5678. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا أَنْزَلَ اللَّهُ دَاءً إِلاَّ أَنْزَلَ لَهُ شِفَاءً ".
Bize Muhammed bin Müsenna tahdis etti, bize Ebu Ahmed ez-Zübeyri tahdis etti, bize Ömer bin Said bin Ebi Huseyn tahdis etti, dedi ki: Bana Atâ bin Ebi Rabah tahdis etti, Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah hiçbir hastalık indirmemiştir ki; onun için bir şifa (devâ) da indirmiş olmasın."
5679. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، عَنْ خَالِدِ بْنِ ذَكْوَانَ، عَنْ رُبَيِّعَ بِنْتِ مُعَوِّذٍ ابْنِ عَفْرَاءَ، قَالَتْ كُنَّا نَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَسْقِي الْقَوْمَ، وَنَخْدُمُهُمْ، وَنَرُدُّ الْقَتْلَى وَالْجَرْحَى إِلَى الْمَدِينَةِ.
Bize Kuteybe bin Said tahdis etti, bize Bişr bin Mufaddal tahdis etti, Halid bin Zekvân'dan, [o] Rubeyyi' bint Muavviz İbn Afrâ'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte gazaya giderdik. (Asker) kavme (topluluğa) su verir, onlara hizmet ederdik. Ölüleri ve yaralıları Medine'ye (geri) taşırdık.
5680. Hadis
حَدَّثَنِي الْحُسَيْنُ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ شُجَاعٍ، حَدَّثَنَا سَالِمٌ الأَفْطَسُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ " الشِّفَاءُ فِي ثَلاَثَةٍ شَرْبَةِ عَسَلٍ، وَشَرْطَةِ مِحْجَمٍ، وَكَيَّةِ نَارٍ، وَأَنْهَى أُمَّتِي عَنِ الْكَىِّ ". رَفَعَ الْحَدِيثَ وَرَوَاهُ الْقُمِّيُّ عَنْ لَيْثٍ عَنْ مُجَاهِدٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْعَسَلِ وَالْحَجْمِ.
Bana Huseyn tahdis etti, bize Ahmed bin Meni' tahdis etti, bize Mervan bin Şucâ' tahdis etti, bize Salim el-Eftas tahdis etti, Said bin Cübeyr'den, [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan; dedi ki: "Şifa üç şeydedir: Bal şerbeti (içmekte), hacamat (kupası) bıçağında (kan aldırmakta/neşter vurdurmakta) ve ateşle dağlamakta. Ben ümmetimi (keyyden) dağlamaktan nehyederim." Hadisi merfu olarak (Nebi'ye isnadla) rivayet etti. Ve bunu Kummî; Leys'ten, [o] Mücahid'den, [o] İbn Abbas'tan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; bal ve hacamat hakkında rivayet etti.
5681. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ، أَخْبَرَنَا سُرَيْجُ بْنُ يُونُسَ أَبُو الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ شُجَاعٍ، عَنْ سَالِمٍ الأَفْطَسِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الشِّفَاءُ فِي ثَلاَثَةٍ شَرْطَةِ مِحْجَمٍ، أَوْ شَرْبَةِ عَسَلٍ، أَوْ كَيَّةٍ بِنَارٍ، وَأَنْهَى أُمَّتِي عَنِ الْكَىِّ ".
Bize Muhammed bin Abdirrahim tahdis etti, bize Süreyc bin Yunus Ebu'l-Hâris haber verdi, bize Mervan bin Şucâ' tahdis etti, Salim el-Eftas'tan, [o] Said bin Cübeyr'den, [o] İbn Abbas'tan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle) şöyle buyurdu: "Şifa üç şeydedir: Hacamat (kupası) bıçağı (ile kan aldırmakta) veya bal şerbeti (içmekte) veya ateşle dağlamakta. Ben ümmetimi (keyyden) dağlamaktan nehyederim."
5682. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْجِبُهُ الْحَلْوَاءُ وَالْعَسَلُ.
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, bize Ebu Usâme tahdis etti, dedi ki: Bana Hişâm haber verdi, babasından, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle); dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem helvayı (tatlıyı) ve balı severdi/hoşlanırdı.
5683. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْغَسِيلِ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنْ كَانَ فِي شَىْءٍ مِنْ أَدْوِيَتِكُمْ ـ أَوْ يَكُونُ فِي شَىْءٍ مِنْ أَدْوِيَتِكُمْ ـ خَيْرٌ فَفِي شَرْطَةِ مِحْجَمٍ، أَوْ شَرْبَةِ عَسَلٍ، أَوْ لَذْعَةٍ بِنَارٍ تُوَافِقُ الدَّاءَ، وَمَا أُحِبُّ أَنْ أَكْتَوِيَ ".
Bize Ebu Nuaym tahdis etti, bize Abdurrahman bin el-Gasil tahdis etti, Asım bin Ömer bin Katâde'den; dedi ki: Câbir bin Abdullah radıyallahu anhuma'yı şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Eğer sizin ilaçlarınızdan bir şeyde -veya ilaçlarınızdan birinde- hayır varsa; o hacamat (kupası) bıçağında (kan aldırmakta) veya bal şerbeti (içmekte) veya hastalığa denk gelen ateşle dağlamaktadır. Ama ben dağlanmayı sevmem."
5684. Hadis
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَخِي يَشْتَكِي بَطْنَهُ. فَقَالَ " اسْقِهِ عَسَلاً ". ثُمَّ أَتَى الثَّانِيَةَ فَقَالَ " اسْقِهِ عَسَلاً ". ثُمَّ أَتَاهُ فَقَالَ فَعَلْتُ. فَقَالَ " صَدَقَ اللَّهُ، وَكَذَبَ بَطْنُ أَخِيكَ، اسْقِهِ عَسَلاً ". فَسَقَاهُ فَبَرَأَ.
Bize Ayyaş bin el-Velid tahdis etti, bize Abdülalâ tahdis etti, bize Said tahdis etti, Katâde'den, [o] Ebu'l-Mütevekkil'den, [o] Ebu Said radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: "Kardeşimin karnı ağrıyor (ishal oldu)" dedi. (Nebi): "Ona bal (şerbeti) içir" buyurdu. Sonra ikinci defa geldi, yine: "Ona bal içir" buyurdu. Sonra (üçüncü defa) geldi ve: "(İçirdim ama geçmedi/arttı)" dedi. (Nebi): "Allah doğru söyledi, kardeşinin karnı yalan söyledi. Ona bal içir" buyurdu. Bunun üzerine ona (tekrar) içirdi ve iyileşti.
5685. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا سَلاَّمُ بْنُ مِسْكِينٍ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ نَاسًا، كَانَ بِهِمْ سَقَمٌ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ آوِنَا وَأَطْعِمْنَا فَلَمَّا صَحُّوا قَالُوا إِنَّ الْمَدِينَةَ وَخِمَةٌ. فَأَنْزَلَهُمُ الْحَرَّةَ فِي ذَوْدٍ لَهُ فَقَالَ " اشْرَبُوا أَلْبَانَهَا ". فَلَمَّا صَحُّوا قَتَلُوا رَاعِيَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَاسْتَاقُوا ذَوْدَهُ، فَبَعَثَ فِي آثَارِهِمْ، فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ، وَسَمَرَ أَعْيُنَهُمْ، فَرَأَيْتُ الرَّجُلَ مِنْهُمْ يَكْدُمُ الأَرْضَ بِلِسَانِهِ حَتَّى يَمُوتَ. قَالَ سَلاَّمٌ فَبَلَغَنِي أَنَّ الْحَجَّاجَ قَالَ لأَنَسٍ حَدِّثْنِي بِأَشَدِّ عُقُوبَةٍ عَاقَبَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَحَدَّثَهُ بِهَذَا. فَبَلَغَ الْحَسَنَ فَقَالَ وَدِدْتُ أَنَّهُ لَمْ يُحَدِّثْهُ بِهَذَا
Bize Müslim tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Katâde'den, [o] Enes radıyallahu anh'tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle). Dedi ki: "O (Nebi), Ukl veya Ureyne (kabilesinden bazı kimselere, hastlandıkları zaman) develerin sütlerinden ve idrarlarından içmelerini emretti."
5686. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ نَاسًا، اجْتَوَوْا فِي الْمَدِينَةِ فَأَمَرَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَلْحَقُوا بِرَاعِيهِ ـ يَعْنِي الإِبِلَ ـ فَيَشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا، فَلَحِقُوا بِرَاعِيهِ فَشَرِبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا، حَتَّى صَلَحَتْ أَبْدَانُهُمْ فَقَتَلُوا الرَّاعِيَ وَسَاقُوا الإِبِلَ، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ فِي طَلَبِهِمْ، فَجِيءَ بِهِمْ فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ، وَسَمَرَ أَعْيُنَهُمْ. قَالَ قَتَادَةُ فَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ سِيرِينَ أَنَّ ذَلِكَ كَانَ قَبْلَ أَنْ تَنْزِلَ الْحُدُودُ.
Bize Musa bin İsmail tahdis etti, bize Hemmâm tahdis etti, Katâde'den, [o] Enes radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; bir grup insan Medine'de hastalandılar (havası onlara yaramadı). Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onlara, kendi çobanına -yani develere- katılarak (kırda) develerin sütlerinden ve idrarlarından içmelerini emretti. Onlar da çobana katıldılar; sütlerinden ve idrarlarından içtiler. Nihayet bedenleri iyileşince çobanı öldürdüler ve develeri sürdüler. (Bu haber) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaşınca arkalarından (takipçi) gönderdi. Onlar getirildiler. (Nebi) onların ellerini ve ayaklarını kesti(rdi), gözlerini milledi (oydurdu). Katâde dedi ki: Bana Muhammed bin Sîrîn tahdis etti ki; bu (olay), hadler(in farziyeti ayeti) inmeden önceydi.
5687. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ خَرَجْنَا وَمَعَنَا غَالِبُ بْنُ أَبْجَرَ فَمَرِضَ فِي الطَّرِيقِ، فَقَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَهْوَ مَرِيضٌ، فَعَادَهُ ابْنُ أَبِي عَتِيقٍ فَقَالَ لَنَا عَلَيْكُمْ بِهَذِهِ الْحُبَيْبَةِ السَّوْدَاءِ، فَخُذُوا مِنْهَا خَمْسًا أَوْ سَبْعًا فَاسْحَقُوهَا، ثُمَّ اقْطُرُوهَا فِي أَنْفِهِ بِقَطَرَاتِ زَيْتٍ فِي هَذَا الْجَانِبِ وَفِي هَذَا الْجَانِبِ، فَإِنَّ عَائِشَةَ حَدَّثَتْنِي أَنَّهَا سَمِعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ هَذِهِ الْحَبَّةَ السَّوْدَاءَ شِفَاءٌ مِنْ كُلِّ دَاءٍ إِلاَّ مِنَ السَّامِ ". قُلْتُ وَمَا السَّامُ قَالَ الْمَوْتُ.
Bize Abdullah bin Ebi Şeybe tahdis etti, bize Ubeydullah tahdis etti, bize İsrail tahdis etti, Mansûr'dan, [o] Halid bin Sa'd'dan; dedi ki: (Yola) çıktık, yanımızda Gâlib bin Ebcer de vardı. Yolda hastalandı. Medine'ye geldiğimizde o hâlâ hastaydı. İbn Ebi Atîk onu ziyarete geldi ve bize şöyle dedi: "Size şu 'Hubeybe es-Sevdâ' (çörek otu taneciği) lazımdır (onu kullanın). Ondan beş veya yedi tane alın ve ezin. Sonra onu (biraz) zeytinyağı ile (karıştırıp) burnunun bu tarafına ve şu tarafına damlatın. Çünkü Aişe bana haber verdi ki; o, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işitmiş: 'Muhakkak ki bu 'Habbetü's-Sevdâ' (Çörek Otu), sâm'dan başka her hastalığa şifadır.' (Aişe) 'Sâm nedir?' dedim. 'Ölümdür' buyurdu" (dedi).
5688. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، وَسَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، أَخْبَرَهُمَا أَنَّهُ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " فِي الْحَبَّةِ السَّوْدَاءِ شِفَاءٌ مِنْ كُلِّ دَاءٍ إِلاَّ السَّامَ ". قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَالسَّامُ الْمَوْتُ، وَالْحَبَّةُ السَّوْدَاءُ الشُّونِيزُ.
Bize Yahya bin Bükeyr tahdis etti, bize Leys tahdis etti, Ukayl'den, [o] İbn Şihâb'tan, (dedi ki) bana Ebu Seleme ve Said bin el-Müseyyeb haber verdi ki; Ebu Hureyre onlara haber vermiş ki; o Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işitmiş: "Çörek otunda sâm (ölüm) hariç her hastalığa şifa vardır." İbn Şihâb dedi ki: "es-Sâm; ölümdür. el-Habbetü's-sevdâ ise şûnîz'dir."
5689. Hadis
حَدَّثَنَا حِبَّانُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا كَانَتْ تَأْمُرُ بِالتَّلْبِينِ لِلْمَرِيضِ وَلِلْمَحْزُونِ عَلَى الْهَالِكِ، وَكَانَتْ تَقُولُ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ التَّلْبِينَةَ تُجِمُّ فُؤَادَ الْمَرِيضِ، وَتَذْهَبُ بِبَعْضِ الْحُزْنِ ".
Bize Hibbân bin Musa tahdis etti, bize Abdullah haber verdi, bize Yunus bin Yezid haber verdi, Ukayl'den, [o] İbn Şihâb'tan, [o] Urve'den, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; o hasta için ve ölüye hüzünlenen (yas tutan) için telbîne (yapılmasını) emreder ve şöyle derdi: "Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: 'Muhakkak ki telbîne hastanın fuadını (gönlünü/kalbini) dinlendirir (rahatlatır) ve hüznün bir kısmını giderir.'"
5690. Hadis
حَدَّثَنَا فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا كَانَتْ تَأْمُرُ بِالتَّلْبِينَةِ وَتَقُولُ هُوَ الْبَغِيضُ النَّافِعُ.
Bize Ferve bin Ebi'l-Mağrâ tahdis etti, bize Ali bin Müshir tahdis etti, Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; o telbîne (yapılmasını) emreder ve: "O, (tadı sevilmeyen) menfur (ama) faydalı olandır" derdi.
5691. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم احْتَجَمَ وَأَعْطَى الْحَجَّامَ أَجْرَهُ وَاسْتَعَطَ.
Bize Muallâ bin Esed tahdis etti, bize Vüheyb tahdis etti, İbn Tâvûs'tan, [o] babasından, [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle) ki; (Nebi) hacamat oldu (kan aldırdı), hacamatçıya ücretini verdi ve burnuna ilaç damlattı (sa'ût yaptı).
5692. Hadis
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ أُمِّ قَيْسٍ بِنْتِ مِحْصَنٍ، قَالَتْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " عَلَيْكُمْ بِهَذَا الْعُودِ الْهِنْدِيِّ، فَإِنَّ فِيهِ سَبْعَةَ أَشْفِيَةٍ. يُسْتَعَطُ بِهِ مِنَ الْعُذْرَةِ، وَيُلَدُّ بِهِ مِنْ ذَاتِ الْجَنْبِ ". وَدَخَلْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِابْنٍ لِي لَمْ يَأْكُلِ الطَّعَامَ فَبَالَ عَلَيْهِ، فَدَعَا بِمَاءٍ فَرَشَّ عَلَيْهِ.
Bize Sadaka bin el-Fadl tahdis etti, bize İbn Uyeyne haber verdi, (dedi ki) Zührî'yi Ubeydullah'tan, [o] Ümmü Kays bint Mihsan'dan (şöyle rivayet ederken) işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Şu 'Ûd-i Hindî'ye (Hint öd ağacına/Kust-i Hindî'ye) devam ediniz. Çünkü onda yedi şifa vardır. 'Udhre' (bademcik/boğaz) hastalığından dolayı burna çekilir, 'zâtü'l-cenb' (akciğer zarı iltihabı/zatülcenb) hastalığından dolayı da ağızdan verilir (lûdûd yapılır)." (Ümmü Kays dedi ki): Yemek yemeyen (küçük) bir oğlumla Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmiştim. (Çocuk) O'nun üzerine işedi. Su istedi ve üzerine serpti.
5694. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ احْتَجَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ صَائِمٌ.
Bize Ebu Ma'mer tahdis etti, bize Abdülvâris tahdis etti, bize Eyyûb tahdis etti, İkrime'den, [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem oruçlu iken hacamat oldu.
5695. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ طَاوُسٍ، وَعَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ احْتَجَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُحْرِمٌ.
Bize Müsedded tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, Amr'dan, [o] Tâvûs ve Atâ'dan, [onlar] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ihramlı iken hacamat oldu.
5696. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سُئِلَ عَنْ أَجْرِ الْحَجَّامِ، فَقَالَ احْتَجَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَجَمَهُ أَبُو طَيْبَةَ، وَأَعْطَاهُ صَاعَيْنِ مِنْ طَعَامٍ، وَكَلَّمَ مَوَالِيَهُ فَخَفَّفُوا عَنْهُ، وَقَالَ " إِنَّ أَمْثَلَ مَا تَدَاوَيْتُمْ بِهِ الْحِجَامَةُ وَالْقُسْطُ الْبَحْرِيُّ ". وَقَالَ " لاَ تُعَذِّبُوا صِبْيَانَكُمْ بِالْغَمْزِ مِنَ الْعُذْرَةِ، وَعَلَيْكُمْ بِالْقُسْطِ ".
Bize Muhammed bin Mukâtil tahdis etti, bize Abdullah haber verdi, bize Humeyd et-Tavîl haber verdi, Enes radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; o hacamatçının ücretinden soruldu. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hacamat oldu; O'nu Ebu Taybe hacamat etti. Ona (ücret olarak) iki sa' yiyecek verdi ve kölelerin efendileriyle konuşup (haraçlarını) ondan hafiflettiler. Ve (Nebi) şöyle buyurdu: "Tedavi olduğunuz şeylerin en ideali (hayırlısı) hacamat ve Kust-i Bahri (Deniz Kustu/Ud Ağacı)dir." Ve şöyle buyurdu: "Çocuklarınıza (bademciklerini sıkarak) 'Udhre'den dolayı (elle) basarak/sıkarak azap etmeyin. Size Kust lazımdır (onu kullanın/tütsüleyin)."
5697. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ تَلِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، وَغَيْرُهُ، أَنَّ بُكَيْرًا، حَدَّثَهُ أَنَّ عَاصِمَ بْنَ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ حَدَّثَهُ أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ عَادَ الْمُقَنَّعَ ثُمَّ قَالَ لاَ أَبْرَحُ حَتَّى تَحْتَجِمَ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ فِيهِ شِفَاءً ".
Bize Said bin Telîd tahdis etti, dedi ki: Bana İbn Vehb tahdis etti, dedi ki: Bana Amr ve başkası haber verdi, Bükeyr'in kendisine haber verdiğine (göre); Asım bin Ömer bin Katâde ona tahdis etti ki; Câbir bin Abdullah radıyallahu anhuma el-Mukanna'yı hasta ziyaretine gitti. Sonra: "Hacamat oluncaya (kan aldırıncaya) kadar (buradan) ayrılmam. Çünkü ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i: 'Muhakkak ki onda (hacamat olmakta) şifa vardır' buyururken işittim" dedi.
5698. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ عَلْقَمَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجَ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ ابْنَ بُحَيْنَةَ، يُحَدِّثُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم احْتَجَمَ بِلَحْىِ جَمَلٍ مِنْ طَرِيقِ مَكَّةَ، وَهْوَ مُحْرِمٌ، فِي وَسَطِ رَأْسِهِ. وَقَالَ الأَنْصَارِيُّ أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم احْتَجَمَ فِي رَأْسِهِ.
Bize İsmail tahdis etti, dedi ki: Bana Süleyman tahdis etti, Alkame'den; o Abdurrahman el-A'rec'i işitmiş, o Abdullah İbn Buhayne'yi şöyle anlatırken duymuş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke yolu üzerinde Lahyi Cemal (denilen yerde), ihramlı iken başının ortasından hacamat oldu. (Ravi, Süleyman tarafından) el-Ensârî dedi ki: Bize Hişâm bin Habbân haber verdi, bize İkrime tahdis etti, İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem başında hacamat oldu.
5700. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، احْتَجَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي رَأْسِهِ وَهْوَ مُحْرِمٌ مِنْ وَجَعٍ كَانَ بِهِ بِمَاءٍ يُقَالُ لَهُ لَحْىُ جَمَلٍ. وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ سَوَاءٍ أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم احْتَجَمَ وَهْوَ مُحْرِمٌ فِي رَأْسِهِ مِنْ شَقِيقَةٍ كَانَتْ بِهِ.
Bana Muhammed bin Beşşâr tahdis etti, bize İbn Ebi Adiy tahdis etti, Hişâm'dan, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ihramlı iken, kendisinde bulunan bir ağrıdan dolayı başından; 'Lahyi Cemal' denilen bir suda (yerde) hacamat oldu. Muhammed bin Sevâ' dedi ki: Bize Hişâm haber verdi, İkrime'den, [o] İbn Abbas'tan (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihramlı iken, kendisinde bulunan 'şakîka' (yarım baş ağrısı/migren) sebebiyle başından hacamat oldu.
5702. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبَانَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْغَسِيلِ، قَالَ حَدَّثَنِي عَاصِمُ بْنُ عُمَرَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنْ كَانَ فِي شَىْءٍ مِنْ أَدْوِيَتِكُمْ خَيْرٌ فَفِي شَرْبَةِ عَسَلٍ أَوْ شَرْطَةِ مِحْجَمٍ أَوْ لَذْعَةٍ مِنْ نَارٍ، وَمَا أُحِبُّ أَنْ أَكْتَوِيَ ".
Bize İsmail bin Ebân tahdis etti, bize İbnü'l-Gasîl tahdis etti, (dedi ki) bana Asım bin Ömer tahdis etti, Câbir bin Abdullah'tan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Eğer sizin ilaçlarınızdan bir şeyde hayır varsa; o bal şerbeti (içmekte) veya hacamat (kupası) bıçağında (kan aldırmakta) veya ateşle dağlamaktadır. Ama ben dağlanmayı sevmem."
5703. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ كَعْبٍ، هُوَ ابْنُ عُجْرَةَ قَالَ أَتَى عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم زَمَنَ الْحُدَيْبِيَةِ، وَأَنَا أُوقِدُ تَحْتَ بُرْمَةٍ، وَالْقَمْلُ يَتَنَاثَرُ عَنْ رَأْسِي فَقَالَ " أَيُؤْذِيكَ هَوَامُّكَ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " فَاحْلِقْ وَصُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، أَوْ أَطْعِمْ سِتَّةً، أَوِ انْسُكْ نَسِيكَةً ". قَالَ أَيُّوبُ لاَ أَدْرِي بِأَيَّتِهِنَّ بَدَأَ.
Bize Müsedded tahdis etti, bize Hammad tahdis etti, Eyyûb'dan; (dedi ki) Mücahid'i işittim, İbn Ebi Leyla'dan, [o] Ka'b bin Ucre'den -ki o İbn Ucre'dir- (şöyle rivayet ederken): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Hudeybiye zamanında bana geldi (yanıma uğradı). Ben bir tencerenin altında ateş yakıyordum. Bitler de başımdan dökülüyordu. "Haşerelerin sana eziyet veriyor mu?" buyurdu. "Evet" dedim. "Öyleyse (başını) tıraş et ve üç gün oruç tut veya altı kişiyi (yoksulu) doyur veya bir kurban (nesîke) kes" buyurdu. Eyyûb: "Bunların hangisiyle başladı bilmiyorum" dedi.
5704. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سُلَيْمَانَ بْنِ الْغَسِيلِ، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرًا، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنْ كَانَ فِي شَىْءٍ مِنْ أَدْوِيَتِكُمْ شِفَاءٌ فَفِي شَرْطَةِ مِحْجَمٍ أَوْ لَذْعَةٍ بِنَارٍ، وَمَا أُحِبُّ أَنْ أَكْتَوِيَ ".
Bize Ebu'l-Velid Hişâm bin Abdilmelik tahdis etti, bize Abdurrahman bin Süleyman İbnü'l-Gasil tahdis etti, bize Asım bin Ömer bin Katâde tahdis etti; dedi ki: Câbir'i Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (naklen) şöyle derken işittim: "Eğer sizin ilaçlarınızdan bir şeyde şifa varsa; o hacamat (kupası) bıçağında (kan aldırmakta) veya ateşle dağlamaktadır. Ama ben dağlanmayı sevmem."
5705. Hadis
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ لاَ رُقْيَةَ إِلاَّ مِنْ عَيْنٍ أَوْ حُمَةٍ. فَذَكَرْتُهُ لِسَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ فَقَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ، فَجَعَلَ النَّبِيُّ وَالنَّبِيَّانِ يَمُرُّونَ مَعَهُمُ الرَّهْطُ، وَالنَّبِيُّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ، حَتَّى رُفِعَ لِي سَوَادٌ عَظِيمٌ، قُلْتُ مَا هَذَا أُمَّتِي هَذِهِ قِيلَ هَذَا مُوسَى وَقَوْمُهُ. قِيلَ انْظُرْ إِلَى الأُفُقِ. فَإِذَا سَوَادٌ يَمْلأُ الأُفُقَ، ثُمَّ قِيلَ لِي انْظُرْ هَا هُنَا وَهَا هُنَا فِي آفَاقِ السَّمَاءِ فَإِذَا سَوَادٌ قَدْ مَلأَ الأُفُقَ قِيلَ هَذِهِ أُمَّتُكَ وَيَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ هَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ، ثُمَّ دَخَلَ وَلَمْ يُبَيِّنْ لَهُمْ فَأَفَاضَ الْقَوْمُ وَقَالُوا نَحْنُ الَّذِينَ آمَنَّا بِاللَّهِ، وَاتَّبَعْنَا رَسُولَهُ، فَنَحْنُ هُمْ أَوْ أَوْلاَدُنَا الَّذِينَ وُلِدُوا فِي الإِسْلاَمِ فَإِنَّا وُلِدْنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ. فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَخَرَجَ فَقَالَ هُمُ الَّذِينَ لاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَلاَ يَكْتَوُونَ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ". فَقَالَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ أَمِنْهُمْ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " نَعَمْ ". فَقَامَ آخَرُ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا قَالَ " سَبَقَكَ عُكَّاشَةُ ".
Bize İmran bin Meysere tahdis etti, bize İbn Fudayl tahdis etti, bize Husayn tahdis etti, Âmir'den, [o] İmran bin Husayn radıyallahu anhuma'dan; dedi ki: (Nebi): "Göz (nazar) veya hume (zehirli hayvan sokması) dışında (bunlar kadar etkili ve meşru) rukye yoktur" (buyurdu). (Huseyn dedi ki:) Bunu Said bin Cübeyr'e zikrettim, o şöyle dedi: Bize İbn Abbas tahdis etti, dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bana ümmetler arz olundu. Nebi ve (yanında) iki nebi; beraberlerinde (birkaç kişilik) topluluk (reht) olduğu halde geçmeye başladılar. (Bazı) nebi(ler) yanında hiç kimse yoktu. Nihayet bana büyük bir karaltı (kalabalık) yükseltildi (gösterildi). 'Bu nedir? Bu benim ümmetim midir?' dedim. 'Bu Musa ve kavmidir' denildi. (Sonra) 'Ufka bak' denildi. (Baktım) bir de ne göreyim; ufku dolduran bir karaltı! Sonra bana: 'Şuraya ve şuraya, semanın ufuklarına bak!' denildi. Bir de ne göreyim; ufku doldurmuş bir karaltı! 'İşte bu senin ümmetindir. Bunlardan yetmiş bin kişi hesapsız olarak Cennet'e girecektir' denildi." Sonra (Nebi içeri) girdi ve onlara (bunun izahını) açıklamadı. Topluluk (bu konuda) daldı (yorum yapmaya başladılar) ve: "Bizler Allah'a iman eden ve Resûlüne tabi olan kimseleriz. İşte onlar bizleriz veya İslam'da doğan -biz ise cahiliye devrinde doğduk- çocuklarımızdır" dediler. (Bu konuşmalar) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştı. Bunun üzerine (dışarı) çıktı ve şöyle buyurdu: "Onlar (o hesapsız girecekler); rukye (okunmasını) istemeyenler, teşe'üm (uğursuzluk/talihsizlik inancına) kapılmayanlar, (vücutlarını) dağlatmayanlar ve Rablerine tevekkül edenlerdir." Bunun üzerine Ukkâşe bin Mihsan: "Ben onlardan mıyım ya Resûlallah?" dedi. "Evet" buyurdu. Sonra başka biri kalktı ve: "Ben onlardan mıyım?" dedi. "Ukkâşe seni (bunda) geçti" buyurdu.
5706. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي حُمَيْدُ بْنُ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ امْرَأَةً تُوُفِّيَ زَوْجُهَا فَاشْتَكَتْ عَيْنَهَا، فَذَكَرُوهَا لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَذَكَرُوا لَهُ الْكُحْلَ، وَأَنَّهُ يُخَافُ عَلَى عَيْنِهَا، فَقَالَ " لَقَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ تَمْكُثُ فِي بَيْتِهَا فِي شَرِّ أَحْلاَسِهَا ـ أَوْ فِي أَحْلاَسِهَا فِي شَرِّ بَيْتِهَا ـ فَإِذَا مَرَّ كَلْبٌ رَمَتْ بَعْرَةً، فَلاَ، أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ".
Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, Şu'be'den; (dedi ki) bana Humeyd bin Nâfi' tahdis etti, Zeyneb'den, [o] Ümmü Seleme radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; bir kadının kocası vefat etti, o da gözünden rahatsızlandı. Onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e zikrettiler ve O'na (gözü için) sürme (çekmeyi düşündüklerini) ve gözünün (kör olmasından) korkulduğunu zikrettiler. Bunun üzerine (Nebi) şöyle buyurdu: "(Cahiliye döneminde) sizden biriniz (kocası öldüğünde) evinde en kötü elbiseler (veya en kötü evinde, eski elbiseler) içinde bekler; (bir sene dolup) bir köpek geçtiği zaman bir tezek atardı (iddeti böyle biterdi). Şimdi (buna sabredemeyip sürme mi çekecek?) Hayır! (İddet) dört ay on (gündür)."
5707. Hadis
وَقَالَ عَفَّانُ حَدَّثَنَا سَلِيمُ بْنُ حَيَّانَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مِينَاءَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ عَدْوَى وَلاَ طِيَرَةَ وَلاَ هَامَةَ وَلاَ صَفَرَ، وَفِرَّ مِنَ الْمَجْذُومِ كَمَا تَفِرُّ مِنَ الأَسَدِ ".
Affân (şöyle) dedi: Bize Selim bin Hayyân tahdis etti, bize Said bin Mînâ tahdis etti; dedi ki: Ebu Hureyre'yi şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Hastalıkta) advâ (bulaşma) yoktur, tıyere (uğursuzluk) yoktur, hâme (baykuş ötmesiyle uğursuzluk) yoktur, safer (ayında uğursuzluk) yoktur. Cüzzamlıdan, aslandan kaçtığın gibi kaç!"
5708. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، سَمِعْتُ عَمْرَو بْنَ حُرَيْثٍ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ زَيْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْكَمْأَةُ مِنَ الْمَنِّ، وَمَاؤُهَا شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ ". قَالَ شُعْبَةُ وَأَخْبَرَنِي الْحَكَمُ بْنُ عُتَيْبَةَ عَنِ الْحَسَنِ الْعُرَنِيِّ عَنْ عَمْرِو بْنِ حُرَيْثٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. قَالَ شُعْبَةُ لَمَّا حَدَّثَنِي بِهِ الْحَكَمُ لَمْ أُنْكِرْهُ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الْمَلِكِ.
Bize Muhammed bin el-Müsenna tahdis etti, bize Gunder tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Abdülmelik'ten, (dedi ki) Amr bin Hureys'i işittim, (dedi ki) Said bin Zeyd'i işittim, (dedi ki) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Kem'e (mantarı/yer mantarı) man (kudret helvası)dandır. Onun suyu göze şifadır." Şu'be dedi ki: Bana Hakem bin Uteybe haber verdi, Hasan el-Urenî'den, [o] Amr bin Hureys'ten, [o] Said bin Zeyd'den, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle). Şu'be dedi ki: Hakem bana bunu tahdis ettiğinde, Abdülmelik'in hadisinden (rivayetinden) dolayı bunu yadırgamadım (inkar etmedim).
5709. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، وَعَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَبَّلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مَيِّتٌ. قَالَ وَقَالَتْ عَائِشَةُ لَدَدْنَاهُ فِي مَرَضِهِ، فَجَعَلَ يُشِيرُ إِلَيْنَا، أَنْ لاَ تَلُدُّونِي. فَقُلْنَا كَرَاهِيَةُ الْمَرِيضِ لِلدَّوَاءِ. فَلَمَّا أَفَاقَ قَالَ " أَلَمْ أَنْهَكُمْ أَنْ تَلُدُّونِي ". قُلْنَا كَرَاهِيَةَ الْمَرِيضِ لِلدَّوَاءِ. فَقَالَ " لاَ يَبْقَى فِي الْبَيْتِ أَحَدٌ إِلاَّ لُدَّ ـ وَأَنَا أَنْظُرُ ـ إِلاَّ الْعَبَّاسَ فَإِنَّهُ لَمْ يَشْهَدْكُمْ ".
Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Yahya b. Said bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti; dedi ki: Musa b. Ebî Âişe bana Ubeydullah b. Abdullah'tan, o da İbn Abbas ile Âişe radıyallahu anhüm'den tahdis etti ki: Ebû Bekir radıyallahu anh, vefat etmiş olan Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'i öptü. (Râvi) dedi ki: Âişe şöyle dedi: "Hastalığı sırasında ona ledûd yaptık (ağzının bir kenarından ilâç akıttık). Bize: 'Bana ledûd yapmayın' diye işaret etmeye başladı. Biz: '(Her) hastanın ilâçtan hoşlanmayışı (gibi tabii bir isteksizlik)' dedik. Kendine gelip ayılınca: 'Size bana ledûd yapmayın diye nehyetmemiş miydim?' buyurdu. Biz: 'Hastanın ilâçtan hoşlanmayışı (zannettik)' dedik. Bunun üzerine: 'Ben bakarken evde bulunan hiç kimse kalmayıp —el-Abbâs müstesna, zira o sizin yanınızda hazır bulunmadı— mutlaka herkese ledûd yapılacaktır!' buyurdu."
5713. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ أُمِّ قَيْسٍ، قَالَتْ دَخَلْتُ بِابْنٍ لِي عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أَعْلَقْتُ عَلَيْهِ مِنَ الْعُذْرَةِ فَقَالَ " عَلَى مَا تَدْغَرْنَ أَوْلاَدَكُنَّ بِهَذَا الْعِلاَقِ عَلَيْكُنَّ بِهَذَا الْعُودِ الْهِنْدِيِّ، فَإِنَّ فِيهِ سَبْعَةَ أَشْفِيَةٍ، مِنْهَا ذَاتُ الْجَنْبِ يُسْعَطُ مِنَ الْعُذْرَةِ، وَيُلَدُّ مِنْ ذَاتِ الْجَنْبِ ". فَسَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ يَقُولُ بَيَّنَ لَنَا اثْنَيْنِ وَلَمْ يُبَيِّنْ لَنَا خَمْسَةً. قُلْتُ لِسُفْيَانَ فَإِنَّ مَعْمَرًا يَقُولُ أَعْلَقْتُ عَلَيْهِ. قَالَ لَمْ يَحْفَظْ أَعْلَقْتُ عَنْهُ، حَفِظْتُهُ مِنْ فِي الزُّهْرِيِّ. وَوَصَفَ سُفْيَانُ الْغُلاَمَ يُحَنَّكُ بِالإِصْبَعِ وَأَدْخَلَ سُفْيَانُ فِي حَنَكِهِ، إِنَّمَا يَعْنِي رَفْعَ حَنَكِهِ بِإِصْبَعِهِ، وَلَمْ يَقُلْ أَعْلِقُوا عَنْهُ شَيْئًا.
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, Zührî'den; (dedi ki) bana Ubeydullah haber verdi, Ümmü Kays'tan; dedi ki: Bir oğlumla Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim. Çocuğun 'udhre'den (bademcik iltihabından) dolayı boğazını sıkmıştım (ilâk yapmıştı). Bunun üzerine (Nebi) şöyle buyurdu: "Çocuklarınızın boğazını sıkarak (ilâk yaparak) neden eziyet ediyorsunuz? Size şu 'ud-i hindi' lazımdır. Çünkü onda yedi şifa vardır. Zâtü'l-cenb bunlardan biridir. Udhre'den dolayı burna çekilir (sa'ût yapılır), Zâtü'l-cenb'den dolayı ağızdan verilir (lûdûd yapılır)." (Zührî'nin talebesi Ma'mer dedi ki): Zührî'yi şöyle derken işittim: "Bize ikisini beyan etti (açıkladı), beşini beyan etmedi." Süfyan'a dedim ki: "Ma'mer (rivayetinde) 'a'laktü aleyhi' (boğazını sıktım) diyor?" (Süfyan) dedi ki: "(Ma'mer) 'a'laktü'yü ondan (hocasından) ezberleyememiş. Ben onu Zührî'nin ağzından (bizzat) ezberledim. (Hatta) Süfyan, çocuğun parmakla damağının kaldırılmasını (tahnik edilmesini) tarif etti ve Süfyan (parmağını) damağına (kendi damağına) soktu. Yani parmağıyla damağını kaldırmayı kastediyordu. 'A'likû (boğazını sıkın)' diye bir şey ondan (hocasından) nakletmedi."
5714. Hadis
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، وَيُونُسُ، قَالَ الزُّهْرِيُّ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ لَمَّا ثَقُلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاشْتَدَّ وَجَعُهُ، اسْتَأْذَنَ أَزْوَاجَهُ فِي أَنْ يُمَرَّضَ فِي بَيْتِي، فَأَذِنَّ، فَخَرَجَ بَيْنَ رَجُلَيْنِ، تَخُطُّ رِجْلاَهُ فِي الأَرْضِ بَيْنَ عَبَّاسٍ وَآخَرَ. فَأَخْبَرْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ قَالَ هَلْ تَدْرِي مَنِ الرَّجُلُ الآخَرُ الَّذِي لَمْ تُسَمِّ عَائِشَةُ قُلْتُ لاَ. قَالَ هُوَ عَلِيٌّ. قَالَتْ عَائِشَةُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ مَا دَخَلَ بَيْتَهَا وَاشْتَدَّ بِهِ وَجَعُهُ " هَرِيقُوا عَلَىَّ مِنْ سَبْعِ قِرَبٍ لَمْ تُحْلَلْ أَوْكِيَتُهُنَّ، لَعَلِّي أَعْهَدُ إِلَى النَّاسِ ". قَالَتْ فَأَجْلَسْنَاهُ فِي مِخْضَبٍ لِحَفْصَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ طَفِقْنَا نَصُبُّ عَلَيْهِ مِنْ تِلْكَ الْقِرَبِ، حَتَّى جَعَلَ يُشِيرُ إِلَيْنَا أَنْ قَدْ فَعَلْتُنَّ. قَالَتْ وَخَرَجَ إِلَى النَّاسِ فَصَلَّى لَهُمْ وَخَطَبَهُمْ.
Bize Bişr bin Muhammed tahdis etti, bize Abdullah haber verdi, bize Ma'mer ve Yunus haber verdi. Zührî dedi ki: Bana Ubeydullah bin Abdullah bin Utbe haber verdi ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Aişe radıyallahu anha şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ağırlaşıp ağrısı şiddetlenince, benim evimde hastalığını çekmesi (bakılması) için hanımlarından izin istedi. Onlar da izin verdiler. (Nebi) iki kişi arasında, ayakları yerde sürünerek (zorlukla yürüyerek) çıktı. (Bu iki kişi) Abbas ve başka bir adamdı. (Ubeydullah dedi ki): İbn Abbas'a (Aişe'nin sözünü) haber verdim. "Aişe'nin ismini vermediği diğer adamın kim olduğunu biliyor musun?" dedi. "Hayır" dedim. "O Ali'dir" dedi. Aişe dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem evine girip ağrısı şiddetlenince: "Üzerime, ağız bağları çözülmemiş yedi kırba (su) dökün. Belki insanlara (çıkıp) ahidde bulunurum (vasiyet ederim)" buyurdu. (Aişe) dedi ki: Biz de O'nu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Hafsa'ya ait bir leğene oturttuk. Sonra o kırbalardan üzerine (su) dökmeye başladık. Nihayet bize 'yeterince yaptınız' (der gibi) işaret etti. (Aişe) dedi ki: Sonra insanların yanına çıktı, onlara namaz kıldırdı ve onlara hutbe okudu.
5715. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ أُمَّ قَيْسٍ بِنْتَ مِحْصَنٍ الأَسَدِيَّةَ ـ أَسَدَ خُزَيْمَةَ، وَكَانَتْ مِنَ الْمُهَاجِرَاتِ الأُوَلِ اللاَّتِي بَايَعْنَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْىَ أُخْتُ عُكَّاشَةَ ـ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِابْنٍ لَهَا، قَدْ أَعْلَقَتْ عَلَيْهِ مِنَ الْعُذْرَةِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " عَلَى مَا تَدْغَرْنَ أَوْلاَدَكُنَّ بِهَذَا الْعِلاَقِ عَلَيْكُمْ بِهَذَا الْعُودِ الْهِنْدِيِّ، فَإِنَّ فِيهِ سَبْعَةَ أَشْفِيَةٍ مِنْهَا ذَاتُ الْجَنْبِ ". يُرِيدُ الْكُسْتَ، وَهْوَ الْعُودُ الْهِنْدِيُّ. وَقَالَ يُونُسُ وَإِسْحَاقُ بْنُ رَاشِدٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَلَّقَتْ عَلَيْهِ.
Bize Ebu'l-Yeman tahdis etti, bize Şuayb haber verdi, Zührî'den; dedi ki: Bana Ubeydullah bin Abdullah haber verdi ki; Ümmü Kays bint Mihsan el-Esediyye -Esed bin Huzeyme'den olup Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat eden ilk muhacir kadınlardandır, Ukkâşe'nin kız kardeşidir- ona (Ubeydullah'a) haber vermiş ki; o bir oğlu ile Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelmişti. Çocuğun 'udhre'den (bademcik iltihabından) dolayı boğazını sıkmıştı (oğluna ilâk yapmıştı). Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Çocuklarınızın boğazını sıkarak (ilâk yaparak) neden eziyet ediyorsunuz? Size şu 'ud-i hindi' (kust-i hindi) lazımdır. Çünkü onda yedi şifa vardır. 'Zâtü'l-cenb' (akciğer zarı iltihabı) bunlardan biridir." Kust'u kastetti ki o; ud-i hindidir. Yunus ve İshak bin Raşid, Zührî'den (rivayetle) "al'lekat aleyhi" (boğazını sıktı) dediler.
5716. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ أَخِي اسْتَطْلَقَ بَطْنُهُ. فَقَالَ " اسْقِهِ عَسَلاً ". فَسَقَاهُ. فَقَالَ إِنِّي سَقَيْتُهُ فَلَمْ يَزِدْهُ إِلاَّ اسْتِطْلاَقًا. فَقَالَ " صَدَقَ اللَّهُ وَكَذَبَ بَطْنُ أَخِيكَ ". تَابَعَهُ النَّضْرُ عَنْ شُعْبَةَ.
Bize Muhammed bin Beşşâr tahdis etti, bize Muhammed bin Cafer tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Katâde'den, [o] Ebu'l-Mütevekkil'den, [o] Ebu Said radıyallahu anh'tan; dedi ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: "Kardeşimin karnı ishal oldu (bozuldu)" dedi. (Nebi): "Ona bal içir" buyurdu. (Gidip) içirdi. Sonra (tekrar gelip): "Ben ona içirdim, fakat ishalini artırmaktan başka bir şey yapmadı" dedi. (Nebi): "Allah doğru söyledi, kardeşinin karnı yalan söyledi" buyurdu. (Bunu) Nadr, Şu'be'den (rivayetle) mutabaat etti.
5717. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَغَيْرُهُ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ عَدْوَى وَلاَ صَفَرَ وَلاَ هَامَةَ ". فَقَالَ أَعْرَابِيٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا بَالُ إِبِلِي تَكُونُ فِي الرَّمْلِ كَأَنَّهَا الظِّبَاءُ فَيَأْتِي الْبَعِيرُ الأَجْرَبُ فَيَدْخُلُ بَيْنَهَا فَيُجْرِبُهَا. فَقَالَ " فَمَنْ أَعْدَى الأَوَّلَ ". رَوَاهُ الزُّهْرِيُّ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ وَسِنَانِ بْنِ أَبِي سِنَانٍ.
Bize Abdülaziz bin Abdullah tahdis etti, bize İbrahim bin Sa'd tahdis etti, Salih'ten, [o] İbn Şihâb'tan; (dedi ki) bana Ebu Seleme bin Abdurrahman ve başkası haber verdi ki; Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "(Hastalıkta) advâ (bulaşma) yoktur, safer (ayında uğursuzluk) yoktur, hâme (baykuş ötmesiyle uğursuzluk) yoktur" buyurdu. Bunun üzerine bir bedevi: "Ya Resûlallah! Peki develerime ne oluyor? Kumda ceylanlar gibi (tertemiz ve sağlıklı) oluyorlar. Derken uyuz bir deve geliyor, aralarına giriyor ve onları uyuz ediyor?" dedi. (Nebi): "Peki ilkini kim uyuz etti (ona kim bulaştırdı)?" buyurdu. Bunu Zührî; Ebu Seleme ve Sinan bin Ebi Sinan'dan rivayet etti.
5718. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَتَّابُ بْنُ بَشِيرٍ، عَنْ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ أُمَّ قَيْسٍ بِنْتَ مِحْصَنٍ،، وَكَانَتْ، مِنَ الْمُهَاجِرَاتِ الأُوَلِ اللاَّتِي بَايَعْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْىَ أُخْتُ عُكَّاشَةَ بْنِ مِحْصَنٍ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهَا أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِابْنٍ لَهَا قَدْ عَلَّقَتْ عَلَيْهِ مِنَ الْعُذْرَةِ فَقَالَ " اتَّقُوا اللَّهَ، عَلَى مَا تَدْغَرُونَ أَوْلاَدَكُمْ بِهَذِهِ الأَعْلاَقِ عَلَيْكُمْ بِهَذَا الْعُودِ الْهِنْدِيِّ، فَإِنَّ فِيهِ سَبْعَةَ أَشْفِيَةٍ، مِنْهَا ذَاتُ الْجَنْبِ ". يُرِيدُ الْكُسْتَ يَعْنِي الْقُسْطَ، قَالَ وَهْىَ لُغَةٌ.
Bana Muhammed tahdis etti, bize Attâb bin Beşîr haber verdi, İshak'tan, [o] Zührî'den; dedi ki: Bana Ubeydullah bin Abdullah haber verdi ki; Ümmü Kays bint Mihsan -ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat eden ilk muhacir kadınlardandır, Ukkâşe bin Mihsan'ın kız kardeşidir- ona (Ubeydullah'a) haber vermiş ki; o bir oğlu ile Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelmişti. Çocuğun 'udhre'den (bademcik iltihabından) dolayı boğazını sıkmıştı (ilâk yapmıştı). (Nebi): "Allah'tan korkun (sakının)! Çocuklarınızın boğazını sıkarak (ilâk yaparak) neden eziyet ediyorsunuz? Size şu 'ud-i hindi' lazımdır. Çünkü onda yedi şifa vardır. Zâtü'l-cenb bunlardan biridir" buyurdu. Kûst'u kastetti yani Kust (Hint öd ağacı/topalak). (Ravi) dedi ki: O (bu kelime) bir lügattır (söyleyiş biçimidir).
5719. Hadis
حَدَّثَنَا عَارِمٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، قَالَ قُرِئَ عَلَى أَيُّوبَ مِنْ كُتُبِ أَبِي قِلاَبَةَ، مِنْهُ مَا حَدَّثَ بِهِ وَمِنْهُ مَا قُرِئَ عَلَيْهِ، وَكَانَ هَذَا فِي الْكِتَابِ عَنْ أَنَسٍ أَنَّ أَبَا طَلْحَةَ وَأَنَسَ بْنَ النَّضْرِ كَوَيَاهُ، وَكَوَاهُ أَبُو طَلْحَةَ بِيَدِهِ. وَقَالَ عَبَّادُ بْنُ مَنْصُورٍ عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ أَذِنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَهْلِ بَيْتٍ مِنَ الأَنْصَارِ أَنْ يَرْقُوا مِنَ الْحُمَةِ وَالأُذُنِ. قَالَ أَنَسٌ كُوِيتُ مِنْ ذَاتِ الْجَنْبِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَىٌّ، وَشَهِدَنِي أَبُو طَلْحَةَ وَأَنَسُ بْنُ النَّضْرِ وَزَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ، وَأَبُو طَلْحَةَ كَوَانِي.
Bize Ârim tahdis etti, bize Hammad tahdis etti; dedi ki: Eyyûb'a Ebu Kılâbe'nin kitaplarından okundu. (Bu kitapta) onun (bizzat) tahdis ettiği şeyler de vardı, ona okunan şeyler de vardı. Bu da kitaptakilerdendi: Enes radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; Ebu Talha ve Enes bin Nadr onu (Enes'i) dağladılar. Onu Ebu Talha eliyle dağladı. Ve Abbâd bin Mansûr, Eyyûb'dan, [o] Ebu Kılâbe'den, [o] Enes bin Malik'ten (şöyle) dedi(ğini rivayet etti): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ensar'dan bir ev halkına, hume (zehirli böcek sokması) ve kulak(taki bir rahatsızlık)tan dolayı rukye yapmalarına izin verdi. Enes dedi ki: Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hayatta iken, 'zâtü'l-cenb' (akciğer zarı iltihabı) hastalığından dolayı dağlandım. Ebu Talha, Enes bin Nadr ve Zeyd bin Sabit yanımdaydılar. Beni Ebu Talha dağladı.
5722. Hadis
حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْقَارِيُّ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، قَالَ لَمَّا كُسِرَتْ عَلَى رَأْسِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْبَيْضَةُ، وَأُدْمِيَ وَجْهُهُ، وَكُسِرَتْ رَبَاعِيَتُهُ، وَكَانَ عَلِيٌّ يَخْتَلِفُ بِالْمَاءِ فِي الْمِجَنِّ، وَجَاءَتْ فَاطِمَةُ تَغْسِلُ عَنْ وَجْهِهِ الدَّمَ، فَلَمَّا رَأَتْ فَاطِمَةُ ـ عَلَيْهَا السَّلاَمُ ـ الدَّمَ يَزِيدُ عَلَى الْمَاءِ كَثْرَةً عَمَدَتْ إِلَى حَصِيرٍ فَأَحْرَقَتْهَا وَأَلْصَقَتْهَا عَلَى جُرْحِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَقَأَ الدَّمُ.
Bana Said bin Ufeyr tahdis etti, bize Yakup bin Abdurrahman el-Kârî tahdis etti, Ebu Hâzim'den, [o] Sehl bin Sa'd es-Sâidî'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in başı üzerindeki miğfer kırılıp yüzü kanatılınca ve dişleri kırılınca; Ali kalkanın içinde su taşıyıp getiriyor, Fatıma da (onunla) yüzündeki kanı yıkıyordu. Fatıma aleyhisselam suyun kanı (durdurmayıp) artırdığını görünce; bir hasıra yöneldi, onu (bir parça koparıp) yaktı ve (külünü) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yarasına yapıştırdı. Böylece kan dindi (kesildi).
5723. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْحُمَّى مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ فَأَطْفِئُوهَا بِالْمَاءِ ". قَالَ نَافِعٌ وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ يَقُولُ اكْشِفْ عَنَّا الرِّجْزَ.
Bana Yahya bin Süleyman tahdis etti, bana İbn Vehb tahdis etti, dedi ki: Bana Malik tahdis etti, Nâfi'den, [o] İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle): "Humma (sıtma/ateşli hastalık) Cehennemin şiddetli sıcağındandır. Onu su ile söndürün" buyurdu. Nafi dedi ki: Abdullah (İbn Ömer): "Bizden riczi (azabı) kaldır" derdi.
5724. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ الْمُنْذِرِ، أَنَّ أَسْمَاءَ بِنْتَ أَبِي بَكْرٍ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَتْ إِذَا أُتِيَتْ بِالْمَرْأَةِ قَدْ حُمَّتْ تَدْعُو لَهَا، أَخَذَتِ الْمَاءَ فَصَبَّتْهُ بَيْنَهَا وَبَيْنَ جَيْبِهَا قَالَتْ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُنَا أَنْ نَبْرُدَهَا بِالْمَاءِ.
Bize Abdullah bin Mesleme tahdis etti, Malik'ten, [o] Hişâm'dan, [o] Fatıma bint el-Münzir'den (rivayetle) ki; Esma bint Ebi Bekir radıyallahu anhuma'ya ateşlenmiş bir kadın getirildiği zaman ona dua eder; suyu alıp onun (kadının) ve (kendi) yakasının arasına dökerdi. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize, onu (ateşi) su ile soğutmamızı emrederdi.
5725. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْحُمَّى مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ فَابْرُدُوهَا بِالْمَاءِ ".
Bana Muhammed bin el-Müsenna tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, bize Hişâm tahdis etti, (dedi ki) bana babam haber verdi, Aişe'den, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle): "Humma (sıtma) Cehennemin şiddetli sıcağındandır. Onu su ile soğutun" buyurdu.
5726. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبَايَةَ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ جَدِّهِ، رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْحُمَّى مِنْ فَوْحِ جَهَنَّمَ، فَابْرُدُوهَا بِالْمَاءِ ".
Bize Müsedded tahdis etti, bize Ebu'l-Ahvas tahdis etti, bize Said bin Mesrûk tahdis etti, Abâye bin Rifâa'dan, [o] dedesi Rafi bin Hadîc'den; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Humma (sıtma) Cehennemin şiddetli sıcağındandır. Onu su ile soğutun."
5727. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، أَنَّ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، حَدَّثَهُمْ أَنَّ نَاسًا أَوْ رِجَالاً مِنْ عُكْلٍ وَعُرَيْنَةَ قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَتَكَلَّمُوا بِالإِسْلاَمِ وَقَالُوا يَا نَبِيَّ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا أَهْلَ ضَرْعٍ، وَلَمْ نَكُنْ أَهْلَ رِيفٍ، وَاسْتَوْخَمُوا الْمَدِينَةَ فَأَمَرَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِذَوْدٍ وَبِرَاعٍ وَأَمَرَهُمْ، أَنْ يَخْرُجُوا فِيهِ فَيَشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا، فَانْطَلَقُوا حَتَّى كَانُوا نَاحِيَةَ الْحَرَّةِ، كَفَرُوا بَعْدَ إِسْلاَمِهِمْ، وَقَتَلُوا رَاعِيَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاسْتَاقُوا الذَّوْدَ فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَبَعَثَ الطَّلَبَ فِي آثَارِهِمْ، وَأَمَرَ بِهِمْ فَسَمَرُوا أَعْيُنَهُمْ وَقَطَعُوا أَيْدِيَهُمْ وَتُرِكُوا فِي نَاحِيَةِ الْحَرَّةِ حَتَّى مَاتُوا عَلَى حَالِهِمْ.
Bize Abdülalâ bin Hammad tahdis etti, bize Yezid bin Zürey' tahdis etti, bize Said tahdis etti, bize Katâde tahdis etti ki; Enes bin Malik onlara tahdis etmiş ki; Ukl ve Ureyne kabilelerinden birtakım insanlar veya adamlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldiler ve İslam (üzere olduklarını) konuştular. "Ey Allah'ın Nebisi! Biz süt (hayvancılıkla uğraşan) ehliyiz, ziraat (köy/şehir) ehli değiliz" dediler. Medine'nin havası onlara ağır geldi (yaramadı). Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlar için (bir miktar) deve ve bir çoban verilmesini emretti ve onlara; (develerin yanına) çıkıp sütlerinden ve idrarlarından içmelerini emretti. Onlar da gittiler. Harra (denilen yerin) kenarına vardıklarında, İslam'a girmelerinden sonra (tekrar) inkar ettiler (dinden döndüler). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in çobanını öldürdüler ve develeri sürüp götürdüler. (Bu haber) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştı. O da izlerinden takipçi gönderdi (ve yakalanmalarını) emretti. Gözleri millendi (oyuldu), elleri kesildi ve Harra tarafında (öylece) bırakıldılar; nihayet o hal üzere öldüler.
5728. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي حَبِيبُ بْنُ أَبِي ثَابِتٍ، قَالَ سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ بْنَ سَعْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ، يُحَدِّثُ سَعْدًا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا سَمِعْتُمْ بِالطَّاعُونِ بِأَرْضٍ فَلاَ تَدْخُلُوهَا، وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلاَ تَخْرُجُوا مِنْهَا ". فَقُلْتُ أَنْتَ سَمِعْتَهُ يُحَدِّثُ سَعْدًا وَلاَ يُنْكِرُهُ قَالَ نَعَمْ.
Bize Hafs bin Ömer tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, dedi ki: Bana Habib bin Ebi Sabit haber verdi; dedi ki: İbrahim bin Sa'd'ı işittim; dedi ki: Usâme bin Zeyd'i, Sa'd'a (şunu) tahdis ederken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir yerde taun (veba salgını) olduğunu işittiğiniz zaman oraya girmeyin. Bir yerde (taun) vuku bulur da siz orada bulunursanız, oradan çıkmayın." (İbrahim dedi ki): "Sen (Usâme'yi) Sa'd'a (bunu) tahdis ederken ve (Sa'd'ın da) bunu inkar etmediğini işittin mi?" dedim. "Evet" dedi.
5729. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زَيْدِ بْنِ الْخَطَّابِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ حَتَّى إِذَا كَانَ بِسَرْغَ لَقِيَهُ أُمَرَاءُ الأَجْنَادِ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ وَأَصْحَابُهُ، فَأَخْبَرُوهُ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِأَرْضِ الشَّأْمِ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقَالَ عُمَرُ ادْعُ لِي الْمُهَاجِرِينَ الأَوَّلِينَ. فَدَعَاهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ وَأَخْبَرَهُمْ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّأْمِ فَاخْتَلَفُوا. فَقَالَ بَعْضُهُمْ قَدْ خَرَجْتَ لأَمْرٍ، وَلاَ نَرَى أَنْ تَرْجِعَ عَنْهُ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ مَعَكَ بَقِيَّةُ النَّاسِ وَأَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ نَرَى أَنْ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ. فَقَالَ ارْتَفِعُوا عَنِّي. ثُمَّ قَالَ ادْعُوا لِي الأَنْصَارَ. فَدَعَوْتُهُمْ فَاسْتَشَارَهُمْ، فَسَلَكُوا سَبِيلَ الْمُهَاجِرِينَ، وَاخْتَلَفُوا كَاخْتِلاَفِهِمْ، فَقَالَ ارْتَفِعُوا عَنِّي. ثُمَّ قَالَ ادْعُ لِي مَنْ كَانَ هَا هُنَا مِنْ مَشْيَخَةِ قُرَيْشٍ مِنْ مُهَاجِرَةِ الْفَتْحِ. فَدَعَوْتُهُمْ، فَلَمْ يَخْتَلِفْ مِنْهُمْ عَلَيْهِ رَجُلاَنِ، فَقَالُوا نَرَى أَنْ تَرْجِعَ بِالنَّاسِ، وَلاَ تُقْدِمَهُمْ عَلَى هَذَا الْوَبَاءِ، فَنَادَى عُمَرُ فِي النَّاسِ، إِنِّي مُصَبِّحٌ عَلَى ظَهْرٍ، فَأَصْبِحُوا عَلَيْهِ. قَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ أَفِرَارًا مِنْ قَدَرِ اللَّهِ فَقَالَ عُمَرُ لَوْ غَيْرُكَ قَالَهَا يَا أَبَا عُبَيْدَةَ، نَعَمْ نَفِرُّ مِنْ قَدَرِ اللَّهِ إِلَى قَدَرِ اللَّهِ، أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ لَكَ إِبِلٌ هَبَطَتْ وَادِيًا لَهُ عُدْوَتَانِ، إِحْدَاهُمَا خَصِبَةٌ، وَالأُخْرَى جَدْبَةٌ، أَلَيْسَ إِنْ رَعَيْتَ الْخَصْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ، وَإِنْ رَعَيْتَ الْجَدْبَةَ رَعَيْتَهَا بِقَدَرِ اللَّهِ قَالَ فَجَاءَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، وَكَانَ مُتَغَيِّبًا فِي بَعْضِ حَاجَتِهِ فَقَالَ إِنَّ عِنْدِي فِي هَذَا عِلْمًا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بِأَرْضٍ فَلاَ تَقْدَمُوا عَلَيْهِ، وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلاَ تَخْرُجُوا فِرَارًا مِنْهُ ". قَالَ فَحَمِدَ اللَّهَ عُمَرُ ثُمَّ انْصَرَفَ.
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, bize Malik haber verdi, İbn Şihâb'tan, [o] Abdülhamid bin Abdurrahman bin Zeyd bin el-Hattâb'tan, [o] Abdullah bin Abdullah bin el-Haris bin Nevfel'den, [o] Abdullah bin Abbas'tan (rivayetle) ki; Ömer bin el-Hattâb radıyallahu anh Şam'a (gitmek üzere) yola çıktı. Nihayet Serğ (denilen yere) vardığında, kendisini ecnâd (orduların) komutanları Ebu Ubeyde bin el-Cerrah ve arkadaşları karşıladı. Ve ona; Şam arazisinde veba vuku bulduğunu haber verdiler. İbn Abbas dedi ki: Ömer: "Bana ilk muhacirleri çağır" dedi. Onları çağırdı ve onlarla istişare etti. Onlara Şam'da veba vuku bulduğunu haber verdi. Onlar ihtilaf ettiler. Bazıları: "Sen bir iş için çıktın. Ondan geri dönmeni uygun görmüyoruz" dediler. Bazıları da: "Seninle beraber insanların geri kalanı (çoğunluğu) ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı vardır. Onları bu vebanın üzerine (içine) götürmeni uygun görmüyoruz" dediler. (Ömer): "Yanımdan kalkın (gidin)" dedi. Sonra: "Bana Ensar'ı çağırın" dedi. Onları çağırdım. Onlarla istişare etti. Onlar da muhacirlerin yolunu izlediler ve onların ihtilafı gibi ihtilaf ettiler. (Ömer): "Yanımdan kalkın" dedi. Sonra: "Bana burada bulunan Fetih muhaciri Kureyş yaşlılarını (ileri gelenlerini) çağır" dedi. Onları çağırdım. Onlardan iki kişi bile ona (Ömer'e) muhalefet etmedi. "İnsanları geri döndürmeni ve onları bu vebanın üzerine (içine) götürmemeni uygun görüyoruz (görüşündeyiz)" dediler. Bunun üzerine Ömer insanlar arasında nida etti (seslendi): "Ben sabahleyin binek üzerindeyim (dönüyorum), siz de binin (hazırlanın)." Ebu Ubeyde bin el-Cerrah: "Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun (kaçarak mı)?" dedi. Ömer: "Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebu Ubeyde!" dedi -ki Ömer ona muhalefet etmekten hoşlanmazdı-. (Ve devamla): "Evet, Allah'ın kaderinden Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersin; senin develerin olsa da iki yamacı olan bir vadiye inseler; bunlardan biri verimli, diğeri çorak (kurak) olsa; verimli yerde otlatsan Allah'ın kaderiyle otlatmış, çorak yerde otlatsan Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?" dedi. (İbn Abbas) dedi ki: Abdurrahman bin Avf geldi -ki o ihtiyacından dolayı (orada) yoktu-. Şöyle dedi: "Bende bu hususta bilgi var. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: 'Bir yerde (veba) olduğunu işittiğiniz zaman oraya (üzerine) gitmeyin. Bir yerde vuku bulur da siz orada bulunursanız, ondan kaçarak (oradan) çıkmayın.'" (İbn Abbas) dedi ki: Bunun üzerine Ömer Allah'a hamdetti sonra (geri) döndü.
5730. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَامِرٍ، أَنَّ عُمَرَ، خَرَجَ إِلَى الشَّأْمِ، فَلَمَّا كَانَ بِسَرْغَ بَلَغَهُ أَنَّ الْوَبَاءَ قَدْ وَقَعَ بِالشَّأْمِ، فَأَخْبَرَهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بِأَرْضٍ فَلاَ تَقْدَمُوا عَلَيْهِ وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلاَ تَخْرُجُوا فِرَارًا مِنْهُ ".
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, bize Malik haber verdi, İbn Şihâb'tan, [o] Abdullah bin Amir'den (rivayetle) ki; Ömer Şam'a (gitmek üzere) yola çıktı. Serğ (denilen yere) vardığında, Şam'da veba vuku bulduğu (haberi) ona ulaştı. Abdurrahman bin Avf ona haber verdi ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir yerde (veba) olduğunu işittiğiniz zaman oraya (üzerine) gitmeyin. Bir yerde vuku bulur da siz orada bulunursanız, ondan kaçarak (oradan) çıkmayın."
5731. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نُعَيْمٍ الْمُجْمِرِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَدْخُلُ الْمَدِينَةَ الْمَسِيحُ وَلاَ الطَّاعُونُ ".
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, bize Malik haber verdi, Nuaym el-Mücmir'den, [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Medine'ye Mesih (Deccal) ve taun (veba salgını) giremez."
5732. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ، حَدَّثَتْنِي حَفْصَةُ بِنْتُ سِيرِينَ، قَالَتْ قَالَ لِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَحْيَى بِمَا مَاتَ قُلْتُ مِنَ الطَّاعُونِ. قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الطَّاعُونُ شَهَادَةٌ لِكُلِّ مُسْلِمٍ ".
Bize Musa bin İsmail tahdis etti, bize Abdülvâhid tahdis etti, bize Asım tahdis etti, bana Hafsa bint Sîrîn tahdis etti; dedi ki: Enes bin Malik radıyallahu anh bana: "Yahya neyden öldü?" dedi. "Taun (veba)dan" dedim. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Taun her Müslüman için şehadettir" buyurdu.
5733. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْمَبْطُونُ شَهِيدٌ، وَالْمَطْعُونُ شَهِيدٌ ".
Bize Ebu Asım tahdis etti, Malik'ten, [o] Sümeyy'den, [o] Ebu Salih'ten, [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle) buyurdu ki: "Mabtun (karın hastası/ishalden ölen) şehittir, mat'un (vebadan ölen) şehittir."
5734. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا حَبَّانُ، حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أَبِي الْفُرَاتِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا أَخْبَرَتْنَا أَنَّهَا سَأَلَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الطَّاعُونِ فَأَخْبَرَهَا نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنَّهُ كَانَ عَذَابًا يَبْعَثُهُ اللَّهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ، فَجَعَلَهُ اللَّهُ رَحْمَةً لِلْمُؤْمِنِينَ، فَلَيْسَ مِنْ عَبْدٍ يَقَعُ الطَّاعُونُ فَيَمْكُثُ فِي بَلَدِهِ صَابِرًا، يَعْلَمُ أَنَّهُ لَنْ يُصِيبَهُ إِلاَّ مَا كَتَبَ اللَّهُ لَهُ، إِلاَّ كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ الشَّهِيدِ ". تَابَعَهُ النَّضْرُ عَنْ دَاوُدَ.
Bize İshak tahdis etti, bize Habbân haber verdi, bize Dâvûd bin Ebi'l-Furât tahdis etti, bize Abdullah bin Büreyde tahdis etti, Yahya bin Ya'mer'den, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; o Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e taundan sormuş. Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem de ona şöyle haber vermiş: "(Taun) Allah'ın dilediği kimselere gönderdiği bir azaptı. Allah da onu müminler için bir rahmet kıldı. Taun vuku bulan bir beldede kalıp sabrederek ve kendisine ancak Allah'ın yazdığı şeyin isabet edeceğini bilerek (bekleyen) hiçbir kul yoktur ki; ona şehit ecri gibi (ecir) olmasın." Nadr, Davud'dan (rivayetle) ona mutabaat etmiştir.
5735. Hadis
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَنْفُثُ عَلَى نَفْسِهِ فِي الْمَرَضِ الَّذِي مَاتَ فِيهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ، فَلَمَّا ثَقُلَ كُنْتُ أَنْفِثُ عَلَيْهِ بِهِنَّ، وَأَمْسَحُ بِيَدِ نَفْسِهِ لِبَرَكَتِهَا. فَسَأَلْتُ الزُّهْرِيَّ كَيْفَ يَنْفِثُ قَالَ كَانَ يَنْفِثُ عَلَى يَدَيْهِ، ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ.
Bana İbrahim bin Musa tahdis etti, bize Hişâm haber verdi, Ma'mer'den, [o] Zührî'den, [o] Urve'den, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiği hastalığında Muavvizât (İhlas, Felak ve Nas sûreleri) ile kendi üzerine nefes ederdi (üfürürdü). (Hastalığı) ağırlaşınca ben onun üzerine onlarla nefes etmeye (okuyup üfürmeye) ve bereketinden dolayı kendi eliyle (yüzünü/vücudunu) meshetmeye başladım. (Ravi Ma'mer dedi ki): Zührî'ye "Nasıl nefes ederdi?" diye sordum. "Ellerine üfürür, sonra onlarla yüzünü meshederdi" dedi.
5736. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ نَاسًا مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَتَوْا عَلَى حَىٍّ مِنْ أَحْيَاءِ الْعَرَبِ فَلَمْ يَقْرُوهُمْ، فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ لُدِغَ سَيِّدُ أُولَئِكَ فَقَالُوا هَلْ مَعَكُمْ مِنْ دَوَاءٍ أَوْ رَاقٍ فَقَالُوا إِنَّكُمْ لَمْ تَقْرُونَا، وَلاَ نَفْعَلُ حَتَّى تَجْعَلُوا لَنَا جُعْلاً. فَجَعَلُوا لَهُمْ قَطِيعًا مِنَ الشَّاءِ، فَجَعَلَ يَقْرَأُ بِأُمِّ الْقُرْآنِ، وَيَجْمَعُ بُزَاقَهُ، وَيَتْفِلُ، فَبَرَأَ، فَأَتَوْا بِالشَّاءِ، فَقَالُوا لاَ نَأْخُذُهُ حَتَّى نَسْأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلُوهُ فَضَحِكَ وَقَالَ " وَمَا أَدْرَاكَ أَنَّهَا رُقْيَةٌ، خُذُوهَا، وَاضْرِبُوا لِي بِسَهْمٍ ".
Bana Muhammed bin Beşşâr tahdis etti, bize Gunder tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Ebu Bişr'den, [o] Ebu'l-Mütevekkil'den, [o] Ebu Said el-Hudrî radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından birtakım insanlar Arap kabilelerinden bir kabileye (misafir olarak) geldiler. Fakat onları misafir etmediler. Onlar bu hal üzere iken o kabilenin büyüğü (seyyidi/reisi) sokuldu (zehirli bir hayvan tarafından ısırıldı). Onlar (sahabilere): "Yanınızda bir ilaç veya bir râkî (rukye yapan kimse) var mı?" dediler. Onlar da: "Siz bizi misafir etmediniz, biz de bize bir ücret (cûl) belirlemedikçe size (bunu) yapmayız" dediler. Bunun üzerine onlar için bir koyun sürüsü belirlediler (anlaştılar). (İçlerinden biri) Fatihatü'l-Kitab'ı (Fatiha Suresi'ni) okumaya ve tükürüğünü toplayıp üfürmeye (tü tü etmeye) başladı. (Adam) iyileşti. Koyunları getirdiler. Onlar (sahabiler): "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e sormadıkça bunu almayız" dediler. O'na sordular. Güldü ve: "Onun rukye olduğunu sana kim bildirdi? Onları alın ve benim için de bir pay ayırın (vurun)" buyurdu.
5737. Hadis
حَدَّثَنِي سِيدَانُ بْنُ مُضَارِبٍ أَبُو مُحَمَّدٍ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو مَعْشَرٍ الْبَصْرِيُّ ـ هُوَ صَدُوقٌ ـ يُوسُفُ بْنُ يَزِيدَ الْبَرَّاءُ قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ الأَخْنَسِ أَبُو مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ نَفَرًا، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَرُّوا بِمَاءٍ فِيهِمْ لَدِيغٌ ـ أَوْ سَلِيمٌ ـ فَعَرَضَ لَهُمْ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْمَاءِ فَقَالَ هَلْ فِيكُمْ مِنْ رَاقٍ إِنَّ فِي الْمَاءِ رَجُلاً لَدِيغًا أَوْ سَلِيمًا. فَانْطَلَقَ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَرَأَ بِفَاتِحَةِ الْكِتَابِ عَلَى شَاءٍ، فَبَرَأَ، فَجَاءَ بِالشَّاءِ إِلَى أَصْحَابِهِ فَكَرِهُوا ذَلِكَ وَقَالُوا أَخَذْتَ عَلَى كِتَابِ اللَّهِ أَجْرًا. حَتَّى قَدِمُوا الْمَدِينَةَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخَذَ عَلَى كِتَابِ اللَّهِ أَجْرًا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ أَحَقَّ مَا أَخَذْتُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا كِتَابُ اللَّهِ ".
Bana Ebu Muhammed el-Bâhilî Sidân bin Mudârib tahdis etti, bize Ebu Ma'şer el-Basrî -ki o Yusuf bin Yezid el-Berrâ'dır, saduktur- tahdis etti, dedi ki: Bana Ubeydullah bin el-Ahnes Ebu Malik tahdis etti, İbn Ebi Müleyke'den, [o] İbn Abbas'tan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bir grup (nefer), içinde sokulmuş -veya zehirlenmiş- bir kişi bulunan bir suya (kabileye) uğradılar. O su ahalisinden bir adam onların karşısına çıktı ve dedi ki: "İçinizde rukye yapan kimse var mı? Çünkü su başında (Kabilede) sokulmuş veya zehirlenmiş bir adam var." Onlardan bir adam gitti ve bir şâ (koyun) karşılığında Fatihatü'l-Kitab'ı okudu. (Hasta) iyileşti. O (zat) koyunu arkadaşlarına getirdi. Onlar bunu hoş karşılamadılar ve: "Allah'ın Kitabı üzerine ücret aldın" dediler. Nihayet Medine'ye geldiler ve: "Ya Resûlallah! (Bu arkadaşımız) Allah'ın Kitabı üzerine ücret aldı" dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Muhakkak ki üzerine ücret aldığınız şeylerin en haklı olanı Allah'ın Kitabı'dır" buyurdu.
5738. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَعْبَدُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ شَدَّادٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوْ أَمَرَ أَنْ يُسْتَرْقَى مِنَ الْعَيْنِ.
Bize Muhammed bin Kesir tahdis etti, bize Süfyan haber verdi, dedi ki: Bana Ma'bed bin Halid tahdis etti; dedi ki: Abdullah bin Şeddâd'ı, Aişe radıyallahu anha'dan (şöyle rivayet ederken) işittim; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana gözden (nazardan) dolayı rukye yapılmasını emretti (veya emrederdi).
5739. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ وَهْبِ بْنِ عَطِيَّةَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْوَلِيدِ الزُّبَيْدِيُّ، أَخْبَرَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى فِي بَيْتِهَا جَارِيَةً فِي وَجْهِهَا سَفْعَةٌ فَقَالَ " اسْتَرْقُوا لَهَا، فَإِنَّ بِهَا النَّظْرَةَ ". وَقَالَ عُقَيْلٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. تَابَعَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَالِمٍ عَنِ الزُّبَيْدِيِّ.
Bana Muhammed bin Halid tahdis etti, bize Muhammed bin Vehb bin Atıyye ed-Dimaşkî tahdis etti, bize Muhammed bin Harb tahdis etti, bize Muhammed bin el-Velid ez-Zübeydî tahdis etti, bize Zührî haber verdi, Urve bin Zübeyr'den, [o] Zeyneb bint Ebi Seleme'den, [o] Ümmü Seleme radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onun evinde yüzünde 'sef'a' (sarılık/solgunluk veya siyah bir leke) bulunan bir cariye gördü. "Ona rukye yapın (okutun), çünkü onda nazra (nazar/göz değmesi) vardır" buyurdu. Ukayl, Zührî'den (rivayetle): "Bana Urve haber verdi, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den" (demiştir). Ona Abdullah bin Salim, Zübeydî'den (rivayetle) mutabaat etmiştir.
5740. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْعَيْنُ حَقٌّ ". وَنَهَى عَنِ الْوَشْمِ.
Bize İshak bin Nasr tahdis etti, bize Abdürrezzak tahdis etti, Ma'mer'den, [o] Hemmâm'dan, [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle): "Göz (haktır)/Nazar haktır (gerçektir)" buyurdu. Ve dövme yaptırmayı (kendi isteğiyle yaptırmayı veya yapmayı) yasakladı.
5741. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ الشَّيْبَانِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الأَسْوَدِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنِ الرُّقْيَةِ، مِنَ الْحُمَةِ فَقَالَتْ رَخَّصَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الرُّقْيَةَ مِنْ كُلِّ ذِي حُمَةٍ.
Bize Musa bin İsmail tahdis etti, bize Abdülvâhid tahdis etti, bize Süleyman eş-Şeybânî tahdis etti, bize Abdurrahman bin el-Esved tahdis etti, babasından (rivayetle); dedi ki: Aişe'ye hume (zehirli böcek sokması) için yapılan rukyeyi sordum. Dedi ki: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem her zehirli (sokması) için rukyeye ruhsat verdi."
5742. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، قَالَ دَخَلْتُ أَنَا وَثَابِتٌ، عَلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ فَقَالَ ثَابِتٌ يَا أَبَا حَمْزَةَ اشْتَكَيْتُ. فَقَالَ أَنَسٌ أَلاَ أَرْقِيكَ بِرُقْيَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَلَى. قَالَ " اللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ مُذْهِبَ الْبَاسِ اشْفِ أَنْتَ الشَّافِي لاَ شَافِيَ إِلاَّ أَنْتَ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا ".
Bize Müsedded tahdis etti, bize Abdülvaris tahdis etti, Abdülaziz'den; dedi ki: Ben ve Sabit, Enes bin Malik'in yanına girdik. Sabit: "Ey Ebu Hamza! Hastalandım" dedi. Enes: "Sana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in rukyesini yapayım mı?" dedi. (Sabit): "Evet" dedi. (Enes) şöyle dedi: "Allah'ım! Ey insanların Rabbi! Ey zorluğu (hastalığı) gideren! Şifa ver, şifa veren sensin. Senden başka şifa veren yoktur. Öyle bir şifa ver ki; hiçbir hastalık (iz) bırakmasın."
5743. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُعَوِّذُ بَعْضَ أَهْلِهِ، يَمْسَحُ بِيَدِهِ الْيُمْنَى وَيَقُولُ " اللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ أَذْهِبِ الْبَاسَ، اشْفِهِ وَأَنْتَ الشَّافِي، لاَ شِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا ". قَالَ سُفْيَانُ حَدَّثْتُ بِهِ مَنْصُورًا فَحَدَّثَنِي عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنْ مَسْرُوقٍ عَنْ عَائِشَةَ نَحْوَهُ.
Bize Amr bin Ali tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, bana Süleyman tahdis etti, Müslim'den, [o] Mesrûk'tan, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ailesinin bazı fertlerine (hastalanınca) sığınma duası okur (muavvizeteyn ile korur), sağ eliyle mesheder ve şöyle derdi: "Allah'ım! Ey insanların Rabbi! Bu zorluğu (hastalığı) gider. Ona şifa ver, şifa veren sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki; hiçbir hastalık (iz) bırakmasın." Süfyan dedi ki: Bunu Mansûr'a tahdis ettim (anlattım), o da bana İbrahim'den, [o] Mesrûk'tan, [o] Aişe'den bunun benzerini tahdis etti.
5744. Hadis
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَرْقِي يَقُولُ " امْسَحِ الْبَاسَ رَبَّ النَّاسِ، بِيَدِكَ الشِّفَاءُ، لاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ أَنْتَ ".
Bana Ahmed bin Ebi Recâ tahdis etti, bize Nadr tahdis etti, Hişâm bin Urve'den; dedi ki: Bana babam haber verdi, Aişe'den (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem rukye yapar (ve şöyle) derdi: "Bu zorluğu (hastalığı) sil (gider) ey insanların Rabbi! Şifa senin elindedir. Senden başka onu açacak (kaldıracak) yoktur."
5745. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ رَبِّهِ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ لِلْمَرِيضِ " بِسْمِ اللَّهِ، تُرْبَةُ أَرْضِنَا. بِرِيقَةِ بَعْضِنَا، يُشْفَى سَقِيمُنَا بِإِذْنِ رَبِّنَا ".
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, dedi ki: Bana Abdu Rabbih bin Said tahdis etti, Amre'den, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hasta için şöyle derdi: "Allah'ın adıyla. Yerimizin toprağı, birimizin tülürüğü ile... Rabbimizin izniyle hastamız şifa bulur."
5746. Hadis
حَدَّثَنِي صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَبْدِ رَبِّهِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي الرُّقْيَةِ " تُرْبَةُ أَرْضِنَا، وَرِيقَةُ بَعْضِنَا، يُشْفَى سَقِيمُنَا، بِإِذْنِ رَبِّنَا ".
Bana Sadaka bin el-Fadl tahdis etti, bize İbn Uyeyne haber verdi, Abdu Rabbih bin Said'den, [o] Amre'den, [o] Aişe'den (rivayetle); dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem rukyede şöyle derdi: "Yerimizin toprağı ve birimizin tükürüğü... Rabbimizin izniyle hastamız şifa bulur."
5747. Hadis
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا قَتَادَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الرُّؤْيَا مِنَ اللَّهِ، وَالْحُلْمُ مِنَ الشَّيْطَانِ، فَإِذَا رَأَى أَحَدُكُمْ شَيْئًا يَكْرَهُهُ فَلْيَنْفِثْ حِينَ يَسْتَيْقِظُ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ وَيَتَعَوَّذْ مِنْ شَرِّهَا، فَإِنَّهَا لاَ تَضُرُّهُ ". وَقَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَإِنْ كُنْتُ لأَرَى الرُّؤْيَا أَثْقَلَ عَلَىَّ مِنَ الْجَبَلِ، فَمَا هُوَ إِلاَّ أَنْ سَمِعْتُ هَذَا الْحَدِيثَ فَمَا أُبَالِيهَا.
Bize Halid bin Mahled tahdis etti, bize Süleyman tahdis etti, Yahya bin Said'den; dedi ki: Ebu Seleme'yi işittim; dedi ki: Ebu Katâde'yi şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Güzel rüya (Rüya) Allah'tandır. Hulm (kötü rüya) ise şeytandandır. Biriniz hoşlanmadığı bir şey (rüya) görürse, uyandığı zaman üç defa (soluna) üfürsün (tü tü etsin) ve onun şerrinden (Allah'a) sığınsın. Çünkü o (rüya) ona zarar vermez." Ebu Seleme dedi ki: "Ben (bazen) rüyayı dağdan daha ağır görürdüm (bana ağır gelirdi). Fakat bu hadisi işittikten sonra artık ona (kötü rüyaya) aldırmadım."
5748. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ نَفَثَ فِي كَفَّيْهِ بِقُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ وَبِالْمُعَوِّذَتَيْنِ جَمِيعًا، ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ، وَمَا بَلَغَتْ يَدَاهُ مِنْ جَسَدِهِ. قَالَتْ عَائِشَةُ فَلَمَّا اشْتَكَى كَانَ يَأْمُرُنِي أَنْ أَفْعَلَ ذَلِكَ بِهِ. قَالَ يُونُسُ كُنْتُ أَرَى ابْنَ شِهَابٍ يَصْنَعُ ذَلِكَ إِذَا أَتَى إِلَى فِرَاشِهِ.
Bize Abdülaziz bin Abdullah el-Üveysî tahdis etti, bize Süleyman tahdis etti, Yunus'tan, [o] İbn Şihâb'tan, [o] Urve bin Zübeyr'den, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle); dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yatağına girdiği zaman avuçlarına Kul huvallahu ehad (İhlas) ve Muavvizeteyn (Felak ve Nas) surelerini üfler (nefessiz üfürür), sonra onlarla yüzünü ve vücudundan elinin yetiştiği yerleri meshederdi. Aişe dedi ki: (Nebi) hastalandığı zaman bunu kendisine yapmamı bana emrederdi. Yunus dedi ki: İbn Şihâb'ı yatağına geldiği zaman bunu yaparken görürdüm.
5749. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ أَبِي بِشْرٍ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّ رَهْطًا، مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْطَلَقُوا فِي سَفْرَةٍ سَافَرُوهَا، حَتَّى نَزَلُوا بِحَىٍّ مِنْ أَحْيَاءِ الْعَرَبِ فَاسْتَضَافُوهُمْ، فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمْ، فَلُدِغَ سَيِّدُ ذَلِكَ الْحَىِّ، فَسَعَوْا لَهُ بِكُلِّ شَىْءٍ لاَ يَنْفَعُهُ شَىْءٌ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ لَوْ أَتَيْتُمْ هَؤُلاَءِ الرَّهْطَ الَّذِينَ قَدْ نَزَلُوا بِكُمْ، لَعَلَّهُ أَنْ يَكُونَ عِنْدَ بَعْضِهِمْ شَىْءٌ. فَأَتَوْهُمْ فَقَالُوا يَا أَيُّهَا الرَّهْطُ إِنَّ سَيِّدَنَا لُدِغَ، فَسَعَيْنَا لَهُ بِكُلِّ شَىْءٍ، لاَ يَنْفَعُهُ شَىْءٌ، فَهَلْ عِنْدَ أَحَدٍ مِنْكُمْ شَىْءٌ فَقَالَ بَعْضُهُمْ نَعَمْ، وَاللَّهِ إِنِّي لَرَاقٍ، وَلَكِنْ وَاللَّهِ لَقَدِ اسْتَضَفْنَاكُمْ فَلَمْ تُضَيِّفُونَا، فَمَا أَنَا بِرَاقٍ لَكُمْ حَتَّى تَجْعَلُوا لَنَا جُعْلاً. فَصَالَحُوهُمْ عَلَى قَطِيعٍ مِنَ الْغَنَمِ، فَانْطَلَقَ فَجَعَلَ يَتْفُلُ وَيَقْرَأُ {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} حَتَّى لَكَأَنَّمَا نُشِطَ مِنْ عِقَالٍ، فَانْطَلَقَ يَمْشِي مَا بِهِ قَلَبَةٌ. قَالَ فَأَوْفَوْهُمْ جُعْلَهُمُ الَّذِي صَالَحُوهُمْ عَلَيْهِ، فَقَالَ بَعْضُهُمُ اقْسِمُوا. فَقَالَ الَّذِي رَقَى لاَ تَفْعَلُوا حَتَّى نَأْتِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَنَذْكُرَ لَهُ الَّذِي كَانَ، فَنَنْظُرَ مَا يَأْمُرُنَا. فَقَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرُوا لَهُ فَقَالَ " وَمَا يُدْرِيكَ أَنَّهَا رُقْيَةٌ أَصَبْتُمُ اقْسِمُوا وَاضْرِبُوا لِي مَعَكُمْ بِسَهْمٍ ".
Bize Musa bin İsmail tahdis etti, bize Ebu Avâne tahdis etti, Ebu Bişr'den, [o] Ebu'l-Mütevekkil'den, [o] Ebu Said'den (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bir grup (reht), yaptıkları bir yolculukta yola çıktılar. Nihayet Arap kabilelerinden bir kabileye indiler (misafir oldular) ve onlardan misafirlik istediler. Fakat (kabile) onları misafir etmekten kaçındı. Derken o kabilenin seyyidi (reisi) sokuldu (zehirli bir hayvan tarafından ısırıldı). Onun için her şeye başvurdular (çabaladılar) ama hiçbir şey ona fayda vermedi. Bazıları (diğerlerine): "Size inen (misafir gelen) şu gruba gitseniz; belki onların yanında (tedavi edecek) bir şey vardır" dedi. Onlara geldiler ve dediler ki: "Ey topluluk! Efendimiz sokuldu. Onun için her şeye başvurduk, ona hiçbir şey fayda vermiyor. Sizden birinin yanında (ilaç/rukye) bir şey var mı?" Bazıları: "Evet, vallahi ben (iyi) rukye yaparım. Fakat vallahi biz sizden misafirlik istedik, siz bizi misafir etmediniz. Ben de siz bize bir ücret (cu'l) belirlemedikçe size rukye yapacak değilim" dedi. Bunun üzerine bir koyun sürüsü üzerinde anlaştılar. (Adam) gitti, (Fatiha'yı) okumaya ve (hafif tükürükle) üfürmeye başladı: 'El-hamdü lillahi rabbi'l-âlemîn...' Sanki bağından (yularından) çözülmüş gibi (hareketlendi). (Adam iyileşip) kalktı, yürüdü, onda (hastalığa dair) hiçbir keder (ağrı/sızı) kalmadı. (Ravi) dedi ki: Üzerinde anlaştıkları ücretlerini onlara tam olarak verdiler. Bazıları: "Paylaştırın" dedi. Rukye yapan (zat): "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gidip olan hadiseyi ona anlatıncaya ve bize ne emredeceğine bakınca kadar yapmayın (paylaştırmayın)" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldiler ve ona (olayı) anlattılar. (Nebi): "Onun rukye olduğunu sana ne bildirdi? İsabet ettiniz (doğru yaptınız). Paylaştırın ve benim için de sizinle beraber bir pay ayırın (vurun)" buyurdu.
5750. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعَوِّذُ بَعْضَهُمْ يَمْسَحُهُ بِيَمِينِهِ " أَذْهِبِ الْبَاسَ رَبَّ النَّاسِ، وَاشْفِ أَنْتَ الشَّافِي، لاَ شِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا ". فَذَكَرْتُهُ لِمَنْصُورٍ فَحَدَّثَنِي عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنْ مَسْرُوقٍ عَنْ عَائِشَةَ بِنَحْوِهِ.
Bana Abdullah bin Ebi Şeybe tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, Süfyan'dan, [o] A'meş'ten, [o] Müslim'den, [o] Mesrûk'tan, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle); dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onların (ashabının veya ehlinin) bazısına sığınma duası okur (muavvizeteyn ile korur) ve sağ eliyle onu meshederdi (şöyle derdi): "Ey insanların Rabbi! Bu zorluğu (hastalığı) gider. Şifa ver, şifa veren sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki; hiçbir hastalık (iz) bırakmasın." (Ravi Süfyan dedi ki): Bunu Mansûr'a zikrettim, o da bana İbrahim'den, [o] Mesrûk'tan, [o] Aişe'den bunun benzerini tahdis etti.
5751. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الْجُعْفِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَنْفِثُ عَلَى نَفْسِهِ فِي مَرَضِهِ الَّذِي قُبِضَ فِيهِ بِالْمُعَوِّذَاتِ، فَلَمَّا ثَقُلَ كُنْتُ أَنَا أَنْفِثُ عَلَيْهِ بِهِنَّ، فَأَمْسَحُ بِيَدِ نَفْسِهِ لِبَرَكَتِهَا. فَسَأَلْتُ ابْنَ شِهَابٍ كَيْفَ كَانَ يَنْفِثُ قَالَ يَنْفِثُ عَلَى يَدَيْهِ، ثُمَّ يَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ.
Bana Abdullah bin Muhammed el-Cu'fî tahdis etti, bize Hişâm tahdis etti, bize Ma'mer haber verdi, Zührî'den, [o] Urve'den, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiği hastalığında Muavvizât (İhlas, Felak ve Nas sûreleri) ile kendi üzerine nefes ederdi (üfürürdü). (Hastalığı) ağırlaşınca ben onun üzerine onlarla nefes etmeye (okuyup üfürmeye) ve bereketinden dolayı kendi eliyle (yüzünü/vücudunu) meshetmeye başladım. (Ravi Ma'mer dedi ki): İbn Şihâb'a "Nasıl nefes ederdi?" diye sordum. "Ellerine üfürür, sonra onlarla yüzünü meshederdi" dedi.
5752. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حُصَيْنُ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ حُصَيْنِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا فَقَالَ " عُرِضَتْ عَلَىَّ الأُمَمُ فَجَعَلَ يَمُرُّ النَّبِيُّ مَعَهُ الرَّجُلُ وَالنَّبِيُّ مَعَهُ الرَّجُلاَنِ، وَالنَّبِيُّ مَعَهُ الرَّهْطُ، وَالنَّبِيُّ لَيْسَ مَعَهُ أَحَدٌ، وَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَرَجَوْتُ أَنْ يَكُونَ أُمَّتِي، فَقِيلَ هَذَا مُوسَى وَقَوْمُهُ. ثُمَّ قِيلَ لِي انْظُرْ. فَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَقِيلَ لِي انْظُرْ هَكَذَا وَهَكَذَا. فَرَأَيْتُ سَوَادًا كَثِيرًا سَدَّ الأُفُقَ فَقِيلَ هَؤُلاَءِ أُمَّتُكَ، وَمَعَ هَؤُلاَءِ سَبْعُونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ ". فَتَفَرَّقَ النَّاسُ وَلَمْ يُبَيَّنْ لَهُمْ، فَتَذَاكَرَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا أَمَّا نَحْنُ فَوُلِدْنَا فِي الشِّرْكِ، وَلَكِنَّا آمَنَّا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَلَكِنْ هَؤُلاَءِ هُمْ أَبْنَاؤُنَا، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " هُمُ الَّذِينَ لاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَلاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَكْتَوُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ". فَقَامَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " نَعَمْ ". فَقَامَ آخَرُ فَقَالَ أَمِنْهُمْ أَنَا فَقَالَ " سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ".
Bize Müsedded tahdis etti, bize Husayn bin Nümeyr tahdis etti, Husayn bin Abdurrahman'dan, [o] Said bin Cübeyr'den, [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: "Ümmetler bana arz edildi (gösterildi). Nebi (görüyor/geçiyor)dum, beraberinde bir adam var. Nebi (görüyor)dum, beraberinde iki adam var. Nebi (görüyor)dum, beraberinde bir grup (reht) var. Nebi (görüyor)dum, beraberinde hiç kimse yok. Derken ufku kaplayan büyük bir karaltı (kalabalık) gördüm. Onu benim ümmetim zannettim (ümit ettim). Fakat: 'Bu Musa ve kavmidir' denildi. Sonra bana: 'Bak' denildi. Ufku kaplayan büyük bir karaltı gördüm. Bana: 'Şöyle ve şöyle bak' denildi. Ufku kaplayan büyük bir karaltı gördüm. 'İşte bunlar senin ümmetindir. Bunlarla beraber yetmiş bin kişi vardır ki; Cennete hesapsız gireceklerdir' denildi." (Bunu anlattıktan sonra) insanlar dağıldı, (kim oldukları) onlara açıklanmadı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı (bunu) aralarında müzakere ettiler. "Bizler (önce) şirk içinde doğduk, lakin (sonra) Allah ve Resûlüne iman ettik. Ancak şu (hesapsız girecek) kimseler (olsa olsa) bizim oğullarımızdır" dediler. (Bu konuşmalar) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştı. Buyurdu ki: "Onlar; tiyare (uğursuzluk sayma) yapmayanlar, rukye talep etmeyenler (yaptırmayanlar), dağlama yaptırmayanlar ve Rablerine tevekkül edenlerdir." Bunun üzerine Ukkâşe bin Mihsan kalktı ve: "Ben onlardan mıyım ya Resûlallah?" dedi. (Nebi): "Evet" buyurdu. Başka biri kalktı ve: "Ben onlardan mıyım?" dedi. (Nebi): "O hususta Ukkâşe seni geçti" buyurdu.
5753. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ عَدْوَى وَلاَ طِيَرَةَ، وَالشُّؤْمُ فِي ثَلاَثٍ فِي الْمَرْأَةِ، وَالدَّارِ، وَالدَّابَّةِ ".
Bana Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize Osman bin Ömer tahdis etti, bize Yunus tahdis etti, Zührî'den, [o] Salim'den, [o] İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Advâ (hastalık bulaşması) yoktur, tiyare (uğursuzluk sayma) yoktur. Şayet uğursuzluk (diye bir şey) olsa idi şu üç şeyde olurdu: Kadında, evde (meskende) ve binitte (atta)."
5754. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ طِيَرَةَ، وَخَيْرُهَا الْفَأْلُ ". قَالُوا وَمَا الْفَأْلُ قَالَ " الْكَلِمَةُ الصَّالِحَةُ يَسْمَعُهَا أَحَدُكُمْ ".
Bize Ebu'l-Yeman tahdis etti, bize Şuayb haber verdi, Zührî'den; dedi ki: Bana Ubeydullah bin Abdullah bin Utbe haber verdi ki; Ebu Hureyre: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim" dedi: "Tiyare (uğursuzluk sayma) yoktur. Onun en hayırlısı fe'l (iyi yorum/ümit)dir." (Ashab): "Fe'l nedir?" dediler. "Birinizin işittiği salih (güzel/iyi) kelimedir" buyurdu.
5755. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ طِيَرَةَ، وَخَيْرُهَا الْفَأْلُ ". قَالَ وَمَا الْفَأْلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " الْكَلِمَةُ الصَّالِحَةُ يَسْمَعُهَا أَحَدُكُمْ ".
Bize Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize Hişâm haber verdi, bize Ma'mer haber verdi, Zührî'den, [o] Ubeydullah bin Abdullah'tan, [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan (rivayetle); Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Tiyare (uğursuzluk sayma) yoktur. Onun en hayırlısı fe'l (iyi yorum/ümit)dir." (Ashab): "Ey Allah'ın Resûlü! Fe'l nedir?" dediler. "Birinizin işittiği salih (güzel/iyi) kelimedir" buyurdu.
5756. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ عَدْوَى وَلاَ طِيَرَةَ، وَيُعْجِبُنِي الْفَأْلُ الصَّالِحُ، الْكَلِمَةُ الْحَسَنَةُ ".
Bize Müslim bin İbrahim tahdis etti, bize Hişâm tahdis etti, Katâde'den, [o] Enes radıyallahu anh'tan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle) buyurdu ki: "Advâ (hastalık bulaşması) ve tiyare (uğursuzluk sayma/kuş uçurma) yoktur. Ve salih fe'l; (yani) güzel kelime benim hoşuma gider."
5757. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحَكَمِ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، أَخْبَرَنَا إِسْرَائِيلُ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ عَدْوَى، وَلاَ طِيَرَةَ، وَلاَ هَامَةَ، وَلاَ صَفَرَ ".
Bize Muhammed bin el-Hakem tahdis etti, bize Nadr tahdis etti, bize İsrail haber verdi, bize Ebu Hasîn haber verdi, Ebu Salih'ten, [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle) buyurdu ki: "Advâ (hastalık bulaşması) yoktur, tiyare (uğursuzluk sayma) yoktur, hâme (baykuş ötmesiyle uğursuzluk) yoktur, safer (ayında uğursuzluk) yoktur."
5758. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى فِي امْرَأَتَيْنِ مِنْ هُذَيْلٍ اقْتَتَلَتَا، فَرَمَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى بِحَجَرٍ، فَأَصَابَ بَطْنَهَا وَهْىَ حَامِلٌ، فَقَتَلَتْ وَلَدَهَا الَّذِي فِي بَطْنِهَا فَاخْتَصَمُوا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَضَى أَنَّ دِيَةَ مَا فِي بَطْنِهَا غُرَّةٌ عَبْدٌ أَوْ أَمَةٌ، فَقَالَ وَلِيُّ الْمَرْأَةِ الَّتِي غَرِمَتْ كَيْفَ أَغْرَمُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ لاَ شَرِبَ، وَلاَ أَكَلَ، وَلاَ نَطَقَ، وَلاَ اسْتَهَلَّ، فَمِثْلُ ذَلِكَ يُطَلّ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا هَذَا مِنْ إِخْوَانِ الْكُهَّانِ ".
Bize Said bin Ufeyr tahdis etti, bize Leys tahdis etti, dedi ki: Bize Abdurrahman bin Halid tahdis etti, İbn Şihâb'tan, [o] Ebu Seleme'den, [o] Ebu Hureyre'den (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, birbirleriyle kavga eden Hüzeyl (kabilesinden) iki kadın hakkında hüküm verdi. Onlardan biri diğerine taş atmış ve karnına isabet ettirmişti. Kadın hamile idi. (Taş gelince) karnındaki çocuğu (cenini) öldürdü. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e dava edip (muhakeme oldular). O da karnındaki şeyin (ceninin) diyetinin 'ğurre'; bir köle veya cariye olduğuna hükmetti. Bunun üzerine (diyet) ödemesi gereken kadının velisi dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben içmeyen, yemeyen, konuşmayan ve ses çıkarmayan (bağırmayan) bir şeye (ölü doğana) nasıl diyet öderim? Böylesinin (diyeti/kan davası) batıldır (boşunadır)." Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bu ancak kahinlerin kardeşlerindendir" buyurdu (onun secili konuşması/kafiye yapması sebebiyle).
5759. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ امْرَأَتَيْنِ، رَمَتْ إِحْدَاهُمَا الأُخْرَى بِحَجَرٍ فَطَرَحَتْ جَنِينَهَا، فَقَضَى فِيهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ وَلِيدَةٍ. وَعَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى فِي الْجَنِينِ يُقْتَلُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ بِغُرَّةٍ عَبْدٍ أَوْ وَلِيدَةٍ. فَقَالَ الَّذِي قُضِيَ عَلَيْهِ كَيْفَ أَغْرَمُ مَنْ لاَ أَكَلَ، وَلاَ شَرِبَ، وَلاَ نَطَقَ، وَلاَ اسْتَهَلَّ، وَمِثْلُ ذَلِكَ بَطَلْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا هَذَا مِنْ إِخْوَانِ الْكُهَّانِ ".
Bize Kuteybe tahdis etti, Malik'ten, [o] İbn Şihâb'tan, [o] Ebu Seleme'den, [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; iki kadın (kavga edip) biri diğerine taş attı ve ceninini düşürdü. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onda 'ğurre'; bir köle veya cariye (diyetine) hükmetti. Ve İbn Şihab'tan, [o] Said bin el-Müseyyeb'den (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem annesinin karnında öldürülen cenin hakkında 'ğurre'; bir köle veya cariye (diyetine) hükmetti. Aleyhine hüküm verilen kimse: "Ben yemeyen, içmeyen, konuşmayan ve ses çıkarmayan bir şeye nasıl diyet öderim? Böylesinin (diyeti) batıldır" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bu ancak kahinlerin kardeşlerindendir" buyurdu.
5761. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ، وَمَهْرِ الْبَغِيِّ، وَحُلْوَانِ الْكَاهِنِ.
Bize Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize İbn Uyeyne tahdis etti, Zührî'den, [o] Ebu Bekir bin Abdurrahman bin el-Hâris'ten, [o] Ebu Mes'ûd'dan (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem köpek bedelinden (satış parasından), bağînin (fuhuş yapan kadının) mehrinden (ücretinden) ve kahinin hulvânından (bahşişinden/ücretinden) nehyetti.
5762. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَاسٌ عَنِ الْكُهَّانِ. فَقَالَ " لَيْسَ بِشَىْءٍ ". فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهُمْ يُحَدِّثُونَا أَحْيَانًا بِشَىْءٍ فَيَكُونُ حَقًّا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تِلْكَ الْكَلِمَةُ مِنَ الْحَقِّ، يَخْطَفُهَا مِنَ الْجِنِّيِّ، فَيَقُرُّهَا فِي أُذُنِ وَلِيِّهِ، فَيَخْلِطُونَ مَعَهَا مِائَةَ كَذْبَةٍ ". قَالَ عَلِيٌّ قَالَ عَبْدُ الرَّزَّاقِ مُرْسَلٌ، الْكَلِمَةُ مِنَ الْحَقِّ. ثُمَّ بَلَغَنِي أَنَّهُ أَسْنَدَهُ بَعْدَهُ.
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, bize Hişâm bin Yusuf tahdis etti, bize Ma'mer haber verdi, Zührî'den, [o] Yahya bin Urve bin Zübeyr'den, [o] Urve'den, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle); dedi ki: İnsanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e kahinler hakkında sordu. (Nebi): "(Sözleri, aslı olan) bir şey değildir" buyurdu. Dediler ki: "Ya Resûlallah! Onlar bize bazen bir şey söylüyorlar ve (o dedikleri) hak çıkıyor (doğru oluyor)." Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: "O (söyledikleri), haktan bir kelimedir (cinstir). Cinnî onu kapar ve dostunun (kahinin) kulağına fısıldar (tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar). Onlar da onunla beraber yüz yalan karıştırırlar." Ali dedi ki: Abdürrezzak (bunu) mürsel (olarak rivayet etti). "el-Kelimetü mine'l-hak" (dedi). Sonra bana ulaştığına göre onu (daha) sonra müsned olarak rivayet etmiş.
5763. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَحَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ مِنْ بَنِي زُرَيْقٍ يُقَالُ لَهُ لَبِيدُ بْنُ الأَعْصَمِ، حَتَّى كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهُ يَفْعَلُ الشَّىْءَ وَمَا فَعَلَهُ، حَتَّى إِذَا كَانَ ذَاتَ يَوْمٍ أَوْ ذَاتَ لَيْلَةٍ وَهْوَ عِنْدِي لَكِنَّهُ دَعَا وَدَعَا ثُمَّ قَالَ " يَا عَائِشَةُ، أَشَعَرْتِ أَنَّ اللَّهَ أَفْتَانِي فِيمَا اسْتَفْتَيْتُهُ فِيهِ، أَتَانِي رَجُلاَنِ فَقَعَدَ أَحَدُهُمَا عِنْدَ رَأْسِي، وَالآخَرُ عِنْدَ رِجْلَىَّ، فَقَالَ أَحَدُهُمَا لِصَاحِبِهِ مَا وَجَعُ الرَّجُلِ فَقَالَ مَطْبُوبٌ. قَالَ مَنْ طَبَّهُ قَالَ لَبِيدُ بْنُ الأَعْصَمِ. قَالَ فِي أَىِّ شَىْءٍ قَالَ فِي مُشْطٍ وَمُشَاطَةٍ، وَجُفِّ طَلْعِ نَخْلَةٍ ذَكَرٍ. قَالَ وَأَيْنَ هُوَ قَالَ فِي بِئْرِ ذَرْوَانَ ". فَأَتَاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَاسٍ مِنْ أَصْحَابِهِ فَجَاءَ فَقَالَ " يَا عَائِشَةُ كَأَنَّ مَاءَهَا نُقَاعَةُ الْحِنَّاءِ، أَوْ كَأَنَّ رُءُوسَ نَخْلِهَا رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ أَسْتَخْرِجُهُ قَالَ " قَدْ عَافَانِي اللَّهُ، فَكَرِهْتُ أَنْ أُثَوِّرَ عَلَى النَّاسِ فِيهِ شَرًّا ". فَأَمَرَ بِهَا فَدُفِنَتْ. تَابَعَهُ أَبُو أُسَامَةَ وَأَبُو ضَمْرَةَ وَابْنُ أَبِي الزِّنَادِ عَنْ هِشَامٍ. وَقَالَ اللَّيْثُ وَابْنُ عُيَيْنَةَ عَنْ هِشَامٍ فِي مُشْطٍ وَمُشَاقَةٍ. يُقَالُ الْمُشَاطَةُ مَا يَخْرُجُ مِنَ الشَّعَرِ إِذَا مُشِطَ، وَالْمُشَاقَةُ مِنْ مُشَاقَةِ الْكَتَّانِ.
Bize İbrahim bin Musa tahdis etti, bize İsa bin Yunus haber verdi, Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Aişe radıyallahu anha'dan (rivayetle); dedi ki: Beni Züreyk'ten Lebîd bin el-A'sam denilen bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sihir yaptı. Hatta öyle ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, bir şeyi yapmadığı halde yaptığı hayal ettirilirdi. Nihayet günün birinde veya bir gece benim yanımda iken (devamlı) dua etti ve dua etti. Sonra: "Ey Aişe! Hissettin mi (bildin mi)? Allah, kendisinden fetva (açıklama) istediğim hususta bana fetva (cevap) verdi? Bana iki adam geldi. Biri başucuma, diğeri ayakucuma oturdu. Biri arkadaşına: 'Bu adamın ağrısı (hastalığı) nedir?' dedi. (Diğeri): 'Matbûb'dur (büyülenmiştir)' dedi. 'Ona kim büyü yaptı?' dedi. 'Lebîd bin el-A'sam' dedi. 'Neyin içinde (yaptı)?' dedi. 'Tarak, saç döküntüsü ve erkek hurma tomurcuğunun kapçığı içinde' dedi. 'O nerededir?' dedi. 'Zervân kuyusundadır' dedi." Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ashabından birtakım insanlarla oraya geldi (baktı). Gelince buyurdu ki: "Ey Aişe! Sanki onun suyu kına suyu (gibi bulanık/kırmızı) veya hurma ağaçları (uçları) şeytan başları gibidir." "Ya Resûlallah! Onu (büyüyü) çıkardın mı (çözdün mü)?" dedim. Buyurdu ki: "Allah bana afiyet verdi (şifa verdi). İnsanlar arasında onunla bir şerrin yayılmasını (kışkırtmayı) kerih gördüm." Ve (kuyunun kapatılmasını) emretti, o da gömüldü. (Ravi) Hişam'dan (rivayetle) Ebu Usame ve Ebu Damre ve İbn Ebi'z-Zinad buna mutabaat ettiler. Leys ve İbn Uyeyne, Hişam'dan (rivayetle): "Fî muştin ve müşâkatin (tarak ve keten kırıntısı içinde)" dediler. Denilir ki: Müşâta; tarandığı zaman saçtan düşen şeydir. Müşâka ise ketenin (tarandığı zamanki) döküntüsüdür.
5764. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي الْغَيْثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اجْتَنِبُوا الْمُوبِقَاتِ الشِّرْكُ بِاللَّهِ، وَالسِّحْرُ ".
Bana Abdülaziz bin Abdullah tahdis etti, dedi ki: Bana Süleyman tahdis etti, Sevr bin Zeyd'den, [o] Ebu'l-Gays'tan, [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mûbikât (helak edici günahlar)dan sakının: Allah'a şirk koşmak ve sihir yapmak."
5765. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُيَيْنَةَ، يَقُولُ أَوَّلُ مَنْ حَدَّثَنَا بِهِ ابْنُ جُرَيْجٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي آلُ، عُرْوَةَ عَنْ عُرْوَةَ، فَسَأَلْتُ هِشَامًا عَنْهُ فَحَدَّثَنَا عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سُحِرَ حَتَّى كَانَ يَرَى أَنَّهُ يَأْتِي النِّسَاءَ وَلاَ يَأْتِيهِنَّ. قَالَ سُفْيَانُ وَهَذَا أَشَدُّ مَا يَكُونُ مِنَ السِّحْرِ إِذَا كَانَ كَذَا. فَقَالَ " يَا عَائِشَةُ أَعَلِمْتِ أَنَّ اللَّهَ قَدْ أَفْتَانِي فِيمَا اسْتَفْتَيْتُهُ فِيهِ، أَتَانِي رَجُلاَنِ فَقَعَدَ أَحَدُهُمَا عِنْدَ رَأْسِي، وَالآخَرُ عِنْدَ رِجْلَىَّ، فَقَالَ الَّذِي عِنْدَ رَأْسِي لِلآخَرِ مَا بَالُ الرَّجُلِ قَالَ مَطْبُوبٌ. قَالَ وَمَنْ طَبَّهُ قَالَ لَبِيدُ بْنُ أَعْصَمَ، رَجُلٌ مِنْ بَنِي زُرَيْقٍ حَلِيفٌ لِيَهُودَ، كَانَ مُنَافِقًا. قَالَ وَفِيمَ قَالَ فِي مُشْطٍ وَمُشَاقَةٍ. قَالَ وَأَيْنَ قَالَ فِي جُفِّ طَلْعَةٍ ذَكَرٍ، تَحْتَ رَعُوفَةٍ، فِي بِئْرِ ذَرْوَانَ ". قَالَتْ فَأَتَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْبِئْرَ حَتَّى اسْتَخْرَجَهُ فَقَالَ " هَذِهِ الْبِئْرُ الَّتِي أُرِيتُهَا، وَكَأَنَّ مَاءَهَا نُقَاعَةُ الْحِنَّاءِ، وَكَأَنَّ نَخْلَهَا رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ ". قَالَ فَاسْتُخْرِجَ، قَالَتْ فَقُلْتُ أَفَلاَ أَىْ تَنَشَّرْتَ. فَقَالَ " أَمَا وَاللَّهِ فَقَدْ شَفَانِي، وَأَكْرَهُ أَنْ أُثِيرَ عَلَى أَحَدٍ مِنَ النَّاسِ شَرًّا ".
Bana Abdullah bin Muhammed tahdis etti, dedi ki: İbn Uyeyne'yi şöyle derken işittim: Bize onu ilk tahdis eden İbn Cüreyc'dir. Dedi ki: Bana Urve'nin ailesi tahdis etti, Urve'den. Ben de (bunu) Hişâm'a sordum. O da bize babasından, [o] Aişe radıyallahu anha'dan şöyle tahdis etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e büyü yapıldı. Hatta öyle ki; hanımlarına (cinsi münasebet için) varmadığı halde vardığını (zanneder) görürdü. Süfyan dedi ki: Bu durum, sihrin en şiddetli olduğu haldir. (Nebi) buyurdu ki: "Ey Aişe! Bildin mi? Allah, kendisinden fetva (açıklama) istediğim hususta bana fetva (cevap) verdi. Bana iki adam geldi. Biri başucuma, diğeri ayakucuma oturdu. Başucumdaki diğerine: 'Bu adamın sıkıntısı nedir?' dedi. (Diğeri): 'Matbûb'dur (büyülenmiştir)' dedi. 'Ona kim büyü yaptı?' dedi. 'Lebîd bin A'sam -ki Beni Züreyk'ten bir adamdır, Yahudilerin müttefikidir, münafık idi-' dedi. 'Neyin içinde (yaptı)?' dedi. 'Tarak ve saç döküntüsü (kadın saçı yumağı) içinde' dedi. 'Nerededir?' dedi. 'Erkek hurma tomurcuğunun kapçığı içinde, kuyunun dibindeki taşın (raûfe) altında, Zervan kuyusundadır' dedi." Aişe dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem o kuyuya geldi ve onu çıkardı. Sonra: "Bana gösterilen kuyu budur. Suyu kına suyu gibi (bulanık/kırmızı), hurma ağaçları (uçları) da şeytan başları gibidir" buyurdu. (Büyü malzemesi) çıkarıldı. Aişe dedi ki: "(Nüşre yapıp) onu çözdürseydin bari?" dedim. Buyurdu ki: "Hayır. Allah bana şifa verdi. İnsanlardan birine (bununla) bir şer (kötülük) yaymaktan (kışkırtmaktan) hoşlanmadım."
5766. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سُحِرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِنَّهُ لَيُخَيَّلُ إِلَيْهِ أَنَّهُ يَفْعَلُ الشَّىْءَ وَمَا فَعَلَهُ، حَتَّى إِذَا كَانَ ذَاتَ يَوْمٍ وَهْوَ عِنْدِي دَعَا اللَّهَ وَدَعَاهُ، ثُمَّ قَالَ " أَشَعَرْتِ يَا عَائِشَةُ أَنَّ اللَّهَ قَدْ أَفْتَانِي فِيمَا اسْتَفْتَيْتُهُ فِيهِ ". قُلْتُ وَمَا ذَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " جَاءَنِي رَجُلاَنِ، فَجَلَسَ أَحَدُهُمَا عِنْدَ رَأْسِي وَالآخَرُ عِنْدَ رِجْلَىَّ، ثُمَّ قَالَ أَحَدُهُمَا لِصَاحِبِهِ مَا وَجَعُ الرَّجُلِ قَالَ مَطْبُوبٌ. قَالَ وَمَنْ طَبَّهُ قَالَ لَبِيدُ بْنُ الأَعْصَمِ، الْيَهُودِيُّ مِنْ بَنِي زُرَيْقٍ. قَالَ فِيمَا ذَا قَالَ فِي مُشْطٍ وَمُشَاطَةٍ، وَجُفِّ طَلْعَةٍ ذَكَرٍ. قَالَ فَأَيْنَ هُوَ قَالَ فِي بِئْرِ ذِي أَرْوَانَ ". قَالَ فَذَهَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي أُنَاسٍ مِنْ أَصْحَابِهِ إِلَى الْبِئْرِ، فَنَظَرَ إِلَيْهَا وَعَلَيْهَا نَخْلٌ، ثُمَّ رَجَعَ إِلَى عَائِشَةَ فَقَالَ " وَاللَّهِ لَكَأَنَّ مَاءَهَا نُقَاعَةُ الْحِنَّاءِ، وَلَكَأَنَّ نَخْلَهَا رُءُوسُ الشَّيَاطِينِ ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَأَخْرَجْتَهُ قَالَ " لاَ، أَمَّا أَنَا فَقَدْ عَافَانِي اللَّهُ وَشَفَانِي، وَخَشِيتُ أَنْ أُثَوِّرَ عَلَى النَّاسِ مِنْهُ شَرًّا ". وَأَمَرَ بِهَا فَدُفِنَتْ.
Bize Ubeyd bin İsmail tahdis etti, bize Ebu Usâme tahdis etti, Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Aişe'den (rivayetle); dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e sihir yapıldı. Hatta öyle ki; kendisine, bir şeyi yapmadığı halde yaptığı hayal ettirilirdi. Nihayet günün birinde -veya bir zaman- benim yanımda iken Allah'a dua etti, sonra (tekrar) dua etti. Sonra: "Ey Aişe! Hissettin mi (bildin mi)? Allah, kendisinden fetva (açıklama) istediğim hususta bana fetva (cevap) verdi?" buyurdu. "O nedir ya Resûlallah?" dedim. Buyurdu ki: "Bana iki adam geldi. Biri başucuma, diğeri ayakucuma oturdu. Sonra biri arkadaşına: 'Bu adamın (veya zatın) ağrısı (hastalığı) nedir?' dedi. (Diğeri): 'Matbûb'dur (büyülenmiştir)' dedi. 'Ona kim büyü yaptı?' dedi. 'Lebîd bin el-A'sam -ki Beni Züreyk'ten bir Yahudi'dir-' dedi. 'Neyin içinde (yaptı)?' dedi. 'Tarak, saç döküntüsü (taramaktan düşen kıllar) ve erkek hurma tomurcuğunun kapçığı içinde' dedi. 'O nerededir?' dedi. 'Zervân kuyusundadır' dedi." Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ashabından birtakım insanlarla o kuyuya gitti. Ona baktı -ki üzerinde hurma ağaçları vardı-. Sonra Aişe'ye döndü ve: "Vallahi onun suyu kına suyu (gibi bulanık/kırmızı), hurma ağaçları (uçları) da şeytan başları gibidir" buyurdu. "Ya Resûlallah! Onu (büyüyü) çıkardın mı?" dedim. "Hayır. Bana gelince; Allah bana afiyet verdi ve şifa verdi. İnsanlar üzerine ondan bir şer (kötülük) yaymaktan (kışkırtmaktan) korktum (çekindim)" buyurdu. Ve (kuyunun kapatılmasını) emretti, o da (kapatılıp) gömüldü.
5767. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما أَنَّهُ قَدِمَ رَجُلاَنِ مِنَ الْمَشْرِقِ، فَخَطَبَا، فَعَجِبَ النَّاسُ لِبَيَانِهِمَا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنَ الْبَيَانِ لَسِحْرًا ـ أَوْ ـ إِنَّ بَعْضَ الْبَيَانِ لَسِحْرٌ ".
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, bize Malik haber verdi, Zeyd bin Eslem'den, [o] Abdullah bin Ömer radıyallahu anhuma'dan (rivayetle) ki; Doğu tarafından iki adam geldi ve hutbe okudular. İnsanlar onların beyanına (hitabetine) hayran kaldı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Muhakkak ki beyanın (sözün) bir kısmı sihirdir -veya- beyanın bazısı elbette sihirdir" buyurdu.
5768. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، أَخْبَرَنَا هَاشِمٌ، أَخْبَرَنَا عَامِرُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنِ اصْطَبَحَ كُلَّ يَوْمٍ تَمَرَاتٍ عَجْوَةً، لَمْ يَضُرُّهُ سَمٌّ وَلاَ سِحْرٌ ذَلِكَ الْيَوْمَ إِلَى اللَّيْلِ ". وَقَالَ غَيْرُهُ " سَبْعَ تَمَرَاتٍ ".
Bize Ali tahdis etti, bize Mervân tahdis etti, bize Haşim haber verdi, bize Amir bin Sa'd haber verdi, babasından (rivayetle) ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim her gün sabahları (aç karına) acve hurmalarından (yedi tane) yerse, o gün akşama kadar ona ne zehir ne de sihir zarar verir." Başkası (bunu) "yedi hurma" (olarak) söyledi.
5769. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ هَاشِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَامِرَ بْنَ سَعْدٍ، سَمِعْتُ سَعْدًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ تَصَبَّحَ سَبْعَ تَمَرَاتٍ عَجْوَةً، لَمْ يَضُرُّهُ ذَلِكَ الْيَوْمَ سَمٌّ وَلاَ سِحْرٌ ".
Bize İshak bin Mansur tahdis etti, bize Ebu Usâme haber verdi, bize Haşim bin Haşim tahdis etti; dedi ki: Amir bin Sa'd'ı işittim, Sa'd radıyallahu anh'ı (şöyle) derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Kim sabahları yedi tane acve hurması yerse, o gün ona ne zehir ne de sihir zarar verir."
5770. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ عَدْوَى، وَلاَ صَفَرَ، وَلاَ هَامَةَ ". فَقَالَ أَعْرَابِيٌّ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا بَالُ الإِبِلِ تَكُونُ فِي الرَّمْلِ كَأَنَّهَا الظِّبَاءُ، فَيُخَالِطُهَا الْبَعِيرُ الأَجْرَبُ فَيُجْرِبُهَا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَمَنْ أَعْدَى الأَوَّلَ ".
Bana Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize Hişâm bin Yusuf tahdis etti, bize Ma'mer haber verdi, Zührî'den, [o] Ebu Seleme'den, [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan (rivayetle); Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Advâ (hastalık bulaşması) yoktur, safer (ayında uğursuzluk) yoktur, hâme (baykuş ötmesiyle uğursuzluk) yoktur" buyurdu. Bunun üzerine bir bedevi: "Ya Resûlallah! Peki develerime ne oluyor? Kumda ceylanlar gibi (tertemiz) oluyorlar, sonra aralarına uyuz bir deve karışıyor ve onları uyuz ediyor?" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Peki ilkini kim uyuz etti (ona kim bulaştırdı)?" buyurdu.
5771. Hadis
وَعَنْ أَبِي سَلَمَةَ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، بَعْدُ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يُورِدَنَّ مُمْرِضٌ عَلَى مُصِحٍّ ". وَأَنْكَرَ أَبُو هُرَيْرَةَ حَدِيثَ الأَوَّلِ قُلْنَا أَلَمْ تُحَدِّثْ أَنَّهُ لاَ عَدْوَى فَرَطَنَ بِالْحَبَشِيَّةِ. قَالَ أَبُو سَلَمَةَ فَمَا رَأَيْتُهُ نَسِيَ حَدِيثًا غَيْرَهُ.
Ve Ebu Seleme'den (rivayetle); Ebu Hureyre'yi daha sonra şöyle derken işitti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hasta olan (deve sahibi), sağlıklı olan (deve sahibi)nin üzerine (sürüsüne) uğramasın (getirmesin)" buyurdu. Ebu Hureyre birinci hadisi (hiçbir hastalık bulaşmaz hadisini) inkar etti. Biz: "Sen 'hastalık bulaşması yoktur' diye tahdis etmedin mi?" dedik. Habeşçe(ye benzer anlaşılmaz şeyler) mırıldandı. Ebu Seleme dedi ki: Ben onun, bundan başka hiçbir hadisi unuttuğunu görmedim.
5772. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، وَحَمْزَةُ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ عَدْوَى، وَلاَ طِيَرَةَ، إِنَّمَا الشُّؤْمُ فِي ثَلاَثٍ فِي الْفَرَسِ، وَالْمَرْأَةِ، وَالدَّارِ ".
Bize Said bin Ufeyr tahdis etti; dedi ki: Bana İbn Vehb tahdis etti, Yunus'tan, [o] İbn Şihâb'tan; dedi ki: Bana Salim bin Abdullah ve Hamza haber verdi ki; Abdullah bin Ömer radıyallahu anhuma'nın (rivayetine göre) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Advâ (hastalık bulaşması) yoktur, tiyare (uğursuzluk sayma) yoktur. Şayet uğursuzluk (diye bir şey) olsa idi (şu) üç şeyde olurdu: Atta, kadında ve evde."
5773. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ عَدْوَى ". قَالَ أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُورِدُوا الْمُمْرِضَ عَلَى الْمُصِحِّ ". وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سِنَانُ بْنُ أَبِي سِنَانٍ الدُّؤَلِيُّ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ عَدْوَى ". فَقَامَ أَعْرَابِيٌّ فَقَالَ أَرَأَيْتَ الإِبِلَ تَكُونُ فِي الرِّمَالِ أَمْثَالَ الظِّبَاءِ فَيَأْتِيهِ الْبَعِيرُ الأَجْرَبُ فَتَجْرَبُ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَمَنْ أَعْدَى الأَوَّلَ ".
Ebû'l-Yemân bize tahdis etti, Şuayb bize Zührî'den haber verdi; dedi ki: Ebû Seleme b. Abdurrahman bana tahdis etti ki Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Advâ (hastalığın kendi kendine, Allah'ın takdiri olmaksızın sirayeti) yoktur." Ebû Seleme b. Abdurrahman dedi ki: Ebû Hüreyre'yi Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyururken işittim: "Hastalıklı devenin sahibi, develerini sağlıklı deve sahibinin develerinin yanına (sulama yerine) sürmesin." Ve Zührî'den (rivayetle); dedi ki: Sinân b. Ebî Sinân ed-Düelî bana haber verdi ki, Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Advâ yoktur" buyurdu. Bunun üzerine bir bedevi kalkıp: "Yâ Resûlallah! Kumda ceylan gibi (tertemiz ve sıhhatli) duran develerime uyuz bir deve gelip aralarına girdiğinde hepsini uyuz etmesine ne dersiniz?" dedi. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: "Peki ilk deveye hastalığı kim bulaştırdı?" buyurdu.
5776. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ عَدْوَى، وَلاَ طِيَرَةَ، وَيُعْجِبُنِي الْفَأْلُ ". قَالُوا وَمَا الْفَأْلُ قَالَ " كَلِمَةٌ طَيِّبَةٌ ".
Bana Muhammed bin Beşşar tahdis etti, bize İbn Cafer tahdis etti, bize Şuabe tahdis etti; dedi ki: Katâde'yi, Enes bin Malik radıyallahu anh'tan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (rivayetle) şöyle derken işittim: "Advâ (hastalık bulaşması) ve tiyare (uğursuzluk sayma) yoktur. Fe'l (güzel söz) benim hoşuma gider." (Ashab): "Fe'l nedir?" dediler. "Güzel (tayyib) kelimedir" buyurdu.
5777. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ لَمَّا فُتِحَتْ خَيْبَرُ أُهْدِيَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَاةٌ فِيهَا سَمٌّ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اجْمَعُوا لِي مَنْ كَانَ هَا هُنَا مِنَ الْيَهُودِ ". فَجُمِعُوا لَهُ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي سَائِلُكُمْ عَنْ شَىْءٍ فَهَلْ أَنْتُمْ صَادِقِيَّ عَنْهُ ". فَقَالُوا نَعَمْ يَا أَبَا الْقَاسِمِ. فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَبُوكُمْ ". قَالُوا أَبُونَا فُلاَنٌ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " كَذَبْتُمْ بَلْ أَبُوكُمْ فُلاَنٌ ". فَقَالُوا صَدَقْتَ وَبَرِرْتَ. فَقَالَ " هَلْ أَنْتُمْ صَادِقِيَّ عَنْ شَىْءٍ إِنْ سَأَلْتُكُمْ عَنْهُ ". فَقَالُوا نَعَمْ يَا أَبَا الْقَاسِمِ، وَإِنْ كَذَبْنَاكَ عَرَفْتَ كَذِبَنَا كَمَا عَرَفْتَهُ فِي أَبِينَا. قَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ أَهْلُ النَّارِ ". فَقَالُوا نَكُونُ فِيهَا يَسِيرًا، ثُمَّ تَخْلُفُونَنَا فِيهَا. فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اخْسَئُوا فِيهَا، وَاللَّهِ لاَ نَخْلُفُكُمْ فِيهَا أَبَدًا ". ثُمَّ قَالَ لَهُمْ " فَهَلْ أَنْتُمْ صَادِقِيَّ عَنْ شَىْءٍ إِنْ سَأَلْتُكُمْ عَنْهُ ". قَالُوا نَعَمْ. فَقَالَ " هَلْ جَعَلْتُمْ فِي هَذِهِ الشَّاةِ سُمًّا ". فَقَالُوا نَعَمْ. فَقَالَ " مَا حَمَلَكُمْ عَلَى ذَلِكَ ". فَقَالُوا أَرَدْنَا إِنْ كُنْتَ كَذَّابًا نَسْتَرِيحُ مِنْكَ، وَإِنْ كُنْتَ نَبِيًّا لَمْ يَضُرَّكَ.
Bize Kuteybe tahdis etti, bize Leys tahdis etti, Said bin Ebi Said'den, [o] Ebu Hureyre'den (rivayetle) ki; Hayber fethedildiği zaman Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, içinde zehir bulunan (kızartılmış) bir koyun hediye edildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Burada olan Yahudileri benim için toplayın" buyurdu. Onlar (Nebi için) toplandılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: "Ben size bir şey soracağım. Bana o hususta doğruyu söyler misiniz?" buyurdu. "Evet, ey Ebu'l-Kasım!" dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Babanız kimdir?" buyurdu. "Babamız falandır" dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Yalan söylediniz. Bilakis babanız falandır" buyurdu. "Doğru söyledin ve iyi yaptın (gerçeği bildirdin)" dediler. (Nebi): "Size bir şey sorsam bana o hususta doğruyu söyler misiniz?" buyurdu. "Evet, ey Ebu'l-Kasım! Şayet sana yalan söylesek, babamız(ı bildiğin) gibi yalanımızı da bilirsin (anlarsın)" dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: "Ateş ehli kimlerdir?" buyurdu. "Biz orada (biraz) az kalacağız, sonra orada bize siz halef olacaksınız (yerimize siz geçeceksiniz)" dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: "Yıkılıp gidin (sinin) orada! Vallahi biz orada size asla halef olmayacağız (yerinize geçmeyeceğiz)" buyurdu. Sonra onlara: "Size bir şey sorsam bana o hususta doğruyu söyler misiniz?" buyurdu. "Evet" dediler. "Şu koyunun içine zehir koydunuz mu?" buyurdu. "Evet" dediler. "Sizi buna ne sevk etti?" buyurdu. "Eğer yalancı biriysen senden kurtuluruz (rahatlarız), şayet bir nebi isen (zehir) sana zarar vermez (diye) düşündük" dediler.
5778. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ ذَكْوَانَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ تَرَدَّى مِنْ جَبَلٍ فَقَتَلَ نَفْسَهُ، فَهْوَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، يَتَرَدَّى فِيهِ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا، وَمَنْ تَحَسَّى سَمًّا فَقَتَلَ نَفْسَهُ، فَسَمُّهُ فِي يَدِهِ، يَتَحَسَّاهُ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا، وَمَنْ قَتَلَ نَفْسَهُ بِحَدِيدَةٍ، فَحَدِيدَتُهُ فِي يَدِهِ، يَجَأُ بِهَا فِي بَطْنِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدًا مُخَلَّدًا فِيهَا أَبَدًا ".
Bize Abdullah bin Abdülvehhab tahdis etti, bize Halid bin Haris tahdis etti, bize Şuabe tahdis etti, Süleyman'dan; dedi ki: Zekvân'ı, Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle tahdis ederken işittim: "Kim bir dağdan aşağı atlayıp kendini öldürürse, o cehennem ateşindedir. Orada ebedi ve daimi olarak hep aşağıya yuvarlanır durur. Kim zehir yudumlayıp kendini öldürürse, zehri elindedir. Cehennem ateşinde ebedi ve daimi olarak onu yudumlar durur. Kim de kendini bir demirle (bıçakla/silahla) öldürürse, demiri elindedir. Cehennem ateşinde ebedi ve daimi olarak onu karnına vurur (saplar) durur."
5779. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ بَشِيرٍ أَبُو بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا هَاشِمُ بْنُ هَاشِمٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَامِرُ بْنُ سَعْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يَقُولُ، سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنِ اصْطَبَحَ بِسَبْعِ تَمَرَاتٍ عَجْوَةٍ لَمْ يَضُرَّهُ ذَلِكَ الْيَوْمَ سَمٌّ وَلاَ سِحْرٌ ".
Bize Muhammed tahdis etti, bize Ahmed bin Beşir Ebu Bekir haber verdi, bize Haşim bin Haşim haber verdi; dedi ki: Bana Amir bin Sa'd haber verdi; dedi ki: Babamı şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Kim sabahları yedi tane acve hurmasıyla kahvaltı yaparsa, o gün ona ne zehir ne de sihir zarar verir."
5780. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيِّ، رضى الله عنه قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أَكْلِ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السَّبُعِ. قَالَ الزُّهْرِيُّ وَلَمْ أَسْمَعْهُ حَتَّى أَتَيْتُ الشَّأْمَ. وَزَادَ اللَّيْثُ قَالَ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَسَأَلْتُهُ هَلْ نَتَوَضَّأُ أَوْ نَشْرَبُ أَلْبَانَ الأُتُنِ أَوْ مَرَارَةَ السَّبُعِ أَوْ أَبْوَالَ الإِبِلِ. قَالَ قَدْ كَانَ الْمُسْلِمُونَ يَتَدَاوَوْنَ بِهَا، فَلاَ يَرَوْنَ بِذَلِكَ بَأْسًا، فَأَمَّا أَلْبَانُ الأُتُنِ فَقَدْ بَلَغَنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ لُحُومِهَا، وَلَمْ يَبْلُغْنَا عَنْ أَلْبَانِهَا أَمْرٌ وَلاَ نَهْىٌ، وَأَمَّا مَرَارَةُ السَّبُعِ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ أَنَّ أَبَا ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيَّ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنْ أَكْلِ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنَ السَّبُعِ.
Bana Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, Zührî'den, [o] Ebu İdris el-Havlânî'den, [o] Ebu Sa'lebe el-Huşenî radıyallahu anh'tan (rivayetle) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yırtıcı hayvanlardan her bir azı dişi olanı(n etini) yemekten nehyetti. Zührî dedi ki: "Ben bunu Şam'a gelinceye kadar işitmemiştim." Leys (şunu) ziyade etti: Bana Yunus tahdis etti, İbn Şihâb'tan; dedi ki: Ona (Zühri'ye); "Dişi eşeklerin sütleri veya yırtıcı hayvanın ödü veya develerin bevilleri (ile tedavi olsak), abdest alır mıyız veya içer miyiz?" diye sordum. Dedi ki: "Müslümanlar onlarla tedavi olurlardı ve bunda bir beis görmezlerdi. Dişi eşeklerin sütlerine gelince; bize ulaştığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onların etlerinden nehyetmiştir. Sütleri hakkında ise bize bir emir veya nehiy ulaşmamıştır. Yırtıcı hayvanın ödüne gelince; İbn Şihâb dedi ki: Bana Ebu İdris el-Havlânî haber verdi ki; Ebu Sa'lebe el-Huşenî ona, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yırtıcı hayvanlardan her bir azı dişi olanı(n etini) yemekten nehyettiğini haber vermiştir."
5782. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عُتْبَةَ بْنِ مُسْلِمٍ، مَوْلَى بَنِي تَيْمٍ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، مَوْلَى بَنِي زُرَيْقٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا وَقَعَ الذُّبَابُ فِي إِنَاءِ أَحَدِكُمْ، فَلْيَغْمِسْهُ كُلَّهُ، ثُمَّ لْيَطْرَحْهُ، فَإِنَّ فِي أَحَدِ جَنَاحَيْهِ شِفَاءً وَفِي الآخَرِ دَاءً ".
Bize Kuteybe tahdis etti, bize İsmail bin Cafer tahdis etti, Utbe bin Müslim'den -Beni Teym'in mevlasıdır-, [o] Ubeyd bin Huneyn'den -Beni Züreyk'in mevlasıdır-, [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan (rivayetle) ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Birinizin kabına sinek düştüğü zaman, onun tamamını (suya/yemeğe) batırsın, sonra onu at(ıp çıkar)sın. Çünkü onun iki kanadından birinde şifa, diğerinde hastalık (mikrop) vardır."