603. Hadis
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ ذَكَرُوا النَّارَ وَالنَّاقُوسَ، فَذَكَرُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى، فَأُمِرَ بِلاَلٌ أَنْ يَشْفَعَ الأَذَانَ وَأَنْ يُوتِرَ الإِقَامَةَ.
İmrân b. Meysere bize tahdis etti; Abdülvâris bize tahdis etti; Hâlid el-Hazzâ’ bize tahdis etti; Ebû Kılâbe’den, o da Enes’ten (r.a.) [naklen] dedi ki: [İnsanlar namaza nasıl çağrılacağını istişare ederken] ateşi (yakmayı) ve çanı (çalmayı) zikrettiler; bunun üzerine Yahudileri ve Hristiyanları hatırladılar (onlara benzemek istemediler). Nihayet Bilâl’e, ezanı çift çift (şef'), kameti ise birer birer (vitr) okuması emredildi.
604. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، كَانَ يَقُولُ كَانَ الْمُسْلِمُونَ حِينَ قَدِمُوا الْمَدِينَةَ يَجْتَمِعُونَ فَيَتَحَيَّنُونَ الصَّلاَةَ، لَيْسَ يُنَادَى لَهَا، فَتَكَلَّمُوا يَوْمًا فِي ذَلِكَ، فَقَالَ بَعْضُهُمْ اتَّخِذُوا نَاقُوسًا مِثْلَ نَاقُوسِ النَّصَارَى. وَقَالَ بَعْضُهُمْ بَلْ بُوقًا مِثْلَ قَرْنِ الْيَهُودِ. فَقَالَ عُمَرُ أَوَلاَ تَبْعَثُونَ رَجُلاً يُنَادِي بِالصَّلاَةِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا بِلاَلُ قُمْ فَنَادِ بِالصَّلاَةِ ".
Mahmûd b. Geylân bize tahdis etti, dedi ki: Abdürrezzâk bize tahdis etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi, dedi ki: Nâfi’ bana haber verdi; İbn Ömer (r.a.) şöyle derdi: Müslümanlar Medine’ye geldiklerinde (bir araya) toplanırlar ve namaz vaktini gözetlerlerdi; henüz namaza çağrı yapılmıyordu. Bir gün bu konu hakkında konuştular. Bazıları: “Hristiyanların çanı gibi bir çan (nâkûs) edinin” dediler. Bazıları ise: “Hayır, Yahudilerin borusu gibi bir boru (bûk) [edinin]” dediler. [Bunun üzerine] Ömer (r.a.): “Namaz için seslenecek (çağrı yapacak) bir adam göndermez misiniz?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de: “Ey Bilâl! Kalk ve namaz için (insanlara) seslen (çağır)!” buyurdu.
605. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ عَطِيَّةَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أُمِرَ بِلاَلٌ أَنْ يَشْفَعَ، الأَذَانَ وَأَنْ يُوتِرَ الإِقَامَةَ إِلاَّ الإِقَامَةَ.
Süleyman b. Harb bize tahdis etti, dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize tahdis etti; Simâk b. Atiyye’den, o Eyyûb’dan, o Ebû Kılâbe’den, o da Enes’den (r.a.) [naklen] dedi ki: Bilâl’e, ezan (lafızlarını) çift çift (şef'), -ikameti başlatan “kad kâmeti's-salâh” lafızları hariç- kamet (lafızlarını) ise teker teker (vitr) okuması emredildi.
606. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ أَخْبَرَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ لَمَّا كَثُرَ النَّاسُ قَالَ ـ ذَكَرُوا ـ أَنْ يَعْلَمُوا وَقْتَ الصَّلاَةِ بِشَىْءٍ يَعْرِفُونَهُ، فَذَكَرُوا أَنْ يُورُوا نَارًا أَوْ يَضْرِبُوا نَاقُوسًا، فَأُمِرَ بِلاَلٌ أَنْ يَشْفَعَ الأَذَانَ وَأَنْ يُوتِرَ الإِقَامَةَ.
Muhammed bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvehhâb bize haber verdi, dedi ki: Hâlid el-Hazzâ’ bize haber verdi; Ebû Kılâbe’den, o da Enes b. Mâlik’ten (r.a.) [naklen] dedi ki: Müslümanların sayısı çoğalınca, namaz vaktini bilecekleri (tanıyacakları) bir işaret üzerinde konuştular. Bir ateş yakmayı veya çan çalmayı zikrettiler; nihayet Bilâl’e, ezan (lafızlarını) çift çift (şef'), kamet (lafızlarını) ise teker teker (vitr) okuması emredildi.
607. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أُمِرَ بِلاَلٌ أَنْ يَشْفَعَ، الأَذَانَ، وَأَنْ يُوتِرَ الإِقَامَةَ. قَالَ إِسْمَاعِيلُ فَذَكَرْتُ لأَيُّوبَ فَقَالَ إِلاَّ الإِقَامَةَ.
Ali b. Abdullah bize tahdis etti; İsmâil b. İbrahim [b. Uleyye] bize tahdis etti; Hâlid’den, o Ebû Kılâbe’den, o da Enes’ten (r.a.) [naklen] dedi ki: Bilâl’e, ezan (lafızlarını) çift çift (şef'), kamet (lafızlarını) ise teker teker (vitr) okuması emredildi. İsmâil [b. İbrahim] dedi ki: “Ben bunu Eyyûb’a zikrettim, o da: ‘Ancak ikâme (kad kâmeti's-salâh lafızları) müstesnadır (o çift okunur)’ dedi.”
608. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا نُودِيَ لِلصَّلاَةِ أَدْبَرَ الشَّيْطَانُ وَلَهُ ضُرَاطٌ حَتَّى لاَ يَسْمَعَ التَّأْذِينَ، فَإِذَا قَضَى النِّدَاءَ أَقْبَلَ، حَتَّى إِذَا ثُوِّبَ بِالصَّلاَةِ أَدْبَرَ، حَتَّى إِذَا قَضَى التَّثْوِيبَ أَقْبَلَ حَتَّى يَخْطُرَ بَيْنَ الْمَرْءِ وَنَفْسِهِ، يَقُولُ اذْكُرْ كَذَا، اذْكُرْ كَذَا. لِمَا لَمْ يَكُنْ يَذْكُرُ، حَتَّى يَظَلَّ الرَّجُلُ لاَ يَدْرِي كَمْ صَلَّى ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Ebü’z-Zinâd’dan, o el-A’rec’den, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Namaz için ezan okunduğunda (nida edildiğinde), şeytan ezan sesini işitmemek için yellenerek (ses çıkartarak) arkasını dönüp kaçar. Ezan bitince tekrar gelir. Namaz için kamet getirilince (tesvîb edilince) yine kaçar. Kamet bitince tekrar gelir ve kişi ile nefsi arasına girerek ona: ‘Şunu hatırla, şunu hatırla’ diye [daha önce] aklında olmayan şeyleri hatırlatır. Öyle ki, kişi kaç rekat namaz kıldığını bilemez hale gelir.”
609. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ الأَنْصَارِيِّ، ثُمَّ الْمَازِنِيِّ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ قَالَ لَهُ " إِنِّي أَرَاكَ تُحِبُّ الْغَنَمَ وَالْبَادِيَةَ، فَإِذَا كُنْتَ فِي غَنَمِكَ أَوْ بَادِيَتِكَ فَأَذَّنْتَ بِالصَّلاَةِ فَارْفَعْ صَوْتَكَ بِالنِّدَاءِ، فَإِنَّهُ لاَ يَسْمَعُ مَدَى صَوْتِ الْمُؤَذِّنِ جِنٌّ وَلاَ إِنْسٌ وَلاَ شَىْءٌ إِلاَّ شَهِدَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Abdurrahman b. Abdullah b. Abdurrahman b. Ebî Sa’saa el-Ensârî el-Mâzinî’den ki, babası (Abdullah) ona haber verdiğine göre Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) kendisine şöyle demiştir: “Görüyorum ki sen koyunları ve kır hayatını (bâdiye) seviyorsun. Koyunlarının arasında veya kırda olduğun zaman namaz için ezan okursan, sesini (nida ile) iyice yükselt. Çünkü müezzinin sesinin ulaştığı yere kadar [sesi işiten] hiçbir cin, insan veya herhangi bir varlık (şey) yoktur ki, kıyamet gününde onun lehine şahitlik etmesin.” Ebû Saîd: “Ben bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittim” dedi.
610. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا غَزَا بِنَا قَوْمًا لَمْ يَكُنْ يَغْزُو بِنَا حَتَّى يُصْبِحَ وَيَنْظُرَ، فَإِنْ سَمِعَ أَذَانًا كَفَّ عَنْهُمْ، وَإِنْ لَمْ يَسْمَعْ أَذَانًا أَغَارَ عَلَيْهِمْ، قَالَ فَخَرَجْنَا إِلَى خَيْبَرَ فَانْتَهَيْنَا إِلَيْهِمْ لَيْلاً، فَلَمَّا أَصْبَحَ وَلَمْ يَسْمَعْ أَذَانًا رَكِبَ وَرَكِبْتُ خَلْفَ أَبِي طَلْحَةَ، وَإِنَّ قَدَمِي لَتَمَسُّ قَدَمَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. قَالَ فَخَرَجُوا إِلَيْنَا بِمَكَاتِلِهِمْ وَمَسَاحِيهِمْ فَلَمَّا رَأَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالُوا مُحَمَّدٌ وَاللَّهِ، مُحَمَّدٌ وَالْخَمِيسُ. قَالَ فَلَمَّا رَآهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اللَّهُ أَكْبَرُ، اللَّهُ أَكْبَرُ، خَرِبَتْ خَيْبَرُ، إِنَّا إِذَا نَزَلْنَا بِسَاحَةِ قَوْمٍ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَرِينَ ".
Kuteybe b. Saîd bize tahdis etti, dedi ki: İsmâil b. Ca’fer bize tahdis etti; Humeyd’den, o da Enes b. Mâlik’ten (r.a.) [naklen] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bizimle bir topluluğa gazaya gittiği zaman, sabah oluncaya ve duruma bakıncaya kadar onlara saldırmazdı. Eğer bir ezan sesi işitirse onlara [saldırmaktan] vazgeçerdi, eğer ezan işitmezse onlara baskın (gâret) yapardı. (Enes) dedi ki: Hayber’e doğru yola çıktık ve gece vakti onlara ulaştık. Sabah olunca [Resûlullah] hiçbir ezan işitmeyince [hayvanına] bindi, ben de Ebû Talha’nın arkasına bindim. Benim ayağım Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ayağına değiyordu. (Hayberliler) ellerinde sepetleri ve kazmalarıyla (tarlalarına gitmek için) dışarı çıktılar. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i görünce: “Vallahi [işte] Muhammed! Muhammed ve ordu (el-hamis)!” dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları görünce şöyle buyurdu: “Allahu ekber, Allahu ekber! Hayber harap oldu. Şüphesiz biz bir kavmin yurduna indik mi, uyarılanların sabahı ne kötü olur!”
611. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا سَمِعْتُمُ النِّدَاءَ فَقُولُوا مِثْلَ ما يَقُولُ الْمُؤَذِّنُ ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; İbn Şihâb’dan, o Atâ b. Yezid el-Leysî’den, o da Ebû Saîd el-Hudrî’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ezanı (nidayı) işittiğiniz zaman, müezzinin söylediğinin aynını siz de söyleyin.”
612. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنِي عِيسَى بْنُ طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاوِيَةَ، يَوْمًا فَقَالَ مِثْلَهُ إِلَى قَوْلِهِ " وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ ".
Muâz b. Fadâle bize tahdis etti, dedi ki: Hişâm bize tahdis etti; Yahya’dan, o Muhammed b. İbrahim b. el-Hâris’ten [naklen], o da dedi ki: Îsâ b. Talha bana tahdis etti ki, bir gün Muâviye’den (r.a.) [ezan sesini işitince] o (ezan lafızlarının) aynısını “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” sözüne kadar (tekrarladığını) işitmiştir.
613. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ رَاهَوَيْهِ، قَالَ حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى، نَحْوَهُ. قَالَ يَحْيَى وَحَدَّثَنِي بَعْضُ، إِخْوَانِنَا أَنَّهُ قَالَ لَمَّا قَالَ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ. قَالَ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ. وَقَالَ هَكَذَا سَمِعْنَا نَبِيَّكُمْ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ.
İshâk b. Râheveyh bize tahdis etti, dedi ki: Vehb b. Cerîr bize tahdis etti, dedi ki: Hişâm bize tahdis etti; Yahya’dan [naklen] bunun benzerini [rivayet etti]. Yahya [yine] dedi ki: Kardeşlerimizden bazıları bana [Muâviye’nin] şöyle dediğini tahdis etti: [Müezzin] “Hayye ale’s-salâh” deyince, [Muâviye]: “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” dedi ve ekledi: “İşte biz, Nebiniz sallallâhu aleyhi ve sellem’in böyle söylediğini işittik.”
614. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ قَالَ حِينَ يَسْمَعُ النِّدَاءَ اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلاَةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ، حَلَّتْ لَهُ شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ali b. Ayyâş bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb b. Ebî Hamza bize tahdis etti; Muhammed b. el-Münkedir’den, o da Câbir b. Abdullah’tan (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim ezanı (nidayı) işittiği zaman: ‘Ey bu tam davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed’e Vesîle’yi ve fazileti ver; onu, vaat ettiğin Makâm-ı Mahmûd’a ulaştır’ derse, kıyamet gününde ona şefaatim hak olur.”
615. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الأَوَّلِ، ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا إِلاَّ أَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لاَسْتَهَمُوا، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي التَّهْجِيرِ لاَسْتَبَقُوا إِلَيْهِ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الْعَتَمَةِ وَالصُّبْحِ لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Ebû Bekir’in azatlısı Sümey’den, o Ebû Sâlih’ten, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanlar ezan okumadaki ve ilk safta [namaz kılmadaki fazileti] bilselerdi; sonra da buna [ancak] kura çekerek (istihâm) ulaşabilecek olsalardı, mutlaka kura çekerlerdi. [Namaz için] erkenden gitmedeki (tehcîr) fazileti bilselerdi, onun için yarışırlardı. Yatsı ve sabah namazlarındaki fazileti bilselerdi, sürünerek de olsa onlara [camiye] gelirlerdi.”
616. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، وَعَبْدِ الْحَمِيدِ، صَاحِبِ الزِّيَادِيِّ وَعَاصِمٍ الأَحْوَلِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ قَالَ خَطَبَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ فِي يَوْمٍ رَدْغٍ، فَلَمَّا بَلَغَ الْمُؤَذِّنُ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ. فَأَمَرَهُ أَنْ يُنَادِيَ الصَّلاَةُ فِي الرِّحَالِ. فَنَظَرَ الْقَوْمُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ فَقَالَ فَعَلَ هَذَا مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنْهُ وَإِنَّهَا عَزْمَةٌ.
Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Hammâd bize tahdis etti; Eyyûb’dan, Abdülhamîd —ez-Ziyâdî’nin arkadaşı— ve Âsım el-Ahvel’den, onlar da Abdullah b. el-Hâris’ten [naklen] dedi ki: İbn Abbâs (r.a.) çamurlu (radğ) bir günde bize hutbe verdi. Müezzin “Hayye ale’s-salâh” [lafına] gelince, ona [ezan içinde]: “Namaz evlerdedir (es-salâtü fi’r-rihâl)” diye nida etmesini emretti. İnsanlar [bu duruma şaşırarak] birbirlerine bakmaya başladılar. Bunun üzerine [İbn Abbâs] dedi ki: “Bunu benden daha hayırlı olan kişi (Peygamber) yapmıştır. Şüphesiz [cemaatle namaz] kesin bir emirdir (azmet) [ancak böyle zorlu şartlarda ruhsat verilmiştir].”
617. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ بِلاَلاً يُؤَذِّنُ بِلَيْلٍ، فَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يُنَادِيَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ ". ثُمَّ قَالَ وَكَانَ رَجُلاً أَعْمَى لاَ يُنَادِي حَتَّى يُقَالَ لَهُ أَصْبَحْتَ أَصْبَحْتَ.
Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti; Malik’ten, o İbn Şihâb’dan, o Sâlim b. Abdullah’tan, o da babasından (Abdullah b. Ömer r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Bilâl geceleyin ezan okur. İbn Ümmi Mektûm nida edinceye (ezan okuyuncaya) kadar yiyin ve için.” Sonra [ravi İbn Ömer] dedi ki: O (İbn Ümmi Mektûm) amâ (görme engelli) bir adamdı; ona “Sabahladın, sabahladın!” denilmedikçe nida etmezdi (ezan okumazdı).
618. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ أَخْبَرَتْنِي حَفْصَةُ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اعْتَكَفَ الْمُؤَذِّنُ لِلصُّبْحِ وَبَدَا الصُّبْحُ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ خَفِيفَتَيْنِ قَبْلَ أَنْ تُقَامَ الصَّلاَةُ.
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Nâfi’den, o Abdullah b. Ömer’den [naklen] dedi ki: Hafsa (r.anha) bana şöyle haber verdi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, sabah müezzini (ezan için) vakte girdiğinde ve sabah vakti belirdiğinde (tanyeri ağarınca), sabah namazı için kamet getirilmeden önce hafifçe iki rekat (sünnet) namaz kılardı.
619. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ خَفِيفَتَيْنِ بَيْنَ النِّدَاءِ وَالإِقَامَةِ مِنْ صَلاَةِ الصُّبْحِ.
Ebû Nuaym bize tahdis etti, dedi ki: Şeybân bize tahdis etti; Yahya’dan, o Ebû Seleme’den, o da Âişe’den (r.anha) [naklen] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, sabah namazının ezanı (nida) ile kameti arasında hafifçe iki rekat (sünnet) namaz kılardı.
620. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ بِلاَلاً يُنَادِي بِلَيْلٍ، فَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يُنَادِيَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti; Malik’ten, o Abdullah b. Dînâr’dan, o da Abdullah b. Ömer’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Bilâl geceleyin nida eder (ezan okur). İbn Ümmi Mektûm nida edinceye (ezan okuyuncaya) kadar yiyin ve için.”
621. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، قَالَ حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَمْنَعَنَّ أَحَدَكُمْ ـ أَوْ أَحَدًا مِنْكُمْ ـ أَذَانُ بِلاَلٍ مِنْ سَحُورِهِ، فَإِنَّهُ يُؤَذِّنُ ـ أَوْ يُنَادِي ـ بِلَيْلٍ، لِيَرْجِعَ قَائِمَكُمْ وَلِيُنَبِّهَ نَائِمَكُمْ، وَلَيْسَ أَنْ يَقُولَ الْفَجْرُ أَوِ الصُّبْحُ ". وَقَالَ بِأَصَابِعِهِ وَرَفَعَهَا إِلَى فَوْقُ وَطَأْطَأَ إِلَى أَسْفَلُ حَتَّى يَقُولَ هَكَذَا. وَقَالَ زُهَيْرٌ بِسَبَّابَتَيْهِ إِحْدَاهُمَا فَوْقَ الأُخْرَى ثُمَّ مَدَّهَا عَنْ يَمِينِهِ وَشِمَالِهِ.
Ahmed b. Yûnus bize tahdis etti, dedi ki: Züheyr bize tahdis etti, dedi ki: Süleyman et-Teymî bize tahdis etti; Ebû Osmân en-Nehdî’den, o Abdullah b. Mes’ûd’dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen] buyurdu ki: “Bilâl’in ezanı hiçbirinizi sahur yemeğinden alıkoymasın. Çünkü o, gece kaim olanınızın (nafile namaz kılanın dinlenmek için) dönmesi ve uykuda olanınızın uyanması için geceleyin ezan okur —veya nida eder—. Yoksa bu, ‘fecr doğdu’ veya ‘sabah oldu’ demek değildir.” [Resûlullah bunu söylerken] parmaklarını yukarı kaldırıp aşağı indirerek şöyle şöyle [dikine bir hareketi] kastetti. Züheyr [ise ravi olarak] iki işaret parmağını birbiri üzerine koyup sonra sağa ve sola uzatarak [enine bir hareketi/yatay fecri] gösterdi.
622. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، قَالَ أَخْبَرَنَا أَبُو أُسَامَةَ، قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ حَدَّثَنَا عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ،. وَعَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ. ح وَحَدَّثَنِي يُوسُفُ بْنُ عِيسَى الْمَرْوَزِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا الْفَضْلُ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " إِنَّ بِلاَلاً يُؤَذِّنُ بِلَيْلٍ، فَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يُؤَذِّنَ ابْنُ أُمِّ مَكْتُومٍ ".
İshâk [b. Mansûr] bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Üsâme bize haber verdi, dedi ki: Ubeydullah bize el-Kâsım b. Muhammed’den, o da Âişe’den [naklen] tahdis etti. (Bir diğer senet:) Nâfi’den, o da İbn Ömer’den [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. (H) Ve [yine] Yusuf b. Îsâ el-Mervezî bana tahdis etti, dedi ki: el-Fadl bize tahdis etti, dedi ki: Ubeydullah b. Ömer bize el-Kâsım b. Muhammed’den, o Âişe’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen] tahdis etti ki: “Şüphesiz Bilâl geceleyin ezan okur. İbn Ümmi Mektûm ezan okuyuncaya kadar yiyin ve için.”
624. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ الْوَاسِطِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنِ ابْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ الْمُزَنِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَ كُلِّ أَذَانَيْنِ صَلاَةٌ ـ ثَلاَثًا ـ لِمَنْ شَاءَ ".
İshâk el-Vâsıtî bize tahdis etti, dedi ki: Hâlid bize tahdis etti; el-Cüreyrî’den, o İbn Büreyde’den, o da Abdullah b. Mugaffel el-Müzenî’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem —üç defa tekrarlayarak— şöyle buyurdu: “Her iki ezan (ezan ile kamet) arasında, dileyen kimse için bir namaz vardır.”
625. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرٍ الأَنْصَارِيَّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ الْمُؤَذِّنُ إِذَا أَذَّنَ قَامَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَبْتَدِرُونَ السَّوَارِيَ حَتَّى يَخْرُجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهُمْ كَذَلِكَ يُصَلُّونَ الرَّكْعَتَيْنِ قَبْلَ الْمَغْرِبِ، وَلَمْ يَكُنْ بَيْنَ الأَذَانِ وَالإِقَامَةِ شَىْءٌ. قَالَ عُثْمَانُ بْنُ جَبَلَةَ وَأَبُو دَاوُدَ عَنْ شُعْبَةَ لَمْ يَكُنْ بَيْنَهُمَا إِلاَّ قَلِيلٌ.
Muhammed b. Beşşâr bize tahdis etti, dedi ki: Gundar bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti, dedi ki: Amr b. Âmir el-Ensârî’den işittim; o da Enes b. Mâlik’ten (r.a.) [naklen] dedi ki: Müezzin ezan okuduğunda, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bazı kimseler kalkıp direklere (sütre edinmek için) yönelirlerdi; hatta Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem evinden çıkıncaya kadar onlar bu şekilde akşam namazından önceki iki rekatı kılarlardı. Ezan ile kamet arasında fazla bir zaman (şey’un) yoktu. Osmân b. Cebele ve Ebû Dâvud, Şu’be’den [naklen]: “İkisi arasında sadece az bir zaman vardı” [şeklinde rivayet ettiler].
626. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَكَتَ الْمُؤَذِّنُ بِالأُولَى مِنْ صَلاَةِ الْفَجْرِ قَامَ فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ خَفِيفَتَيْنِ قَبْلَ صَلاَةِ الْفَجْرِ بَعْدَ أَنْ يَسْتَبِينَ الْفَجْرُ، ثُمَّ اضْطَجَعَ عَلَى شِقِّهِ الأَيْمَنِ حَتَّى يَأْتِيَهُ الْمُؤَذِّنُ لِلإِقَامَةِ.
Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; ez-Zührî’den [naklen], o dedi ki: Urve b. ez-Zübeyr bana haber verdi; Âişe (r.anha) şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, sabah namazının ilk (ezanı) müezzin sustuğunda, fecr (tanyeri) belirginleştikten sonra sabah namazının [farzından] önce hafifçe iki rekat namaz kılar, sonra da müezzin kamet için yanına gelinceye kadar sağ tarafı üzerine [uzanıp] yatardı.
627. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا كَهْمَسُ بْنُ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بَيْنَ كُلِّ أَذَانَيْنِ صَلاَةٌ بَيْنَ كُلِّ أَذَانَيْنِ صَلاَةٌ ـ ثُمَّ قَالَ فِي الثَّالِثَةِ ـ لِمَنْ شَاءَ ".
Abdullah b. Yezid bize tahdis etti, dedi ki: Kehmes b. el-Hasan bize tahdis etti; Abdullah b. Büreyde’den, o da Abdullah b. Mugaffel’den (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Her iki ezan (ezan ile kamet) arasında bir namaz vardır; her iki ezan arasında bir namaz vardır” buyurdu. Üçüncüde (üçüncü kez tekrarlarken) ise: “Dileyen kimse için” [diye ekledi].
628. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ الْحُوَيْرِثِ، أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي نَفَرٍ مِنْ قَوْمِي فَأَقَمْنَا عِنْدَهُ عِشْرِينَ لَيْلَةً، وَكَانَ رَحِيمًا رَفِيقًا، فَلَمَّا رَأَى شَوْقَنَا إِلَى أَهَالِينَا قَالَ " ارْجِعُوا فَكُونُوا فِيهِمْ وَعَلِّمُوهُمْ وَصَلُّوا، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أَحَدُكُمْ وَلْيَؤُمَّكُمْ أَكْبَرُكُمْ ".
Muallâ b. Esed bize tahdis etti, dedi ki: Vüheyb bize tahdis etti; Eyyûb’dan, o Ebû Kılâbe’den, o da Mâlik b. el-Huveyris’ten (r.a.) [naklen] dedi ki: Kavmimden bir grup (nefer) ile birlikte Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim ve onun yanında yirmi gece kaldık. O çok merhametli ve nazik bir kimseydi. Bizim ailelerimize duyduğumuz özlemi fark edince şöyle buyurdu: “Artık [yurdunuza] dönün, onların (ailenizin) yanında olun, onlara [dinden öğrendiklerinizi] öğretin ve namazlarını kıldırın. Namaz vakti geldiğinde, içinizden biri sizin için ezan okusun (nida etsin), en büyüğünüz de size imamlık yapsın.”
629. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْمُهَاجِرِ أَبِي الْحَسَنِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَأَرَادَ الْمُؤَذِّنُ أَنْ يُؤَذِّنَ فَقَالَ لَهُ " أَبْرِدْ ". ثُمَّ أَرَادَ أَنْ يُؤَذِّنَ فَقَالَ لَهُ " أَبْرِدْ ". ثُمَّ أَرَادَ أَنْ يُؤَذِّنَ. فَقَالَ لَهُ " أَبْرِدْ ". حَتَّى سَاوَى الظِّلُّ التُّلُولَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم {إِنَّ شِدَّةَ الْحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ}
Müslim b. İbrahim bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti; el-Muhâcir Ebü’l-Hasan’dan, o Zeyd b. Vehb’den, o da Ebû Zer’den (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferdeydik. Müezzin ezan okumak istediğinde [Resûlullah] ona: “Sıcağın hafiflemesini bekle (ebrid)” buyurdu. Sonra tekrar ezan okumak isteyince yine: “Sıcağın hafiflemesini bekle” buyurdu. Sonra [bir kez daha] ezan okumak isteyince yine: “Sıcağın hafiflemesini bekle” buyurdu. Öyle ki, tepelerin gölgesi boylarına eşit oldu. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz sıcağın şiddeti cehennemin hararetinden (feyh) bir parçadır.”
630. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ الْحُوَيْرِثِ، قَالَ أَتَى رَجُلاَنِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُرِيدَانِ السَّفَرَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أَنْتُمَا خَرَجْتُمَا فَأَذِّنَا ثُمَّ أَقِيمَا ثُمَّ لِيَؤُمَّكُمَا أَكْبَرُكُمَا ".
Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Süfyân bize tahdis etti; Hâlid el-Hazzâ’dan, o Ebû Kılâbe’den, o da Mâlik b. el-Huveyris’ten (r.a.) [naklen] dedi ki: İki adam sefer arzusuyla Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldiler. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yola çıktığınızda [vakit gelince] ikiniz de ezan okuyun, sonra kamet getirin; daha sonra da en büyüğünüz size imamlık yapsın.”
631. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكٌ، أَتَيْنَا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ شَبَبَةٌ مُتَقَارِبُونَ، فَأَقَمْنَا عِنْدَهُ عِشْرِينَ يَوْمًا وَلَيْلَةً، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَحِيمًا رَفِيقًا، فَلَمَّا ظَنَّ أَنَّا قَدِ اشْتَهَيْنَا أَهْلَنَا أَوْ قَدِ اشْتَقْنَا سَأَلَنَا عَمَّنْ تَرَكْنَا بَعْدَنَا فَأَخْبَرْنَاهُ قَالَ " ارْجِعُوا إِلَى أَهْلِيكُمْ فَأَقِيمُوا فِيهِمْ وَعَلِّمُوهُمْ وَمُرُوهُمْ ـ وَذَكَرَ أَشْيَاءَ أَحْفَظُهَا أَوْ لاَ أَحْفَظُهَا ـ وَصَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونِي أُصَلِّي، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أَحَدُكُمْ وَلْيَؤُمَّكُمْ أَكْبَرُكُمْ ".
Muhammed b. el-Müsennâ bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvehhâb bize tahdis etti, dedi ki: Eyyûb bize tahdis etti; Ebû Kılâbe’den [naklen] dedi ki: Mâlik [b. el-Huveyris] bize şöyle tahdis etti: Biz, yaşları birbirine yakın gençler (şebebe) olarak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldik ve onun yanında yirmi gün yirmi gece kaldık. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem çok merhametli ve nazik bir kimseydi. Bizim ailelerimizi özlediğimizi (veya arzuladığımızı) fark edince, geride kimleri bıraktığımızı sordu; biz de ona haber verdik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ailelerinizin yanına dönün, onlarla birlikte ikamet edin, onlara [dinden öğrendiklerinizi] öğretin ve onlara [iyiliği] emredin —Ravi (Ebû Kılâbe), Mâlik’in hatırladığı veya hatırlamadığı bazı şeyler zikrettiğini belirtti—. Beni nasıl namaz kılıyor gördüyseniz siz de öylece namaz kılın. Namaz vakti geldiğinde, içinizden biri sizin için ezan okusun, en büyüğünüz de size imamlık yapsın.”
632. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، قَالَ أَذَّنَ ابْنُ عُمَرَ فِي لَيْلَةٍ بَارِدَةٍ بِضَجْنَانَ ثُمَّ قَالَ صَلُّوا فِي رِحَالِكُمْ، فَأَخْبَرَنَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُ مُؤَذِّنًا يُؤَذِّنُ، ثُمَّ يَقُولُ عَلَى إِثْرِهِ، أَلاَ صَلُّوا فِي الرِّحَالِ. فِي اللَّيْلَةِ الْبَارِدَةِ أَوِ الْمَطِيرَةِ فِي السَّفَرِ.
Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Yahya bize haber verdi; Ubeydullah b. Ömer’den [naklen], o dedi ki: Nâfi’ bana tahdis etti ve dedi ki: İbn Ömer (r.a.) Dağnân’da soğuk bir gecede ezan okudu, sonra: “Namazı evlerinizde (konakladığınız yerlerde) kılın!” dedi. Ardından bize, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in [böyle durumlarda] bir müezzine ezan okumasını emrettiğini, sonra da ezanın peşinden: “Dikkat edin, namazı evlerinizde kılın!” demesini [emrettiğini] haber verdi. Bu uygulama, seferdeyken soğuk veya yağmurlu gecelerde [yapılırdı].
633. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، قَالَ أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الْعُمَيْسِ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالأَبْطَحِ فَجَاءَهُ بِلاَلٌ فَآذَنَهُ بِالصَّلاَةِ، ثُمَّ خَرَجَ بِلاَلٌ بِالْعَنَزَةِ حَتَّى رَكَزَهَا بَيْنَ يَدَىْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالأَبْطَحِ وَأَقَامَ الصَّلاَةَ.
İshâk [b. Mansûr] bize tahdis etti, dedi ki: Ca’fer b. Avn bize haber verdi, dedi ki: Ebü’l-Umays bize tahdis etti; Avn b. Ebî Cuhayfe’den, o da babasından (Ebû Cuhayfe r.a.) [naklen] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i Abtah mevkisinde gördüm. Bilâl yanına gelip ona namaz [vaktinin girdiğini] haber verdi (ezan okudu). Sonra Bilâl elinde bir değnek (aneze) ile çıktı ve onu Abtah’ta Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in önüne [sütre olarak] dikti; ardından da namaz için kamet getirdi.
634. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ رَأَى بِلاَلاً يُؤَذِّنُ فَجَعَلْتُ أَتَتَبَّعُ فَاهُ هَا هُنَا وَهَا هُنَا بِالأَذَانِ.
Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Süfyân bize tahdis etti; Avn b. Ebî Cuhayfe’den, o da babasından (r.a.) [naklen] dedi ki: Bilâl’i ezan okurken gördüm; ezan sırasında ağzını (nidayı ulaştırmak için) bir o yana bir bu yana [döndürürken] takip etmeye başladım.
635. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ نُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ سَمِعَ جَلَبَةَ رِجَالٍ فَلَمَّا صَلَّى قَالَ " مَا شَأْنُكُمْ ". قَالُوا اسْتَعْجَلْنَا إِلَى الصَّلاَةِ. قَالَ " فَلاَ تَفْعَلُوا، إِذَا أَتَيْتُمُ الصَّلاَةَ فَعَلَيْكُمْ بِالسَّكِينَةِ، فَمَا أَدْرَكْتُمْ فَصَلُّوا وَمَا فَاتَكُمْ فَأَتِمُّوا ".
Ebû Nuaym bize tahdis etti, dedi ki: Şeybân bize tahdis etti; Yahya’dan, o Abdullah b. Ebî Katâde’den, o da babasından (Ebû Katâde r.a.) [naklen] dedi ki: Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte namaz kılarken, birden bazı adamların ayak seslerini ve gürültüsünü (celebete ricâl) işitti. [Resûlullah] namazı kıldırınca: “Haliniz nedir (neden bu gürültü oldu)?” diye sordu. Onlar: “Namaza yetişmek için acele ettik” dediler. Bunun üzerine [Resûlullah] şöyle buyurdu: “Böyle yapmayın! Namaza geldiğinizde üzerinizde bir vakar ve sükûnet (sekîne) olsun. [Cemaatle] yetiştiğiniz kısmı kılın, kaçırdığınız kısmı ise [kendi başınıza] tamamlayın.”
636. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا سَمِعْتُمُ الإِقَامَةَ فَامْشُوا إِلَى الصَّلاَةِ، وَعَلَيْكُمْ بِالسَّكِينَةِ وَالْوَقَارِ وَلاَ تُسْرِعُوا، فَمَا أَدْرَكْتُمْ فَصَلُّوا وَمَا فَاتَكُمْ فَأَتِمُّوا ".
Âdem [b. Ebî İyâs] bize tahdis etti, dedi ki: İbn Ebî Zi’b bize tahdis etti; ez-Zührî’den, o Saîd b. el-Müseyyeb’den, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [ve yine] ez-Zührî’den, o Ebû Seleme’den, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kameti işittiğiniz zaman namaza (yürüyerek) gidin. Üzerinizde sükûnet ve vakar olsun; acele etmeyin. [Cemaatle] yetiştiğiniz kısmı kılın, kaçırdığınız kısmı ise [kendi başınıza] tamamlayın.”
637. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ كَتَبَ إِلَىَّ يَحْيَى عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلاَ تَقُومُوا حَتَّى تَرَوْنِي ".
Müslim b. İbrahim bize tahdis etti, dedi ki: Hişâm bize tahdis etti, dedi ki: Yahya bana Abdullah b. Ebî Katâde’den, o da babasından (r.a.) [naklen] şöyle yazdı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Namaz için kamet getirildiğinde, beni görmedikçe [ayağa] kalkmayın.”
638. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَلاَ تَقُومُوا حَتَّى تَرَوْنِي وَعَلَيْكُمْ بِالسَّكِينَةِ ". تَابَعَهُ عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ.
Ebû Nuaym bize tahdis etti, dedi ki: Şeybân bize tahdis etti; Yahya’dan, o Abdullah b. Ebî Katâde’den, o da babasından (r.a.) [naklen] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Namaz için kamet getirildiğinde, beni görmedikçe [ayağa] kalkmayın; üzerinizde sükûnet olsun.” Ali b. el-Mübârek de bu rivayette [Şeybân’a] tabi olmuştur.
639. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ وَقَدْ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ وَعُدِّلَتِ الصُّفُوفُ، حَتَّى إِذَا قَامَ فِي مُصَلاَّهُ انْتَظَرْنَا أَنْ يُكَبِّرَ انْصَرَفَ قَالَ " عَلَى مَكَانِكُمْ ". فَمَكَثْنَا عَلَى هَيْئَتِنَا حَتَّى خَرَجَ إِلَيْنَا يَنْطُفُ رَأْسُهُ مَاءً وَقَدِ اغْتَسَلَ.
Abdülaziz b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: İbrahim b. Sa’d bize tahdis etti; Sâlih b. Keysân’dan, o İbn Şihâb’dan, o Ebû Seleme’den, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kamet getirilip saflar düzeltildiği sırada [evinden] çıktı. Namaz kıldıracağı yerinde (musallâ) durduğunda biz onun tekbir getirmesini beklerken o [birden] geri döndü ve: “Yerinizden ayrılmayın!” buyurdu. Biz o hal üzere bekledik. Sonunda [Resûlullah] gusletmiş olarak, başından su damlar vaziyette yanımıza çıktı [ve namazı kıldırdı].
640. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَسَوَّى النَّاسُ صُفُوفَهُمْ، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَقَدَّمَ وَهْوَ جُنُبٌ ثُمَّ قَالَ " عَلَى مَكَانِكُمْ ". فَرَجَعَ فَاغْتَسَلَ ثُمَّ خَرَجَ وَرَأْسُهُ يَقْطُرُ مَاءً فَصَلَّى بِهِمْ.
İshâk [b. Mansûr] bize tahdis etti, dedi ki: Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: el-Evzâî bize tahdis etti; ez-Zührî’den, o Ebû Seleme b. Abdurrahman’dan, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] dedi ki: Namaz için kamet getirildi ve insanlar saflarını düzelttiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [evinden] çıktı, öne geçti; ancak cünüp olduğunu [hatırladı] ve: “Yerinizden ayrılmayın!” buyurdu. Sonra geri döndü, gusletti ve başından su damlar vaziyette [tekrar] çıktı; ardından onlara namaz kıldırdı.
641. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، يَقُولُ أَخْبَرَنَا جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم جَاءَهُ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَوْمَ الْخَنْدَقِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَاللَّهِ مَا كِدْتُ أَنْ أُصَلِّيَ حَتَّى كَادَتِ الشَّمْسُ تَغْرُبُ، وَذَلِكَ بَعْدَ مَا أَفْطَرَ الصَّائِمُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَاللَّهِ مَا صَلَّيْتُهَا " فَنَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى بُطْحَانَ وَأَنَا مَعَهُ فَتَوَضَّأَ ثُمَّ صَلَّى ـ يَعْنِي الْعَصْرَ ـ بَعْدَ مَا غَرَبَتِ الشَّمْسُ، ثُمَّ صَلَّى بَعْدَهَا الْمَغْرِبَ.
Ebû Nuaym bize tahdis etti, dedi ki: Şeybân bize tahdis etti; Yahya’dan [naklen], o dedi ki: Ebû Seleme’den işittim, o şöyle dedi: Câbir b. Abdullah (r.a.) bize şöyle haber verdi: Hendek Günü’nde Ömer b. el-Hattâb (r.a.) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip: “Ey Allah’ın Resûlü! Vallahi güneş batmak üzereyken ancak [ikindiyi] kılabildim” dedi. —Bu, oruçlunun iftar etmesinden sonraydı—. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Vallahi ben onu [henüz] kılmadım” buyurdu. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Buthân’a indi, ben de onunla beraberdim. Abdest aldı, sonra güneş battıktan sonra —yani ikindiyi— kıldı; ardından da akşam namazını kıldı.
642. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُنَاجِي رَجُلاً فِي جَانِبِ الْمَسْجِدِ، فَمَا قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ حَتَّى نَامَ الْقَوْمُ.
Ebû Ma’mer Abdullah b. Amr bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvâris bize tahdis etti, dedi ki: Abdülaziz b. Suhayb bize tahdis etti; Enes’ten (r.a.) [naklen] dedi ki: Namaz için kamet getirilmişti; ancak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem mescidin bir kenarında bir adamla gizlice (baş başa) konuşuyordu (yunâcî). O namaza durana kadar [bekleyen] cemaat uyuyakaldı.
643. Hadis
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، قَالَ سَأَلْتُ ثَابِتًا الْبُنَانِيَّ عَنِ الرَّجُلِ، يَتَكَلَّمُ بَعْدَ مَا تُقَامُ الصَّلاَةُ فَحَدَّثَنِي عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَعَرَضَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ فَحَبَسَهُ بَعْدَ مَا أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ.
Ayyâş b. el-Velîd bize tahdis etti, dedi ki: Abdülalâ bize tahdis etti, dedi ki: Humeyd bize tahdis etti, dedi ki: Sâbit el-Bünânî’ye kamet getirildikten sonra [İmam'ın] konuşması hakkında sordum. O da bana Enes b. Mâlik’ten [naklen] şöyle tahdis etti: Namaz için kamet getirildi; o sırada bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in karşısına çıktı ve kamet getirildikten sonra onu [bir müddet konuşarak] alıkoydu.
644. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ آمُرَ بِحَطَبٍ فَيُحْطَبَ، ثُمَّ آمُرَ بِالصَّلاَةِ فَيُؤَذَّنَ لَهَا، ثُمَّ آمُرَ رَجُلاً فَيَؤُمَّ النَّاسَ، ثُمَّ أُخَالِفَ إِلَى رِجَالٍ فَأُحَرِّقَ عَلَيْهِمْ بُيُوتَهُمْ، وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ يَعْلَمُ أَحَدُهُمْ أَنَّهُ يَجِدُ عَرْقًا سَمِينًا أَوْ مِرْمَاتَيْنِ حَسَنَتَيْنِ لَشَهِدَ الْعِشَاءَ ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Ebü’z-Zinâd’dan, o el-A’rec’den, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olan [Allah]’a yemin olsun ki; odun toplanmasını emretmeyi, sonra namaz için ezan okunmasını emretmeyi, ardından bir adama insanlara imamlık yapmasını emretmeyi, sonra da [cemaate gelmeyen] o adamlara gidip evlerini üzerlerine yakmayı arzuladım. Nefsim elinde olan [Allah]’a yemin olsun ki; eğer onlardan biri [camide] etli bir kemik (arkan semînen) veya iki güzel paça (mirmâteyni haseneteyni) bulacağını bilseydi, mutlaka yatsı namazına gelirdi.”
645. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " صَلاَةُ الْجَمَاعَةِ تَفْضُلُ صَلاَةَ الْفَذِّ بِسَبْعٍ وَعِشْرِينَ دَرَجَةً ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Nâfi’den, o da Abdullah b. Ömer’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan (salâti’l-fezz) yirmi yedi derece daha faziletlidir.”
646. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، حَدَّثَنِي ابْنُ الْهَادِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " صَلاَةُ الْجَمَاعَةِ تَفْضُلُ صَلاَةَ الْفَذِّ بِخَمْسٍ وَعِشْرِينَ دَرَجَةً ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti; el-Leys bize haber verdi, İbnü’l-Hâd bana tahdis etti; Abdullah b. Habbâb’dan, o da Ebû Saîd el-Hudrî’den (r.a.) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işitmiştir: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan (salâti’l-fezz) yirmi beş derece daha faziletlidir.”
647. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " صَلاَةُ الرَّجُلِ فِي الْجَمَاعَةِ تُضَعَّفُ عَلَى صَلاَتِهِ فِي بَيْتِهِ وَفِي سُوقِهِ خَمْسًا وَعِشْرِينَ ضِعْفًا، وَذَلِكَ أَنَّهُ إِذَا تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ، ثُمَّ خَرَجَ إِلَى الْمَسْجِدِ لاَ يُخْرِجُهُ إِلاَّ الصَّلاَةُ، لَمْ يَخْطُ خَطْوَةً إِلاَّ رُفِعَتْ لَهُ بِهَا دَرَجَةٌ، وَحُطَّ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةٌ، فَإِذَا صَلَّى لَمْ تَزَلِ الْمَلاَئِكَةُ تُصَلِّي عَلَيْهِ مَا دَامَ فِي مُصَلاَّهُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ، اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ. وَلاَ يَزَالُ أَحَدُكُمْ فِي صَلاَةٍ مَا انْتَظَرَ الصَّلاَةَ ".
Mûsâ b. İsmâil bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvâhid bize tahdis etti, dedi ki: el-A’meş bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Sâlih’ten işittim; o da Ebû Hüreyre’nin (r.a.) şöyle dediğini işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kişinin cemaatle kıldığı namaz; evinde veya çarşısında kıldığı namazdan yirmi beş kat (dı’fen) daha fazla sevaptır. Şöyle ki; o kimse abdest alıp abdestini güzelce yapar, sonra sadece namaz kılmak amacıyla mescide çıkarsa; attığı her adımda kendisi için bir derece yükseltilir ve ondan bir günahı silinir. Namaz kıldıktan sonra da namaz kıldığı yerde kaldığı sürece, melekler: ‘Allah’ım, ona salât et (bereket ver), Allah’ım ona merhamet et’ diye dua etmeye devam ederler. Biriniz namazı beklediği sürece namazda sayılır.”
648. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَأَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " تَفْضُلُ صَلاَةُ الْجَمِيعِ صَلاَةَ أَحَدِكُمْ وَحْدَهُ بِخَمْسٍ وَعِشْرِينَ جُزْءًا، وَتَجْتَمِعُ مَلاَئِكَةُ اللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةُ النَّهَارِ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ ". ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ فَاقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ {إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا}
Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; ez-Zührî’den [naklen], o dedi ki: Saîd b. el-Müseyyeb ve Ebû Seleme b. Abdurrahman bana haber verdiler ki; Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işitmiş: “Cemaatle kılınan namaz, birinizin tek başına kıldığı namazdan yirmi beş kat (cüz’en) daha faziletlidir. Gece melekleri ile gündüz melekleri sabah namazında bir araya gelirler.” Sonra Ebû Hüreyre [bunu desteklemek için] şöyle dedi: “Dilerseniz: ‘Şüphesiz sabah namazı/kıraati (melekler tarafından) şahitlik edilendir’ [İsrâ, 78] ayetini okuyun.”
649. Hadis
قَالَ شُعَيْبٌ وَحَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ تَفْضُلُهَا بِسَبْعٍ وَعِشْرِينَ دَرَجَةً.
Şuayb [b. Ebî Hamza] dedi ki: Nâfi’ bana Abdullah b. Ömer’den (r.a.) [naklen] şöyle tahdis etti: “[Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınandan] yirmi yedi derece daha faziletlidir.”
650. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ سَالِمًا، قَالَ سَمِعْتُ أُمَّ الدَّرْدَاءِ، تَقُولُ دَخَلَ عَلَىَّ أَبُو الدَّرْدَاءِ وَهْوَ مُغْضَبٌ فَقُلْتُ مَا أَغْضَبَكَ فَقَالَ وَاللَّهِ مَا أَعْرِفُ مِنْ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم شَيْئًا إِلاَّ أَنَّهُمْ يُصَلُّونَ جَمِيعًا.
Ömer b. Hafs bize tahdis etti, dedi ki: Babam bize tahdis etti, dedi ki: el-A’meş bize tahdis etti, dedi ki: Sâlim’den işittim; o şöyle dedi: Ümmü’d-Derdâ’nın (r.anha) şöyle dediğini işitmiş: Ebû’d-Derdâ (r.a.) öfkeli bir halde yanıma girdi. Ona: “Seni öfkelendiren nedir?” diye sordum. O da: “Vallahi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ümmetinden [günümüze kalan] —cemaatle namaz kılmaları hariç— [eski hallerinden] hiçbir şey tanımıyorum!” dedi.
651. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَعْظَمُ النَّاسِ أَجْرًا فِي الصَّلاَةِ أَبْعَدُهُمْ فَأَبْعَدُهُمْ مَمْشًى، وَالَّذِي يَنْتَظِرُ الصَّلاَةَ حَتَّى يُصَلِّيَهَا مَعَ الإِمَامِ أَعْظَمُ أَجْرًا مِنَ الَّذِي يُصَلِّي ثُمَّ يَنَامُ ".
Muhammed b. el-Alâ bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Üsâme bize tahdis etti; Büreyd b. Abdullah’tan, o Ebû Bürde’den, o da Ebû Mûsâ’dan (r.a.) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Namaz konusunda insanların sevabı en büyük olanı, [mescide] en uzak mesafeden yürüyerek gelendir. Namazı imamla birlikte kılmak için bekleyen kimsenin sevabı, [tek başına] kılıp sonra uyuyan kimseden daha büyüktür.”
652. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُمَىٍّ، مَوْلَى أَبِي بَكْرٍ عَنْ أَبِي صَالِحٍ السَّمَّانِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَيْنَمَا رَجُلٌ يَمْشِي بِطَرِيقٍ وَجَدَ غُصْنَ شَوْكٍ عَلَى الطَّرِيقِ فَأَخَّرَهُ، فَشَكَرَ اللَّهُ لَهُ، فَغَفَرَ لَهُ ". ثُمَّ قَالَ " الشُّهَدَاءُ خَمْسَةٌ الْمَطْعُونُ، وَالْمَبْطُونُ، وَالْغَرِيقُ، وَصَاحِبُ الْهَدْمِ، وَالشَّهِيدُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ". وَقَالَ " لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِي النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الأَوَّلِ ثُمَّ لَمْ يَجِدُوا إِلاَّ أَنْ يَسْتَهِمُوا لاَسْتَهَمُوا عَلَيْهِ ". " وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي التَّهْجِيرِ لاَسْتَبَقُوا إِلَيْهِ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِي الْعَتَمَةِ وَالصُّبْحِ لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا ".
Kuteybe bize tahdis etti, Malik’ten, o Sümey —Ebû Bekir’in azatlısı—’den, o Ebû Sâlih es-Semmân’dan, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir adam yolda yürürken yol üzerinde bir diken dalı buldu ve onu [insanlara zarar vermemesi için] kenara çekti. Allah onun bu amelinden razı oldu (şükretti/kabul etti) ve onu bağışladı.” Ardından şöyle buyurdu: “Şehitler beştir: Taundan (veba) ölen, karın ağrısından (iç hastalıklarından) ölen, boğularak ölen, göçük altında kalarak ölen ve Allah yolunda (savaşırken) şehit olan.” Ve [yine] şöyle buyurdu: “İnsanlar ezan okumadaki ve ilk safta [namaz kılmadaki fazileti] bilselerdi; sonra da buna [ancak] kura çekerek ulaşabilecek olsalardı, mutlaka kura çekerlerdi. [Namaz için] erkenden gitmedeki (tehcîr) fazileti bilselerdi, onun için yarışırlardı. Yatsı ve sabah namazlarındaki fazileti bilselerdi, sürünerek de olsa onlara (cemaate) gelirlerdi.”
655. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوْشَبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا بَنِي سَلِمَةَ أَلاَ تَحْتَسِبُونَ آثَارَكُمْ ". وَقَالَ مُجَاهِدٌ فِي قَوْلِهِ {وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ} قَالَ خُطَاهُمْ. وَقَالَ ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، حَدَّثَنِي حُمَيْدٌ، حَدَّثَنِي أَنَسٌ، أَنَّ بَنِي سَلِمَةَ، أَرَادُوا أَنْ يَتَحَوَّلُوا، عَنْ مَنَازِلِهِمْ، فَيَنْزِلُوا قَرِيبًا مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَكَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُعْرُوا {الْمَدِينَةَ} فَقَالَ " أَلاَ تَحْتَسِبُونَ آثَارَكُمْ ". قَالَ مُجَاهِدٌ خُطَاهُمْ آثَارُهُمْ أَنْ يُمْشَى فِي الأَرْضِ بِأَرْجُلِهِمْ.
Muhammed b. Abdullah b. Havşeb bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvehhâb bize tahdis etti, dedi ki: Humeyd bize tahdis etti; Enes’ten (r.a.) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey Benî Selime! [Mescide uzaklıktan dolayı attığınız] adımlarınızın sevabını [Allah’tan] beklemez misiniz (lâ tahtesibûne âsâreküm)?” Mücâhid de: “Biz onların önden gönderdiklerini de eserlerini de (âsârehüm) yazarız” [Yâsîn, 12] ayeti hakkında: “Eserleri, onların adımlarıdır” demiştir. İbn Ebî Meryem dedi ki: Yahya b. Eyyûb bize haber verdi, Humeyd bana tahdis etti, Enes bana tahdis etti ki: Benî Selime [kabilesi], evlerinden taşınıp Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e yakın bir yere yerleşmek istediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Medine’nin [kenar mahallelerinin] boş kalmasını (yu’rû’l-Medînete) hoş görmedi ve [onlara]: “Adımlarınızın sevabını [Allah’tan] beklemez misiniz?” buyurdu. Mücâhid: “Âsârehüm (eserleri), ayaklarıyla yeryüzünde yürüdükleri adımlarıdır” demiştir.
657. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ صَلاَةٌ أَثْقَلَ عَلَى الْمُنَافِقِينَ مِنَ الْفَجْرِ وَالْعِشَاءِ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِيهِمَا لأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا، لَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ آمُرَ الْمُؤَذِّنَ فَيُقِيمَ، ثُمَّ آمُرَ رَجُلاً يَؤُمُّ النَّاسَ، ثُمَّ آخُذَ شُعَلاً مِنْ نَارٍ فَأُحَرِّقَ عَلَى مَنْ لاَ يَخْرُجُ إِلَى الصَّلاَةِ بَعْدُ ".
Ömer b. Hafs bize tahdis etti, dedi ki: Babam bize tahdis etti, dedi ki: el-A’meş bize tahdis etti, dedi ki: Ebû Sâlih bana tahdis etti; Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. Eğer o ikisindeki [fazileti] bilselerdi, sürünerek de olsa onlara (cemaate) gelirlerdi. Nefsim elinde olan [Allah]’a yemin olsun ki; müezzine kamet getirmesini emretmeyi, sonra bir adama insanlara imamlık yapmasını emretmeyi, sonra da yanıma ateş meşaleleri (şu’alen) alıp [ezanı duyup da] namaza çıkmayanların evlerini üzerlerine yakmayı arzuladım.”
658. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ الْحُوَيْرِثِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَأَذِّنَا وَأَقِيمَا، ثُمَّ لِيَؤُمَّكُمَا أَكْبَرُكُمَا ".
Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Yezîd b. Zürey’ bize tahdis etti, dedi ki: Hâlid bize tahdis etti; Ebû Kılâbe’den, o da Mâlik b. el-Huveyris’ten (r.a.) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Namaz vakti geldiğinde, [ikiniz için] ezan okuyun ve kamet getirin. Sonra en büyüğünüz size imamlık yapsın.”
659. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْمَلاَئِكَةُ تُصَلِّي عَلَى أَحَدِكُمْ مَا دَامَ فِي مُصَلاَّهُ مَا لَمْ يُحْدِثْ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ، اللَّهُمَّ ارْحَمْهُ. لاَ يَزَالُ أَحَدُكُمْ فِي صَلاَةٍ مَا دَامَتِ الصَّلاَةُ تَحْبِسُهُ، لاَ يَمْنَعُهُ أَنْ يَنْقَلِبَ إِلَى أَهْلِهِ إِلاَّ الصَّلاَةُ ".
Abdullah b. Mesleme, Malik’ten, o Ebü’z-Zinâd’dan, o el-A’rec’den, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kimse abdestini bozmadığı sürece, namaz kıldığı yerde kaldığı müddetçe melekler ona: ‘Allah’ım onu bağışla, Allah’ım ona merhamet et’ diye dua ederler. Sizi evine dönmekten sadece namaz alıkoyduğu sürece (namazı beklemeye devam ettiğiniz müddetçe), o kimse namazda sayılır.”
660. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِي ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ الإِمَامُ الْعَادِلُ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِي عِبَادَةِ رَبِّهِ، وَرَجُلٌ قَلْبُهُ مُعَلَّقٌ فِي الْمَسَاجِدِ، وَرَجُلاَنِ تَحَابَّا فِي اللَّهِ اجْتَمَعَا عَلَيْهِ وَتَفَرَّقَا عَلَيْهِ، وَرَجُلٌ طَلَبَتْهُ امْرَأَةٌ ذَاتُ مَنْصِبٍ وَجَمَالٍ فَقَالَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ. وَرَجُلٌ تَصَدَّقَ أَخْفَى حَتَّى لاَ تَعْلَمَ شِمَالُهُ مَا تُنْفِقُ يَمِينُهُ، وَرَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ خَالِيًا فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ ".
Muhammed b. Beşşâr bize tahdis etti, dedi ki: Yahya bize tahdis etti; Ubeydullah’tan, o dedi ki: Hubeyb b. Abdurrahman bana tahdis etti; Hafs b. Âsım’dan, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları hiçbir gölgenin bulunmadığı [Kıyamet] gününde Kendi gölgesinde gölgelendirir: Adaletli imam/lider; Rabbine ibadet ederek yetişen genç; kalbi mescitlere bağlı olan adam; birbirini Allah için seven, bu sevgi üzere bir araya gelip bu sevgi üzere ayrılan iki kişi; mevki sahibi ve güzel bir kadın kendisini [haram işlemeye] davet ettiğinde ‘Ben Allah’tan korkarım’ diyen adam; sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar sadakayı gizli veren kimse; ve yalnız başınayken Allah’ı zikredip gözleri yaşaran kişi.”
661. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، قَالَ سُئِلَ أَنَسٌ هَلِ اتَّخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاتَمًا فَقَالَ نَعَمْ، أَخَّرَ لَيْلَةً صَلاَةَ الْعِشَاءِ إِلَى شَطْرِ اللَّيْلِ، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ بَعْدَ مَا صَلَّى فَقَالَ " صَلَّى النَّاسُ وَرَقَدُوا وَلَمْ تَزَالُوا فِي صَلاَةٍ مُنْذُ انْتَظَرْتُمُوهَا ". قَالَ فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى وَبِيصِ خَاتَمِهِ.
Kuteybe bize tahdis etti, dedi ki: İsmâil b. Ca’fer bize tahdis etti; Humeyd’den [naklen], o dedi ki: Enes’e (r.a.): “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yüzük edinmiş miydi?” diye soruldu. O da: “Evet, bir gece yatsı namazını gecenin yarısına kadar geciktirdi. Namazı kıldırdıktan sonra yüzünü bize döndü ve: ‘İnsanlar namazlarını kılıp uyudular; siz ise namazı beklediğiniz sürece namazda sayılmaya devam ettiniz’ buyurdu.” [Enes] dedi ki: “[O sırada] sanki yüzüğünün parıltısını (vebîs) görür gibiyim.”
662. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ غَدَا إِلَى الْمَسْجِدِ وَرَاحَ أَعَدَّ اللَّهُ لَهُ نُزُلَهُ مِنَ الْجَنَّةِ كُلَّمَا غَدَا أَوْ رَاحَ ".
Alî b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: Yezîd b. Hârûn bize tahdis etti, dedi ki: Muhammed b. Mutarrif bize haber verdi; Zeyd b. Eslem’den, o Atâ b. Yesâr’dan, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim sabah veya akşam (vakitlerinde) mescide giderse; her gidiş ve gelişinde Allah onun için cennetteki rızkını ve ikramını (nüzül) hazırlar.”
663. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَالِكٍ ابْنِ بُحَيْنَةَ، قَالَ مَرَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِرَجُلٍ. قَالَ وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعْدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ سَمِعْتُ حَفْصَ بْنَ عَاصِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَجُلاً، مِنَ الأَزْدِ يُقَالُ لَهُ مَالِكٌ ابْنُ بُحَيْنَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَجُلاً وَقَدْ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ يُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ، فَلَمَّا انْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَثَ بِهِ النَّاسُ، وَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الصُّبْحَ أَرْبَعًا، الصُّبْحَ أَرْبَعًا ". تَابَعَهُ غُنْدَرٌ وَمُعَاذٌ عَنْ شُعْبَةَ فِي مَالِكٍ. وَقَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ عَنْ سَعْدٍ عَنْ حَفْصٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ بُحَيْنَةَ. وَقَالَ حَمَّادٌ أَخْبَرَنَا سَعْدٌ عَنْ حَفْصٍ عَنْ مَالِكٍ.
Abdülaziz b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: İbrahim b. Sa’d bize tahdis etti; babasından, o Hafs b. Âsım’dan, o da Abdullah b. Mâlik İbn Buheyne’den (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir adamın yanından geçti. (İkinci bir rivayet yolu olarak:) Abdurrahman [b. Bişr] bize tahdis etti, dedi ki: Beh b. Esed bize tahdis etti, dedi ki: Şu'be bize tahdis etti, dedi ki: Sa'd b. İbrahim bana haber verdi, dedi ki: Hafs b. Âsim’ın şöyle dediğini işitmiş: Ezd kabilesinden Mâlik İbn Buheyne denilen bir adamın şöyle dediğini işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, namaz —sabah namazı— için kamet getirilirken bir adamın iki rekat [nafile] namaz kıldığını gördü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazı kılıp bitirince insanlar o adamın etrafında toplandılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de ona: “Sabah [farzını] dört rekat mı? Sabah [farzını] dört rekat mı? (Yani farz kılınırken nafile kılarak sabah namazını dörde mi çıkarıyorsun?)” buyurdu. Gunder ve Muâz da Şu’be’den yaptıkları rivayette Mâlik [b. Buheyne] isminde [Behz b. Esed’e] tabi olmuşlardır. İbn İshâk, Sa’d’dan, o Hafs’tan, o da Abdullah İbn Buheyne’den rivayet etmiştir. Hammâd da, Sa’d’dan, o Hafs’tan, o da Mâlik’ten [naklen] haber vermiştir.
664. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ الأَسْوَدُ قَالَ كُنَّا عِنْدَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ فَذَكَرْنَا الْمُوَاظَبَةَ عَلَى الصَّلاَةِ وَالتَّعْظِيمَ لَهَا، قَالَتْ لَمَّا مَرِضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَضَهُ الَّذِي مَاتَ فِيهِ، فَحَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَأُذِّنَ، فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ". فَقِيلَ لَهُ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ أَسِيفٌ، إِذَا قَامَ فِي مَقَامِكَ لَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ، وَأَعَادَ فَأَعَادُوا لَهُ، فَأَعَادَ الثَّالِثَةَ فَقَالَ " إِنَّكُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ، مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ". فَخَرَجَ أَبُو بَكْرٍ فَصَلَّى، فَوَجَدَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مِنْ نَفْسِهِ خِفَّةً، فَخَرَجَ يُهَادَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ كَأَنِّي أَنْظُرُ رِجْلَيْهِ تَخُطَّانِ مِنَ الْوَجَعِ، فَأَرَادَ أَبُو بَكْرٍ أَنْ يَتَأَخَّرَ، فَأَوْمَأَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ مَكَانَكَ، ثُمَّ أُتِيَ بِهِ حَتَّى جَلَسَ إِلَى جَنْبِهِ. قِيلَ لِلأَعْمَشِ وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي وَأَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي بِصَلاَتِهِ، وَالنَّاسُ يُصَلُّونَ بِصَلاَةِ أَبِي بَكْرٍ فَقَالَ بِرَأْسِهِ نَعَمْ. رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ عَنْ شُعْبَةَ عَنِ الأَعْمَشِ بَعْضَهُ. وَزَادَ أَبُو مُعَاوِيَةَ جَلَسَ عَنْ يَسَارِ أَبِي بَكْرٍ فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي قَائِمًا.
Ömer b. Hafs b. Gıyâs bize tahdis etti, dedi ki: Babam bana tahdis etti, dedi ki: el-A’meş bize tahdis etti; İbrahim’den, o el-Esved’den [naklen] dedi ki: Ayşe’nin (r.anha) yanındaydık. Namaza devam etmeyi ve ona tazim göstermeyi (namazın önemini) zikrettik. [Aişe r.anha] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefatına sebep olan hastalığına yakalandığında, namaz vakti geldi ve ezan okundu. Bunun üzerine: “Ebû Bekir’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurdu. Kendisine: “Ebû Bekir çok yufka yürekli (esîf) bir adamdır; senin makamına geçtiğinde [ağlamaktan dolayı] insanlara namaz kıldıramaz” denildi. [Resûlullah] emrini tekrarladı, onlar da [itirazlarını] tekrarladılar. Üçüncü defasında [Resûlullah]: “Siz gerçekten Yusuf’un arkadaşları gibisiniz (işi yokuşa sürüyorsunuz)! Ebû Bekir’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir çıktı ve namaz kıldırdı. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kendisinde bir hafiflik hissedince, iki adamın arasında ayakları [acıdan dolayı] yerde sürüklendiği halde (sanki o halini şu an görüyor gibiyim) dışarı çıktı. Ebû Bekir [onun geldiğini görünce] geri çekilmek istedi; ancak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Yerinde kal!” diye işaret etti. Sonra [Nebi] getirildi ve Ebû Bekir’in yanına oturtuldu. A’meş’e: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem oturarak kılıyor, Ebû Bekir de onun namazına uyarak mı kılıyordu? Ve insanlar da Ebû Bekir’in namazına mı uyuyorlardı?” diye soruldu. O da başıyla “Evet” dedi. Ebu Davud, Şu’be-A’meş tarikiyle bu hadisin bir kısmını rivayet etmiştir. Ebû Muâviye ise [rivayetinde]: “[Resûlullah] Ebû Bekir’in soluna oturdu; Ebû Bekir ise ayakta namaz kılıyordu” kısmını ziyade etmiştir.
665. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، قَالَ أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ لَمَّا ثَقُلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَاشْتَدَّ وَجَعُهُ اسْتَأْذَنَ أَزْوَاجَهُ أَنْ يُمَرَّضَ فِي بَيْتِي فَأَذِنَّ لَهُ، فَخَرَجَ بَيْنَ رَجُلَيْنِ تَخُطُّ رِجْلاَهُ الأَرْضَ، وَكَانَ بَيْنَ الْعَبَّاسِ وَرَجُلٍ آخَرَ. قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لاِبْنِ عَبَّاسٍ مَا قَالَتْ عَائِشَةُ فَقَالَ لِي وَهَلْ تَدْرِي مَنِ الرَّجُلُ الَّذِي لَمْ تُسَمِّ عَائِشَةُ قُلْتُ لاَ. قَالَ هُوَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ.
İbrahim b. Mûsâ bize tahdis etti, dedi ki: Hişâm b. Yusuf bize haber verdi; Ma’mer’den, o ez-Zührî’den [naklen] dedi ki: Ubeydullah b. Abdullah bana haber verdi ve Ayşe’nin (r.anha) şöyle dediğini belirtti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ağırlaşıp sancısı şiddetlendiğinde, benim evimde bakılmak (hastalığını geçirmek) için eşlerinden izin istedi, onlar da izin verdiler. [Bir defasında] ayakları yerde sürüklendiği halde, iki adamın —Abbas ile bir başka adamın— arasında [mescide] çıktı. Ubeydullah dedi ki: Ayşe’nin söylediklerini İbn Abbas’a (r.a.) zikrettiğimde bana: “Ayşe’nin ismini vermediği o diğer adamın kim olduğunu biliyor musun?” diye sordu. “Hayır” dediğimde: “O, Ali b. Ebî Tâlib’dir” dedi.
666. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، أَذَّنَ بِالصَّلاَةِ فِي لَيْلَةٍ ذَاتِ بَرْدٍ وَرِيحٍ ثُمَّ قَالَ أَلاَ صَلُّوا فِي الرِّحَالِ. ثُمَّ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَأْمُرُ الْمُؤَذِّنَ إِذَا كَانَتْ لَيْلَةٌ ذَاتُ بَرْدٍ وَمَطَرٍ يَقُولُ أَلاَ صَلُّوا فِي الرِّحَالِ.
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Nâfi’den [naklen] ki, İbn Ömer (r.a.) soğuk ve rüzgarlı bir gecede namaz için ezan okudu, sonra: “Dikkat edin, namazı konakladığınız yerlerde (er-rihâl) kılın!” dedi. Ardından da şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem soğuk ve yağmurlu gecelerde müezzine: ‘Dikkat edin, namazı konakladığınız yerlerde kılın!’ demesini emrederdi.”
667. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ الرَّبِيعِ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ، كَانَ يَؤُمُّ قَوْمَهُ وَهْوَ أَعْمَى، وَأَنَّهُ قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّهَا تَكُونُ الظُّلْمَةُ وَالسَّيْلُ وَأَنَا رَجُلٌ ضَرِيرُ الْبَصَرِ، فَصَلِّ يَا رَسُولَ اللَّهِ فِي بَيْتِي مَكَانًا أَتَّخِذُهُ مُصَلًّى، فَجَاءَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَيْنَ تُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ ". فَأَشَارَ إِلَى مَكَانٍ مِنَ الْبَيْتِ، فَصَلَّى فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
İsmâil [b. Ebî Üveys] bize tahdis etti, dedi ki: Malik bana tahdis etti; İbn Şihâb’dan, o Mahmûd b. er-Rebî’ el-Ensârî’den [naklen] ki: İtban b. Malik (r.a.) âmâ (görme engelli) olduğu halde kavmine imamlık yapıyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Ey Allah’ın Resûlü! Bazen karanlık ve sel baskını oluyor (mescide gelmek zorlaşıyor), ben de gözleri görmeyen bir adamım. Ey Allah’ın Resûlü! Benim evimde [namaz kılarak] bir yeri benim için namazgah (musallâ) edinir misin? [Böylece ben de orada namaz kılarım]” dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun yanına geldi ve: “Nerede namaz kılmamı istersin?” buyurdu. [İtban] evin bir tarafını işaret etti; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de orada [onun için] namaz kıldı.
668. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ، صَاحِبُ الزِّيَادِيِّ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الْحَارِثِ، قَالَ خَطَبَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ فِي يَوْمٍ ذِي رَدْغٍ، فَأَمَرَ الْمُؤَذِّنَ لَمَّا بَلَغَ حَىَّ عَلَى الصَّلاَةِ. قَالَ قُلِ الصَّلاَةُ فِي الرِّحَالِ، فَنَظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ، فَكَأَنَّهُمْ أَنْكَرُوا فَقَالَ كَأَنَّكُمْ أَنْكَرْتُمْ هَذَا إِنَّ هَذَا فَعَلَهُ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنِّي ـ يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ـ إِنَّهَا عَزْمَةٌ، وَإِنِّي كَرِهْتُ أَنْ أُحْرِجَكُمْ. وَعَنْ حَمَّادٍ عَنْ عَاصِمٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ نَحْوَهُ، غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ كَرِهْتُ أَنْ أُؤَثِّمَكُمْ، فَتَجِيئُونَ تَدُوسُونَ الطِّينَ إِلَى رُكَبِكُمْ.
Abdullah b. Abdülvehhâb bize tahdis etti, dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize tahdis etti, dedi ki: ez-Ziyâdî’nin arkadaşı Abdülhamîd bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah b. el-Hâris’ten işittim; o şöyle dedi: Çamurlu (redğ) bir günde İbn Abbas (r.a.) bize hutbe verdi. Müezzin “Hayye ale’s-salâh” kısmına gelince ona: “Namaz konakladığınız yerlerde (es-salâtü fi’r-rihâl) [kılınsın] de!” diye emretti. Bu durumu gören insanlar birbirlerine bakıştılar, sanki bu uygulamayı garipsediler. Bunun üzerine İbn Abbas: “Sanki bunu garipsediniz; [oysa] bunu benden daha hayırlı olan zat —yani Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem— yapmıştır. Cuma namazı kesin bir emirdir (azmetün); ancak ben sizi [çamurlu yolda yürütüp] zora sokmak istemedim” dedi. Hammâd-Âsım-Abdullah b. el-Hâris-İbn Abbas yoluyla gelen benzeri bir rivayette ise şöyledir: “…Sizi günaha sokmak istemedim; [yoksa] dizlerinize kadar çamura batarak [camiye] gelirdiniz.”
669. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ فَقَالَ جَاءَتْ سَحَابَةٌ فَمَطَرَتْ حَتَّى سَالَ السَّقْفُ، وَكَانَ مِنْ جَرِيدِ النَّخْلِ، فَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ، فَرَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْجُدُ فِي الْمَاءِ وَالطِّينِ، حَتَّى رَأَيْتُ أَثَرَ الطِّينِ فِي جَبْهَتِهِ.
Müslim b. İbrahim bize tahdis etti, dedi ki: Hişâm bize tahdis etti; Yahya’dan, o Ebû Seleme’den [naklen] dedi ki: Ebû Saîd el-Hudrî’ye (r.a.) [yağmurlu günde namazı] sordum. O da şöyle cevap verdi: “Bir bulut geldi ve yağmur yağdı, öyle ki [mescidin] tavanı sızdırdı. Tavan hurma dallarından yapılmıştı. Namaz için kamet getirildiğinde, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i su ve çamur içine secde ederken gördüm. Hatta [namazı bitirince] alnındaki çamur izini gördüm.”
670. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ سِيرِينَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا، يَقُولُ قَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ إِنِّي لاَ أَسْتَطِيعُ الصَّلاَةَ مَعَكَ. وَكَانَ رَجُلاً ضَخْمًا، فَصَنَعَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم طَعَامًا فَدَعَاهُ إِلَى مَنْزِلِهِ، فَبَسَطَ لَهُ حَصِيرًا وَنَضَحَ طَرَفَ الْحَصِيرِ، صَلَّى عَلَيْهِ رَكْعَتَيْنِ. فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ آلِ الْجَارُودِ لأَنَسٍ أَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي الضُّحَى قَالَ مَا رَأَيْتُهُ صَلاَّهَا إِلاَّ يَوْمَئِذٍ.
Âdem [b. Ebî İyâs] bize tahdis etti, dedi ki: Şu'be bize tahdis etti, dedi ki: Enes b. Sîrîn bize tahdis etti, dedi ki: Enes’in [b. Malik] şöyle dediğini işitmiş: Ensar’dan bir adam —ki bu kişi iri yapılı (dahman) bir adamdı— [Nebi’ye]: “Ben seninle birlikte [mescidde] namaz kılmaya güç yetiremiyorum” dedi. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem için yemek hazırladı ve onu evine davet etti. [Enes] onun için bir hasır serdi ve hasırın bir köşesine su serpti [ve temizledi]. [Nebi] onun üzerinde iki rekat namaz kıldı. el-Cârûd ailesinden bir adam Enes’e: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem duha namazı kılıyor muydu?” diye sordu. [Enes]: “O gün hariç onun bu namazı kıldığını görmedim” dedi.
671. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " إِذَا وُضِعَ الْعَشَاءُ وَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَابْدَءُوا بِالْعَشَاءِ ".
Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Yahya bize tahdis etti; Hişâm’dan, o dedi ki: Babam bana tahdis etti ve dedi ki: Ayşe’den (r.anha) [naklen] işittim ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Akşam yemeği (el-aşâ’) hazırlandığında ve namaz için kamet getirildiğinde, [evvela] yemeğe başlayın.”
672. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا قُدِّمَ الْعَشَاءُ فَابْدَءُوا بِهِ قَبْلَ أَنْ تُصَلُّوا صَلاَةَ الْمَغْرِبِ، وَلاَ تَعْجَلُوا عَنْ عَشَائِكُمْ ".
Yahya b. Bukeyr bize tahdis etti, dedi ki: el-Leys bize tahdis etti; Ukayl’den, o İbn Şihâb’dan, o da Enes b. Mâlik’ten (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Akşam yemeği (el-aşâ’) servis edildiğinde, akşam namazını kılmadan önce yemeğe başlayın ve yemeğinizde acele etmeyin.”
673. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا وُضِعَ عَشَاءُ أَحَدِكُمْ وَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ فَابْدَءُوا بِالْعَشَاءِ، وَلاَ يَعْجَلْ حَتَّى يَفْرُغَ مِنْهُ ". وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يُوضَعُ لَهُ الطَّعَامُ وَتُقَامُ الصَّلاَةُ فَلاَ يَأْتِيهَا حَتَّى يَفْرُغَ، وَإِنَّهُ لَيَسْمَعُ قِرَاءَةَ الإِمَامِ.
Ubeyd b. İsmâil, Ebû Üsâme’den, o Ubeydullah’tan, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Birinizin yemeği (aşâ) hazırlandığında ve [o sırada] namaz için kamet getirildiğinde, [evvela] yemeğe başlayın; yemeğini bitirene kadar da acele etmesin.” İbn Ömer’in durumu da şöyleydi: Kendisi için yemek konulduğunda namaz için kamet getirilse bile, yemeğini bitirmeden namaza gitmezdi; hatta [yemek yerken] imamın kıraatini işitirdi [de yemeğine devam ederdi].
674. Hadis
وَقَالَ زُهَيْرٌ وَوَهْبُ بْنُ عُثْمَانَ عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِذَا كَانَ أَحَدُكُمْ عَلَى الطَّعَامِ فَلاَ يَعْجَلْ حَتَّى يَقْضِيَ حَاجَتَهُ مِنْهُ، وَإِنْ أُقِيمَتِ الصَّلاَةُ ". رَوَاهُ إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ عَنْ وَهْبِ بْنِ عُثْمَانَ، وَوَهْبٌ مَدِينِيٌّ.
Züheyr ve Vehb b. Osmân, Mûsâ b. Ukbe’den, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz yemek üzerindeyken namaz için kamet getirilse dahi, ihtiyacını giderene (yemeğini bitirene) kadar acele etmesin.” Bu hadisi İbrahim b. el-Münzir, Medineli olan Vehb b. Osmân’dan rivayet etmiştir.
675. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَعْفَرُ بْنُ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ، أَنَّ أَبَاهُ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْكُلُ ذِرَاعًا يَحْتَزُّ مِنْهَا، فَدُعِيَ إِلَى الصَّلاَةِ فَقَامَ فَطَرَحَ السِّكِّينَ، فَصَلَّى وَلَمْ يَتَوَضَّأْ.
Abdülaziz b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: İbrahim [b. Sa’d] bize tahdis etti; Sâlih’ten, o İbn Şihâb’dan, o da Ca’fer b. Amr b. Ümeyye’den [naklen] dedi ki: Babası [Amr b. Ümeyye r.a.] şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i [pişmiş koyun] kolundan et kesip (yehtazzu) yerken gördüm. O sırada namaza çağrıldı; hemen kalktı, bıçağı [elinden] bıraktı ve abdest almadan namaz kıldı.
676. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُ فِي بَيْتِهِ قَالَتْ كَانَ يَكُونُ فِي مِهْنَةِ أَهْلِهِ ـ تَعْنِي خِدْمَةَ أَهْلِهِ ـ فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ.
Âdem [b. Ebî İyâs] bize tahdis etti, dedi ki: Şu'be bize tahdis etti, dedi ki: el-Hakem bize tahdis etti; İbrahim’den, o el-Esved’den [naklen] dedi ki: Ayşe’ye (r.anha): “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem evinde ne yapardı?” diye sordum. O da: “Ailesinin işiyle (mihneti ehlihî) meşgul olurdu (yani onlara yardım ederdi); namaz [vakti] geldiğinde ise [hemen] namaza çıkardı” dedi.
677. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، قَالَ جَاءَنَا مَالِكُ بْنُ الْحُوَيْرِثِ فِي مَسْجِدِنَا هَذَا فَقَالَ إِنِّي لأُصَلِّي بِكُمْ، وَمَا أُرِيدُ الصَّلاَةَ، أُصَلِّي كَيْفَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي. فَقُلْتُ لأَبِي قِلاَبَةَ كَيْفَ كَانَ يُصَلِّي قَالَ مِثْلَ شَيْخِنَا هَذَا. قَالَ وَكَانَ شَيْخًا يَجْلِسُ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ السُّجُودِ قَبْلَ أَنْ يَنْهَضَ فِي الرَّكْعَةِ الأُولَى.
Mûsâ b. İsmâil bize tahdis etti, dedi ki: Vüheyb bize tahdis etti, dedi ki: Eyyûb bize tahdis etti; Ebû Kılâbe’den [naklen] dedi ki: Mâlik b. el-Huveyris (r.a.) bizim şu mescidimize geldi ve: “Size namaz kıldıracağım; [ancak] asıl amacım [vakit] namazını kılmak değil, sadece Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i nasıl namaz kılıyor gördüysem size öylece [göstererek] namaz kıldırmaktır” dedi. (Eyyûb dedi ki:) Ebû Kılâbe’ye: “Peki [Mâlik] nasıl namaz kılıyordu?” diye sordum. O da: “Şu bizim hocamız (Ebû Berîd) gibi kılıyordu” dedi. (Ebû Kılâbe) sözüne şöyle devam etti: “[Ebû Berîd], birinci rekatta secdeden başını kaldırdığında, [ikinci rekata] kalkmadan önce [kısa bir süre] oturan (celsetü’l-istirâha yapan) bir ihtiyardı.”
678. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ مَرِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَاشْتَدَّ مَرَضُهُ فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ". قَالَتْ عَائِشَةُ إِنَّهُ رَجُلٌ رَقِيقٌ، إِذَا قَامَ مَقَامَكَ لَمْ يَسْتَطِعْ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ. قَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ " فَعَادَتْ فَقَالَ " مُرِي أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ، فَإِنَّكُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ ". فَأَتَاهُ الرَّسُولُ فَصَلَّى بِالنَّاسِ فِي حَيَاةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İshâk b. Nasr bize tahdis etti, dedi ki: Hüseyin bize tahdis etti; Zâide’den, o Abdülmelik b. Umeyr’den, o dedi ki: Ebû Bürde bana tahdis etti; Ebû Mûsâ’dan (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hastalandı ve hastalığı şiddetlendi. Bunun üzerine: “Ebû Bekir’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurdu. Ayşe: “O yufka yürekli (rakîk) bir adamdır; senin makamına geçtiğinde [ağlamaktan] insanlara namaz kıldıramaz” dedi. [Nebi] yine: “Ebû Bekir’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurdu. [Ayşe sözünü] tekrarladı. Bunun üzerine [Nebi]: “Ebû Bekir’e söyle (emret), insanlara namaz kıldırsın. Siz gerçekten Yusuf’un arkadaşları gibisiniz!” buyurdu. Bunun üzerine haberci (resûl) ona [Ebû Bekir’e] gitti ve o, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hayattayken insanlara namaz kıldırdı.
679. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي مَرَضِهِ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ يُصَلِّي بِالنَّاسِ ". قَالَتْ عَائِشَةُ قُلْتُ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ إِذَا قَامَ فِي مَقَامِكَ لَمْ يُسْمِعِ النَّاسَ مِنَ الْبُكَاءِ، فَمُرْ عُمَرَ فَلْيُصَلِّ لِلنَّاسِ. فَقَالَتْ عَائِشَةُ فَقُلْتُ لِحَفْصَةَ قُولِي لَهُ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ إِذَا قَامَ فِي مَقَامِكَ لَمْ يُسْمِعِ النَّاسَ مِنَ الْبُكَاءِ، فَمُرْ عُمَرَ فَلْيُصَلِّ لِلنَّاسِ. فَفَعَلَتْ حَفْصَةُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَهْ، إِنَّكُنَّ لأَنْتُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ، مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ لِلنَّاسِ ". فَقَالَتْ حَفْصَةُ لِعَائِشَةَ مَا كُنْتُ لأُصِيبَ مِنْكِ خَيْرًا.
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Hişâm b. Urve’den, o babasından, o da Müminlerin annesi Ayşe’den (r.anha) [naklen] ki, o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hastalığında: “Ebû Bekir’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurdu. Ayşe dedi ki: “Ben: ‘Ebû Bekir senin makamına geçerse ağlamaktan sesini insanlara duyuramaz; Ömer’e emret de insanlara o namaz kıldırsın’ dedim.” Ayşe [devamla] dedi ki: “Hafsa’ya: ‘Ona şöyle söyle: Ebû Bekir senin makamına geçerse ağlamaktan sesini insanlara duyuramaz; Ömer’e emret de insanlara o namaz kıldırsın’ dedim. Hafsa da [bunu] yaptı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Bırakın bu sözleri (meh)! Siz gerçekten Yusuf’un arkadaşları gibisiniz! Ebû Bekir’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın’ buyurdu. [Bunun üzerine] Hafsa Ayşe’ye: ‘Senden bana hiç hayır gelmeyeceğini [biliyordum]’ dedi.”
680. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ الأَنْصَارِيُّ ـ وَكَانَ تَبِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَخَدَمَهُ وَصَحِبَهُ أَنَّ أَبَا بَكْرٍ كَانَ يُصَلِّي لَهُمْ فِي وَجَعِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الَّذِي تُوُفِّيَ فِيهِ، حَتَّى إِذَا كَانَ يَوْمُ الاِثْنَيْنِ وَهُمْ صُفُوفٌ فِي الصَّلاَةِ، فَكَشَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سِتْرَ الْحُجْرَةِ يَنْظُرُ إِلَيْنَا، وَهْوَ قَائِمٌ كَأَنَّ وَجْهَهُ وَرَقَةُ مُصْحَفٍ، ثُمَّ تَبَسَّمَ يَضْحَكُ، فَهَمَمْنَا أَنْ نَفْتَتِنَ مِنَ الْفَرَحِ بِرُؤْيَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم، فَنَكَصَ أَبُو بَكْرٍ عَلَى عَقِبَيْهِ لِيَصِلَ الصَّفَّ، وَظَنَّ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَارِجٌ إِلَى الصَّلاَةِ، فَأَشَارَ إِلَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ أَتِمُّوا صَلاَتَكُمْ، وَأَرْخَى السِّتْرَ، فَتُوُفِّيَ مِنْ يَوْمِهِ.
Ebû’l-Yemân bize tahdis etti, dedi ki: Şuayb bize haber verdi; ez-Zührî’den [naklen], o dedi ki: Enes b. Mâlik el-Ensârî —ki o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e tabi olmuş, ona hizmet etmiş ve arkadaşlık (sohbet) etmişti— bana şöyle haber verdi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in vefat ettiği hastalığı sırasında onlara namazı Ebû Bekir kıldırıyordu. Nihayet pazartesi günü gelip de onlar namazda saflar halindeyken, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem odanın perdesini açtı ve ayakta durarak bize bakmaya başladı. Yüzü sanki bir Mushaf yaprağı gibiydi (pırıl pırıl ve aydınlıktı). Sonra tebessüm ederek güldü. Biz, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i görmenin sevinciyle neredeyse namazı bozacaktık (neftetine). Ebû Bekir, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in namaza çıkacağını zannederek safa katılmak üzere topukları üzerinde geri geri çekildi. Ancak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bize: “Namazınızı tamamlayın” diye işaret etti ve perdeyi indirdi. O gün vefat etti.
681. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ لَمْ يَخْرُجِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثًا، فَأُقِيمَتِ الصَّلاَةُ، فَذَهَبَ أَبُو بَكْرٍ يَتَقَدَّمُ فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْحِجَابِ فَرَفَعَهُ، فَلَمَّا وَضَحَ وَجْهُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَا نَظَرْنَا مَنْظَرًا كَانَ أَعْجَبَ إِلَيْنَا مِنْ وَجْهِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ وَضَحَ لَنَا، فَأَوْمَأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ إِلَى أَبِي بَكْرٍ أَنْ يَتَقَدَّمَ، وَأَرْخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْحِجَابَ، فَلَمْ يُقْدَرْ عَلَيْهِ حَتَّى مَاتَ.
Ebû Ma’mer bize tahdis etti, dedi ki: Abdülvâris bize tahdis etti, dedi ki: Abdülaziz bize tahdis etti; Enes’ten (r.a.) [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem üç gün boyunca [namaza] çıkmadı. [Sonunda] namaz için kamet getirildi, Ebû Bekir öne geçmek üzere hareket etti. O sırada Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem perdeyi tuttu ve kaldırdı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yüzü göründüğünde, bize göründüğü o andaki yüzünden daha harika bir manzara hiç görmemiştik. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir’e öne geçmesi için eliyle işaret etti ve perdeyi indirdi. Bundan sonra vefat edinceye kadar onu bir daha görmek nasip olmadı (felem yukder aleyhi).
682. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَمَّا اشْتَدَّ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَجَعُهُ قِيلَ لَهُ فِي الصَّلاَةِ فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ". قَالَتْ عَائِشَةُ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ رَقِيقٌ، إِذَا قَرَأَ غَلَبَهُ الْبُكَاءُ. قَالَ " مُرُوهُ فَيُصَلِّي " فَعَاوَدَتْهُ. قَالَ " مُرُوهُ فَيُصَلِّي، إِنَّكُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ ". تَابَعَهُ الزُّبَيْدِيُّ وَابْنُ أَخِي الزُّهْرِيِّ وَإِسْحَاقُ بْنُ يَحْيَى الْكَلْبِيُّ عَنِ الزُّهْرِيِّ. وَقَالَ عُقَيْلٌ وَمَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ حَمْزَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Yahya b. Süleyman bize tahdis etti, dedi ki: İbn Vehb bize tahdis etti, dedi ki: Yunus bana tahdis etti; İbn Şihâb’dan, o Hamza b. Abdullah’tan [naklen] ki, o da babasından [Abdullah b. Ömer’den] kendisine şöyle haber vermiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hastalığı şiddetlendiğinde kendisine namaz[ın durumu] soruldu. O da: “Ebû Bekir’e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurdu. Ayşe: “Ebû Bekir yufka yürekli (rakîk) bir adamdır; Kur’an okuduğunda gözyaşına hakim olamaz (ağlamaktan okuyamaz)” dedi. [Nebi] yine: “Ona emredin namazı kıldırsın” buyurdu. [Ayşe itirazını] tekrarladı. Bunun üzerine [Nebi]: “Ona emredin namazı kıldırsın. Siz [kadınlar] gerçekten Yusuf’un arkadaşları gibisiniz!” buyurdu. ez-Zübeydî, Zührî’nin yeğeni ve İshâk b. Yahya el-Kelbî; Zührî’den [gelen rivayette] Yunus’a mutabaat (takip) etmişlerdir. Ukayl ve Ma’mer ise Zührî’den, o Hamza’dan ve o da [doğrudan] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmişlerdir [yani mürsel olarak, aradaki sahabiyi zikretmeden].
683. Hadis
حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ يَحْيَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبَا بَكْرٍ أَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ فِي مَرَضِهِ، فَكَانَ يُصَلِّي بِهِمْ. قَالَ عُرْوَةُ فَوَجَدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي نَفْسِهِ خِفَّةً، فَخَرَجَ فَإِذَا أَبُو بَكْرٍ يَؤُمُّ النَّاسَ، فَلَمَّا رَآهُ أَبُو بَكْرٍ اسْتَأْخَرَ، فَأَشَارَ إِلَيْهِ أَنْ كَمَا أَنْتَ، فَجَلَسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِذَاءَ أَبِي بَكْرٍ إِلَى جَنْبِهِ، فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي بِصَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ يُصَلُّونَ بِصَلاَةِ أَبِي بَكْرٍ.
Zekeriyyâ b. Yahya bize tahdis etti, dedi ki: İbn Nümeyr bize tahdis etti, dedi ki: Hişâm b. Urve bize haber verdi; babasından, o da Ayşe’den (r.anha) [naklen] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hastalığı sırasında insanlara namazı Ebû Bekir’in kıldırmasını emretti; o da onlara namaz kıldırıyordu. (Urve dedi ki:) Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisinde bir hafiflik hissetti ve [dışarı] çıktı. Baktı ki Ebû Bekir insanlara imamlık yapıyor. Ebû Bekir onu görünce geri çekilmek istedi. [Nebi], “olduğun gibi kal” diye ona işaret etti. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Bekir’in hizasında yanına oturdu. Ebû Bekir Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in namazına [uuyarak] kılıyor, insanlar da Ebû Bekir’in namazına [uyarak] kılıyorlardı.
684. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَهَبَ إِلَى بَنِي عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ لِيُصْلِحَ بَيْنَهُمْ فَحَانَتِ الصَّلاَةُ فَجَاءَ الْمُؤَذِّنُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَقَالَ أَتُصَلِّي لِلنَّاسِ فَأُقِيمَ قَالَ نَعَمْ. فَصَلَّى أَبُو بَكْرٍ، فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ فِي الصَّلاَةِ، فَتَخَلَّصَ حَتَّى وَقَفَ فِي الصَّفِّ، فَصَفَّقَ النَّاسُ ـ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ لاَ يَلْتَفِتُ فِي صَلاَتِهِ ـ فَلَمَّا أَكْثَرَ النَّاسُ التَّصْفِيقَ الْتَفَتَ فَرَأَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، فَأَشَارَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنِ امْكُثْ مَكَانَكَ، فَرَفَعَ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه ـ يَدَيْهِ، فَحَمِدَ اللَّهَ عَلَى مَا أَمَرَهُ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ ذَلِكَ، ثُمَّ اسْتَأْخَرَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى اسْتَوَى فِي الصَّفِّ، وَتَقَدَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَلَّى، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ " يَا أَبَا بَكْرٍ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَثْبُتَ إِذْ أَمَرْتُكَ ". فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ مَا كَانَ لاِبْنِ أَبِي قُحَافَةَ أَنْ يُصَلِّيَ بَيْنَ يَدَىْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا لِي رَأَيْتُكُمْ أَكْثَرْتُمُ التَّصْفِيقَ مَنْ رَابَهُ شَىْءٌ فِي صَلاَتِهِ فَلْيُسَبِّحْ، فَإِنَّهُ إِذَا سَبَّحَ الْتُفِتَ إِلَيْهِ، وَإِنَّمَا التَّصْفِيقُ لِلنِّسَاءِ ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Ebû Hâzim b. Dînar’dan, o Sahl b. Sa’d es-Sâidî’den [naklen] ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, aralarını bulup barıştırmak için Amr b. Avfoğullarına gitmişti. O sırada namaz vakti girdi. Müezzin, Ebû Bekir’e geldi ve: “İnsanlara namazı kıldırır mısın? Kamet getireyim mi?” dedi. [Ebû Bekir]: “Evet” cevabını verdi. Ebû Bekir namaza durdu. Derken insanlar namazdayken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geldi; [safların arasından] geçerek (ön) safa kadar ulaştı ve orada durdu. Bunun üzerine insanlar el çırpmaya (tastîk) başladılar. Ebû Bekir namazında [sağa sola] hiç bakmazdı. İnsanlar el çırpmayı çoğaltınca [Ebû Bekir] baktı ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i gördü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona “yerinde kal” diye işaret etti. Ebû Bekir (r.a.) ellerini kaldırdı ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bu emrinden dolayı Allah’a hamd etti. Sonra Ebû Bekir safta [yerini alıp] hizaya girinceye kadar geri geri çekildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem öne geçti ve namazı kıldırdı. [Namazdan] çıkınca şöyle buyurdu: “Ey Ebû Bekir! Sana emrettiğimde yerinde durmana ne engel oldu?” Ebû Bekir: “Ebû Kuhâfe’nin oğluna, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in önünde namaz kıldırmak yakışmazdı” dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [cemaate]: “Neden bu kadar çok el çırptığınızı gördüm? Namazında bir durumla karşılaşan kimse ‘Sübhanallah’ desin (tesbih getirsin). Çünkü tesbih getirdiğinde [imam] ona döner (bakar). El çırpmak ise kadınlar içindir” buyurdu.
685. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ الْحُوَيْرِثِ، قَالَ قَدِمْنَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ شَبَبَةٌ، فَلَبِثْنَا عِنْدَهُ نَحْوًا مِنْ عِشْرِينَ لَيْلَةً، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم رَحِيمًا فَقَالَ " لَوْ رَجَعْتُمْ إِلَى بِلاَدِكُمْ فَعَلَّمْتُمُوهُمْ، مُرُوهُمْ فَلْيُصَلُّوا صَلاَةَ كَذَا فِي حِينِ كَذَا، وَصَلاَةَ كَذَا فِي حِينِ كَذَا، وَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ فَلْيُؤَذِّنْ لَكُمْ أَحَدُكُمْ، وَلْيَؤُمَّكُمْ أَكْبَرُكُمْ ".
Süleyman b. Harb bize tahdis etti, dedi ki: Hammâd b. Zeyd bize tahdis etti; Eyyûb’dan, o Ebû Kılâbe’den, o da Mâlik b. el-Huveyris’ten [naklen] dedi ki: Biz gençler (şebebe) olarak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına geldik. Onun yanında yirmi gece kadar kaldık. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem çok merhametliydi; şöyle buyurdu: “Ülkelerinize (ailelerinizin yanına) dönseniz ve onlara [dini] öğretseniz! Onlara emredin; şu namazı şu vakitte, bu namazı bu vakitte kılsınlar. Namaz vakti geldiğinde, biriniz sizin için ezan okusun, en büyüğünüz de size imamlık yapsın.”
686. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ أَسَدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ الرَّبِيعِ، قَالَ سَمِعْتُ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ الأَنْصَارِيَّ، قَالَ اسْتَأْذَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَذِنْتُ لَهُ فَقَالَ " أَيْنَ تُحِبُّ أَنْ أُصَلِّيَ مِنْ بَيْتِكَ ". فَأَشَرْتُ لَهُ إِلَى الْمَكَانِ الَّذِي أُحِبُّ، فَقَامَ وَصَفَفْنَا خَلْفَهُ ثُمَّ سَلَّمَ وَسَلَّمْنَا.
Muaz b. Esed bize tahdis etti, dedi ki: Abdullah [b. Mübarek] bize haber verdi, dedi ki: Ma’mer bize haber verdi; ez-Zührî’den, o dedi ki: Mahmûd b. er-Rebî’ bana haber verdi, dedi ki: İtban b. Mâlik el-Ensarî’den [şöyle] işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [evime girmek için] izin istedi, ben de ona izin verdim. Şöyle buyurdu: “Evinde (senin için) nerede namaz kılmamı istersin?” Ben de ona [namaz kılmasını] istediğim yeri işaret ettim. Namaza durdu, biz de arkasında saf olduk. Sonra selam verdi, biz de selam verdik.
687. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، قَالَ حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى عَائِشَةَ فَقُلْتُ أَلاَ تُحَدِّثِينِي عَنْ مَرَضِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ بَلَى، ثَقُلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَصَلَّى النَّاسُ ". قُلْنَا لاَ، هُمْ يَنْتَظِرُونَكَ. قَالَ " ضَعُوا لِي مَاءً فِي الْمِخْضَبِ ". قَالَتْ فَفَعَلْنَا فَاغْتَسَلَ فَذَهَبَ لِيَنُوءَ فَأُغْمِيَ عَلَيْهِ، ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ صلى الله عليه وسلم " أَصَلَّى النَّاسُ ". قُلْنَا لاَ، هُمْ يَنْتَظِرُونَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " ضَعُوا لِي مَاءً فِي الْمِخْضَبِ ". قَالَتْ فَقَعَدَ فَاغْتَسَلَ، ثُمَّ ذَهَبَ لِيَنُوءَ فَأُغْمِيَ عَلَيْهِ، ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ " أَصَلَّى النَّاسُ ". قُلْنَا لاَ، هُمْ يَنْتَظِرُونَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ " ضَعُوا لِي مَاءً فِي الْمِخْضَبِ "، فَقَعَدَ فَاغْتَسَلَ، ثُمَّ ذَهَبَ لِيَنُوءَ فَأُغْمِيَ عَلَيْهِ، ثُمَّ أَفَاقَ فَقَالَ " أَصَلَّى النَّاسُ ". فَقُلْنَا لاَ، هُمْ يَنْتَظِرُونَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ـ وَالنَّاسُ عُكُوفٌ فِي الْمَسْجِدِ يَنْتَظِرُونَ النَّبِيَّ عَلَيْهِ السَّلاَمُ لِصَلاَةِ الْعِشَاءِ الآخِرَةِ ـ فَأَرْسَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَبِي بَكْرٍ بِأَنْ يُصَلِّيَ بِالنَّاسِ، فَأَتَاهُ الرَّسُولُ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُكَ أَنْ تُصَلِّيَ بِالنَّاسِ. فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ ـ وَكَانَ رَجُلاً رَقِيقًا ـ يَا عُمَرُ صَلِّ بِالنَّاسِ. فَقَالَ لَهُ عُمَرُ أَنْتَ أَحَقُّ بِذَلِكَ. فَصَلَّى أَبُو بَكْرٍ تِلْكَ الأَيَّامَ، ثُمَّ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَجَدَ مِنْ نَفْسِهِ خِفَّةً فَخَرَجَ بَيْنَ رَجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا الْعَبَّاسُ لِصَلاَةِ الظُّهْرِ، وَأَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي بِالنَّاسِ، فَلَمَّا رَآهُ أَبُو بَكْرٍ ذَهَبَ لِيَتَأَخَّرَ فَأَوْمَأَ إِلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِأَنْ لاَ يَتَأَخَّرَ. قَالَ " أَجْلِسَانِي إِلَى جَنْبِهِ ". فَأَجْلَسَاهُ إِلَى جَنْبِ أَبِي بَكْرٍ. قَالَ فَجَعَلَ أَبُو بَكْرٍ يُصَلِّي وَهْوَ يَأْتَمُّ بِصَلاَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ بِصَلاَةِ أَبِي بَكْرٍ، وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَاعِدٌ. قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ فَدَخَلْتُ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ فَقُلْتُ لَهُ أَلاَ أَعْرِضُ عَلَيْكَ مَا حَدَّثَتْنِي عَائِشَةُ عَنْ مَرَضِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ هَاتِ. فَعَرَضْتُ عَلَيْهِ حَدِيثَهَا، فَمَا أَنْكَرَ مِنْهُ شَيْئًا، غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ أَسَمَّتْ لَكَ الرَّجُلَ الَّذِي كَانَ مَعَ الْعَبَّاسِ قُلْتُ لاَ. قَالَ هُوَ عَلِيٌّ.
Ahmed b. Yunus bize tahdis etti, dedi ki: Zâide bize tahdis etti; Mûsâ b. Ebî Ayşe’den, o Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe’den [naklen] dedi ki: Ayşe’nin (r.anha) yanına girdim ve: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hastalığından bana bahsetmez misin?” dedim. “Elbette” dedi [ve şöyle anlattı]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in hastalığı ağırlaşınca: “İnsanlar namazı kıldı mı?” diye sordu. Biz: “Hayır, seni bekliyorlar” dedik. “Benim için leğene (mihdab) su koyun” buyurdu. [Ayşe] dedi ki: Biz [dediğini] yaptık, o da boy abdesti aldı (yıkandı). Kalkmaya yeltendiğinde bayıldı. Sonra ayılınca: “İnsanlar namazı kıldı mı?” diye sordu. Biz: “Hayır, seni bekliyorlar ey Allah’ın Resûlü!” dedik. “Benim için leğene su koyun” buyurdu. [Ayşe] dedi ki: Oturdu ve boy abdesti aldı. Sonra kalkmaya yeltendiğinde bayıldı. Sonra ayılınca: “İnsanlar namazı kıldı mı?” diye sordu. Biz: “Hayır, seni bekliyorlar ey Allah’ın Resûlü!” dedik. [Tekrar]: “Benim için leğene su koyun” buyurdu. Oturdu ve boy abdesti aldı. Sonra kalkmaya yeltendiğinde bayıldı. Sonra ayılınca: “İnsanlar namazı kıldı mı?” diye sordu. Biz: “Hayır, seni bekliyorlar ey Allah’ın Resûlü!” dedik. İnsanlar yatsı namazı için mescidde toplanmış (i’tikaf halindeymiş gibi) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i bekliyorlardı. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, insanlara namaz kıldırması için Ebû Bekir’e haber gönderdi. Haberci ona gelip: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanlara namaz kıldırmanı emrediyor” dedi. Ebû Bekir —ki o yufka yürekli (rakîk) bir adamdı—: “Ey Ömer! İnsanlara sen namaz kıldır” dedi. Ömer ise ona: “Sen buna daha layıksın” dedi. Böylece o günlerde namazı Ebû Bekir kıldırdı. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kendisinde bir hafiflik hissetti ve öğle namazı için biri Abbas olan iki adamın arasında [evinden] çıktı. Ebû Bekir insanlara namaz kıldırıyordu. Ebû Bekir onu görünce geri çekilmeye yeltendi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona geri çekilmemesini işaret etti. [Yanındakilere]: “Beni onun yanına oturtun” dedi. Onlar da götürüp Ebû Bekir’in yanına oturttular. Ebû Bekir [ayakta] namaz kılıyor ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in namazına uyuyordu; insanlar da Ebû Bekir’in namazına uyuyordu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ise oturuyordu. Ubeydullah dedi ki: Abdullah b. Abbas’ın (r.a.) yanına girdim ve ona: “Ayşe’nin bana Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in hastalığı hakkında anlattıklarını sana arz edeyim mi?” dedim. “Anlat (getir bakalım)” dedi. Ayşe’nin hadisini (anlattıklarını) ona arz ettim. O, bunlardan hiçbirini yadırgamadı (inkar etmedi); sadece şunu sordu: “[Ayşe] sana Abbas’ın yanındaki adamın ismini verdi mi?” Ben: “Hayır” dedim. O da: “O, Ali’dir” dedi.
688. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ، أَنَّهَا قَالَتْ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَيْتِهِ وَهْوَ شَاكٍ، فَصَلَّى جَالِسًا وَصَلَّى وَرَاءَهُ قَوْمٌ قِيَامًا، فَأَشَارَ إِلَيْهِمْ أَنِ اجْلِسُوا، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ " إِنَّمَا جُعِلَ الإِمَامُ لِيُؤْتَمَّ بِهِ، فَإِذَا رَكَعَ فَارْكَعُوا، وَإِذَا رَفَعَ فَارْفَعُوا، وَإِذَا صَلَّى جَالِسًا فَصَلُّوا جُلُوسًا ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; Hişâm b. Urve’den, o babasından, o da Müminlerin annesi Ayşe’den (r.anha) [naklen] ki, o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem rahatsızlığı (şâkin) sebebiyle evinde kıldı. Oturarak namaz kıldı, arkasındaki bir grup insan da ayakta kıldılar. Onlara “oturun” diye işaret etti. Namazı bitirince şöyle buyurdu: “İmam ancak kendisine uyulması için tayin edilmiştir. O rüku ettiğinde siz de rüku edin, başını kaldırdığında siz de kaldırın. Eğer oturarak kılarsa siz de (hepiniz) oturarak kılın.”
689. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَكِبَ فَرَسًا فَصُرِعَ عَنْهُ، فَجُحِشَ شِقُّهُ الأَيْمَنُ، فَصَلَّى صَلاَةً مِنَ الصَّلَوَاتِ وَهْوَ قَاعِدٌ، فَصَلَّيْنَا وَرَاءَهُ قُعُودًا، فَلَمَّا انْصَرَفَ قَالَ " إِنَّمَا جُعِلَ الإِمَامُ لِيُؤْتَمَّ بِهِ، فَإِذَا صَلَّى قَائِمًا فَصَلُّوا قِيَامًا، فَإِذَا رَكَعَ فَارْكَعُوا، وَإِذَا رَفَعَ فَارْفَعُوا، وَإِذَا قَالَ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ. فَقُولُوا رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ. وَإِذَا صَلَّى قَائِمًا فَصَلُّوا قِيَامًا، وَإِذَا صَلَّى جَالِسًا فَصَلُّوا جُلُوسًا أَجْمَعُونَ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ الْحُمَيْدِيُّ قَوْلُهُ " إِذَا صَلَّى جَالِسًا فَصَلُّوا جُلُوسًا ". هُوَ فِي مَرَضِهِ الْقَدِيمِ، ثُمَّ صَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا وَالنَّاسُ خَلْفَهُ قِيَامًا، لَمْ يَأْمُرْهُمْ بِالْقُعُودِ، وَإِنَّمَا يُؤْخَذُ بِالآخِرِ فَالآخِرِ مِنْ فِعْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize haber verdi; İbn Şihâb’dan, o Enes b. Mâlik’ten [naklen] ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir ata bindi ve atından düştü. [Bu sebeple] vücudunun sağ tarafı zedelendi. Namazlardan birini oturarak kıldı, biz de arkasında oturarak kıldık. Namazı bitirince şöyle buyurdu: “İmam ancak kendisine uyulması için tayin edilmiştir. O ayakta kıldığında siz de ayakta kılın. Rükû ettiğinde siz de rükû edin; başını kaldırdığında siz de kaldırın. ‘Semiallahu limen hamideh’ dediğinde, ‘Rabbena ve leke’l-hamd’ deyin. Eğer ayakta kılarsa siz de ayakta kılın; eğer oturarak kılarsa siz de hepiniz oturarak kılın.” Ebû Abdullah [Buhârî] dedi ki: el-Humeydî şöyle dedi: “[Nebi’nin] ‘Eğer oturarak kılarsa siz de oturarak kılın’ sözü onun önceki hastalığındaydı. Daha sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem oturarak namaz kıldı, insanlar ise arkasında ayakta kıldılar ve onlara oturmalarını emretmedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in fiillerinden en son yapılan esas alınır (öncekini nesh eder).”
690. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنِي الْبَرَاءُ ـ وَهْوَ غَيْرُ كَذُوبٍ ـ قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا قَالَ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ. لَمْ يَحْنِ أَحَدٌ مِنَّا ظَهْرَهُ حَتَّى يَقَعَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاجِدًا، ثُمَّ نَقَعُ سُجُودًا بَعْدَهُ.
Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: Yahya b. Said bize tahdis etti; Süfyan’dan, o dedi ki: Ebû İshak bana tahdis etti, o dedi ki: Abdullah b. Yezid bana tahdis etti, o dedi ki: el-Berâ’ (r.a.) —ki o yalancı değildir— bana tahdis etti ve şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “Semiallahu limen hamideh” dediğinde, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem secdeye varana (alnýný yere koyana) kadar hiçbirimiz sırtını eğmezdi. Sonra onun ardından biz secdeye kapanırdık.
690_2. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، نَحْوَهُ بِهَذَا.
Ebû Nuaym bize tahdis etti; Süfyan’dan, o da Ebû İshak’tan (naklen] bu hadisin benzerini rivayet etmiştir.
691. Hadis
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَمَا يَخْشَى أَحَدُكُمْ ـ أَوْ لاَ يَخْشَى أَحَدُكُمْ ـ إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ قَبْلَ الإِمَامِ أَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ رَأْسَهُ رَأْسَ حِمَارٍ أَوْ يَجْعَلَ اللَّهُ صُورَتَهُ صُورَةَ حِمَارٍ ".
Haccâc b. Minhâl bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti; Muhammed b. Ziyâd’dan [naklen] dedi ki: Ebû Hüreyre’den işittim; o Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen] şöyle buyurdu: “Biriniz —veya: 'herhangi biriniz'— imamdan önce başını kaldırdığında, Allah’ın onun başını eşek başına çevirmesinden veya suretini eşek suretine çevirmesinden korkmaz mı?”
692. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ الْمُهَاجِرُونَ الأَوَّلُونَ الْعُصْبَةَ ـ مَوْضِعٌ بِقُبَاءٍ ـ قَبْلَ مَقْدَمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَؤُمُّهُمْ سَالِمٌ مَوْلَى أَبِي حُذَيْفَةَ، وَكَانَ أَكْثَرَهُمْ قُرْآنًا.
İbrahim b. el-Münzir bize tahdis etti, dedi ki: Enes b. İyâz bize tahdis etti; Ubeydullah’tan, o Nâfi’den, o da İbn Ömer’den (r.a.) [naklen] dedi ki: İlk muhacirler Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in gelişinden önce Küba’daki Usbe denilen mevkiye geldiklerinde, onlara Ebû Huzeyfe’nin azatlısı (mevlası) Sâlim imamlık yapıyordu. Çünkü Kur’an’ı en çok bilenleri oydu.
693. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اسْمَعُوا وَأَطِيعُوا، وَإِنِ اسْتُعْمِلَ حَبَشِيٌّ كَأَنَّ رَأْسَهُ زَبِيبَةٌ ".
Muhammed b. Beşşâr bize tahdis etti, [dedi ki]: Yahya bize tahdis etti, [dedi ki]: Şu’be bize tahdis etti, dedi ki: Ebû’t-teyyâh bana tahdis etti; Enes’ten (r.a.) [naklen] ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Başınıza —başı kuru üzüm tanesi gibi [siyah ve kıvırcık saçlı]— Habeşli bir [köle] tayin edilse bile [ona] itaat edin ve [sözünü] dinleyin.”
694. Hadis
حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى الأَشْيَبُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُصَلُّونَ لَكُمْ، فَإِنْ أَصَابُوا فَلَكُمْ، وَإِنْ أَخْطَئُوا فَلَكُمْ وَعَلَيْهِمْ ".
Fazl b. Sehl bize tahdis etti, dedi ki: [Ebû Ali] el-Hasen b. Mûsâ el-Eşyeb bize tahdis etti, dedi ki: Abdurrahman b. Abdullah b. Dînar bize tahdis etti; Zeyd b. Eslem’den, o Atâ b. Yesâr’dan, o da Ebû Hüreyre’den [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [imamlar hakkında] şöyle buyurdu: “Size namaz kıldırırlar. Eğer isabet ederlerse (doğru kıldırırlarsa) hem size hem onlara [sevap] vardır. Eğer hata ederlerse size [sevap], onlara ise [günah] vardır.”
695. Hadis
قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ لَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَدِيِّ بْنِ خِيَارٍ، أَنَّهُ دَخَلَ عَلَى عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ ـ رضى الله عنه ـ وَهْوَ مَحْصُورٌ فَقَالَ إِنَّكَ إِمَامُ عَامَّةٍ، وَنَزَلَ بِكَ مَا تَرَى وَيُصَلِّي لَنَا إِمَامُ فِتْنَةٍ وَنَتَحَرَّجُ. فَقَالَ الصَّلاَةُ أَحْسَنُ مَا يَعْمَلُ النَّاسُ، فَإِذَا أَحْسَنَ النَّاسُ فَأَحْسِنْ مَعَهُمْ، وَإِذَا أَسَاءُوا فَاجْتَنِبْ إِسَاءَتَهُمْ. وَقَالَ الزُّبَيْدِيُّ قَالَ الزُّهْرِيُّ لاَ نَرَى أَنْ يُصَلَّى خَلْفَ الْمُخَنَّثِ إِلاَّ مِنْ ضَرُورَةٍ لاَ بُدَّ مِنْهَا.
Ebû Abdullah [Buhârî] dedi ki: Muhammed b. Yusuf bize [şöyle] dedi: el-Evzâî bize tahdis etti, [dedi ki]: ez-Zührî bize tahdis etti; Humeyd b. Abdurrahman’dan, o Ubeydullah b. Adî b. Hıyâr’dan [naklen] ki: O, Osman b. Affan’ın (r.a.) yanına girdi —ki o sırada Osman kuşatma altındaydı (mahsûr)— ve şöyle dedi: “Sen genel [meşru] imamsın; ancak başına gelen [bu kuşatma] olayını görüyorsun. Bize ise bir fitne imamı namaz kıldırıyor ve biz [buna uymaktan] çekiniyoruz.” Bunun üzerine [Osman] şöyle dedi: “Namaz, insanların yaptığı amellerin en güzelidir. İnsanlar güzel iş yaptığında sen de onlarla beraber güzel iş yap. Kötülük yaptıklarında ise onların kötülüğünden kaçın.” ez-Zübeydî dedi ki: ez-Zührî şöyle dedi: “Zorunlu bir durum olmadıkça muhannesin (kadınsı davranışlar sergileyen kişinin) arkasında namaz kılınmasını uygun görmüyoruz.”
696. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبَانَ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لأَبِي ذَرٍّ " اسْمَعْ وَأَطِعْ، وَلَوْ لِحَبَشِيٍّ كَأَنَّ رَأْسَهُ زَبِيبَةٌ ".
Muhammed b. Ebân bize tahdis etti, [dedi ki]: Gunder bize tahdis etti; Şu’be’den, o Ebû’t-teyyâh’tan [naklen] ki, o Enes b. Mâlik’ten [şöyle] işitmiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Zer’e: “Dinle ve itaat et! Başındaki [amir], başı kuru üzüm tanesi gibi [siyah ve kıvırcık saçlı] bir Habeşli olsa bile” buyurdu.
697. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بِتُّ فِي بَيْتِ خَالَتِي مَيْمُونَةَ فَصَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْعِشَاءَ، ثُمَّ جَاءَ فَصَلَّى أَرْبَعَ رَكَعَاتٍ ثُمَّ نَامَ، ثُمَّ قَامَ فَجِئْتُ فَقُمْتُ عَنْ يَسَارِهِ، فَجَعَلَنِي عَنْ يَمِينِهِ، فَصَلَّى خَمْسَ رَكَعَاتٍ، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ نَامَ حَتَّى سَمِعْتُ غَطِيطَهُ ـ أَوْ قَالَ خَطِيطَهُ ـ ثُمَّ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ.
Süleyman b. Harb bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti; Hakem’den, dedi ki: Saîd b. Cübeyr’den işittim; o İbn Abbas’tan (r.a.) [naklen] dedi ki: Teyzem Meymûne’nin evinde geceledim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yatsı namazını kıldı, sonra geldi ve dört rekat namaz kıldı, sonra uyudu. Sonra [tekrar] kalktı. Ben de gelip sol tarafına durdum. Beni [tutup] sağ tarafına geçirdi. Beş rekat namaz kıldı, sonra iki rekat namaz kıldı. Sonra uyudu; öyle ki horultusunu (ğatîta) —veya hırıltısını (hatîta)— işittim. Sonra [sabah] namazına çıktı.
698. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنْ عَبْدِ رَبِّهِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مَخْرَمَةَ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ نِمْتُ عِنْدَ مَيْمُونَةَ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَهَا تِلْكَ اللَّيْلَةَ، فَتَوَضَّأَ ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي، فَقُمْتُ عَلَى يَسَارِهِ، فَأَخَذَنِي فَجَعَلَنِي عَنْ يَمِينِهِ، فَصَلَّى ثَلاَثَ عَشْرَةَ رَكْعَةً، ثُمَّ نَامَ حَتَّى نَفَخَ ـ وَكَانَ إِذَا نَامَ نَفَخَ ـ ثُمَّ أَتَاهُ الْمُؤَذِّنُ، فَخَرَجَ فَصَلَّى وَلَمْ يَتَوَضَّأْ. قَالَ عَمْرٌو فَحَدَّثْتُ بِهِ بُكَيْرًا فَقَالَ حَدَّثَنِي كُرَيْبٌ بِذَلِكَ.
Ahmed [b. Sâlih] bize tahdis etti, dedi ki: İbn Vehb bize tahdis etti, dedi ki: Amr bize tahdis etti; Abdu Rabbih b. Saîd’den, o Mahreme b. Süleyman’dan, o İbn Abbas’ın mevlası Küreyb’den, o da İbn Abbas’tan (r.a.) [naklen] dedi ki: [Teyzem] Meymûne’nin yanında uyudum. O gece Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de onun yanındaydı. [Nebi] abdest aldı, sonra kalkıp namaz kıldı. Ben de kalkıp sol tarafında durdum. Beni tuttu (yakaladı) ve sağ tarafına geçirdi. On üç rekat namaz kıldı. Sonra uyudu, hatta nefes alıp verirken ses çıkardı (nefeha) —ki o uyuduğu zaman sesli nefes alırdı—. Sonra müezzin ona geldi; o da çıktı ve abdest almadan namazı kıldırdı. Amr dedi ki: “Bunu Bükeyr’e anlattım. O da: ‘Bunu bana Küreyb anlattı’ dedi.”
699. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بِتُّ عِنْدَ خَالَتِي فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي مِنَ اللَّيْلِ، فَقُمْتُ أُصَلِّي مَعَهُ فَقُمْتُ عَنْ يَسَارِهِ، فَأَخَذَ بِرَأْسِي فَأَقَامَنِي عَنْ يَمِينِهِ.
Müsedded bize tahdis etti, dedi ki: İbrahim b. İsmail bize tahdis etti; Eyyûb’dan, o Abdullah b. Saîd b. Cübeyr’den, o babasından, o da İbn Abbas’tan [naklen] dedi ki: Teyzemin [Meymûne’nin] yanında geceledim. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin namaz kılmak üzere kalktı. Ben de onunla namaz kılmak için kalktım ve sol tarafında durdum. Başımı tuttu ve beni sağ tarafına durdurdu.
700. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ مُعَاذَ بْنَ جَبَلٍ، كَانَ يُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ يَرْجِعُ فَيَؤُمُّ قَوْمَهُ.
Müslim [b. İbrahim] bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti; Amr [b. Dinâr]’dan, o Câbir b. Abdullah’tan [naklen] ki: Muâz b. Cebel, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte namaz kılar, sonra [kavminin yanına] döner ve kavmine imamlık yapardı.
701. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرٍو، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ يُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ يَرْجِعُ فَيَؤُمُّ قَوْمَهُ، فَصَلَّى الْعِشَاءَ فَقَرَأَ بِالْبَقَرَةِ، فَانْصَرَفَ الرَّجُلُ، فَكَأَنَّ مُعَاذًا تَنَاوَلَ مِنْهُ، فَبَلَغَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " فَتَّانٌ فَتَّانٌ فَتَّانٌ " ثَلاَثَ مِرَارٍ أَوْ قَالَ " فَاتِنًا فَاتِنًا فَاتِنٌ " وَأَمَرَهُ بِسُورَتَيْنِ مِنْ أَوْسَطِ الْمُفَصَّلِ. قَالَ عَمْرٌو لاَ أَحْفَظُهُمَا.
Muhammed b. Beşşâr bana tahdis etti, dedi ki: Gunder bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti; Amr [b. Dinâr]’dan, o dedi ki: Câbir b. Abdullah’tan işittim; o şöyle dedi: Muâz b. Cebel, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte namaz kılar, sonra [kavminin yanına] döner ve kavmine imamlık yapardı. [Bir defasında] yatsı namazını kıldırdı ve Bakara Suresi’ni okudu. Bunun üzerine bir adam namazdan ayrıldı (cemaati terk etti). Sanki Muâz, o adam hakkında [hoş olmayan sözler] söyledi. Bu durum Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e ulaştığında: “Sen fitne çıkarıcı mısın (fettân)? Sen fitne çıkarıcı mısın? Sen fitne çıkarıcı mısın?” —veya: “Fitneye düşüren misin (fâtin)?”— diye üç defa buyurdu. Ona “mufassal” surelerin orta uzunlukta olanlarından iki sure [okumasını] emretti. Amr dedi ki: “O iki surenin hangileri olduğunu aklımda tutamadım.”
702. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، قَالَ حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ سَمِعْتُ قَيْسًا، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو مَسْعُودٍ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي لأَتَأَخَّرُ عَنْ صَلاَةِ الْغَدَاةِ مِنْ أَجْلِ فُلاَنٍ مِمَّا يُطِيلُ بِنَا. فَمَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَوْعِظَةٍ أَشَدَّ غَضَبًا مِنْهُ يَوْمَئِذٍ ثُمَّ قَالَ " إِنَّ مِنْكُمْ مُنَفِّرِينَ، فَأَيُّكُمْ مَا صَلَّى بِالنَّاسِ فَلْيَتَجَوَّزْ، فَإِنَّ فِيهِمُ الضَّعِيفَ وَالْكَبِيرَ وَذَا الْحَاجَةِ ".
Ahmed b. Yunus bize tahdis etti, dedi ki: Züheyr bize tahdis etti, dedi ki: İsmâil bize tahdis etti, dedi ki: Kays’tan işittim; o şöyle dedi: Ebû Mesud bana haber verdi ki: Bir adam [Nebi’ye gelerek]: “Vallahi ey Allah’ın Resûlü! Filanca kişi bize namazı çok uzattığı için sabah namazına gelmekten (veya cemaate yetişmekten) geri kalıyorum” dedi. Ben, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i hiçbir vaazında o günkü kadar şiddetli öfkelenmiş görmedim. Sonra şöyle buyurdu: “İçinizde insanları dinden nefret ettirenler (müneffirîn) var! Hanginiz insanlara namaz kıldırırsa kısa tutsun (felyetecevvez). Çünkü onların arasında zayıf olanlar, yaşlı olanlar ve ihtiyaç sahibi olanlar vardır.”
703. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، قَالَ أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ لِلنَّاسِ فَلْيُخَفِّفْ، فَإِنَّ مِنْهُمُ الضَّعِيفَ وَالسَّقِيمَ وَالْكَبِيرَ، وَإِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ لِنَفْسِهِ فَلْيُطَوِّلْ مَا شَاءَ ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti, dedi ki: Malik bize tahdis etti; Ebu’z-Zinâd’dan, o el-A’rec’den, o da Ebû Hüreyre’den (r.a.) [naklen] ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz insanlara namaz kıldırdığı zaman [namazı] hafif tutsun. Çünkü onların arasında zayıf, hasta ve yaşlı olanlar vardır. Biriniz kendi başına (nefsi için) namaz kıldığı zaman ise dilediği kadar uzatsın.”
704. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي لأَتَأَخَّرُ عَنِ الصَّلاَةِ فِي الْفَجْرِ مِمَّا يُطِيلُ بِنَا فُلاَنٌ فِيهَا. فَغَضِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا رَأَيْتُهُ غَضِبَ فِي مَوْضِعٍ كَانَ أَشَدَّ غَضَبًا مِنْهُ يَوْمَئِذٍ ثُمَّ قَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ مِنْكُمْ مُنَفِّرِينَ، فَمَنْ أَمَّ النَّاسَ فَلْيَتَجَوَّزْ، فَإِنَّ خَلْفَهُ الضَّعِيفَ وَالْكَبِيرَ وَذَا الْحَاجَةِ ".
Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti, [dedi ki]: Süfyan bize tahdis etti; İsmail b. Ebî Hâlid’den, o Kays b. Ebî Hâzim’den, o da Ebû Mesud’dan (r.a.) [naklen] dedi ki: Bir adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Filanca kişi namazı bize çok uzattığı için sabah namazından geri kalıyorum” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem o günkü kadar şiddetli öfkelendiğini hiçbir yerde (konuşmada) görmemiştim (çok öfkelendi). Sonra şöyle buyurdu: “Ey insanlar! İçinizde (insanları dinden) nefret ettirenler var. Kim insanlara imamlık yaparsa kısa tutsun (müsamahalı davransın). Çünkü arkasında zayıf olan, yaşlı olan ve ihtiyaç sahibi olan vardır.”
705. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَارِبُ بْنُ دِثَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ، قَالَ أَقْبَلَ رَجُلٌ بِنَاضِحَيْنِ وَقَدْ جَنَحَ اللَّيْلُ، فَوَافَقَ مُعَاذًا يُصَلِّي، فَتَرَكَ نَاضِحَهُ وَأَقْبَلَ إِلَى مُعَاذٍ، فَقَرَأَ بِسُورَةِ الْبَقَرَةِ أَوِ النِّسَاءِ، فَانْطَلَقَ الرَّجُلُ، وَبَلَغَهُ أَنَّ مُعَاذًا نَالَ مِنْهُ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَشَكَا إِلَيْهِ مُعَاذًا، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا مُعَاذُ أَفَتَّانٌ أَنْتَ ـ أَوْ فَاتِنٌ ثَلاَثَ مِرَارٍ ـ فَلَوْلاَ صَلَّيْتَ بِسَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ، وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا، وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى، فَإِنَّهُ يُصَلِّي وَرَاءَكَ الْكَبِيرُ وَالضَّعِيفُ وَذُو الْحَاجَةِ ". أَحْسِبُ هَذَا فِي الْحَدِيثِ. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَتَابَعَهُ سَعِيدُ بْنُ مَسْرُوقٍ وَمِسْعَرٌ وَالشَّيْبَانِيُّ. قَالَ عَمْرٌو وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مِقْسَمٍ وَأَبُو الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ قَرَأَ مُعَاذٌ فِي الْعِشَاءِ بِالْبَقَرَةِ. وَتَابَعَهُ الأَعْمَشُ عَنْ مُحَارِبٍ.
Âdem b. Ebî İyâs bize tahdis etti, dedi ki: Şu’be bize tahdis etti, dedi ki: Muhârib b. Disâr bize tahdis etti, dedi ki: Câbir b. Abdullah el-Ensarî’den işittim; o şöyle dedi: Bir adam [tarla sulamakta kullandığı] iki devesiyle (nâdiha) birlikte geldi. Gece karanlığı çökmüştü. Muâz’ın namaz kıldığını gördü; devesini bıraktı ve Muâz’a yöneldi (namaza katıldı). [Muâz namazda] Bakara veya Nisa Suresi’ni okudu. Bunun üzerine adam namazdan ayrıldı [ve gitti]. Sonra Muâz’ın kendisi hakkında ileri geri konuştuğu (söylendiği) kulağına geldi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidip Muâz’dan şikayet etti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Muâz! Sen fitneci misin (fettân)?” —veya “fitneye düşüren misin (fâtin)”— diye üç kez tekrarladı. “Sebbihisme Rabbike (A’la), Ve’ş-şemsi ve duhâhâ (Şems), Ve’l-leyli izâ yağşâ (Leyl) sureleriyle kıldırsaydın ya! Çünkü senin arkanda yaşlı, zayıf ve ihtiyaç sahibi olanlar namaz kılıyor.” (Ravi dedi ki:) Sanırım bu [son cümle] hadisin [metnine] dahildir. Ebû Abdullah [Buhârî] dedi ki: Saîd b. Mesrûk, Mis’ar ve eş-Şeybânî bu hadiste [Şu’be’ye] mutabaat etmişlerdir (onu desteklemişlerdir). Amr, Ubeydullah b. Miksem ve Ebû’z-Zübeyr; Câbir’den [naklen], “Muâz yatsı namazında Bakara Suresi’ni okudu” demişlerdir. A’meş de Muhârib’den [naklen] bu rivayete mutabaat etmiştir.