.
1574. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا سِمَاكٌ أَبُو زُمَيْلٍ الْحَنَفِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ فُلاَنًا قَدِ اسْتُشْهِدَ . قَالَ " كَلاَّ قَدْ رَأَيْتُهُ فِي النَّارِ بِعَبَاءَةٍ قَدْ غَلَّهَا قَالَ قُمْ يَا عَلِيُّ فَنَادِ إِنَّهُ لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلاَّ الْمُؤْمِنُونَ ثَلاَثًا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ .
Bize Hasan b. Ali el-Hallâl anlattı; dedi ki: Bize Abdussamed b. Abdilvâris anlattı; (dedi ki) bize İkrime b. Ammâr anlattı; (dedi ki) bize Simâk Ebû Zümeyl el-Hanefî anlattı; dedi ki: İbn Abbâs'ı şöyle derken işittim: Bana Ömer b. el-Hattâb anlattı; dedi ki: (Hayber günü) "Falan kişi şehit oldu" denildi. (Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Hayır! Ben onu, ganimetten çaldığı bir hırka -veya abâ- sebebiyle ateşte gördüm." (Sonra) şöyle buyurdu: "Kalk ey Ali! Şöyle nida et: Cennete ancak müminler girer" (bunu) üç defa (tekrarladı). Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.
1575. Hadis
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ هِلاَلٍ الصَّوَّافُ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ الضُّبَعِيُّ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَغْزُو بِأُمِّ سُلَيْمٍ وَنِسْوَةٍ مَعَهَا مِنَ الأَنْصَارِ يَسْقِينَ الْمَاءَ وَيُدَاوِينَ الْجَرْحَى . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Bişr b. Hilâl es-Savvâf anlattı; dedi ki: Bize Ca'fer b. Süleymân ed-Dubaî, Sâbit'ten, o da Enes'ten naklen anlattı. (Enes) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ümmü Süleym ve onunla birlikte Ensar'dan bazı kadınlarla savaşa giderdi. Onlar (askerlere) su dağıtır ve yaralıları tedavi ederlerdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Rubeyyi' bint Muavviz'den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
1576. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ ثُوَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَلِيٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ كِسْرَى أَهْدَى إِلَيْهِ فَقَبِلَ مِنْهُ وَأَنَّ الْمُلُوكَ أَهْدَوْا إِلَيْهِ فَقَبِلَ مِنْهُمْ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ . وَثُوَيْرٌ هُوَ ابْنُ أَبِي فَاخِتَةَ وَأَبُو فَاخِتَةَ اسْمُهُ سَعِيدُ بْنُ عِلاَقَةَ وَثُوَيْرٌ يُكْنَى أَبَا جَهْمٍ .
Bize Ali b. Saîd el-Kindî anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahim b. Süleymân, İsrâîl'den, o Süveyr'den, o babasından, o da Ali'den, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklen anlattı ki: Kisrâ O'na hediye gönderdi, O da ondan kabul etti. (Diğer) krallar da O'na hediyeler gönderdiler, O da onlardan kabul etti. Bu konuda Câbir'den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir. Süveyr, İbn Ebî Fâhite'dir. Ebû Fâhite'nin adı Saîd b. İlâka'dır. Süveyr, Ebû Cehm künyesiyle anılır.
1577. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ عِمْرَانَ الْقَطَّانِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، هُوَ ابْنُ الشِّخِّيرِ عَنْ عِيَاضِ بْنِ حِمَارٍ، أَنَّهُ أَهْدَى لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَدِيَّةً لَهُ أَوْ نَاقَةً فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَسْلَمْتَ " . قَالَ لاَ . قَالَ " فَإِنِّي نُهِيتُ عَنْ زَبْدِ الْمُشْرِكِينَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَمَعْنَى قَوْلِهِ " إِنِّي نُهِيتُ عَنْ زَبْدِ الْمُشْرِكِينَ " . يَعْنِي هَدَايَاهُمْ وَقَدْ رُوِيَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يَقْبَلُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ هَدَايَاهُمْ وَذُكِرَ فِي هَذَا الْحَدِيثِ الْكَرَاهِيَةُ وَاحْتُمِلَ أَنْ يَكُونَ هَذَا بَعْدَ مَا كَانَ يَقْبَلُ مِنْهُمْ ثُمَّ نَهَى عَنْ هَدَايَاهُمْ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Ebû Dâvûd, İmrân el-Kattân'dan, o Katâde'den, o Yezîd b. Abdullah'tan -ki o İbn'ş-Şıhhîr'dir-, o da İyâz b. Himâr'dan naklen anlattı: İyâz, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir hediye veya bir deve hediye etti. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Müslüman oldun mu?" diye sordu. O: "Hayır" dedi. Bunun üzerine (Peygamber) şöyle buyurdu: "Ben müşriklerin hediyelerinden (zebd) nehyedildim." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. "Müşriklerin zebd'inden nehyedildim" sözünün manası, "onların hediyelerinden" demektir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den, müşriklerin hediyelerini kabul ettiğine dair rivayetler gelmiştir. Bu hadiste ise (bunun) kerih görüldüğü (yasaklandığı) zikredilmiştir. Bu durumun, onlardan (hediye) kabul ettikten sonra gerçekleşmiş olması, sonra hediyelerini yasaklamış olması muhtemeldir.
1578. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا بَكَّارُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَتَاهُ أَمْرٌ فَسُرَّ بِهِ فَخَرَّ لِلَّهِ سَاجِدًا . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ بَكَّارِ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ رَأَوْا سَجْدَةَ الشُّكْرِ . وَبَكَّارُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ مُقَارِبُ الْحَدِيثِ .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı; (dedi ki) bize Bekkâr b. Abdilazîz b. Ebî Bekre, babasından, o da Ebû Bekre'den naklen anlattı ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e kendisini sevindiren bir iş (haber) geldiğinde Allah'a (şükür için) secdeye kapanırdı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Biz bunu sadece bu vecihten, Bekkâr b. Abdilazîz'in hadisinden biliyoruz. İlim ehlinin çoğunun uygulaması buna göredir; şükür secdesi (yapılmasını) uygun görürler. Bekkâr b. Abdilazîz b. Ebî Bekre, hadisi birbirine yakın (mukâribü'l-hadîs) bir ravidir.
1579. Hadis
1580. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو الْفَيْضِ، قَالَ سَمِعْتُ سُلَيْمَ بْنَ عَامِرٍ، يَقُولُ كَانَ بَيْنَ مُعَاوِيَةَ وَبَيْنَ أَهْلِ الرُّومِ عَهْدٌ وَكَانَ يَسِيرُ فِي بِلاَدِهِمْ حَتَّى إِذَا انْقَضَى الْعَهْدُ أَغَارَ عَلَيْهِمْ فَإِذَا رَجُلٌ عَلَى دَابَّةٍ أَوْ عَلَى فَرَسٍ وَهُوَ يَقُولُ اللَّهُ أَكْبَرُ وَفَاءٌ لاَ غَدْرٌ . وَإِذَا هُوَ عَمْرُو بْنُ عَبَسَةَ فَسَأَلَهُ مُعَاوِيَةُ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ كَانَ بَيْنَهُ وَبَيْنَ قَوْمٍ عَهْدٌ فَلاَ يَحُلَّنَّ عَهْدًا وَلاَ يَشُدَّنَّهُ حَتَّى يَمْضِيَ أَمَدُهُ أَوْ يَنْبِذَ إِلَيْهِمْ عَلَى سَوَاءٍ " . قَالَ فَرَجَعَ مُعَاوِيَةُ بِالنَّاسِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Mahmûd b. Ğaylân anlattı; dedi ki: Bize Ebû Dâvûd anlattı; dedi ki: Bize Şu'be haber verdi; dedi ki: Bana Ebû'l-Feyz haber verdi; dedi ki: Süleym b. Âmir'i şöyle derken işittim: Muâviye ile Rum halkı arasında bir antlaşma vardı. (Muâviye) onların ülkelerine doğru yürüyordu; antlaşma biter bitmez onlara saldıracaktı. Birden binek -veya at- üzerinde bir adam: "Allahü Ekber! Vefâ (gerekir), gadr (vefasızlık/ihanet) değil!" diyerek çıkageldi. Bir de baktılar ki o Amr b. Abese imiş. Muâviye ona bunu(n sebebini) sordu. O da şöyle dedi: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Kim (kendisiyle) bir topluluk arasında antlaşma varsa, süresi doluncaya kadar veya onlara (antlaşmayı bozduğunu) eşit şartlarda (açıkça) bildirinceye kadar, (antlaşma) bağını ne çözsün ne de bağlasın." (Ravi) dedi ki: Bunun üzerine Muâviye insanlarla birlikte geri döndü. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1581. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنِي صَخْرُ بْنُ جُوَيْرِيَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ الْغَادِرَ يُنْصَبُ لَهُ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ وَأَنَسٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ حَدِيثِ سُوَيْدٍ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ عُمَارَةَ بْنِ عُمَيْرٍ عَنْ عَلِيٍّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ " . فَقَالَ لاَ أَعْرِفُ هَذَا الْحَدِيثَ مَرْفُوعًا .
Bize Ahmed b. Menî' anlattı; dedi ki: Bize İsmâîl b. İbrâhîm anlattı; dedi ki: Bana Sahr b. Cüveyriye, Nâfi'den, o da İbn Ömer'den naklen anlattı. (İbn Ömer) dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Vefasızlık (gadr) eden kimse için Kıyamet Günü (onu teşhir eden) bir sancak dikilir." Bu konuda Ali, Abdullah b. Mes'ûd, Ebû Saîd el-Hudrî ve Enes'ten de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Muhammed (Buhârî)'ye; Süveyd'in, Ebû İshâk'tan, o Umâre b. Umeyr'den, o Ali'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklettiği: "Her vefasız için bir sancak vardır" hadisini sordum. O da: "Ben bu hadisi merfû olarak bilmiyorum" dedi.
1582. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّهُ قَالَ رُمِيَ يَوْمَ الأَحْزَابِ سَعْدُ بْنُ مُعَاذٍ فَقَطَعُوا أَكْحَلَهُ أَوْ أَبْجَلَهُ فَحَسَمَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالنَّارِ فَانْتَفَخَتْ يَدُهُ فَتَرَكَهُ فَنَزَفَهُ الدَّمُ فَحَسَمَهُ أُخْرَى فَانْتَفَخَتْ يَدُهُ فَلَمَّا رَأَى ذَلِكَ قَالَ اللَّهُمَّ لاَ تُخْرِجْ نَفْسِي حَتَّى تُقِرَّ عَيْنِي مِنْ بَنِي قُرَيْظَةَ . فَاسْتَمْسَكَ عِرْقُهُ فَمَا قَطَرَ قَطْرَةً حَتَّى نَزَلُوا عَلَى حُكْمِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ فَأَرْسَلَ إِلَيْهِ فَحَكَمَ أَنْ يُقْتَلَ رِجَالُهُمْ وَيُسْتَحْيَى نِسَاؤُهُمْ يَسْتَعِينُ بِهِنَّ الْمُسْلِمُونَ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَصَبْتَ حُكْمَ اللَّهِ فِيهِمْ " . وَكَانُوا أَرْبَعَمِائَةٍ فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ قَتْلِهِمُ انْفَتَقَ عِرْقُهُ فَمَاتَ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَعَطِيَّةَ الْقُرَظِيِّ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys, Ebû'z-Zübeyr'den, o da Câbir'den naklen anlattı. O şöyle dedi: Ahzâb (Hendek) günü Sa'd b. Muâz (bir okla) vuruldu. (Müşrikler) onun koldaki atardamarını (ekhel) veya ana damarını (ebcel) kestiler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (kanamayı durdurmak için) onu ateşle dağladı. Eli şişti. Bunun üzerine (dağlamayı) bıraktı. (Tekrar) kan boşaldı. (Peygamber) onu bir daha dağladı. Eli (yine) şişti. (Sa'd) bunu görünce şöyle dedi: "Allahım! Beni Kurayzaoğulları(nın helakini) görüp gözüm aydın oluncaya kadar öldürme (canımı alma)!" Bunun üzerine damar(ının kanı) tutuldu ve onlar Sa'd b. Muâz'ın hükmüne razı olup teslim oluncaya kadar bir damla (kan) bile akmadı. (Peygamber) ona haber gönderdi. (Sa'd geldi ve) onların erkeklerinin öldürülmesine, kadınlarının sağ bırakılarak Müslümanların onlardan hizmetçi olarak faydalanmasına hükmetti. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Onlar hakkında Allah'ın hükmüyle isabetli hüküm verdin." Onlar dört yüz kişiydi. Onların öldürülmesi tamamlanınca (Sa'd'ın) damarı patladı ve vefat etti. Bu konuda Ebû Saîd ve Atiyye el-Kurazî'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1583. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو الْوَلِيدِ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ بَشِيرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اقْتُلُوا شُيُوخَ الْمُشْرِكِينَ وَاسْتَحْيُوا شَرْخَهُمْ " . وَالشَّرْخُ الْغِلْمَانُ الَّذِينَ لَمْ يُنْبِتُوا . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ . وَرَوَاهُ الْحَجَّاجُ بْنُ أَرْطَاةَ عَنْ قَتَادَةَ نَحْوَهُ .
Bize Ahmed b. Abdurrahman Ebu'l-Velîd ed-Dımeşkî anlattı; dedi ki: Bize Velîd b. Müslim anlattı; (o) Saîd b. Beşîr'den, (o) Katâde'den, (o) Hasan'dan, (o da) Semure b. Cündeb'den naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Müşriklerin yaşlılarını (savaşabilecek durumda olanlarını) öldürün, şarhlarını (henüz ergenliğe ermemiş çocuklarını) ise sağ bırakın.” (Râvi der ki): Şarh; henüz (kasık kılları) bitmemiş olan çocuklardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. Haccâc b. Ertât da bunu Katâde'den benzer şekilde rivayet etmiştir.
1584. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَطِيَّةَ الْقُرَظِيِّ، قَالَ عُرِضْنَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ قُرَيْظَةَ فَكَانَ مَنْ أَنْبَتَ قُتِلَ وَمَنْ لَمْ يُنْبِتْ خُلِّيَ سَبِيلُهُ فَكُنْتُ مِمَّنْ لَمْ يُنْبِتْ فَخُلِّيَ سَبِيلِي . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّهُمْ يَرَوْنَ الإِنْبَاتَ بُلُوغًا إِنْ لَمْ يُعْرَفِ احْتِلاَمُهُ وَلاَ سِنُّهُ وَهُوَ قَوْلُ أَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ .
Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; (o) Süfyân'dan, (o) Abdulmelik b. Umeyr'den, (o da) Atiyye el-Kurazî'den naklettiğine göre şöyle demiştir: “Kurayza (oğulları ile yapılan savaş) günü Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e arz edildik. (Kasık kılları) bitmiş olanlar öldürüldü, bitmemiş olanlar ise serbest bırakıldı. Ben bitmemiş olanlardan idim, bu sebeple serbest bırakıldım.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bazı ilim ehlinin uygulaması buna göredir; ihtilam olduğu veya yaşı bilinmediği takdirde inbâtı (kasık kıllarının bitmesini) büluğ (alâmeti) olarak görürler. Ahmed ve İshâk'ın görüşü de budur.
1585. Hadis
حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ مَسْعَدَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْمُعَلِّمُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي خُطْبَتِهِ " أَوْفُوا بِحِلْفِ الْجَاهِلِيَّةِ فَإِنَّهُ لاَ يَزِيدُهُ يَعْنِي الإِسْلاَمَ إِلاَّ شِدَّةً وَلاَ تُحْدِثُوا حِلْفًا فِي الإِسْلاَمِ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَجُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَقَيْسِ بْنِ عَاصِمٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Humeyd b. Mes'ade anlattı; dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey' anlattı; dedi ki: Bize Hüseyin el-Muallim anlattı; (o) Amr b. Şuayb'dan, (o) babasından, (o da) dedesinden naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Câhiliye (dönemindeki) yeminlere (antlaşmalara) vefa gösteriniz. Çünkü İslâm onu pekiştirmekten başka bir şey yapmaz (iptal etmez). Ancak İslâm'da (câhiliye âdeti üzere yeni) bir yeminleşme (antlaşma) ihdas etmeyiniz.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Abdurrahman b. Avf, Ümmü Seleme, Cübeyr b. Mut'im, Ebû Hureyre, İbn Abbâs ve Kays b. Âsım'dan da hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1586. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ بْنُ أَرْطَاةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ بَجَالَةَ بْنِ عَبْدَةَ، قَالَ كُنْتُ كَاتِبًا لِجَزْءِ بْنِ مُعَاوِيَةَ عَلَى مَنَاذِرَ فَجَاءَنَا كِتَابُ عُمَرَ انْظُرْ مَجُوسَ مَنْ قِبَلَكَ فَخُذْ مِنْهُمُ الْجِزْيَةَ فَإِنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ أَخْبَرَنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخَذَ الْجِزْيَةَ مِنْ مَجُوسِ هَجَرَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ .
Bize Ahmed b. Menî' anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; dedi ki: Bize Haccâc b. Ertât anlattı; (o) Amr b. Dînâr'dan, (o) Becâle b. Abde'den naklettiğine göre şöyle demiştir: “Menâzir (bölgesin)de Cez' b. Muâviye'nin kâtibi idim. Bize Ömer'in mektubu geldi (şöyle diyordu): ‘Tarafınızdaki mecûsîlere bakınız ve onlardan cizye alınız. Zira Abdurrahman b. Avf bana haber verdi ki; Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hecer mecûsîlerinden cizye almıştır.’” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir.
1587. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ بَجَالَةَ، أَنَّ عُمَرَ، كَانَ لاَ يَأْخُذُ الْجِزْيَةَ مِنَ الْمَجُوسِ حَتَّى أَخْبَرَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَخَذَ الْجِزْيَةَ مِنْ مَجُوسِ هَجَرَ . وَفِي الْحَدِيثِ كَلاَمٌ أَكْثَرُ مِنْ هَذَا . هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize İbn Ebî Ömer anlattı; dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; (o) Amr b. Dînâr'dan, (o) Becâle'den naklettiğine göre; Ömer, Abdurrahman b. Avf kendisine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in Hecer mecûsîlerinden cizye aldığını haber verinceye kadar mecûsîlerden cizye almıyordu. Hadiste bundan daha fazla söz vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1588. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ أَبِي كَبْشَةَ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْجِزْيَةَ مِنْ مَجُوسِ الْبَحْرَيْنِ وَأَخَذَهَا عُمَرُ مِنْ فَارِسَ وَأَخَذَهَا عُثْمَانُ مِنَ الْفُرْسِ . وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا فَقَالَ هُوَ مَالِكٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Hüseyin b. Ebî Kebşe el-Basrî anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; (o) Mâlik'ten, (o) Zührî'den, (o) Sâib b. Yezîd'den naklettiğine göre şöyle demiştir: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Bahreyn mecûsîlerinden cizye aldı. Ömer, Fâris (halkın)dan aldı. Osman da Farslardan aldı.” (Ebû Îsâ der ki): Muhammed'e bu hadisi sordum. Dedi ki: “O, Mâlik'in Zührî'den, (onun da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (mürsel olarak rivayeti)dir.”
1589. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَمُرُّ بِقَوْمٍ فَلاَ هُمْ يُضَيِّفُونَا وَلاَ هُمْ يُؤَدُّونَ مَا لَنَا عَلَيْهِمْ مِنَ الْحَقِّ وَلاَ نَحْنُ نَأْخُذُ مِنْهُمْ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنْ أَبَوْا إِلاَّ أَنْ تَأْخُذُوا كَرْهًا فَخُذُوا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ . وَقَدْ رَوَاهُ اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ أَيْضًا . وَإِنَّمَا مَعْنَى هَذَا الْحَدِيثِ أَنَّهُمْ كَانُوا يَخْرُجُونَ فِي الْغَزْوِ فَيَمُرُّونَ بِقَوْمٍ وَلاَ يَجِدُونَ مِنَ الطَّعَامِ مَا يَشْتَرُونَ بِالثَّمَنِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنْ أَبَوْا أَنْ يَبِيعُوا إِلاَّ أَنْ تَأْخُذُوا كَرْهًا فَخُذُوا " . هَكَذَا رُوِيَ فِي بَعْضِ الْحَدِيثِ مُفَسَّرًا وَقَدْ رُوِيَ عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رضى الله عنه أَنَّهُ كَانَ يَأْمُرُ بِنَحْوِ هَذَا .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize İbn Lehîa anlattı; (o) Yezîd b. Ebî Habîb'den, (o) Ebu'l-Hayr'dan, (o) Ukbe b. Âmir'den naklettiğine göre şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Rasûlü! Biz bir kavme uğruyoruz, bizi misafir etmiyorlar. Üzerlerinde bizim için (vacip) olan hakkı da ödemiyorlar. Biz de onlardan bir şey almıyoruz." (Ne yapalım? dedim.) Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer zorla almanız dışında (vermekten) kaçınırlarsa, (hakkınız olanı) alınız.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Leys b. Sa'd da bunu Yezîd b. Ebî Habîb'den rivayet etmiştir. Bu hadisin manası şudur: Onlar (sahabeler) gazaya çıkarlar, bir kavme uğrarlar ve para ile satın alacak yiyecek bulamazlardı. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Eğer satmaktan kaçınırlar da zorla almanız icap ederse, onu alınız” buyurmuştur. Bazı hadislerde bu şekilde tefsir edilerek rivayet edilmiştir. Ömer b. Hattâb radıyallahu anh'den de buna benzer emir verdiği rivayet edilmiştir.
1590. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مَنْصُورُ بْنُ الْمُعْتَمِرِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ " لاَ هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ حُبْشِيٍّ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رَوَاهُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ عَنْ مَنْصُورِ بْنِ الْمُعْتَمِرِ نَحْوَ هَذَا .
Bize Ahmed b. Abde ed-Dabbî anlattı; dedi ki: Bize Ziyâd b. Abdullah anlattı; dedi ki: Bize Mansûr b. el-Mu'temir anlattı; (o) Mücâhid'den, (o) Tâvûs'tan, (o) İbn Abbâs'tan naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'nin fethi günü şöyle buyurmuştur: “Fetihten sonra hicret yoktur. Fakat cihad ve niyet vardır. Savaşa çağrıldığınız zaman hemen (savaşa) gidiniz.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Saîd, Abdullah b. Amr ve Abdullah b. Hubşî'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Süfyân es-Sevrî de bunu Mansûr b. el-Mu'temir'den bu şekilde rivayet etmiştir.
1591. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأُمَوِيُّ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: (لَقَدْ رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ ) قَالَ جَابِرٌ بَايَعْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى أَنْ لاَ نَفِرَّ وَلَمْ نُبَايِعْهُ عَلَى الْمَوْتِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ وَابْنِ عُمَرَ وَعُبَادَةَ وَجَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ عِيسَى بْنِ يُونُسَ عَنِ الأَوْزَاعِيِّ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ قَالَ قَالَ جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ وَلَمْ يُذْكَرْ فِيهِ أَبُو سَلَمَةَ .
Bize Saîd b. Yahyâ b. Saîd el-Emevî anlattı; dedi ki: Bize Îsâ b. Yûnus anlattı; (o) Evzâî'den, (o) Yahyâ b. Ebî Kesîr'den, (o) Ebû Seleme'den, (o da) Câbir b. Abdullah'tan, Allah Teâlâ'nın: { Andolsun ki, o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, müminlerden razı olmuştur }[Fetih: 18] kavli hakkında naklettiğine göre; Câbir şöyle demiştir: “Biz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e kaçmamak üzere biat ettik; ölüm üzerine biat etmedik.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Seleme b. Ekva', İbn Ömer, Ubâde ve Cerîr b. Abdullah'tan da hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis Îsâ b. Yûnus – Evzâî – Yahyâ b. Ebî Kesîr tarikiyle rivayet edilmiş ve (senedinde) Ebû Seleme zikredilmeden "Câbir b. Abdullah dedi ki" denilmiştir.
1592. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، قَالَ قُلْتُ لِسَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ عَلَى أَىِّ شَيْءٍ بَايَعْتُمْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ قَالَ عَلَى الْمَوْتِ . هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Hâtim b. İsmâil anlattı; (o) Yezîd b. Ebî Ubeyd'den naklettiğine göre şöyle demiştir: Seleme b. Ekva'a: "Hudeybiye günü Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ne üzerine biat ettiniz?" diye sordum. (Seleme): “Ölüm üzerine” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1593. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كُنَّا نُبَايِعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ فَيَقُولُ لَنَا " فِيمَا اسْتَطَعْتُمْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ كِلاَهُمَا .
Bize Alî b. Hucr anlattı; dedi ki: Bize İsmâil b. Ca'fer haber verdi; (o) Abdullah b. Dînâr'dan, (o) İbn Ömer'den naklettiğine göre şöyle demiştir: Biz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e (emrini) dinlemek ve itaat etmek üzere biat ederdik. O da bize: “Gücünüz yettiği hususlarda” (derdi). Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1594. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمْ نُبَايِعْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمَوْتِ إِنَّمَا بَايَعْنَاهُ عَلَى أَنْ لاَ نَفِرَّ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَمَعْنَى كِلاَ الْحَدِيثَيْنِ صَحِيحٌ قَدْ بَايَعَهُ قَوْمٌ مِنْ أَصْحَابِهِ عَلَى الْمَوْتِ وَإِنَّمَا قَالُوا لاَ نَزَالُ بَيْنَ يَدَيْكَ حَتَّى نُقْتَلَ وَبَايَعَهُ آخَرُونَ فَقَالُوا لاَ نَفِرُّ .
Bize Ahmed b. Menî' anlattı; dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; (o) Ebu'z-Zübeyr'den, (o) Câbir b. Abdullah'tan naklettiğine göre şöyle demiştir: “Biz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ölüm üzere biat etmedik; ancak biz ona kaçmamak üzere biat ettik.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Her iki hadisin (Seleme ve Câbir hadislerinin) manası da doğrudur. Ashabından bir grup ona ölüm üzere biat etmişlerdir; (bununla) "Biz öldürülünceye kadar senin önünden ayrılmayacağız" (demek istemişlerdir). Diğerleri de biat etmiş ve "Biz kaçmayacağız" demişlerdir.
1595. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ثَلاَثَةٌ لاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ رَجُلٌ بَايَعَ إِمَامًا فَإِنْ أَعْطَاهُ وَفَى لَهُ وَإِنْ لَمْ يُعْطِهِ لَمْ يَفِ لَهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَعَلَى ذَلِكَ الْأَمْرُ بِلَا اخْتِلَافٍ.
Bize Ebû Ammâr anlattı; dedi ki: Bize Vekî' anlattı; (o) A'meş'ten, (o) Ebû Sâlih'ten, (o da) Ebû Hureyre'den naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Üç kişi vardır ki, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz ve onları temize çıkarmaz. Onlar için elem verici bir azap vardır: ... (Bunlardan biri de) bir devlet başkanına biat eden kimsedir; eğer (devlet başkanı) ona (dünyalık bir şey) verirse ona (yaptığı biate) vefa gösterir, şayet vermezse ona (biatine) vefa göstermez.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Uygulama ihtilafsız olarak buna göredir.
1596. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَ عَبْدٌ فَبَايَعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْهِجْرَةِ وَلاَ يَشْعُرُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ عَبْدٌ فَجَاءَ سَيِّدُهُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بِعْنِيهِ " . فَاشْتَرَاهُ بِعَبْدَيْنِ أَسْوَدَيْنِ وَلَمْ يُبَايِعْ أَحَدًا بَعْدُ حَتَّى يَسْأَلَهُ أَعَبْدٌ هُوَ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ جَابِرٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ أَبِي الزُّبَيْرِ .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys b. Sa'd anlattı; (o) Ebu'z-Zübeyr'den, (o da) Câbir'den naklettiğine göre şöyle demiştir: Bir köle geldi ve hicret etmek üzere Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat etti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onun köle olduğunu fark etmedi. Derken efendisi geldi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (efendisine): “Onu bana sat” buyurdu ve onu iki siyah köle karşılığında satın aldı. Bundan sonra hiç kimseden “O köle midir?” diye sormadan biat almadı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Abbâs'tan da hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Câbir hadisi hasen garip sahihtir. Bunu sadece Ebu'z-Zübeyr'in rivayetinden biliyoruz.
1597. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعَ أُمَيْمَةَ بِنْتَ رُقَيْقَةَ، تَقُولُ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نِسْوَةٍ فَقَالَ لَنَا " فِيمَا اسْتَطَعْتُنَّ وَأَطَقْتُنَّ " . قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَرْحَمُ بِنَا مِنَّا بِأَنْفُسِنَا . قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَايِعْنَا . قَالَ سُفْيَانُ تَعْنِي صَافِحْنَا . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا قَوْلِي لِمِائَةِ امْرَأَةٍ كَقَوْلِي لاِمْرَأَةٍ وَاحِدَةٍ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ وَأَسْمَاءَ بِنْتِ يَزِيدَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ . وَرَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَمَالِكُ بْنُ أَنَسٍ وَغَيْرُ وَاحِدٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ نَحْوَهُ . قَالَ وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَقَالَ لاَ أَعْرِفُ لأُمَيْمَةَ بِنْتِ رُقَيْقَةَ غَيْرَ هَذَا الْحَدِيثِ . وَأُمَيْمَةُ امْرَأَةٌ أُخْرَى لَهَا حَدِيثٌ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; (o) İbnü'l-Münkedir'den, (o) Umeyme bint Rukayka'yı şöyle derken işitmiştir: “Bir grup kadın arasında Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat ettim. (Biat ederken) bize: ‘Gücünüzün yettiği ve takat getirebileceğiniz hususlarda’ (buyurdu). Ben: ‘Allah ve Rasûlü bize, bizim kendimize olduğumuzdan daha merhametlidir’ dedim. (Sonra): ‘Ey Allah'ın Rasûlü! Bizimle biatleş (tokalaş)!’ dedim. –Süfyân dedi ki: Yani bizimle musafaha et, demek istedi.– Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Benim yüz kadına sözüm, bir kadına sözüm gibidir (kadınlarla tokalaşmam).’” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Âişe, Abdullah b. Ömer ve Esmâ bint Yezîd'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bunu sadece Muhammed b. el-Münkedir'in hadisinden biliyoruz. Süfyân es-Sevrî, Mâlik b. Enes ve başkaları da bu hadisi Muhammed b. el-Münkedir'den benzer şekilde rivayet etmişlerdir. (Ebû Îsâ der ki): Muhammed'e bu hadisi sordum. Dedi ki: “Umeyme bint Rukayka'nın bu hadisten başka bir hadisini bilmiyorum.” Umeyme isminde, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den hadis rivayet eden başka bir kadın daha vardır.
1598. Hadis
حَدَّثَنَا وَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ كُنَّا نَتَحَدَّثُ أَنَّ أَصْحَابَ، بَدْرٍ يَوْمَ بَدْرٍ كَعِدَّةِ أَصْحَابِ طَالُوتَ ثَلاَثِمِائَةٍ وَثَلاَثَةَ عَشَرَ رَجُلاً . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رَوَاهُ الثَّوْرِيُّ وَغَيْرُهُ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ .
Bize Vâsıl b. Abdula'lâ el-Kûfî anlattı; dedi ki: Bize Ebû Bekir b. Ayyâş anlattı; (o) Ebû İshâk'tan, (o) Berâ'dan naklettiğine göre şöyle demiştir: “Biz aramızda şunu konuşurduk: Bedir günü Bedir ashabı(nın sayısı), Tâlût'un ashabının sayısı kadar olup üç yüz on üç kişidir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Abbâs'tan da hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Sevrî ve başkaları da bunu Ebû İshâk'tan rivayet etmişlerdir.
1599. Hadis
1600. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَتَقَدَّمَ سَرَعَانُ النَّاسِ فَتَعَجَّلُوا مِنَ الْغَنَائِمِ فَاطَّبَخُوا وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي أُخْرَى النَّاسِ فَمَرَّ بِالْقُدُورِ فَأَمَرَ بِهَا فَأُكْفِئَتْ ثُمَّ قَسَمَ بَيْنَهُمْ فَعَدَلَ بَعِيرًا بِعَشْرِ شِيَاهٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَرَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبَايَةَ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ أَبِيهِ . حَدَّثَنَا بِذَلِكَ، مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، . وَهَذَا أَصَحُّ وَعَبَايَةُ بْنُ رِفَاعَةَ سَمِعَ مِنْ، جَدِّهِ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ ثَعْلَبَةَ بْنِ الْحَكَمِ، وَأَنَسٍ، وَأَبِي، رَيْحَانَةَ وَأَبِي الدَّرْدَاءِ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ وَجَابِرٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي أَيُّوبَ .
Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Ebu'l-Ahvas anlattı; (o) Saîd b. Mesrûk'tan, (o) Abâye b. Rifâa'dan, (o) babasından, (o da) dedesi Râfi' b. Hadîc'den naklettiğine göre şöyle demiştir: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferdeydik. İnsanların aceleci olanları önden gidip ganimet mallarından aceleyle (izinsiz) aldılar ve (kestikleri hayvan etlerini) pişirdiler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanların arkasında idi. Tencerelerin yanına geldi ve (dökülmesini) emretti, tencereler devrildi (içindekiler döküldü). Sonra (ganimetleri) aralarında taksim etti ve bir deveyi on koyuna denk tuttu.” Ebû Îsâ dedi ki: Süfyân es-Sevrî (bunu) babasından, (o) Abâye'den, (o da) dedesi Râfi' b. Hadîc'den rivayet etmiş ve senedinde (Abâye'nin) babasını zikretmemiştir. Bize bunu Mahmûd b. Gaylân anlattı; (ona) Vekî', (ona da) Süfyân anlatmıştır. Bu (Süfyân'ın rivayeti) daha sahihtir. Çünkü Abâye b. Rifâa dedesi Râfi' b. Hadîc'den (hadis) işitmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Sa'lebe b. Hakem, Enes, Ebû Reyhâne, Ebu'd-Derdâ, Abdurrahman b. Semure, Zeyd b. Hâlid, Câbir, Ebû Hureyre ve Ebû Eyyûb'dan da hadis rivayet edilmiştir.
1601. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنِ انْتَهَبَ فَلَيْسَ مِنَّا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ أَنَسٍ .
Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; dedi ki: Bize Abdurrezzâk anlattı; (o) Ma'mer'den, (o) Sâbit'ten, (o da) Enes'ten naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim yağmacılık yaparsa bizden değildir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis Enes rivayeti olarak hasen sahih gariptir.
1602. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَبْدَءُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى بِالسَّلاَمِ وَإِذَا لَقِيتُمْ أَحَدَهُمْ فِي الطَّرِيقِ فَاضْطَرُّوهُمْ إِلَى أَضْيَقِهِ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَأَنَسٍ وَأَبِي بَصْرَةَ الْغِفَارِيِّ صَاحِبِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَمَعْنَى هَذَا الْحَدِيثِ " لاَ تَبْدَءُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى " . قَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ إِنَّمَا مَعْنَى الْكَرَاهِيَةِ لأَنَّهُ يَكُونُ تَعْظِيمًا لَهُ وَإِنَّمَا أُمِرَ الْمُسْلِمُونَ بِتَذْلِيلِهِمْ وَكَذَلِكَ إِذَا لَقِيَ أَحَدَهُمْ فِي الطَّرِيقِ فَلاَ يَتْرُكُ الطَّرِيقَ عَلَيْهِ لأَنَّ فِيهِ تَعْظِيمًا لَهُمْ .
Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Abdulazîz b. Muhammed anlattı; (o) Süheyl b. Ebî Sâlih'ten, (o) babasından, (o da) Ebû Hureyre'den naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yahudi ve Hıristiyanlara selâm vermeye önce siz başlamayınız. Onlardan biriyle yolda karşılaştığınız zaman onu yolun en dar yerine (kenarına gitmeye) zorlayınız.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Ömer, Enes ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in sahabisi Ebû Basra el-Gıfârî'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadiste geçen "Yahudi ve Hristiyanlara önce siz selam vermeyin" ifadesinin manası; onlara tazim (saygı) göstermek olacağı için kerih görülmesidir. Oysa Müslümanlara, onları (zimmîleri) zelil (aşağı/küçük) tutmaları emredilmiştir. Aynı şekilde yolda onlardan biriyle karşılaşıldığı zaman (Müslüman) yolu ona bırakmaz. Çünkü bu da onlara saygı göstermek demektir.
1603. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْيَهُودَ إِذَا سَلَّمَ عَلَيْكُمْ أَحَدُهُمْ فَإِنَّمَا يَقُولُ السَّامُ عَلَيْكُمْ فَقُلْ عَلَيْكَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Alî b. Hucr anlattı; dedi ki: Bize İsmâil b. Ca'fer haber verdi; (o) Abdullah b. Dînâr'dan, (o) İbn Ömer'den naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Yahudilerden biri size selâm verdiği zaman ancak ‘es-Sâmü aleyküm’ (ölüm üzerinize olsun) der. Sen de (cevap olarak sadece): ‘Aleyke’ (senin üzerine olsun), de.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1604. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ سَرِيَّةً إِلَى خَثْعَمٍ فَاعْتَصَمَ نَاسٌ بِالسُّجُودِ فَأَسْرَعَ فِيهِمُ الْقَتْلُ فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَ لَهُمْ بِنِصْفِ الْعَقْلِ وَقَالَ " أَنَا بَرِيءٌ مِنْ كُلِّ مُسْلِمٍ يُقِيمُ بَيْنَ أَظْهُرِ الْمُشْرِكِينَ " . قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلِمَ قَالَ " لاَ تَرَايَا نَارَاهُمَا " .
Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye anlattı; (o) İsmâil b. Ebî Hâlid'den, (o) Kays b. Ebî Hâzim'den, (o da) Cerîr b. Abdullah'tan naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Has'am (kabilesi) üzerine bir müfreze göndermişti. (Kabileden) bazı insanlar secde ederek (namaz kılarak) sığındılar (kendilerini korumaya çalıştılar). Fakat (müfreze askerleri) onları öldürmekte acele davrandılar. Bu durum Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaşınca onlar için diyetin yarısını (ödemelerini) emretti ve şöyle buyurdu: “Ben, müşriklerin arasında ikamet eden her Müslümandan berîyim (sorumlu değilim).” (Sahabeler): “Ey Allah'ın Rasûlü! Niçin?” dediler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “O ikisinin (Müslüman ile müşrikin) ateşi birbirini görmez (birbirlerinden bu kadar uzak olmalıdırlar).”
1605. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، مِثْلَ حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ جَرِيرٍ، . وَهَذَا أَصَحُّ . وَفِي الْبَابِ عَنْ سَمُرَةَ، . قَالَ أَبُو عِيسَى وَأَكْثَرُ أَصْحَابِ إِسْمَاعِيلَ قَالُوا عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ سَرِيَّةً وَلَمْ يَذْكُرُوا فِيهِ عَنْ جَرِيرٍ. وَرَوَاهُ حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ عَنْ الْحَجَّاجِ بْنِ أَرْطَاةَ عَنْ إِسْمَعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ عَنْ قَيْسٍ عَنْ جَرِيرٍ مِثْلَ حَدِيثِ أَبِي مُعَاوِيَةَ قَالَ وَسَمِعْت مُحَمَّدًا يَقُولُ الصَّحِيحُ حَدِيثُ قَيْسٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُرْسَلٌ وَرَوَى سَمُرَةُ بْنُ جُنْدَبٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ لَا تُسَاكِنُوا الْمُشْرِكِينَ وَلَا تُجَامِعُوهُمْ فَمَنْ سَاكَنَهُمْ أَوْ جَامَعَهُمْ فَهُوَ مِثْلُهُمْ
Bize Hennâd anlattı; dedi ki: Bize Abde anlattı; (o) İsmâil b. Ebî Hâlid'den, (o) Kays b. Ebî Hâzim'den, Ebû Muâviye'nin hadisine benzer şekilde rivayet etmiş fakat senedinde "Cerîr'den" dememiştir (mürsel olarak rivayet etmiştir). Bu (Abde'nin rivayeti) daha sahihtir. Bu konuda Semure'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: İsmâil'in arkadaşlarının çoğu, Kays b. Ebî Hâzim'den "Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir müfreze gönderdi..." diye (mürsel olarak) rivayet etmişler ve "Cerîr'den" diye zikretmemişlerdir. Hammâd b. Seleme de Haccâc b. Ertât – İsmâil b. Ebî Hâlid – Kays – Cerîr tarikiyle Ebû Muâviye'nin hadisi gibi (muttasıl olarak) rivayet etmiştir. (Ebû Îsâ der ki): Muhammed'i şöyle derken işittim: Sahih olan, Kays'ın Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (mürsel olarak) rivayet ettiği hadistir. Semure b. Cündeb, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle rivayet etmiştir: "Müşriklerle beraber (iç içe) oturmayın, onlarla bir araya gelmeyin. Kim onlarla beraber oturur veya bir araya gelirse o da onlar gibidir."
1606. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَئِنْ عِشْتُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ لأُخْرِجَنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى مِنْ جَزِيرَةِ الْعَرَبِ " .
Bize Mûsâ b. Abdurrahman el-Kindî anlattı; dedi ki: Bize Zeyd b. Hubâb anlattı; dedi ki: Bize Süfyân es-Sevrî haber verdi; (o) Ebu'z-Zübeyr'den, (o) Câbir'den, (o da) Ömer b. Hattâb'dan naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Eğer yaşarsam –inşallah– yahudi ve hıristiyanları Arap Yarımadası'ndan mutlaka çıkaracağım.”
1607. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، وَعَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لأُخْرِجَنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى مِنْ جَزِيرَةِ الْعَرَبِ فَلاَ أَتْرُكُ فِيهَا إِلاَّ مُسْلِمًا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Hasan b. Alî el-Hallâl anlattı; dedi ki: Bize Ebû Âsım ve Abdurrezzâk anlattılar; dediler ki: Bize İbn Cüreyc haber verdi; dedi ki: Bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi; o, Câbir b. Abdullah'ı şöyle derken işitmiş: Bana Ömer b. Hattâb haber verdi; o, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işitmiş: “Yahudi ve hıristiyanları Arap Yarımadası'ndan mutlaka çıkaracağım ve orada Müslümandan başkasını bırakmayacağım.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1608. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ جَاءَتْ فَاطِمَةُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَقَالَتْ مَنْ يَرِثُكَ قَالَ أَهْلِي وَوَلَدِي . قَالَتْ فَمَا لِي لاَ أَرِثُ أَبِي فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ نُورَثُ " . وَلَكِنِّي أَعُولُ مَنْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُولُهُ وَأُنْفِقُ عَلَى مَنْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ عَلَيْهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَطَلْحَةَ وَالزُّبَيْرِ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَسَعْدٍ وَعَائِشَةَ . وَحَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ إِنَّمَا أَسْنَدَهُ حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ وَعَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَطَاءٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ . وَسَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَقَالَ لاَ أَعْلَمُ أَحَدًا رَوَاهُ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ إِلاَّ حَمَّادَ بْنَ سَلَمَةَ . وَرَوَى عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَطَاءٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ نَحْوَ رِوَايَةِ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; dedi ki: Bize Ebu'l-Velîd anlattı; dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme anlattı; (o) Muhammed b. Amr'dan, (o) Ebû Seleme'den, (o da) Ebû Hureyre'den naklettiğine göre şöyle demiştir: Fâtıma, Ebû Bekir'e geldi ve: “Sana kim mirasçı olur?” dedi. (Ebû Bekir): “Ailem ve çocuklarım” dedi. (Fâtıma): “O halde benim neyim var ki babama mirasçı olamıyorum?” dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir şöyle dedi: “Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: ‘Biz(e) mirasçı olunmaz.’ Ancak Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kimin geçimini sağlıyorsa ben de onun geçimini sağlarım ve Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kime harcama yapıyorsa ben de ona harcama yaparım.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ömer, Talha, Zübeyr, Abdurrahman b. Avf, Sa'd ve Âişe'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Hureyre hadisi bu vechinden hasen gariptir. Bunu Hammâd b. Seleme ve Abdulvehhâb b. Atâ, Muhammed b. Amr – Ebû Seleme – Ebû Hureyre tarikiyle müsned olarak rivayet etmişlerdir. (Ebû Îsâ der ki): Muhammed'e bu hadisi sordum. Dedi ki: “Bunu Muhammed b. Amr – Ebû Seleme – Ebû Hureyre tarikiyle Hammâd b. Seleme'den başka rivayet eden birini bilmiyorum.” (Oysa) Abdulvehhâb b. Atâ da Muhammed b. Amr – Ebû Seleme – Ebû Hureyre tarikiyle Hammâd b. Seleme'nin rivayetine benzer şekilde rivayet etmiştir.
1609. Hadis
حَدَّثَنَا بِذَلِكَ، عَلِيُّ بْنُ عِيسَى الْبَغْدَادِيُّ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَطَاءٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ فَاطِمَةَ، جَاءَتْ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ رضى الله عنهما تَسْأَلُ مِيرَاثَهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالاَ سَمِعْنَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنِّي لاَ أُورَثُ " . قَالَتْ وَاللَّهِ لاَ أُكَلِّمُكُمَا أَبَدًا . فَمَاتَتْ وَلاَ تُكَلِّمُهُمَا . قَالَ عَلِيُّ بْنُ عِيسَى مَعْنَى لاَ أُكَلِّمُكُمَا تَعْنِي فِي هَذَا الْمِيرَاثِ أَبَدًا أَنْتُمَا صَادِقَانِ . وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize bunu Alî b. Îsâ el-Bağdâdî anlattı; dedi ki: Bize Abdulvehhâb b. Atâ anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Amr anlattı; (o) Ebû Seleme'den, (o da) Ebû Hureyre'den naklettiğine göre; Fâtıma, Ebû Bekir ve Ömer'e radıyallahu anhuma gelerek Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den (kalan) mirasını istedi. O ikisi dediler ki: “Biz Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittik: ‘Ben(im malım)a mirasçı olunmaz.’” (Bunun üzerine Fâtıma): “Vallahi sizinle ebediyen konuşmayacağım” dedi. Ve onlarla konuşmadan vefat etti. Alî b. Îsâ dedi ki: “Sizinle ebediyen konuşmayacağım” sözünün manası; “Bu miras konusunda (bir daha) sizinle konuşmayacağım, (bu konuda ısrar etmeyeceğim), siz ikiniz doğrusunuz” demektir. (Ebû Îsâ der ki): Bu hadis başka vecihlerden Ebû Bekir es-Sıddîk aracılığıyla Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den de rivayet edilmiştir.
1610. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، أَخْبَرَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَدَخَلَ عَلَيْهِ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ وَالزُّبَيْرُ بْنُ الْعَوَّامِ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ وَسَعْدُ بْنُ أَبِي وَقَّاصٍ ثُمَّ جَاءَ عَلِيٌّ وَالْعَبَّاسُ يَخْتَصِمَانِ فَقَالَ عُمَرُ لَهُمْ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَاهُ صَدَقَةٌ " . قَالُوا نَعَمْ . قَالَ عُمَرُ فَلَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَجِئْتَ أَنْتَ وَهَذَا إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَطْلُبُ أَنْتَ مِيرَاثَكَ مِنَ ابْنِ أَخِيكَ وَيَطْلُبُ هَذَا مِيرَاثَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَاهُ صَدَقَةٌ " . وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْحَدِيثِ قِصَّةٌ طَوِيلَةٌ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ .
Bize Hasan b. Alî el-Hallâl anlattı; dedi ki: Bize Bişr b. Ömer haber verdi; dedi ki: Bize Mâlik b. Enes anlattı; (o) İbn Şihâb'dan, (o) Mâlik b. Evs b. Hadasân'dan naklettiğine göre şöyle demiştir: Ömer b. Hattâb'ın yanına girdim. Osman b. Affân, Zübeyr b. Avvâm, Abdurrahman b. Avf ve Sa'd b. Ebî Vakkâs da onun yanına girdiler. Sonra Alî ve Abbâs birbirleriyle davalı olarak geldiler. Ömer onlara (orada bulunanlara): “Gök ve yerin izniyle ayakta durduğu Allah adına size soruyorum; biliyor musunuz ki Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Biz(e) mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır.’” (Oradakiler): “Evet” dediler. Ömer dedi ki: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat edince Ebû Bekir: ‘Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in velisiyim’ dedi. Sen (ey Abbâs) ve bu (Alî), Ebû Bekir'e geldiniz; sen kardeşinin oğlundan (kalan) mirasını istiyordun, bu da karısının babasından (kalan) mirasını istiyordu. Ebû Bekir dedi ki: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Biz(e) mirasçı olunmaz; bıraktığımız sadakadır’ buyurmuştur. Allah biliyor ki o (Ebû Bekir), doğru sözlü, iyiliksever, doğru yolda ve hakka tâbi olan bir kimseydi...” Ebû Îsâ dedi ki: Hadiste (anlatılan) uzun bir kıssa vardır. Bu hadis Mâlik b. Enes rivayeti olarak hasen sahih gariptir.
1611. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ مَالِكِ بْنِ الْبَرْصَاءِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ يَقُولُ " لاَ تُغْزَى هَذِهِ بَعْدَ الْيَوْمِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَسُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدٍ وَمُطِيعٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَهُوَ حَدِيثُ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ عَنِ الشَّعْبِيِّ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِهِ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd anlattı; dedi ki: Bize Zekeriyyâ b. Ebî Zâide anlattı; (o) Şa'bî'den, (o) Hâris b. Mâlik b. Bersâ'dan naklettiğine göre şöyle demiştir: Mekke'nin fethi günü Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Bu (şehir, Mekke'ye), bugünden sonra kıyamet gününe kadar (artık) savaş açılmaz.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Abbâs, Süleyman b. Surad ve Mutî'den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Bu Zekeriyyâ b. Ebî Zâide'nin Şa'bî'den rivayet ettiği hadistir; bunu sadece onun hadisinden (rivayetinden) biliyoruz.
1612. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ مُقَرِّنٍ، قَالَ غَزَوْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَكَانَ إِذَا طَلَعَ الْفَجْرُ أَمْسَكَ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ فَإِذَا طَلَعَتْ قَاتَلَ فَإِذَا انْتَصَفَ النَّهَارُ أَمْسَكَ حَتَّى تَزُولَ الشَّمْسُ فَإِذَا زَالَتِ الشَّمْسُ قَاتَلَ حَتَّى الْعَصْرِ ثُمَّ أَمْسَكَ حَتَّى يُصَلِّيَ الْعَصْرَ ثُمَّ يُقَاتِلُ . قَالَ وَكَانَ يُقَالُ عِنْدَ ذَلِكَ تَهِيجُ رِيَاحُ النَّصْرِ وَيَدْعُو الْمُؤْمِنُونَ لِجُيُوشِهِمْ فِي صَلاَتِهِمْ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ مُقَرِّنٍ بِإِسْنَادٍ أَوْصَلَ مِنْ هَذَا . وَقَتَادَةُ لَمْ يُدْرِكِ النُّعْمَانَ بْنَ مُقَرِّنٍ وَمَاتَ النُّعْمَانُ بْنُ مُقَرِّنٍ فِي خِلاَفَةِ عُمَرَ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Muâz b. Hişâm anlattı; dedi ki: Bana babam anlattı; (o) Katâde'den, (o) Nu'mân b. Mukarrin'den naklettiğine göre şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte gazaya çıktım. (Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) fecir doğunca (sabah olunca), güneş doğana kadar (savaşı) tutardı (başlatmazdı). Güneş doğunca savaşırdı. Gün yarılanınca (öğle vakti olunca), güneş zeval bulana (tepe noktasından batıya kayana) kadar (savaşı) tutardı. Güneş zeval bulunca ikindiye kadar savaşırdı. Sonra ikindiyi kılana kadar tutardı. Sonra (yine) savaşırdı. (Nu'mân) dedi ki: O vakitte zafer rüzgârlarının eseceği ve müminlerin namazlarında orduları için dua edecekleri söylenirdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis Nu'mân b. Mukarrin'den bundan daha muttasıl bir senetle de rivayet edilmiştir. Katâde, Nu'mân b. Mukarrin'e yetişmemiştir. Nu'mân b. Mukarrin, Ömer'in halifeliği döneminde vefat etmiştir.
1613. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، وَالْحَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِيُّ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيِّ، عَنْ مَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، بَعَثَ النُّعْمَانَ بْنَ مُقَرِّنٍ إِلَى الْهُرْمُزَانِ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ بِطُولِهِ فَقَالَ النُّعْمَانُ بْنُ مُقَرِّنٍ شَهِدْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَانَ إِذَا لَمْ يُقَاتِلْ أَوَّلَ النَّهَارِ انْتَظَرَ حَتَّى تَزُولَ الشَّمْسُ وَتَهُبَّ الرِّيَاحُ وَيَنْزِلَ النَّصْرُ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَعَلْقَمَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ هُوَ أَخُو بَكْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيِّ .
Bize Hasan b. Alî el-Hallâl anlattı; dedi ki: Bize Affân b. Müslim ve Haccâc b. Minhâl anlattılar; dediler ki: Bize Hammâd b. Seleme anlattı; dedi ki: Bize Ebû İmrân el-Cevnî anlattı; (o) Alkame b. Abdullah el-Müzenî'den, (o) Ma'kıl b. Yesâr'dan naklettiğine göre; Ömer b. Hattâb, Nu'mân b. Mukarrin'i Hürmüzan'a (karşı) göndermişti... (Râvi) hadisi uzunca zikretti. (Orada) Nu'mân b. Mukarrin dedi ki: “Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber (savaşlarda) bulundum. Eğer günün evvelinde savaşmazsa, güneş zeval bulup rüzgârlar esinceye ve zafer ininceye kadar beklerdi.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Alkame b. Abdullah, Bekir b. Abdullah el-Müzenî'nin kardeşidir.
1614. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ عِيسَى بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ زِرٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الطِّيَرَةُ مِنَ الشِّرْكِ " . وَمَا مِنَّا إِلاَّ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُذْهِبُهُ بِالتَّوَكُّلِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَحَابِسٍ التَّمِيمِيِّ وَعَائِشَةَ وَابْنِ عُمَرَ وَسَعْدٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ وَرَوَى شُعْبَةُ أَيْضًا عَنْ سَلَمَةَ هَذَا الْحَدِيثَ . قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ يَقُولُ كَانَ سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ يَقُولُ فِي هَذَا الْحَدِيثِ " وَمَا مِنَّا إِلاَّ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُذْهِبُهُ بِالتَّوَكُّلِ " . قَالَ سُلَيْمَانُ هَذَا عِنْدِي قَوْلُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَمَا مِنَّا.
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; dedi ki: Bize Süfyân anlattı; (o) Seleme b. Küheyl'den, (o) Îsâ b. Âsım'dan, (o) Zirr'den, (o da) Abdullah b. Mes'ûd'dan naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Tıyere (uğursuzluk çıkarmak / uğursuz saymak) şirktir.” (Abdullah b. Mes'ûd dedi ki:) "İçimizde (kalbinden bu tür düşünceler geçmeyen) kimse yoktur, fakat Allah onu tevekkül ile giderir." Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Hureyre, Hâbis et-Temîmî, Âişe, İbn Ömer ve Sa'd'dan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Bunu sadece Seleme b. Küheyl'in hadisinden biliyoruz. Şu'be de bu hadisi Seleme'den rivayet etmiştir. Muhammed b. İsmâil'i şöyle derken işittim: Süleyman b. Harb bu hadis hakkında şöyle derdi: “İçimizde (bundan bir şey olmayan) kimse yoktur; fakat Allah onu tevekkül ile giderir” sözü, bana göre Abdullah b. Mes'ûd'un sözüdür.
1615. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ هِشَامٍ الدَّسْتَوَائِيِّ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ عَدْوَى وَلاَ طِيَرَةَ وَأُحِبُّ الْفَأْلَ " . قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْفَأْلُ قَالَ " الْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize İbn Ebî Adî anlattı; (o) Hişâm ed-Destevâî'den, (o) Katâde'den, (o da) Enes'ten naklettiğine göre Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Advâ (hastalığın Allah'ın takdiri olmadan kendiliğinden bulaşması) ve tıyere (uğursuz saymak) yoktur. Fe'l (hayra yormak / iyi söz) hoşuma gider.” (Sahabeler): “Ey Allah'ın Rasûlü! Fe'l nedir?” dediler. (Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem): “Güzel sözdür” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
1616. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُعْجِبُهُ إِذَا خَرَجَ لِحَاجَةٍ أَنْ يَسْمَعَ يَا رَاشِدُ يَا نَجِيحُ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ .
Bize Muhammed b. Râfi' anlattı; dedi ki: Bize Ebû Âmir el-Akedî anlattı; (o) Hammâd b. Seleme'den, (o) Humeyd'den, (o da) Enes b. Mâlik'ten naklettiğine göre; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir ihtiyaç için dışarı çıktığında “Ey Râşid (doğru yolda olan)!”, “Ey Necîh (başarılı olan)!” (diye seslenilmesini) işitmek hoşuna giderdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir.