2477. Hadis
حَدَّثَنَا مُؤَمَّلُ بْنُ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، - يَعْنِي ابْنَ مُسْلِمٍ - عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ أَعْرَابِيًّا، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْهِجْرَةِ فَقَالَ " وَيْحَكَ إِنَّ شَأْنَ الْهِجْرَةِ شَدِيدٌ فَهَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ " . قَالَ نَعَمْ . قَالَ " فَهَلْ تُؤَدِّي صَدَقَتَهَا " . قَالَ نَعَمْ . قَالَ " فَاعْمَلْ مِنْ وَرَاءِ الْبِحَارِ فَإِنَّ اللَّهَ لَنْ يَتِرَكَ مِنْ عَمَلِكَ شَيْئًا " .
Bize Müemmel b. el-Fazl anlattı, [ona da] el-Velîd -yani İbn Müslim- anlattı, el-Evzâî’den, [o da] ez-Zührî’den, [o da] Atâ b. Yezîd’den, [o da] Ebû Saîd el-Hudrî’den [naklettiğine göre]; bir bedevi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e hicreti sordu. [Peygamber] şöyle buyurdu: “Yazık sana! Hicret işi zordur. Senin develerin var mı?” [Adam]: “Evet” dedi. [Peygamber]: “Onların zekâtını veriyor musun?” buyurdu. O: “Evet” dedi. [Peygamber]: “Öyleyse denizlerin ötesinde de [olsan salih amel] işle; şüphesiz ki Allah senin amelinden hiçbir şeyi eksiltmeyecektir.”
2478. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، وَعُثْمَانُ، ابْنَا أَبِي شَيْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ - رضى الله عنها - عَنِ الْبَدَاوَةِ، فَقَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَبْدُو إِلَى هَذِهِ التِّلاَعِ وَإِنَّهُ أَرَادَ الْبَدَاوَةَ مَرَّةً فَأَرْسَلَ إِلَىَّ نَاقَةً مُحَرَّمَةً مِنْ إِبِلِ الصَّدَقَةِ فَقَالَ لِي " يَا عَائِشَةُ ارْفُقِي فَإِنَّ الرِّفْقَ لَمْ يَكُنْ فِي شَىْءٍ قَطُّ إِلاَّ زَانَهُ وَلاَ نُزِعَ مِنْ شَىْءٍ قَطُّ إِلاَّ شَانَهُ " .
Bize Ebû Bekir ve Osman b. Ebû Şeybe anlattılar, dediler ki: Bize Şerîk anlattı, Mikdâm b. Şüreyh’den, [o da] babasından [naklettiğine göre] o şöyle demiştir: Âişe radıyallâhu anhâ’ya bedevilik (çölde yaşamak) hakkında sordum. Şöyle dedi: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu tepelere çıkardı. Bir keresinde çöle çıkmak istedi de bana zekât develerinden binilmemiş bir deve gönderdi ve şöyle buyurdu: ‘Ey Âişe! Yumuşak davran (rıfk ile hareket et)! Çünkü rıfk bulunduğu şeyi ancak süsler, ondan çekip alındığında ise onu ancak çirkinleştirir.’”
2479. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، أَخْبَرَنَا عِيسَى، عَنْ حَرِيزِ بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي عَوْفٍ، عَنْ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ تَنْقَطِعُ الْهِجْرَةُ حَتَّى تَنْقَطِعَ التَّوْبَةُ وَلاَ تَنْقَطِعُ التَّوْبَةُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا " .
Bize İbrahim b. Mûsâ er-Râzî anlattı, [ona da] Îsâ haber verdi, Harîz b. Osmân’dan, [o da] Abdurrahman b. Ebû Avf’tan, [o da] Ebû Hind’den, [o da] Muâviye’den [naklettiğine göre] o [şöyle] demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i [şöyle] buyururken işittim: “Tövbe [kapısı] kesilinceye (kapanıncaya) kadar hicret kesilmez. Güneş batıdan doğuncaya kadar da tövbe kesilmez.”
2480. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ الْفَتْحِ فَتْحِ مَكَّةَ " لاَ هِجْرَةَ وَلَكِنْ جِهَادٌ وَنِيَّةٌ وَإِذَا اسْتُنْفِرْتُمْ فَانْفِرُوا " .
Bize Osman b. Ebû Şeybe anlattı, [ona da] Cerîr, Mansûr’dan, [o da] Mücâhid’den, [o da] Tâvûs’tan, [o da] İbn Abbas’tan [naklettiğine göre] o şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’nin fethi günü [şöyle] buyurdu: “[Artık] hicret yoktur; ancak cihad ve niyet vardır. [Savaşa] çağrıldığınız zaman [derhal] savaşa çıkın.”
2481. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، حَدَّثَنَا عَامِرٌ، قَالَ أَتَى رَجُلٌ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو وَعِنْدَهُ الْقَوْمُ حَتَّى جَلَسَ عِنْدَهُ فَقَالَ أَخْبِرْنِي بِشَىْءٍ سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَقَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ " .
Bize Müsedded anlattı, [ona da] Yahyâ, İsmâil b. Ebû Hâlid’den, [ona da] Âmir anlattı, dedi ki: Bir adam Abdullah b. Amr’ın yanına geldi -o sırada yanında bir topluluk vardı- ve yanına oturdu. [Adam]: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittiğin bir şeyi bana haber ver” dedi. [Abdullah]: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i [şöyle] buyururken işittim, dedi: “Müslüman, Müslümanların onun dilinden ve elinden selamette olduğu kişidir. Muhacir ise Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.”
2482. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " سَتَكُونُ هِجْرَةٌ بَعْدَ هِجْرَةٍ فَخِيَارُ أَهْلِ الأَرْضِ أَلْزَمُهُمْ مُهَاجَرَ إِبْرَاهِيمَ وَيَبْقَى فِي الأَرْضِ شِرَارُ أَهْلِهَا تَلْفِظُهُمْ أَرَضُوهُمْ تَقْذَرُهُمْ نَفْسُ اللَّهِ وَتَحْشُرُهُمُ النَّارُ مَعَ الْقِرَدَةِ وَالْخَنَازِيرِ " .
Bize Ubeydullah b. Ömer anlattı, [ona da] Muâz b. Hişâm anlattı, bana babam anlattı, Katâde’den, [o da] Şehr b. Havşeb’den, [o da] Abdullah b. Amr’dan [naklettiğine göre] o şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i [şöyle] buyururken işittim: “Yakında hicret üstüne hicret olacaktır. Yeryüzü ehlinin en hayırlıları, İbrahim’in hicret ettiği yere bağlı kalan (orayı yurt edinen)lerdir. Yeryüzünde ise insanların en şerlileri kalacaktır. Kendi toprakları onları dışarı atacak, Allah onları kerih görecek ve ateş onları maymunlar ve domuzlarla beraber haşredecektir.”
2483. Hadis
حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ الْحَضْرَمِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، حَدَّثَنِي بَحِيرٌ، عَنْ خَالِدٍ، - يَعْنِي ابْنَ مَعْدَانَ - عَنْ أَبِي قُتَيْلَةَ، عَنِ ابْنِ حَوَالَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " سَيَصِيرُ الأَمْرُ إِلَى أَنْ تَكُونُوا جُنُودًا مُجَنَّدَةً جُنْدٌ بِالشَّامِ وَجُنْدٌ بِالْيَمَنِ وَجُنْدٌ بِالْعِرَاقِ " . قَالَ ابْنُ حَوَالَةَ خِرْ لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ أَدْرَكْتُ ذَلِكَ . فَقَالَ " عَلَيْكَ بِالشَّامِ فَإِنَّهَا خِيَرَةُ اللَّهِ مِنْ أَرْضِهِ يَجْتَبِي إِلَيْهَا خِيَرَتَهُ مِنْ عِبَادِهِ فَأَمَّا إِنْ أَبَيْتُمْ فَعَلَيْكُمْ بِيَمَنِكُمْ وَاسْقُوا مِنْ غُدُرِكُمْ فَإِنَّ اللَّهَ تَوَكَّلَ لِي بِالشَّامِ وَأَهْلِهِ " .
Hayve b. Şurayh el-Hadramî bize anlattı; Bakiyye bize anlattı; Bahîr bana anlattı; Halid’den [yani İbn Ma’dân’dan], o Ebû Kuteyle’den, o da İbn Havâle’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İş öyle bir noktaya varacak ki sizler (ayrı ayrı yerlerde toplanmış) hazır ordular hâline geleceksiniz; bir ordu Şam'da, bir ordu Yemen'de, bir ordu da Irak'ta olacak." İbn Havâle dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Eğer o güne yetişirsem (bu ordulardan hangisine dahil olmamı istersin,) benim için seç!" (Resûlullah) şöyle buyurdu: "Şam'ı tercih etmelisin! Çünkü orası Allah'ın yeryüzündeki seçkin yeridir; kullarından seçtiklerini orada toplar. Eğer (bunu) kabul etmezseniz kendi Yemen'inize (gidin) ve havuzlarınızdan su için. Çünkü Allah, Şam'ı ve halkını (korumayı) benim için üstlenmiştir."
2484. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي يُقَاتِلُونَ عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ عَلَى مَنْ نَاوَأَهُمْ حَتَّى يُقَاتِلَ آخِرُهُمُ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ " .
Mûsâ b. İsmâil bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Katâde'den, o Mutarrif'ten, o da İmrân b. Husayn'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ümmetimden bir topluluk, hak uğrunda savaşmaya ve kendilerine karşı çıkanlara galip gelmeye, onların sonuncusu Mesih Deccâl ile savaşıncaya kadar devam edecektir."
2485. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سُئِلَ أَىُّ الْمُؤْمِنِينَ أَكْمَلُ إِيمَانًا قَالَ " رَجُلٌ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ وَرَجُلٌ يَعْبُدُ اللَّهَ فِي شِعْبٍ مِنَ الشِّعَابِ قَدْ كُفِيَ النَّاسُ شَرَّهُ " .
Ebû’l-Velîd et-Tayâlisî bize anlattı; Süleyman b. Kesîr bize anlattı; Zührî, Atâ b. Yezîd’den, o da Ebû Saîd’den rivayet ettiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle sorulmuştur: "Müminlerin iman bakımından en kâmil olanı hangisidir?" (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah yolunda canıyla ve malıyla cihad eden kimse ile insanların şerrinden emin olduğu (kendi hâlinde) bir vadide Allah'a ibadet eden kimsedir."
2486. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ التَّنُوخِيُّ أَبُو الْجَمَاهِرِ، حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنِي الْعَلاَءُ بْنُ الْحَارِثِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ائْذَنْ لِي فِي السِّيَاحَةِ . قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ سِيَاحَةَ أُمَّتِي الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ تَعَالَى " .
Ebû’l-Cemâhir Muhammed b. Osmân et-Tenûhî bize anlattı; el-Heysem b. Humeyd bize anlattı; el-Alâ b. el-Hâris bana haber verdi; Kâsım b. Abdurrahman’dan, o da Ebû Umâme’den rivayet ettiğine göre: Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü! (Sürekli yolculuk yapıp ibadet olan) seyahate çıkmam için bana izin ver" dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz ümmetimin seyahati, yüce Allah yolunda cihad etmektir."
2487. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُصَفَّى، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ، عَنِ ابْنِ شُفَىٍّ، عَنْ شُفَىِّ بْنِ مَاتِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، - هُوَ ابْنُ عَمْرٍو - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَفْلَةٌ كَغَزْوَةٍ " .
Muhammed b. el-Musaffâ bize anlattı; Ali b. Ayyaş bize anlattı; Leys b. Sa’d’dan, Hayve bize anlattı; İbn Şüfay’dan, o Şüfay b. Mâti’den, o da Abdullah’tan [ki o İbn Amr’dır], o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet ettiğine göre: Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Savaştan sonra) geri dönüş de gazve (sevabı) gibidir."
2488. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَلاَّمٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ فَرَجِ بْنِ فَضَالَةَ، عَنْ عَبْدِ الْخَبِيرِ بْنِ ثَابِتِ بْنِ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُقَالُ لَهَا أُمُّ خَلاَّدٍ وَهِيَ مُنْتَقِبَةٌ تَسْأَلُ عَنِ ابْنِهَا وَهُوَ مَقْتُولٌ فَقَالَ لَهَا بَعْضُ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم جِئْتِ تَسْأَلِينَ عَنِ ابْنِكِ وَأَنْتِ مُنْتَقِبَةٌ فَقَالَتْ إِنْ أُرْزَإِ ابْنِي فَلَنْ أُرْزَأَ حَيَائِي . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ابْنُكِ لَهُ أَجْرُ شَهِيدَيْنِ " . قَالَتْ وَلِمَ ذَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " لأَنَّهُ قَتَلَهُ أَهْلُ الْكِتَابِ " .
Abdurrahman b. Sellâm bize anlattı; Haccâc b. Muhammed bize anlattı; Ferec b. Fadâle’den, o Abdülhabîr b. Sâbit b. Kays b. Şemmâs’tan, o babasından, o da dedesinden rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ümmü Hallâd denilen bir kadın, (cihad ederken) şehid düşen oğlu hakkında soru sormak üzere Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. Kendisi peçeli idi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bazıları ona: "Sen (şehid düşen) oğlunu sormaya geldiğin hâlde peçeli misin?" dediler. O da: "Oğlumu kaybetmişsem hayâmı da kaybetmiş değilim ya!" cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Senin oğlun iki şehid ecri alacaktır." Kadın: "Neden ey Allah'ın Resûlü?" diye sordu. (Resûlullah da:) "Çünkü onu Ehl-i Kitap öldürdü" buyurdu.
2489. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّا، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ بِشْرٍ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ بَشِيرِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَرْكَبُ الْبَحْرَ إِلاَّ حَاجٌّ أَوْ مُعْتَمِرٌ أَوْ غَازٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنَّ تَحْتَ الْبَحْرِ نَارًا وَتَحْتَ النَّارِ بَحْرًا " .
Saîd b. Mansûr bize anlattı; İsmâil b. Zekeriyyâ bize anlattı; Mutarrif’ten, o Bişr Ebû Abdullah’tan, o Beşîr b. Müslim’den, o da Abdullah b. Amr’dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Denize ancak hacı, umre yapan veya Allah yolunda savaşan kimse binsin. Çünkü denizin altında ateş, ateşin altında da bir deniz vardır."
2490. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْعَتَكِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - يَعْنِي ابْنَ زَيْدٍ - عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ حَدَّثَتْنِي أُمُّ حَرَامٍ بِنْتُ مِلْحَانَ، أُخْتُ أُمِّ سُلَيْمٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ عِنْدَهُمْ فَاسْتَيْقَظَ وَهُوَ يَضْحَكُ . قَالَتْ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَضْحَكَكَ قَالَ " رَأَيْتُ قَوْمًا مِمَّنْ يَرْكَبُ ظَهْرَ هَذَا الْبَحْرِ كَالْمُلُوكِ عَلَى الأَسِرَّةِ " . قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ . قَالَ " فَإِنَّكِ مِنْهُمْ " . قَالَتْ ثُمَّ نَامَ فَاسْتَيْقَظَ وَهُوَ يَضْحَكُ . قَالَتْ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَضْحَكَكَ فَقَالَ مِثْلَ مَقَالَتِهِ . قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ . قَالَ " أَنْتِ مِنَ الأَوَّلِينَ " . قَالَ فَتَزَوَّجَهَا عُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ فَغَزَا فِي الْبَحْرِ فَحَمَلَهَا مَعَهُ فَلَمَّا رَجَعَ قُرِّبَتْ لَهَا بَغْلَةٌ لِتَرْكَبَهَا فَصَرَعَتْهَا فَانْدَقَّتْ عُنُقُهَا فَمَاتَتْ .
Süleyman b. Dâvud el-Atekî bize anlattı; Hammâd [yani İbn Zeyd] bize anlattı; Yahyâ b. Saîd’den, o Muhammed b. Yahyâ b. Habbân’dan, o da Enes b. Mâlik’ten rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ümmü Süleym'in kız kardeşi Ümmü Harâm bint Milhân bana şöyle anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onların yanında uyumuştu; (bir müddet sonra) gülerek uyandı. (Ümmü Harâm) dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Sizi güldüren nedir?" dedim. "Şu denizin sırtında (gemiye binip) giden birtakım insanlar gördüm; onlar (gemilerde) tahtlar üzerindeki hükümdarlar gibiydiler" buyurdu. Dedim ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Benim de onlardan olmam için Allah'a dua et!" O da: "Sen onlardansın" buyurdu. Sonra tekrar uyudu ve gülerek uyandı. Ben de: "Ey Allah'ın Resûlü! Sizi güldüren nedir?" dedim. Yine önceki gibi cevap verdi. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Benim de onlardan olmam için Allah'a dua et!" deyince: "Sen ilk (sefer yapacak gruptan)sın" buyurdu. (Enes) dedi ki: Ubâde b. es-Sâmit onunla evlendi ve deniz seferine çıktı. Ümmü Harâm'ı da yanında götürdü. Dönüşlerinde (binmesi için) bir katır getirildi; hayvan onu yere attı, boynu kırıldı ve vefat etti.
2491. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا ذَهَبَ إِلَى قُبَاءٍ يَدْخُلُ عَلَى أُمِّ حَرَامٍ بِنْتِ مِلْحَانَ - وَكَانَتْ تَحْتَ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ - فَدَخَلَ عَلَيْهَا يَوْمًا فَأَطْعَمَتْهُ وَجَلَسَتْ تَفْلِي رَأْسَهُ . وَسَاقَ هَذَا الْحَدِيثَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَمَاتَتْ بِنْتُ مِلْحَانَ بِقُبْرُصَ .
Ka’nebî, Mâlik’ten, o İshak b. Abdullah b. Ebî Talha’dan, o da Enes b. Mâlik’in şöyle dediğini işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Kuba'ya gittiği zaman, Ubâde b. es-Sâmit'in nikâhı altında bulunan Ümmü Harâm bint Milhân'ın evine uğrardı. Bir gün yine onun yanına girdi. Ümmü Harâm ona yemek çıkardı ve başındaki bitleri temizlemek üzere yanına oturdu... (Râvi) bu hadisi (önceki gibi) nakletti. Ebû Dâvud dedi ki: Bint Milhân (Ümmü Harâm), Kıbrıs'ta vefat etti.
2492. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أُخْتِ أُمِّ سُلَيْمٍ الرُّمَيْصَاءِ، قَالَتْ نَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَيْقَظَ وَكَانَتْ تَغْسِلُ رَأْسَهَا فَاسْتَيْقَظَ وَهُوَ يَضْحَكُ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَضْحَكُ مِنْ رَأْسِي قَالَ " لاَ " . وَسَاقَ هَذَا الْخَبَرَ يَزِيدُ وَيَنْقُصُ .
Yahyâ b. Maîn bize anlattı; Hişâm b. Yûsuf bize anlattı; Ma’mer’den, o Zeyd b. Eslem’den, o Atâ b. Yesâr’dan, o da Ümmü Süleym’in kız kardeşi Rümeysâ’dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (bizim yanımızda) uyumuştu. (Ümmü Süleym'in kız kardeşi) kendi başını yıkarken (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) gülerek uyandı. (Kadın:) "Ey Allah'ın Resûlü! Benim başıma mı gülüyorsunuz?" diye sordu. O da: "Hayır" buyurdu... (Râvi) bazı fazlalık ve eksikliklerle bu haberi (önceki hadisler gibi) nakletti.
2493. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكَّارٍ الْعَيْشِيُّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، ح حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ الْجَوْبَرِيُّ الدِّمَشْقِيُّ، - الْمَعْنَى - قَالَ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ، أَخْبَرَنَا هِلاَلُ بْنُ مَيْمُونٍ الرَّمْلِيُّ، عَنْ يَعْلَى بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ أُمِّ حَرَامٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " الْمَائِدُ فِي الْبَحْرِ الَّذِي يُصِيبُهُ الْقَىْءُ لَهُ أَجْرُ شَهِيدٍ وَالْغَرِقُ لَهُ أَجْرُ شَهِيدَيْنِ " .
Muhammed b. Bekkâr el-Ayşî bize anlattı; Mervân bize anlattı. (Diğer bir senedle) Abdülvehhâb b. Abdürrahim el-Cevberî ed-Dımaşkî (mana olarak) bize anlattı; Mervân bize anlattı; Hilal b. Meymun er-Remlî bize haber verdi; Ya’lâ b. Şeddâd’dan, o Ümmü Harâm’dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet ettiğine göre: Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Deniz (yolculuğun)da deniz tutmasıyla midesi bulanan (ve kusan) kişi için bir şehid ecri, (denizde) boğulan kimse için ise iki şehid ecri vardır."
2494. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ عَتِيقٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُسْهِرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، - يَعْنِي ابْنَ سَمَاعَةَ - حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ الْبَاهِلِيِّ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " ثَلاَثَةٌ كُلُّهُمْ ضَامِنٌ عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ رَجُلٌ خَرَجَ غَازِيًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَهُوَ ضَامِنٌ عَلَى اللَّهِ حَتَّى يَتَوَفَّاهُ فَيُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ أَوْ يَرُدَّهُ بِمَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ وَغَنِيمَةٍ وَرَجُلٌ رَاحَ إِلَى الْمَسْجِدِ فَهُوَ ضَامِنٌ عَلَى اللَّهِ حَتَّى يَتَوَفَّاهُ فَيُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ أَوْ يَرُدَّهُ بِمَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ وَغَنِيمَةٍ وَرَجُلٌ دَخَلَ بَيْتَهُ بِسَلاَمٍ فَهُوَ ضَامِنٌ عَلَى اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ " .
Abdüsselâm b. Atîk bize anlattı; Ebû Müshir bize anlattı; İsmâil b. Abdullah [yani İbn Semâa] bize anlattı; Evzâî bize anlattı; Süleyman b. Habîb bana anlattı; Ebû Ümâme el-Bâhilî’den, o da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet ettiğine göre: Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Üç sınıf (insan) vardır ki onların hepsi de Aziz ve Celil olan Allah'ın güvencesi (himayesi) altındadır. (Birincisi) Allah yolunda gazaya çıkan kimsedir ki Allah onu vefat ettirip cennete koyuncaya veya kazandığı ecir ve ganimetle (evine) döndürünceye kadar Allah'ın güvencesi altındadır. (İkincisi) mescide giden kimsedir ki o da Allah onu vefat ettirip cennete koyuncaya veya kazandığı ecir ve ganimetle döndürünceye kadar Allah'ın güvencesi altındadır. (Üçüncüsü ise) evine selam vererek giren kimsedir; o da Aziz ve Celil olan Allah'ın güvencesi altındadır."
2495. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ الْبَزَّازُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ جَعْفَرٍ - عَنِ الْعَلاَءِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَجْتَمِعُ فِي النَّارِ كَافِرٌ وَقَاتِلُهُ أَبَدًا " .
Muhammed b. es-Sabbâh el-Bezzâz bize anlattı; İsmâil [yani İbn Ca’fer] bize anlattı; el-Alâ’dan, o babasından, o da Ebû Hüreyre’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Bir kâfir ile onu öldüren mümin, cehennem ateşinde asla bir araya gelmezler."
2496. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ قَعْنَبٍ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " حُرْمَةُ نِسَاءِ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ كَحُرْمَةِ أُمَّهَاتِهِمْ وَمَا مِنْ رَجُلٍ مِنَ الْقَاعِدِينَ يَخْلُفُ رَجُلاً مِنَ الْمُجَاهِدِينَ فِي أَهْلِهِ إِلاَّ نُصِبَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقِيلَ لَهُ هَذَا قَدْ خَلَفَكَ فِي أَهْلِكَ فَخُذْ مِنْ حَسَنَاتِهِ مَا شِئْتَ " . فَالْتَفَتَ إِلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَا ظَنُّكُمْ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ كَانَ قَعْنَبٌ رَجُلاً صَالِحًا وَكَانَ ابْنُ أَبِي لَيْلَى أَرَادَ قَعْنَبًا عَلَى الْقَضَاءِ فَأَبَى عَلَيْهِ وَقَالَ أَنَا أُرِيدُ الْحَاجَةَ بِدِرْهَمٍ فَأَسْتَعِينُ عَلَيْهَا بِرَجُلٍ . قَالَ وَأَيُّنَا لاَ يَسْتَعِينُ فِي حَاجَتِهِ قَالَ أَخْرِجُونِي حَتَّى أَنْظُرَ فَأُخْرِجَ فَتَوَارَى . قَالَ سُفْيَانُ بَيْنَمَا هُوَ مُتَوَارٍ إِذْ وَقَعَ عَلَيْهِ الْبَيْتُ فَمَاتَ .
Saîd b. Mansûr bize anlattı; Süfyân bize anlattı; Ka’neb’den, o Alkame b. Mersed’den, o İbn Büreyde’den, o da babasından rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Cihada gitmeyip geride kalanlar için mücahidlerin eşleri, kendi anneleri gibi haramdır. Geride kalanlardan bir adam, cihada giden bir mücahidin ailesine sahip çıkmak (ve ihtiyaçlarını görmek) üzere onun yerini alır da (bu konuda ona ihanet ederse), kıyamet günü bu mücahidin karşısında durdurulur ve kendisine: 'İşte bu, senin ailene sahip çıkmak üzere yerine kalmıştı; şimdi onun sevaplarından dilediğin kadar al!' denilir." Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize (ashabına) dönerek: "Bu durumda (o adamın sevaplarından neyi bırakacağını) zannedersiniz?" buyurdu. Ebû Dâvud dedi ki: Ka’neb salih bir adamdı. İbn Ebî Leylâ, Ka’neb'i kadılık (teklifiyle) istemiş, o da bunu reddederek şöyle demişti: "Ben bir dirhemlik bir ihtiyacımı görmek için bile başka bir adamdan yardım dilerim (kadılık bana göre değil)." (İbn Ebî Leylâ da:) "Hangimiz işlerinde başkasından yardım almaz ki?" dedi. (Ka’neb ise:) "Beni (dışarı) çıkarın da bir bakayım (düşüneyim)" dedi. Çıkınca da gizlendi. Süfyân dedi ki: O, gizlendiği yerdeyken evin tavanı üzerine çöktü ve vefat etti.
2497. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ، وَابْنُ، لَهِيعَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو هَانِئٍ الْخَوْلاَنِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيَّ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ غَازِيَةٍ تَغْزُو فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيُصِيبُونَ غَنِيمَةً إِلاَّ تَعَجَّلُوا ثُلُثَىْ أَجْرِهِمْ مِنَ الآخِرَةِ وَيَبْقَى لَهُمُ الثُّلُثُ فَإِنْ لَمْ يُصِيبُوا غَنِيمَةً تَمَّ لَهُمْ أَجْرُهُمْ " .
Ubeydullah b. Ömer b. Meysere bize anlattı; Abdullah b. Yezîd bize anlattı; Hayve ve İbn Lehîa dediler ki: Ebû Hâni’ el-Havlânî bize anlattı; o Ebû Abdurrahman el-Hubulî’yi şöyle derken işitmiştir: Abdullah b. Amr'ın şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah yolunda savaşa çıkıp da ganimet elde eden hiçbir askerî birlik yoktur ki (ganimet almakla) ahiretteki ecirlerinin üçte ikisini (dünyada) peşin almış olmasınlar; geriye onlar için (ahirette) sadece üçte biri kalır. Eğer ganimet elde edemezlerse ecirleri (ahirette) tastamam kalır."
2498. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَيُّوبَ، وَسَعِيدِ بْنِ أَبِي أَيُّوبَ، عَنْ زَبَّانَ بْنِ فَائِدٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ مُعَاذٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الصَّلاَةَ وَالصِّيَامَ وَالذِّكْرَ تُضَاعَفُ عَلَى النَّفَقَةِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِسَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ " .
Ahmed b. Amr b. es-Serh bize anlattı; İbn Vehb bize anlattı; Yahyâ b. Eyyûb ve Saîd b. Ebî Eyyûb’dan, o Zebban b. Fâid’den, o Sehl b. Muâz’dan, o da babasından rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah yolundaki (cihad esnasındaki) namaz, oruç ve zikir, Allah yolundaki nafaka (harcama) üzerine yedi yüz kat katlanır."
2499. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ نَجْدَةَ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ بْنُ الْوَلِيدِ، عَنِ ابْنِ ثَوْبَانَ، عَنْ أَبِيهِ، يَرُدُّ إِلَى مَكْحُولٍ إِلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ غُنْمٍ الأَشْعَرِيِّ أَنَّ أَبَا مَالِكٍ الأَشْعَرِيَّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ فَصَلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَمَاتَ أَوْ قُتِلَ فَهُوَ شَهِيدٌ أَوْ وَقَصَهُ فَرَسُهُ أَوْ بَعِيرُهُ أَوْ لَدَغَتْهُ هَامَّةٌ أَوْ مَاتَ عَلَى فِرَاشِهِ أَوْ بِأَىِّ حَتْفٍ شَاءَ اللَّهُ فَإِنَّهُ شَهِيدٌ وَإِنَّ لَهُ الْجَنَّةَ " .
Abdülvehhâb b. Necde bize anlattı; Bakiyye b. el-Velîd bize anlattı; İbn Sevbân’dan, o babasından, o Mekhūl’e, o Abdurrahman b. Gunm el-Eş’arî’ye dayandırarak naklettiğine göre Ebû Mâlik el-Eş’arî şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işitdim: "Kim Allah yolunda (cihad etmek üzere evinden) ayrılır da sonra ölürse veya öldürülürse o şehiddir. Yahut (binmiş olduğu) atı veya devesi onu yere atıp boynunu kırarsa yahut bir zehirli hayvan sokarsa yahut yatağında ölürse veya Allah'ın dilediği herhangi bir şekilde can verirse şüphesiz o şehiddir ve onun için cennet vardır."
2500. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي أَبُو هَانِئٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَالِكٍ، عَنْ فَضَالَةَ بْنِ عُبَيْدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ : " كُلُّ الْمَيِّتِ يُخْتَمُ عَلَى عَمَلِهِ، إِلاَّ الْمُرَابِطَ فَإِنَّهُ يَنْمُو لَهُ عَمَلُهُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَيُؤَمَّنُ مِنْ فَتَّانِ الْقَبْرِ " .
Saîd b. Mansûr bize anlattı; Abdullah b. Vehb bize anlattı; Ebû Hâni’ bana anlattı; Amr b. Mâlik’ten, o da Fadâle b. Ubeyd’den rivayet ettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ölen her kişinin ameli mühürlenir (amel defteri kapanır). Ancak murâbıt (İslam sınırlarında nöbet bekleyen mücahid) müstesnadır; onun ameli kıyamet gününe kadar lehine artmaya devam eder ve o, kabir azabından (imtihanından) emin kılınır."
2501. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو تَوْبَةَ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ، - يَعْنِي ابْنَ سَلاَّمٍ - عَنْ زَيْدٍ، - يَعْنِي ابْنَ سَلاَّمٍ - أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا سَلاَّمٍ، قَالَ حَدَّثَنِي السَّلُولِيُّ أَبُو كَبْشَةَ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ سَهْلُ ابْنُ الْحَنْظَلِيَّةِ، أَنَّهُمْ سَارُوا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ حُنَيْنٍ فَأَطْنَبُوا السَّيْرَ حَتَّى كَانَتْ عَشِيَّةً، فَحَضَرْتُ الصَّلاَةَ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَاءَ رَجُلٌ فَارِسٌ فَقَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي انْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ حَتَّى طَلَعْتُ جَبَلَ كَذَا وَكَذَا فَإِذَا أَنَا بِهَوَازِنَ عَلَى بَكْرَةِ آبَائِهِمْ بِظُعُنِهِمْ وَنَعَمِهِمْ وَشَائِهِمُ اجْتَمَعُوا إِلَى حُنَيْنٍ . فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ : " تِلْكَ غَنِيمَةُ الْمُسْلِمِينَ غَدًا إِنْ شَاءَ اللَّهُ " . ثُمَّ قَالَ : " مَنْ يَحْرُسُنَا اللَّيْلَةَ " . قَالَ أَنَسُ بْنُ أَبِي مَرْثَدٍ الْغَنَوِيُّ : أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ : " فَارْكَبْ " . فَرَكِبَ فَرَسًا لَهُ فَجَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " اسْتَقْبِلْ هَذَا الشِّعْبَ حَتَّى تَكُونَ فِي أَعْلاَهُ وَلاَ نُغَرَّنَّ مِنْ قِبَلِكَ اللَّيْلَةَ " . فَلَمَّا أَصْبَحْنَا خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى مُصَلاَّهُ فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ ثُمَّ قَالَ : " هَلْ أَحْسَسْتُمْ فَارِسَكُمْ " . قَالُوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَحْسَسْنَاهُ . فَثُوِّبَ بِالصَّلاَةِ فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي وَهُوَ يَلْتَفِتُ إِلَى الشِّعْبِ حَتَّى إِذَا قَضَى صَلاَتَهُ وَسَلَّمَ قَالَ : " أَبْشِرُوا فَقَدْ جَاءَكُمْ فَارِسُكُمْ " . فَجَعَلْنَا نَنْظُرُ إِلَى خِلاَلِ الشَّجَرِ فِي الشِّعْبِ فَإِذَا هُوَ قَدْ جَاءَ حَتَّى وَقَفَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمَ فَقَالَ : إِنِّي انْطَلَقْتُ حَتَّى كُنْتُ فِي أَعْلَى هَذَا الشِّعْبِ حَيْثُ أَمَرَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا أَصْبَحْتُ اطَّلَعْتُ الشِّعْبَيْنِ كِلَيْهِمَا فَنَظَرْتُ فَلَمْ أَرَ أَحَدًا . فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " هَلْ نَزَلْتَ اللَّيْلَةَ " . قَالَ : لاَ إِلاَّ مُصَلِّيًا أَوْ قَاضِيًا حَاجَةً . فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " قَدْ أَوْجَبْتَ فَلاَ عَلَيْكَ أَنْ لاَ تَعْمَلَ بَعْدَهَا " .
Ebû Tevbe bize anlattı; Muâviye [yani İbn Sellâm] bize anlattı; Zeyd’den [yani İbn Sellâm], o Ebû Sellâm’ı şöyle derken işitmiştir: es-Selûlî Ebû Kebşe bana anlattı; Sehl b. el-Hanzaliyye ona şöyle anlatmıştır: Huneyn günü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yola çıktık; akşama kadar hızlı bir şekilde yürüdük. Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında namaza durduğum sırada bir süvari gelip: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben sizin önünüzden gidip falan falan dağına çıktım. Bir de ne göreyim, Hevâzin kabilesi; kadınları, develeri ve koyunlarıyla bütün varlıklarını yanlarına alarak Huneyn'de toplanmışlar!" Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (bu haber üzerine) gülümsedi ve: "İnşallah bunlar yarın Müslümanların ganimeti olacak" buyurdu. Sonra: "Bu gece bizi kim bekleyecek (nöbet tutacak)?" diye sordu. Enes b. Ebî Mersed el-Ganevî: "Ben (beklerim) ey Allah'ın Resûlü!" dedi. (Resûlullah:) "O hâlde bin!" buyurdu. O da atına binip Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına geldi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Şu geçidin (vadinin) girişindeki en yüksek noktaya çık; bu gece senin tarafındaki zayıf bir noktamızdan baskına uğramayalım!" buyurdu. Sabah olduğunda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazgâhına çıkıp iki rekât (sabahın sünnetini) kıldıktan sonra: "(Gece nöbet tutan) süvarimizi gördünüz mü (sesini duydunuz mu)?" diye sordu. Oradakiler: "Hayır ey Allah'ın Resûlü, onu fark etmedik" dediler. Sonra kamet getirildi (farza duruldu). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazı kıldırırken bir yandan da geçide doğru bakıyordu. Namazı bitirip selam verince: "Müjde! Süvariniz geldi" buyurdu. Geçitteki ağaçlar arasından bakmaya başladık; bir de baktık ki süvari gelmiş ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in karşısında durup selam verdi. (Sonra:) "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bana emrettiği üzere gidip şu geçidin en yüksek noktasına çıktım. Sabah olunca her iki geçidi de kontrol ettim, kimseyi göremedim" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Bu gece (hiç atından) indin mi?" diye sordu. O da: "Sadece namaz kılmak veya ihtiyacımı gidermek için (indim)" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu: "(Cenneti hak eden bir ameli) vacip kıldın; artık bundan sonra (nafile) bir amel işlememen bile sana zarar vermez."
2502. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ الْمَرْوَزِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا وُهَيْبٌ، - قَالَ عَبْدَةُ : يَعْنِي ابْنَ الْوَرْدِ - أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ : " مَنْ مَاتَ وَلَمْ يَغْزُ وَلَمْ يُحَدِّثْ نَفْسَهُ بِالْغَزْوِ مَاتَ عَلَى شُعْبَةٍ مِنْ نِفَاقٍ " .
Abde b. Süleyman el-Mervezî bize anlattı; İbnü’l-Mübârek bize haber verdi; Wuheyb bize haber verdi (Abde: Yani İbnü’l-Verd’dir dedi); Ömer b. Muhammed b. el-Münkedir bana haber verdi; Sümey’den, o Ebû Sâlih’ten, o Ebû Hüreyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet ettiğine göre: Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim (hayatında bir kez olsun) gazaya çıkmadan ve (gönlünden) gaza etmeyi geçirmeden (buna niyet etmeden) ölürse, nifaktan bir şube üzere ölmüş olur."
2503. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ، وَقَرَأْتُهُ، عَلَى يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ رَبِّهِ الْجُرْجُسِيِّ قَالاَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ الْحَارِثِ، عَنِ الْقَاسِمِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ : " مَنْ لَمْ يَغْزُ أَوْ يُجَهِّزْ غَازِيًا أَوْ يَخْلُفْ غَازِيًا فِي أَهْلِهِ بِخَيْرٍ أَصَابَهُ اللَّهُ بِقَارِعَةٍ " . قَالَ يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ رَبِّهِ فِي حَدِيثِهِ : " قَبْلَ يَوْمِ الْقِيَامَةِ " .
Amr b. Osman bize anlattı ve ben (ayrıca) bu hadisi Yezîd b. Abdürabbih el-Cürcüsî’ye okudum; onlar dediler ki: Velîd b. Müslim bize anlattı; Yahyâ b. el-Hâris’ten, o el-Kâsım Ebû Abdurrahman’dan, o Ebû Ümâme’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet ettiğine göre: Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim bizzat gazaya çıkmaz veya bir gaziyi donatmaz (techiz etmez) yahut savaşa giden gazinin ailesine hayırla sahip çıkmazsa, Allah o kimsenin başına (büyük) bir felaket getirir." Yezîd b. Abdürabbih rivayetinde: "Kıyamet gününden önce" (ifadesini de ekledi).
2504. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ : " جَاهِدُوا الْمُشْرِكِينَ بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ وَأَلْسِنَتِكُمْ " .
Mûsâ b. İsmâil bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Humeyd’den, o da Enes’ten rivayet ettiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Müşriklere karşı mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz."
2505. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَرْوَزِيُّ، حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ النَّحْوِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ { إِلاَّ تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا } وَ { مَا كَانَ لأَهْلِ الْمَدِينَةِ } إِلَى قَوْلِهِ { يَعْمَلُونَ } نَسَخَتْهَا الآيَةُ الَّتِي تَلِيهَا { وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً }
Ahmed b. Muhammed el-Mervezî bize anlattı; Ali b. el-Huseyn bana anlattı; babasından, o Yezîd en-Nahvî’den, o İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi can yakıcı bir azapla cezalandırır..." (Tevbe, 39) ve "Medine halkına ve çevrelerindeki bedevilere... yapa geldikleri ameller (sebebiyle)..." (Tevbe, 120-121) ayetlerini, ondan sonra gelen: "Müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir..." (Tevbe, 122) ayeti neshetmiştir.
2506. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنْ عَبْدِ الْمُؤْمِنِ بْنِ خَالِدٍ الْحَنَفِيِّ، حَدَّثَنِي نَجْدَةُ بْنُ نُفَيْعٍ، قَالَ : سَأَلْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ عَنْ هَذِهِ الآيَةِ، { إِلاَّ تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا } قَالَ : فَأُمْسِكَ عَنْهُمُ الْمَطَرُ وَكَانَ عَذَابَهُمْ .
Osmân b. Ebî Şeybe bize anlattı; Zeyd b. el-Hubâb bize anlattı; Abdülmümin b. Hâlid el-Hanefî’den, Necde b. Nüfey’ bana şöyle anlatmıştır: İbn Abbâs'a: "Eğer (savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi can yakıcı bir azapla cezalandırır" (Tevbe, 39) ayetini sordum. O da: "(O dönemde) onlardan yağmur kesildi; işte bu (onlara verilen) azaptı" dedi.
2507. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ خَارِجَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، قَالَ : كُنْتُ إِلَى جَنْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَغَشِيَتْهُ السَّكِينَةُ فَوَقَعَتْ فَخِذُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى فَخِذِي، فَمَا وَجَدْتُ ثِقَلَ شَىْءٍ أَثْقَلَ مِنْ فَخِذِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ سُرِّيَ عَنْهُ فَقَالَ : " اكْتُبْ " . فَكَتَبْتُ فِي كَتِفٍ : لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ . إِلَى آخِرِ الآيَةِ، فَقَامَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ - وَكَانَ رَجُلاً أَعْمَى - لَمَّا سَمِعَ فَضِيلَةَ الْمُجَاهِدِينَ فَقَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ فَكَيْفَ بِمَنْ لاَ يَسْتَطِيعُ الْجِهَادَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَلَمَّا قَضَى كَلاَمَهُ غَشِيَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم السَّكِينَةُ فَوَقَعَتْ فَخِذُهُ عَلَى فَخِذِي وَوَجَدْتُ مِنْ ثِقَلِهَا فِي الْمَرَّةِ الثَّانِيَةِ كَمَا وَجَدْتُ فِي الْمَرَّةِ الأُولَى ثُمَّ سُرِّيَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ : " اقْرَأْ يَا زَيْدُ " . فَقَرَأْتُ { لاَ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ } فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم { غَيْرُ أُولِي الضَّرَرِ } الآيَةَ كُلَّهَا . قَالَ زَيْدٌ : فَأَنْزَلَهَا اللَّهُ وَحْدَهَا فَأَلْحَقْتُهَا، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى مُلْحَقِهَا عِنْدَ صَدْعٍ فِي كَتِفٍ .
Saîd b. Mansûr bize anlattı; Abdurrahman b. Ebî ez-Zinâd bize anlattı; babasından, o Hârice b. Zeyd’den, o da Zeyd b. Sâbit’ten rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanı başında oturuyordum. O sırada Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir sekînet hâli (vahiy ağırlığı) geldi; uyluğu benim uyluğumun üzerine düştü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in uyluğundan daha ağır başka hiçbir şey hissetmemiştim. Vahiy hâli geçince: "Yaz!" buyurdu. Ben de bir kürek kemiği üzerine: "Müminlerden (özürsüz olarak yerlerinde) oturanlar ile Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler bir olmaz..." (Nisâ, 95) ayetini sonuna kadar yazdım. Mücahidlerin faziletini işitince âmâ olan İbn Ümmi Mektûm ayağa kalkıp: "Ey Allah'ın Resûlü! Peki, müminlerden (benim gibi) cihada güç yetiremeyenlerin durumu ne olacak?" dedi. O sözünü bitirince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e (tekrar) vahiy ağırlığı geldi ve uyluğu yine benim uyluğumun üzerine düştü. Bu ikinci defada da ilki gibi aynı ağırlığı hissettim. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem üzerinden bu hâl geçince: "Oku ey Zeyd!" buyurdu. Ben de: "Müminlerden (yerlerinde) oturanlar... bir olmaz" (kısmını) okudum. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Özür sahipleri müstesna" buyurarak ayeti (bu ilaveyle) tamamladı. Zeyd dedi ki: Allah Teâlâ bu istisnayı müstakil olarak indirdi; ben de onu (önce yazdığım yere) ekledim. Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki şu an o ilave ettiğim yerin, o kemik parçasındaki çatlağın yanındaki görüntüsü hâlâ gözümün önündedir.
2508. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ : " لَقَدْ تَرَكْتُمْ بِالْمَدِينَةِ أَقْوَامًا مَا سِرْتُمْ مَسِيرًا وَلاَ أَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ وَلاَ قَطَعْتُمْ مِنْ وَادٍ إِلاَّ وَهُمْ مَعَكُمْ فِيهِ " . قَالُوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ يَكُونُونَ مَعَنَا وَهُمْ بِالْمَدِينَةِ فَقَالَ : " حَبَسَهُمُ الْعُذْرُ " .
Mûsâ b. İsmâil bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Humeyd’den, o Mûsâ b. Enes b. Mâlik’ten, o da babasından rivayet ettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Medine'de öyle kimseler bıraktınız ki her nerede yol alsanız, her ne infak etseniz ve her hangi bir vadiyi geçseniz, onlar (sevap bakımından) şüphesiz sizinle beraberdirler." Ashâb: "Ey Allah'ın Resûlü! Onlar Medine'de oldukları hâlde nasıl bizimle beraber olabilirler?" dediler. (Resûlullah da:) "Onları (gelmekten bir) özür alıkoydu" buyurdu.
2509. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرِو بْنِ أَبِي الْحَجَّاجِ أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ، حَدَّثَنِي يَحْيَى، حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ، حَدَّثَنِي بُسْرُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنِي زَيْدُ بْنُ خَالِدٍ الْجُهَنِيُّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ : " مَنْ جَهَّزَ غَاَزِيًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَقَدْ غَزَا، وَمَنْ خَلَفَهُ فِي أَهْلِهِ بِخَيْرٍ فَقَدْ غَزَا " .
Ebû Ma’mer Abdullah b. Amr b. Ebî’l-Haccâc bize anlattı; Abdülvâris bize anlattı; Hüseyin bize anlattı; Yahyâ bana anlattı; Ebû Seleme bana anlattı; Busr b. Saîd bana anlattı; Zeyd b. Hâlid el-Cühenî bana şöyle anlatmıştır: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim Allah yolunda (cihada gidecek) bir gaziyi donatırsa (techiz ederse), bizzat savaşa gitmiş (gibi) olur. Kim de (cihada giden) bir gazinin ailesine hayırla sahip çıkarsa, o da bizzat savaşa gitmiş (gibi) olur."
2510. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، مَوْلَى الْمَهْرِيِّ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، : أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ إِلَى بَنِي لِحْيَانَ وَقَالَ : " لِيَخْرُجْ مِنْ كُلِّ رَجُلَيْنِ رَجُلٌ " . ثُمَّ قَالَ لِلْقَاعِدِينَ : " أَيُّكُمْ خَلَفَ الْخَارِجَ فِي أَهْلِهِ وَمَالِهِ بِخَيْرٍ كَانَ لَهُ مِثْلُ نِصْفِ أَجْرِ الْخَارِجِ " .
Saîd b. Mansûr bize anlattı; İbn Vehb bize haber verdi; Amr b. el-Hâris bana haber verdi; Yezîd b. Ebî Habîb’den, o el-Mehrî’nin azatlısı Yezîd b. Ebî Saîd’den, o babasından, o da Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet ettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Lihyânoğulları (üzerine sefer tertip etmek) için (ordu) gönderdi ve: "Her iki adamdan biri (savaşa) çıksın" buyurdu. Sonra (evde) kalanlar için de: "Sizden kim, (savaşa) çıkan kimsenin ailesine ve malına hayırla sahip çıkarsa, ona (savaşa) çıkanın kazandığı ecrin yarısı kadarı verilir" buyurdu.
2511. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُلَىِّ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ مَرْوَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ : " شَرُّ مَا فِي رَجُلٍ شُحٌّ هَالِعٌ وَجُبْنٌ خَالِعٌ " .
Abdullah b. el-Cerrâh, Abdullah b. Yezîd’den, o Mûsâ b. Ulây b. Rebâh’tan, o babasından, o da Abdülazîz b. Mervân’dan naklettiğine göre; (Abdülazîz) Ebû Hüreyre'nin şöyle dediğini işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işitdim: "Bir adamda bulunan (huyların) en şerlisi; aşırı (sabırsız ve sızlanan) bir hırs (cimrilik) ve yüreği yerinden söken (insanı halsiz bırakan) bir korkaklıktır."
2512. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، وَابْنِ، لَهِيعَةَ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَسْلَمَ أَبِي عِمْرَانَ، قَالَ : غَزَوْنَا مِنَ الْمَدِينَةِ نُرِيدُ الْقُسْطَنْطِينِيَّةَ، وَعَلَى الْجَمَاعَةِ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ وَالرُّومُ مُلْصِقُو ظُهُورِهِمْ بِحَائِطِ الْمَدِينَةِ، فَحَمَلَ رَجُلٌ عَلَى الْعَدُوِّ فَقَالَ النَّاسُ : مَهْ، مَهْ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، يُلْقِي بِيَدَيْهِ إِلَى التَّهْلُكَةِ . فَقَالَ أَبُو أَيُّوبَ : إِنَّمَا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِينَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ لَمَّا نَصَرَ اللَّهُ نَبِيَّهُ وَأَظْهَرَ الإِسْلاَمَ، قُلْنَا : هَلُمَّ نُقِيمُ فِي أَمْوَالِنَا وَنُصْلِحُهَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى { وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلاَ تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ } فَالإِلْقَاءُ بِالأَيْدِي إِلَى التَّهْلُكَةِ أَنْ نُقِيمَ فِي أَمْوَالِنَا وَنُصْلِحَهَا وَنَدَعَ الْجِهَادَ . قَالَ أَبُو عِمْرَانَ : فَلَمْ يَزَلْ أَبُو أَيُّوبَ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَتَّى دُفِنَ بِالْقُسْطَنْطِينِيَّةِ .
Ahmed b. Amr b. es-Serh bize anlattı; İbn Vehb bize anlattı; Hayve b. Şurayh ve İbn Lehîa’dan, onlar Yezîd b. Ebî Habîb’den, o da Ebû İmrân Eslem’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: İstanbul'u (fethini) isteyerek Medine'den (sefere) çıktık. Birliğin başında Abdurrahman b. Hâlid b. Velîd vardı. Rum ordusu (savunma için) sırtlarını şehir surlarına dayamışlardı. Bizden bir adam düşmanın üzerine (tek başına) atıldı. İnsanlar: "Dur, dur! Lâ ilâhe illâllah! Kendini kendi elleriyle tehlikeye atıyor" dediler. Bunun üzerine Ebû Eyyûb (el-Ensârî) şöyle dedi: "Bu ayet biz Ensâr topluluğu hakkında inmiştir. Allah Nebi'sine yardım edip İslam'ı üstün kıldığı zaman biz: 'Haydi artık, mallarımızın (bahçelerimizin) başında kalalım ve onları ıslah edelim' demiştik. Bunun üzerine yüce Allah: "Allah yolunda infak edin ve kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!" (Bakara, 195) ayetini indirdi. 'Kendi elleriyle kendini tehlikeye atmak'; mallarımızın başında (bahçelerimizde) ikamet edip onları ıslah etmekle meşgul olup cihadı terk etmemizdir." Ebû İmrân dedi ki: "Ebû Eyyûb, İstanbul'da (surlarının dibine) defnedilinceye kadar Allah yolunda cihad etmeye devam etti."
2513. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، حَدَّثَنِي أَبُو سَلاَّمٍ، عَنْ خَالِدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ : " إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يُدْخِلُ بِالسَّهْمِ الْوَاحِدِ ثَلاَثَةَ نَفَرٍ الْجَنَّةَ : صَانِعَهُ يَحْتَسِبُ فِي صَنْعَتِهِ الْخَيْرَ، وَالرَّامِيَ بِهِ، وَمُنْبِلَهُ، وَارْمُوا وَارْكَبُوا، وَأَنْ تَرْمُوا أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ تَرْكَبُوا، لَيْسَ مِنَ اللَّهْوِ إِلاَّ ثَلاَثٌ : تَأْدِيبُ الرَّجُلِ فَرَسَهُ وَمُلاَعَبَتُهُ أَهْلَهُ وَرَمْيُهُ بِقَوْسِهِ وَنَبْلِهِ، وَمَنْ تَرَكَ الرَّمْىَ بَعْدَ مَا عَلِمَهُ رَغْبَةً عَنْهُ فَإِنَّهَا نِعْمَةٌ تَرَكَهَا " . أَوْ قَالَ : " كَفَرَهَا " .
Saîd b. Mansûr bize anlattı; Abdullah b. el-Mübârek bize anlattı; Abdurrahman b. Yezîd b. Câbir bana anlattı; Ebû Sellâm bana anlattı; Hâlid b. Zeyd’den, o da Ukbe b. Âmir’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işitdim: "Aziz ve Celil olan Allah, tek bir ok sebebiyle üç kişiyi cennete koyar: Onu hayır umarak (Allah rızası için) imal eden sanatkârı, o oku atan mücahidi ve o oku (atana) uzatan (veya temin eden) kimseyi. (Ey Müslümanlar!) Ok atın ve ata binin. Ok atmanız, ata binmenizden bana daha sevimlidir. Şu üç şey dışında (vakit geçirmek için yapılan) hiçbir eğlence (övülmeye değer) değildir: Kişinin atını eğitmesi (terbiye etmesi), eşiyle şakalaşması ve yayıyla ok atması. Kim ok atmayı öğrendikten sonra ondan yüz çevirerek (ihmal edip) bırakırsa, şüphesiz o, bir nimeti terk etmiş olur" -veya şöyle buyurdu:- "ona nankörlük etmiş olur."
2514. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ أَبِي عَلِيٍّ، : ثُمَامَةَ بْنِ شُفَىٍّ الْهَمْدَانِيِّ أَنَّهُ سَمِعَ عُقْبَةَ بْنَ عَامِرٍ الْجُهَنِيَّ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ يَقُولُ : " { وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ } أَلاَ إِنَّ الْقُوَّةَ الرَّمْىُ، أَلاَ إِنَّ الْقُوَّةَ الرَّمْىُ، أَلاَ إِنَّ الْقُوَّةَ الرَّمْىُ " .
Saîd b. Mansûr bize anlattı; Abdullah b. Vehb bize anlattı; Amr b. el-Hâris bana haber verdi; Ebû Ali Sümâme b. Şüfay el-Hemdânî’den, o Ukbe b. Âmir el-Cühenî’nin şöyle dediğini işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minber üzerindeyken şöyle buyururken işitdim: "Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın!" (Enfâl, 60) Dikkat edin, şüphesiz kuvvet ok atmaktır; dikkat edin, şüphesiz kuvvet ok atmaktır; dikkat edin, şüphesiz kuvvet ok atmaktır!"
2515. Hadis
حَدَّثَنَا حَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ الْحَضْرَمِيُّ، حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، حَدَّثَنِي بَحِيرٌ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ أَبِي بَحْرِيَّةَ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ : " الْغَزْوُ غَزْوَانِ فَأَمَّا مَنِ ابْتَغَى وَجْهَ اللَّهِ، وَأَطَاعَ الإِمَامَ، وَأَنْفَقَ الْكَرِيمَةَ، وَيَاسَرَ الشَّرِيكَ، وَاجْتَنَبَ الْفَسَادَ، فَإِنَّ نَوْمَهُ وَنَبْهَهُ أَجْرٌ كُلُّهُ وَأَمَّا مَنْ غَزَا فَخْرًا وَرِيَاءً وَسُمْعَةً، وَعَصَى الإِمَامَ، وَأَفْسَدَ فِي الأَرْضِ، فَإِنَّهُ لَمْ يَرْجِعْ بِالْكَفَافِ " .
Hayve b. Şurayh el-Hadramî bize anlattı; Bakiyye bize anlattı; Bahîr bana anlattı; Halid b. Ma’dân’dan, o Ebû Bahriyye’den, o da Muâz b. Cebel’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Gazve (savaş) iki türlüdür. Kim Allah'ın rızasını dileyerek savaşa çıkar, komutana (imama) itaat eder, kıymet verdiği malını (Allah yolunda) harcar, arkadaşına (cihad ortağına) kolaylık gösterir ve bozgunculuktan sakınırsa, şüphesiz onun uykusu da uyanıklığı da tamamen ecirdir (sevaptır). Kim de övünmek, gösteriş yapmak ve şan-şöhret kazanmak için savaşa çıkar, komutana (imama) karşı gelir ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırsa, o kimse (sevap kazanamadığı gibi, günahlarını da) dengeli bir şekilde (başabaş) geri dönemez."
2516. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو تَوْبَةَ، : الرَّبِيعُ بْنُ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْقَاسِمِ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ، عَنِ ابْنِ مِكْرَزٍ، - رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الشَّامِ - عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، : أَنَّ رَجُلاً، قَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ، رَجُلٌ يُرِيدُ الْجِهَادَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَهُوَ يَبْتَغِي عَرَضًا مِنْ عَرَضِ الدُّنْيَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " لاَ أَجْرَ لَهُ " . فَأَعْظَمَ ذَلِكَ النَّاسُ، وَقَالُوا لِلرَّجُلِ : عُدْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَعَلَّكَ لَمْ تُفَهِّمْهُ . فَقَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ، رَجُلٌ يُرِيدُ الْجِهَادَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَهُوَ يَبْتَغِي عَرَضًا مِنْ عَرَضِ الدُّنْيَا . فَقَالَ : " لاَ أَجْرَ لَهُ " . فَقَالُوا لِلرَّجُلِ : عُدْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَقَالَ لَهُ الثَّالِثَةَ، فَقَالَ لَهُ : " لاَ أَجْرَ لَهُ " .
Ebû Tevbe er-Rebî’ b. Nâfi’, İbnü’l-Mübârek’ten, o İbn Ebî Zi’b’den, o el-Kâsım’dan, o Bükeyr b. Abdullah b. el-Eşecc’den, o Şam ehlinden bir adam olan İbn Mikrez’den, o da Ebû Hüreyre’den rivayet ettiğine göre: Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Bir adam Allah yolunda cihad etmek istiyor ancak (bunu yaparken) bir yandan da dünya malından bir şeyler (ganimet vb.) elde etmeyi arzuluyor (ise durumu nedir)?" diye sordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Onun için hiçbir sevap yoktur" buyurdu. İnsanlar (bu cevabın ağırlığı karşısında) durumu çok büyük gördüler ve adama: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e tekrar sor; belki sen meramını ona tam anlatamadın" dediler. Adam (tekrar): "Ey Allah'ın Resûlü! Bir adam Allah yolunda cihad etmek istiyor ancak bir yandan da dünya malından bir şeyler arzuluyor" dedi. Resûlullah: "Onun için sevap yoktur" buyurdu. İnsanlar adama: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e tekrar dön (bi daha sor)" dediler. Adam üçüncü kez sorduğunda Resûlullah yine: "Onun için hiçbir sevap yoktur" buyurdu.
2517. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى، : أَنَّ أَعْرَابِيًّا، جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ : إِنَّ الرَّجُلَ يُقَاتِلُ لِلذِّكْرِ، وَيُقَاتِلُ لِيُحْمَدَ، وَيُقَاتِلُ لِيَغْنَمَ، وَيُقَاتِلُ لِيُرَى مَكَانُهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " مَنْ قَاتَلَ حَتَّى تَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ أَعْلَى فَهُوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ " .
Hafsun b. Ömer bize anlattı; Şu’be bize anlattı; Amr b. Mürre’den, o Ebû Vâil’den, o da Ebû Mûsâ’dan rivayet ettiğine göre: Bedevi bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "(Ey Allah'ın Resûlü!) Bir adam adı duyulsun (ün salmak) için savaşır, bir adam övülmek için savaşır, bir adam ganimet elde etmek için savaşır, bir adam da yeri (kahramanlığı) görülsün diye savaşır. (Bunlardan hangisi Allah yolundadır?)" diye sordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim Allah'ın kelimesi (dini) en yüce olsun diye savaşırsa, işte o, Aziz ve Celil olan Allah yolundadır."
2518. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ : سَمِعْتُ مِنْ أَبِي وَائِلٍ، حَدِيثًا أَعْجَبَنِي . فَذَكَرَ مَعْنَاهُ .
Ali b. Müslim bize anlattı; Ebû Dâvud [et-Tayâlisî], Şu’be’den, o da Amr’dan naklettiğine göre; (Amr) şöyle demiştir: Ebû Vâil'den hoşuma giden bir hadis işittim. (Râvi) bu hadisin manasını (önceki hadis gibi) zikretti.
2519. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ حَاتِمٍ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي الْوَضَّاحِ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ حَنَانِ بْنِ خَارِجَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو : يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي عَنِ الْجِهَادِ، وَالْغَزْوِفَقَالَ : " يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، إِنْ قَاتَلْتَ صَابِرًا مُحْتَسِبًا بَعَثَكَ اللَّهُ صَابِرًا مُحْتَسِبًا، وَإِنْ قَاتَلْتَ مُرَائِيًا مُكَاثِرًا بَعَثَكَ اللَّهُ مُرَائِيًا مُكَاثِرًا، يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، عَلَى أَىِّ حَالٍ قَاتَلْتَ أَوْ قُتِلْتَ بَعَثَكَ اللَّهُ عَلَى تِيكَ الْحَالِ " .
Müslim b. Hâtim el-Ensârî bize anlattı; Abdurrahman b. Mehdî bize anlattı; Muhammed b. Ebî’l-Vaddâh bize anlattı; el-Alâ b. Abdullah b. Râfi’den, o Hanân b. Hârice’den, o da Abdullah b. Amr’dan rivayet ettiğine göre Abdullah b. Amr şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resûlü! Bana cihad ve gazve hakkında bilgi ver" dedim. (Resûlullah) şöyle buyurdu: "Ey Abdullah b. Amr! Eğer sabrederek ve sevabını sadece Allah'tan bekleyerek savaşırsan, Allah seni (kıyamet günü) sabretmiş ve sevabını bekleyen biri olarak diriltir. Eğer gösteriş yaparak ve (sayıca çokluğunuzla) övünerek savaşırsan, Allah seni gösterişçi ve övünen biri olarak diriltir. Ey Abdullah b. Amr! Hangi hâl üzere savaşırsan veya öldürülürsen, Allah seni yine o hâl üzere diriltir."
2520. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " لَمَّا أُصِيبَ إِخْوَانُكُمْ بِأُحُدٍ جَعَلَ اللَّهُ أَرْوَاحَهُمْ فِي جَوْفِ طَيْرٍ خُضْرٍ تَرِدُ أَنْهَارَ الْجَنَّةِ، تَأْكُلُ مِنْ ثِمَارِهَا، وَتَأْوِي إِلَى قَنَادِيلَ مِنْ ذَهَبٍ مُعَلَّقَةٍ فِي ظِلِّ الْعَرْشِ، فَلَمَّا وَجَدُوا طِيبَ مَأْكَلِهِمْ وَمَشْرَبِهِمْ وَمَقِيلِهِمْ قَالُوا : مَنْ يُبَلِّغُ إِخْوَانَنَا عَنَّا أَنَّا أَحْيَاءٌ فِي الْجَنَّةِ نُرْزَقُ لِئَلاَّ يَزْهَدُوا فِي الْجِهَادِ وَلاَ يَنْكُلُوا عِنْدَ الْحَرْبِ فَقَالَ اللَّهُ سُبْحَانَهُ : أَنَا أُبَلِّغُهُمْ عَنْكُمْ . قَالَ : فَأَنْزَلَ اللَّهُ { وَلاَ تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا } " . إِلَى آخِرِ الآيَةِ .
Osmân b. Ebî Şeybe bize anlattı; Abdullah b. İdrîs bize anlattı; Muhammed b. İshâk’tan, o İsmâil b. Ümeyye’den, o Ebû’z-Zübeyr’den, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Uhud günü kardeşleriniz şehid düştüğünde Allah onların ruhlarını yeşil kuşların içine yerleştirdi. Bu kuşlar cennet nehirlerine giderler, cennet meyvelerinden yerler ve Arş'ın gölgesinde asılı duran altın kandillere tünerler (orada yuva yaparlar). Onlar bu güzel yiyeceklerin, içeceklerin ve konaklama yerlerinin hoşluğunu görünce: 'Bizim cennette sağ olduğumuzu ve rızıklandırıldığımızı kardeşlerimize kim ulaştıracak ki cihadı küçümsemesinler ve savaş anından kaçmasınlar?' dediler. Yüce olan Allah: 'Onlara sizin hakkınızdaki haberi ben ulaştırırım' buyurdu." (İbn Abbâs) dedi ki: Bunun üzerine Allah: "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma..." (Âl-i İmrân, 169) ayetini sonuna kadar indirdi.
2521. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عَوْفٌ، حَدَّثَتْنَا حَسْنَاءُ بِنْتُ مُعَاوِيَةَ الصَّرِيمِيَّةُ، قَالَتْ حَدَّثَنَا عَمِّي، قَالَ قُلْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم : مَنْ فِي الْجَنَّةِ قَالَ : " النَّبِيُّ فِي الْجَنَّةِ، وَالشَّهِيدُ فِي الْجَنَّةِ، وَالْمَوْلُودُ فِي الْجَنَّةِ، وَالْوَئِيدُ فِي الْجَنَّةِ " .
Müsedded bize anlattı; Yezîd b. Zurey’ bize anlattı; Avf bize anlattı; Hasnâ bint Muâviye es-Sarîmiyye bize anlattı; (Hasnâ) dedi ki: Amcam bana anlattı, o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: "Cennetlikler kimlerdir?" diye sordum. (Resûlullah) şöyle buyurdu: "Nebi cennettedir, şehid cennettedir, (küçük yaşta ölen) çocuk cennettedir ve (cahiliye döneminde diri diri gömülen) kız çocuğu da cennettedir."
2522. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ رَبَاحٍ الذِّمَارِيُّ، حَدَّثَنِي عَمِّي، : نِمْرَانُ بْنُ عُتْبَةَ الذِّمَارِيُّ قَالَ : دَخَلْنَا عَلَى أُمِّ الدَّرْدَاءِ وَنَحْنُ أَيْتَامٌ فَقَالَتْ : أَبْشِرُوا فَإِنِّي سَمِعْتُ أَبَا الدَّرْدَاءِ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " يُشَفَّعُ الشَّهِيدُ فِي سَبْعِينَ مِنْ أَهْلِ بَيْتِهِ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ : صَوَابُهُ رَبَاحُ بْنُ الْوَلِيدِ .
Ahmed b. Sâlih bize anlattı; Yahyâ b. Hassân bize anlattı; Velîd b. Rebâh ez-Zimârî bize anlattı; Amcam Nimrân b. Utbe ez-Zimârî bana şöyle anlattı: Bizler henüz yetim çocuklar iken Ümmu’d-Derdâ’nın yanına girdik. O da bize: "Müjde! Zira ben Ebû’d-Derdâ'nın şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Şehid, ailesinden yetmiş kişiye şefaat eder'." Ebû Dâvud dedi ki: (Seneddeki râvinin adının) doğrusu Rebâh b. el-Velîd'dir.
2523. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ، - يَعْنِي ابْنَ الْفَضْلِ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ رُومَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ : لَمَّا مَاتَ النَّجَاشِيُّ كُنَّا نَتَحَدَّثُ أَنَّهُ لاَ يَزَالُ يُرَى عَلَى قَبْرِهِ نُورٌ .
Muhammed b. Amr er-Râzî bize anlattı; Seleme [yani İbnü’l-Fadl] bize anlattı; Muhammed b. İshâk’tan, o Yezîd b. Rûmân’dan, o Urve’den, o da Âişe’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Necaşî vefat ettiğinde, bizler onun kabri üzerinde sürekli bir nur görüldüğünü konuşurduk.
2524. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، قَالَ سَمِعْتُ عَمْرَو بْنَ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رُبَيِّعَةَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ خَالِدٍ السُّلَمِيِّ، قَالَ : آخَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ رَجُلَيْنِ فَقُتِلَ أَحَدُهُمَا وَمَاتَ الآخَرُ بَعْدَهُ بِجُمُعَةٍ أَوْ نَحْوِهَا، فَصَلَّيْنَا عَلَيْهِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " مَا قُلْتُمْ " . فَقُلْنَا : دَعَوْنَا لَهُ، وَقُلْنَا : اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ وَأَلْحِقْهُ بِصَاحِبِهِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " فَأَيْنَ صَلاَتُهُ بَعْدَ صَلاَتِهِ وَصَوْمُهُ بَعْدَ صَوْمِهِ " . شَكَّ شُعْبَةُ فِي صَوْمِهِ : " وَعَمَلُهُ بَعْدَ عَمَلِهِ إِنَّ بَيْنَهُمَا كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ " .
Muhammed b. Kesîr bize anlattı; Şu’be bize haber verdi; Amr b. Mürre’den, o Amr b. Meymûn’un şöyle dediğini işitmiştir: Abdullah b. Rubey’a’dan, o da Ubeyd b. Hâlid es-Sülemî’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem iki adamı birbirine kardeş yapmıştı. Bunlardan biri (cihadda) öldürüldü (şehid oldu), diğeri ise ondan bir hafta kadar sonra vefat etti. Biz onun cenaze namazını kıldığımız sırada Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "(Onun için) ne dediniz (nasıl dua ettiniz)?" diye sordu. Biz de: "Onun için dua ettik ve 'Allah'ım! Onu bağışla ve (daha önce şehid olan) arkadaşına kavuştur' dedik" cevabını verdik. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Arkadaşından sonra kıldığı namaz(ların sevabı), tuttuğu oruç(ların sevabı) [Şu’be oruç konusunda şüphe etmiştir] ve yaptığı amel(lerin sevabı) nerede (onları hesaba katmıyor musunuz)? Şüphesiz bu ikisi (şehid olan ile ondan bir hafta sonra ölen) arasındaki derece farkı, gök ile yer arasındaki mesafe gibidir."
2525. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، أَخْبَرَنَا ح، وَحَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، - الْمَعْنَى وَأَنَا لِحَدِيثِهِ، أَتْقَنُ - عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، : سُلَيْمَانَ بْنِ سُلَيْمٍ عَنْ يَحْيَى بْنِ جَابِرٍ الطَّائِيِّ، عَنِ ابْنِ أَخِي أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ : " سَتُفْتَحُ عَلَيْكُمُ الأَمْصَارُ، وَسَتَكُونُ جُنُودٌ مُجَنَّدَةٌ تُقْطَعُ عَلَيْكُمْ فِيهَا بُعُوثٌ فَيَكْرَهُ الرَّجُلُ مِنْكُمُ الْبَعْثَ فِيهَا فَيَتَخَلَّصُ مِنْ قَوْمِهِ ثُمَّ يَتَصَفَّحُ الْقَبَائِلَ يَعْرِضُ نَفْسَهُ عَلَيْهِمْ يَقُولُ : مَنْ أَكْفِيهِ بَعْثَ كَذَا، مَنْ أَكْفِيهِ بَعْثَ كَذَا أَلاَ وَذَلِكَ الأَجِيرُ إِلَى آخِرِ قَطْرَةٍ مِنْ دَمِهِ " .
İbrahim b. Mûsâ er-Râzî bize haber verdi; (H). Amr b. Osmân bize anlattı; Muhammed b. Harb [manayı nakletti ve ben onun hadisini daha sağlam belledim] Ebû Seleme Süleyman b. Süleym’den, o Yahyâ b. Câbir et-Tâî’den, o Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin yeğeninden, o da Ebû Eyyûb’dan rivayet ettiğine göre Ebû Eyyûb, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Yakında size pek çok şehirler fethedilecek ve (orada) hazır ordular bulunacaktır. (O ordular için) size sefer görevleri (nobetleri) yazılacaktır. Sizden bir kimse bu sefer görevine çıkmayı istemeyecek de kabilesinden kaçıp kurtulmaya çalışacaktır. Sonra kabileleri dolaşıp kendini onlara arz ederek: 'Falan yerin sefer görevini benim yerime kim üstlenir? Filan yerin sefer görevine benim yerime kim gider?' diyecektir. Dikkat edin! İşte o kimse, kanının son damlasına kadar (sevaptan mahrum kalmış bir) ücretlidir."
2526. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْحَسَنِ الْمِصِّيصِيُّ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، - يَعْنِي ابْنَ مُحَمَّدٍ - ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنِ ابْنِ شُفَىٍّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ : " لِلْغَازِي أَجْرُهُ، وَلِلْجَاعِلِ أَجْرُهُ وَأَجْرُ الْغَازِي " .
İbrahim b. el-Hasen el-Mıssīsî bize anlattı; Haccâc [yani İbn Muhammed] bize anlattı; (H). Abdülmelik b. Şuayb bize anlattı; İbn Vehb bize anlattı; Leys b. Sa’d’dan, o Hayve b. Şurayh’tan, o İbn Şüfay’dan, o babasından, o da Abdullah b. Amr’dan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Savaşa çıkana kendi ecri; savaşa gidenin masraflarını karşılayana (ücret verene) ise hem kendi ecri hem de savaşa çıkanın ecri kadar sevap vardır."
2527. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَاصِمُ بْنُ حَكِيمٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي عَمْرٍو السَّيْبَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الدَّيْلَمِيِّ، أَنَّ يَعْلَى بْنَ مُنْيَةَ، قَالَ : آذَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْغَزْوِ وَأَنَا شَيْخٌ كَبِيرٌ لَيْسَ لِي خَادِمٌ، فَالْتَمَسْتُ أَجِيرًا يَكْفِينِي وَأُجْرِي لَهُ سَهْمَهُ، فَوَجَدْتُ رَجُلاً، فَلَمَّا دَنَا الرَّحِيلُ أَتَانِي فَقَالَ : مَا أَدْرِي مَا السُّهْمَانُ وَمَا يَبْلُغُ سَهْمِي فَسَمِّ لِي شَيْئًا كَانَ السَّهْمُ أَوْ لَمْ يَكُنْ . فَسَمَّيْتُ لَهُ ثَلاَثَةَ دَنَانِيرَ، فَلَمَّا حَضَرَتْ غَنِيمَتُهُ أَرَدْتُ أَنْ أُجْرِيَ لَهُ سَهْمَهُ، فَذَكَرْتُ الدَّنَانِيرَ، فَجِئْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْتُ لَهُ أَمْرَهُ، فَقَالَ : " مَا أَجِدُ لَهُ فِي غَزْوَتِهِ هَذِهِ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ إِلاَّ دَنَانِيرَهُ الَّتِي سَمَّى " .
Ahmed b. Sâlih bize anlattı; Abdullah b. Vehb bize anlattı; Âsım b. Hakîm bana haber verdi; Yahyâ b. Ebî Amr es-Seybânî’den, o Abdullah b. Deylemî’den rivayet ettiğine göre Ya’lâ b. Münye şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem savaşa çıkılacağını ilan ettiğinde ben (artık) yaşlı bir adamdım ve hizmetçim yoktu. Bu yüzden (benim yerime savaşa gidecek ve) hizmetimi görecek, karşılığında da (ganimetten düşecek olan) payını kendisine vereceğim bir ücretli aradım ve bir adam buldum. Yola çıkma vakti yaklaştığında adam bana gelip: "Ganimet payı nedir, benim payıma ne düşer pek bilmiyorum; bu yüzden (ganimetten pay) düşse de düşmese de bana (vereceğin) belli bir miktar söyle" dedi. Ben de ona üç dinar (vermek üzere) anlaştım. Sonra onun (aldığı) ganimet payı gelince ona o payı vermeyi düşündüm ama (anlaştığımız) üç dinarı hatırladım. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gidip durumu ona anlattım. (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Bu gazvesinden dolayı onun için dünyada da ahirette de (kendisinden razı olunan) sadece anlaştığın o üç dinar vardır (başka bir sevabı yoktur)."
2528. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ : جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ : جِئْتُ أُبَايِعُكَ عَلَى الْهِجْرَةِ وَتَرَكْتُ أَبَوَىَّ يَبْكِيَانِ . فَقَالَ : " ارْجِعْ عَلَيْهِمَا فَأَضْحِكْهُمَا كَمَا أَبْكَيْتَهُمَا " .
Muhammed b. Kesîr bize anlattı; Süfyân bize haber verdi; Atâ b. es-Sâib’den, o babasından, o da Abdullah b. Amr’dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Sana hicret etmek üzere bey’at etmeye geldim ama (gelirken) anne ve babamı ağlar hâlde bıraktım" dedi. (Resûlullah da:) "Onlara geri dön ve onları nasıl ağlattıysan öylece güldür (gönüllerini al)!" buyurdu.
2529. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ : جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ أُجَاهِدُ قَالَ : " أَلَكَ أَبَوَانِ " . قَالَ : نَعَمْ . قَالَ : " فَفِيهِمَا فَجَاهِدْ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ : أَبُو الْعَبَّاسِ هَذَا الشَّاعِرُ اسْمُهُ السَّائِبُ بْنُ فَرُّوخَ .
Muhammed b. Kesîr bize anlattı; Süfyân bize haber verdi; Habîb b. Ebî Sâbit’ten, o Ebü’l-Abbâs’tan, o da Abdullah b. Amr’dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir adam gelip: "Ey Allah'ın Resûlü, ben cihad edebilir miyim?" dedi. Resûlullah: "Annen ve baban var mı (hayattalar mı)?" diye sordu. Adam: "Evet" deyince: "O hâlde sen (onlara hizmet ederek) onlar hakkında cihad et!" buyurdu. Ebû Dâvûd der ki: Buradaki Ebü’l-Abbâs, şairdir ve adı Sâib b. Ferrûh'tur.
2530. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، أَنَّ دَرَّاجًا أَبَا السَّمْحِ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي الْهَيْثَمِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، : أَنَّ رَجُلاً، هَاجَرَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْيَمَنِ، فَقَالَ : " هَلْ لَكَ أَحَدٌ بِالْيَمَنِ " . قَالَ : أَبَوَاىَ . قَالَ : " أَذِنَا لَكَ " . قَالَ : لاَ . قَالَ : " ارْجِعْ إِلَيْهِمَا فَاسْتَأْذِنْهُمَا، فَإِنْ أَذِنَا لَكَ فَجَاهِدْ، وَإِلاَّ فَبِرَّهُمَا " .
Saîd b. Mansûr bize anlattı; Abdullah b. Vehb bize anlattı; Amr b. el-Hâris bana haber verdi; (ona da) Derrâc Ebü's-Semh, Ebü'l-Heysem’den, o da Ebû Saîd el-Hudrî’den rivayet ettiğine göre: Yemenli bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e hicret etmek üzere geldi. (Resûlullah:) "Yemen'de kimsen var mı?" diye sordu. Adam: "Anne ve babam var" dedi. (O da:) "Peki, sana izin verdiler mi?" diye sordu. Adam: "Hayır" deyince şöyle buyurdu: "Onlara dön ve kendilerinden izin iste; eğer izin verirlerse cihad et, yoksa onlara hizmet edip iyilik yaparak (gönüllerini al)!"
2531. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ مُطَهِّرٍ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ : كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَغْزُو بِأُمِّ سُلَيْمٍ وَنِسْوَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ لِيَسْقِينَ الْمَاءَ وَيُدَاوِينَ الْجَرْحَى .
Abdüsselâm b. Mutahher bize anlattı; Ca'fer b. Süleymân bize anlattı; Sâbit’ten, o da Enes’ten rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (orduya) su taşımaları ve yaralıları tedavi etmeleri için beraberinde Ümmü Süleym ve Ensar’dan bir grup kadınla birlikte savaşa çıkardı.
2532. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ بُرْقَانَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي نُشْبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " ثَلاَثَةٌ مِنْ أَصْلِ الإِيمَانِ : الْكَفُّ عَمَّنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَلاَ تُكَفِّرْهُ بِذَنْبٍ وَلاَ تُخْرِجْهُ مِنَ الإِسْلاَمِ بِعَمَلٍ، وَالْجِهَادُ مَاضٍ مُنْذُ بَعَثَنِيَ اللَّهُ إِلَى أَنْ يُقَاتِلَ آخِرُ أُمَّتِي الدَّجَّالَ لاَ يُبْطِلُهُ جَوْرُ جَائِرٍ وَلاَ عَدْلُ عَادِلٍ، وَالإِيمَانُ بِالأَقْدَارِ " .
Saîd b. Mansûr bize anlattı; Ebû Muâviye bize anlattı; Ca'fer b. Burkân bize anlattı; Yezîd b. Ebî Nuşbe’den, o da Enes b. Mâlik’ten rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Üç şey imanın aslındandır: 'Lâ ilâhe illallah' diyen kimseye (ilişmekten) uzak durmak; işlediği bir günahtan dolayı onu tekfir etmemek ve bir amelinden dolayı onu İslam'dan çıkarmamak. Cihad, Allah'ın beni peygamber olarak gönderdiği günden, ümmetimin en sonuncusunun Deccâl ile savaşacağı zamana kadar devam edecektir. Onu (cihadı) ne bir zalimin zulmü ne de bir adilin adaleti ortadan kaldırabilir. (Üçüncüsü de) kadere iman etmektir."
2533. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " الْجِهَادُ وَاجِبٌ عَلَيْكُمْ مَعَ كُلِّ أَمِيرٍ بَرًّا كَانَ أَوْ فَاجِرًا، وَالصَّلاَةُ وَاجِبَةٌ عَلَيْكُمْ خَلْفَ كُلِّ مُسْلِمٍ بَرًّا كَانَ أَوْ فَاجِرًا وَإِنْ عَمِلَ الْكَبَائِرَ، وَالصَّلاَةُ وَاجِبَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ بَرًّا كَانَ أَوْ فَاجِرًا وَإِنْ عَمِلَ الْكَبَائِرَ " .
Ahmed b. Sâlih bize anlattı; İbn Vehb bize anlattı; Muâviye b. Sâlih bana haber verdi; el-Alâ b. el-Hâris’ten, o Mekhûl’den, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "İster iyi olsun ister kötü, her emîrin (idarecinin) yanında cihad etmek size vaciptir. (Kendi) büyük günah işlemiş olsa bile, ister iyi olsun ister kötü olsun her Müslümanın arkasında namaz kılmak size vaciptir. Yine (kendisi) büyük günah işlemiş olsa bile, ister iyi olsun ister kötü olsun (vefat eden) her Müslümanın cenaze namazını kılmak da size vaciptir."
2534. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَبِيدَةُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ نُبَيْحٍ الْعَنَزِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ أَرَادَ أَنْ يَغْزُوَ فَقَالَ : " يَا مَعْشَرَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ، إِنَّ مِنْ إِخْوَانِكُمْ قَوْمًا لَيْسَ لَهُمْ مَالٌ وَلاَ عَشِيرَةٌ فَلْيَضُمَّ أَحَدُكُمْ إِلَيْهِ الرَّجُلَيْنِ أَوِ الثَّلاَثَةَ فَمَا لأَحَدِنَا مِنْ ظَهْرٍ يَحْمِلُهُ إِلاَّ عُقْبَةٌ كَعُقْبَةِ " . يَعْنِي أَحَدِهِمْ . فَضَمَمْتُ إِلَىَّ اثْنَيْنِ أَوْ ثَلاَثَةً، قَالَ : مَا لِي إِلاَّ عُقْبَةٌ كَعُقْبَةِ أَحَدِهِمْ مِنْ جَمَلِي .
Muhammed b. Süleymân el-Enbârî bize anlattı; Ubeyde b. Humayd bize anlattı; el-Esved b. Kays’tan, o Nubeyh el-Anezî’den, o da Câbir b. Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem savaşa çıkmak istediğinde şöyle buyurdu: "Ey Muhacirler ve Ensar topluluğu! Şüphesiz kardeşleriniz arasında ne malı ne de aşireti (akrabası) olan bir topluluk vardır. Bu yüzden sizden her biriniz yanına (masrafını üstlenmek ve bineğini paylaşmak üzere) iki veya üç kişiyi alsın. (Zira) bizim her birimizin, onlardan her birinin nöbetleşe binişi gibi nöbetleşe binmekten başka bir bineği yoktur." (Câbir) dedi ki: "Ben de yanıma iki veya üç kişi aldım. Devem üzerinde benim ancak onlardan birinin nöbetleşe bindiği kadar binme hakkım vardı."
2535. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا أَسَدُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنِي ضَمْرَةُ، أَنَّ ابْنَ زُغْبٍ الإِيَادِيَّ، حَدَّثَهُ قَالَ : نَزَلَ عَلَىَّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حَوَالَةَ الأَزْدِيُّ فَقَالَ لِي : بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِنَغْنَمَ عَلَى أَقْدَامِنَا فَرَجَعْنَا فَلَمْ نَغْنَمْ شَيْئًا وَعَرَفَ الْجُهْدَ فِي وُجُوهِنَا فَقَامَ فِينَا فَقَالَ : " اللَّهُمَّ لاَ تَكِلْهُمْ إِلَىَّ فَأَضْعُفَ عَنْهُمْ، وَلاَ تَكِلْهُمْ إِلَى أَنْفُسِهِمْ فَيَعْجِزُوا عَنْهَا، وَلاَ تَكِلْهُمْ إِلَى النَّاسِ فَيَسْتَأْثِرُوا عَلَيْهِمْ " . ثُمَّ وَضَعَ يَدَهُ عَلَى رَأْسِي - أَوْ قَالَ : عَلَى هَامَتِي - ثُمَّ قَالَ : " يَا ابْنَ حَوَالَةَ إِذَا رَأَيْتَ الْخِلاَفَةَ قَدْ نَزَلَتْ أَرْضَ الْمُقَدَّسَةِ فَقَدْ دَنَتِ الزَّلاَزِلُ وَالْبَلاَبِلُ وَالأُمُورُ الْعِظَامُ، وَالسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنَ النَّاسِ مِنْ يَدِي هَذِهِ مِنْ رَأْسِكَ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ : عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حَوَالَةَ حِمْصِيٌّ .
Ahmed b. Sâlih bize anlattı; Esed b. Mûsâ bize anlattı; Muâviye b. Sâlih bize anlattı; Damra bana haber verdi; (ona da) İbn Zugb el-İyâdî anlatmış ve şöyle demiştir: Abdullah b. Havâle el-Ezdî yanıma uğradığında bana şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi yayan olarak ganimet elde etmemiz için (bir göreve) gönderdi. Biz de (hiçbir şey elde edemeden) geri döndük. (Resûlullah) yüzümüzdeki yorgunluğu görünce ayağa kalkıp şöyle dua etti: "Allah'ım! Onları bana havale etme, zira onlara (bakmaya) gücüm yetmez. Onları kendi nefislerine de bırakma, yoksa buna da güç yetiremezler (perişan olurlar). Onları diğer insanlara da havale etme, yoksa onlar (insanlar) kendilerini onlara tercih ederler (onları ihmal ederler)." Sonra elini başıma —veya tepeme dedi— koydu ve şöyle buyurdu: "Ey İbn Havâle! Hilafetin mukaddes topraklara (Kudüs taraflarına) indiğini gördüğünde, bil ki artık depremler, kederler ve büyük işler/olaylar yaklaşmış demektir. O gün kıyamet insanlara, şu elimin senin başından yakın olduğu mesafeden daha yakındır." Ebû Dâvûd der ki: Abdullah b. Havâle Humusludur.
2536. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا عَطَاءُ بْنُ السَّائِبِ، عَنْ مُرَّةَ الْهَمْدَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " عَجِبَ رَبُّنَا مِنْ رَجُلٍ غَزَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَانْهَزَمَ " . يَعْنِي أَصْحَابَهُ : " فَعَلِمَ مَا عَلَيْهِ فَرَجَعَ حَتَّى أُهْرِيقَ دَمُهُ، فَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى لِمَلاَئِكَتِهِ : انْظُرُوا إِلَى عَبْدِي رَجَعَ رَغْبَةً فِيمَا عِنْدِي وَشَفَقَةً مِمَّا عِنْدِي حَتَّى أُهَرِيقَ دَمُهُ " .
Mûsâ b. İsmâîl bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Atâ b. es-Sâib bize haber verdi; Mürre el-Hemdânî’den, o da Abdullah b. Mes'ûd’dan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Rabbimiz şu kimseden (onun bu davranışından) razı olup hoşnut kalmıştır: Allah yolunda savaşa çıkıp (arkadaşları) bozguna uğradığı hâlde —burada 'arkadaşları' kastedilmektedir— (kaçmanın haram olduğunu ve geri dönmenin) üzerine borç olduğunu bilerek, kanı akıtılıncaya (şehid oluncaya) kadar geri dönüp savaşan kimse. Allah Teâlâ meleklerine şöyle buyurur: 'Şu kuluma bakın! Katımdaki (sevaba) rğabet ederek ve katımdaki (azaptan) korkarak kanı akıtılıncaya kadar geri dönüp (savaştı)!"
2537. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ عَمْرَو بْنَ أُقَيْشٍ، كَانَ لَهُ رِبًا فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَكَرِهَ أَنْ يُسْلِمَ حَتَّى يَأْخُذَهُ فَجَاءَ يَوْمَ أُحُدٍ . فَقَالَ : أَيْنَ بَنُو عَمِّي قَالُوا : بِأُحُدٍ . قَالَ : أَيْنَ فُلاَنٌ قَالُوا : بِأُحُدٍ . قَالَ : أَيْنَ فُلاَنٌ قَالُوا : بِأُحُدٍ . فَلَبِسَ لأْمَتَهُ وَرَكِبَ فَرَسَهُ ثُمَّ تَوَجَّهَ قِبَلَهُمْ، فَلَمَّا رَآهُ الْمُسْلِمُونَ قَالُوا : إِلَيْكَ عَنَّا يَا عَمْرُو . قَالَ : إِنِّي قَدْ آمَنْتُ . فَقَاتَلَ حَتَّى جُرِحَ، فَحُمِلَ إِلَى أَهْلِهِ جَرِيحًا، فَجَاءَهُ سَعْدُ بْنُ مُعَاذٍ فَقَالَ لأُخْتِهِ : سَلِيهِ حَمِيَّةً لِقَوْمِكَ أَوْ غَضَبًا لَهُمْ أَمْ غَضَبًا لِلَّهِ فَقَالَ : بَلْ غَضَبًا لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ فَمَاتَ . فَدَخَلَ الْجَنَّةَ وَمَا صَلَّى لِلَّهِ صَلاَةً .
Mûsâ b. İsmâîl bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Muhammed b. Amr bize haber verdi; Ebû Seleme’den, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre: Amr b. Ukayş'ın Cahiliye döneminden kalma faiz alacakları vardı. Bunları almadan Müslüman olmayı istemiyordu. Nihayet Uhud Savaşı günü geldiğinde: "Amcamın oğulları nerede?" diye sordu. (İnsanlar:) "Uhud'dalar" dediler. "Filanca nerede?" dedi, "Uhud'da" dediler. "Falanca nerede?" dedi, "Uhud'da" dediler. Bunun üzerine hemen zırhını giydi, atına bindi ve onlara doğru yöneldi. Müslümanlar onu gördüklerinde: "Ey Amr, bizden uzak dur!" dediler. O da: "Ben artık iman ettim" dedi ve yaralanıncaya kadar savaştı. Yaralı hâlde ailesinin yanına getirildi. Sa'd b. Muâz yanına gelince (Amr'ın) kız kardeşine: "Ona bir sor bakalım; kavmini koruma duygusuyla mı, onlara duyduğu bir öfke yüzünden mi yoksa Allah için mi (savaştı)?" dedi. (Amr:) "Aksine Allah ve Resûlü için (savaştım)" dedi ve vefat etti. (Böylece) Allah için tek bir vakit namaz bile kılmadan cennete girdi.
2538. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ أَحْمَدُ : كَذَا قَالَ هُوَ - يَعْنِي ابْنَ وَهْبٍ - وَعَنْبَسَةُ - يَعْنِي ابْنَ خَالِدٍ - جَمِيعًا عَنْ يُونُسَ قَالَ أَحْمَدُ : وَالصَّوَابُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ سَلَمَةَ بْنَ الأَكْوَعِ قَالَ : لَمَّا كَانَ يَوْمُ خَيْبَرَ قَاتَلَ أَخِي قِتَالاً شَدِيدًا، فَارْتَدَّ عَلَيْهِ سَيْفُهُ فَقَتَلَهُ فَقَالَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي ذَلِكَ - وَشَكُّوا فِيهِ - : رَجُلٌ مَاتَ بِسِلاَحِهِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " مَاتَ جَاهِدًا مُجَاهِدًا " . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ : ثُمَّ سَأَلْتُ ابْنًا لِسَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ فَحَدَّثَنِي عَنْ أَبِيهِ بِمِثْلِ ذَلِكَ، غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " كَذَبُوا مَاتَ جَاهِدًا مُجَاهِدًا فَلَهُ أَجْرُهُ مَرَّتَيْنِ " .
Ahmed b. Sâlih bize anlattı; Abdullah b. Vehb bize anlattı; Yûnus bana haber verdi; İbn Şihâb’dan şöyle demiştir: Abdurrahman ve Abdullah b. Ka'b b. Mâlik bana haber verdi. Ebû Dâvûd der ki: Ahmed (b. Hanbel) şöyle demiştir: Hem (İbn Vehb) hem de Anbese (b. Hâlid) Yûnus’tan bu şekilde rivayet etmişlerdir. Ahmed (b. Hanbel) der ki: Doğrusu "Abdurrahman b. Abdullah" şeklindedir. Seleme b. el-Ekva’ şöyle demiştir: Hayber günü kardeşim çok şiddetli bir şekilde savaştı. (O esnada) kılıcı kendisine döndü ve onu öldürdü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı bu durum hakkında —bundan şüphe duyarak—: "Kendi silahıyla ölen bir adam (şehid sayılmaz)" dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "O, (Allah yolunda) gayret eden bir mücahid olarak vefat etmiştir" buyurdu. İbn Şihâb dedi ki: Daha sonra Seleme b. el-Ekva'ın bir oğluna sordum; o da bana babasından (yukarıdakine) benzer şekilde rivayet etti. Ancak o şunu da ekledi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Yalan söylediler (yanıldılar)! O, gayret sahibi bir mücahid olarak vefat etti. Onun için iki kat ecir vardır" buyurdu.
2539. Hadis
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ خَالِدٍ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سَلاَّمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي سَلاَّمٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ : أَغَرْنَا عَلَى حَىٍّ مِنْ جُهَيْنَةَ فَطَلَبَ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ رَجُلاً مِنْهُمْ فَضَرَبَهُ فَأَخْطَأَهُ وَأَصَابَ نَفْسَهُ بِالسَّيْفِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " أَخُوكُمْ يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ " . فَابْتَدَرَهُ النَّاسُ فَوَجَدُوهُ قَدْ مَاتَ، فَلَفَّهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِثِيَابِهِ وَدِمَائِهِ وَصَلَّى عَلَيْهِ وَدَفَنَهُ، فَقَالُوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ أَشَهِيدٌ هُوَ قَالَ : " نَعَمْ، وَأَنَا لَهُ شَهِيدٌ " .
Hişâm b. Hâlid ed-Dımeşkî bize anlattı; el-Velîd bize anlattı; Muâviye b. Ebî Sellâm’dan, o babasından, o dedesi Ebû Sellâm’dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bir adamdan rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Cüheyne kabilesinden bir topluluğa baskın yaptık. Müslümanlardan bir adam onlardan birini kovalayıp (kılıçla) vurmak istedi ama (hedefi) ıskalayıp kılıcı kendi kendisine isabet ettirdi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ey Müslüman topluluğu! Kardeşiniz (yardıma ihtiyacı var)!" buyurdu. İnsanlar hemen ona koştular ama onu vefat etmiş hâlde bulduklar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu elbiseleri ve kanıyla sardı, cenaze namazını kıldırdı ve onu defnetti. (Sahabeler:) "Ey Allah'ın Resûlü, o şehid midir?" diye sordular. (Resûlullah da:) "Evet, ben de buna şahidim" buyurdu.
2540. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ يَعْقُوبَ الزَّمْعِيُّ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " ثِنْتَانِ لاَ تُرَدَّانِ، أَوْ قَلَّمَا تُرَدَّانِ : الدُّعَاءُ عِنْدَ النِّدَاءِ، وَعِنْدَ الْبَأْسِ حِينَ يُلْحِمُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا " . قَالَ مُوسَى : وَحَدَّثَنِي رِزْقُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي حَازِمٍ عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ : وَوَقْتَ الْمَطَرِ .
el-Hasen b. Alî bize anlattı; İbn Ebî Meryem bize anlattı; Mûsâ b. Yakub ez-Zem'î bize anlattı; Ebû Hâzim’den, o da Sehl b. Sa'd’dan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "İki dua vardır ki asla —veya çok nadiren— geri çevrilmez: Ezan okunduğu sıradaki dua ve savaşın kızıştığı, insanların birbirine girdiği andaki dua." Mûsâ (b. Yakub) dedi ki: Rizk b. Saîd b. Abdirrahman bana Ebû Hâzim aracılığıyla Sehl b. Sa'd'dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle rivayet etti: "...Ve yağmur yağdığı andaki (dua)."
2541. Hadis
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ خَالِدٍ أَبُو مَرْوَانَ، وَابْنُ الْمُصَفَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا بَقِيَّةُ، عَنِ ابْنِ ثَوْبَانَ، عَنْ أَبِيهِ، يَرُدُّ إِلَى مَكْحُولٍ إِلَى مَالِكِ بْنِ يُخَامِرَ أَنَّ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ، حَدَّثَهُمْ أَنَّهُ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ : " مَنْ قَاتَلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فُوَاقَ نَاقَةٍ فَقَدْ وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ، وَمَنْ سَأَلَ اللَّهَ الْقَتْلَ مِنْ نَفْسِهِ صَادِقًا ثُمَّ مَاتَ أَوْ قُتِلَ فَإِنَّ لَهُ أَجْرَ شَهِيدٍ " . زَادَ ابْنُ الْمُصَفَّى مِنْ هُنَا : " وَمَنْ جُرِحَ جُرْحًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ نُكِبَ نَكْبَةً فَإِنَّهَا تَجِيءُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَغْزَرِ مَا كَانَتْ، لَوْنُهَا لَوْنُ الزَّعْفَرَانِ، وَرِيحُهَا رِيحُ الْمِسْكِ، وَمَنْ خَرَجَ بِهِ خُرَاجٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَإِنَّ عَلَيْهِ طَابَعَ الشُّهَدَاءِ " .
Hişâm b. Hâlid Ebû Mervân ve İbnü'l-Musaffâ bize anlattı; (ikisi de) Bakiye’den, o İbn Sevbân’dan, o babasından, (o Mekhûl’den, o da Mâlik b. Yuhâmir’den naklederek) rivayet ettiklerine göre Muâz b. Cebel onlara, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyurken işittiğini anlatmıştır: "Kim Allah yolunda devenin iki sağımı arasındaki süre kadar (çok kısa bir vakit bile olsa) savaşırsa, cennet onun için vacip olur. Kim gönülden samimiyetle Allah'tan şehid olmayı ister de sonra (ister yatağında) ölsün ister öldürülsün, ona şehid sevabı verilir." İbnü'l-Musaffâ rivayetine şu kısmı da ekledi: "Kim Allah yolunda yaralanır veya başına bir musibet gelirse, o yara kıyamet günü en çok kanadığı hâldeki gibi (taze olarak) gelir. Rengi safran rengi, kokusu ise misk kokusudur. Kimin Allah yolunda (vücudunda) bir çıban/yara çıkarsa, o kimsede şehidlik mührü olur."
2542. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو تَوْبَةَ، عَنِ الْهَيْثَمِ بْنِ حُمَيْدٍ، ح وَحَدَّثَنَا خُشَيْشُ بْنُ أَصْرَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، جَمِيعًا عَنْ ثَوْرِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ نَصْرٍ الْكِنَانِيِّ، عَنْ رَجُلٍوَقَالَ أَبُو تَوْبَةَ : عَنْ ثَوْرِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ شَيْخٍ، مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ عَنْ عُتْبَةَ بْنِ عَبْدٍ السُّلَمِيِّ، - وَهَذَا لَفْظُهُ - أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ : " لاَ تَقُصُّوا نَوَاصِيَ الْخَيْلِ وَلاَ مَعَارِفَهَا وَلاَ أَذْنَابَهَا، فَإِنَّ أَذْنَابَهَا مَذَابُّهَا، وَمَعَارِفَهَا دِفَاؤُهَا، وَنَوَاصِيهَا مَعْقُودٌ فِيهَا الْخَيْرُ " .
Ebû Tevbe bize el-Heysem b. Humayd’dan anlattı. (H) Huşeyş b. Asram bize anlattı; Ebû Âsım bize anlattı; (ikisi de) Sevr b. Yezîd’den, o Nasr el-Kinânî’den, o da bir adamdan rivayet ettiler. Ebû Tevbe ise (isnadında şöye demiştir): Sevr b. Yezîd’den, o Benî Süleym’den bir ihtiyardan, o da Utbe b. Abd es-Sülemî’den —ve bu lafız ona aittir— rivayet ettiğine göre o, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işitmiştir: "Atların alın tüylerini (perçemlerini), yelelerini ve kuyruk tüylerini kesmeyiniz. Çünkü kuyrukları sinekleri kovmaya yarar, yeleleri onları ısıtır (sıcak tutar), alın tüylerine ise hayır ve bereket bağlanmıştır."
2543. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ سَعِيدٍ الطَّالْقَانِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُهَاجِرِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنِي عَقِيلُ بْنُ شَبِيبٍ، عَنْ أَبِي وَهْبٍ الْجُشَمِيِّ، - وَكَانَتْ لَهُ صُحْبَةٌ - قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " عَلَيْكُمْ بِكُلِّ كُمَيْتٍ أَغَرَّ مُحَجَّلٍ، أَوْ أَشْقَرَ أَغَرَّ مُحَجَّلٍ، أَوْ أَدْهَمَ أَغَرَّ مُحَجَّلٍ " .
Hârûn b. Abdullah bize anlattı; Hişâm b. Saîd et-Tâlkānî bize anlattı; Muhammed b. el-Muhâcir el-Ensârî bize anlattı; Akīl b. Şebîb bana haber verdi; (sahabe olan) Ebû Vehb el-Cüşemî’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Sizlere; alnı ak ve ayakları beyaz (sekili) olan koyu doru (kızıl ile siyah arası), alnı ak ve ayakları beyaz olan yağız veya alnı ak ve ayakları beyaz olan doru (kırmızımsı kahverengi) atları tavsiye ederim."
2544. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَوْفٍ الطَّائِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُهَاجِرٍ، حَدَّثَنَا عَقِيلُ بْنُ شَبِيبٍ، عَنْ أَبِي وَهْبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " عَلَيْكُمْ بِكُلِّ أَشْقَرَ أَغَرَّ مُحَجَّلٍ، أَوْ كُمَيْتٍ أَغَرَّ " . فَذَكَرَ نَحْوَهُ . قَالَ مُحَمَّدٌ - يَعْنِي ابْنَ مُهَاجِرٍ - سَأَلْتُهُ : لِمَ فَضَّلَ الأَشْقَرَ قَالَ : لأَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ سَرِيَّةً فَكَانَ أَوَّلَ مَنْ جَاءَ بِالْفَتْحِ صَاحِبُ أَشْقَرَ .
Muhammed b. Avf et-Tâî bize anlattı; Ebü’l-Mugīre bize anlattı; Muhammed b. Muhâcir bize anlattı; Akīl b. Şebîb bize anlattı; Ebû Vehb’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Sizlere; alnı ak ve ayakları beyaz olan doru veya alnı ak olan koyu doru atları tavsiye ederim." (Ravi devam ederek) yukarındakine benzer (bir hadis) zikretti. Muhammed (b. Muhâcir) şöyle demiştir: "Ona (Akīl b. Şebîb’e), Nebi’nin neden doru atı üstün tuttuğunu sordum. O da: 'Çünkü Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir seriyye (askeri birlik) göndermişti; (zafer haberini ve) fethi ilk getiren kimse doru bir atın sahibi idi' dedi."
2545. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مَعِينٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ شَيْبَانَ، عَنْ عِيسَى بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : " يُمْنُ الْخَيْلِ فِي شُقْرِهَا " .
Yahyâ b. Maîn bize anlattı; Hüseyin b. Muhammed bize anlattı; Şeybân’dan, o Îsâ b. Alî’den, o babasından, o da dedesi İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Atların bereketi doru (kızıl) olanlarındadır."
2546. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ مَرْوَانَ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ، عَنْ أَبِي حَيَّانَ التَّيْمِيِّ، حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، : أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُسَمِّي الأُنْثَى مِنَ الْخَيْلِ فَرَسًا .
Mûsâ b. Mervân er-Rakkî bize anlattı; Mervân b. Muâviye bize anlattı; Ebû Hayyân et-Teymî’den, o Ebû Zür'a’dan, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dişi ata da 'feres' ismini verirdi.
2547. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلْمٍ، - هُوَ ابْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ - عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ : كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَكْرَهُ الشِّكَالَ مِنَ الْخَيْلِ . وَالشِّكَالُ : يَكُونُ الْفَرَسُ فِي رِجْلِهِ الْيُمْنَى بَيَاضٌ وَفِي يَدِهِ الْيُسْرَى بَيَاضٌ، أَوْ فِي يَدِهِ الْيُمْنَى وَفِي رِجْلِهِ الْيُسْرَى . قَالَ أَبُو دَاوُدَ : أَىْ مُخَالِفٌ .
Muhammed b. Kesîr bize anlattı; Süfyân bize haber verdi; (o da) İbn Abdurrahman olan Selm’den, o Ebû Zür'a’dan, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, atlarda 'şikâl'i hoş görmezdi. Şikâl; atın sağ arka ayağı ile sol ön ayağında veya sağ ön ayağı ile sol arka ayağında beyazlık bulunmasıdır. Ebû Dâvûd der ki: Yani (beyazlığın çaprazlama olarak) farklı yerlerde olmasıdır.
2548. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مِسْكِينٌ، - يَعْنِي ابْنَ بُكَيْرٍ - حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُهَاجِرٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي كَبْشَةَ السَّلُولِيِّ، عَنْ سَهْلِ ابْنِ الْحَنْظَلِيَّةِ، قَالَ : مَرَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِبَعِيرٍ قَدْ لَحِقَ ظَهْرُهُ بِبَطْنِهِ، فَقَالَ : " اتَّقُوا اللَّهَ فِي هَذِهِ الْبَهَائِمِ الْمُعْجَمَةِ فَارْكَبُوهَا وَكُلُوهَا صَالِحَةً " .
Abdullah b. Muhammed en-Nüfeylî bize anlattı; (o da) İbn Bükeyr olan Miskîn bize anlattı; Muhammed b. Muhâcir bize anlattı; Rebîa b. Yezîd’den, o Ebû Kebşe es-Selûlî’den, o da Sehl İbnü’l-Hanzaliyye’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (zayıflıktan dolayı) sırtı karnına yapışmış bir devenin yanından geçti ve şöyle buyurdu: "Dilleri olmayan bu hayvanlar hakkında Allah'tan korkun (onlara zulmetmeyin)! Onlara (besili ve) sağlıklı iken binin ve onları (besili ve) sağlıklı iken yiyin."
2549. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مَهْدِيٌّ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي يَعْقُوبَ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ سَعْدٍ، مَوْلَى الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَعْفَرٍ، قَالَ : أَرْدَفَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَلْفَهُ ذَاتَ يَوْمٍ فَأَسَرَّ إِلَىَّ حَدِيثًا لاَ أُحَدِّثُ بِهِ أَحَدًا مِنَ النَّاسِ، وَكَانَ أَحَبُّ مَا اسْتَتَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِحَاجَتِهِ هَدَفًا أَوْ حَائِشَ نَخْلٍ . قَالَ : فَدَخَلَ حَائِطًا لِرَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَإِذَا جَمَلٌ فَلَمَّا رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حَنَّ وَذَرَفَتْ عَيْنَاهُ، فَأَتَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَمَسَحَ ذِفْرَاهُ فَسَكَتَ، فَقَالَ : " مَنْ رَبُّ هَذَا الْجَمَلِ، لِمَنْ هَذَا الْجَمَلُ " . فَجَاءَ فَتًى مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ : لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ . فَقَالَ : " أَفَلاَ تَتَّقِي اللَّهَ فِي هَذِهِ الْبَهِيمَةِ الَّتِي مَلَّكَكَ اللَّهُ إِيَّاهَا، فَإِنَّهُ شَكَى إِلَىَّ أَنَّكَ تُجِيعُهُ وَتُدْئِبُهُ " .
Mûsâ b. İsmâîl bize anlattı; Mehdî bize anlattı; İbn Ebî Ya'kub bize anlattı; (o da) Hasen b. Alî’nin mevlası (azatlısı) olan Hasen b. Sa'd’dan, o da Abdullah b. Ca'fer’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Bir gün Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni binitine arkasına bindirdi ve bana (kimseye söylememem için) gizli bir şey söyledi ki onu hiçbir kimseye anlatmam. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihtiyacını gidermek (def-i hacet) için saklanacağı en sevdiği yerler yüksekçe bir tümsek (hedef) veya bir hurmalık kümesi idi. (Abdullah devam ederek) şöyle dedi: Derken (Nebi) Ensar'dan bir adamın bahçesine girdi. Orada bir deve vardı. Deve, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i görünce inledi ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem devenin yanına gidip kulaklarının arkasını sıvazladı, deve de sakinleşti. (Nebi:) "Bu devenin sahibi kimdir? Bu deve kime aittir?" diye sordu. Ensar'dan bir genç gelip: "Bana aittir ey Allah'ın Resûlü!" dedi. (Resûlullah da:) "Allah'ın seni sahibi kıldığı şu hayvan hakkında Allah'tan korkmuyor musun? Çünkü o (deve), senin kendisini aç bıraktığından ve çok yorup perişan ettiğinden bana şikâyette bulundu!" buyurdu.
2550. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ : " بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ فَاشْتَدَّ عَلَيْهِ الْعَطَشُ، فَوَجَدَ بِئْرًا فَنَزَلَ فِيهَا فَشَرِبَ ثُمَّ خَرَجَ فَإِذَا كَلْبٌ يَلْهَثُ يَأْكُلُ الثَّرَى مِنَ الْعَطَشِ، فَقَالَ الرَّجُلُ : لَقَدْ بَلَغَ هَذَا الْكَلْبَ مِنَ الْعَطَشِ مِثْلُ الَّذِي كَانَ بَلَغَنِي، فَنَزَلَ الْبِئْرَ فَمَلأَ خُفَّيْهِ فَأَمْسَكَهُ بِفِيهِ حَتَّى رَقِيَ فَسَقَى الْكَلْبَ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ فَغَفَرَ لَهُ " . فَقَالُوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ وَإِنَّ لَنَا فِي الْبَهَائِمِ لأَجْرًا فَقَالَ : " فِي كُلِّ ذَاتِ كَبِدٍ رَطْبَةٍ أَجْرٌ " .
Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebî’den, o Mâlik’ten, o Ebû Bekir’in mevlası Sümey’den, o Ebû Sâlih es-Semmân’dan, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bir adam yolda yürürken çok susadı. Bir kuyu bulup içine indi ve su içip dışarı çıktı. Bir de baktı ki (susuzluktan) dili dışarı sarkmış bir köpek, susuzluk sebebiyle nemli toprağı yalıyor. Adam kendi kendine: 'Şu köpek de tıpkı benim gibi çok susamış' dedi. Bunun üzerine kuyuya inip mestini (suyla) doldurdu, onu ağzıyla tutarak (yukarı) çıktı ve köpeğe su verdi. Allah da onun bu amelinden razı olup (hoşnut kalıp), onu bağışladı." (Sahabeler:) "Ey Allah'ın Resûlü, hayvanlar(a yaptıklarımız) için de bize bir sevap var mıdır?" diye sordular. (Resûlullah da:) "Her canlıya yapılan iyilikte bir sevap vardır" buyurdu.
2551. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حَمْزَةَ الضَّبِّيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، قَالَ كُنَّا إِذَا نَزَلْنَا مَنْزِلاً لاَ نُسَبِّحُ حَتَّى نَحُلَّ الرِّحَالَ .
Muhammed b. el-Müsennâ bize anlattı; Muhammed b. Ca'fer bana anlattı; Şu'be bize anlattı; Hamza ed-Dabbî’den şöyle demiştir: Enes b. Mâlik’i şöyle derken işittim: Biz bir konak yerine indiğimizde, (hayvanların üzerindeki) yükleri indirmeden (nafile) namaz kılmazdık.
2552. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ تَمِيمٍ، أَنَّ أَبَا بَشِيرٍ الأَنْصَارِيَّ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، كَانَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَسُولاً - قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي بَكْرٍ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ - وَالنَّاسُ فِي مَبِيتِهِمْ " لاَ يُبْقَيَنَّ فِي رَقَبَةِ بَعِيرٍ قِلاَدَةٌ مِنْ وَتَرٍ وَلاَ قِلاَدَةٌ إِلاَّ قُطِعَتْ " . قَالَ مَالِكٌ أَرَى أَنَّ ذَلِكَ مِنْ أَجْلِ الْعَيْنِ .
Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebî’den, o Mâlik’ten, o Abdullah b. Ebî Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm’dan, o Abbâd b. Temîm’den rivayet ettiğine göre Ebû Beşîr el-Ensârî ona şöyle haber vermiştir: O (Ebû Beşîr), yolculuklarından birinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdi. İnsanlar konaklama yerlerinde iken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir elçi gönderdi. Abdullah b. Ebî Bekir: "Zannediyorum (elçi) şöyle dedi" demiştir: "Hiçbir devenin boynunda (nazarlık olarak takılan) kirişten (yay telinden) bir gerdanlık veya hiçbir gerdanlık kalmasın, mutlaka kesilsin!" Mâlik: "Öyle sanıyorum ki bu, nazar değmesin diye takıldığı içindir" dedi.
2553. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ سَعِيدٍ الطَّالْقَانِيُّ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُهَاجِرِ، حَدَّثَنِي عَقِيلُ بْنُ شَبِيبٍ، عَنْ أَبِي وَهْبٍ الْجُشَمِيِّ، - وَكَانَتْ لَهُ صُحْبَةٌ - قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ارْتَبِطُوا الْخَيْلَ وَامْسَحُوا بِنَوَاصِيهَا وَأَعْجَازِهَا " . أَوْ قَالَ " أَكْفَالِهَا " . " وَقَلِّدُوهَا وَلاَ تُقَلِّدُوهَا الأَوْتَارَ " .
Hârûn b. Abdullah bize anlattı; Hişâm b. Saîd et-Tâlkānî bize anlattı; Muhammed b. el-Muhâcir bize haber verdi; Akīl b. Şebîb bana haber verdi; (sahabe olan) Ebû Vehb el-Cüşemî’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Atları bağlayıp (cihad için) besleyin; onların alınlarını (perçemlerini) ve sağrılarını —veya kaba etlerini dedi— sıvazlayıp (tımar edin). Onlara gerdanlık takın ama kirişten (yay telinden nazarlık) gerdanlık takmayın!"
2554. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِي الْجَرَّاحِ، مَوْلَى أُمِّ حَبِيبَةَ عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَصْحَبُ الْمَلاَئِكَةُ رُفْقَةً فِيهَا جَرَسٌ " .
Müsedded bize anlattı; Yahyâ bize anlattı; Ubeydullah’tan, o Nâfi’den, o Sâlim’den, o Ümmü Habîbe’nin mevlası Ebü'l-Cerrâh’tan, o da Ümmü Habîbe’den rivayet ettiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Melekler, içinde çan/zil bulunan bir yolcu kafilesine eşlik etmezler."
2555. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَصْحَبُ الْمَلاَئِكَةُ رُفْقَةً فِيهَا كَلْبٌ أَوْ جَرَسٌ " .
Ahmed b. Yûnus bize anlattı; Züheyr bize anlattı; Süheyl b. Ebî Sâlih’ten, o babasından, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Melekler, içinde köpek veya çan/zil bulunan bir yolcu kafilesine eşlik etmezler."
2556. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي الْجَرَسِ " مِزْمَارُ الشَّيْطَانِ " .
Muhammed b. Râfi bize anlattı; Ebû Bekir b. Ebî Üveys bize anlattı; Süleymân b. Bilâl bana haber verdi; el-Alâ b. Abdurrahman’dan, o babasından, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem çan/zil hakkında şöyle buyurmuştur: "(Zil), şeytanın düdüğüdür (çalgısıdır)."
2557. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ نُهِيَ عَنْ رُكُوبِ الْجَلاَّلَةِ
Müsedded bize anlattı; Abdülvâris bize anlattı; Eyyûb’dan, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den rivayet ettiğine göre: Cellâle’ye (pislik yiyen hayvana) binmek yasaklanmıştır.
2558. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي سُرَيْجٍ الرَّازِيُّ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَهْمِ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، - يَعْنِي ابْنَ أَبِي قَيْسٍ - عَنْ أَيُّوبَ السَّخْتِيَانِيِّ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْجَلاَّلَةِ فِي الإِبِلِ أَنْ يُرْكَبَ عَلَيْهَا .
Ahmed b. Ebî Süreyc er-Râzî bize anlattı; Abdullah b. el-Cehm bize haber verdi; (o da) İbn Ebî Kays olan Amr’dan, o Eyyûb es-Sahtiyânî’den, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, cellâle (pislik yiyen) develere binilmesini yasakladı.
2559. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ مُعَاذٍ، قَالَ كُنْتُ رِدْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى حِمَارٍ يُقَالُ لَهُ عُفَيْرٌ .
Hennâd b. es-Serî’den, o Ebü’l-Ahvas’tan, o Ebû İshâk’tan, o Amr b. Meymûn’dan, o da Muâz’dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ufeyr denilen bir eşeğin üzerinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in arkasına binmiştim.
2560. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ بْنِ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ مُوسَى أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سَعْدِ بْنِ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِيهِ، سُلَيْمَانَ بْنِ سَمُرَةَ عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدُبٍ، أَمَّا بَعْدُ فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سَمَّى خَيْلَنَا خَيْلَ اللَّهِ إِذَا فَزِعْنَا وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُنَا إِذَا فَزِعْنَا بِالْجَمَاعَةِ وَالصَّبْرِ وَالسَّكِينَةِ وَإِذَا قَاتَلْنَا .
Muhammed b. Dâvûd b. Süfyân bize anlattı; Yahyâ b. Hassân bana anlattı; Süleymân b. Mûsâ Ebû Dâvûd bize haber verdi; Ca'fer b. Sa'd b. Semüre b. Cündüb bize anlattı; Hubeyb b. Süleymân bana haber verdi; (o da) babası Süleymân b. Semüre’den, o da Semüre b. Cündüb’den rivayet ettiğine göre o (Semüre) şöyle demiştir: Bundan sonra (şunu söyleyeyim ki); her ne zaman korku ve telaş (savaş hâli) olsa, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bizim atlarımıza 'Allah'ın atlıları' (haylullâh) ismini verirdi. Yine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; korku ve telaş (savaş) anında ve düşmanla çarpıştığımızda beraberlikten (cemaatten) ayrılmamamızı, sabretmemizi ve sükûnetimizi korumamızı emrederdi.
2561. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي الْمُهَلَّبِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي سَفَرٍ فَسَمِعَ لَعْنَةً فَقَالَ " مَا هَذِهِ " . قَالُوا هَذِهِ فُلاَنَةُ لَعَنَتْ رَاحِلَتَهَا . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ضَعُوا عَنْهَا فَإِنَّهَا مَلْعُونَةٌ " . فَوَضَعُوا عَنْهَا . قَالَ عِمْرَانُ فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهَا نَاقَةً وَرْقَاءَ .
Süleymân b. Harb bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Eyyûb’dan, o Ebû Kılâbe’den, o Ebü’l-Mühelleb’den, o da İmrân b. Husayn’dan rivayet ettiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir yolculuktayken bir lanet okuma (sesi) işitti ve: "Bu nedir?" diye sordu. (Oradakiler:) "Bu falanca kadındır, kendi binitine lanet etti" dediler. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "(Üzerindeki yükü) ondan indirin, çünkü o (binit) artık lanetlenmiştir!" buyurdu. Onlar da devenin yükünü indirdiler. İmrân şöyle demiştir: "O boz renkli deveyi hâlâ görür gibiyim."
2562. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، عَنْ قُطْبَةَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ سِيَاهٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي يَحْيَى الْقَتَّاتِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ التَّحْرِيشِ بَيْنَ الْبَهَائِمِ .
Muhammed b. el-Alâ bize anlattı; Yahyâ b. Âdem bize haber verdi; Kutbe b. Abdilaziz b. Siyâh’tan, o el-A'meş’ten, o Ebû Yahyâ el-Kattât’tan, o Mücâhid’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hayvanları birbirine kıştırmayı (birbiriyle dövüştürmeyi) yasakladı.
2563. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بِأَخٍ لِي حِينَ وُلِدَ لِيُحَنِّكَهُ فَإِذَا هُوَ فِي مِرْبَدٍ يَسِمُ غَنَمًا - أَحْسِبُهُ قَالَ - فِي آذَانِهَا .
Hafs b. Ömer bize anlattı; Şu'be bize anlattı; Hişâm b. Zeyd’den, o da Enes b. Mâlik’ten rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Kardeşim doğduğunda onu, tahnîk yapması (ağzında çiğnediği hurmayı çocuğun damağına sürmesi) için Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e götürdüm. Onu bir mirbedde (hayvan barınağında/ağılda) koyunları —zannediyorum kulaklarından demişti— dağlayarak işaretlerken buldum.
2564. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مُرَّ عَلَيْهِ بِحِمَارٍ قَدْ وُسِمَ فِي وَجْهِهِ فَقَالَ " أَمَا بَلَغَكُمْ أَنِّي قَدْ لَعَنْتُ مَنْ وَسَمَ الْبَهِيمَةَ فِي وَجْهِهَا أَوْ ضَرَبَهَا فِي وَجْهِهَا " . فَنَهَى عَنْ ذَلِكَ .
Muhammed b. Kesîr bize anlattı; Süfyân bize haber verdi; Ebü’z-Zübeyr’den, o da Câbir’den rivayet ettiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından, yüzü dağlanarak işaretlenmiş bir eşek geçirildi. Bunun üzerine (Nebi): "Hayvanı yüzünden dağlayana veya yüzüne vurana lanet ettiğim haberi size ulaşmadı mı?" buyurdu ve bunu (yüzden dağlamayı ve yüze vurmayı) yasakladı.
2565. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنِ ابْنِ زُرَيْرٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، - رضى الله عنه - قَالَ أُهْدِيَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَغْلَةٌ فَرَكِبَهَا . فَقَالَ عَلِيٌّ لَوْ حَمَلْنَا الْحَمِيرَ عَلَى الْخَيْلِ فَكَانَتْ لَنَا مِثْلُ هَذِهِ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا يَفْعَلُ ذَلِكَ الَّذِينَ لاَ يَعْلَمُونَ " .
Kuteybe b. Saîd bize anlattı; el-Leys bize anlattı; Yezîd b. Ebî Habîb’den, o Ebü’l-Hayr’dan, o İbn Züreyr’den, o da Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir katır hediye edildi, o da ona bindi. Bunun üzerine Ali: "Eğer biz eşekleri atlarla çiftleştirirsek (katırlarımız olur ve) bizim de bunun gibi binitlerimiz olur" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bunu ancak (işin hakikatini/sünneti) bilmeyenler yapar!" buyurdu.
2566. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ، مَحْبُوبُ بْنُ مُوسَى أَخْبَرَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الْفَزَارِيُّ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُوَرِّقٍ، - يَعْنِي الْعِجْلِيَّ - حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَدِمَ مِنْ سَفَرٍ اسْتُقْبِلَ بِنَا فَأَيُّنَا اسْتُقْبِلَ أَوَّلاً جَعَلَهُ أَمَامَهُ فَاسْتُقْبِلَ بِي فَحَمَلَنِي أَمَامَهُ ثُمَّ اسْتُقْبِلَ بِحَسَنٍ أَوْ حُسَيْنٍ فَجَعَلَهُ خَلْفَهُ فَدَخَلْنَا الْمَدِينَةَ وَإِنَّا لَكَذَلِكَ .
Mahbûb b. Mûsâ olan Ebû Sâlih bize anlattı; Ebû İshâk el-Fezârî bize haber verdi; Âsım b. Süleymân’dan, o el-İclî olan Muvarrık’tan, o da Abdullah b. Ca'fer’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir yolculuktan döndüğünde biz (çocuklar) onu karşılamaya çıkardık. Bizden hangimiz onu ilk karşılarsa onu alıp önüne oturturdu. (Bir defasında) beni ilk karşılayan o oldu ve beni önüne oturttu. Sonra Hasen veya Hüseyin onu karşıladı, onu da arkasına oturttu. (Böylece) Medine'ye biz bu hâldeyken (üç kişi olarak) girdik.
2567. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ نَجْدَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي عَمْرٍو السَّيْبَانِيِّ، عَنِ ابْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِيَّاكُمْ أَنْ تَتَّخِذُوا ظُهُورَ دَوَابِّكُمْ مَنَابِرَ فَإِنَّ اللَّهَ إِنَّمَا سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُبَلِّغَكُمْ إِلَى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلاَّ بِشِقِّ الأَنْفُسِ وَجَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فَعَلَيْهَا فَاقْضُوا حَاجَتَكُمْ " .
Abdülvahhâb b. Necde bize anlattı; İbn Ayyaş bize anlattı; Yahyâ b. Ebî Amr es-Seybânî’den, o İbn Ebî Meryem’den, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hayvanlarınızın sırtını minberler gibi (oturma yeri) edinmekten sakının! Şüphesiz Allah onları, kendinize büyük eziyet vermeden ulaşamayacağınız şehirlere sizi ulaştırmaları için hizmetinize vermiştir. Yeryüzünü de sizin (istirahatiniz) için kılmıştır; öyleyse (konuşma ve diğer) ihtiyaçlarınızı yerin üzerinde (hayvandan inerek) görün!"
2568. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي يَحْيَى، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَكُونُ إِبِلٌ لِلشَّيَاطِينِ وَبُيُوتٌ لِلشَّيَاطِينِ فَأَمَّا إِبِلُ الشَّيَاطِينِ فَقَدْ رَأَيْتُهَا يَخْرُجُ أَحَدُكُمْ بِجَنِيبَاتٍ مَعَهُ قَدْ أَسْمَنَهَا فَلاَ يَعْلُو بَعِيرًا مِنْهَا وَيَمُرُّ بِأَخِيهِ قَدِ انْقَطَعَ بِهِ فَلاَ يَحْمِلُهُ وَأَمَّا بُيُوتُ الشَّيَاطِينِ فَلَمْ أَرَهَا " . كَانَ سَعِيدٌ يَقُولُ لاَ أُرَاهَا إِلاَّ هَذِهِ الأَقْفَاصَ الَّتِي يَسْتُرُ النَّاسُ بِالدِّيبَاجِ .
Muhammed b. Râfi bize anlattı; İbn Ebî Füdeyk bize anlattı; Abdullah b. Ebî Yahyâ bana haber verdi; Saîd b. Ebî Hind’den rivayet ettiğine göre Ebû Hureyre, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Şeytanlara ait develer ve şeytanlara ait evler olacaktır. Şeytanların develerine gelince; ben onları gördüm: Sizden biriniz yanında besleyip semirttiği yedek develerle yola çıkar, onlardan hiçbirine binmez (sadece gösteriş yapar); (yolda) bineği olmadığı için yaya kalmış bir din kardeşinin yanından geçer ama onu (devesine) bindirmez. Şeytanların evlerine gelince, (henüz) onları görmedim." Saîd (b. Ebî Hind) şöyle derdi: "O evlerin, insanların ipek kumaşlarla örttüğü şu (gösterişli/lüks) kafesler/mahfeler (hevdecler) olduğunu sanıyorum."
2569. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا سَافَرْتُمْ فِي الْخِصْبِ فَأَعْطُوا الإِبِلَ حَقَّهَا وَإِذَا سَافَرْتُمْ فِي الْجَدْبِ فَأَسْرِعُوا السَّيْرَ فَإِذَا أَرَدْتُمُ التَّعْرِيسَ فَتَنَكَّبُوا عَنِ الطَّرِيقِ " .
Mûsâ b. İsmâîl bize anlattı; Hammâd bize anlattı; Süheyl b. Ebî Sâlih bize haber verdi; (o da) babasından, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bolluk ve otlak yerlerde yolculuk yaptığınızda, develerin (otlama) hakkını verin. Kurak yerlerde yolculuk yaptığınızda ise (hayvanlar iyice zayıflayıp helak olmadan konak yerine varmak için) hızlı yürüyün. Gecenin sonuna doğru konaklamak istediğinizde yolun kenarına (insanların gelip geçmediği yere) çekilin!"
2570. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ هَذَا قَالَ بَعْدَ قَوْلِهِ " حَقَّهَا " . " وَلاَ تَعْدُوا الْمَنَازِلَ " .
Osmân b. Ebî Şeybe bize anlattı; Yezîd b. Hârûn bize anlattı; Hişâm bize haber verdi; el-Hasen’den, o da Câbir b. Abdullah’tan rivayet ettiğine göre (Câbir), Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den buna benzer bir (hadis) rivayet etmiş ve (Nebi'nin) "...hakkını verin" sözünden sonra: "Konağı da aşmayın (gecikmeden oraya varın)!" buyurduğunu eklemiştir.
2571. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ الرَّازِيُّ، عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عَلَيْكُمْ بِالدُّلْجَةِ فَإِنَّ الأَرْضَ تُطْوَى بِاللَّيْلِ " .
Amr b. Alî bize anlattı; Hâlid b. Yezîd bize anlattı; Ebû Ca'fer er-Râzî bize anlattı; er-Rebî' b. Enes’ten, o da Enes’ten rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Gece yolculuk etmeye bakın; çünkü yer (yeryüzü) geceleyin (size) dürülür (yol daha çabuk biter)."
2572. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ ثَابِتٍ الْمَرْوَزِيُّ، حَدَّثَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي بُرَيْدَةَ، يَقُولُ بَيْنَمَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْشِي جَاءَ رَجُلٌ وَمَعَهُ حِمَارٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ارْكَبْ . وَتَأَخَّرَ الرَّجُلُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ أَنْتَ أَحَقُّ بِصَدْرِ دَابَّتِكَ مِنِّي إِلاَّ أَنْ تَجْعَلَهُ لِي " . قَالَ فَإِنِّي قَدْ جَعَلْتُهُ لَكَ . فَرَكِبَ .
Ahmed b. Muhammed b. Sâbit el-Mervezî bize anlattı; Alî b. Hüseyn bana anlattı; babası bana anlattı; Abdullah b. Büreyde bana anlattı; babası Büreyde’yi şöyle derken işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yürüdüğü sırada bir adam yanında eşeğiyle geldi ve: "Ey Allah'ın Resûlü, bin!" dedi ve (kendisi binmek için) geriye çekildi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hayır, sen hayvanın ön tarafına (binmeye) benden daha fazla hak sahibisin; ancak orayı bana bağışlarsan (o başka)" buyurdu. Adam da: "Orayı sana bağışladım" deyince (Resûlullah) bindi.
2573. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّادٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهُوَ يَحْيَى بْنُ عَبَّادٍ - حَدَّثَنِي أَبِي الَّذِي، أَرْضَعَنِي وَهُوَ أَحَدُ بَنِي مُرَّةَ بْنِ عَوْفٍ - وَكَانَ فِي تِلْكَ الْغَزَاةِ غَزَاةِ مُؤْتَةَ - قَالَ وَاللَّهِ لَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى جَعْفَرٍ حِينَ اقْتَحَمَ عَنْ فَرَسٍ لَهُ شَقْرَاءَ فَعَقَرَهَا ثُمَّ قَاتَلَ الْقَوْمَ حَتَّى قُتِلَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ هَذَا الْحَدِيثُ لَيْسَ بِالْقَوِيِّ .
Abdullah b. Muhammed en-Nüfeylî bize anlattı; Muhammed b. Seleme bize anlattı; Muhammed b. İshâk’tan, İbn Abbâd bana anlattı; (o da) babası Abbâd b. Abdillâh b. ez-Zübeyr’den —Ebû Dâvûd der ki: Bu kişi (İbn Abbâd) Yahyâ b. Abbâd’dır—; Beni Mürre b. Avf’tan olan ve beni emziren babam (süt babam) —ki kendisi Mûte Gazvesi’ne katılmıştı— bana şöyle anlattı: Vallahi, Ca'fer (b. Ebî Tâlib)’in doru (kızıl) atından aşağı atlayıp (düşmanın eline geçmesin diye) onun ayaklarını kestiği (sakat bıraktığı) anı hâlâ görür gibiyim. Sonra şehid edilinceye kadar düşmanla çarpıştı. Ebû Dâvûd der ki: Bu hadis (isnadı bakımından) kuvvetli değildir.
2574. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ نَافِعِ بْنِ أَبِي نَافِعٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ سَبْقَ إِلاَّ فِي خُفٍّ أَوْ فِي حَافِرٍ أَوْ نَصْلٍ " .
Ahmed b. Yûnus bize anlattı; İbn Ebî Zi’b bize anlattı; Nâfi' b. Ebî Nâfi’den, o da Ebû Hureyre’den rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “(Ödüllü) yarış ancak deve, at veya ok atışında (meşru) olur.”
2575. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَابَقَ بَيْنَ الْخَيْلِ الَّتِي قَدْ ضُمِّرَتْ مِنَ الْحَفْيَاءِ وَكَانَ أَمَدُهَا ثَنِيَّةَ الْوَدَاعِ وَسَابَقَ بَيْنَ الْخَيْلِ الَّتِي لَمْ تُضْمَرْ مِنَ الثَّنِيَّةِ إِلَى مَسْجِدِ بَنِي زُرَيْقٍ وَإِنَّ عَبْدَ اللَّهِ كَانَ مِمَّنْ سَابَقَ بِهَا .
Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebî’den, o Mâlik’ten, o Nâfi’den, o da Abdullah b. Ömer’den rivayet ettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (yarış için) koşturulup terletilerek zayıflatılmış (idmanlı) atlar arasında el-Hafyâ’dan (başlatıp) Seniyyetü’l-Vedâ’a kadar yarış yaptırdı. (İdman yapılıp) zayıflatılmamış atlar arasında ise Seniyye’den (başlatıp) Benî Züreyk Mescidi’ne kadar yarış yaptırdı. Abdullah (b. Ömer) de bu yarışa katılanlar arasındaydı.
2576. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُضَمِّرُ الْخَيْلَ يُسَابِقُ بِهَا .
Müsedded bize anlattı; Mu'temir bize anlattı; Ubeydullah’tan, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den rivayet ettiğine göre: Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem, aralarında yarış yaptıracağı atları (idman vererek) terletip zayıflatırdı.