Kıyametin Sıfatı, Rekâik ve Vera Kitabı

Et-Tirmizi · Sünen-i Tirmizi (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2415. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا مِنْكُمْ مِنْ رَجُلٍ إِلاَّ سَيُكَلِّمُهُ رَبُّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تَرْجُمَانٌ فَيَنْظُرُ أَيْمَنَ مِنْهُ فَلاَ يَرَى شَيْئًا إِلاَّ شَيْئًا قَدَّمَهُ ثُمَّ يَنْظُرُ أَشْأَمَ مِنْهُ فَلاَ يَرَى شَيْئًا إِلاَّ شَيْئًا قَدَّمَهُ ثُمَّ يَنْظُرُ تِلْقَاءَ وَجْهِهِ فَتَسْتَقْبِلُهُ النَّارُ ‏". ‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمْ أَنْ يَقِيَ وَجْهَهُ حَرَّ النَّارِ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ فَلْيَفْعَلْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ حَدَّثَنَا أَبُو السَّائِبِ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، يَوْمًا بِهَذَا الْحَدِيثِ عَنِ الأَعْمَشِ، فَلَمَّا فَرَغَ وَكِيعٌ مِنْ هَذَا الْحَدِيثِ قَالَ مَنْ كَانَ هَا هُنَا مِنْ أَهْلِ خُرَاسَانَ فَلْيَحْتَسِبْ فِي إِظْهَارِ هَذَا الْحَدِيثِ بِخُرَاسَانَ لأَنَّ الْجَهْمِيَّةَ يُنْكِرُونَ هَذَا ‏.‏ اسْمُ أَبِي السَّائِبِ سَلْمُ بْنُ جُنَادَةَ بْنِ سَلْمِ بْنِ خَالِدِ بْنِ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ الْكُوفِيُّ ‏.‏هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏

Bize Hennâd anlattı; bize Ebû Muâviye anlattı; A’meş’ten; Hayseme’den; Adiy b. Hâtim’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden hiç kimse yoktur ki, Kıyamet günü Rabbi onunla, arada bir tercüman olmaksızın konuşmasın. Kişi sağına bakar, önceden gönderdiği (amellerden) başka bir şey göremez. Soluna bakar, önceden gönderdiğinden başka bir şey göremez. Önüne bakar, yüzünün karşısında ateşten başka bir şey göremez.” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (devamla) şöyle buyurdu: “Sizden kim, yarım hurma ile de olsa yüzünü ateşten korumaya güç yetirebiliyorsa bunu yapsın.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bize Ebu’s-Sâib anlattı; bize Vekî’ bir gün A’meş’ten gelen bu hadisi anlattı. Vekî’ bu hadisi bitirince şöyle dedi: "Burada bulunan Horasan halkından kim varsa bu hadisi Horasan’da yayarak sevap kazansın. Çünkü Cehmiyye (mezhebi) bunu (Allah’ın kul ile konuşacağını) inkar etmektedir." Ebu’s-Sâib’in ismi Selm b. Cünâde b. Selm b. Hâlid b. Câbir b. Semure el-Kûfî’dir. Bu hadis hasen sahihtir.

2416. Hadis

حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ مَسْعَدَةَ، حَدَّثَنَا حُصَيْنُ بْنُ نُمَيْرٍ أَبُو مِحْصَنٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ قَيْسٍ الرَّحَبِيُّ، حَدَّثَنَا عَطَاءُ بْنُ أَبِي رَبَاحٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَزُولُ قَدَمَا ابْنِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ عِنْدِ رَبِّهِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ خَمْسٍ عَنْ عُمْرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ وَعَنْ شَبَابِهِ فِيمَا أَبْلاَهُ وَمَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَ أَنْفَقَهُ وَمَاذَا عَمِلَ فِيمَا عَلِمَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ مَسْعُودٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ الْحُسَيْنِ بْنِ قَيْسٍ ‏.‏ وَحُسَيْنُ بْنُ قَيْسٍ يُضَعَّفُ فِي الْحَدِيثِ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَرْزَةَ وَأَبِي سَعِيدٍ ‏.‏

Bize Humeyd b. Mes’ade anlattı; bize Husayn b. Nümeyr Ebû Mihsan anlattı; bize Huseyn b. Kays er-Rahabî anlattı; bize Atâ b. Ebî Rebâh anlattı; İbn Ömer’den; İbn Mes’ûd’dan rivayet edildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ademoğlunun ayakları, Kıyamet günü Rabbisinin katında şu beş şeyden sorulmadıkça hareket etmez: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede çürüttüğünden, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve bildiği ile ne kadar amel ettiğinden.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis garibtir. Bu hadisi İbn Mes’ûd’un Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayeti olarak sadece Huseyn b. Kays’ın hadisinden bilmekteyiz. Huseyn b. Kays, hafıza (ezber) yönünden hadiste zayıf kabul edilir. Bu konuda Ebû Berze ve Ebû Sa’îd’den de hadis rivayet edilmiştir.

2417. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا الأَسْوَدُ بْنُ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِي بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تَزُولُ قَدَمَا عَبْدٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُسْأَلَ عَنْ عُمْرِهِ فِيمَا أَفْنَاهُ وَعَنْ عِلْمِهِ فِيمَا فَعَلَ وَعَنْ مَالِهِ مِنْ أَيْنَ اكْتَسَبَهُ وَفِيمَا أَنْفَقَهُ وَعَنْ جِسْمِهِ فِيمَا أَبْلاَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَسَعِيدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جُرَيْجٍ هُوَ بَصْرِيٌّ وَهُوَ مَوْلَى أَبِي بَرْزَةَ وَأَبُو بَرْزَةَ اسْمُهُ نَضْلَةُ بْنُ عُبَيْدٍ ‏.‏

Bize Abdullah b. Abdurrahman anlattı; bize Esved b. Âmir haber verdi; bize Ebû Bekr b. Ayyâş anlattı; A’meş’ten; Sa’îd b. Abdullah b. Cüreyc’den; Ebû Berze el-Eslemî’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü hiçbir kulun ayakları şu şeylerden sorulmadıkça hareket etmez: Ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve vücudunu nerede yıprattığından.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Sa’îd b. Abdullah b. Cüreyc, Basralıdır ve Ebû Berze’nin azatlısıdır. Ebû Berze’nin ismi ise Nadle b. Ubeyd’dir.

2418. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا الْمُفْلِسُ فِينَا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ لاَ دِرْهَمَ لَهُ وَلاَ مَتَاعَ ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ الْمُفْلِسُ مِنْ أُمَّتِي مَنْ يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلاَتِهِ وَصِيَامِهِ وَزَكَاتِهِ وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا وَقَذَفَ هَذَا وَأَكَلَ مَالَ هَذَا وَسَفَكَ دَمَ هَذَا وَضَرَبَ هَذَا فَيَقْعُدُ فَيَقْتَصُّ هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْتَصَّ مَا عَلَيْهِ مِنَ الْخَطَايَا أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَ عَلَيْهِ ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize Abdulazîz b. Muhammed anlattı; Alâ b. Abdurrahman’dan; babasından; Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Müflis (iflas eden) kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu. Sahabeler: "Bize göre müflis, parası ve malı olmayan kimsedir," dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekatla gelen, ancak şuna sövmüş, buna iftira atmış, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş, şunu dövmüş olarak gelen kimsedir. (Hak sahiplerinden) şuna iyiliklerinden verilir, buna iyiliklerinden verilir. Eğer üzerindeki haklar ödenmeden iyilikleri tükenirse, (hak sahiplerinin) günahlarından alınıp onun üzerine yüklenir, sonra da ateşe atılır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

2419. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، وَنَصْرُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْكُوفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُحَارِبِيُّ، عَنْ أَبِي خَالِدٍ، يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَبِي أُنَيْسَةَ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ رَحِمَ اللَّهُ عَبْدًا كَانَتْ لأَخِيهِ عِنْدَهُ مَظْلَمَةٌ فِي عِرْضٍ أَوْ مَالٍ فَجَاءَهُ فَاسْتَحَلَّهُ قَبْلَ أَنْ يُؤْخَذَ وَلَيْسَ ثَمَّ دِينَارٌ وَلاَ دِرْهَمٌ فَإِنْ كَانَتْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ حَسَنَاتِهِ وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ حَمَّلُوا عَلَيْهِ مِنْ سَيِّئَاتِهِمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Hennâd ve Nasr b. Abdurrahman el-Kûfî anlattı; dediler ki: Bize Muhâribî anlattı; Ebû Hâlid Yezîd b. Abdurrahman’dan; Zeyd b. Ebî Uneyse’den; Sa’îd el-Makburî’den; Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah o kimseye rahmet etsin ki, kardeşinin onuruna veya malına yönelik bir haksızlığı vardır da, dinar ve dirhemin (paranın) geçmeyeceği gün gelmeden önce ona gidip helallik ister. Eğer iyilikleri varsa, (hakkı ödemek için) iyiliklerinden alınır. Şayet iyilikleri yoksa, (hak sahiplerinin) kötülüklerinden yüklenir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis Sa’îd el-Makburî’nin rivayeti olarak hasen sahih garibtir. Mâlik b. Enes de Sa’îd el-Makburî’den; Ebû Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu hadisin bir benzerini rivayet etmiştir.

2420. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لَتُؤَدَّنَّ الْحُقُوقُ إِلَى أَهْلِهَا حَتَّى يُقَادَ لِلشَّاةِ الْجَلْحَاءِ مِنَ الشَّاةِ الْقَرْنَاءِ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي ذَرٍّ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُنَيْسٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize Abdulazîz b. Muhammed anlattı; Alâ b. Abdurrahman’dan; babasından; Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Haklar mutlaka sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için boynuzlu koyundan kısas (hakkı) alınacaktır.” Bu konuda Ebû Zerr ve Abdullah b. Uneys’ten de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hureyre hadisi hasen sahihtir.

2421. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، حَدَّثَنِي سُلَيْمُ بْنُ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا الْمِقْدَادُ، صَاحِبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ أُدْنِيَتِ الشَّمْسُ مِنَ الْعِبَادِ حَتَّى تَكُونَ قِيدَ مِيلٍ أَوِ اثْنَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ سُلَيْمٌ لاَ أَدْرِي أَىَّ الْمِيلَيْنِ عَنَى أَمَسَافَةَ الأَرْضِ أَمِ الْمِيلَ الَّذِي تُكْتَحَلُ بِهِ الْعَيْنُ قَالَ ‏"‏ فَتَصْهَرُهُمُ الشَّمْسُ فَيَكُونُونَ فِي الْعَرَقِ بِقَدْرِ أَعْمَالِهِمْ فَمِنْهُمْ مَنْ يَأْخُذُهُ إِلَى عَقِبَيْهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَأْخُذُهُ إِلَى رُكْبَتَيْهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَأْخُذُهُ إِلَى حَقْوَيْهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يُلْجِمُهُ إِلْجَامًا ‏"‏ ‏.‏ فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُشِيرُ بِيَدِهِ إِلَى فِيهِ أَىْ يُلْجِمُهُ إِلْجَامًا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَابْنِ عُمَرَ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı; bize İbnü’l-Mübârek haber verdi; bize Abdurrahman b. Yezîd b. Câbir haber verdi; bana Süleym b. Âmir anlattı; bize Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından Mikdâd anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kıyamet günü güneş insanlara bir veya iki mil mesafesi kalıncaya kadar yaklaştırılır.” Süleym dedi ki: "Hangi mili kastettiğini bilmiyorum. Yeryüzündeki mesafe (olan mili) mi, yoksa göze sürme çekilen (mil)i mi?" (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devamla) şöyle buyurdu: “Güneş onları iyice ısıtıp terletir. Amellerine göre ter içinde kalırlar. Kiminin topuklarına kadar, kiminin dizlerine kadar, kiminin beline kadar ter çıkar. Kimine de ter gem vurur (ağzına kadar ulaşır).” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (bunu söylerken) eliyle ağzına işaret ederek "gem vurur" demek istemiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Ebû Sa’îd ve İbn Ömer’den de hadis rivayet edilmiştir.

2422. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو زَكَرِيَّا، يَحْيَى بْنُ دُرُسْتَ الْبَصْرِيُّ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ حَمَّادٌ وَهُوَ عِنْدَنَا مَرْفُوعٌ ‏(‏يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ ‏)‏ قَالَ يَقُومُونَ فِي الرَّشْحِ إِلَى أَنْصَافِ آذَانِهِمْ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. Durust el-Basrî anlattı; bize Hammâd b. Zeyd anlattı; Eyyûb’dan; Nâfi’den; İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre; Hammâd: "Bize göre bu hadis merfûdur," demiştir. (İbn Ömer), "İnsanların Alemlerin Rabbi huzurunda (hesap vermek üzere) dikileceği gün" (Mutaffifîn: 6) ayeti hakkında şöyle dedi: “Onlar kulaklarının yarısına kadar tere batmış bir halde (Rablerinin huzurunda) dururlar.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bize Hennâd anlattı; bize Îsâ b. Yûnus anlattı; İbn Avn’dan; Nâfi’den; İbn Ömer’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu hadisin bir benzerini rivayet etmiştir.

2423. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً كَمَا خُلِقُوا ثُمَّ قَرَأََ ‏(‏كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ ‏)‏ وَأَوَّلُ مَنْ يُكْسَى مِنَ الْخَلاَئِقِ إِبْرَاهِيمُ وَيُؤْخَذُ مِنْ أَصْحَابِي بِرِجَالٍ ذَاتَ الْيَمِينِ وَذَاتَ الشِّمَالِ فَأَقُولُ يَا رَبِّ أَصْحَابِي ‏.‏ فَيُقَالُ إِنَّكَ لاَ تَدْرِي مَا أَحْدَثُوا بَعْدَكَ إِنَّهُمْ لَمْ يَزَالُوا مُرْتَدِّينَ عَلَى أَعْقَابِهِمْ مُنْذُ فَارَقْتَهُمْ ‏.‏ فَأَقُولُ كَمَا قَالَ الْعَبْدُ الصَّالِحُْ‏:‏ ‏(‏إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ‏)‏ ‏"‏‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ النُّعْمَانِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ فَذَكَرَ نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; bize Ebû Ahmed ez-Zübeyrî anlattı; bize Süfyân anlattı; Mugîre b. Nu’mân’dan; Sa’îd b. Cübeyr’den; İbn Abbâs’tan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar Kıyamet günü yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak, tıpkı yaratıldıkları gibi haşredileceklerdir.” Sonra şu ayeti okudu: “İlk yaratmaya nasıl başladıysak, onu öylece iade edeceğiz (eski haline getireceğiz). Bu üzerimizde bir vaaddir. Biz bunu mutlaka yapacağız.” (Enbiyâ: 104). “Yaratılanlardan ilk giydirilecek olan İbrahim’dir. Ashabımdan bazı kimseler sağdan ve soldan yakalanıp götürülürler. Ben: 'Ey Rabbim! Onlar benim ashabımdır,' derim. Bana denilir ki: 'Sen onların senden sonra neler çıkardıklarını (dinden saptıklarını) bilmezsin. Onlar, sen onlardan ayrıldığından beri gerisin geri (irtidat ederek) dönüp gitmişlerdir.' O zaman ben de Salih Kul’un (İsa’nın) dediği gibi derim: ‘Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen Azîz ve Hakîm olansın.’ (Mâide: 118).” Bize Muhammed b. Beşşâr ve Muhammed b. el-Müsennâ anlattılar; dediler ki: Bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; Şu’be’den; Mugîre b. Nu’mân’dan bu senetle hadisin bir benzerini zikretmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

2424. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا بَهْزُ بْنُ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّكُمْ مَحْشُورُونَ رِجَالاً وَرُكْبَانًا وَتُجَرُّونَ عَلَى وُجُوهِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî’ anlattı; bize Yezîd b. Hârûn anlattı; bize Behz b. Hakîm haber verdi; babasından; dedesinden rivayet edildiğine göre; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitmiştir: “Sizler (Kıyamet günü) yaya olarak, binekli olarak ve yüz üstü sürüklenerek haşredileceksiniz.” Bu konuda Ebû Hureyre’den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir.

2425. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ عَلِيٍّ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يُعْرَضُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثَلاَثَ عَرَضَاتٍ فَأَمَّا عَرْضَتَانِ فَجِدَالٌ وَمَعَاذِيرُ وَأَمَّا الْعَرْضَةُ الثَّالِثَةُ فَعِنْدَ ذَلِكَ تَطِيرُ الصُّحُفُ فِي الأَيْدِي فَآخِذٌ بِيَمِينِهِ وَآخِذٌ بِشِمَالِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَلاَ يَصِحُّ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ قِبَلِ أَنَّ الْحَسَنَ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ بَعْضُهُمْ عَنْ عَلِيِّ بْنِ عَلِيٍّ الرِّفَاعِيِّ عَنِ الْحَسَنِ عَنْ أَبِي مُوسَى عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَلاَ يَصِحُّ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ قِبَلِ أَنَّ الْحَسَنَ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ أَبِي مُوسَى ‏.‏

Bize Ebû Kureyb anlattı; bize Vekî’ anlattı; Ali b. Ali’den; Hasan’dan; Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “İnsanlar Kıyamet günü üç kez arz olunurlar (Allah’ın huzuruna çıkarılırlar). İki arz sırasında tartışma ve mazeretler (ileri sürülmesi) vardır. Üçüncü arz sırasında ise, işte o zaman, amel defterleri ellere uçuşur. Kimisi sağ eliyle, kimisi de sol eliyle alır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis sahih değildir. Çünkü Hasan, Ebû Hureyre’den hadis işitmemiştir. Bazıları bu hadisi Ali b. Ali er-Rifâî’den; Hasan’dan; Ebû Mûsâ’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmişlerdir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu (tarik de) sahih değildir. Çünkü Hasan, Ebû Mûsâ’dan da hadis işitmemiştir.

2426. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ الأَسْوَدِ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ مَنْ نُوقِشَ الْحِسَابَ هَلَكَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولَُ‏:‏ ‏(‏فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ * فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا ‏)‏ قَالَ ‏"‏ ذَلِكَ الْعَرْضُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ حَسَنٌ وَرَوَاهُ أَيُّوبُ أَيْضًا عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı; bize İbnü’l-Mübârek haber verdi; Osman b. Esved’den; İbn Ebî Müleyke’den; Âişe’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Hesaba çekilirken (hesabı) inceden inceye araştırılan kimse helak olur.” Ben: "Ey Allah’ın Resûlü! Allah Teâlâ: 'Kime kitabı sağından verilirse, o kolay bir hesapla hesaba çekilecektir' (İnşikâk: 7-8) buyurmuyor mu?" dedim. Buyurdu ki: “O (bahsedilen) arzdır (amellerin genel sunumudur).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Eyyûb da bu hadisi İbn Ebî Müleyke’den rivayet etmiştir.

2427. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنِ الْحَسَنِ، وَقَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يُجَاءُ بِابْنِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَأَنَّهُ بَذَجٌ فَيُوقَفُ بَيْنَ يَدَىِ اللَّهِ فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ أَعْطَيْتُكَ وَخَوَّلْتُكَ وَأَنْعَمْتُ عَلَيْكَ فَمَاذَا صَنَعْتَ ‏.‏ فَيَقُولُ يَا رَبِّ جَمَعْتُهُ وَثَمَّرْتُهُ فَتَرَكْتُهُ أَكْثَرَ مَا كَانَ فَارْجِعْنِي آتِكَ بِهِ ‏.‏ فَيَقُولُ لَهُ أَرِنِي مَا قَدَّمْتَ ‏.‏ فَيَقُولُ يَا رَبِّ جَمَعْتُهُ وَثَمَّرْتُهُ فَتَرَكْتُهُ أَكْثَرَ مَا كَانَ فَارْجِعْنِي آتِكَ بِهِ ‏.‏ فَإِذَا عَبْدٌ لَمْ يُقَدِّمْ خَيْرًا فَيُمْضَى بِهِ إِلَى النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ غَيْرُ وَاحِدٍ عَنِ الْحَسَنِ قَوْلَهُ وَلَمْ يُسْنِدُوهُ ‏.‏ وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ مُسْلِمٍ يُضَعَّفُ فِي الْحَدِيثِ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı; bize İbnü’l-Mübârek haber verdi; İsmâil b. Müslim’den; Hasan ve Katâde’den; Enes’ten rivayet edildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu Kıyamet günü sanki bir kuzuymuş gibi getirilir ve Allah’ın huzurunda durdurulur. Allah ona şöyle der: 'Sana verdim, ihsanda bulundum, nimetler bahşettim. Peki sen ne yaptın?' Kul der ki: 'Ey Rabbim! Onları topladım, nemalandırdım (artırdım) ve olduğundan daha çok bir halde geride bıraktım. Beni geri gönder de onları sana getireyim.' Allah ona: 'Bana önceden gönderdiklerini göster,' der. Kul (yine): 'Ey Rabbim! Onları topladım, nemalandırdım ve olduğundan daha çok bir halde geride bıraktım. Beni geri gönder de onları sana getireyim,' der. Kulun (ahirete) önceden gönderdiği bir hayrı bulunmayınca, ateşe götürülür.” Ebû Îsâ dedi ki: Birden çok râvi bu hadisi Hasan’dan, onun kendi sözü olarak rivayet etmiş ve senedini (Nebi’ye) ulaştırmamışlardır. İsmâil b. Müslim, hafıza yönünden hadiste zayıf kabul edilir. Bu konuda Ebû Hureyre ve Ebû Sa’îd el-Hudrî’den de hadis rivayet edilmiştir.

2428. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ الزُّهْرِيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ سُعَيْرٍ أَبُو مُحَمَّدٍ التَّمِيمِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَعَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالاَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يُؤْتَى بِالْعَبْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ أَلَمْ أَجْعَلْ لَكَ سَمْعًا وَبَصَرًا وَمَالاً وَوَلَدًا وَسَخَّرْتُ لَكَ الأَنْعَامَ وَالْحَرْثَ وَتَرَكْتُكَ تَرْأَسُ وَتَرْبَعُ فَكُنْتَ تَظُنُّ أَنَّكَ مُلاَقِيَّ يَوْمَكَ هَذَا قَالَ فَيَقُولُ لاَ ‏.‏ فَيَقُولُ لَهُ الْيَوْمَ أَنْسَاكَ كَمَا نَسِيتَنِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَمَعْنَى قَوْلِهِ ‏"‏ الْيَوْمَ أَنْسَاكَ ‏"‏ ‏.‏ يَقُولُ الْيَوْمَ أَتْرُكُكَ فِي الْعَذَابِ ‏.‏ هَكَذَا فَسَّرُوهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ فَسَّرَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ هَذِهِ الآيَةَ‏:‏ ‏(‏ الْيَوْمَ نَنْسَاهُمْ ‏)‏ قَالُوا إِنَّمَا مَعْنَاهُ الْيَوْمَ نَتْرُكُهُمْ فِي الْعَذَابِ ‏.‏

Bize Abdullah b. Muhammed ez-Zührî el-Basrî anlattı; bize Mâlik b. Suayr Ebû Muhammed et-Temîmî el-Kûfî anlattı; bize A’meş anlattı; Ebû Sâlih’ten; Ebû Hureyre ve Ebû Sa’îd’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü kul getirilir. Allah ona şöyle der: 'Ben sana kulak, göz, mal ve evlat vermedim mi? Hayvanları ve ekinleri senin emrine vermedim mi? Seni (kavmine) başkanlık etmen ve ganimetten pay alman için (serbest) bırakmadım mı? Sen bu gününle karşılaşacağını hiç zannetmiş miydin?' Kul: 'Hayır,' der. Allah ona şöyle buyurur: 'Senin beni (dünyada) unuttuğun gibi bugün de ben seni unutuyorum (terk ediyorum).'” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis sahih garibtir. "Bugün ben seni unutuyorum" sözünün manası, "Bugün seni azap içinde terk ediyorum" demektir. Müfessirler bunu böyle açıklamışlardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bazı ilim ehli "Bugün biz onları unuturuz" (A’râf: 51) ayetini, "Bugün biz onları azap içinde terk ederiz" şeklinde tefsir etmişlerdir.

2429. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلمْ ‏(‏يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا ‏)‏ قَالَ ‏"‏ أَتَدْرُونَ مَا أَخْبَارُهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ أَخْبَارَهَا أَنْ تَشْهَدَ عَلَى كُلِّ عَبْدٍ أَوْ أَمَةٍ بِمَا عَمِلَ عَلَى ظَهْرِهَا أَنْ تَقُولَ عَمِلَ كَذَا وَكَذَا يَوْمَ كَذَا وَكَذَا قَالَ فَهَذِهِ أَخْبَارُهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı; bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; bize Sa’îd b. Ebî Eyyûb haber verdi; bize Yahyâ b. Ebî Süleymân anlattı; Sa’îd el-Makburî’den; Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "O gün (yer) haberlerini anlatır" (Zilzal: 4) ayetini okudu ve: “Onun haberlerinin ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sordu. Sahabeler: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir," dediler. Buyurdu ki: “Onun haberleri, her erkek ve kadın kulun kendi üzerinde ne amel işlediğine şahitlik etmesi ve şöyle demesidir: 'Şu gün şöyle şöyle amel işledi.' İşte bunlar onun haberleridir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garibtir.

2430. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَسْلَمَ الْعِجْلِيِّ، عَنْ بِشْرِ بْنِ شَغَافٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِي، قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ مَا الصُّورُ قَالَ ‏ "‏ قَرْنٌ يُنْفَخُ فِيهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِهِ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı; bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; Süleymân et-Teymî haber verdi; Eslem el-İclî’den; Bişr b. Şeğâf’tan; Abdullah b. Amr b. el-Âs’tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir bedevî geldi ve: "Sûr nedir?" diye sordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “O, içine üflenen bir boynuzdur,” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Birden çok râvi bu hadisi Süleymân et-Teymî’den rivayet etmiştir. Biz bu hadisi sadece onun (Süleymân’ın) rivayetiyle bilmekteyiz.

2431. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا خَالِدٌ أَبُو الْعَلاَءِ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَيْفَ أَنْعَمُ وَصَاحِبُ الْقَرْنِ قَدِ الْتَقَمَ الْقَرْنَ وَاسْتَمَعَ الإِذْنَ مَتَى يُؤْمَرُ بِالنَّفْخِ فَيَنْفُخُ ‏"‏ ‏.‏ فَكَأَنَّ ذَلِكَ ثَقُلَ عَلَى أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُمْ ‏"‏ قُولُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ عَلَى اللَّهِ تَوَكَّلْنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ عَطِيَّةَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Süveyd anlattı; bize Abdullah haber verdi; bize Hâlid Ebu’l-Alâ haber verdi; Atıyye’den; Ebû Sa’îd’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sûr’un sahibi (İsrafil) sûru ağzına almış, başını eğmiş ve kendisine üfleme emri verilip üflemesi için izin beklerken ben nasıl rahat edebilirim?” Bu söz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabına ağır geldi. Bunun üzerine onlara şöyle buyurdu: “Hasbunallâhu ve ni’me’l-vekîl alellâhi tevekkelnâ (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir, Allah’a tevekkül ettik) deyin.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Bu hadis farklı yollarla Atıyye’den; Ebû Sa’îd el-Hudrî’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den benzer şekilde rivayet edilmiştir.

2432. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ سَعْدٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ شِعَارُ الْمُؤْمِنِ عَلَى الصِّرَاطِ رَبِّ سَلِّمْ سَلِّمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ إِسْحَاقَ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı; bize Ali b. Müshir haber verdi; Abdurrahman b. İshâk’tan; Nu’mân b. Sa’d’dan; Mugîre b. Şu’be’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sırat üzerinde müminin şiarı (duası); ‘Rabbim selamet ver, selamet ver (Rabbi sellim sellim)’dir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis Mugîre b. Şu’be’nin rivayeti olarak garibtir. Biz bu hadisi sadece Abdurrahman b. İshâk’ın rivayetiyle bilmekteyiz. Bu konuda Ebû Hureyre’den de hadis rivayet edilmiştir.

2433. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الصَّبَّاحِ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا بَدَلُ بْنُ الْمُحَبَّرِ، حَدَّثَنَا حَرْبُ بْنُ مَيْمُونٍ الأَنْصَارِيُّ أَبُو الْخَطَّابِ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَشْفَعَ لِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ ‏"‏ أَنَا فَاعِلٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَأَيْنَ أَطْلُبُكَ قَالَ ‏"‏ اطْلُبْنِي أَوَّلَ مَا تَطْلُبُنِي عَلَى الصِّرَاطِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ فَإِنْ لَمْ أَلْقَكَ عَلَى الصِّرَاطِ قَالَ ‏"‏ فَاطْلُبْنِي عِنْدَ الْمِيزَانِ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ فَإِنْ لَمْ أَلْقَكَ عِنْدَ الْمِيزَانِ قَالَ ‏"‏ فَاطْلُبْنِي عِنْدَ الْحَوْضِ فَإِنِّي لاَ أُخْطِئُ هَذِهِ الثَّلاَثَ الْمَوَاطِنَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Abdullah b. Sabbâh el-Hâşimî anlattı; bize Bedel b. Muhabber anlattı; bize Harb b. Meymûn el-Ensârî Ebu’l-Hattâb anlattı; bize Nadr b. Enes b. Mâlik anlattı; babasından rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den Kıyamet günü benim için şefaat etmesini istedim. “Bunu yapacağım,” buyurdu. Ben: "Ey Allah’ın Resûlü! Seni nerede arayayım?" dedim. Buyurdu ki: “Beni ilk olarak Sırat üzerinde ara.” Dedim ki: "Seni Sırat üzerinde bulamazsam?" Buyurdu ki: “O zaman beni Mîzân’ın yanında ara.” Dedim ki: "Seni Mîzân’ın yanında bulamazsam?" Buyurdu ki: “O zaman beni Havuz’un yanında ara. Çünkü ben bu üç mevkiden birinde mutlaka bulunur ve şaşmam.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece bu veçhiyle bilmekteyiz.

2434. Hadis

أَخْبَرَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا أَبُو حَيَّانَ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ بْنِ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِلَحْمٍ فَرُفِعَ إِلَيْهِ الذِّرَاعُ فَأَكَلَهُ وَكَانَتْ تُعْجِبُهُ فَنَهَسَ مِنْهَا نَهْسَةً ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ أَنَا سَيِّدُ النَّاسِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ هَلْ تَدْرُونَ لِمَ ذَاكَ يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَيُسْمِعُهُمُ الدَّاعِي وَيَنْفُذُهُمُ الْبَصَرُ وَتَدْنُو الشَّمْسُ مِنْهُمْ فَيَبْلُغُ النَّاسُ مِنَ الْغَمِّ وَالْكَرْبِ مَا لاَ يُطِيقُونَ وَلاَ يَحْتَمِلُونَ فَيَقُولُ النَّاسُ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ أَلاَ تَرَوْنَ مَا قَدْ بَلَغَكُمْ أَلاَ تَنْظُرُونَ مَنْ يَشْفَعُ لَكُمْ إِلَى رَبِّكُمْ فَيَقُولُ النَّاسُ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَلَيْكُمْ بِآدَمَ ‏.‏ فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ أَبُو الْبَشَرِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَنَفَخَ فِيكَ مِنْ رُوحِهِ وَأَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ فَسَجَدُوا لَكَ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ لَهُمْ آدَمُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنَّهُ قَدْ نَهَانِي عَنِ الشَّجَرَةِ فَعَصَيْتُ نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى نُوحٍ ‏.‏ فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُونَ يَا نُوحُ أَنْتَ أَوَّلُ الرُّسُلِ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ وَقَدْ سَمَّاكَ اللَّهُ عَبْدًا شَكُورًا اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ أَلاَ تَرَى مَا قَدْ بَلَغَنَا فَيَقُولُ لَهُمْ نُوحٌ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنَّهُ قَدْ كَانَ لِي دَعْوَةٌ دَعَوْتُهَا عَلَى قَوْمِي نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى إِبْرَاهِيمَ ‏.‏ فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُونَ يَا إِبْرَاهِيمُ أَنْتَ نَبِيُّ اللَّهِ وَخَلِيلُهُ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنِّي قَدْ كَذَبْتُ ثَلاَثَ كَذَبَاتٍ فَذَكَرَهُنَّ أَبُو حَيَّانَ فِي الْحَدِيثِ نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُوسَى ‏.‏ فَيَأْتُونَ مُوسَى فَيَقُولُونَ يَا مُوسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ فَضَّلَكَ اللَّهُ بِرِسَالَتِهِ وَبِكَلاَمِهِ عَلَى الْبَشَرِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَإِنِّي قَدْ قَتَلْتُ نَفْسًا لَمْ أُومَرْ بِقَتْلِهَا نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى عِيسَى ‏.‏ فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُونَ يَا عِيسَى أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ وَكَلَّمْتَ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَيَقُولُ عِيسَى إِنَّ رَبِّي قَدْ غَضِبَ الْيَوْمَ غَضَبًا لَمْ يَغْضَبْ قَبْلَهُ مِثْلَهُ وَلَنْ يَغْضَبَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ وَلَمْ يَذْكُرْ ذَنْبًا نَفْسِي نَفْسِي نَفْسِي اذْهَبُوا إِلَى غَيْرِي اذْهَبُوا إِلَى مُحَمَّدٍ ‏.‏ قَالَ فَيَأْتُونَ مُحَمَّدًا فَيَقُولُونَ يَا مُحَمَّدُ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ وَخَاتَمُ الأَنْبِيَاءِ وَقَدْ غُفِرَ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ اشْفَعْ لَنَا إِلَى رَبِّكَ أَلاَ تَرَى مَا نَحْنُ فِيهِ فَأَنْطَلِقُ فَآتِي تَحْتَ الْعَرْشِ فَأَخِرُّ سَاجِدًا لِرَبِّي ثُمَّ يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَىَّ مِنْ مَحَامِدِهِ وَحُسْنِ الثَّنَاءِ عَلَيْهِ شَيْئًا لَمْ يَفْتَحْهُ عَلَى أَحَدٍ قَبْلِي ثُمَّ يُقَالُ يَا مُحَمَّدُ ارْفَعْ رَأْسَكَ سَلْ تُعْطَهُ وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ ‏.‏ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَقُولُ يَا رَبِّ أُمَّتِي يَا رَبِّ أُمَّتِي يَا رَبِّ أُمَّتِي ‏.‏ فَيَقُولُ يَا مُحَمَّدُ أَدْخِلْ مِنْ أُمَّتِكَ مَنْ لاَ حِسَابَ عَلَيْهِ مِنَ الْبَابِ الأَيْمَنِ مِنْ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ وَهُمْ شُرَكَاءُ النَّاسِ فِيمَا سِوَى ذَلِكَ مِنَ الأَبْوَابِ ثُمَّ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّ مَا بَيْنَ الْمِصْرَاعَيْنِ مِنْ مَصَارِيعِ الْجَنَّةِ كَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَهَجَرَ وَكَمَا بَيْنَ مَكَّةَ وَبُصْرَى ‏"‏ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ وَأَنَسٍ وَعُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ وَأَبِي سَعِيدٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَأَبُو حَيَّانَ التَّيْمِيُّ اسْمُهُ يَحْيَى بْنُ سَعِيدِ بْنِ حَيَّانَ كُوفِيٌّ وَهُوَ ثِقَةٌ وَأَبُو زُرْعَةَ بْنُ عَمْرِو بْنِ جَرِيرٍ اسْمُهُ هَرِمٌ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr haber verdi; bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; bize Ebû Hayyân et-Teymî haber verdi; Ebû Zür’a b. Amr b. Cerîr’den; Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e (pişmiş) et getirildi. Kendisine kol tarafı sunuldu ki o, bu kısmını severdi. Ondan bir parça ısırdı ve şöyle buyurdu: “Kıyamet günü insanların efendisi benim. Bunun nedenini biliyor musunuz? Allah, önceki ve sonraki insanları tek bir düzlükte toplar. Çağıran kişi sesini herkese duyurabilir, göz hepsini görebilir. Güneş onlara yaklaşır. İnsanlar dayanamayacakları ve kaldıramayacakları kadar gam ve sıkıntıya düşerler. Birbirlerine: 'Başınıza gelenleri görmüyor musunuz? Rabbiniz katında sizin için şefaat edecek birine bakmıyor musunuz?' derler. İnsanlar birbirlerine: 'Adem’e gidin,' derler. Adem’e gelirler ve: 'Sen insanlığın babasısın. Allah seni eliyle yarattı, sana ruhundan üfledi ve meleklere emretti de sana secde ettiler. Rabbin katında bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali ve başımıza gelenleri görmüyor musun?' derler. Adem onlara: 'Rabbim bugün öyle bir gazapla gazaplandı ki, ne bundan önce böyle gazaplanmıştır ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır. O beni (yasak) ağaçtan men etmişti ama ben nefsimi dinleyip isyan ettim. Nefsim, nefsim, nefsim (benim derdim bana yeter)! Siz başkasına gidin, Nuh’a gidin,' der. Nuh’a gelirler ve: 'Ey Nuh! Sen yeryüzü halkına gönderilen ilk resûlsün. Allah seni çok şükreden bir kul (abden şekûrâ) olarak isimlendirdi. Rabbin katında bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali ve başımıza gelenleri görmüyor musun?' derler. Nuh onlara: 'Rabbim bugün öyle bir gazapla gazaplandı ki, ne bundan önce böyle gazaplanmıştır ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır. Benim (dünyada iken) kavmim aleyhine yaptığım bir bedduam vardı. Nefsim, nefsim, nefsim! Siz başkasına gidin, İbrahim’e gidin,' der. İbrahim’e gelirler ve: 'Ey İbrahim! Sen Allah’ın nebisi ve yeryüzü halkından edindiği dostusun (Halîl). Rabbin katında bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?' derler. İbrahim şöyle der: 'Rabbim bugün öyle bir gazapla gazaplandı ki, ne bundan önce böyle gazaplanmıştır ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır. Ben (dünyada iken) üç yalan söylemiştim -Ebû Hayyân hadiste bunları zikretti-. Nefsim, nefsim, nefsim! Siz başkasına gidin, Musa’ya gidin,' der. Musa’ya gelirler ve: 'Ey Musa! Sen Allah’ın Resûlüsün. Allah seni risaletiyle ve seninle konuşmasıyla insanlardan üstün kıldı. Rabbin katında bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?' derler. Musa şöyle der: 'Rabbim bugün öyle bir gazapla gazaplandı ki, ne bundan önce böyle gazaplanmıştır ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır. Ben, öldürülmesiyle emrolunmadığım bir cana kıydım. Nefsim, nefsim, nefsim! Siz başkasına gidin, İsa’ya gidin,' der. İsa’ya gelirler ve: 'Ey İsa! Sen Allah’ın Resûlü ve Meryem’e ilka ettiği kelimesi ve O’ndan bir ruhsun. Beşikteyken insanlarla konuştun. Rabbin katında bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?' derler. İsa şöyle der: 'Rabbim bugün öyle bir gazapla gazaplandı ki, ne bundan önce böyle gazaplanmıştır ne de bundan sonra böyle gazaplanacaktır.' -İsa herhangi bir günah zikretmez- 'Nefsim, nefsim, nefsim! Siz başkasına gidin, Muhammed’e gidin,' der. Bunun üzerine Muhammed’e gelirler ve: 'Ey Muhammed! Sen Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncususun. Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışlamıştır. Rabbin katında bize şefaat et. İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun?' derler. Ben de giderim, Arş’ın altına gelip Rabbim için secdeye kapanırım. Sonra Allah, benden önce kimseye açmadığı övgü ve senaları bana açar (ilham eder). Sonra: 'Ey Muhammed! Başını kaldır. İste, verilsin; şefaat et, şefaatine icabet edilsin,' denilir. Ben de başımı kaldırır ve: 'Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim!' derim. Bunun üzerine: 'Ey Muhammed! Ümmetinden hesaba çekilmeyecek olanları Cennet kapılarından sağ kapıdan içeri al. Onlar diğer kapılarda da insanlarla ortaktırlar,' buyurulur.” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sonra şöyle buyurdu: “Canım elinde olana yemin ederim ki, Cennet kapılarının iki kanadı arasındaki mesafe, Mekke ile Hacer arası veya Mekke ile Busra arası kadardır.” Bu konuda Ebû Bekr es-Sıddîk, Enes, Ukbe b. Âmir ve Ebû Sa’îd’den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Hayyân et-Teymî’nin ismi Yahyâ b. Sa’îd b. Hayyân’dır, Kûfelidir ve sika (güvenilir) biridir. Ebû Zür’a b. Amr b. Cerîr’in ismi ise Herim’dir.

2435. Hadis

حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ شَفَاعَتِي لأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ ‏.‏

Bize Abbâs el-Anberî anlattı; bize Abdurrezzâk anlattı; Ma’mer’den; Sâbit’ten; Enes’ten rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu veçhiyle hasen sahih garibtir. Bu konuda Câbir’den de hadis rivayet edilmiştir.

2436. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ شَفَاعَتِي لأَهْلِ الْكَبَائِرِ مِنْ أُمَّتِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ فَقَالَ لِي جَابِرٌ يَا مُحَمَّدُ مَنْ لَمْ يَكُنْ مِنْ أَهْلِ الْكَبَائِرِ فَمَا لَهُ وَلِلشَّفَاعَةِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ يُسْتَغْرَبُ مِنْ حَدِيثِ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Ebû Dâvûd et-Tayâlisî anlattı; Muhammed b. Sâbit el-Bünânî’den; Ca’fer b. Muhammed’den; babasından; Câbir b. Abdullah’tan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” Muhammed b. Ali dedi ki: Câbir bana: "Ey Muhammed! Büyük günah ehli olmayanın şefaatle ne işi olur (şefaate ne ihtiyacı olur)?" dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu veçhiyle hasen garibtir. Ca’fer b. Muhammed’in hadisi olarak garib görülür.

2437. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَرَفَةَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ الأَلْهَانِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا أُمَامَةَ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ وَعَدَنِي رَبِّي أَنْ يُدْخِلَ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعِينَ أَلْفًا لاَ حِسَابَ عَلَيْهِمْ وَلاَ عَذَابَ مَعَ كُلِّ أَلْفٍ سَبْعُونَ أَلْفًا وَثَلاَثُ حَثَيَاتٍ مِنْ حَثَيَاتِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Hasan b. Arafe anlattı; bize İsmâil b. Ayyâş anlattı; Muhammed b. Ziyâd el-Elhânî’den; o da Ebû Umâme’den rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Rabbim bana, ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesapsız ve azapsız cennete koymayı vaat etti. Her bin kişiyle beraber yetmiş bin kişi daha ve (ayrıca) Rabbimin avuçlarından üç avuç (dolusu insan) daha (cennete girecektir).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garibtir.

2438. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، قَالَ كُنْتُ مَعَ رَهْطٍ بِإِيلِيَاءَ فَقَالَ رَجُلٌ مِنْهُمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ بِشَفَاعَةِ رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي أَكْثَرُ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ سِوَاكَ قَالَ ‏"‏ سِوَاىَ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمَّا قَامَ قُلْتُ مَنْ هَذَا قَالُوا هَذَا ابْنُ أَبِي الْجَذْعَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَابْنُ أَبِي الْجَذْعَاءِ هُوَ عَبْدُ اللَّهِ وَإِنَّمَا يُعْرَفُ لَهُ هَذَا الْحَدِيثُ الْوَاحِدُ ‏.‏

Bize Ebû Kureyb anlattı; bize İsmâil b. İbrâhîm anlattı; Hâlid el-Hazzâ’dan; Abdullah b. Şakîk’ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Îliyâ’da (Kudüs’te) bir toplulukla beraberdim. İçlerinden bir adam dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Ümmetimden bir adamın şefaatiyle Benî Temîm kabilesinden daha çok kimse cennete girecektir.” Denildi ki: "Ey Allah’ın Resûlü! Senden başka biri mi?" Buyurdu ki: “Benden başka biri.” (O zat) kalkıp gidince, ben: "Bu kimdir?" diye sordum. Dediler ki: "Bu İbn Ebî’l-Cez’â’dır." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih garibtir. İbn Ebî’l-Cez’â’nın ismi Abdullah’tır. Kendisinden bilinen tek hadis budur.

2439. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو هِشَامٍ الرِّفَاعِيُّ، مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْكُوفِيُّ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ الْيَمَانِ، عَنْ جِسْرٍ أَبِي جَعْفَرٍ، عَنِ الْحَسَنِ الْبَصْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَشْفَعُ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِي مِثْلِ رَبِيعَةَ وَمُضَرَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Hişâm er-Rifâî Muhammed b. Yezîd el-Kûfî anlattı; bize Yahyâ b. el-Yemân anlattı; Cisr Ebû Ca’fer’den; Hasan el-Basrî’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Osman b. Affân, Kıyamet günü Rebîa ve Mudar kabileleri (kadar çok insan) için şefaat edecektir.”

2440. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو عَمَّارٍ الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، أَخْبَرَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ زَكَرِيَّا بْنِ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ مِنْ أُمَّتِي مَنْ يَشْفَعُ لِلْفِئَامِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَشْفَعُ لِلْقَبِيلَةِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَشْفَعُ لِلْعُصْبَةِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَشْفَعُ لِلرَّجُلِ حَتَّى يَدْخُلُوا الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Ebû Ammâr el-Huseyn b. Hureys anlattı; bize Fadl b. Mûsâ haber verdi; Zekeriyyâ b. Ebî Zâide’den; Atıyye’den; Ebû Sa’îd’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden öyleleri vardır ki büyük bir topluluğa (fiâm) şefaat eder. Öyleleri vardır ki bir kabileye şefaat eder. Öyleleri vardır ki bir bölüğe (usbe) şefaat eder. Öyleleri de vardır ki tek bir adama şefaat eder. (Bu sayede) hepsi cennete girerler.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir.

2441. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ، عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَتَانِي آتٍ مِنْ عِنْدِ رَبِّي فَخَيَّرَنِي بَيْنَ أَنْ يُدْخِلَ نِصْفَ أُمَّتِي الْجَنَّةَ وَبَيْنَ الشَّفَاعَةِ فَاخْتَرْتُ الشَّفَاعَةَ وَهِيَ لِمَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا ‏"‏ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ عَنْ رَجُلٍ آخَرَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَذْكُرْ عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ وَفِي الْحَدِيثِ قِصَّةٌ طَوِيلَةٌ ‏.‏ حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ، عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Abde anlattı; Sa’îd’den; Katâde’den; Ebu’l-Melîh’ten; Avf b. Mâlik el-Eşce’î’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Rabbim katından bana bir elçi geldi ve ümmetimin yarısının cennete girmesi ile şefaat arasında beni muhayyer bıraktı (seçim yapmamı istedi). Ben de şefaati seçtim. Şefaat, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimseler içindir.” Ebu’l-Melîh’ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından başka bir adamdan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet edilmiş ve Avf b. Mâlik zikredilmemiştir. Hadiste uzunca bir kıssa vardır. Bize Kuteybe anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Katâde’den; Ebu’l-Melîh’ten; Avf b. Mâlik’ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu hadisin bir benzerini rivayet etmiştir.

2442. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ أَبِي حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ فِي حَوْضِي مِنَ الأَبَارِيقِ بِعَدَدِ نُجُومِ السَّمَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahyâ anlattı; bize Bişr b. Şuayb b. Ebî Hamza anlattı; bana babam anlattı; Zührî’den; Enes b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Havuzumda, gökteki yıldızların sayısınca ibrikler (kadehler) vardır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih garibtir. Bu hadisi sadece bu veçhiyle bilmekteyiz.

2443. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ نِيزَكَ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكَّارٍ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ بَشِيرٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ لِكُلِّ نَبِيٍّ حَوْضًا وَإِنَّهُمْ يَتَبَاهَوْنَ أَيُّهُمْ أَكْثَرُ وَارِدَةً وَإِنِّي أَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَكْثَرَهُمْ وَارِدَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَى الأَشْعَثُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ سَمُرَةَ وَهُوَ أَصَحُّ ‏.‏

Bize Ahmed b. Muhammed b. Ali b. Nîzek el-Bağdâdî anlattı; bize Muhammed b. Bekkâr ed-Dımaşkî anlattı; bize Sa’îd b. Beşîr anlattı; Katâde’den; Hasan’dan; Semure’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin bir havuzu vardır. Onlar hangisinin (havuzuna) gelenlerin daha çok olacağı konusunda birbirlerine karşı övünürler. Ben, havuzuna gelenleri en çok olanı olacağımı umuyorum.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis garibtir. Eş’as b. Abdulmelik bu hadisi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den mürsel olarak rivayet etmiş ve Semure’yi zikretmemiştir. Bu (mürsel) rivayet daha sahihtir.

2444. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُهَاجِرِ، عَنِ الْعَبَّاسِ، عَنْ أَبِي سَلاَّمٍ الْحَبَشِيِّ، قَالَ بَعَثَ إِلَىَّ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ فَحُمِلْتُ عَلَى الْبَرِيدِ ‏.‏ قَالَ فَلَمَّا دَخَلَ عَلَيْهِ قَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ لَقَدْ شَقَّ عَلَى مَرْكَبِي الْبَرِيدُ ‏.‏ فَقَالَ يَا أَبَا سَلاَّمٍ مَا أَرَدْتُ أَنْ أَشُقَّ عَلَيْكَ وَلَكِنْ بَلَغَنِي عَنْكَ حَدِيثٌ تُحَدِّثُهُ عَنْ ثَوْبَانَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْحَوْضِ فَأَحْبَبْتُ أَنْ تُشَافِهَنِي بِهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو سَلاَّمٍ حَدَّثَنِي ثَوْبَانُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ حَوْضِي مِنْ عَدَنَ إِلَى عَمَّانَ الْبَلْقَاءِ مَاؤُهُ أَشَدُّ بَيَاضًا مِنَ اللَّبَنِ وَأَحْلَى مِنَ الْعَسَلِ وَأَكَاوِيبُهُ عَدَدُ نُجُومِ السَّمَاءِ مَنْ شَرِبَ مِنْهُ شَرْبَةً لَمْ يَظْمَأْ بَعْدَهَا أَبَدًا أَوَّلُ النَّاسِ وُرُودًا عَلَيْهِ فُقَرَاءُ الْمُهَاجِرِينَ الشُّعْثُ رُءُوسًا الدُّنْسُ ثِيَابًا الَّذِينَ لاَ يَنْكِحُونَ الْمُتَنَعِّمَاتِ وَلاَ تُفْتَحُ لَهُمُ السُّدَدُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عُمَرُ لَكِنِّي نَكَحْتُ الْمُتَنَعِّمَاتِ وَفُتِحَ لِيَ السُّدَدُ وَنَكَحْتُ فَاطِمَةَ بِنْتَ عَبْدِ الْمَلِكِ لاَ جَرَمَ أَنِّي لاَ أَغْسِلُ رَأْسِي حَتَّى يَشْعَثَ وَلاَ أَغْسِلُ ثَوْبِي الَّذِي يَلِي جَسَدِي حَتَّى يَتَّسِخَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ مَعْدَانَ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ عَنْ ثَوْبَانَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَأَبُو سَلاَّمٍ الْحَبَشِيُّ اسْمُهُ مَمْطُورٌ وَهُوَ شَامِيٌّ ثِقَةٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. İsmâil anlattı; bize Yahyâ b. Sâlih anlattı; bize Muhammed b. Muhâcir anlattı; Abbâs’tan; Ebû Sellâm el-Habeşî’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ömer b. Abdulazîz bana haber gönderdi (beni çağırdı). Bunun üzerine berîd (posta) bineğine bindirilip götürüldüm. Yanına girdiğimde: "Ey Müminlerin Emiri! Berîd bineği beni çok yordu," dedim. Ömer dedi ki: "Ey Ebû Sellâm! Sana eziyet etmek istemezdim. Ancak senin Sevbân’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den Havuz hakkında rivayet ettiğin bir hadis bana ulaştı. Ben de bunu senden bizzat dinlemek istedim." Ebû Sellâm dedi ki: Bana Sevbân anlattı; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Benim havuzum Aden ile Ammân el-Belkâ arası kadardır. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Kadehleri gökteki yıldızların sayısıncadır. Kim ondan bir yudum içerse, ondan sonra bir daha asla susamaz. Oraya ilk gelecek olan insanlar Muhacirlerin fakirleridir. Onlar ki; saçları başları dağınık, elbiseleri kirlidir. Nimet içinde yaşayan (zengin) kadınlarla evlenemezler ve (yöneticilerin) kapıları onlara açılmaz.” Ömer dedi ki: "Fakat ben nimet içinde yaşayan kadınlarla evlendim. Kapılar benim yüzüme açıldı. Abdülmelik’in kızı Fâtıma ile evlendim. Şüphesiz ki ben de saçım dağılıncaya kadar başımı yıkamayacağım, kirleninceye kadar vücuduma değen elbisemi yıkamayacağım." Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu veçhiyle garibtir. Bu hadis Ma’dân b. Ebî Talha; Sevbân; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yoluyla da rivayet edilmiştir. Ebû Sellâm el-Habeşî’nin ismi Memtûr’dur. Şamlıdır ve sika (güvenilir) biridir.

2445. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَبْدِ الصَّمَدِ الْعَمِّيُّ عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الصَّامِتِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا آنِيَةُ الْحَوْضِ قَالَ ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لآنِيَتُهُ أَكْثَرُ مِنْ عَدَدِ نُجُومِ السَّمَاءِ وَكَوَاكِبِهَا فِي لَيْلَةٍ مُظْلِمَةٍ مُصْحِيَةٍ مِنْ آنِيَةِ الْجَنَّةِ مَنْ شَرِبَ مِنْهَا شَرْبَةً لَمْ يَظْمَأْ آخِرَ مَا عَلَيْهِ عَرْضُهُ مِثْلُ طُولِهِ مَا بَيْنَ عَمَّانَ إِلَى أَيْلَةَ مَاؤُهُ أَشَدُّ بَيَاضًا مِنَ اللَّبَنِ وَأَحْلَى مِنَ الْعَسَلِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَأَبِي بَرْزَةَ الأَسْلَمِيِّ وَابْنِ عُمَرَ وَحَارِثَةَ بْنِ وَهْبٍ وَالْمُسْتَوْرِدِ بْنِ شَدَّادٍ ‏.‏ - وَرُوِيَ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ حَوْضِي كَمَا بَيْنَ الْكُوفَةِ إِلَى الْحَجَرِ الأَسْوَدِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Ebû Abdussamed el-Ammî Abdulazîz b. Abdussamed anlattı; bize Ebû İmrân el-Cevnî anlattı; Abdullah b. Sâmit’ten; Ebû Zerr’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ey Allah’ın Resûlü! Havuzun kapları nasıldır?" dedim. Şöyle buyurdu: “Canım elinde olana yemin ederim ki, onun kapları, karanlık ve bulutsuz bir gecede gökteki yıldızların ve gezegenlerin sayısından daha çoktur. (Bunlar) Cennet kaplarındandır. Kim ondan bir yudum içerse (ebediyen) susamaz. Eni boyu birdir (kare şeklindedir). (Mesafesi) Ammân ile Eyle arası kadardır. Suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih garibtir. Bu konuda Huzeyfe b. Yemân, Abdullah b. Amr, Ebû Berze el-Eslemî, İbn Ömer, Hârise b. Vehb ve Müstevrid b. Şeddâd’dan da hadis rivayet edilmiştir. İbn Ömer’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Havuzum Kûfe ile Hacerü’l-Esved arası kadar (geniş)tir.”

2446. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو حَصِينٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ يُونُسَ، كُوفِيٌّ حَدَّثَنَا عَبْثَرُ بْنُ الْقَاسِمِ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، هُوَ ابْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا أُسْرِيَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم جَعَلَ يَمُرُّ بِالنَّبِيِّ وَالنَّبِيَّيْنِ وَمَعَهُمُ الْقَوْمُ وَالنَّبِيِّ وَالنَّبِيَّيْنِ وَمَعَهُمُ الرَّهْطُ وَالنَّبِيِّ وَالنَّبِيِّينَ وَلَيْسَ مَعَهُمْ أَحَدٌ حَتَّى مَرَّ بِسَوَادٍ عَظِيمٍ فَقُلْتُ مَنْ هَذَا قِيلَ مُوسَى وَقَوْمُهُ وَلَكِنِ ارْفَعْ رَأْسَكَ فَانْظُرْ ‏.‏ قَالَ فَإِذَا سَوَادٌ عَظِيمٌ قَدْ سَدَّ الأُفُقَ مِنْ ذَا الْجَانِبِ وَمِنْ ذَا الْجَانِبِ فَقِيلَ هَؤُلاَءِ أُمَّتُكَ وَسِوَى هَؤُلاَءِ مِنْ أُمَّتِكَ سَبْعُونَ أَلْفًا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ حِسَابٍ ‏.‏ فَدَخَلَ وَلَمْ يَسْأَلُوهُ وَلَمْ يُفَسِّرْ لَهُمْ فَقَالُوا نَحْنُ هُمْ ‏.‏ وَقَالَ قَائِلُونَ هُمْ أَبْنَاؤُنَا الَّذِينَ وُلِدُوا عَلَى الْفِطْرَةِ وَالإِسْلاَمِ ‏.‏ فَخَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏"‏ هُمُ الَّذِينَ لاَ يَكْتَوُونَ وَلاَ يَسْتَرْقُونَ وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ‏"‏ ‏.‏ فَقَامَ عُكَّاشَةُ بْنُ مِحْصَنٍ فَقَالَ أَنَا مِنْهُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ قَامَ آخَرُ فَقَالَ أَنَا مِنْهُمْ فَقَالَ ‏"‏ سَبَقَكَ بِهَا عُكَّاشَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏

Bize Ebû Hasîn Abdullah b. Ahmed b. Yûnus (Kûfeli) anlattı; bize Abser b. Kâsım anlattı; bize Husayn -ki İbn Abdurrahman’dır- anlattı; Sa’îd b. Cübeyr’den; İbn Abbâs’tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem İsrâ’ya (gece yolculuğuna) çıkarıldığında; beraberinde bir topluluk bulunan bir nebiye, beraberinde küçük bir grup (raht) bulunan bir nebiye ve beraberinde hiç kimse bulunmayan bir nebiye uğramaya başladı. Derken büyük bir karaltı (kalabalık) gördü. "Bu kimdir?" diye sordum. "Musa ve kavmidir. Fakat başını kaldır ve bak," denildi. Baktım ki ufku şu taraftan ve bu taraftan kapatmış muazzam bir karaltı (kalabalık) gördüm. Denildi ki: "İşte bunlar senin ümmetindir. Bunların dışında ümmetinden yetmiş bin kişi daha vardır ki, onlar cennete hesapsız gireceklerdir." (Sonra) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem içeri girdi, sahabe soru sormadı, o da onlara (bu yetmiş bin kişinin kim olduğunu) açıklamadı. Sahabeler kendi aralarında: "Acaba biz miyiz onlar?" dediler. Bazıları da: "Onlar İslam fıtratı üzerine doğan çocuklarımızdır," dediler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (dışarı) çıktı ve şöyle buyurdu: “Onlar dağlama yaptırmayanlar, (şeriat dışı) rukye (üfürük) yaptırmayanlar, uğursuzluğa inanmayanlar ve sadece Rablerine tevekkül edenlerdir.” Bunun üzerine Ukkâşe b. Mihsan kalktı ve: "Ben onlardan mıyım Ey Allah’ın Resûlü?" dedi. "Evet," buyurdu. Sonra başka biri kalktı: "Ben onlardan mıyım?" dedi. Buyurdu ki: “Bu konuda Ukkâşe seni geçti.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda İbn Mes’ûd ve Ebû Hureyre’den de hadis rivayet edilmiştir.

2447. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَزِيعٍ، حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ مَا أَعْرِفُ شَيْئًا مِمَّا كُنَّا عَلَيْهِ عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَقُلْتُ أَيْنَ الصَّلاَةُ قَالَ أَوَلَمْ تَصْنَعُوا فِي صَلاَتِكُمْ مَا قَدْ عَلِمْتُمْ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَنَسٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdullah b. Bezî’ anlattı; bize Ziyâd b. Rebî’ anlattı; bize Ebû İmrân el-Cevnî anlattı; Enes b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında üzerinde olduğumuz işlerden (bugün geriye kalan ve değişmeyen) hiçbir şey tanımıyorum." Ben (Ebû İmrân): "Peki ya namaz?" dedim. Enes dedi ki: "Namazınızda da bildiğiniz şeyleri yapmadınız mı (onu değiştirmediniz mi)?" Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis Ebû İmrân el-Cevnî rivayeti olarak bu veçhiyle hasen garibtir. Enes’ten farklı yollarla da rivayet edilmiştir.

2448. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى الأَزْدِيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا هَاشِمٌ، وَهُوَ ابْنُ سَعِيدٍ الْكُوفِيُّ حَدَّثَنِي زَيْدٌ الْخَثْعَمِيُّ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ عُمَيْسٍ الْخَثْعَمِيَّةِ، قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ تَخَيَّلَ وَاخْتَالَ وَنَسِيَ الْكَبِيرَ الْمُتَعَالِ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ تَجَبَّرَ وَاعْتَدَى وَنَسِيَ الْجَبَّارَ الأَعْلَى بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ سَهَا وَلَهَا وَنَسِيَ الْمَقَابِرَ وَالْبِلَى بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ عَتَا وَطَغَى وَنَسِيَ الْمُبْتَدَا وَالْمُنْتَهَى بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ يَخْتِلُ الدُّنْيَا بِالدِّينِ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ يَخْتِلُ الدِّينَ بِالشُّبُهَاتِ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ طَمَعٌ يَقُودُهُ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ هَوًى يُضِلُّهُ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ رَغَبٌ يُذِلُّهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَلَيْسَ إِسْنَادُهُ بِالْقَوِيِّ ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahyâ el-Ezdî el-Basrî anlattı; bize Abdussamed b. Abdulvâris anlattı; bize Hâşim -ki İbn Sa’îd el-Kûfî’dir- anlattı; bana Zeyd el-Has’amî anlattı; Esmâ bint Umeys el-Has’amiyye’den rivayet edildiğine göre; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitmiştir: “Kendini beğenen, kibirlenen, (her şeyden) Büyük ve Yüce olanı (Allah’ı) unutan kul ne kötü bir kuldur! Zorbalık yapan, haddi aşan, (kullarına iradesini boyun eğdiren) Cebbar ve (her şeyden) Üstün olanı unutan kul ne kötü bir kuldur! Oyalanan, eğlenen, kabirleri ve çürümeyi unutan kul ne kötü bir kuldur! Azgınlaşan, taşkınlık eden, başlangıcı (yaratılışı) ve sonu (ölümü) unutan kul ne kötü bir kuldur! Dini alet ederek dünyayı avlayan kul ne kötü bir kuldur! Şüpheli şeylerle dini(ni) bozan kul ne kötü bir kuldur! (Hırs) yularından tutarak kendisini (felakete) sürükleyen bir tamaha sahip kul ne kötü bir kuldur! Kendisini saptıran bir hevâya (arzuya) sahip kul ne kötü bir kuldur! Kendisini zelil düşüren bir isteğe sahip kul ne kötü bir kuldur!” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis garibtir. Biz bu hadisi sadece bu veçhiyle bilmekteyiz. İsnadı (da) kuvvetli değildir.

2449. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ الْمُؤَدِّبُ، حَدَّثَنَا عَمَّارُ بْنُ مُحَمَّدِ ابْنُ أُخْتِ، سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ حَدَّثَنَا أَبُو الْجَارُودِ الأَعْمَى، وَاسْمُهُ، زِيَادُ بْنُ الْمُنْذِرِ الْهَمْدَانِيُّ عَنْ عَطِيَّةَ الْعَوْفِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَيُّمَا مُؤْمِنٍ أَطْعَمَ مُؤْمِنًا عَلَى جُوعٍ أَطْعَمَهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ ثِمَارِ الْجَنَّةِ وَأَيُّمَا مُؤْمِنٍ سَقَى مُؤْمِنًا عَلَى ظَمَإٍ سَقَاهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ الرَّحِيقِ الْمَخْتُومِ وَأَيُّمَا مُؤْمِنٍ كَسَا مُؤْمِنًا عَلَى عُرْىٍ كَسَاهُ اللَّهُ مِنْ خُضْرِ الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا عَنْ عَطِيَّةَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ مَوْقُوفٌ وَهُوَ أَصَحُّ عِنْدَنَا وَأَشْبَهُ ‏.‏

Bize Muhammed b. Hâtim el-Müeddib anlattı; bize Süfyân es-Sevrî’nin kız kardeşinin oğlu Ammâr b. Muhammed anlattı; bize Ebu’l-Cârûd el-A’mâ -ki ismi Ziyâd b. Münzir el-Hemdânî’dir- anlattı; Atıyye el-Avfî’den; Ebû Sa’îd el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Hangi mümin aç bir mümini doyurursa, Allah da Kıyamet günü ona cennet meyvelerinden yedirir. Hangi mümin susuz bir mümine su verirse, Allah da Kıyamet günü ona (ağzı) mühürlü saf şaraptan (rahîk-i mahtûm) içirir. Hangi mümin çıplak bir mümini giydirirse, Allah da ona cennetin yeşil (elbiselerinden) giydirir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis garibtir. Bu hadis Atıyye’den; Ebû Sa’îd’den mevkûf olarak da rivayet edilmiştir. Bize göre bu (mevkûf) rivayet daha sahihtir ve (gerçeğe) daha yakındır.

2450. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي النَّضْرِ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَقِيلٍ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو فَرْوَةَ، يَزِيدُ بْنُ سِنَانٍ التَّمِيمِيُّ حَدَّثَنِي بُكَيْرُ بْنُ فَيْرُوزَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ خَافَ أَدْلَجَ وَمَنْ أَدْلَجَ بَلَغَ الْمَنْزِلَ أَلاَ إِنَّ سِلْعَةَ اللَّهِ غَالِيَةٌ أَلاَ إِنَّ سِلْعَةَ اللَّهِ الْجَنَّةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ أَبِي النَّضْرِ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî’n-Nadr anlattı; bize Ebû’n-Nadr anlattı; bize Ebû Akîl es-Sekafî anlattı; bize Ebû Ferve Yezîd b. Sinân et-Temîmî anlattı; bana Bükeyr b. Feyrûz anlattı; Ebû Hureyre’den işittiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Korkan kimse geceleyin yola çıkar. Gece yol alan da menzile (varacağı yere) ulaşır. Haberiniz olsun ki Allah’ın malı (metaı) pahalıdır. Haberiniz olsun ki Allah’ın malı (karşılığı) cennettir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece Ebû’n-Nadr’ın rivayetiyle bilmekteyiz.

2451. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي النَّضْرِ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّضْرِ، حَدَّثَنَا أَبُو عَقِيلٍ الثَّقَفِيُّ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَقِيلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنِي رَبِيعَةُ بْنُ يَزِيدَ، وَعَطِيَّةُ بْنُ قَيْسٍ، عَنْ عَطِيَّةَ السَّعْدِيِّ، وَكَانَ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَبْلُغُ الْعَبْدُ أَنْ يَكُونَ مِنَ الْمُتَّقِينَ حَتَّى يَدَعَ مَا لاَ بَأْسَ بِهِ حَذَرًا لِمَا بِهِ الْبَأْسُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî’n-Nadr anlattı; bize Ebû’n-Nadr anlattı; bize Ebû Akîl es-Sekafî Abdullah b. Akîl anlattı; bize Abdullah b. Yezîd anlattı; bana Rebîa b. Yezîd ve Atıyye b. Kays anlattı; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından olan Atıyye es-Sa’dî’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kul, günah (sakıncalı) olur korkusuyla (aslında) sakıncası olmayan şeyleri terk etmedikçe takva sahipleri (müttakiler) derecesine ulaşamaz.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisi sadece bu veçhiyle bilmekteyiz.

2452. Hadis

حَدَّثَنَا عَبَّاسٌ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا عِمْرَانُ الْقَطَّانُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الشِّخِّيرِ، عَنْ حَنْظَلَةَ الأُسَيْدِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ أَنَّكُمْ تَكُونُونَ كَمَا تَكُونُونَ عِنْدِي لأَظَلَّتْكُمُ الْمَلاَئِكَةُ بِأَجْنِحَتِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ عَنْ حَنْظَلَةَ الأُسَيْدِيِّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ‏.‏

Bize Abbâs el-Anberî anlattı; bize Ebû Dâvûd anlattı; bize İmrân el-Kattân anlattı; Katâde’den; Yezîd b. Abdullah b. Şıhhîr’den; Hanzale el-Üseydî’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Eğer sizler, (her zaman) yanımda olduğunuz gibi kalsaydınız (halinizi devam ettirseydiniz), melekler kanatlarıyla sizi gölgelerdi.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu veçhiyle hasen garibtir. Bu hadis Hanzale el-Üseydî’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den başka yollarla da rivayet edilmiştir. Bu konuda Ebû Hureyre’den de hadis rivayet edilmiştir.

2453. Hadis

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ سَلْمَانَ أَبُو عُمَرَ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنِ الْقَعْقَاعِ بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّ لِكُلِّ شَيْءٍ شِرَّةً وَلِكُلِّ شِرَّةٍ فَتْرَةً فَإِنْ كَانَ صَاحِبُهَا سَدَّدَ وَقَارَبَ فَارْجُوهُ وَإِنْ أُشِيرَ إِلَيْهِ بِالأَصَابِعِ فَلاَ تَعُدُّوهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ - وَقَدْ رُوِيَ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يُشَارَ إِلَيْهِ بِالأَصَابِعِ فِي دِينٍ أَوْ دُنْيَا إِلاَّ مَنْ عَصَمَهُ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yûsuf b. Selmân Ebû Ömer el-Basrî anlattı; bize Hâtim b. İsmâil anlattı; İbn Aclân’dan; Ka’kâ’ b. Hakîm’den; Ebû Sâlih’ten; Ebû Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: “Her şeyin bir coşkunluğu (şirret), her coşkunluğun da bir gevşemesi (fetret) vardır. Eğer bu halin sahibi (gevşeme anında) orta yolu tutar ve doğruya yaklaşırsa, onun hakkında (hayır) umunuz. Yok eğer (aşırılığı veya gösterişi sebebiyle) kendisine parmakla işaret ediliyorsa, onu (hayırlı kimselerden) saymayınız.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu veçhiyle hasen sahih garibtir. Enes b. Mâlik’ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Dini veya dünyevi konularda bir kişiye parmakla işaret edilmesi, ona kötülük olarak yeter. Ancak Allah’ın koruduğu kimseler müstesnadır.”

2454. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي يَعْلَى، عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ خُثَيْمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ خَطَّ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطًّا مُرَبَّعًا وَخَطَّ فِي وَسَطِ الْخَطِّ خَطًّا وَخَطَّ خَارِجًا مِنَ الْخَطِّ خَطًّا وَحَوْلَ الَّذِي فِي الْوَسَطِ خُطُوطًا فَقَالَ ‏ "‏ هَذَا ابْنُ آدَمَ وَهَذَا أَجَلُهُ مُحِيطٌ بِهِ وَهَذَا الَّذِي فِي الْوَسَطِ الإِنْسَانُ وَهَذِهِ الْخُطُوطُ عُرُوضُهُ إِنْ نَجَا مِنْ هَذَا يَنْهَشُهُ هَذَا وَالْخَطُّ الْخَارِجُ الأَمَلُ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Yahyâ b. Sa’îd anlattı; bize Süfyân anlattı; babasından; Ebû Ya’lâ’dan; Rebî’ b. Huseym’den; Abdullah b. Mes’ûd’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize dörtgen bir çizgi çizdi. Çizginin ortasına da bir çizgi çizdi. (Ortadaki) çizgiden dışarı taşan bir çizgi daha çizdi. Ortadakinin etrafına da (küçük) çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu: “Bu insanoğludur. Şu (dörtgen), onu kuşatan ecelidir. Şu ortadaki insandır. Şu (etrafındaki küçük) çizgiler ise onun başına gelen olaylar (musibetler)dir. Bundan kurtulsa, şu ona saplanır (onu ısırır). Dışarı taşan çizgi ise (bitmek bilmeyen) emelidir.” Bu hadis sahihtir.

2455. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَهْرَمُ ابْنُ آدَمَ وَيَشِبُّ مِنْهُ اثْنَانِ الْحِرْصُ عَلَى الْمَالِ وَالْحِرْصُ عَلَى الْعُمُرِ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Katâde’den; Enes’ten rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu yaşlanır ama ondaki iki şey gençleşir (hep taze kalır): Mala olan hırs ve ömre olan hırs (yaşama arzusu).” Bu hadis hasen sahihtir.

2456. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، مُحَمَّدُ بْنُ فِرَاسٍ الْبَصْرِيُّ حَدَّثَنَا أَبُو قُتَيْبَةَ، سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ حَدَّثَنَا أَبُو الْعَوَّامِ، وَهُوَ عِمْرَانُ الْقَطَّانُ عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُطَرِّفِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الشِّخِّيرِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مُثَلَ ابْنِ آدَمَ وَإِلَى جَنْبِهِ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ مَنِيَّةً إِنْ أَخْطَأَتْهُ الْمَنَايَا وَقَعَ فِي الْهَرَمِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Ebû Hureyre Muhammed b. Firâs el-Basrî anlattı; bize Ebû Kuteybe Selm b. Kuteybe anlattı; bize Ebu’l-Avvâm -ki İmrân el-Kattân’dır- anlattı; Katâde’den; Mutarrif b. Abdullah b. Şıhhîr’den; babasından rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu yanında doksan dokuz ölüm (sebebi) olduğu halde yaratılmıştır. (Bu) ölümler onu ıskalarsa, ihtiyarlığa düşer (yine de ölümden kurtulamaz).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garibtir.

2457. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الطُّفَيْلِ بْنِ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا ذَهَبَ ثُلُثَا اللَّيْلِ قَامَ فَقَالَ ‏"‏ يَا أَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا اللَّهَ اذْكُرُوا اللَّهَ جَاءَتِ الرَّاجِفَةُ تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ جَاءَ الْمَوْتُ بِمَا فِيهِ جَاءَ الْمَوْتُ بِمَا فِيهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أُبَىٌّ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي أُكْثِرُ الصَّلاَةَ عَلَيْكَ فَكَمْ أَجْعَلُ لَكَ مِنْ صَلاَتِي فَقَالَ ‏"‏ مَا شِئْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ الرُّبُعَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا شِئْتَ فَإِنْ زِدْتَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ النِّصْفَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا شِئْتَ فَإِنْ زِدْتَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ فَالثُّلُثَيْنِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَا شِئْتَ فَإِنْ زِدْتَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ أَجْعَلُ لَكَ صَلاَتِي كُلَّهَا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ إِذًا تُكْفَى هَمَّكَ وَيُغْفَرُ لَكَ ذَنْبُكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Kabîsa anlattı; Süfyân’dan; Abdullah b. Muhammed b. Akîl’den; Tufeyl b. Übey b. Ka’b’dan; babasından rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gecenin üçte ikisi geçince kalkar ve şöyle buyururdu: “Ey İnsanlar! Allah’ı zikredin! Allah’ı zikredin! Sarsıcı (ilk sûr üflemesi) geldi, onu takipçi (ikinci sûr üflemesi) izleyecektir. Ölüm, içindekilerle (şiddetiyle) beraber geldi! Ölüm, içindekilerle beraber geldi!” Übey dedi ki: "Ey Allah’ın Resûlü! Ben sana çokça salât (dua) ediyorum. Duamın ne kadarını sana ayırayım?" dedim. Buyurdu ki: “Dilediğin kadarını.” Ben: "Dörtte birini ayırayım mı?" dedim. Buyurdu ki: “Dilediğin kadarını ayır. Eğer artırırsan senin için daha hayırlı olur.” Ben: "Yarısını ayırayım mı?" dedim. Buyurdu ki: “Dilediğin kadarını ayır. Eğer artırırsan senin için daha hayırlı olur.” Ben: "Üçte ikisini ayırayım mı?" dedim. Buyurdu ki: “Dilediğin kadarını ayır. Eğer artırırsan senin için daha hayırlı olur.” Ben: "Duamın tamamını sana ayırayım mı?" dedim. Buyurdu ki: “O takdirde sıkıntın giderilir ve günahın bağışlanır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir.

2458. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنْ أَبَانَ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الصَّبَّاحِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ مُرَّةَ الْهَمْدَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اسْتَحْيُوا مِنَ اللَّهِ حَقَّ الْحَيَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا لَنَسْتَحْيِي وَالْحَمْدُ لِلَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لَيْسَ ذَاكَ وَلَكِنَّ الاِسْتِحْيَاءَ مِنَ اللَّهِ حَقَّ الْحَيَاءِ أَنْ تَحْفَظَ الرَّأْسَ وَمَا وَعَى وَتَحْفَظَ الْبَطْنَ وَمَا حَوَى وَتَتَذَكَّرَ الْمَوْتَ وَالْبِلَى وَمَنْ أَرَادَ الآخِرَةَ تَرَكَ زِينَةَ الدُّنْيَا فَمَنْ فَعَلَ ذَلِكَ فَقَدِ اسْتَحْيَا مِنَ اللَّهِ حَقَّ الْحَيَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ أَبَانَ بْنِ إِسْحَاقَ عَنِ الصَّبَّاحِ بْنِ مُحَمَّدٍ ‏.‏

Bize Yahyâ b. Mûsâ anlattı; bize Muhammed b. Ubeyd anlattı; Ebân b. İshâk’tan; Sabbâh b. Muhammed’den; Mürre el-Hemdânî’den; Abdullah b. Mes’ûd’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’tan hakkıyla hayâ edin.” Biz: "Ey Allah’ın Resûlü! Biz Allah’a hamdolsun ki hayâ ediyoruz," dedik. Buyurdu ki: “O (sizin anladığınız utanma) değildir. Fakat Allah’tan hakkıyla hayâ etmek; başı ve (başın) barındırdıklarını koruman, karnı ve (karnın) ihtiva ettiklerini koruman, ölümü ve çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti isterse dünyanın süsünü terk eder. Kim bunu yaparsa Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis garibtir. Bu hadisi sadece Ebân b. İshâk’ın Sabbâh b. Muhammed’den rivayetiyle veçhiyle bilmekteyiz.

2459. Hadis

حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ ضَمْرَةَ بْنِ حَبِيبٍ، عَنْ شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا وَتَمَنَّى عَلَى اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ قَالَ وَمَعْنَى قَوْلِهِ ‏"‏ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ ‏"‏ ‏.‏ يَقُولُ حَاسَبَ نَفْسَهُ فِي الدُّنْيَا قَبْلَ أَنْ يُحَاسَبَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏.‏ وَيُرْوَى عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ قَالَ حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسَبُوا وَتَزَيَّنُوا لِلْعَرْضِ الأَكْبَرِ وَإِنَّمَا يَخِفُّ الْحِسَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى مَنْ حَاسَبَ نَفْسَهُ فِي الدُّنْيَا ‏.‏ وَيُرْوَى عَنْ مَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ قَالَ لاَ يَكُونُ الْعَبْدُ تَقِيًّا حَتَّى يُحَاسِبَ نَفْسَهُ كَمَا يُحَاسِبُ شَرِيكَهُ مِنْ أَيْنَ مَطْعَمُهُ وَمَلْبَسُهُ ‏.‏

Bize Süfyân b. Vekî’ anlattı; bize Îsâ b. Yûnus anlattı; Ebû Bekr b. Ebî Meryem’den. (H) Yine bize Abdullah b. Abdurrahman anlattı; bize Amr b. Avn haber verdi; bize İbnü’l-Mübârek haber verdi; Ebû Bekr b. Ebî Meryem’den; Damre b. Habîb’den; Şeddâd b. Evs’ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: “Akıllı (zeki) kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kimse ise, nefsinin hevasına (arzularına) uyan ve Allah’tan (olmayacak şeyler) temenni edendir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. (Hadiste geçen) "Nefsini dâne eden (men dâne nefsehû)" ifadesinin manası; "Kıyamet günü hesaba çekilmeden önce dünyada nefsini hesaba çekendir" demektir. Ömer b. el-Hattâb’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. En büyük arz (mahşer günü Allah’a sunum) için süslenin (hazırlanın). Kıyamet günü hesap, ancak dünyada iken nefsini hesaba çeken kimse için hafif ve kolay olur." Meymûn b. Mihrân’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kul; ortağını, yiyeceğini ve giyeceğini nereden sağladığı konusunda hesaba çektiği gibi kendi nefsini hesaba çekmedikçe muttaki olamaz."

2460. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنُ مَدُّويَهْ التِّرْمِذِيُّ، حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ الْحَكَمِ الْعُرَنِيُّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ الْوَلِيدِ الْوَصَّافِيُّ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُصَلاَّهُ فَرَأَى نَاسًا كَأَنَّهُمْ يَكْتَشِرُونَ قَالَ ‏"‏ أَمَا إِنَّكُمْ لَوْ أَكْثَرْتُمْ ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ لَشَغَلَكُمْ عَمَّا أَرَى فَأَكْثِرُوا مِنْ ذِكْرِ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ الْمَوْتِ فَإِنَّهُ لَمْ يَأْتِ عَلَى الْقَبْرِ يَوْمٌ إِلاَّ تَكَلَّمَ فِيهِ فَيَقُولُ أَنَا بَيْتُ الْغُرْبَةِ وَأَنَا بَيْتُ الْوَحْدَةِ وَأَنَا بَيْتُ التُّرَابِ وَأَنَا بَيْتُ الدُّودِ ‏.‏ فَإِذَا دُفِنَ الْعَبْدُ الْمُؤْمِنُ قَالَ لَهُ الْقَبْرُ مَرْحَبًا وَأَهْلاً أَمَا إِنْ كُنْتَ لأَحَبَّ مَنْ يَمْشِي عَلَى ظَهْرِي إِلَىَّ فَإِذْ وُلِّيتُكَ الْيَوْمَ وَصِرْتَ إِلَىَّ فَسَتَرَى صَنِيعِي بِكَ ‏.‏ قَالَ فَيَتَّسِعُ لَهُ مَدَّ بَصَرِهِ وَيُفْتَحُ لَهُ بَابٌ إِلَى الْجَنَّةِ ‏.‏ وَإِذَا دُفِنَ الْعَبْدُ الْفَاجِرُ أَوِ الْكَافِرُ قَالَ لَهُ الْقَبْرُ لاَ مَرْحَبًا وَلاَ أَهْلاً أَمَا إِنْ كُنْتَ لأَبْغَضَ مَنْ يَمْشِي عَلَى ظَهْرِي إِلَىَّ فَإِذْ وُلِّيتُكَ الْيَوْمَ وَصِرْتَ إِلَىَّ فَسَتَرَى صَنِيعِي بِكَ ‏.‏ قَالَ فَيَلْتَئِمُ عَلَيْهِ حَتَّى تَلْتَقِيَ عَلَيْهِ وَتَخْتَلِفَ أَضْلاَعُهُ ‏.‏ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِأَصَابِعِهِ فَأَدْخَلَ بَعْضَهَا فِي جَوْفِ بَعْضٍ قَالَ ‏"‏ وَيُقَيِّضُ اللَّهُ لَهُ سَبْعِينَ تِنِّينًا لَوْ أَنَّ وَاحِدًا مِنْهَا نَفَخَ فِي الأَرْضِ مَا أَنْبَتَتْ شَيْئًا مَا بَقِيَتِ الدُّنْيَا فَيَنْهَشْنَهُ وَيَخْدِشْنَهُ حَتَّى يُفْضَى بِهِ إِلَى الْحِسَابِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّمَا الْقَبْرُ رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ أَوْ حُفْرَةٌ مِنْ حُفَرِ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. Ahmed b. Meddûyeh et-Tirmizî anlattı; bize Kâsım b. Hakem el-Uranî anlattı; bize Ubeydullah b. Velîd el-Vassâfî anlattı; Atıyye’den; Ebû Sa’îd’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazgâha girdi. İnsanların dişleri görünecek şekilde (kahkahayla) güldüklerini gördü ve şöyle buyurdu: “Haberiniz olsun! Eğer siz lezzetleri yıkan (bıçak gibi kesen) ölümü çokça zikretseydiniz, şu gördüğünüz halinizden sizi alıkoyardı. Öyleyse lezzetleri yıkan ölümü çokça anın. Çünkü kabir üzerine (her gün) bir gün doğar ve kabir şöyle seslenir: 'Ben gurbet eviyim, ben yalnızlık eviyim, ben toprak eviyim, ben kurtların eviyim.' Mümin kul defnedildiğinde kabir ona: 'Merhaba, hoş geldin! Sırtımda yürüyenlerin bana en sevimli olanı sendin. Bugün idaren bana verildiğine ve bana geldiğine göre sana neler yapacağımı göreceksin,' der. (Resûlullah devamla) buyurdu ki: 'Kabir onun için gözünün görebildiği kadar genişler ve ona cennete açılan bir kapı açılır.' Facir (günahkâr) veya kâfir kul defnedildiğinde ise kabir ona şöyle der: 'Sana ne merhaba var ne de hoş geldin! Sırtımda yürüyenlerin bana en sevimsiz olanı sendin. Bugün idaren bana verildiğine ve bana geldiğine göre sana neler yapacağımı göreceksin.' (Resûlullah devamla) buyurdu ki: 'Kabir onu öyle bir sıkar ki, kaburgaları birbirine geçer.' Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunu anlatırken parmaklarını birbirine kenetleyip gösterdi. Sonra şöyle buyurdu: 'Allah ona yetmiş tane büyük yılan (tinnin) musallat eder. Onlardan bir tanesi yeryüzüne üflese, dünya durdukça üzerinde ot bitmezdi. O yılanlar, hesaba götürülünceye kadar onu ısırırlar ve tırmalarlar.'” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis garibtir. Bu hadisi sadece bu veçhiyle bilmekteyiz.

2461. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هُوَ مُتَّكِئٌ عَلَى رَمْلِ حَصِيرٍ فَرَأَيْتُ أَثَرَهُ فِي جَنْبِهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَفِي الْحَدِيثِ قِصَّةٌ طَوِيلَةٌ ‏.‏

Bize Abd b. Humeyd anlattı; bize Abdurrezzâk haber verdi; Ma'mer'den; Zührî'den; Ubeydullah b. Abdullah b. Ebî Sevr'den; dedi ki: İbn Abbâs'ı şöyle derken işittim: Bana Ömer b. el-Hattâb haber verdi. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim. Bir hasır örgüsü üzerinde yaslanmıştı. Böğründe (hasırın) izini gördüm. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir. Hadiste uzun bir kıssa vardır.)

2462. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، وَيُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمْرَو بْنَ عَوْفٍ وَهُوَ حَلِيفُ بَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ وَكَانَ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ فَقَدِمَ بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ وَسَمِعَتِ الأَنْصَارُ بِقُدُومِ أَبِي عُبَيْدَةَ فَوَافَوْا صَلاَةَ الْفَجْرِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْصَرَفَ فَتَعَرَّضُوا لَهُ فَتَبَسَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ رَآهُمْ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَظُنُّكُمْ سَمِعْتُمْ أَنَّ أَبَا عُبَيْدَةَ قَدِمَ بِشَيْءٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَأَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ فَوَاللَّهِ مَا الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ وَلَكِنِّي أَخْشَى أَنْ تُبْسَطَ الدُّنْيَا عَلَيْكُمْ كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ قَبْلَكُمْ فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا فَتُهْلِكَكُمْ كَمَا أَهْلَكَتْهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı; bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; Ma'mer ve Yûnus'tan; Zührî'den; Urve b. ez-Zübeyr ona haber vermiş; Misver b. Mahreme ona haber vermiş; Amr b. Avf -ki kendisi Benî Âmir b. Lüey'in müttefikidir ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile Bedir'e katılmıştır- ona haber vermiş ki; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'ı gönderdi. O da Bahreyn'den mal ile geldi. Ensâr, Ebû Ubeyde'nin geldiğini işitti ve sabah namazında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile (cemaate) geldiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazı kıldırınca döndü. (Ensâr) onun karşısına çıktılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları görünce gülümsedi. Sonra şöyle buyurdu: "Sanırım siz Ebû Ubeyde'nin bir şeyle geldiğini işittiniz." "Evet, ey Allah'ın Resûlü!" dediler. Şöyle buyurdu: "O halde müjdelenin ve sizi sevindirecek şeyi umun! Vallahi sizin üzerinize fakirlikten korkmuyorum. Lakin ben sizin üzerinize; sizden öncekilerin üzerine serildiği (bollaştığı) gibi dünyanın sizin üzerinize de serilmesinden, onların (dünya için) yarıştıkları gibi sizin de yarışmanızdan ve onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)

2463. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، وَابْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ حَكِيمَ بْنَ حِزَامٍ، قَالَ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَانِي ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ يَا حَكِيمُ إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ فَمَنْ أَخَذَهُ بِسَخَاوَةِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ حَكِيمٌ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ أَرْزَأُ أَحَدًا بَعْدَكَ شَيْئًا حَتَّى أُفَارِقَ الدُّنْيَا ‏.‏ فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَدْعُو حَكِيمًا إِلَى الْعَطَاءِ فَيَأْبَى أَنْ يَقْبَلَهُ ثُمَّ إِنَّ عُمَرَ دَعَاهُ لِيُعْطِيَهُ فَأَبَى أَنْ يَقْبَلَ مِنْهُ شَيْئًا فَقَالَ عُمَرُ إِنِّي أُشْهِدُكُمْ يَا مَعْشَرَ الْمُسْلِمِينَ عَلَى حَكِيمٍ أَنِّي أَعْرِضُ عَلَيْهِ حَقَّهُ مِنْ هَذَا الْفَىْءِ فَيَأْبَى أَنْ يَأْخُذَهُ ‏.‏ فَلَمْ يَرْزَأْ حَكِيمٌ أَحَدًا مِنَ النَّاسِ شَيْئًا بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى تُوُفِّيَ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Süveyd anlattı; bize Abdullah haber verdi; Yûnus'tan; Zührî'den; Urve b. ez-Zübeyr'den ve İbn el-Müseyyeb'den; Hakîm b. Hizâm'ın şöyle dediği (rivayet edilmiştir): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den istedim, bana verdi. Sonra (tekrar) istedim, bana verdi. Sonra (tekrar) istedim, bana verdi. Sonra şöyle buyurdu: "Ey Hakîm! Şüphesiz bu mal yeşildir (göz alıcıdır), tatlıdır. Kim onu gönül hoşluğuyla (göz dikmeden) alırsa, onda kendisine bereket verilir. Kim de onu hırsla (göz dikerek) alırsa, onda kendisine bereket verilmez. O, yiyip de doymayan kimse gibidir. Üstteki el, alttaki elden daha hayırlıdır." Hakîm dedi ki: Dedim ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, senden sonra dünyadan ayrılıncaya kadar kimseden bir şey istemeyeceğim (kabul etmeyeceğim)." Ebû Bekir, Hakîm'i (kendisine düşen) atiyye (payını alması) için çağırırdı, o kabul etmekten kaçınırdı. Sonra Ömer onu kendisine (hakkını) vermek için çağırdı, o ondan (da) bir şey kabul etmekten kaçındı. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: "Ey Müslümanlar topluluğu! Sizi Hakîm'e şahit tutuyorum ki ben ona bu fey'den hakkını arz ediyorum (sunuyorum), o ise almaktan kaçınıyor." Hakîm, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den sonra vefat edinceye kadar insanlardan hiçbir kimseden bir şey almadı (kabul etmedi). (Der ki: Bu hadis sahihtir.)

2464. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو صَفْوَانَ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، قَالَ ابْتُلِينَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالضَّرَّاءِ فَصَبَرْنَا ثُمَّ ابْتُلِينَا بِالسَّرَّاءِ بَعْدَهُ فَلَمْ نَصْبِرْ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize Ebû Safvân anlattı; Yûnus'tan; Zührî'den; Humeyd b. Abdurrahman'dan; Abdurrahman b. Avf'tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber darlıkla imtihan edildik, sabrettik. Sonra O'ndan sonra bollukla imtihan edildik, sabredemedik. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasendir.)

2465. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ صَبِيحٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبَانَ، وَهُوَ الرَّقَاشِيُّ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ كَانَتِ الآخِرَةُ هَمَّهُ جَعَلَ اللَّهُ غِنَاهُ فِي قَلْبِهِ وَجَمَعَ لَهُ شَمْلَهُ وَأَتَتْهُ الدُّنْيَا وَهِيَ رَاغِمَةٌ وَمَنْ كَانَتِ الدُّنْيَا هَمَّهُ جَعَلَ اللَّهُ فَقْرَهُ بَيْنَ عَيْنَيْهِ وَفَرَّقَ عَلَيْهِ شَمْلَهَ وَلَمْ يَأْتِهِ مِنَ الدُّنْيَا إِلاَّ مَا قُدِّرَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Vekî' anlattı; Rebî' b. Sabîh'ten; Yezîd b. Ebân -ki Rakkâşî'dir-'den; Enes b. Mâlik'ten rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim ahireti en büyük derti (hedefi) haline getirirse, Allah onun zenginliğini kalbine koyar, iki yakasını bir araya getirir (işlerini derleyip toparlar) ve dünya ona boyun eğerek gelir. Kim de dünyayı en büyük derti (hedefi) haline getirirse, Allah onun fakirliğini iki gözünün arasına koyar, işlerini darmadağın eder ve dünyadan ona ancak kendisine takdir edilen kadar gelir."

2466. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ زَائِدَةَ بْنِ نَشِيطٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي خَالِدٍ الْوَالِبِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ يَا ابْنَ آدَمَ تَفَرَّغْ لِعِبَادَتِي أَمْلأْ صَدْرَكَ غِنًى وَأَسُدَّ فَقْرَكَ وَإِلاَّ تَفْعَلْ مَلأْتُ يَدَيْكَ شُغْلاً وَلَمْ أَسُدَّ فَقْرَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَأَبُو خَالِدٍ الْوَالِبِيُّ اسْمُهُ هُرْمُزُ ‏.‏

Bize Alî b. Haşrem anlattı; bize Îsâ b. Yûnus haber verdi; İmrân b. Zâide b. Neşît'ten; babasından; Ebû Hâlid el-Vâlibî'den; Ebû Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ey Ademoğlu! Benim ibadetime yönel (kendini ver) ki göğsünü zenginlikle doldurayım ve fakirliğini kapatayım (ihtiyacını gidereyim). Eğer böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldururum ve fakirliğini kapatmam (ihtiyacını gidermem)." (Der ki: Bu hadis hasen garibtir. Ebû Hâlid el-Vâlibî'nin ismi Hürmüz'dür.)

2467. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَنَا شَطْرٌ مِنْ شَعِيرٍ فَأَكَلْنَا مِنْهُ مَا شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ قُلْتُ لِلْجَارِيَةِ كِيلِيهِ فَكَالَتْهُ فَلَمْ يَلْبَثْ أَنْ فَنِيَ ‏.‏ قَالَتْ فَلَوْ كُنَّا تَرَكْنَاهُ لأَكَلْنَا مِنْهُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَمَعْنَى قَوْلِهَا شَطْرٌ تَعْنِي شَيْئًا ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Ebû Muâviye anlattı; Hişâm b. Urve'den; babasından; Âişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde yanımızda arpadan bir miktar (şatr) vardı. Allah'ın dilediği kadar ondan yedik. Sonra hizmetçiye: "Onu ölç," dedim. O da ölçtü. Çok geçmeden tükeniverdi. Eğer biz onu (ölçmeden) bıraksaydık, ondan bundan daha çok yerdik. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir. "Şatr" kelimesinin manası, "bir şey/bir miktar" demektir.)

2468. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ عَزْرَةَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحِمْيَرِيِّ، عَنْ سَعْدِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ لَنَا قِرَامُ سِتْرٍ فِيهِ تَمَاثِيلُ عَلَى بَابِي فَرَآهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ انْزِعِيهِ فَإِنَّهُ يُذَكِّرُنِي الدُّنْيَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ وَكَانَ لَنَا سَمَلُ قَطِيفَةٍ عَلَمُهَا مِنْ حَرِيرٍ كُنَّا نَلْبَسُهَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Ebû Muâviye anlattı; Dâvûd b. Ebî Hind'den; Azre'den; Humeyd b. Abdurrahman el-Himyerî'den; Sa'd b. Hişâm'dan; Âişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Kapımın üzerinde resimli (temâsîl) ince bir perdemiz vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu gördü ve: "Onu söküp at. Çünkü o bana dünyayı hatırlatıyor," buyurdu. (Âişe dedi ki): Ayrıca bizim nakışları (alemi) ipekten eski bir kadife örtümüz vardı, onu giyerdik. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis bu veçhiyle hasen sahih garibtir.)

2469. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَتْ وِسَادَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّتِي يَضْطَجِعُ عَلَيْهَا مِنْ أَدَمٍ حَشْوُهَا لِيفٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Abde anlattı; Hişâm b. Urve'den; babasından; Âişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in üzerinde yattığı yastığı deridendi, içi ise lifle dolu idi. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir.)

2470. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي مَيْسَرَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهُمْ ذَبَحُوا شَاةً فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا بَقِيَ مِنْهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ مَا بَقِيَ مِنْهَا إِلاَّ كَتِفُهَا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بَقِيَ كُلُّهَا غَيْرَ كَتِفِهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَأَبُو مَيْسَرَةَ هُوَ الْهَمْدَانِيُّ اسْمُهُ عَمْرُو بْنُ شُرَحْبِيلَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Yahyâ b. Sa'îd anlattı; Süfyân'dan; Ebû İshâk'tan; Ebû Meysere'den; Âişe'den rivayet edildiğine göre; onlar bir koyun kesmişlerdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ondan geriye ne kaldı?" diye sordu. (Âişe): "Sadece kürek kemiği kaldı," dedi. (Bunun üzerine) şöyle buyurdu: "Kürek kemiği hariç hepsi (bize sevap olarak) kaldı." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir. Ebû Meysere el-Hemdânî'dir, ismi Amr b. Şurahbîl'dir.)

2471. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ إِسْحَاقَ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ إِنْ كُنَّا آلَ مُحَمَّدٍ نَمْكُثُ شَهْرًا مَا نَسْتَوْقِدُ بِنَارٍ إِنْ هُوَ إِلاَّ الْمَاءُ وَالتَّمْرُ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Hârûn b. İshâk el-Hemdânî anlattı; bize Abde anlattı; Hişâm b. Urve'den; babasından; Âişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz Muhammed ailesi olarak bir ay beklerdik de (yemek pişirmek için) ateş yakmazdık. O (yediğimiz) ancak su ve hurma idi. (Der ki: Bu hadis sahihtir.)

2472. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ أَسْلَمَ أَبُو حَاتِمٍ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَقَدْ أُخِفْتُ فِي اللَّهِ وَمَا يُخَافُ أَحَدٌ وَلَقَدْ أُوذِيتُ فِي اللَّهِ وَمَا يُؤْذَى أَحَدٌ وَلَقَدْ أَتَتْ عَلَىَّ ثَلاَثُونَ مِنْ بَيْنِ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ وَمَا لِي وَلِبِلاَلٍ طَعَامٌ يَأْكُلُهُ ذُو كَبِدٍ إِلاَّ شَيْءٌ يُوَارِيهِ إِبْطُ بِلاَلٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ - وَمَعْنَى هَذَا الْحَدِيثِ حِينَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَارًّا مِنْ مَكَّةَ وَمَعَهُ بِلاَلٌ إِنَّمَا كَانَ مَعَ بِلاَلٍ مِنَ الطَّعَامِ مَا يَحْمِلُهُ تَحْتَ إِبْطِهِ ‏.‏

Bize Abdullah b. Abdurrahman anlattı; bize Ravh b. Eslem Ebû Hâtim el-Basrî anlattı; bize Hammâd b. Seleme anlattı; bize Sâbit anlattı; Enes'ten rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Andolsun ki ben Allah yolunda korkutuldum, halbuki hiç kimse korkutulmamıştı. Andolsun ki ben Allah yolunda eziyet gördüm, halbuki hiç kimse eziyet görmemişti. Üzerimden otuz gece ve gündüz geçtiği olurdu da benim ve Bilâl'in yiyeceği, canlı bir varlığın (ciğer sahibinin) yiyebileceği bir yemek bulunmazdı; ancak Bilâl'in koltuğunun altına sığacak kadar bir şey (azıcık bir yiyecek) müstesna." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen garibtir. Bu hadisin manası şudur: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'den kaçarak (hicret için) çıktığında yanında Bilâl vardı. Yanlarında yiyecek olarak sadece Bilâl'in koltuğunun altında taşıdığı miktar vardı.)

2473. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ كَعْبٍ الْقُرَظِيِّ، حَدَّثَنِي مَنْ، سَمِعَ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ، يَقُولُ خَرَجْتُ فِي يَوْمٍ شَاتٍ مِنْ بَيْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ أَخَذْتُ إِهَابًا مَعْطُونًا فَحَوَّلْتُ وَسَطَهُ فَأَدْخَلْتُهُ عُنُقِي وَشَدَدْتُ وَسَطِي فَحَزَمْتُهُ بِخُوصِ النَّخْلِ وَإِنِّي لَشَدِيدُ الْجُوعِ وَلَوْ كَانَ فِي بَيْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَعَامٌ لَطَعِمْتُ مِنْهُ فَخَرَجْتُ أَلْتَمِسُ شَيْئًا فَمَرَرْتُ بِيَهُودِيٍّ فِي مَالٍ لَهُ وَهُوَ يَسْقِي بِبَكَرَةٍ لَهُ فَاطَّلَعْتُ عَلَيْهِ مِنْ ثُلْمَةٍ فِي الْحَائِطِ فَقَالَ مَا لَكَ يَا أَعْرَابِيُّ هَلْ لَكَ فِي كُلِّ دَلْوٍ بِتَمْرَةٍ قُلْتُ نَعَمْ فَافْتَحِ الْبَابَ حَتَّى أَدْخُلَ فَفَتَحَ فَدَخَلْتُ فَأَعْطَانِي دَلْوَهُ فَكُلَّمَا نَزَعْتُ دَلْوًا أَعْطَانِي تَمْرَةً حَتَّى إِذَا امْتَلأَتْ كَفِّي أَرْسَلْتُ دَلْوَهُ وَقُلْتُ حَسْبِي فَأَكَلْتُهَا ثُمَّ جَرَعْتُ مِنَ الْمَاءِ فَشَرِبْتُ ثُمَّ جِئْتُ الْمَسْجِدَ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Yûnus b. Bükeyr anlattı; Muhammed b. İshâk'tan; bize Yezîd b. Ziyâd anlattı; Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den; Alî b. Ebî Tâlib'i şöyle derken işiten birinden rivayet edildiğine göre (Alî) şöyle demiştir: Soğuk bir günde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in evinden çıktım. Tabaklanmış bir deri almış, ortasını delip boynuma geçirmiştim. Belimi de hurma lifiyle bağlamıştım. Şiddetli bir şekilde açtım. Eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in evinde yiyecek olsaydı ondan yerdim. Bir şeyler aramak için çıktım. Bahçesinde olan bir Yahudiye rastladım. Kuyusundan makara ile su çekiyordu. Duvardaki bir gedikten ona baktım. Dedi ki: "Neyin var ey Bedevî! Her kova karşılığında bir hurma ister misin?" Ben de: "Evet, kapıyı aç da gireyim," dedim. Açtı, ben de girdim. Bana kovasını verdi. Her çektiğim kova karşılığında bana bir hurma verdi. Avucum dolunca kovasını bıraktım ve: "Bu kadar yeter," dedim. Onları yedim, sonra sudan yudumlayıp içtim. Sonra mescide geldim ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i orada buldum. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen garibtir.)

2474. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ، عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبَّاسٍ الْجُرَيْرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عُثْمَانَ النَّهْدِيَّ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ أَصَابَهُمْ جُوعٌ فَأَعْطَاهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَمْرَةً تَمْرَةً ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ebû Hafs Amr b. Alî anlattı; bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be anlattı; Abbâs el-Cüreyrî'den; dedi ki: Ebû Osmân en-Nehdî'yi, Ebû Hureyre'den şöyle naklederken işittim: Onlara (sahabelere) açlık isabet etmişti. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara birer hurma verdi. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)

2475. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ ثَلاَثُمِائَةٍ نَحْمِلُ زَادَنَا عَلَى رِقَابِنَا فَفَنِيَ زَادُنَا حَتَّى إِنْ كَانَ يَكُونُ لِلرَّجُلِ مِنَّا كُلَّ يَوْمٍ تَمْرَةٌ ‏.‏ فَقِيلَ لَهُ يَا أَبَا عَبْدِ اللَّهِ وَأَيْنَ كَانَتْ تَقَعُ التَّمْرَةُ مِنَ الرَّجُلِ فَقَالَ لَقَدْ وَجَدْنَا فَقْدَهَا حِينَ فَقَدْنَاهَا وَأَتَيْنَا الْبَحْرَ فَإِذَا نَحْنُ بِحُوتٍ قَدْ قَذَفَهُ الْبَحْرُ فَأَكَلْنَا مِنْهُ ثَمَانِيَةَ عَشَرَ يَوْمًا مَا أَحْبَبْنَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ‏.‏ وَرَوَاهُ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ عَنْ وَهْبِ بْنِ كَيْسَانَ أَتَمَّ مِنْ هَذَا وَأَطْوَلَ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Abde anlattı; Hişâm b. Urve'den; Vehb b. Keysân'dan; Câbir b. Abdullah'tan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi (bir sefere) gönderdi. Biz üç yüz kişiydik ve azığımızı omuzlarımızda taşıyorduk. Azığımız tükendi, hatta öyle ki bizden bir adama günde (sadece) bir hurma düşüyordu. (Ravi Vehb diyor ki): Ona: "Ey Ebû Abdullah! Bir hurma bir adama neresine yeter (ne fayda sağlar)?" denildi. O da: "Onu kaybettiğimiz (bulamadığımız) zaman, onun yokluğunu (acısını) hissettik," dedi. (Devamla şöyle dedi): Derken denize vardık. Bir de baktık ki denizin (kıyıya) attığı bir balık (Amber balığı) duruyor. Ondan on sekiz gün boyunca dilediğimiz kadar yedik. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir. Mâlik b. Enes de bu hadisi Vehb b. Keysân'dan, bundan daha tam ve daha uzun olarak rivayet etmiştir.)

2476. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ كَعْبٍ الْقُرَظِيِّ، حَدَّثَنِي مَنْ، سَمِعَ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ، يَقُولُ إِنَّا لَجُلُوسٌ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ إِذْ طَلَعَ عَلَيْنَا مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ مَا عَلَيْهِ إِلاَّ بُرْدَةٌ لَهُ مَرْقُوعَةٌ بِفَرْوٍ فَلَمَّا رَآهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَكَى لِلَّذِي كَانَ فِيهِ مِنَ النِّعْمَةِ وَالَّذِي هُوَ الْيَوْمَ فِيهِ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ كَيْفَ بِكُمْ إِذَا غَدَا أَحَدُكُمْ فِي حُلَّةٍ وَرَاحَ فِي حُلَّةٍ وَوُضِعَتْ بَيْنَ يَدَيْهِ صَحْفَةٌ وَرُفِعَتْ أُخْرَى وَسَتَرْتُمْ بُيُوتَكُمْ كَمَا تُسْتَرُ الْكَعْبَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ نَحْنُ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مِنَّا الْيَوْمَ نَتَفَرَّغُ لِلْعِبَادَةِ وَنُكْفَى الْمُؤْنَةَ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لأَنْتُمُ الْيَوْمَ خَيْرٌ مِنْكُمْ يَوْمَئِذٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَيَزِيدُ بْنُ زِيَادٍ هُوَ ابْنُ مَيْسَرَةَ وَهُوَ مَدَنِيٌّ وَقَدْ رَوَى عَنْهُ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ وَغَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ وَيَزِيدُ بْنُ زِيَادٍ الدِّمَشْقِيُّ الَّذِي رَوَى عَنِ الزُّهْرِيِّ رَوَى عَنْهُ وَكِيعٌ وَمَرْوَانُ بْنُ مُعَاوِيَةَ وَيَزِيدُ بْنُ أَبِي زِيَادٍ كُوفِيٌّ رَوَى عَنْهُ سُفْيَانُ وَشُعْبَةُ وَابْنُ عُيَيْنَةَ وَغَيْرُ وَاحِدٍ مِنَ الأَئِمَّةِ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Yûnus b. Bükeyr anlattı; Muhammed b. İshâk'tan; bize Yezîd b. Ziyâd anlattı; Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den; Alî b. Ebî Tâlib'i şöyle derken işiten birinden rivayet edildiğine göre (Alî) şöyle demiştir: Biz mescitte Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber otururken yanımıza Mus'ab b. Umeyr çıkageldi. Üzerinde kürkle yamalanmış bir bürde (hırka)den başka bir şey yoktu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu görünce, (daha önce) içinde bulunduğu nimetleri ve bugün içinde bulunduğu hali (düşünüp) ağladı. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sizden biri sabah bir elbise (hulle) giyip akşam başka bir elbise giydiği, önüne bir yemek tabağı konulup diğeri kaldırıldığı ve evlerinizi Kâbe'nin örtüldüğü gibi (perde ve yaygılarla) örttüğünüz zaman haliniz nice olur?" Dediler ki: "Ey Allah'ın Resûlü! O gün biz bugünkünden daha hayırlı oluruz. İbadet için (kendimize) vakit ayırırız ve geçim sıkıntımız giderilmiş olur." Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hayır, siz bugün o günden daha hayırlısınız." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasendir.)

2477. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ، حَدَّثَنَا مُجَاهِدٌ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ أَهْلُ الصُّفَّةِ أَضْيَافَ أَهْلِ الإِسْلاَمِ لاَ يَأْوُونَ عَلَى أَهْلٍ وَلاَ مَالٍ وَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ إِنْ كُنْتُ لأَعْتَمِدُ بِكَبِدِي عَلَى الأَرْضِ مِنَ الْجُوعِ وَأَشُدُّ الْحَجَرَ عَلَى بَطْنِي مِنَ الْجُوعِ وَلَقَدْ قَعَدْتُ يَوْمًا عَلَى طَرِيقِهِمُ الَّذِي يَخْرُجُونَ فِيهِ فَمَرَّ بِي أَبُو بَكْرٍ فَسَأَلْتُهُ عَنْ آيَةٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ مَا سَأَلْتُهُ إِلاَّ لِيَسْتَتْبِعَنِي فَمَرَّ وَلَمْ يَفْعَلْ ثُمَّ مَرَّ بِي عُمَرُ فَسَأَلْتُهُ عَنْ آيَةٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ مَا أَسْأَلُهُ إِلاَّ لِيَسْتَتْبِعَنِي فَمَرَّ وَلَمْ يَفْعَلْ ثُمَّ مَرَّ بِي أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم فَتَبَسَّمَ حِينَ رَآنِي وَقَالَ ‏"‏ أَبَا هُرَيْرَةَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ الْحَقْ ‏"‏ ‏.‏ وَمَضَى فَاتَّبَعْتُهُ وَدَخَلَ مَنْزِلَهُ فَاسْتَأْذَنْتُ فَأَذِنَ لِي فَوَجَدَ قَدَحًا مِنْ لَبَنٍ فَقَالَ ‏"‏ مِنْ أَيْنَ هَذَا اللَّبَنُ لَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قِيلَ أَهْدَاهُ لَنَا فُلاَنٌ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَبَا هُرَيْرَةَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ لَبَّيْكَ ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ الْحَقْ إِلَى أَهْلِ الصُّفَّةِ فَادْعُهُمْ ‏"‏ ‏.‏ وَهُمْ أَضْيَافُ أَهْلِ الإِسْلاَمِ لاَ يَأْوُونَ عَلَى أَهْلٍ وَلاَ مَالٍ إِذَا أَتَتْهُ صَدَقَةٌ بَعَثَ بِهَا إِلَيْهِمْ وَلَمْ يَتَنَاوَلْ مِنْهَا شَيْئًا وَإِذَا أَتَتْهُ هَدِيَّةٌ أَرْسَلَ إِلَيْهِمْ فَأَصَابَ مِنْهَا وَأَشْرَكَهُمْ فِيهَا فَسَاءَنِي ذَلِكَ وَقُلْتُ مَا هَذَا الْقَدَحُ بَيْنَ أَهْلِ الصُّفَّةِ وَأَنَا رَسُولُهُ إِلَيْهِمْ فَسَيَأْمُرُنِي أَنْ أُدِيرَهُ عَلَيْهِمْ فَمَا عَسَى أَنْ يُصِيبَنِي مِنْهُ وَقَدْ كُنْتُ أَرْجُو أَنْ أُصِيبَ مِنْهُ مَا يُغْنِينِي وَلَمْ يَكُنْ بُدٌّ مِنْ طَاعَةِ اللَّهِ وَطَاعَةِ رَسُولِهِ فَأَتَيْتُهُمْ فَدَعَوْتُهُمْ فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ فَأَخَذُوا مَجَالِسَهُمْ فَقَالَ ‏"‏ أَبَا هُرَيْرَةَ خُذِ الْقَدَحَ وَأَعْطِهِمْ ‏"‏ ‏.‏ فَأَخَذْتُ الْقَدَحَ فَجَعَلْتُ أُنَاوِلُهُ الرَّجُلَ فَيَشْرَبُ حَتَّى يُرْوَى ثُمَّ يَرُدُّهُ فَأُنَاوِلُهُ الآخَرَ حَتَّى انْتَهَيْتُ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ رَوِيَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقَدَحَ فَوَضَعَهُ عَلَى يَدَيْهِ ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ فَتَبَسَّمَ فَقَالَ ‏"‏ أَبَا هُرَيْرَةَ اشْرَبْ ‏"‏ ‏.‏ فَشَرِبْتُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ اشْرَبْ ‏"‏ ‏.‏ فَلَمْ أَزَلْ أَشْرَبُ وَيَقُولُ ‏"‏ اشْرَبْ ‏"‏ ‏.‏ حَتَّى قُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا أَجِدُ لَهُ مَسْلَكًا فَأَخَذَ الْقَدَحَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَسَمَّى ثُمَّ شَرِبَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Yûnus b. Bükeyr anlattı; bana Ömer b. Zer anlattı; bize Mücâhid anlattı; Ebû Hureyre'den; dedi ki: Suffa ehli, İslam ehlinin (Müslümanların) misafirleriydi. Ne sığınacakları bir aileleri ne de bir malları vardı. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun ki, ben açlıktan ciğerimi yere yaslardım ve açlıktan karnıma taş bağlardım. Bir gün onların (insanların) geçtikleri yol üzerine oturdum. Ebû Bekir yanıma uğradı. Ona Allah'ın kitabından bir ayet sordum. Bunu sormamın tek sebebi beni (evine) götürmesi (ve doyurması) idi. Fakat o geçti ve bunu yapmadı. Sonra Ömer yanıma uğradı. Ona da Allah'ın kitabından bir ayet sordum. Bunu sormamın tek sebebi beni götürmesiydi. O da geçti ve yapmadı. Sonra Ebu'l-Kâsım (Resûlullah) sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma uğradı. Beni görünce gülümsedi. (Yüzümden ve halimden) ne durumda olduğumu ve içimden geçeni anladı. "Ey Ebû Hureyre!" dedi. Ben: "Buyur ey Allah'ın Resûlü!" dedim. "Gel," dedi ve yürüdü. Ben de onu takip ettim. Eve girdi, ben de izin istedim, bana izin verdi. (İçeride) bir kap süt buldu. "Bu süt size nereden geldi?" diye sordu. "Falan kişi onu bize hediye etti," denildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ey Ebû Hureyre!" dedi. "Buyur ey Allah'ın Resûlü!" dedim. "Suffa ehline git ve onları çağır," buyurdu. (Ebû Hureyre diyor ki): Suffa ehli İslam'ın misafirleriydi. Ne sığınacakları bir aileleri ne de malları vardı. Resûlullah'a bir sadaka geldiği zaman onlara gönderir, kendisi ondan hiçbir şey almazdı. Eğer bir hediye gelirse onlara (yine) gönderir, kendisi de ondan bir miktar alır ve onları da buna ortak ederdi. Bu (davet) benim hoşuma gitmedi. (Kendi kendime): "Suffa ehli arasında bu (bir kap) süt nedir ki (kime yetecek)? O sütü içip de kuvvetlenmeye ben daha çok hak sahibiydim. Onlar geldiğinde bana emredecek, ben de onlara sunacağım. Bana ise o sütten (belki de) bir şey kalmayacak," dedim. Fakat Allah'a ve Resûlüne itaat etmekten başka çare yoktu. Gittim ve onları çağırdım. Geldiler ve içeri girmek için izin istediler. İzin verdi, onlar da evdeki yerlerini aldılar. "Ey Ebû Hureyre! Kabı al ve onlara ver," buyurdu. Kabı aldım ve (sırasıyla) adama veriyordum. O da kanıncaya kadar içiyor, sonra kabı geri veriyordu. Sonra diğerine veriyordum, o da kanıncaya kadar içip geri veriyordu. Nihayet (kabı) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştırdım. Topluluğun hepsi kanmış (doymuş) idi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kabı aldı, elinde tuttu. Sonra başını kaldırdı, gülümsedi ve: "Ey Ebû Hureyre!" dedi. "Buyur ey Allah'ın Resûlü!" dedim. "(Geriye) ben ve sen kaldık," buyurdu. "Doğru söyledin ey Allah'ın Resûlü!" dedim. "Otur ve iç," buyurdu. Oturdum ve içtim. "İç," buyurdu. Ben durmadan içiyordum, o da (sürekli): "İç," diyordu. En sonunda: "Hayır! Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, (içmek için) ona bir yol bulamıyorum (artık yerim kalmadı)," dedim. Kabı aldı, Allah'a hamd etti, besmele çekti ve (kalanı) içti. (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)

2478. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْقُرَشِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى الْبَكَّاءُ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ تَجَشَّأَ رَجُلٌ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ كُفَّ عَنَّا جُشَاءَكَ فَإِنَّ أَكْثَرَهُمْ شِبَعًا فِي الدُّنْيَا أَطْوَلُهُمْ جُوعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي جُحَيْفَةَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Humeyd er-Râzî anlattı; bize Abdulazîz b. Abdullah el-Kureşî anlattı; bize Yahyâ el-Bekkâ anlattı; İbn Ömer'den; dedi ki: Bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında geğirdi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Geğirtini bizden uzak tut (yanımızda geğirme)! Çünkü dünyada insanların en çok doymuş olanları, Kıyamet günü en çok aç kalacak olanlarıdır." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis bu veçhiyle garibtir.)

2479. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ بْنِ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ يَا بُنَىَّ لَوْ رَأَيْتَنَا وَنَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَصَابَتْنَا السَّمَاءُ لَحَسِبْتَ أَنَّ رِيحَنَا رِيحُ الضَّأْنِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَمَعْنَى هَذَا الْحَدِيثِ أَنَّهُ كَانَ ثِيَابَهُمُ الصُّوفُ فَكَانَ إِذَا أَصَابَهُمُ الْمَطَرُ يَجِيءُ مِنْ ثِيَابِهِمْ رِيحُ الضَّأْنِ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Katâde'den; Ebû Bürde b. Ebî Mûsâ'dan; babasından rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ey oğulcuğum! Eğer sen bizi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberken ve üzerimize yağmur yağdığında görseydin, bizim kokumuzu koyun kokusu zannederdin." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir. Bu hadisin manası şudur: Onların elbiseleri yündendi. Bu sebeple üzerlerine yağmur yağdığı zaman elbiselerinden koyun kokusu gelirdi.)

2480. Hadis

حَدَّثَنَا الْجَارُودُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ النَّخَعِيِّ، قَالَ الْبِنَاءُ كُلُّهُ وَبَالٌ قُلْتُ أَرَأَيْتَ مَا لاَ بُدَّ مِنْهُ قَالَ لاَ أَجْرَ وَلاَ وِزْرَ ‏.‏

Bize Cârûd b. Muâz anlattı; bize Fadl b. Mûsâ anlattı; Süfyân es-Sevrî'den; Ebû Hamza'dan; İbrâhim en-Nehaî'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Her bina (sahibi için) bir vebaldir." Ben: "(Barınmak için) zaruri olan hakkında ne dersin?" dedim. Dedi ki: "Onda ne sevap vardır ne de günah."

2481. Hadis

حَدَّثَنَا عَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الدُّورِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي مَرْحُومٍ عَبْدِ الرَّحِيمِ بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ مُعَاذِ بْنِ أَنَسٍ الْجُهَنِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ تَرَكَ اللِّبَاسِ تَوَاضُعًا لِلَّهِ وَهُوَ يَقْدِرُ عَلَيْهِ دَعَاهُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى رُءُوسِ الْخَلاَئِقِ حَتَّى يُخَيِّرَهُ مِنْ أَىِّ حُلَلِ الإِيمَانِ شَاءَ يَلْبَسُهَا ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَمَعْنَى قَوْلِهِ ‏"‏ حُلَلِ الإِيمَانِ ‏"‏ ‏.‏ يَعْنِي مَا يُعْطَى أَهْلُ الإِيمَانِ مِنْ حُلَلِ الْجَنَّةِ ‏.‏

Bize Abbâs b. Muhammed ed-Dûrî anlattı; bize Abdullah b. Yezîd el-Mukrî anlattı; bize Sa'îd b. Ebî Eyyûb anlattı; Ebû Merhûm Abdurrahîm b. Meymûn'dan; Sehl b. Muâz b. Enes el-Cühenî'den; babasından rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Her kim gücü yettiği halde Allah'a tevazu göstererek (lüks) elbiseyi terk ederse, Allah Kıyamet günü onu mahlukatın başları (huzuru)nda çağırır ve iman elbiselerinden dilediğini giymekte onu serbest bırakır." (Bu hadis hasendir. "İman elbiseleri (hulel)" sözünün manası, iman ehline verilen cennet elbiseleri demektir.)

2482. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا زَافِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ شَبِيبِ بْنِ بَشِيرٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ النَّفَقَةُ كُلُّهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ إِلاَّ الْبِنَاءَ فَلاَ خَيْرَ فِيهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ هَكَذَا قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ شَبِيبُ بْنُ بَشِيرٍ وَإِنَّمَا هُوَ شَبِيبُ بْنُ بِشْرٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Humeyd er-Râzî anlattı; bize Zâfir b. Süleymân anlattı; İsrâîl'den; Şebîb b. Bişr'den; Enes b. Mâlik'ten rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "(Allah rızası için yapılan) her harcama Allah yolundadır. Ancak bina (yapmak için harcanan) hariç; onda bir hayır yoktur." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis garibtir. Muhammed b. Humeyd, (ravinin ismini) böylece "Şebîb b. Beşîr" olarak söylemiştir. Halbuki o Şebîb b. Bişr'dir.)

2483. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا شَرِيكٌ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ حَارِثَةَ بْنِ مُضَرِّبٍ، قَالَ أَتَيْنَا خَبَّابًا نَعُودُهُ وَقَدِ اكْتَوَى سَبْعَ كَيَّاتٍ فَقَالَ لَقَدْ تَطَاوَلَ مَرَضِي وَلَوْلاَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ لاَ تَمَنَّوُا الْمَوْتَ ‏"‏ ‏.‏ لَتَمَنَّيْتُ وَقَالَ ‏"‏ يُؤْجَرُ الرَّجُلُ فِي نَفَقَتِهِ كُلِّهَا إِلاَّ التُّرَابَ أَوْ قَالَ فِي الْبِنَاءِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Alî b. Hucr anlattı; bize Şerîk haber verdi; Ebû İshâk'tan; Hârise b. Mudarrib'den; dedi ki: Habbâb'a hasta ziyaretine gittik. O (hastalığından dolayı) yedi yerinden dağlanmıştı. Dedi ki: "Hastalığım çok uzadı. Eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in: 'Ölümü temenni etmeyiniz,' buyurduğunu işitmeseydim, muhakkak onu isterdim." Ve (şöyle) dedi: "Kişi yaptığı her harcamadan dolayı sevap kazanır; ancak toprak -veya dedi ki: bina- (için yaptığı harcama) hariç." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)

2484. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ طَهْمَانَ أَبُو الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا حُصَيْنٌ، قَالَ جَاءَ سَائِلٌ فَسَأَلَ ابْنَ عَبَّاسٍ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لِلسَّائِلِ أَتَشْهَدُ أَنْ لاَ، إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ أَتَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ وَتَصُومُ رَمَضَانَ قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ سَأَلْتَ وَلِلسَّائِلِ حَقٌّ إِنَّهُ لَحَقٌّ عَلَيْنَا أَنْ نَصِلَكَ ‏.‏ فَأَعْطَاهُ ثَوْبًا ثُمَّ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَا مِنْ مُسْلِمٍ كَسَا مُسْلِمًا ثَوْبًا إِلاَّ كَانَ فِي حِفْظِ اللَّهِ مَا دَامَ مِنْهُ عَلَيْهِ خِرْقَةٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Mahmûd b. Gaylân anlattı; bize Ebû Ahmed ez-Zübeyrî anlattı; bize Hâlid b. Tahmân Ebu'l-Alâ anlattı; Husayn'dan; dedi ki: Bir dilenci geldi ve İbn Abbâs'tan (bir şey) istedi. İbn Abbâs dilenciye: "Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik eder misin?" dedi. (Adam): "Evet," dedi. "Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şahitlik eder misin?" dedi. (Adam): "Evet," dedi. "Ramazan orucunu tutuyor musun?" dedi. (Adam): "Evet," dedi. (İbn Abbâs) dedi ki: "Sen istedin. İsteyenin bir hakkı vardır. Sana vermemiz bizim üzerimize bir hak (borç) oldu." Sonra ona bir elbise verdi ve şöyle dedi: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Hangi Müslüman bir Müslümana bir elbise giydirirse, o elbiseden onun üzerinde bir parça kaldığı sürece o kişi Allah'ın koruması altındadır.'" (Bu hadis bu veçhiyle hasen garibtir.)

2485. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، وَيَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَوْفِ بْنِ أَبِي جَمِيلَةَ الأَعْرَابِيِّ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ انْجَفَلَ النَّاسُ إِلَيْهِ وَقِيلَ قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجِئْتُ فِي النَّاسِ لأَنْظُرَ إِلَيْهِ فَلَمَّا اسْتَبَنْتُ وَجْهَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَرَفْتُ أَنَّ وَجْهَهُ لَيْسَ بِوَجْهِ كَذَّابٍ وَكَانَ أَوَّلَ شَيْءٍ تَكَلَّمَ بِهِ أَنْ قَالَ ‏ "‏ أَيُّهَا النَّاسُ أَفْشُوا السَّلاَمَ وَأَطْعِمُوا الطَّعَامَ وَصَلُّوا وَالنَّاسُ نِيَامٌ تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ بِسَلاَمٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Abdulvehhâb es-Sekafî, Muhammed b. Ca'fer, İbn Ebî Adî ve Yahyâ b. Sa'îd anlattılar; Avf b. Ebî Cemîle el-A'râbî'den; Zürâre b. Evfâ'dan; Abdullah b. Selâm'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiğinde insanlar ona doğru akın etti. "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geldi!" denildi. Ben de ona bakmak için insanların arasına katıldım. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yüzünü açıkça gördüğümde, onun yüzünün bir yalancı yüzü olmadığını anladım. Konuştuğu ilk şey şu oldu: "Ey İnsanlar! Selamı yayın, yemek yedirin ve insanlar uykudayken namaz kılın ki cennete selametle giresiniz." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir.)

2486. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَعْنٍ الْمَدَنِيُّ الْغِفَارِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ الطَّاعِمُ الشَّاكِرُ بِمَنْزِلَةِ الصَّائِمِ الصَّابِرِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize İshâk b. Mûsâ el-Ensârî anlattı; bize Muhammed b. Ma'n el-Medenî el-Gifârî anlattı; bana babam anlattı; Sa'îd el-Makburî'den; Ebû Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: "Yiyip şükreden kimse, oruç tutup sabreden kimse konumundadır (derecesindedir)." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen garibtir.)

2487. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ الْحَسَنِ الْمَرْوَزِيُّ، بِمَكَّةَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ أَتَاهُ الْمُهَاجِرُونَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا رَأَيْنَا قَوْمًا أَبْذَلَ مِنْ كَثِيرٍ وَلاَ أَحْسَنَ مُوَاسَاةً مِنْ قَلِيلٍ مِنْ قَوْمٍ نَزَلْنَا بَيْنَ أَظْهُرِهِمْ لَقَدْ كَفَوْنَا الْمُؤْنَةَ وَأَشْرَكُونَا فِي الْمَهْنَإِ حَتَّى خِفْنَا أَنْ يَذْهَبُوا بِالأَجْرِ كُلِّهِ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ مَا دَعَوْتُمُ اللَّهَ لَهُمْ وَأَثْنَيْتُمْ عَلَيْهِمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Huseyn b. el-Hasen el-Mervezî (Mekke'de) anlattı; bize İbn Ebî Adî anlattı; bize Humeyd anlattı; Enes'ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Medine'ye geldiğinde Muhacirler ona geldiler ve şöyle dediler: "Ey Allah'ın Resûlü! İçlerinde konakladığımız bu topluluk (Ensâr) kadar; çok olandan bolca vereni, az olandan da en güzel şekilde teselli edip paylaşanı görmedik. Geçim yükümüzü üzerimizden aldılar ve (hayatın) tadına (refahına) bizi ortak ettiler. Hatta bütün sevabı alıp götürecekler diye korktuk." Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hayır (öyle olmaz); siz onlar için Allah'a dua ettiğiniz ve onları övdüğünüz sürece (siz de sevap alırsınız)." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis bu veçhiyle sahih hasen garibtir.)

2488. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو الأَوْدِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِمَنْ يَحْرُمُ عَلَى النَّارِ أَوْ بِمَنْ تَحْرُمُ عَلَيْهِ النَّارُ عَلَى كُلِّ قَرِيبٍ هَيِّنٍ لَيِّنٍ سَهْلٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Abde anlattı; Hişâm b. Urve'den; Mûsâ b. Ukbe'den; Abdullah b. Amr el-Evdî'den; Abdullah b. Mes'ûd'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Size, kimin ateşe haram kılındığını veya ateşin kime haram kılındığını haber vereyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı olan herkese (haramdır)." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen garibtir.)

2489. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ قُلْتُ لِعَائِشَةَ أَىُّ شَيْءٍ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُ إِذَا دَخَلَ بَيْتَهُ قَالَتْ كَانَ يَكُونُ فِي مِهْنَةِ أَهْلِهِ فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ قَامَ فَصَلَّى ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Vekî' anlattı; Şu'be'den; Hakem'den; İbrâhim'den; Esved b. Yezîd'den; dedi ki: Âişe'ye: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem evine girdiği zaman ne yapardı?" diye sordum. Dedi ki: "Ailesinin hizmetinde bulunurdu. Namaz vakti gelince de kalkıp namaz kılardı." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)

2490. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ زَيْدٍ التَّغْلِبِيِّ، عَنْ زَيْدٍ الْعَمِّيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا اسْتَقْبَلَهُ الرَّجُلُ فَصَافَحَهُ لاَ يَنْزِعُ يَدَهُ مِنْ يَدِهِ حَتَّى يَكُونَ الرَّجُلُ الَّذِي يَنْزِعُ وَلاَ يَصْرِفُ وَجْهَهُ عَنْ وَجْهِهِ حَتَّى يَكُونَ الرَّجُلُ هُوَ الَّذِي يَصْرِفُهُ وَلَمْ يُرَ مُقَدِّمًا رُكْبَتَيْهِ بَيْنَ يَدَىْ جَلِيسٍ لَهُ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı; bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; İmrân b. Zeyd et-Tağlibî'den; Zeyd el-Ammî'den; Enes b. Mâlik'ten rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir adamla karşılaşıp tokalaştığı zaman, adam elini çekmedikçe o elini (adamın) elinden çekmezdi. Adam yüzünü çevirmedikçe o yüzünü (adamın) yüzünden çevirmezdi. Yanında oturan bir kimsenin önünde dizlerini uzatmış olarak hiç görülmemiştir. (Der ki: Bu hadis garibtir.)

2491. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ خَرَجَ رَجُلٌ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ فِي حُلَّةٍ لَهُ يَخْتَالُ فِيهَا فَأَمَرَ اللَّهُ الأَرْضَ فَأَخَذَتْهُ فَهُوَ يَتَجَلْجَلُ فِيهَا أَوْ قَالَ يَتَلَجْلَجُ فِيهَا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Ebu'l-Ahvas anlattı; Atâ b. es-Sâib'den; babasından; Abdullah b. Amr'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden öncekilerden bir adam bir elbise (hulle) içinde çalımla yürüyerek çıktı. Allah yere emretti de yer onu yakaladı (yuttu). O, Kıyamet gününe kadar yerin içinde sarsılarak batmaya devam eder." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir.)

2492. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يُحْشَرُ الْمُتَكَبِّرُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَمْثَالَ الذَّرِّ فِي صُوَرِ الرِّجَالِ يَغْشَاهُمُ الذُّلُّ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَيُسَاقُونَ إِلَى سِجْنٍ فِي جَهَنَّمَ يُسَمَّى بُولَسَ تَعْلُوهُمْ نَارُ الأَنْيَارِ يُسْقَوْنَ مِنْ عُصَارَةِ أَهْلِ النَّارِ طِينَةِ الْخَبَالِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı; bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; Muhammed b. Aclân'dan; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden rivayet edildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Mütekebbirler (büyüklük taslayanlar) Kıyamet günü insan suretinde küçük karıncalar gibi haşredilirler. Zillet onları her yerden kuşatır. Cehennemde Bûles denilen bir zindana sürülürler. Ateşlerin ateşi (en şiddetlisi) onların üzerini kaplar. Cehennem ehlinin özü (irin ve terleri) olan Tînetü'l-Habâl'den içirilirler." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasendir.)

2493. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، وَعَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الدُّورِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، حَدَّثَنِي أَبُو مَرْحُومٍ عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ مَيْمُونٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ مُعَاذِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ كَظَمَ غَيْظًا وَهُوَ يَقْدِرُ عَلَى أَنْ يُنَفِّذَهُ دَعَاهُ اللَّهُ عَلَى رُءُوسِ الْخَلاَئِقِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُخَيِّرَهُ فِي أَىِّ الْحُورِ شَاءَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Abd b. Humeyd ve Abbâs b. Muhammed ed-Dûrî anlattılar; dediler ki: Bize Abdullah b. Yezîd el-Mukrî anlattı; bize Sa'îd b. Ebî Eyyûb anlattı; bana Ebû Merhûm Abdurrahîm b. Meymûn anlattı; Sehl b. Muâz b. Enes'ten; babasından rivayet edildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim gereğini yapmaya gücü yettiği halde öfkesini yenerse, Allah Kıyamet günü onu mahlukatın başları (huzuru)nda çağırır ve hurilerden dilediğini seçmekte onu serbest bırakır." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen garibtir.)

2494. Hadis

حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْغِفَارِيُّ الْمَدَنِيُّ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ ثَلاَثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ نَشَرَ اللَّهُ عَلَيْهِ كَنَفَهُ وَأَدْخَلَهُ جَنَّتَهُ رِفْقٌ بِالضَّعِيفِ وَشَفَقَةٌ عَلَى الْوَالِدَيْنِ وَإِحْسَانٌ إِلَى الْمَمْلُوكِ ‏"‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَأَبُو بَكْرِ بْنُ الْمُنْكَدِرِ هُوَ أَخُو مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ ‏.‏

Bize Seleme b. Şebîb anlattı; bize Abdullah b. İbrâhim el-Gifârî el-Medenî anlattı; bana babam anlattı; Ebû Bekr b. el-Münkedir'den; Câbir b. Abdullah'tan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa, Allah rahmetini onun üzerine yayar ve onu cennetine koyar: Zayıfa yumuşak davranmak, anne-babaya şefkat göstermek ve elinin altındakilere (köle ve hizmetçilere) ihsanda bulunmak." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen garibtir. Ebû Bekr b. el-Münkedir, Muhammed b. el-Münkedir'in kardeşidir.)

2495. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ لَيْثٍ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ غَنْمٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى يَا عِبَادِي كُلُّكُمْ ضَالٌّ إِلاَّ مَنْ هَدَيْتُهُ فَسَلُونِي الْهُدَى أَهْدِكُمْ وَكُلُّكُمْ فَقِيرٌ إِلاَّ مَنْ أَغْنَيْتُ فَسَلُونِي أَرْزُقْكُمْ وَكُلُّكُمْ مُذْنِبٌ إِلاَّ مَنْ عَافَيْتُ فَمَنْ عَلِمَ مِنْكُمْ أَنِّي ذُو قُدْرَةٍ عَلَى الْمَغْفِرَةِ فَاسْتَغْفَرَنِي غَفَرْتُ لَهُ وَلاَ أُبَالِي وَلَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَحَيَّكُمْ وَمَيِّتَكُمْ وَرَطْبَكُمْ وَيَابِسَكُمُ اجْتَمَعُوا عَلَى أَتْقَى قَلْبِ عَبْدٍ مِنْ عِبَادِي مَا زَادَ ذَلِكَ فِي مُلْكِي جَنَاحَ بَعُوضَةٍ وَلَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَحَيَّكُمْ وَمَيِّتَكُمْ وَرَطْبَكُمْ وَيَابِسَكُمُ اجْتَمَعُوا عَلَى أَشْقَى قَلْبِ عَبْدٍ مِنْ عِبَادِي مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِنْ مُلْكِي جَنَاحَ بَعُوضَةٍ وَلَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَحَيَّكُمْ وَمَيِّتَكُمْ وَرَطْبَكُمْ وَيَابِسَكُمُ اجْتَمَعُوا فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَسَأَلَ كُلُّ إِنْسَانٍ مِنْكُمْ مَا بَلَغَتْ أُمْنِيَّتُهُ فَأَعْطَيْتُ كُلَّ سَائِلٍ مِنْكُمْ مَا سَأَلَ مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِنْ مُلْكِي إِلاَّ كَمَا لَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ مَرَّ بِالْبَحْرِ فَغَمَسَ فِيهِ إِبْرَةً ثُمَّ رَفَعَهَا إِلَيْهِ ذَلِكَ بِأَنِّي جَوَادٌ مَاجِدٌ أَفْعَلُ مَا أُرِيدُ عَطَائِي كَلاَمٌ وَعَذَابِي كَلاَمٌ إِنَّمَا أَمْرِي لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْتُهُ أَنْ أَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَرَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ عَنْ مَعْدِيكَرِبَ عَنْ أَبِي ذَرٍّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Ebu'l-Ahvas anlattı; Leys'ten; Şehr b. Havşeb'den; Abdurrahman b. Ganm'den; Ebû Zerr'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ey kullarım! Hidayet verdiğim kimseler dışında hepiniz dalalettesiniz (şaşkınsınız). Öyleyse benden hidayet isteyin ki size hidayet vereyim. Zengin kıldığım kimseler dışında hepiniz fakirsiniz. Öyleyse benden rızık isteyin ki sizi rızıklandırayım. Afiyet verdiğim (bağışladığım) kimseler dışında hepiniz günahkârsınız. Sizden kim benim bağışlamaya gücümün yettiğini bilir ve benden bağışlanma dilerse, onu bağışlarım ve (günahının büyüklüğüne) aldırmam. Eğer evveliniz ve ahiriniz, diriniz ve ölünüz, yaşınız ve kurunuz (hepiniz); kullarım içinden en takvalı kalbe sahip bir kulun kalbi üzere (birleşmiş) olsanız, bu benim mülkümde bir sivrisinek kanadı kadar (bile) artış sağlamaz. Eğer evveliniz ve ahiriniz, diriniz ve ölünüz, yaşınız ve kurunuz (hepiniz); kullarım içinden en şaki (isyankar) kalbe sahip bir kulun kalbi üzere (birleşmiş) olsanız, bu benim mülkümden bir sivrisinek kanadı kadar (bile) eksiltmez. Eğer evveliniz ve ahiriniz, diriniz ve ölünüz, yaşınız ve kurunuz (hepiniz); tek bir düzlükte toplansanız ve her insan (hayalindeki) isteğini istese, ben de her isteyene istediğini versem; bu benim mülkümden, ancak birinizin iğneyi denize batırıp (çıkardığında) eksilttiği kadar eksiltir. Çünkü ben Cevâd'ım (çok cömertim), Mâcid'im (şanı yüceyim). Dilediğimi yaparım. Benim vermem de bir sözdür, azabım da bir sözdür. Bir şeyin (olmasını) dilediğim zaman, benim emrim ona sadece 'Ol' dememdir, o da hemen oluverir." (Ravi der ki): Bu hadis hasendir. Bazı raviler bu hadisi Şehr b. Havşeb'den; Ma'dîkerib'den; Ebû Zerr'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den benzer şekilde rivayet etmişlerdir.

2496. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ أَسْبَاطِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْقُرَشِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الرَّازِيِّ، عَنْ سَعْدٍ، مَوْلَى طَلْحَةَ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُحَدِّثُ حَدِيثًا لَوْ لَمْ أَسْمَعْهُ إِلاَّ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ حَتَّى عَدَّ سَبْعَ مَرَّاتٍ وَلَكِنِّي سَمِعْتُهُ أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ كَانَ الْكِفْلُ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ لاَ يَتَوَرَّعُ مِنْ ذَنْبٍ عَمِلَهُ فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ فَأَعْطَاهَا سِتِّينَ دِينَارًا عَلَى أَنْ يَطَأَهَا فَلَمَّا قَعَدَ مِنْهَا مَقْعَدَ الرَّجُلِ مِنِ امْرَأَتِهِ أُرْعِدَتْ وَبَكَتْ فَقَالَ مَا يُبْكِيكِ أَأَكْرَهْتُكِ قَالَتْ لاَ وَلَكِنَّهُ عَمَلٌ مَا عَمِلْتُهُ قَطُّ وَمَا حَمَلَنِي عَلَيْهِ إِلاَّ الْحَاجَةُ فَقَالَ تَفْعَلِينَ أَنْتِ هَذَا وَمَا فَعَلْتِهِ اذْهَبِي فَهِيَ لَكِ ‏.‏ وَقَالَ لاَ وَاللَّهِ لاَ أَعْصِي اللَّهَ بَعْدَهَا أَبَدًا ‏.‏ فَمَاتَ مِنْ لَيْلَتِهِ فَأَصْبَحَ مَكْتُوبًا عَلَى بَابِهِ إِنَّ اللَّهَ قَدْ غَفَرَ لِلْكِفْلِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ قَدْ رَوَاهُ شَيْبَانُ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنِ الأَعْمَشِ نَحْوَ هَذَا وَرَفَعُوهُ وَرَوَى بَعْضُهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ فَلَمْ يَرْفَعْهُ ‏.‏ وَرَوَى أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الأَعْمَشِ فَأَخْطَأَ فِيهِ وَقَالَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَهُوَ غَيْرُ مَحْفُوظٍ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الرَّازِيُّ هُوَ كُوفِيٌّ وَكَانَتْ جَدَّتُهُ سُرِّيَّةً لِعَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ وَرَوَى عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الرَّازِيِّ عُبَيْدَةُ الضَّبِّيُّ وَالْحَجَّاجُ بْنُ أَرْطَاةَ وَغَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ كِبَارِ أَهْلِ الْعِلْمِ ‏.‏

Bize Ubeyd b. Esbât b. Muhammed el-Kureşî anlattı; bize babam anlattı; bize A'meş anlattı; Abdullah b. Abdullah er-Râzî'den; Talha'nın azatlısı Sa'd'dan; İbn Ömer'den; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i bir hadisi anlatırken işittim. Eğer onu bir veya iki defa -yedi defaya kadar saydı- işitmemiş olsaydım (rivayet etmezdim). Lakin ben onu daha fazla işittim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "İsrailoğulları'ndan Kifl (adında biri) vardı, işlediği hiçbir günahtan çekinmezdi. Bir kadın ona geldi. Kendisiyle beraber olması (ilişkiye girmesi) karşılığında ona altmış dinar verdi. Kadınla, erkeğin hanımıyla oturduğu gibi oturunca (ilişkiye yeltenince) kadın titredi ve ağladı. (Kifl): 'Seni ağlatan nedir? Seni zorladım mı?' dedi. Kadın: 'Hayır, lakin bu benim hiç yapmadığım bir iştir. Beni buna ancak ihtiyaç (yokluk) sürükledi,' dedi. Kifl: 'Sen bunu yapmadığın halde (Allah korkusundan ağlıyorsun) öyle mi? Git, o (para) senindir,' dedi. Ve: 'Vallahi bundan sonra Allah'a asla isyan etmeyeceğim,' dedi. O gece öldü. Sabah olduğunda kapısının üzerinde: 'Şüphesiz Allah Kifl'i bağışladı,' yazılıydı." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasendir. Şeybân ve başkaları bu hadisi A'meş'ten benzer şekilde merfû olarak rivayet etmişlerdir. Bazıları ise A'meş'ten rivayet edip merfû yapmamışlardır (mevkûf bırakmışlardır). Ebû Bekr b. Ayyâş bu hadisi A'meş'ten rivayet ederken hata etmiş ve 'Abdullah b. Abdullah'tan; Sa'îd b. Cübeyr'den; İbn Ömer'den' demiştir ki bu mahfuz (doğru) değildir. Abdullah b. Abdullah er-Râzî, Kûfelidir. Ninesi, Ali b. Ebî Tâlib'in cariyesi (ümmü veledi) idi. Abdullah b. Abdullah er-Râzî'den; Ubeyde ed-Dabbî, Haccâc b. Ertât ve büyük ilim ehlinden birçoğu hadis rivayet etmiştir.)

2497. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عُمَارَةَ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْعُودٍ، بِحَدِيثَيْنِ أَحَدُهُمَا عَنْ نَفْسِهِ، وَالآخَرُ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ عَبْدُ اللَّهِ إِنَّ الْمُؤْمِنَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَأَنَّهُ فِي أَصْلِ جَبَلٍ يَخَافُ أَنْ يَقَعَ عَلَيْهِ وَإِنَّ الْفَاجِرَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَذُبَابٍ وَقَعَ عَلَى أَنْفِهِ قَالَ بِهِ هَكَذَا فَطَارَ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Ebû Muâviye haber verdi; A'meş'ten; Umâre b. Umeyr'den; Hâris b. Süveyd'den; Abdullah b. Mes'ûd bize iki hadis anlattı. Biri kendisinden (mevkûf), diğeri ise Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den (merfû). Abdullah şöyle dedi: "Mümin, günahlarını, sanki bir dağın eteğinde oturmuş da dağ üzerine çökecekmiş gibi (büyük ve korkutucu) görür. Facir (günahkâr) ise günahlarını, burnunun üzerine konan bir sinek gibi görür. Ona şöyle der (eliyle kovalar), o da uçuverir."

2498. Hadis

وَقَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَلَّهُ أَفْرَحُ بِتَوْبَةِ أَحَدِكُمْ مِنْ رَجُلٍ بِأَرْضٍ دَوِيَّةٍ مُهْلِكَةٍ مَعَهُ رَاحِلَتُهُ عَلَيْهَا زَادُهُ وَطَعَامُهُ وَشَرَابُهُ وَمَا يُصْلِحُهُ فَأَضَلَّهَا فَخَرَجَ فِي طَلَبِهَا حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْمَوْتُ قَالَ أَرْجِعُ إِلَى مَكَانِي الَّذِي أَضْلَلْتُهَا فِيهِ فَأَمُوتُ فِيهِ فَرَجَعَ إِلَى مَكَانِهِ فَغَلَبَتْهُ عَيْنُهُ فَاسْتَيْقَظَ فَإِذَا رَاحِلَتُهُ عِنْدَ رَأْسِهِ عَلَيْهَا طَعَامُهُ وَشَرَابُهُ وَمَا يُصْلِحُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِيهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَالنُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Ve (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle) buyurdu: "Allah'ın, sizden birinizin tövbesine sevinmesi; ıssız, tehlikeli bir arazide, üzerinde azığı, yiyeceği, içeceği ve ihtiyaç duyduğu eşyaları bulunan binitini kaybeden bir adamın (sevincinden) daha fazladır. (Şöyle ki): Adam binitini kaybedince onu aramaya çıkar. Nihayet ölüm kendisine yaklaşınca (ümitsizliğe düşüp): 'Onu kaybettiğim yerime döneyim de orada öleyim,' der. Yerine döner, gözlerine uyku galip gelir (uyuyakalır). Uyandığında bir de bakar ki biniti başucunda; üzerinde yiyeceği, içeceği ve ihtiyaç duyduğu eşyaları durmaktadır." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Ebû Hureyre, Nu'mân b. Beşîr ve Enes b. Mâlik'ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den de hadis rivayet edilmiştir.)

2499. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مَسْعَدَةَ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ كُلُّ ابْنِ آدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عَلِيِّ بْنِ مَسْعَدَةَ عَنْ قَتَادَةَ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî' anlattı; bize Zeyd b. Hubâb anlattı; bize Alî b. Mes'ade el-Bâhilî anlattı; bize Katâde anlattı; Enes'ten rivayet edildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Her Ademoğlu çokça hata yapar. Hata yapanların en hayırlısı ise çokça tövbe edenlerdir." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis garibtir. Bu hadisi sadece Alî b. Mes'ade'nin Katâde'den rivayetiyle bilmekteyiz.)

2500. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَأَنَسٍ وَأَبِي شُرَيْحٍ الْعَدَوِيِّ الْكَعْبِيِّ الْخُزَاعِيِّ وَاسْمُهُ خُوَيْلِدُ بْنُ عَمْرٍو ‏.‏

Bize Süveyd anlattı; bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; Ma'mer'den; Zührî'den; Ebû Seleme'den; Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Her kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa misafirine ikramda bulunsun. Her kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir. Bu konuda Âişe, Enes ve Ebû Şurayh el-Adevî el-Ka'bî el-Huzâî'den de hadis rivayet edilmiştir. Ebû Şurayh'in ismi Huveylid b. Amr'dır.)

2501. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَمْرٍو الْمُعَافِرِيِّ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ صَمَتَ نَجَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ لَهِيعَةَ ‏.‏ وَأَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيُّ هُوَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize İbn Lehîa anlattı; Yezîd b. Amr el-Meâfirî'den; Ebû Abdurrahman el-Hubulî'den; Abdullah b. Amr'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Susan kurtulur." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis garibtir. Bu hadisi sadece İbn Lehîa'nın rivayetiyle bilmekteyiz. Ebû Abdurrahman el-Hubulî, Abdullah b. Yezîd'dir.)

2502. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الأَقْمَرِ، عَنْ أَبِي حُذَيْفَةَ، وَكَانَ، مِنْ أَصْحَابِ ابْنِ مَسْعُودٍ عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ حَكَيْتُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً فَقَالَ ‏"‏ مَا يَسُرُّنِي أَنِّي حَكَيْتُ رَجُلاً وَأَنَّ لِي كَذَا وَكَذَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ صَفِيَّةَ امْرَأَةٌ وَقَالَتْ بِيَدِهَا هَكَذَا كَأَنَّهَا تَعْنِي قَصِيرَةً ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لَقَدْ مَزَجْتِ بِكَلِمَةٍ لَوْ مَزَجْتِ بِهَا مَاءَ الْبَحْرِ لَمُزِجَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Yahyâ b. Sa'îd ve Abdurrahman b. Mehdî anlattılar; dediler ki: Bize Süfyân anlattı; Alî b. el-Akmer'den; Ebû Huzeyfe'den -ki İbn Mes'ûd'un arkadaşlarındandır-; Âişe'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir adamı taklit ettim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Karşılığında bana şu ve şu kadar (dünya malı) verilse bile bir adamı taklit etmem (beni sevindirmez)." (Âişe devamla) dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Safiyye (şöyle) bir kadındır," dedim ve eliyle işaret ederek onun kısa olduğunu kastetti. Bunun üzerine (Resûlullah) şöyle buyurdu: "Öyle bir söz söyledin ki, eğer o denizin suyuna karıştırılsaydı mutlaka onun tadını ve kokusunu bozardı."

2503. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الأَقْمَرِ، عَنْ أَبِي حُذَيْفَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا أُحِبُّ أَنِّي حَكَيْتُ أَحَدًا وَأَنَّ لِي كَذَا وَكَذَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَأَبُو حُذَيْفَةَ هُوَ كُوفِيٌّ مِنْ أَصْحَابِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَيُقَالُ اسْمُهُ سَلَمَةُ بْنُ صُهَيْبَةَ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Vekî' anlattı; Süfyân'dan; Alî b. el-Akmer'den; Ebû Huzeyfe'den; Âişe'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bana şu ve şu kadar (dünya malı) verilse bile, birini taklit etmem (beni sevindirmez/istemem)." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Huzeyfe Kûfelidir, İbn Mes'ûd'un ashabındandır. İsminin Seleme b. Suhaybe olduğu söylenir.)

2504. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعِيدٍ الْجَوْهَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا بُرَيْدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الْمُسْلِمِينَ أَفْضَلُ قَالَ ‏ "‏ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ أَبِي مُوسَى ‏.‏

Bize İbrâhim b. Sa'îd el-Cevherî anlattı; bize Ebû Üsâme anlattı; bize Büreyd b. Abdullah anlattı; Ebû Bürde'den; Ebû Mûsâ'dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e: "Müslümanların hangisi daha üstündür (faziletlidir)?" diye soruldu. Şöyle buyurdu: "Müslümanların, elinden ve dilinden selamette olduğu (zarar görmediği) kimsedir." (Ebû Mûsâ'nın rivayeti olarak bu veçhiyle bu hadis sahih garibtir.)

2505. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ الْهَمْدَانِيُّ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَنْ عَيَّرَ أَخَاهُ بِذَنْبٍ لَمْ يَمُتْ حَتَّى يَعْمَلَهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَحْمَدُ مِنْ ذَنْبٍ قَدْ تَابَ مِنْهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ وَلَيْسَ إِسْنَادُهُ بِمُتَّصِلٍ ‏.‏ وَخَالِدُ بْنُ مَعْدَانَ لَمْ يُدْرِكْ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ وَرُوِيَ عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ أَنَّهُ أَدْرَكَ سَبْعِينَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَمَاتَ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ فِي خِلاَفَةِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَخَالِدُ بْنُ مَعْدَانَ رَوَى عَنْ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَصْحَابِ مُعَاذٍ عَنْ مُعَاذٍ غَيْرَ حَدِيثٍ ‏.‏

Bize Ahmed b. Menî' anlattı; bize Muhammed b. el-Hasen b. Ebî Yezîd el-Hemdânî anlattı; Sevr b. Yezîd'den; Hâlid b. Ma'dân'dan; Muâz b. Cebel'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim kardeşini bir günahtan dolayı ayıplarsa, (kendisi de) o günahı işlemeden ölmez." (Ravi) Ahmed dedi ki: "(Bu hüküm) o günahtan tövbe etmiş olması (durumu) içindir." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis garibtir. İsnadı muttasıl değildir. Hâlid b. Ma'dân, Muâz b. Cebel'e yetişmemiştir. Hâlid b. Ma'dân'ın Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından yetmiş kişiye yetiştiği rivayet edilmiştir. Muâz b. Cebel, Ömer b. el-Hattâb'ın halifeliği döneminde vefat etmiştir. Hâlid b. Ma'dân, Muâz'ın arkadaşlarından birçok kişi aracılığıyla Muâz'dan birden fazla hadis rivayet etmiştir.)

2506. Hadis

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُجَالِدِ بْنِ سَعِيدٍ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، ح قَالَ وَأَخْبَرَنَا سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا أُمَيَّةُ بْنُ الْقَاسِمِ الْحَذَّاءُ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنْ بُرْدِ بْنِ سِنَانٍ، عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ وَاثِلَةَ بْنِ الأَسْقَعِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ تُظْهِرِ الشَّمَاتَةَ لأَخِيكَ فَيَرْحَمُهُ اللَّهُ وَيَبْتَلِيكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَمَكْحُولٌ قَدْ سَمِعَ مِنْ وَاثِلَةَ بْنِ الأَسْقَعِ وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَأَبِي هِنْدٍ الدَّارِيِّ وَيُقَالُ إِنَّهُ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ أَحَدٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ مِنْ هَؤُلاَءِ الثَّلاَثَةِ ‏.‏ وَمَكْحُولٌ شَامِيٌّ يُكْنَى أَبَا عَبْدِ اللَّهِ وَكَانَ عَبْدًا فَأُعْتِقَ وَمَكْحُولٌ الأَزْدِيُّ بَصْرِيٌّ سَمِعَ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ يَرْوِي عَنْهُ عُمَارَةُ بْنُ زَاذَانَ ‏.‏ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ تَمِيمِ بْنِ عَطِيَّةَ، قَالَ كَثِيرًا مَا كُنْتُ أَسْمَعُ مَكْحُولاً يُسْأَلُ فَيَقُولُ نَدَانَمْ ‏.‏

Bize Ömer b. İsmâil b. Mücâlid b. Sa'îd el-Hemdânî anlattı; bize Hafs b. Gıyâs anlattı. (H) Ve bize Seleme b. Şebîb haber verdi; bize Ümeyye b. el-Kâsım el-Hazzâ el-Basrî anlattı; bize Hafs b. Gıyâs anlattı; Bürd b. Sinân'dan; Mekhûl'den; Vâsile b. el-Eska'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kardeşine karşı (başına gelen musibetten dolayı) sevinç gösterme (şamatada bulunma). Sonra Allah ona merhamet eder de seni imtihan eder (o musibeti sana verir)." (Der ki: Bu hadis hasen garibtir. Mekhûl; Vâsile b. el-Eska', Enes b. Mâlik ve Ebû Hind ed-Dârî'den hadis işitmiştir. Onun Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bu üç kişi dışında kimseden hadis işitmediği söylenir. Mekhûl Şamlıdır, künyesi Ebû Abdullah'tır. Köle idi, sonradan azat edildi. Mekhûl el-Ezdî ise Basralıdır, Abdullah b. Ömer'den hadis işitmiştir ve ondan Umâre b. Zâzân rivayet etmektedir.) Bize Alî b. Hucr anlattı; bize İsmâil b. Ayyâş anlattı; Temîm b. Atıyye'den; dedi ki: "Ben Mekhûl'e (bir mesele) sorulurken çokça işitirdim, o da (bilmediği yerde Farsça): 'Nedânem (bilmiyorum),' derdi."

2507. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى، مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ وَثَّابٍ، عَنْ شَيْخٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏الْمُسْلِمَ إِذَا كَانَ يُخَالِطَ النَّاسَ وَيَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ خَيْرٌ مِنَ الْمُسْلِمِ الَّذِي لاَ يُخَالِطُ النَّاسَ وَلاَ يَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو مُوسَى قَالَ ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ كَانَ شُعْبَةُ يَرَى أَنَّهُ ابْنُ عُمَرَ ‏.‏

Bize Ebû Mûsâ Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize İbn Ebî Adî anlattı; Şu'be'den; Süleymân el-A'meş'ten; Yahyâ b. Vessâb'tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bir şeyhten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet edildiğine göre şöyle buyurmuştur: "İnsanların arasına karışan ve onların eziyetlerine sabreden Müslüman, insanlara karışmayan ve onların eziyetlerine sabretmeyen Müslümandan daha hayırlıdır." (Ebû Mûsâ dedi ki: İbn Ebî Adî şöyle dedi: Şu'be, bu (sahabinin) İbn Ömer olduğu görüşündeydi.)

2508. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو يَحْيَى، مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحِيمِ الْبَغْدَادِيُّ حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ الْمَخْرَمِيُّ، هُوَ مِنْ وَلَدِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ عَنْ عُثْمَانَ بْنِ مُحَمَّدٍ الأَخْنَسِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِيَّاكُمْ وَسُوءَ ذَاتِ الْبَيْنِ فَإِنَّهَا الْحَالِقَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَمَعْنَى قَوْلِهِ ‏"‏ وَسُوءَ ذَاتِ الْبَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ إِنَّمَا يَعْنِي الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ وَقَوْلُهُ ‏"‏ الْحَالِقَةُ ‏"‏ ‏.‏ يَقُولُ إِنَّهَا تَحْلِقُ الدِّينَ ‏.‏

Bize Ebû Yahyâ Muhammed b. Abdurrahîm el-Bağdâdî anlattı; bize Muallâ b. Mansûr anlattı; bize Abdullah b. Ca'fer el-Mahremî -ki Misver b. Mahreme'nin soyundandır- anlattı; Osmân b. Muhammed el-Ahnesî'den; Sa'îd el-Makburî'den; Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Aranın bozulmasından sakının. Çünkü o (dini kökünden) kazıyıcıdır." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis bu veçhiyle sahih garibtir. "Sû' zâti'l-beyn" (aranın bozulması) sözünün manası düşmanlık ve kin demektir. "Hâlika" (kazıyıcı) sözü ise, dini kazır (yok eder) demektir.)

2509. Hadis

حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ أُمِّ الدَّرْدَاءِ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِأَفْضَلَ مِنْ دَرَجَةِ الصِّيَامِ وَالصَّلاَةِ وَالصَّدَقَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا بَلَى ‏.‏ قَالَ ‏"‏ صَلاَحُ ذَاتِ الْبَيْنِ فَإِنَّ فَسَادَ ذَاتِ الْبَيْنِ هِيَ الْحَالِقَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَيُرْوَى عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ ‏"‏ هِيَ الْحَالِقَةُ لاَ أَقُولُ تَحْلِقُ الشَّعْرَ وَلَكِنْ تَحْلِقُ الدِّينَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Hennâd anlattı; bize Ebû Muâviye anlattı; A'meş'ten; Amr b. Mürre'den; Sâlim b. Ebi'l-Ca'd'dan; Ümmü'd-Derdâ'dan; Ebû'd-Derdâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Size oruç, namaz ve sadaka derecesinden daha faziletlisini haber vereyim mi?" (Sahabeler): "Evet," dediler. Şöyle buyurdu: "İnsanların arasını düzeltmektir. Çünkü insanların arasının bozulması, (dini kökünden) kazıyan şeydir." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis sahihtir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle buyurduğu da rivayet edilmiştir: "O kazıyıcıdır (hâlika). Saçı kazır demiyorum, lakin dini kazır (yok eder).")

2510. Hadis

حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ حَرْبِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ يَعِيشَ بْنِ الْوَلِيدِ، أَنَّ مَوْلَى الزُّبَيْرِ، حَدَّثَهُ أَنَّ الزُّبَيْرَ بْنَ الْعَوَّامِ حَدَّثَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ دَبَّ إِلَيْكُمْ دَاءُ الأُمَمِ قَبْلَكُمُ الْحَسَدُ وَالْبَغْضَاءُ هِيَ الْحَالِقَةُ لاَ أَقُولُ تَحْلِقُ الشَّعْرَ وَلَكِنْ تَحْلِقُ الدِّينَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلاَ تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَفَلاَ أُنَبِّئُكُمْ بِمَا يُثَبِّتُ ذَاكُمْ لَكُمْ أَفْشُوا السَّلاَمَ بَيْنَكُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ قَدِ اخْتَلَفُوا فِي رِوَايَتِهِ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ فَرَوَى بَعْضُهُمْ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ عَنْ يَعِيشَ بْنِ الْوَلِيدِ عَنْ مَوْلَى الزُّبَيْرِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَذْكُرُوا فِيهِ عَنِ الزُّبَيْرِ ‏.‏

Bize Süfyân b. Vekî' anlattı; bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; Harb b. Şeddâd'dan; Yahyâ b. Ebî Kesîr'den; Ya'îş b. el-Velîd'den; o da Zübeyr'in azatlısından; ona da Zübeyr b. el-Avvâm'ın anlattığına göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Size, sizden önceki ümmetlerin hastalığı sirayet etti: Haset ve kin. İşte bu (kin) kazıyıcıdır (hâlika). Saçı kazır demiyorum, lakin dini kazır (yok eder). Canım elinde olana yemin olsun ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Size, bunu sizin için sağlayacak şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayın." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hakkında (raviler) ihtilaf etmişlerdir. Bazıları Yahyâ b. Ebî Kesîr'den; Ya'îş b. el-Velîd'den; Zübeyr'in azatlısından; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet etmişler ve Zübeyr (b. Avvâm)'ı zikretmemişlerdir.)

2511. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عُيَيْنَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا مِنْ ذَنْبٍ أَجْدَرُ أَنْ يُعَجِّلَ اللَّهُ لِصَاحِبِهِ الْعُقُوبَةَ فِي الدُّنْيَا مَعَ مَا يَدَّخِرُ لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنَ الْبَغْىِ وَقَطِيعَةِ الرَّحِمِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Alî b. Hucr anlattı; bize İsmâil b. İbrâhim haber verdi; Uyeyne b. Abdurrahman'dan; babasından; Ebû Bekre'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah'ın, sahibine ahirette sakladığı (cezası) ile beraber, dünyada da cezasını hemen vermesine en layık olan günah; zulüm (bağy) ve akrabalık bağını kesmektir (sıla-i rahmi terk etmektir)." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)

2512. Hadis

حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنِ الْمُثَنَّى بْنِ الصَّبَّاحِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ خَصْلَتَانِ مَنْ كَانَتَا فِيهِ كَتَبَهُ اللَّهُ شَاكِرًا صَابِرًا وَمَنْ لَمْ تَكُونَا فِيهِ لَمْ يَكْتُبْهُ اللَّهُ شَاكِرًا وَلاَ صَابِرًا مَنْ نَظَرَ فِي دِينِهِ إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَهُ فَاقْتَدَى بِهِ وَنَظَرَ فِي دُنْيَاهُ إِلَى مَنْ هُوَ دُونَهُ فَحَمِدَ اللَّهَ عَلَى مَا فَضَّلَهُ بِهِ عَلَيْهِ كَتَبَهُ اللَّهُ شَاكِرًا صَابِرًا وَمَنْ نَظَرَ فِي دِينِهِ إِلَى مَنْ هُوَ دُونَهُ وَنَظَرَ فِي دُنْيَاهُ إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَهُ فَأَسِفَ عَلَى مَا فَاتَهُ مِنْهُ لَمْ يَكْتُبْهُ اللَّهُ شَاكِرًا وَلاَ صَابِرًا ‏"‏ ‏.‏ أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ حِزَامٍ الرَّجُلُ الصَّالِحُ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ إِسْحَاقَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا الْمُثَنَّى بْنُ الصَّبَّاحِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ وَلَمْ يَذْكُرْ سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ فِي حَدِيثِهِ عَنْ أَبِيهِ ‏.‏

Bize Süveyd b. Nasr anlattı; bize İbnü'l-Mübârek haber verdi; Müsennâ b. es-Sabbâh'tan; Amr b. Şuayb'dan; dedesi Abdullah b. Amr'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işitmiştir: "İki özellik vardır ki bunlar kimde bulunursa Allah onu şükreden ve sabreden olarak yazar. Kimde bulunmazsa Allah onu ne şükreden ne de sabreden olarak yazar. Kim dininde kendinden üstün olana bakıp ona uyarsa, dünyasında ise kendinden aşağı olana bakıp Allah'ın kendisine verdiği üstünlükten dolayı Allah'a hamd ederse; Allah onu şükreden ve sabreden olarak yazar. Kim de dininde kendinden aşağı olana bakar, dünyasında ise kendinden üstün olana bakar da elinden kaçırdıklarına üzülürse; Allah onu ne şükreden ne de sabreden olarak yazar." Bize Salih bir zat olan Mûsâ b. Hizâm haber verdi; bize Alî b. İshâk anlattı; bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; bize Müsennâ b. es-Sabbâh haber verdi; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu hadisin bir benzerini rivayet etmiştir. (Ebû Îsâ der ki): Bu hadis hasen garibtir. Süveyd b. Nasr hadisinde "babasından" dememiştir (senedinde kopukluk vardır).

2513. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ انْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ أَسْفَلَ مِنْكُمْ وَلاَ تَنْظُرُوا إِلَى مَنْ هُوَ فَوْقَكُمْ فَإِنَّهُ أَجْدَرُ أَنْ لاَ تَزْدَرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ebû Kureyb anlattı; bize Ebû Muâviye ve Vekî' anlattı; A'meş'ten; Ebû Sâlih'ten; Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden aşağıda olanlara bakın, sizden yukarıda olanlara bakmayın. Çünkü bu, Allah'ın üzerinizdeki nimetini küçümsememeniz için daha uygundur." (Bu hadis sahihtir.)

2514. Hadis

حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ هِلاَلٍ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ سَعِيدٍ الْجُرَيْرِيِّ، ح قَالَ وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْبَزَّازُ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ سَعِيدٍ الْجُرَيْرِيِّ الْمَعْنَى، وَاحِدٌ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ حَنْظَلَةَ الأُسَيْدِيِّ، وَكَانَ، مِنْ كُتَّابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ مَرَّ بِأَبِي بَكْرٍ وَهُوَ يَبْكِي فَقَالَ مَا لَكَ يَا حَنْظَلَةُ قَالَ نَافَقَ حَنْظَلَةُ يَا أَبَا بَكْرٍ نَكُونُ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُذَكِّرُنَا بِالنَّارِ وَالْجَنَّةِ كَأَنَّا رَأْىَ عَيْنٍ فَإِذَا رَجَعْنَا إِلَى الأَزْوَاجِ وَالضَّيْعَةِ نَسِينَا كَثِيرًا ‏.‏ قَالَ فَوَاللَّهِ إِنَّا لَكَذَلِكَ انْطَلِقْ بِنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ فَانْطَلَقْنَا فَلَمَّا رَآهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَا لَكَ يَا حَنْظَلَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ نَافَقَ حَنْظَلَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَكُونُ عِنْدَكَ تُذَكِّرُنَا بِالنَّارِ وَالْجَنَّةِ كَأَنَّا رَأْىَ عَيْنٍ فَإِذَا رَجَعْنَا عَافَسْنَا الأَزْوَاجَ وَالضَّيْعَةَ وَنَسِينَا كَثِيرًا ‏.‏ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ تَدُومُونَ عَلَى الْحَالِ الَّذِي تَقُومُونَ بِهَا مِنْ عِنْدِي لَصَافَحَتْكُمُ الْمَلاَئِكَةُ فِي مَجَالِسِكُمْ وَفِي طُرُقِكُمْ وَعَلَى فُرُشِكُمْ وَلَكِنْ يَا حَنْظَلَةُ سَاعَةً وَسَاعَةً وَسَاعَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Bişr b. Hilâl el-Basrî anlattı; bize Ca'fer b. Süleymân anlattı; Sa'îd el-Cüreyrî'den. (H) Ve bize Hârûn b. Abdullah el-Bezzâz anlattı; bize Seyyâr anlattı; bize Ca'fer b. Süleymân anlattı; Sa'îd el-Cüreyrî'den; mana olarak aynıdır; Ebû Osmân en-Nehdî'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in katiplerinden olan Hanzale el-Üseydî'den (rivayet edildiğine göre) o, ağlayarak Ebû Bekir'in yanına uğradı. (Ebû Bekir): "Neyin var ey Hanzale?" dedi. Dedi ki: "Hanzale münafık oldu ey Ebû Bekir! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında bulunuyoruz, bize Cehennemi ve Cenneti hatırlatıyor, sanki gözle görüyormuş gibi oluyoruz. Fakat eşlerimizin ve işimizin başına döndüğümüzde çoğunu unutuyoruz." (Ebû Bekir) dedi ki: "Vallahi biz de aynen böyleyiz. Haydi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gidelim." Gittik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu görünce: "Neyin var ey Hanzale?" dedi. "Hanzale münafık oldu ey Allah'ın Resûlü! Senin yanında bulunuyoruz, bize Cehennemi ve Cenneti hatırlatıyorsun, sanki gözle görüyormuş gibi oluyoruz. Fakat geri dönüp eşlerimizle ve işlerimizle meşgul olduğumuzda çoğunu unutuyoruz," dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Eğer siz benim yanımdan kalktığınız hal üzere (sürekli) devam etseydiniz, melekler meclislerinizde, yollarınızda ve yataklarınızda sizinle tokalaşırdı. Fakat ey Hanzale! Bir saat (öyle), bir saat (böyle); bir saat (ibadet), bir saat (dünya işleri)." (Ebû Îsâ der ki: Bu hadis hasen sahihtir.)

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.