2928. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَلاَ كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالأَمِيرُ الَّذِي عَلَى النَّاسِ رَاعٍ عَلَيْهِمْ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُمْ وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُمْ وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى بَيْتِ بَعْلِهَا وَوَلَدِهِ وَهِيَ مَسْئُولَةٌ عَنْهُمْ وَالَعَبْدُ رَاعٍ عَلَى مَالِ سَيِّدِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُ فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ " .
Abdullah b. Mesleme’den; Mâlik’ten; Abdullah b. Dînâr’dan; Abdullah b. Ömer’den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dikkat edin, hepiniz birer çobansınız (yöneticisiniz) ve hepiniz emri altındakilerden sorumludur. İnsanların başındaki yönetici (emir) onların çobanıdır ve onlardan sorumludur. Erkek, ev halkının çobanıdır ve onlardan sorumludur. Kadın, kocasının evinin ve çocuğunun çobanıdır (koruyucusudur) ve onlardan sorumludur. Köle, efendisinin malının çobanıdır ve ondan sorumludur. (Tekrar ediyorum;) hepiniz birer çobansınız ve hepiniz yönettiği kimselerden sorumludur.”
2929. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ الْبَزَّازُ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ، وَمَنْصُورٌ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ لِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ سَمُرَةَ لاَ تَسْأَلِ الإِمَارَةَ فَإِنَّكَ إِذَا أُعْطِيتَهَا عَنْ مَسْأَلَةٍ وُكِلْتَ فِيهَا إِلَى نَفْسِكَ وَإِنْ أُعْطِيتَهَا عَنْ غَيْرِ مَسْأَلَةٍ أُعِنْتَ عَلَيْهَا " .
Bize Muhammed b. Sabbâh el-Bezzâz anlattı; bize Huşeym anlattı; bize Yûnus ve Mansûr haber verdiler; Hasan’dan; Abdurrahman b. Semure’den; dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bana şöyle buyurdu: “Ey Abdurrahman b. Semure! Yöneticilik (imâret) isteme! Zira eğer o sana (sen) istediğin için verilirse, o işle baş başa (kendi nefsine) bırakılırsın. Eğer o sana istemeden verilirse, o görevde (Allah tarafından) yardım görürsün.”
2930. Hadis
حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ بَقِيَّةَ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ أَخِيهِ، عَنْ بِشْرِ بْنِ قُرَّةَ الْكَلْبِيِّ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ انْطَلَقْتُ مَعَ رَجُلَيْنِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَتَشَهَّدَ أَحَدُهُمَا ثُمَّ قَالَ جِئْنَا لِتَسْتَعِينَ بِنَا عَلَى عَمَلِكَ . وَقَالَ الآخَرُ مِثْلَ قَوْلِ صَاحِبِهِ . فَقَالَ " إِنَّ أَخْوَنَكُمْ عِنْدَنَا مَنْ طَلَبَهُ " . فَاعْتَذَرَ أَبُو مُوسَى إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ لَمْ أَعْلَمْ لِمَا جَاءَا لَهُ . فَلَمْ يَسْتَعِنْ بِهِمَا عَلَى شَىْءٍ حَتَّى مَاتَ .
Bize Vehb b. Bakıyye anlattı; bize Hâlid anlattı; İsmâil b. Ebî Hâlid’den; kardeşinden; Bişr b. Kurre el-Kelbî’den; Ebû Bürde’den; Ebû Mûsâ’dan; dedi ki: İki adamla birlikte Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına gittim. Onlardan biri şehadet getirdi (söze başladı) ve sonra: “Bizi işlerinde görevlendirmen için geldik.” dedi. Diğeri de arkadaşı gibi söyledi. Bunun üzerine (Peygamber): “Bizim nazarımızda (o göreve karşı) en hain olanınız (veya en az güvenileniniz), onu talep edendir.” buyurdu. Ebû Mûsâ, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den özür dileyerek: “Onların ne amaçla geldiklerini bilmiyordum.” dedi. (Peygamber) de vefat edene kadar o ikisine hiçbir görev vermedi.
2931. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْمُخَرِّمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا عِمْرَانُ الْقَطَّانُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اسْتَخْلَفَ ابْنَ أُمِّ مَكْتُومٍ عَلَى الْمَدِينَةِ مَرَّتَيْنِ .
Bize Muhammed b. Abdullah el-Muharrimî anlattı; bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; bize İmrân el-Kattân anlattı; Katâde’den; Enes’ten; (rivayet edildiğine göre): Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, İbn Ümmi Mektûm’u Medine’ye (kendisinin yerine vekil olarak) iki defa vali tayin etti.
2932. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عَامِرٍ الْمُرِّيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِالأَمِيرِ خَيْرًا جَعَلَ لَهُ وَزِيرَ صِدْقٍ إِنْ نَسِيَ ذَكَّرَهُ وَإِنْ ذَكَرَ أَعَانَهُ وَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهِ غَيْرَ ذَلِكَ جَعَلَ لَهُ وَزِيرَ سُوءٍ إِنْ نَسِيَ لَمْ يُذَكِّرْهُ وَإِنْ ذَكَرَ لَمْ يُعِنْهُ " .
Bize Mûsâ b. Âmir el-Mürrî anlattı; bize Velîd anlattı; bize Züheyr b. Muhammed anlattı; Abdurrahman b. el-Kāsım’dan; babasından; Âişe’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, bir yönetici (emir) için iyilik dilediği vakit, ona dürüst bir yardımcı (vezir) nasip eder. (Yönetici bir şeyi) unuttuğunda (yardımcısı) ona hatırlatır; hatırladığında ise ona yardım eder. Allah onun için bundan başkasını (kötülük) dilediğinde ise ona kötü bir yardımcı nasip eder. (Yönetici bir şeyi) unuttuğunda (yardımcısı) ona hatırlatmaz; hatırladığında ise ona yardım etmez.”
2933. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، سُلَيْمَانَ بْنِ سُلَيْمٍ عَنْ يَحْيَى بْنِ جَابِرٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ يَحْيَى بْنِ الْمِقْدَامِ، عَنْ جَدِّهِ الْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِيكَرِبَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَرَبَ عَلَى مَنْكِبِهِ ثُمَّ قَالَ لَهُ " أَفْلَحْتَ يَا قُدَيْمُ إِنْ مُتَّ وَلَمْ تَكُنْ أَمِيرًا وَلاَ كَاتِبًا وَلاَ عَرِيفًا " .
Bize Amr b. Osman anlattı; bize Muhammed b. Harb anlattı; Ebû Seleme Süleyman b. Süleym’den; Yahyâ b. Câbir’den; Sâlih b. Yahyâ b. el-Mikdâm’dan; dedesi Mikdâm b. Ma’dîkerib’den; (rivayet edildiğine göre): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun omzuna vurdu ve sonra ona şöyle buyurdu: “Ey Kudeym! Eğer yönetici (emir), kâtip veya arîf (vergi memuru/kabile reisi) olmadan ölürsen, kurtuluşa ermişsin (başarmışsın) demektir.”
2934. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا غَالِبٌ الْقَطَّانُ، عَنْ رَجُلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّهُمْ كَانُوا عَلَى مَنْهَلٍ مِنَ الْمَنَاهِلِ فَلَمَّا بَلَغَهُمُ الإِسْلاَمُ جَعَلَ صَاحِبُ الْمَاءِ لِقَوْمِهِ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ عَلَى أَنْ يُسْلِمُوا فَأَسْلَمُوا وَقَسَمَ الإِبِلَ بَيْنَهُمْ وَبَدَا لَهُ أَنْ يَرْتَجِعَهَا مِنْهُمْ فَأَرْسَلَ ابْنَهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ ائْتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْ لَهُ إِنَّ أَبِي يُقْرِئُكَ السَّلاَمَ وَإِنَّهُ جَعَلَ لِقَوْمِهِ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ عَلَى أَنْ يُسْلِمُوا فَأَسْلَمُوا وَقَسَمَ الإِبِلَ بَيْنَهُمْ وَبَدَا لَهُ أَنْ يَرْتَجِعَهَا مِنْهُمْ أَفَهُوَ أَحَقُّ بِهَا أَمْ هُمْ فَإِنْ قَالَ لَكَ نَعَمْ أَوْ لاَ فَقُلْ لَهُ إِنَّ أَبِي شَيْخٌ كَبِيرٌ وَهُوَ عَرِيفُ الْمَاءِ وَإِنَّهُ يَسْأَلُكَ أَنْ تَجْعَلَ لِيَ الْعِرَافَةَ بَعْدَهُ . فَأَتَاهُ فَقَالَ إِنَّ أَبِي يُقْرِئُكَ السَّلاَمَ . فَقَالَ " وَعَلَيْكَ وَعَلَى أَبِيكَ السَّلاَمُ " . فَقَالَ إِنَّ أَبِي جَعَلَ لِقَوْمِهِ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ عَلَى أَنْ يُسْلِمُوا فَأَسْلَمُوا وَحَسُنَ إِسْلاَمُهُمْ ثُمَّ بَدَا لَهُ أَنْ يَرْتَجِعَهَا مِنْهُمْ أَفَهُوَ أَحَقُّ بِهَا أَمْ هُمْ فَقَالَ " إِنْ بَدَا لَهُ أَنْ يُسْلِمَهَا لَهُمْ فَلْيُسْلِمْهَا وَإِنْ بَدَا لَهُ أَنْ يَرْتَجِعَهَا فَهُوَ أَحَقُّ بِهَا مِنْهُمْ فَإِنْ هُمْ أَسْلَمُوا فَلَهُمْ إِسْلاَمُهُمْ وَإِنْ لَمْ يُسْلِمُوا قُوتِلُوا عَلَى الإِسْلاَمِ " . فَقَالَ إِنَّ أَبِي شَيْخٌ كَبِيرٌ وَهُوَ عَرِيفُ الْمَاءِ وَإِنَّهُ يَسْأَلُكَ أَنْ تَجْعَلَ لِيَ الْعِرَافَةَ بَعْدَهُ . فَقَالَ " إِنَّ الْعِرَافَةَ حَقٌّ وَلاَ بُدَّ لِلنَّاسِ مِنَ الْعُرَفَاءِ وَلَكِنَّ الْعُرَفَاءَ فِي النَّارِ " .
Bize Müsedded anlattı; bize Bişr b. el-Mufaddal anlattı; bize Gālib el-Kattân anlattı; bir adamdan; babasından; dedesinden; (rivayet edildiğine göre): Onlar (kendi kabilelerine ait) su başlarından birinde bulunuyorlardı. Onlara İslam(ın daveti) ulaştığında suyun sahibi (dedesi), Müslüman olmaları karşılığında kavmine yüz deve vermeyi vaat etti. Onlar da Müslüman oldular; o da develeri aralarında paylaştırdı. Sonra develeri onlardan geri alma fikri doğdu. Bunun üzerine oğlunu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gönderdi ve (oğluna) şöyle dedi: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e git ve O’na de ki: Babamın Sana selamı var. O, Müslüman olmaları karşılığında kavmine yüz deve vaat etmişti; onlar da Müslüman oldular ve o da develeri paylaştırdı. Şimdi develeri onlardan geri almak istiyor. Develer üzerinde o mu daha çok hak sahibidir yoksa onlar mı? Sana ‘evet’ veya ‘hayır’ şeklinde cevap verince O’na de ki: Babam çok yaşlı bir ihtiyardır ve kendisi şu su başının arîfidir (temsilcisidir). Babam, kendisinden sonra arîfliği bana vermeni istiyor.” (Oğlu) Peygamber’e gelip: “Babamın Sana selamı var.” deyince, (Peygamber): “Selam senin ve babanın üzerine olsun.” buyurdu. (Oğlu) dedi ki: “Babam, Müslüman olmaları karşılığında kavmine yüz deve vaat etmişti. Onlar da Müslüman oldular ve İslamiyetleri güzelleşti. Sonra babam develeri onlardan geri almak istedi. Develer üzerinde o mu daha çok hak sahibidir yoksa onlar mı?” (Peygamber) şöyle buyurdu: “Eğer develeri onlara bırakmak istiyorsa bıraksın (teslim etsin). Eğer geri almak istiyorsa, o develer üzerinde onlardan daha çok hak sahibidir. Şayet onlar (develer için değil de yürekten) Müslüman olmuşlarsa, Müslümanlıkları kendilerinedir (ecrini alırlar). Eğer (sadece develer için zahiren Müslüman olup şimdi dinden dönerlerse) İslam üzere onlarla savaşılır.” (Oğlu) dedi ki: “Babam çok yaşlı bir ihtiyardır ve o suyun arîfidir. Kendisinden sonra arîfliği bana vermeni istiyor.” Bunun üzerine (Peygamber) şöyle buyurdu: “Arîflik (toplum yönetimi için) bir haktır ve insanlar için arîfler (liderler/temsilciler) gereklidir. Ne var ki arîfler (sorumluluklarını yerine getirmedikleri takdirde) ateştedirler.”
2935. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا نُوحُ بْنُ قَيْسٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الْجَوْزَاءِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ السِّجِلُّ كَاتِبٌ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Nûh b. Kays anlattı; Yezîd b. Ka’b’dan; Amr b. Mâlik’den; Ebü’l-Cevzâ’dan; İbn Abbâs’tan; dedi ki: Sicill, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in kâtiplerinden biriydi.
2936. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الأَسْبَاطِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُمَرَ بْنِ قَتَادَةَ، عَنْ مَحْمُودِ بْنِ لَبِيدٍ، عَنْ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْعَامِلُ عَلَى الصَّدَقَةِ بِالْحَقِّ كَالْغَازِي فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَى بَيْتِهِ " .
Bize Muhammed b. İbrâhim el-Esbâtî anlattı; bize Abdurrahîm b. Süleyman anlattı; Muhammed b. İshak’tan; Âsım b. Ömer b. Katâde’den; Mahmûd b. Lebîd’den; Râfi’ b. Hadîc’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Zekât toplamakla görevli olan kişi (âmil), eğer görevini hakkıyla (adaletle) yaparsa, evine dönene kadar Allah yolunda cihad eden gazi gibidir.”
2937. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ شِمَاسَةَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ " .
Bize Abdullah b. Muhammed en-Nüfeylî anlattı; bize Muhammed b. Seleme anlattı; Muhammed b. İshak’tan; Yezîd b. Ebî Habîb’den; Abdurrahman b. Şimâse’den; Ukbe b. Âmir’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Meks (haksız yere alınan vergi/gümrük vergisi) toplayan kimse cennete giremez.”
2938. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْقَطَّانُ، عَنِ ابْنِ مَغْرَاءَ، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، قَالَ الَّذِي يَعْشُرُ النَّاسَ يَعْنِي صَاحِبَ الْمَكْسِ .
Bize Muhammed b. Abdullah el-Kattân, İbn Magrâ’dan; İbn İshak’ın (şöyle dediğini) bildirdi: “(Hadisteki sâhibu meks ifadesiyle) insanlardan öşür (vergi) toplayan kişi kastedilmektedir.”
2939. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ بْنِ سُفْيَانَ، وَسَلَمَةُ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ عُمَرُ إِنِّي إِنْ لاَ أَسْتَخْلِفْ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَسْتَخْلِفْ وَإِنْ أَسْتَخْلِفْ فَإِنَّ أَبَا بَكْرٍ قَدِ اسْتَخْلَفَ . قَالَ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ ذَكَرَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبَا بَكْرٍ فَعَلِمْتُ أَنَّهُ لاَ يَعْدِلُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَدًا وَأَنَّهُ غَيْرُ مُسْتَخْلِفٍ .
Bize Muhammed b. Dâvûd b. Süfyân ve Seleme anlattılar; dediler ki: Bize Abdurrezzâk anlattı; bize Ma’mer haber verdi; Zührî’den; Sâlim’den; İbn Ömer’den; dedi ki: Ömer (şöyle) dedi: “Eğer (yerime birini) halife bırakmazsam, [zaten] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de (yerine birini) halife bırakmamıştı. Eğer halife bırakırsam, Ebû Bekir de (yerine birini) halife bırakmıştı.” (İbn Ömer) dedi ki: Vallahi, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile Ebû Bekir’in adını andığı anda, O’nun (Ömer’in), Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e hiç kimseyi denk tutmayacağını ve yerine birini halife bırakmayacağını anladım.
2940. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كُنَّا نُبَايِعُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى السَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَيُلَقِّنُنَا فِيمَا اسْتَطَعْتَ .
Bize Hafs b. Ömer anlattı; bize Şu’be anlattı; Abdullah b. Dînâr’dan; İbn Ömer’den; dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e işitmek ve itaat etmek üzere bey’at ederdik. O bize: “(Bu itaat) gücün yettiği ölçüdedir” diye telkinde bulunurdu (bu şartla bey’atımızı kabul ederdi).
2941. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَخْبَرَتْهُ عَنْ بَيْعَةِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم النِّسَاءَ قَالَتْ مَا مَسَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَ امْرَأَةٍ قَطُّ إِلاَّ أَنْ يَأْخُذَ عَلَيْهَا فَإِذَا أَخَذَ عَلَيْهَا فَأَعْطَتْهُ قَالَ " اذْهَبِي فَقَدْ بَايَعْتُكِ " .
Bize Ahmed b. Sâlih anlattı; bize İbn Veheb anlattı; bana Mâlik anlattı; İbn Şihâb’dan; Urve’den; Âişe radıyallahu anhâ’nın kendisine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kadınlardan bey’at alması hakkında şöyle haber verdiğini (anlattı): “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in eli asla yabancı bir kadının eline değmedi. Kadınlardan ancak (dil ile) bey’at alırdı. Kadınlara (şartlarını) söyleyip onlar da kabul edince: ‘Git, seninle bey’atlaştım.’ buyururdu.”
2942. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي أَيُّوبَ، حَدَّثَنِي أَبُو عَقِيلٍ، زُهْرَةُ بْنُ مَعْبَدٍ عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ هِشَامٍ، قَالَ وَكَانَ قَدْ أَدْرَكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَذَهَبَتْ بِهِ أُمُّهُ زَيْنَبُ بِنْتُ حُمَيْدٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ بَايِعْهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هُوَ صَغِيرٌ " . فَمَسَحَ رَأْسَهُ .
Bize Ubeydullah b. Ömer b. Meysere anlattı; bize Abdullah b. Yezîd anlattı; bize Saîd b. Ebî Eyyûb anlattı; bana Ebû Akîl Zühre b. Ma’bed, dedesi Abdullah b. Hişâm’dan [naklederek] anlattı: (Abdullah b. Hişâm) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem dönemine yetişmişti. Annesi Zeyneb bint Humeyd onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e götürdü ve: “Ey Allah’ın Resûlü! Ondan bey’at al.” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “O (daha) küçüktür.” buyurdu ve (bey’at almak yerine) başını okşadı.
2943. Hadis
حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَخْزَمَ أَبُو طَالِبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنْ عَبْدِ الْوَارِثِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنِ اسْتَعْمَلْنَاهُ عَلَى عَمَلٍ فَرَزَقْنَاهُ رِزْقًا فَمَا أَخَذَ بَعْدَ ذَلِكَ فَهُوَ غُلُولٌ " .
Bize Zeyd b. Ahzem Ebû Tâlib anlattı; bize Ebû Âsım anlattı; Abdülvâris b. Saîd’den; Hüseyin el-Muallim’den; Abdullah b. Büreyde’den; babasından; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den; (rivayet edildiğine göre) buyurdu ki: “Biz kimi bir işte görevlendirir ve ona bir maaş (rızk) bağlarsak, onun bu maaştan fazla aldığı her şey gulûl (haksız kazanç/hıyanet)dir.”
2944. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ السَّاعِدِيِّ، قَالَ اسْتَعْمَلَنِي عُمَرُ عَلَى الصَّدَقَةِ فَلَمَّا فَرَغْتُ أَمَرَ لِي بِعُمَالَةٍ فَقُلْتُ إِنَّمَا عَمِلْتُ لِلَّهِ . قَالَ خُذْ مَا أُعْطِيتَ فَإِنِّي قَدْ عَمِلْتُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَعَمَّلَنِي .
Bize Ebü’l-Velîd et-Tayâlisî anlattı; bize Leys anlattı; Bükeyr b. Abdullah b. el-Eşecc’den; Busr b. Saîd’den; İbnü’s-Sâidî’den; dedi ki: Ömer beni zekât (toplamak) üzere görevlendirdi. İşim bittiğinde benim için bir ücret (umâle) verilmesini emretti. Ben: “Ben sadece Allah rızası için çalıştım.” dedim. (Ömer) şöyle dedi: “Sana verileni al! Zira ben de Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında görev yapmıştım da O bana (hizmetimin karşılığında) bir ücret vermişti.”
2945. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ مَرْوَانَ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعَافَى، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنِ الْمُسْتَوْرِدِ بْنِ شَدَّادٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ كَانَ لَنَا عَامِلاً فَلْيَكْتَسِبْ زَوْجَةً فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ خَادِمٌ فَلْيَكْتَسِبْ خَادِمًا فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ مَسْكَنٌ فَلْيَكْتَسِبْ مَسْكَنًا " . قَالَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ أُخْبِرْتُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنِ اتَّخَذَ غَيْرَ ذَلِكَ فَهُوَ غَالٌّ أَوْ سَارِقٌ " .
Bize Mûsâ b. Mervân er-Rakkî anlattı; bize Muâfâ anlattı; bize Evzâî anlattı; el-Hâris b. Yezîd’den; Cübeyr b. Nüfeyr’den; el-Müstevrid b. Şeddâd’dan; dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Kimin bizim için bir görevi (âmilliği) varsa; (eğer bekârsa) kendine bir eş edinsin. Eğer bir hizmetçisi yoksa, kendine bir hizmetçi edinsin. Eğer barınacak bir yeri yoksa, kendine bir mesken edinsin.” (Ravi) dedi ki: Ebû Bekir (şöyle) dedi: Bana bildirildiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kim bunların dışındakileri (şahsi lüksü için) edinirse, o gāll (devlet malına hıyanet eden) veya hırsızdır.” buyurmuştur.
2946. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، وَابْنُ أَبِي خَلَفٍ، - لَفْظُهُ - قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِي حُمَيْدٍ السَّاعِدِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَ رَجُلاً مِنَ الأَزْدِ يُقَالُ لَهُ ابْنُ اللُّتْبِيَّةِ - قَالَ ابْنُ السَّرْحِ ابْنُ الأُتْبِيَّةِ - عَلَى الصَّدَقَةِ فَجَاءَ فَقَالَ هَذَا لَكُمْ وَهَذَا أُهْدِيَ لِي . فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ وَقَالَ " مَا بَالُ الْعَامِلِ نَبْعَثُهُ فَيَجِيءُ فَيَقُولُ هَذَا لَكُمْ وَهَذَا أُهْدِيَ لِي . أَلاَّ جَلَسَ فِي بَيْتِ أُمِّهِ أَوْ أَبِيهِ فَيَنْظُرَ أَيُهْدَى لَهُ أَمْ لاَ لاَ يَأْتِي أَحَدٌ مِنْكُمْ بِشَىْءٍ مِنْ ذَلِكَ إِلاَّ جَاءَ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنْ كَانَ بَعِيرًا فَلَهُ رُغَاءٌ أَوْ بَقَرَةً فَلَهَا خُوَارٌ أَوْ شَاةً تَيْعَرُ " . ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ حَتَّى رَأَيْنَا عُفْرَةَ إِبْطَيْهِ ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ " .
Bize İbnü’s-Serh ve İbn Ebî Halef anlattılar; —lafız İbn Ebî Halef’indir— dediler ki: Bize Süfyân anlattı; Zührî’den; Urve’den; Ebû Humeyd es-Sâidî’den; (rivayet edildiğine göre): Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Ezd (kabilesin)den İbnü’l-Lütbiyye —İbnü’s-Serh: ‘İbnü’l-Utbiyye’ dedi— denilen bir adamı zekât (toplamak) üzere görevlendirmişti. (Adam görevden) dönünce: “Şu (topladıklarım) sizin (beytülmalin)dir, şu da bana hediye edildi.” dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem minbere çıktı, Allah’a hamd ve senâda bulundu ve şöyle buyurdu: “Bizim görevli olarak gönderdiğimiz bir memura ne oluyor da (görevden dönüp): ‘Şu sizin, şu da bana hediye edildi’ diyebiliyor? Annesinin veya babasının evinde otursaydı da kendisine bir hediye geliyor mu gelmiyor mu görseydi ya! Sizden kim bu (haram mallar)dan bir şey alırsa, kıyamet günü onu (boynunda) taşıyarak gelir: Eğer o bir deve ise böğürür, sığır ise möler, koyun ise meler.” Sonra ellerini o kadar kaldırdı ki koltuk altlarının beyazlığını gördük. Ardından: “Allah’ım! Tebliğ ettim mi? Allah’ım! Tebliğ ettim mi?” buyurdu.
2947. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ أَبِي الْجَهْمِ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ بَعَثَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَاعِيًا ثُمَّ قَالَ " انْطَلِقْ أَبَا مَسْعُودٍ وَلاَ أُلْفِيَنَّكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تَجِيءُ عَلَى ظَهْرِكَ بَعِيرٌ مِنْ إِبِلِ الصَّدَقَةِ لَهُ رُغَاءٌ قَدْ غَلَلْتَهُ " . قَالَ إِذًا لاَ أَنْطَلِقُ . قَالَ " إِذًا لاَ أُكْرِهُكَ " .
Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; bize Cerîr anlattı; Mutarrif’ten; Ebü’l-Cehm’den; Ebû Mes’ûd el-Ensârî’den; dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem beni zekât memuru (sâî) olarak görevlendirdi ve sonra şöyle buyurdu: “Git ey Ebû Mes’ûd! Sakın seni, kıyamet günü sırtında zekât develerinden böğüren bir deveyi —haksız yere aldığın (gulûl ettiğin) halde— taşırken bulmayayım!” Bunun üzerine (Ebû Mes’ûd): “O halde (bu göreve) gitmiyorum.” dedi. (Peygamber) de: “Öyleyse seni zorlamıyorum.” buyurdu.
2948. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَنَّ الْقَاسِمَ بْنَ مُخَيْمِرَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَا مَرْيَمَ الأَزْدِيَّ أَخْبَرَهُ قَالَ دَخَلْتُ عَلَى مُعَاوِيَةَ فَقَالَ مَا أَنْعَمَنَا بِكَ أَبَا فُلاَنٍ . وَهِيَ كَلِمَةٌ تَقُولُهَا الْعَرَبُ فَقُلْتُ حَدِيثًا سَمِعْتُهُ أُخْبِرُكَ بِهِ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ وَلاَّهُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ شَيْئًا مِنْ أَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَاحْتَجَبَ دُونَ حَاجَتِهِمْ وَخَلَّتِهِمْ وَفَقْرِهِمُ احْتَجَبَ اللَّهُ عَنْهُ دُونَ حَاجَتِهِ وَخَلَّتِهِ وَفَقْرِهِ " . قَالَ فَجَعَلَ رَجُلاً عَلَى حَوَائِجِ النَّاسِ .
Bize Süleyman b. Abdurrahman ed-Dımaşkî anlattı; bize Yahyâ b. Hamza anlattı; bana İbn Ebî Meryem anlattı; el-Kāsım b. Muhaymire ona haber verdi ki, Ebû Meryem el-Ezdî de kendisine şöyle haber vermiş: Muâviye’nin yanına girdim. (Muâviye): “Bizi ne güzel (bir ziyaretle) şereflendirdin ey Ebû Fülan!” dedi. —Bu, Arapların söylediği bir sözdür.— Ben de şöyle dedim: İşittiğim bir hadisi sana haber vereceğim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Allah kimi Müslümanların işlerinden birine yönetici tayin eder de o, onların ihtiyaçlarına, darlıklarına ve fakirliklerine karşı kapısını kapalı tutarsa (onlarla arasına perde koyarsa); Allah da onun ihtiyacına, darlığına ve fakirliğine karşı (rahmet) kapısını kapalı tutar.” (Ravi) dedi ki: Bunun üzerine (Muâviye), insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere bir adam görevlendirdi.
2949. Hadis
حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا بِهِ أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا أُوتِيكُمْ مِنْ شَىْءٍ وَمَا أَمْنَعُكُمُوهُ إِنْ أَنَا إِلاَّ خَازِنٌ أَضَعُ حَيْثُ أُمِرْتُ " .
Bize Seleme b. Şebîb anlattı; bize Abdurrezzâk anlattı; bize Ma’mer haber verdi; Hemmâm b. Münebbih’ten; dedi ki: Ebû Hüreyre’nin bize anlattığı (hadisler) şunlardır: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ben size bir şey vermiş veya sizi bir şeyden mahrum bırakmış değilim. Ben ancak bir dağıtıcı (hâzin)yım; lütfedilenleri bana emredilen yerlere koyarım (dağıtırım).”
2950. Hadis
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ عَطَاءٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ ذَكَرَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يَوْمًا الْفَىْءَ فَقَالَ مَا أَنَا بِأَحَقَّ، بِهَذَا الْفَىْءِ مِنْكُمْ وَمَا أَحَدٌ مِنَّا بِأَحَقَّ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ أَنَّا عَلَى مَنَازِلِنَا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَقَسْمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَالرَّجُلُ وَقِدَمُهُ وَالرَّجُلُ وَبَلاَؤُهُ وَالرَّجُلُ وَعِيَالُهُ وَالرَّجُلُ وَحَاجَتُهُ .
Bize en-Nüfeylî anlattı; bize Muhammed b. Seleme anlattı; Muhammed b. İshak’tan; Muhammed b. Amr b. Atâ’dan; Mâlik b. Evs b. el-Hadesân’dan; dedi ki: Ömer b. el-Hattâb bir gün fey (savaşsız elde edilen düşman malı) konusunu andı ve şöyle dedi: “Ben bu fey malları üzerinde sizden daha çok hak sahibi değilim. Hiçbirimiz bir diğerimizden daha çok hak sahibi değildir. Ancak bizler, Allah Azze ve Celle’nin Kitabı’ndaki yerimize ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in taksimatına göre (pay alırız). Kişi, İslam’daki önceliği (kıdem)ne göre; kişi, (cihad ve hizmetteki) başarısı (belâ)na göre; kişi, aile fertleri (iyâl)ne göre ve kişi ihtiyacına göredir (taksimatta bunlar esas alınır).”
2951. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ زَيْدِ بْنِ أَبِي الزَّرْقَاءِ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، دَخَلَ عَلَى مُعَاوِيَةَ فَقَالَ حَاجَتُكَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ فَقَالَ عَطَاءُ الْمُحَرَّرِينَ فَإِنِّي رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوَّلَ مَا جَاءَهُ شَىْءٌ بَدَأَ بِالْمُحَرَّرِينَ .
Bize Hârûn b. Zeyd b. Ebî ez-Zerkâ anlattı; bize babam anlattı; bize Hişâm b. Sa’d anlattı; Zeyd b. Eslem’den; Abdullah b. Ömer’in Muâviye’nin yanına girdiğini (ve Muâviye’nin ona): “Bir ihtiyacın mı var ey Ebû Abdurrahman?” dediğini (bildirdi). (İbn Ömer) şöyle dedi: “(İhtiyacım) azatlıların (muharrerîn) maaşlarıdır. Çünkü ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i, kendisine bir şey (mal) ulaştığında ilk önce azatlılardan başlarken gördüm.”
2952. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، أَخْبَرَنَا عِيسَى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نِيَارٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عَنْهَا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أُتِيَ بِظَبْيَةٍ فِيهَا خَرَزٌ فَقَسَمَهَا لِلْحُرَّةِ وَالأَمَةِ . قَالَتْ عَائِشَةُ كَانَ أَبِي رضى الله عنه يَقْسِمُ لِلْحُرِّ وَالْعَبْدِ .
Bize İbrâhim b. Mûsâ er-Râzî anlattı; bize Îsâ haber verdi; bize İbn Ebî Zi’b anlattı; el-Kāsım b. Abbâs’tan; Abdullah b. Niyâr’dan; Urve’den; Âişe radıyallahu anhâ’dan; (rivayet edildiğine göre): Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e içinde boncuk (gibi süs eşyaları) bulunan bir deri/kesre getirildi. (Peygamber) bunu hür kadın ile cariye arasında (ayrım yapmadan) paylaştırdı. Âişe dedi ki: Babam (Ebû Bekir) radıyallahu anh da hür ile köle arasında (ayrım yapmadan) paylaştırırdı.
2953. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُصَفَّى، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الْمُغِيرَةِ، جَمِيعًا عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَتَاهُ الْفَىْءُ قَسَمَهُ فِي يَوْمِهِ فَأَعْطَى الآهِلَ حَظَّيْنِ وَأَعْطَى الْعَزَبَ حَظًّا . زَادَ ابْنُ الْمُصَفَّى فَدُعِينَا وَكُنْتُ أُدْعَى قَبْلَ عَمَّارٍ فَدُعِيتُ فَأَعْطَانِي حَظَّيْنِ وَكَانَ لِي أَهْلٌ ثُمَّ دُعِيَ بَعْدِي عَمَّارُ بْنُ يَاسِرٍ فَأَعْطَى لَهُ حَظًّا وَاحِدًا .
Bize Saîd b. Mansûr anlattı; bize Abdullah b. Mübârek anlattı; (H) ve bize İbnü’l-Musaffâ anlattı; dedi ki: Bize Ebü’l-Mugîre anlattı; hepsi Safvân b. Amr’dan; Abdurrahman b. Cübeyr b. Nüfeyr’den; babasından; Avf b. Mâlik’ten; (rivayet edildiğine göre): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e fey malları ulaştığında onları aynı gün paylaştırırdı. Evli olanlara (âhil) iki pay, bekâr olanlara (azeb) ise bir pay verirdi. —İbnü’l-Musaffâ (rivayetine şunu da) ekledi:— (Bir seferinde) çağrıldık. Ben Ammâr’dan önce çağrılmıştım. Çağrıldığımda bana iki pay verdi; çünkü evliydim. Benden sonra Ammâr b. Yâsir çağrıldı ve ona bir pay verdi.
2954. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ جَعْفَرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " أَنَا أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ مَنْ تَرَكَ مَالاً فَلأَهْلِهِ وَمَنْ تَرَكَ دَيْنًا أَوْ ضَيَاعًا فَإِلَىَّ وَعَلَىَّ " .
Bize Muhammed b. Kesîr haber verdi; bize Süfyân anlattı; Ca’fer’den (es-Sâdık); babasından (Muhammed el-Bâkır); Cabir b. Abdullah’tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyururdu: “Ben müminlere kendi nefislerinden daha evlayım (yakınım). Kim (ölen birinden) mal bırakırsa, o (mirasçı olan) ailesinedir. Kim de borç veya (sahipsiz, bakıma muhtaç) bir aile (dayâ’) bırakırsa, o bana aittir ve (bakımı/ödenmesi) benim üzerimedir.”
2955. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ تَرَكَ مَالاً فَلِوَرَثَتِهِ وَمَنْ تَرَكَ كَلاًّ فَإِلَيْنَا " .
Bize Hafs b. Ömer anlattı; bize Şu’be anlattı; Adî b. Sâbit’ten; Ebû Hâzim’den; Ebû Hüreyre’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim mal bırakırsa, o mirasçılarınadır. Kim de (bakıma muhtaç, güçsüz) bir aile (kell) bırakırsa, o bize aittir.”
2956. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ " أَنَا أَوْلَى بِكُلِّ مُؤْمِنٍ مِنْ نَفْسِهِ فَأَيُّمَا رَجُلٍ مَاتَ وَتَرَكَ دَيْنًا فَإِلَىَّ وَمَنْ تَرَكَ مَالاً فَلِوَرَثَتِهِ " .
Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; bize Abdurrezzâk anlattı; Ma’mer’den; Zührî’den; Ebû Seleme’den; Câbir b. Abdullah’tan; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den; (rivayet edildiğine göre) şöyle buyururdu: “Ben her mümin için kendi nefsinden daha evlayım (yakınım). Kim (ödeyemeyeceği) bir borç bırakarak ölürse, o (borç) bana aittir (ben öderim). Kim de mal bırakırsa o mirasçılarınadır.”
2957. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عُرِضَهُ يَوْمَ أُحُدٍ وَهُوَ ابْنُ أَرْبَعَ عَشْرَةَ فَلَمْ يُجِزْهُ وَعُرِضَهُ يَوْمَ الْخَنْدَقِ وَهُوَ ابْنُ خَمْسَ عَشْرَةَ سَنَةً فَأَجَازَهُ .
Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; bize Yahyâ anlattı; Ubeydullah’tan; Nâfi’ bana haber verdi; İbn Ömer’den; (rivayet edildiğine göre): Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Uhud günü o (İbn Ömer) henüz on dört yaşındayken kendisini (orduya kabul için) arz u muayene etti de [savaşa katılmasına] izin vermedi. Hendek günü ise o on beş yaşındayken (tekrar) arz u muayene etti ve bu defa izin verdi.
2958. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي الْحَوَارِيِّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمُ بْنُ مُطَيْرٍ، - شَيْخٌ مِنْ أَهْلِ وَادِي الْقُرَى - قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي مُطَيْرٌ أَنَّهُ خَرَجَ حَاجًّا حَتَّى إِذَا كَانَ بِالسُّوَيْدَاءِ إِذَا أَنَا بِرَجُلٍ قَدْ جَاءَ كَأَنَّهُ يَطْلُبُ دَوَاءً وَحُضُضًا فَقَالَ أَخْبَرَنِي مَنْ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ وَهُوَ يَعِظُ النَّاسَ وَيَأْمُرُهُمْ وَيَنْهَاهُمْ فَقَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ خُذُوا الْعَطَاءَ مَا كَانَ عَطَاءً فَإِذَا تَجَاحَفَتْ قُرَيْشٌ عَلَى الْمُلْكِ وَكَانَ عَنْ دِينِ أَحَدِكُمْ فَدَعُوهُ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَرَوَاهُ ابْنُ الْمُبَارَكِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ سُلَيْمِ بْنِ مُطَيْرٍ .
Bize Ahmed b. Ebi’l-Havârî anlattı; bize Vâdi’l-Kurâ ehlinden bir şeyh olan Süleym b. Mutayr anlattı; (dedi ki): Bana babam Mutayr anlattı ki kendisi hac için yola çıkmış, Süveydâ’ya vardığında ilaca ve hudada (bir tür bitki özü) ihtiyaç duyan bir adamla karşılaşmış. (O kişi) dedi ki: Bana, Veda Haccı’nda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i insanlara öğüt verirken, onlara (bazı şeyleri) emreder ve yasaklarken işiten biri haber verdi ki (şöyle buyurmuştur): “Ey insanlar! (Devletten gelen) ihsan (atıf/maaş), ihsan olduğu sürece onu alın. Ancak Kureyş mülkiyet (iktidar) uğruna birbirine girdiğinde ve bu (ihsan) sizin dininiz karşılığında (bir rüşvet) haline geldiğinde, onu terk edin!” Ebû Dâvûd dedi ki: Bunu İbnü’l-Mübârek de Muhammed b. Yesâr’dan, o da Süleym b. Mutayr’dan rivayet etmiştir.
2959. Hadis
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمُ بْنُ مُطَيْرٍ، - مِنْ أَهْلِ وَادِي الْقُرَى - عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ قَالَ سَمِعْتُ رَجُلاً، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَجَّةِ الْوَدَاعِ فَأَمَرَ النَّاسَ وَنَهَاهُمْ ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ هَلْ بَلَّغْتُ " . قَالُوا اللَّهُمَّ نَعَمْ . ثُمَّ قَالَ " إِذَا تَجَاحَفَتْ قُرَيْشٌ عَلَى الْمُلْكِ فِيمَا بَيْنَهَا وَعَادَ الْعَطَاءُ أَوْ كَانَ رُشًا فَدَعُوهُ " . فَقِيلَ مَنْ هَذَا قَالُوا هَذَا ذُو الزَّوَائِدِ صَاحِبُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Hişâm b. Ammâr anlattı; bize Vâdi’l-Kurâ ehlinden Süleym b. Mutayr, babasından anlattı; o (Mutayr) ona (Süleym’e) şöyle demiştir: Bir adamın şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i Veda Haccı’nda (insanlara hitap ederken) işittim; insanlara (bazı şeyleri) emretti ve yasakladı, sonra da: “Allah’ım, tebliğ ettim mi?” buyurdu. Oradakiler: “Allah’ım, evet!” dediler. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Kureyş mülkiyet (iktidar) için kendi arasında birbirine girdiğinde, ihsan (devlet maaşı) geri döndüğünde (verilmez olduğunda) veya rüşvet haline geldiğinde onu terk edin!” (Anlatan Mutayr dedi ki): “Bu kimdir?” diye soruldu, “Bu, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından Zü’z-Zevâid’dir” dediler.
2960. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، - يَعْنِي ابْنَ سَعْدٍ - حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّ جَيْشًا، مِنَ الأَنْصَارِ كَانُوا بِأَرْضِ فَارِسَ مَعَ أَمِيرِهِمْ وَكَانَ عُمَرُ يُعْقِبُ الْجُيُوشَ فِي كُلِّ عَامٍ فَشُغِلَ عَنْهُمْ عُمَرُ فَلَمَّا مَرَّ الأَجَلُ قَفَلَ أَهْلُ ذَلِكَ الثَّغْرِ فَاشْتَدَّ عَلَيْهِمْ وَتَوَاعَدَهُمْ وَهُمْ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا عُمَرُ إِنَّكَ غَفَلْتَ عَنَّا وَتَرَكْتَ فِينَا الَّذِي أَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ إِعْقَابِ بَعْضِ الْغَزِيَّةِ بَعْضًا .
Bize Mûsâ b. İsmâil anlattı; bize İbrâhim —yani İbn Sa’d— anlattı; bize İbn Şihâb (ez-Zührî), Abdullah b. Ka’b b. Mâlik el-Ensârî’den anlattı: (İbn Şihâb dedi ki): Ensâr’dan bir ordu emirleriyle birlikte İran topraklarındaydı. Ömer (b. el-Hattâb) her yıl orduları (nöbetleşe) geri çekip takviye ederdi (münavebe uygulardı). (Bir keresinde) Ömer onlar (orduyla) ilgilenmeyi unuttu (onların süresi geçti). Süre dolduğunda o sınır boyundaki halk (ordu) geri döndü. Ömer onlara karşı sertleşti ve onları (cezalandırmakla) tehdit etti. Halbuki onlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabıydı. Bunun üzerine dediler ki: “Ey Ömer! Sen bizden gafil kaldın (bizi unuttun) ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in emrettiği, gazilerin (cephedekilerin) birbirini takip ederek (nöbetleşe) geri çekilmesi uygulamasını bizde terk ettin.”
2961. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَائِذٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنِي فِيمَا، حَدَّثَهُ ابْنٌ لِعَدِيِّ بْنِ عَدِيٍّ الْكِنْدِيِّ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ، كَتَبَ إِنَّ مَنْ سَأَلَ عَنْ مَوَاضِعِ الْفَىْءِ، فَهُوَ مَا حَكَمَ فِيهِ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رضى الله عنه فَرَآهُ الْمُؤْمِنُونَ عَدْلاً مُوَافِقًا لِقَوْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " جَعَلَ اللَّهُ الْحَقَّ عَلَى لِسَانِ عُمَرَ وَقَلْبِهِ " . فَرَضَ الأَعْطِيَةَ وَعَقَدَ لأَهْلِ الأَدْيَانِ ذِمَّةً بِمَا فُرِضَ عَلَيْهِمْ مِنَ الْجِزْيَةِ لَمْ يَضْرِبْ فِيهَا بِخُمُسٍ وَلاَ مَغْنَمٍ .
Bize Mahmûd b. Hâlid anlattı; bize Muhammed b. Âiz anlattı; bize el-Velîd anlattı; bize Îsâ b. Yûnus anlattı; Adî b. Adî el-Kindî’nin bir oğlu bana şunları anlattı: Ömer b. Abdülaziz şöyle yazmıştır: Fey’in (devlete ait malların ve arazilerin) nerelere sarf edileceğini soran kişi bilsin ki; bu konu Ömer b. el-Hattâb (radıyallâhu anh)’ın hükmettiği ve müminlerin de Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in: “Allah hakikati Ömer’in diline ve kalbine yerleştirmiştir” buyruğuna uygun bir adalet olarak gördükleri şeydir. O (Ömer b. el-Hattâb), ihsanları (maaş ve atıfları) bir sisteme bağlayıp taksim etmiş; din mensupları (eh-i kitap) için de üzerlerine farz kılınan cizye karşılığında bir zimmet (güvence) akdi yapmıştır. O (fey arazileri ve cizye) üzerinde ne beşte bir (humus) ne de (savunma dışı elde edilen) ganimet uygulaması yapmamıştır (yani onları taşınır ganimet gibi bölüştürmemiştir).
2962. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ مَكْحُولٍ، عَنْ غُضَيْفِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ اللَّهَ وَضَعَ الْحَقَّ عَلَى لِسَانِ عُمَرَ يَقُولُ بِهِ " .
Bize Ahmed b. Yûnus anlattı; bize Züheyir anlattı; bize Muhammed b. İshâk, Makbul’den; o Gudayf b. el-Hâris’ten; o da Ebü Zer’den (radıyallâhu anh) naklettiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Şüphesiz Allah, hakkı Ömer’in diline (yerleştirmiştir), o hakla konuşur.”
2963. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ الْمَعْنَى، قَالاَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ عُمَرَ الزَّهْرَانِيُّ، حَدَّثَنِي مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ عُمَرُ حِينَ تَعَالَى النَّهَارُ فَجِئْتُهُ فَوَجَدْتُهُ جَالِسًا عَلَى سَرِيرٍ مُفْضِيًا إِلَى رِمَالِهِ فَقَالَ حِينَ دَخَلْتُ عَلَيْهِ يَا مَالُ إِنَّهُ قَدْ دَفَّ أَهْلُ أَبْيَاتٍ مِنْ قَوْمِكَ وَإِنِّي قَدْ أَمَرْتُ فِيهِمْ بِشَىْءٍ فَاقْسِمْ فِيهِمْ . قُلْتُ لَوْ أَمَرْتَ غَيْرِي بِذَلِكَ . فَقَالَ خُذْهُ . فَجَاءَهُ يَرْفَأُ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ لَكَ فِي عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ بْنِ الْعَوَّامِ وَسَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ قَالَ نَعَمْ . فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا ثُمَّ جَاءَهُ يَرْفَأُ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ هَلْ لَكَ فِي الْعَبَّاسِ وَعَلِيٍّ قَالَ نَعَمْ . فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا فَقَالَ الْعَبَّاسُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا - يَعْنِي عَلِيًّا - فَقَالَ بَعْضُهُمْ أَجَلْ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنَهُمَا وَارْحَمْهُمَا . قَالَ مَالِكُ بْنُ أَوْسٍ خُيِّلَ إِلَىَّ أَنَّهُمَا قَدَّمَا أُولَئِكَ النَّفَرَ لِذَلِكَ . فَقَالَ عُمَرُ رَحِمَهُ اللَّهُ اتَّئِدَا . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أُولَئِكَ الرَّهْطِ فَقَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . قَالُوا نَعَمْ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى عَلِيٍّ وَالْعَبَّاسِ رضى الله عنهما فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . فَقَالاَ نَعَمْ . قَالَ فَإِنَّ اللَّهَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم بِخَاصَّةٍ لَمْ يَخُصَّ بِهَا أَحَدًا مِنَ النَّاسِ فَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى { وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ وَلَكِنَّ اللَّهَ يُسَلِّطُ رُسُلَهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ } وَكَانَ اللَّهُ أَفَاءَ عَلَى رَسُولِهِ بَنِي النَّضِيرِ فَوَاللَّهِ مَا اسْتَأْثَرَ بِهَا عَلَيْكُمْ وَلاَ أَخَذَهَا دُونَكُمْ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْخُذُ مِنْهَا نَفَقَةَ سَنَةٍ أَوْ نَفَقَتَهُ وَنَفَقَةَ أَهْلِهِ سَنَةً وَيَجْعَلُ مَا بَقِيَ أُسْوَةَ الْمَالِ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى أُولَئِكَ الرَّهْطِ فَقَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى الْعَبَّاسِ وَعَلِيٍّ رضى الله عنهما فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ هَلْ تَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ . فَلَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجِئْتَ أَنْتَ وَهَذَا إِلَى أَبِي بَكْرٍ تَطْلُبُ أَنْتَ مِيرَاثَكَ مِنِ ابْنِ أَخِيكَ وَيَطْلُبُ هَذَا مِيرَاثَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ رَحِمَهُ اللَّهُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ فَوَلِيَهَا أَبُو بَكْرٍ فَلَمَّا تُوُفِّيَ أَبُو بَكْرٍ قُلْتُ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَوَلِيُّ أَبِي بَكْرٍ فَوَلِيتُهَا مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ أَلِيَهَا فَجِئْتَ أَنْتَ وَهَذَا وَأَنْتُمَا جَمِيعٌ وَأَمْرُكُمَا وَاحِدٌ فَسَأَلْتُمَانِيهَا فَقُلْتُ إِنْ شِئْتُمَا أَنْ أَدْفَعَهَا إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ أَنْ تَلِيَاهَا بِالَّذِي كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلِيهَا فَأَخَذْتُمَاهَا مِنِّي عَلَى ذَلِكَ ثُمَّ جِئْتُمَانِي لأَقْضِيَ بَيْنَكُمَا بِغَيْرِ ذَلِكَ وَاللَّهِ لاَ أَقْضِي بَيْنَكُمَا بِغَيْرِ ذَلِكَ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَرُدَّاهَا إِلَىَّ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ إِنَّمَا سَأَلاَهُ أَنْ يَكُونَ يُصَيِّرُهُ بَيْنَهُمَا نِصْفَيْنِ لاَ أَنَّهُمَا جَهِلاَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . فَإِنَّهُمَا كَانَا لاَ يَطْلُبَانِ إِلاَّ الصَّوَابَ . فَقَالَ عُمَرُ لاَ أُوقِعُ عَلَيْهِ اسْمَ الْقَسْمِ أَدَعُهُ عَلَى مَا هُوَ عَلَيْهِ .
Bize el-Hasen b. Alî ve Muhammed b. Yahyâ b. Fâris (anlamca ortak olarak) anlattılar; dediler ki: Bize Bişr b. Ömer ez-Zehrânî anlattı; bize Mâlik b. Enes, İbn Şihâb’dan anlattı; o Mâlik b. Evs b. el-Hadesân’dan şöyle nakletmiştir: Günün yükseldiği (kuşluk) bir vakitte Ömer (b. el-Hattâb) bana (haber) gönderdi. Yanına gittim; onu, üzerine sergi serilmiş bir sedirin (karyolanın) üzerinde oturur halde buldum. Yanına girdiğimde şöyle dedi: “Ey Mâl (Mâlik’in kısaltması)! Senin kavminden bazı aileler (ihtiyaç içinde) çıkageldiler. Onlar için bir miktar bir şeyin (verilmesini) emrettim, onu aralarında taksim et!” Ben: “Bu iş için benden başkasını görevlendirseniz?” deyince, “Onu al (ve yap)!” dedi. O sırada (Ömer’in yardımcısı) Yerfa’ geldi ve: “Ey müminlerin emiri! Osman b. Affân, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. el-Avvâm ve Sa’d b. Ebî Vakkâs’ı içeri kabul eder misin?” dedi. Ömer: “Evet” cevabını verdi. Onlara izin verdi, içeri girdiler. Sonra Yerfa’ tekrar geldi ve: “Ey müminlerin emiri! Abbâs ve Alî’yi de kabul eder misin?” dedi. “Evet” dedi. Onlara da izin verdi ve içeri girdiler. Abbâs: “Ey müminlerin emiri! Benimle şu —Alî’yi kastederek— şahıs arasında hüküm ver!” dedi. Oradakilerden bazıları: “Evet ey müminlerin emiri, aralarında hüküm ver ve onlara merhamet et!” dediler. Mâlik b. Evs dedi ki: “Bana öyle geldi ki, o (Osman ve arkadaşları olan) topluluk bu iş için (aracı olarak) önceden getirilmişlerdi.” Ömer (rahimehullâh): “Yavaş olun (acele etmeyin)!” dedi. Sonra o topluluğa dönüp şöyle dedi: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına size soruyorum; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ‘Biz miras bırakmayız; arkamızda bıraktığımız her şey sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” Onlar: “Evet” dediler. Sonra Alî ve Abbâs’a (radıyallâhu anhumâ) dönüp: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına size soruyorum; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ‘Biz miras bırakmayız; arkamızda bıraktığımız her şey sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” dedi. Onlar da: “Evet” dediler. Ömer devamla şöyle dedi: “Şüphesiz Allah, Resûlü’ne sallallâhu aleyhi ve sellem, insanlardan hiç kimseye vermediği özel bir imtiyaz tanımış ve: ‘Allah’ın, o (kent halklarından) elçisine verdiği fey’e gelince; siz bunun üzerine ne at sürdünüz ne de deve. Fakat Allah elçilerini dilediği kimselerin üzerine musallat kılar. Allah her şeye kadirdir’ (Haşr, 6) buyurmuştur. Allah, Benû Nadîr mallarını Resûlü’ne fey olarak vermişti. Vallahi o kimseden (size karşı) bir şeyi sakınmadı ve onları tek başına sahiplenmedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu mallardan ailesinin yıllık geçimini alır veya bir yıllık geçimini ayırır, kalanını da kamu malı (beytülmal) hükmünde kılardı.” Sonra o topluluğa dönüp tekrar: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına size soruyorum; bunu biliyor musunuz?” dedi. “Evet” dediler. Ardından Abbâs ve Alî’ye (radıyallâhu anhumâ) dönerek: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına size soruyorum; bunu ikiniz de biliyor musunuz?” dedi. İkisi de: “Evet” dediler. Ömer sözünü şöyle tamamladı: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dar-ı bekaya irtihal edince Ebû Bekir: ‘Ben Resûlullah’ın halifesiyim’ dedi. Sen (Abbâs) ve bu (Alî) Ebû Bekir’e geldiniz; sen kardeşinin oğlundan (Resûlullah’tan) düşen mirasını, bu (Alî) ise eşinin babasından (Peygamber’den) düşen mirasını istiyordu. Ebû Bekir (rahimehullâh) ise: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Biz miras bırakmayız; arkamızda bıraktığımız her şey sadakadır’ buyurdu’ dedi. Allah biliyor ki o (Ebû Bekir), bu sözünde sadık, vefalı, doğru yolda ve hakka tâbi biriydi. Ebû Bekir (o malları yönetme) görevini üstlendi. O vefat edince de ben: ‘Ben Resûlullah’ın ve Ebû Bekir’in halifesiyim’ dedim. Allah’ın dilediği kadar o görevi ben yürüttüm. Sonra ikiniz (Abbâs ve Alî) beraberce, davalarınız bir olarak bana geldiniz ve o malları (yönetimini) benden talep ettiniz. Ben size: ‘Eğer isterseniz, Resûlullah’ın yürüttüğü şekilde yürütmeniz şartıyla ve bu hususta Allah’a söz vermeniz kaydıyla onu size teslim ederim’ dedim. Siz de onu bu şartla benden aldınız. Şimdi ise benden, bunun (bu şartın) dışında bir hüküm vermemi istiyorsunuz. Vallahi, kıyamet kopana dek aranızda bunun dışında bir hüküm vermeyeceğim. Eğer o işi (yönetimini) yapmaktan aciz kalırsanız, onu bana geri verin!” Ebû Dâvûd dedi ki: Onlar (Hz. Alî ve Abbâs) ondan (Ömer’den), malların mülkiyetini miras olarak bölüştürmesini değil; sadece yönetimi aralarında ikiye ayırmasını (taksim etmesini) talep etmişlerdi. Yoksa onlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘Biz miras bırakmayız; bıraktığımız sadakadır’ buyurduğunu bilmiyor değillerdi; onlar sadece (yönetimde) doğru olanı arıyorlardı. Ömer ise: “Buna ‘taksim’ adını vermem; onu olduğu üzere (bir bütün olarak) bırakırım” demişti.
2964. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ ثَوْرٍ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ، بِهَذِهِ الْقِصَّةِ قَالَ وَهُمَا - يَعْنِي عَلِيًّا وَالْعَبَّاسَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا - يَخْتَصِمَانِ فِيمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَمْوَالِ بَنِي النَّضِيرِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَرَادَ أَنْ لاَ يُوقِعَ عَلَيْهِ اسْمَ قَسْمٍ .
Bize Muhammed b. Ubeyd anlattı; bize Muhammed b. Sevr, Ma’mer’den; o ez-Zührî’den; o da Mâlik b. Evs’ten bu (üstteki) kıssayı (şu farkla) rivayet etti: Dedi ki: O ikisi —yani Alî ve Abbâs radıyallâhu anhumâ— Allah’ın Resûlü’ne Benû Nadîr mallarından fey olarak verdiği şey hakkında (yönetim yönüyle) birbirleriyle davalaşıyorlardı. Ebû Dâvûd dedi ki: (Ömer) buna ‘taksim’ adını vermemeyi (yani onu bölüştürmeyip ortak yönetimde bırakmayı) murat etmişti.
2965. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ، - الْمَعْنَى - أَنَّ سُفْيَانَ بْنَ عُيَيْنَةَ، أَخْبَرَهُمْ عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ كَانَتْ أَمْوَالُ بَنِي النَّضِيرِ مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِمَّا لَمْ يُوجِفِ الْمُسْلِمُونَ عَلَيْهِ بِخَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ كَانَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَالِصًا يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ - قَالَ ابْنُ عَبْدَةَ يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ قُوتَ سَنَةٍ - فَمَا بَقِيَ جُعِلَ فِي الْكُرَاعِ وَعُدَّةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ ابْنُ عَبْدَةَ فِي الْكُرَاعِ وَالسِّلاَحِ .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe ve Ahmed b. Abde (anlamca ortak olarak) anlattılar; Süfyân b. Uyeyne onlara Amr b. Dînâr’dan haber vermiş; o ez-Zührî’den; o Mâlik b. Evs b. el-Hadesân’dan; o da Ömer’den (radıyallâhu anh) şöyle nakletmiştir: Benû Nadîr malları, Müslümanların üzerine at ve deve sürerek elde etmedikleri (savaşsız kazanılan), Allah’ın Resûlü’ne fey olarak verdiği mallardandır. Bunlar doğrudan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e aitti. Ailesinin geçimi için ondan harcardı —İbn Abde (rivayetinde) ‘ailesinin bir yıllık yiyeceğini harcardı’ dedi— geriye kalanı ise savaş atları edinmede ve Allah (azz u celle) yolunda (gerekli olan) teçhizat için ayırırdı. İbn Abde (rivayetinde) ‘atlar ve silahlar için’ dedi.
2966. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا أَيُّوبُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ قَالَ عُمَرُ { وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ } . قَالَ الزُّهْرِيُّ قَالَ عُمَرُ هَذِهِ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً قُرَى عُرَيْنَةَ فَدَكَ وَكَذَا وَكَذَا { مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ } وَ لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ وَالَّذِينَ تَبَوَّءُوا الدَّارَ وَالإِيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ . وَالَّذِينَ جَاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ فَاسْتَوْعَبَتْ هَذِهِ الآيَةُ النَّاسَ فَلَمْ يَبْقَ أَحَدٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ إِلاَّ لَهُ فِيهَا حَقٌّ . قَالَ أَيُّوبُ أَوْ قَالَ حَظٌّ إِلاَّ بَعْضَ مَنْ تَمْلِكُونَ مِنْ أَرِقَّائِكُمْ .
Bize Müsedded anlattı; bize İsmâil b. İbrâhim anlattı; bize Eyyûb, ez-Zührî’den haber verdi; (ez-Zührî) dedi ki: Ömer: “Allah’ın, o (kent halklarından) elçisine verdiği fey’e gelince; siz bunun üzerine ne at sürdünüz ne de deve...” (Haşr, 6) ayetini (okudu). ez-Zührî dedi ki: Ömer şöyle buyurdu: “Bu ayet (ve bu mallar) münhasıran Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e aitti; bunlar (Ureyne/Arîne köyleri), Fedek ve şurası burasıydı. (Daha sonra gelen) ‘Allah’ın (fethedilen) memleketler halkından Resûlü’ne nasip ettiği fey; Allah’a, Resûlü’ne, akrabalık bağı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir...’ (Haşr, 7), ‘(Bu mallar) yurtlarından ve mallarından çıkarılan fakirlere (muhacirlere) aittir...’ (Haşr, 8), ‘Onlardan önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine yerleştirenler/Ensar) içindir...’ (Haşr, 9) ve ‘Onlardan sonra gelenler içindir...’ (Haşr, 10) ayetleri ise (fey’in kapsamına) bütün insanları dâhil etmiştir. Öyle ki Müslümanlardan, bu mallarda hakkı bulunmayan hiç kimse kalmamıştır.” Eyyûb (rivayetinde) ‘veya payı/nasibi bulunmayan (hiç kimse kalmamıştır)’ dedi. (Ömer devamla): “Ancak sahip olduğunuz köleleriniz (bundan) müstesnadır” buyurdu.
2967. Hadis
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، ح وَحَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، ح وَحَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا صَفْوَانُ بْنُ عِيسَى، - وَهَذَا لَفْظُ حَدِيثِهِ - كُلُّهُمْ عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ بْنِ الْحَدَثَانِ، قَالَ كَانَ فِيمَا احْتَجَّ بِهِ عُمَرُ رضى الله عنه أَنَّهُ قَالَ كَانَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثُ صَفَايَا بَنُو النَّضِيرِ وَخَيْبَرُ وَفَدَكُ فَأَمَّا بَنُو النَّضِيرِ فَكَانَتْ حُبْسًا لِنَوَائِبِهِ وَأَمَّا فَدَكُ فَكَانَتْ حُبْسًا لأَبْنَاءِ السَّبِيلِ وَأَمَّا خَيْبَرُ فَجَزَّأَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَلاَثَةَ أَجْزَاءٍ جُزْءَيْنِ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ وَجُزْءًا نَفَقَةً لأَهْلِهِ فَمَا فَضَلَ عَنْ نَفَقَةِ أَهْلِهِ جَعَلَهُ بَيْنَ فُقَرَاءِ الْمُهَاجِرِينَ .
Bize Hişâm b. Ammâr anlattı; bize Hâtim b. İsmâil anlattı. (H) Bize Süleymân b. Dâvûd el-Mehrî anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Abdülaziz b. Muhammed haber verdi. (H) Bize Nasr b. Alî anlattı; bize Safvân b. Îsâ anlattı —metin Safvân’ın rivayetidir—; hepsi Üsâme b. Zeyd’den; o ez-Zührî’den; o da Mâlik b. Evs b. el-Hadesân’dan şöyle nakletmiştir: Ömer (radıyallâhu anh)’ın (fey konusundaki) delillerinden biri de şuydu; o (şöyle) demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in üç özel malı (fey’i/safâyâsı) vardı: Benû Nadîr, Hayber ve Fedek. Benû Nadîr (malları), başa gelecek acil ihtiyaçlar için vakfedilmiş (ayrılmış) gibiydi. Fedek ise yolda kalmışlar içindi. Hayber ise; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem orayı üç parçaya bölmüştü. İki parçası Müslümanlar arasında (taksim edilmişti), bir parçası ise ailesinin geçimi içindi. Ailesinin geçiminden artan kısmı ise muhacirlerin fakirlerine sarf ederdi.
2968. Hadis
حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَوْهَبٍ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ عُقَيْلِ بْنِ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَتْ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ رضى الله عنه تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ بِالْمَدِينَةِ وَفَدَكَ وَمَا بَقِيَ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ . فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ مِنْ هَذَا الْمَالِ " . وَإِنِّي وَاللَّهِ لاَ أُغَيِّرُ شَيئًا مِنْ صَدَقَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ حَالِهَا الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهِ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلأَعْمَلَنَّ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه أَنْ يَدْفَعَ إِلَى فَاطِمَةَ عَلَيْهَا السَّلاَمُ مِنْهَا شَيْئًا .
Bize Yezîd b. Hâlid b. Abdullâh b. Mevheb el-Hemdânî anlattı; bize el-Leys b. Sa’d, Ukayl b. Hâlid’den anlattı; o ez-Zührî’den; o Urve b. ez-Zübeyr’den; o da Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in zevcesi Âişe (radıyallâhu anhâ)’dan şöyle nakletmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kızı Fâtıma (aleyhessalâm), Ebû Bekir es-Sıddîk (radıyallâhu anh)’a (haber) gönderip ondan; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Medine’deki fey’inden, Fedek’ten ve Hayber humusu (beşte biri)’nden kalan mirasını talep etti. Ebû Bekir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Biz miras bırakmayız; arkamızda bıraktığımız her şey sadakadır. Muhammed’in ailesi ancak bu maldan (geçimini) yer’ buyurdu. Vallahi ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sadakalarından (vakıf mallarından) hiçbirini; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devrinde bulundukları halden başka bir hale çevirmeyeceğim ve o mallarda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ne yaptıysa ben de mutlaka onu yapacağım” dedi. Böylece Ebû Bekir (radıyallâhu anh), o mallardan Fâtıma’ya (aleyhessalâm) bir şey vermeyi kabul etmedi.
2969. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعَيْبُ بْنُ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ بِهَذَا الْحَدِيثِ قَالَ وَفَاطِمَةُ عَلَيْهَا السَّلاَمُ حِينَئِذٍ تَطْلُبُ صَدَقَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّتِي بِالْمَدِينَةِ وَفَدَكَ وَمَا بَقِيَ مِنْ خُمُسِ خَيْبَرَ . قَالَتْ عَائِشَةُ رضى الله عنها فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ وَإِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ فِي هَذَا الْمَالِ " . يَعْنِي مَالَ اللَّهِ لَيْسَ لَهُمْ أَنْ يَزِيدُوا عَلَى الْمَأْكَلِ .
Bize Amr b. Osmân el-Hımsî anlattı; bize babası anlattı; bize Şuayb b. Ebî Hamza, ez-Zührî’den anlattı; (ez-Zührî dedi ki): Bana Urve b. ez-Zübeyr anlattı ki, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in zevcesi Âişe (radıyallâhu anhâ) kendisine bu hadisi haber vermiştir: (Âişe) dedi ki: Fâtıma (aleyhessalâm) o sırada Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Medine’deki sadakalarını (vakıf mallarını), Fedek’i ve Hayber humusu (beşte biri)’nden kalanları talep ediyordu. Âişe (radıyallâhu anhâ) devamla dedi ki: Ebû Bekir (radıyallâhu anh) ise: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Biz miras bırakmayız; arkamızda bıraktığımız her şey sadakadır. Muhammed’in ailesi ancak bu maldan (geçimini) yer’ buyurdu” dedi. Yani bu, Allah’ın malıdır; onların yeme ihtiyacı dışında (bu mülkiyet üzerinde) bir tasarruf yetkileri yoktur.
2970. Hadis
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ أَبِي يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَخْبَرَتْهُ بِهَذَا الْحَدِيثِ، قَالَ فِيهِ فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه عَلَيْهَا ذَلِكَ وَقَالَ لَسْتُ تَارِكًا شَيْئًا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْمَلُ بِهِ إِلاَّ عَمِلْتُ بِهِ إِنِّي أَخْشَى إِنْ تَرَكْتُ شَيْئًا مِنْ أَمْرِهِ أَنْ أَزِيغَ فَأَمَّا صَدَقَتُهُ بِالْمَدِينَةِ فَدَفَعَهَا عُمَرُ إِلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ رضى الله عنهم فَغَلَبَهُ عَلِيٌّ عَلَيْهَا وَأَمَّا خَيْبَرُ وَفَدَكُ فَأَمْسَكَهُمَا عُمَرُ وَقَالَ هُمَا صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَتَا لِحُقُوقِهِ الَّتِي تَعْرُوهُ وَنَوَائِبِهِ وَأَمْرُهُمَا إِلَى مَنْ وَلِيَ الأَمْرَ . قَالَ فَهُمَا عَلَى ذَلِكَ إِلَى الْيَوْمِ .
Bize Haccâj b. Ebî Ya’kûb anlattı; bize Ya’kûb b. İbrâhim b. Sa’d anlattı; bize babası, Sâlih’ten; o İbn Şihâb’dan şöyle nakletmiştir: Bana Urve haber verdi ki Âişe (radıyallâhu anhâ) kendisine bu hadisi (şöyle) haber vermiştir: (Bunda şu fark vardır): Ebû Bekir (radıyallâhu anh), o (malları vermeyi) ona (Fâtıma kastediliyor) kabul etmedi ve: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yaptığı hiçbir şeyi terk etmeksizin ben de mutlaka yaparım. Şüphesiz ben, eğer onun emrinden bir şeyi terk edersem (doğru yoldan) sapmaktan korkarım” dedi. Resûlullah’ın Medine’deki sadakalarına (vakıflarına) gelince; Ömer onları Alî ve Abbâs (radıyallâhu anhum)’a (yönetimleri için) teslim etti, ancak Alî onlara (yönetimde) galip geldi. Hayber ve Fedek’i ise Ömer (devlet elinde) tuttu ve: “Bunlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sadakalarıdır; bunlar onun (Peygamberlik görevi gereği) karşılaştığı haklar (giderler) ve beklenmedik ihtiyaçlar içindi. Bunların idaresi, iş başına gelen yöneticiye aittir” dedi. (Ravi dedi ki): O ikisi bugün de o hal üzeredir.
2971. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ ثَوْرٍ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، فِي قَوْلِهِ { فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ } قَالَ صَالَحَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَهْلَ فَدَكَ وَقُرًى قَدْ سَمَّاهَا لاَ أَحْفَظُهَا وَهُوَ مُحَاصِرٌ قَوْمًا آخَرِينَ فَأَرْسَلُوا إِلَيْهِ بِالصُّلْحِ قَالَ { فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ } يَقُولُ بِغَيْرِ قِتَالٍ قَالَ الزُّهْرِيُّ وَكَانَتْ بَنُو النَّضِيرِ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم خَالِصًا لَمْ يَفْتَحُوهَا عَنْوَةً افْتَتَحُوهَا عَلَى صُلْحٍ فَقَسَمَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ الْمُهَاجِرِينَ لَمْ يُعْطِ الأَنْصَارَ مِنْهَا شَيْئًا إِلاَّ رَجُلَيْنِ كَانَتْ بِهِمَا حَاجَةٌ .
Bize Muhammed b. Ubeyd anlattı; bize İbn Sevr, Ma’mer’den; o ez-Zührî’den (şöyle nakletmiştir): “...Siz bunun üzerine ne at sürdünüz ne de deve...” (Haşr, 6) ayeti hakkında (ez-Zührî) dedi ki: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem başka bir topluluğu kuşatmışken, Fedek halkı ve (Ma’mer’in) ismini söylediği fakat benim (Muhammed b. Ubeyd) ezberlemediğim bazı köylerin halkı ona barış (teklifi) gönderdiler; Peygamber de onlarla sulh yaptı. Ayette geçen “...ne at sürdünüz ne de deve...” ifadesi, “(buraları) savaşsız (elde ettiniz)” demektir. ez-Zührî dedi ki: Benû Nadîr (malları) da sadece Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e aitti. Orayı kaba kuvvetle (savaşla) fethetmemişler, barış yoluyla elde etmişlerdi. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem burayı muhacirler arasında taksim etti; Ensâr’dan ise ihtiyaç sahibi olan iki adam hariç kimseye bir şey vermedi.
2972. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الْمُغِيرَةِ، قَالَ جَمَعَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ بَنِي مَرْوَانَ حِينَ اسْتُخْلِفَ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَتْ لَهُ فَدَكُ فَكَانَ يُنْفِقُ مِنْهَا وَيَعُودُ مِنْهَا عَلَى صَغِيرِ بَنِي هَاشِمٍ وَيُزَوِّجُ مِنْهَا أَيِّمَهُمْ وَإِنَّ فَاطِمَةَ سَأَلَتْهُ أَنْ يَجْعَلَهَا لَهَا فَأَبَى فَكَانَتْ كَذَلِكَ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى مَضَى لِسَبِيلِهِ فَلَمَّا أَنْ وَلِيَ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه عَمِلَ فِيهَا بِمَا عَمِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي حَيَاتِهِ حَتَّى مَضَى لِسَبِيلِهِ فَلَمَّا أَنْ وَلِيَ عُمَرُ عَمِلَ فِيهَا بِمِثْلِ مَا عَمِلاَ حَتَّى مَضَى لِسَبِيلِهِ ثُمَّ أَقْطَعَهَا مَرْوَانُ ثُمَّ صَارَتْ لِعُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ قَالَ - يَعْنِي عُمَرَ بْنَ عَبْدِ الْعَزِيزِ - فَرَأَيْتُ أَمْرًا مَنَعَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاطِمَةَ عَلَيْهَا السَّلاَمُ لَيْسَ لِي بِحَقٍّ وَأَنَا أُشْهِدُكُمْ أَنِّي قَدْ رَدَدْتُهَا عَلَى مَا كَانَتْ يَعْنِي عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَلِيَ عُمَرُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْخِلاَفَةَ وَغَلَّتُهُ أَرْبَعُونَ أَلْفَ دِينَارٍ وَتُوُفِّيَ وَغَلَّتُهُ أَرْبَعُمِائَةِ دِينَارٍ وَلَوْ بَقِيَ لَكَانَ أَقَلَّ .
Bize Abdullah b. el-Cerrâh anlattı; bize Cerîr, Mugîre’den anlattı; (Mugîre) dedi ki: Ömer b. Abdülaziz halife seçildiğinde Benî Mervan’ı (Mervanoğullarını) topladı ve şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in elinde Fedek (arazisi) vardı. Oradan (ailesinin geçimini) harcar, kalanını Hâşimoğullarının küçüklerine sarf eder ve yetimlerini (bekârlarını) oradan evlendirirdi. Fâtıma, o (araziyi) kendisine vermesini talep ettiğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kabul etmedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hayatında, vefat edene dek orası bu hal üzere kaldı. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) iş başına gelince, o da vefat edene dek orada Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in hayatında yaptığı gibi işlem yaptı. Ömer yönetimi devralınca, o da vefat edene dek her ikisinin yaptığı gibi yaptı. Daha sonra Mervan burayı (kendi mülkü gibi) ikta (tahsis) etti. Sonunda burası (miras yoluyla) Ömer b. Abdülaziz’e ulaştı.” Ömer b. Abdülaziz devamla şöyle dedi: “Ben, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Fâtıma’ya (aleyhessalâm) vermediği bir şeyde hakkım olmadığını gördüm. Sizleri şahit tutuyorum ki; ben orayı tekrar eski haline, yani Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dönemindeki haline geri döndürdüm.” Ebû Dâvûd dedi ki: Ömer b. Abdülaziz halife olduğunda yıllık geliri kırk bin dinardı; vefat ettiğinde ise geliri dört yüz dinara düşmüştü. Eğer daha fazla yaşasaydı bu miktar daha da azalacaktı.
2973. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْفُضَيْلِ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ جُمَيْعٍ، عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ، قَالَ جَاءَتْ فَاطِمَةُ رضى الله عنها إِلَى أَبِي بَكْرٍ رضى الله عنه تَطْلُبُ مِيرَاثَهَا مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ عَلَيْهِ السَّلاَمُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ إِذَا أَطْعَمَ نَبِيًّا طُعْمَةً فَهِيَ لِلَّذِي يَقُومُ مِنْ بَعْدِهِ " .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Muhammed b. el-Fudayl, el-Velîd b. Cumey’den; o da Ebü’t-Tufayl’den şöyle nakletmiştir: Fâtıma (radıyallâhu anhâ) Ebû Bekir (radıyallâhu anh)’a gelip Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den olan mirasını talep etti. Ebû Bekir (aleyhisselâm) şöyle dedi: “Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Şüphesiz Allah (azz u celle) bir peygambere bir nasip (geçimlik/rızık) tayin ettiğinde, o mal kendisinden sonraki yöneticiye (halifeye) aittir (yönetimi ona geçer).’”
2974. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقْتَسِمُ وَرَثَتِي دِينَارًا مَا تَرَكْتُ بَعْدَ نَفَقَةِ نِسَائِي وَمُؤْنَةِ عَامِلِي فَهُوَ صَدَقَةٌ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ " مُؤْنَةِ عَامِلِي " . يَعْنِي أَكَرَةَ الأَرْضِ .
Bize Abdullah b. Mesleme anlattı; Mâlik’ten; o Ebü’z-Zinâd’dan; o el-A’rec’den; o da Ebû Hüreyre’den naklettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Varislerim hiçbir dinarı (miras olarak) bölüşmesinler. Hanımlarımın nafakası ve çalışanımın (idarecimin) ücretinden sonra geriye bıraktığım her şey sadakadır.” Ebû Dâvûd dedi ki: “Çalışanımın ücreti” ifadesinden maksat, arazide çalışan işçilerin (çiftçilerin) giderleridir.
2975. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مَرْزُوقٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي الْبَخْتَرِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ حَدِيثًا، مِنْ رَجُلٍ فَأَعْجَبَنِي فَقُلْتُ اكْتُبْهُ لِي فَأَتَى بِهِ مَكْتُوبًا مُذَبَّرًا دَخَلَ الْعَبَّاسُ وَعَلِيٌّ عَلَى عُمَرَ وَعِنْدَهُ طَلْحَةُ وَالزُّبَيْرُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ وَسَعْدٌ وَهُمَا يَخْتَصِمَانِ فَقَالَ عُمَرُ لِطَلْحَةَ وَالزُّبَيْرِ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ وَسَعْدٍ أَلَمْ تَعْلَمُوا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كُلُّ مَالِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم صَدَقَةٌ إِلاَّ مَا أَطْعَمَهُ أَهْلَهُ وَكَسَاهُمْ إِنَّا لاَ نُورَثُ " . قَالُوا بَلَى . قَالَ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُنْفِقُ مِنْ مَالِهِ عَلَى أَهْلِهِ وَيَتَصَدَّقُ بِفَضْلِهِ ثُمَّ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَوَلِيَهَا أَبُو بَكْرٍ سَنَتَيْنِ فَكَانَ يَصْنَعُ الَّذِي كَانَ يَصْنَعُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . ثُمَّ ذَكَرَ شَيْئًا مِنْ حَدِيثِ مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ .
Bize Amr b. Merzûk anlattı; bize Şu’be, Amr b. Mürre’den haber verdi; o Ebü’l-Bahterî’den şöyle nakletmiştir: Bir adamdan bir hadis işittim, çok hoşuma gitti ve: “Bunu benim için yazıver” dedim. O da bana (hadisi) güzelce yazılmış olarak getirdi: Abbâs ve Alî, yanlarında Talha, Zübeyr, Abdurrahman ve Sa’d varken Ömer’in huzuruna girdiler; ikisi (Abbâs ve Alî mülkiyet konusunda) davalaşıyorlardı. Ömer; Talha, Zübeyr, Abdurrahman ve Sa’d’a şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ‘Peygamber’in ailesine yedirdiği ve giydirdiği dışında bıraktığı bütün malı sadakadır. Biz (Peygamberler) miras bırakmayız’ buyurduğunu bilmiyor musunuz?” Onlar: “Evet (biliyoruz)” dediler. Bunun üzerine (Ömer): “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem malından ailesine harcar, geri kalanını da tasadduk ederdi. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat etti; Ebû Bekir iki yıl bu malların yönetimini üstlendi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yaptığının aynısını yaptı.” (Ravi Ebü’l-Bahterî) daha sonra Mâlik b. Evs hadisinde geçen (diğer) bazı şeyleri zikretti.
2976. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرَدْنَ أَنْ يَبْعَثْنَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ فَيَسْأَلْنَهُ ثُمُنَهُنَّ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لَهُنَّ عَائِشَةُ أَلَيْسَ قَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا فَهُوَ صَدَقَةٌ " .
Bize el-Ka’nebî anlattı; Mâlik’ten; o İbn Şihâb’dan; o Urve’den; o da Âişe (radıyallâhu anhâ)’dan şöyle nakletmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde, Peygamber’in zevceleri Osman b. Affân’ı Ebû Bekir es-Sıddîk’a göndererek ondan, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in (mallarından) kendilerine düşen sekizde bir (miras) paylarını talep etmek istediler. Bunun üzerine Âişe onlara şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Biz miras bırakmayız; arkamızda bıraktığımız her şey sadakadır’ buyurmadı mı?”
2977. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، بِإِسْنَادِهِ نَحْوَهُ قُلْتُ أَلاَ تَتَّقِينَ اللَّهَ أَلَمْ تَسْمَعْنَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا فَهُوَ صَدَقَةٌ وَإِنَّمَا هَذَا الْمَالُ لآلِ مُحَمَّدٍ لِنَائِبَتِهِمْ وَلِضَيْفِهِمْ فَإِذَا مِتُّ فَهُوَ إِلَى مَنْ وَلِيَ الأَمْرَ مِنْ بَعْدِي " .
Bize Muhammed b. Yahyâ b. Fâris anlattı; bize İbrâhim b. Hamza anlattı; bize Hâtim b. İsmâil, Üsâme b. Zeyd’den; o da İbn Şihâb’dan (üstteki hadisin) benzer bir isnadıyla (Âişe’nin şöyle dediğini) nakletmiştir: “Siz Allah’tan korkmuyor musunuz? Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in: ‘Biz miras bırakmayız; arkamızda bıraktığımız her şey sadakadır. Bu mal ancak Muhammed’in ailesinin beklenmedik ihtiyaçları ve misafirleri içindir. Ben vefat edince de bu (malın idaresi) benden sonraki yöneticiye aittir’ buyurduğunu işitmediniz mi?”
2978. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَخْبَرَنِي جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ، أَنَّهُ جَاءَ هُوَ وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ يُكَلِّمَانِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَا قَسَمَ مِنَ الْخُمُسِ بَيْنَ بَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَسَمْتَ لإِخْوَانِنَا بَنِي الْمُطَّلِبِ وَلَمْ تُعْطِنَا شَيْئًا وَقَرَابَتُنَا وَقَرَابَتُهُمْ مِنْكَ وَاحِدَةٌ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا بَنُو هَاشِمٍ وَبَنُو الْمُطَّلِبِ شَىْءٌ وَاحِدٌ " . قَالَ جُبَيْرٌ وَلَمْ يَقْسِمْ لِبَنِي عَبْدِ شَمْسٍ وَلاَ لِبَنِي نَوْفَلٍ مِنْ ذَلِكَ الْخُمُسِ كَمَا قَسَمَ لِبَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ . قَالَ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَقْسِمُ الْخُمُسَ نَحْوَ قَسْمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يُعْطِي قُرْبَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُعْطِيهِمْ . قَالَ وَكَانَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ يُعْطِيهِمْ مِنْهُ وَعُثْمَانُ بَعْدَهُ .
Bize Ubeydullah b. Ömer b. Meysere anlattı; bize Abdurrahman b. Mehdî, Abdullah b. el-Mübârek’ten anlattı; o Yûnus b. Yezîd’den; o ez-Zührî’den şöyle nakletmiştir: Bana Saîd b. el-Müseyyeb haber verdi; bana Cübeyr b. Mut’im haber verdi ki: Kendisi ve Osman b. Affân, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in humusu (beşte biri) Hâşimoğulları ile Muttaliboğulları arasında bölüştürmesi üzerine onunla konuşmaya gelmişler. (Cübeyr b. Mut’im) dedi ki: “Ey Resûlullah! Kardeşlerimiz Muttaliboğullarına (pay) verdin fakat bize hiçbir şey vermedin; halbuki bizim sana olan yakınlığımızla onların sana olan yakınlığı (nesep yönünden) aynıdır.” Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şüphesiz Hâşimoğulları ile Muttaliboğulları bir ve aynı şeydir (onlar cahiliyede de İslam’da da benden ayrılmadılar)” buyurdu. Cübeyr dedi ki: (Peygamber) o humustan, Hâşimoğulları ve Muttaliboğullarına pay ayırdığı gibi Abdüşemsoğullarına ve Nevfeloğullarına pay ayırmadı. (Ravi) devamla dedi ki: Ebû Bekir de humusu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in taksimi gibi bölüştürürdü; ancak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kendi akrabalarına (zî’l-kurbâ) verdiği kadarını onlara vermezdi. Ömer b. el-Hattâb’ın ve ondan sonra Osman’ın da onlara oradan (pay) verdikleri rivayet edilmiştir.
2979. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، حَدَّثَنَا جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَقْسِمْ لِبَنِي عَبْدِ شَمْسٍ وَلاَ لِبَنِي نَوْفَلٍ مِنَ الْخُمُسِ شَيْئًا كَمَا قَسَمَ لِبَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ . قَالَ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَقْسِمُ الْخُمُسَ نَحْوَ قَسْمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ يُعْطِي قُرْبَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَمَا كَانَ يُعْطِيهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ عُمَرُ يُعْطِيهِمْ وَمَنْ كَانَ بَعْدَهُ مِنْهُمْ .
Bize Ubeydullah b. Ömer anlattı; bize Osmân b. Ömer anlattı; bana Yûnus haber verdi; o ez-Zührî’den; o Saîd b. el-Müseyyeb’den; bize Cübeyr b. Mut’im’in şöyle naklettiğini anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem humustan (beşte birden), Hâşimoğulları ve Muttaliboğullarına pay ayırdığı gibi Abdüşemsoğullarına ve Nevfeloğullarına hiçbir şey (pay) ayırmadı. (Saîd b. el-Müseyyeb) dedi ki: Ebû Bekir de humusu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in taksimi gibi bölüştürürdü; ancak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kendi akrabalarına (zî’l-kurbâ) verdiği gibi onlara (o kadar) vermezdi. Ömer ve ondan sonrakiler de onlara (akrabalık payından) verirlerdi.
2980. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَخْبَرَنِي جُبَيْرُ بْنُ مُطْعِمٍ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ خَيْبَرَ وَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَهْمَ ذِي الْقُرْبَى فِي بَنِي هَاشِمٍ وَبَنِي الْمُطَّلِبِ وَتَرَكَ بَنِي نَوْفَلٍ وَبَنِي عَبْدِ شَمْسٍ فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَعُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ حَتَّى أَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَؤُلاَءِ بَنُو هَاشِمٍ لاَ نُنْكِرُ فَضْلَهُمْ لِلْمَوْضِعِ الَّذِي وَضَعَكَ اللَّهُ بِهِ مِنْهُمْ فَمَا بَالُ إِخْوَانِنَا بَنِي الْمُطَّلِبِ أَعْطَيْتَهُمْ وَتَرَكْتَنَا وَقَرَابَتُنَا وَاحِدَةٌ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنَا وَبَنُو الْمُطَّلِبِ لاَ نَفْتَرِقُ فِي جَاهِلِيَّةٍ وَلاَ إِسْلاَمٍ وَإِنَّمَا نَحْنُ وَهُمْ شَىْءٌ وَاحِدٌ " . وَشَبَّكَ بَيْنَ أَصَابِعِهِ .
Bize Müsedded anlattı; bize Huşeym, Muhammed b. İshâk’tan; o ez-Zührî’den; o Saîd b. el-Müseyyeb’den; bana Cübeyr b. Mut’im’in şöyle haber verdiğini anlattı: Hayber (fethi) günü gelince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem akrabalık payını (zî’l-kurbâ sehimini) Hâşimoğulları ile Muttaliboğullarına ayırdı; Nevfeloğulları ile Abdüşemsoğullarını ise bıraktı (onlara pay vermedi). Bunun üzerine ben ve Osman b. Affân, beraberce Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına gidip şöyle dedik: “Ey Resûlullah! Hâşimoğullarının durumu malum; Allah’ın seni onların arasından çıkarması sebebiyle onların faziletini (üstünlüğünü) inkâr etmiyoruz. Ancak kardeşlerimiz Muttaliboğullarına (pay) verip de bizi bırakmandaki sebep nedir? Halbuki bizim (sana olan) yakınlığımız birdir (aynıdır).” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben ve Muttaliboğulları ne cahiliyede ne de İslam’da birbirimizden ayrılmadık. Biz ve onlar ancak bir ve aynı şeyiz” buyurdu ve parmaklarını birbirine kenetledi.
2981. Hadis
حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ صَالِحٍ، عَنِ السُّدِّيِّ، فِي ذِي الْقُرْبَى قَالَ هُمْ بَنُو عَبْدِ الْمُطَّلِبِ .
Bize Hüseyn b. Alî el-İclî anlattı; bize Vekî’, el-Hasen b. Sâlih’ten; o da es-Süddî’den naklettiğine göre (Süddî), akrabalık payı (zî’l-kurbâ) hakkında: “Onlar Abdülmuttaliboğullarıdır” demiştir.
2982. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي يَزِيدُ بْنُ هُرْمُزَ، أَنَّ نَجْدَةَ الْحَرُورِيَّ، حِينَ حَجَّ فِي فِتْنَةِ ابْنِ الزُّبَيْرِ أَرْسَلَ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَسْأَلُهُ عَنْ سَهْمِ ذِي الْقُرْبَى وَيَقُولُ لِمَنْ تَرَاهُ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لِقُرْبَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَسَمَهُ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ كَانَ عُمَرُ عَرَضَ عَلَيْنَا مِنْ ذَلِكَ عَرْضًا رَأَيْنَاهُ دُونَ حَقِّنَا فَرَدَدْنَاهُ عَلَيْهِ وَأَبَيْنَا أَنْ نَقْبَلَهُ .
Bize Ahmed b. Sâlih anlattı; bize Anbese anlattı; bize Yûnus, İbn Şihâb’dan anlattı; bana Yezîd b. Hürmüz haber verdi ki: Necde el-Harûrî, İbnü’z-Zübeyr fitnesi (zamanı) hac yaptığında İbn Abbâs’a (birini) gönderip ona akrabalık payını (zî’l-kurbâ sehimini) sordu ve “Onu kimin hakkı olarak görüyorsun?” (dedi). İbn Abbâs şöyle cevap verdi: “O, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in akrabalarına aittir; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu onlar için taksim etmişti. Ömer de bize (o paydan) bir miktar teklif etmişti ancak biz onu hakkımızın altında gördüğümüz için ona geri çevirdik ve kabul etmedik.”
2983. Hadis
حَدَّثَنَا عَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْعَظِيمِ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَبِي بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ الرَّازِيُّ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا، يَقُولُ وَلاَّنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خُمُسَ الْخُمُسِ فَوَضَعْتُهُ مَوَاضِعَهُ حَيَاةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَيَاةَ أَبِي بَكْرٍ وَحَيَاةَ عُمَرَ فَأُتِيَ بِمَالٍ فَدَعَانِي فَقَالَ خُذْهُ . فَقُلْتُ لاَ أُرِيدُهُ . قَالَ خُذْهُ فَأَنْتُمْ أَحَقُّ بِهِ . قُلْتُ قَدِ اسْتَغْنَيْنَا عَنْهُ فَجَعَلَهُ فِي بَيْتِ الْمَالِ .
Bize Abbâs b. Abdülazîm anlattı; bize Yahyâ b. Ebî Bükeyr anlattı; bize Ebû Ca’fer er-Râzî, Mutarrif’ten; o da Abdurrahman b. Ebî Leylâ’dan şöyle nakletmiştir: Alî (radıyallâhu anh)’ın şöyle dediğini işittim: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem humusun (beşte birin içindeki) beşte bir (payı olan akrabalık hissesinin) yönetimini bana verdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hayatında, Ebû Bekir’in hayatında ve Ömer’in hayatında ben onu gerekli yerlere sarf ettim. (Sonra Ömer döneminde) bir mal getirildi; Ömer beni çağırdı ve: ‘Onu al’ dedi. Ben: ‘Onu istemiyorum’ dedim. ‘Al onu, siz ona daha layıksınız’ dedi. Ben: ‘Bizim ona ihtiyacımız kalmadı (biz ondan müstagniyiz)’ dedim. Bunun üzerine o malı beytülmale (ortak hazineye) koydu.”
2984. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْبَرِيدِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مَيْمُونٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، قَالَ سَمِعْتُ عَلِيًّا، عَلَيْهِ السَّلاَمُ يَقُولُ اجْتَمَعْتُ أَنَا وَالْعَبَّاسُ، وَفَاطِمَةُ، وَزَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ، عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ رَأَيْتَ أَنْ تُوَلِّيَنِي حَقَّنَا مِنْ هَذَا الْخُمُسِ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَأَقْسِمَهُ حَيَاتَكَ كَىْ لاَ يُنَازِعَنِي أَحَدٌ بَعْدَكَ فَافْعَلْ . قَالَ فَفَعَلَ ذَلِكَ - قَالَ - فَقَسَمْتُهُ حَيَاةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ وَلاَّنِيهِ أَبُو بَكْرٍ رضى الله عنه حَتَّى إِذَا كَانَتْ آخِرُ سَنَةٍ مِنْ سِنِي عُمَرَ رضى الله عنه فَإِنَّهُ أَتَاهُ مَالٌ كَثِيرٌ فَعَزَلَ حَقَّنَا ثُمَّ أَرْسَلَ إِلَىَّ فَقُلْتُ بِنَا عَنْهُ الْعَامَ غِنًى وَبِالْمُسْلِمِينَ إِلَيْهِ حَاجَةٌ فَارْدُدْهُ عَلَيْهِمْ فَرَدَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ لَمْ يَدْعُنِي إِلَيْهِ أَحَدٌ بَعْدَ عُمَرَ فَلَقِيتُ الْعَبَّاسَ بَعْدَ مَا خَرَجْتُ مِنْ عِنْدِ عُمَرَ فَقَالَ يَا عَلِيُّ حَرَمْتَنَا الْغَدَاةَ شَيْئًا لاَ يُرَدُّ عَلَيْنَا أَبَدًا وَكَانَ رَجُلاً دَاهِيًا .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize İbn Nümeyr anlattı; bize Hâşim b. el-Berîd anlattı; bize Hüseyn b. Meymûn, Abdullah b. Abdullah’tan; o da Abdurrahman b. Ebî Leylâ’dan şöyle nakletmiştir: Alî (aleyhisselâm)’ın şöyle dediğini işittim: “Ben, Abbâs, Fâtıma ve Zeyd b. Hârise beraberce Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanındaydık. Ben: ‘Ey Resûlullah! Eğer uygun görürsen; Allah’ın Kitâbı’nda (geçen) bu humustaki hakkımızı (yönetmeyi) bana versen de onu senin hayatında ben taksim etsem; böylece senden sonra kimse benimle bu konuda çekişmese?’ dedim. O da (bu isteğimi) kabul edip öyle yaptı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hayatında onu ben taksim ettim. Sonra Ebû Bekir (radıyallâhu anh) o görevi (tekrar) bana verdi. Ömer (radıyallâhu anh)’ın yıllarının (hilafetinin) son senesi geldiğinde, ona çokça mal ulaştı. Bizim (akrabalık payı olan) hakkımızı ayırdı ve bana (haber) gönderdi. Ben: ‘Bu yıl bizim ona ihtiyacımız yok (müstagniyiz); Müslümanların ise ona ihtiyacı var, onu onlara geri ver (sarf et)’ dedim. O da onu onlara geri verdi. Ömer’den sonra ise artık kimse beni bu iş (taksimat) için çağırmadı. Ömer’in yanından çıktıktan sonra Abbâs ile karşılaştım; Abbâs —ki kendisi zeki/tedbirli bir adamdı— şöyle dedi: ‘Ey Alî! Bugün bizi öyle bir şeyden mahrum ettin ki, o (hak) bir daha asla bize geri dönmez!’”
2985. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ نَوْفَلٍ الْهَاشِمِيُّ، أَنَّ عَبْدَ الْمُطَّلِبِ بْنَ رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أَبَاهُ رَبِيعَةَ بْنَ الْحَارِثِ وَعَبَّاسَ بْنَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ قَالاَ لِعَبْدِ الْمُطَّلِبِ بْنِ رَبِيعَةَ وَلِلْفَضْلِ بْنِ عَبَّاسٍ ائْتِيَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُولاَ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ بَلَغْنَا مِنَ السِّنِّ مَا تَرَى وَأَحْبَبْنَا أَنْ نَتَزَوَّجَ وَأَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَبَرُّ النَّاسِ وَأَوْصَلُهُمْ وَلَيْسَ عِنْدَ أَبَوَيْنَا مَا يُصْدِقَانِ عَنَّا فَاسْتَعْمِلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلَى الصَّدَقَاتِ فَلْنُؤَدِّ إِلَيْكَ مَا يُؤَدِّي الْعُمَّالُ وَلْنُصِبْ مَا كَانَ فِيهَا مِنْ مِرْفَقٍ . قَالَ فَأَتَى إِلَيْنَا عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ وَنَحْنُ عَلَى تِلْكَ الْحَالِ فَقَالَ لَنَا إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ وَاللَّهِ لاَ نَسْتَعْمِلُ مِنْكُمْ أَحَدًا عَلَى الصَّدَقَةِ " . فَقَالَ لَهُ رَبِيعَةُ هَذَا مِنْ أَمْرِكَ قَدْ نِلْتَ صِهْرَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ نَحْسُدْكَ عَلَيْهِ . فَأَلْقَى عَلِيٌّ رِدَاءَهُ ثُمَّ اضْطَجَعَ عَلَيْهِ فَقَالَ أَنَا أَبُو حَسَنٍ الْقَرْمُ وَاللَّهِ لاَ أَرِيمُ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْكُمَا ابْنَاكُمَا بِجَوَابِ مَا بَعَثْتُمَا بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ عَبْدُ الْمُطَّلِبِ فَانْطَلَقْتُ أَنَا وَالْفَضْلُ إِلَى بَابِ حُجْرَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى نُوَافِقَ صَلاَةَ الظُّهْرِ قَدْ قَامَتْ فَصَلَّيْنَا مَعَ النَّاسِ ثُمَّ أَسْرَعْتُ أَنَا وَالْفَضْلُ إِلَى بَابِ حُجْرَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَوْمَئِذٍ عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ فَقُمْنَا بِالْبَابِ حَتَّى أَتَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخَذَ بِأُذُنِي وَأُذُنِ الْفَضْلِ ثُمَّ قَالَ أَخْرِجَا مَا تُصَرِّرَانِ ثُمَّ دَخَلَ فَأَذِنَ لِي وَلِلْفَضْلِ فَدَخَلْنَا فَتَوَاكَلْنَا الْكَلاَمَ قَلِيلاً ثُمَّ كَلَّمْتُهُ أَوْ كَلَّمَهُ الْفَضْلُ - قَدْ شَكَّ فِي ذَلِكَ عَبْدُ اللَّهِ - قَالَ كَلَّمَهُ بِالأَمْرِ الَّذِي أَمَرَنَا بِهِ أَبَوَانَا فَسَكَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَاعَةً وَرَفَعَ بَصَرَهُ قِبَلَ سَقْفِ الْبَيْتِ حَتَّى طَالَ عَلَيْنَا أَنَّهُ لاَ يَرْجِعُ إِلَيْنَا شَيْئًا حَتَّى رَأَيْنَا زَيْنَبَ تَلْمَعُ مِنْ وَرَاءِ الْحِجَابِ بِيَدِهَا تُرِيدُ أَنْ لاَ تَعْجَلاَ وَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي أَمْرِنَا ثُمَّ خَفَّضَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأْسَهُ فَقَالَ لَنَا " إِنَّ هَذِهِ الصَّدَقَةَ إِنَّمَا هِيَ أَوْسَاخُ النَّاسِ وَإِنَّهَا لاَ تَحِلُّ لِمُحَمَّدٍ وَلاَ لآلِ مُحَمَّدٍ ادْعُوا لِي نَوْفَلَ بْنَ الْحَارِثِ " . فَدُعِيَ لَهُ نَوْفَلُ بْنُ الْحَارِثِ فَقَالَ " يَا نَوْفَلُ أَنْكِحْ عَبْدَ الْمُطَّلِبِ " . فَأَنْكَحَنِي نَوْفَلٌ ثُمَّ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ادْعُوا لِي مَحْمِيَةَ بْنَ جَزْءٍ " . وَهُوَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي زُبَيْدٍ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَعْمَلَهُ عَلَى الأَخْمَاسِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَحْمِيَةَ " أَنْكِحِ الْفَضْلَ " . فَأَنْكَحَهُ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قُمْ فَأَصْدِقْ عَنْهُمَا مِنَ الْخُمُسِ كَذَا وَكَذَا " . لَمْ يُسَمِّهِ لِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ .
Bize Ahmed b. Sâlih anlattı; bize Anbese anlattı; bize Yûnus, İbn Şihâb’dan anlattı; bana Abdullah b. el-Hâris b. Nevfel el-Hâşimî haber verdi ki: Abdülmuttalib b. Rebîa b. el-Hâris b. Abdilmuttalib ona şöyle haber vermiştir: Babası Rebîa b. el-Hâris ve Abbâs b. Abdilmuttalib, (oğulları olan) Abdülmuttalib b. Rebîa ve Fadl b. Abbâs’a: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidin ve ona: ‘Ey Resûlullah! Gördüğün gibi yaşımız kemale erdi (evlenme çağına geldik) ve evlenmek istiyoruz. Sen insanların en hayırlısı ve akrabalık hukukuna en çok riayet edenisin. Babalarımızın ise bize mehir verecek imkânları yok. Bizi zekât (toplama) memuru olarak görevlendir de, diğer memurların yaptığı gibi biz de sana (zekâtları) getirelim, karşılığında da aldıkları ücretten faydalanalım’ deyin” dediler. (Abdülmuttalib devamla) dedi ki: Biz bu hal üzerindeyken Alî b. Ebî Tâlib yanımıza geldi ve bize: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ‘Hayır, vallahi sizden hiçbirinizi zekât memuru yapmayız’ buyurdu” dedi. Bunun üzerine Rebîa ona: “Bu senin işin! Sen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e damat olma şerefine erdin, biz buna haset etmedik (ama bize engel olma)” dedi. Alî hırkasını yere serip üzerine uzandı ve: “Ben Ebü’l-Hasan’ım, bu işin ehliyim (gerçekleri bilirim)! Vallahi, oğullarınız Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gönderdiğiniz isteğin cevabıyla size dönene kadar buradan kımıldamayacağım” dedi. Abdülmuttalib dedi ki: Ben ve Fadl, öğle namazı vaktine denk gelene dek Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in odasının kapısına gittik. İnsanlarla beraber namazı kıldıktan sonra hemen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in odasının kapısına koştuk; o gün Zeyneb bint Cahş’ın sırasıydı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gelene kadar kapıda bekledik. (Gelince) benim ve Fadl’ın kulağını tuttu (şaka yaptı) ve: “İçinizde sakladığınız şeyi dışarı çıkarın bakalım (söyleyin)” dedi. Sonra içeri girdi, bize de izin verdi. Önce birbirimize bakıp (konuşmayı) birbirimize bıraktık. Sonra ben veya Fadl —Abdullah bu konuda şüphe etmiştir— babalarımızın bize emrettiği şeyi ona söyledik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir süre sustu, başını tavana doğru kaldırdı; öyle ki bize hiç cevap vermeyecek (bir şey söylemeyecek) sandık. O sırada perde arkasından Hz. Zeyneb’in, acele etmememiz gerektiğini ve Resûlullah’ın bizim konumuzla ilgilendiğini el işaretiyle belirttiğini gördük. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem başını indirdi ve şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu zekât (malları), insanların kirlerinden (mallarının temizlenmesinden) ibarettir; o ne Muhammed’e ne de Muhammed’in ailesine helaldir. Bana Nevfel b. el-Hâris’i çağırın.” Nevfel çağırıldı; (Peygamber) ona: “Ey Nevfel! Abdülmuttalib’i (kızınla) evlendir” buyurdu. Nevfel de beni evlendirdi. Sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bana Mahmiye b. Cez’i çağırın” buyurdu. Mahmiye, Zübeydoğullarından bir adamdı ve Resûlullah onu humusların (ganimetlerin) yönetimine memur kılmıştı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mahmiye’ye: “Fadl’ı (kızınla) evlendir” buyurdu. O da evlendirdi. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kalk, humustan onlar için şu kadar şu kadar mehir öde” buyurdu. —Ravi Abdullah b. el-Hâris miktarı bana söylemedi.—
2986. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عَلِيُّ بْنُ حُسَيْنٍ، أَنَّ حُسَيْنَ بْنَ عَلِيٍّ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ قَالَ كَانَتْ لِي شَارِفٌ مِنْ نَصِيبِي مِنَ الْمَغْنَمِ يَوْمَ بَدْرٍ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْطَانِي شَارِفًا مِنَ الْخُمُسِ يَوْمَئِذٍ فَلَمَّا أَرَدْتُ أَنْ أَبْنِيَ بِفَاطِمَةَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاعَدْتُ رَجُلاً صَوَّاغًا مِنْ بَنِي قَيْنُقَاعَ أَنْ يَرْتَحِلَ مَعِي فَنَأْتِيَ بِإِذْخِرٍ أَرَدْتُ أَنْ أَبِيعَهُ مِنَ الصَّوَّاغِينَ فَأَسْتَعِينَ بِهِ فِي وَلِيمَةِ عُرْسِي فَبَيْنَا أَنَا أَجْمَعُ لِشَارِفَىَّ مَتَاعًا مِنَ الأَقْتَابِ وَالْغَرَائِرِ وَالْحِبَالِ - وَشَارِفَاىَ مُنَاخَانِ إِلَى جَنْبِ حُجْرَةِ رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ - أَقْبَلْتُ حِينَ جَمَعْتُ مَا جَمَعْتُ فَإِذَا بِشَارِفَىَّ قَدِ اجْتُبَّتْ أَسْنِمَتُهُمَا وَبُقِرَتْ خَوَاصِرُهُمَا وَأُخِذَ مِنْ أَكْبَادِهِمَا فَلَمْ أَمْلِكْ عَيْنَىَّ حِينَ رَأَيْتُ ذَلِكَ الْمَنْظَرَ فَقُلْتُ مَنْ فَعَلَ هَذَا قَالُوا فَعَلَهُ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَهُوَ فِي هَذَا الْبَيْتِ فِي شَرْبٍ مِنَ الأَنْصَارِ غَنَّتْهُ قَيْنَةٌ وَأَصْحَابَهُ فَقَالَتْ فِي غِنَائِهَا أَلاَ يَا حَمْزُ لِلشُّرُفِ النِّوَاءِ فَوَثَبَ إِلَى السَّيْفِ فَاجْتَبَّ أَسْنِمَتَهُمَا وَبَقَرَ خَوَاصِرَهُمَا وَأَخَذَ مِنْ أَكْبَادِهِمَا . قَالَ عَلِيٌّ فَانْطَلَقْتُ حَتَّى أَدْخُلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعِنْدَهُ زَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ قَالَ فَعَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّذِي لَقِيتُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا لَكَ " . قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا رَأَيْتُ كَالْيَوْمِ عَدَا حَمْزَةُ عَلَى نَاقَتَىَّ فَاجْتَبَّ أَسْنِمَتَهُمَا وَبَقَرَ خَوَاصِرَهُمَا وَهَا هُوَ ذَا فِي بَيْتٍ مَعَهُ شَرْبٌ فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِرِدَائِهِ فَارْتَدَاهُ ثُمَّ انْطَلَقَ يَمْشِي وَاتَّبَعْتُهُ أَنَا وَزَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ حَتَّى جَاءَ الْبَيْتَ الَّذِي فِيهِ حَمْزَةُ فَاسْتَأْذَنَ فَأُذِنَ لَهُ فَإِذَا هُمْ شَرْبٌ فَطَفِقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَلُومُ حَمْزَةَ فِيمَا فَعَلَ فَإِذَا حَمْزَةُ ثَمِلٌ مُحْمَرَّةٌ عَيْنَاهُ فَنَظَرَ حَمْزَةُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ فَنَظَرَ إِلَى رُكْبَتَيْهِ ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ فَنَظَرَ إِلَى سُرَّتِهِ ثُمَّ صَعَّدَ النَّظَرَ فَنَظَرَ إِلَى وَجْهِهِ ثُمَّ قَالَ حَمْزَةُ وَهَلْ أَنْتُمْ إِلاَّ عَبِيدٌ لأَبِي فَعَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ثَمِلٌ فَنَكَصَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى عَقِبَيْهِ الْقَهْقَرَى فَخَرَجَ وَخَرَجْنَا مَعَهُ .
Bize Ahmed b. Sâlih anlattı; bize Anbese b. Hâlid anlattı; bize Yûnus, İbn Şihâb’dan anlattı; bana Alî b. Hüseyn haber verdi; Hüseyn b. Alî ona haber verdi ki Alî b. Ebî Tâlib şöyle demiştir: Bedir günü ganimet payımdan bana yaşlı bir dişi deve düşmüştü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de o gün humustan (beşte birden) bana bir deve daha vermişti. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kızı Fâtıma ile evlenmek istediğimde, Benî Kaynukâ’dan (Yahudi kabilesinden) sarraf bir adamla, benimle beraber gelmesi için sözleştim. Beraberce izhir (bir tür kokulu ot) toplamaya gidecektik. Onu kuyumculara/sarraflara satıp düğün yemeğimde ondan yardım almayı (masrafları karşılamayı) amaçlıyordum. Ben iki devem için semer, çuval ve ip parçaları hazırlarken —o sırada develerim Ensâr’dan bir adamın odasının yanına çöktürülmüştü— hazırlıklarımı bitirip döndüğümde bir de ne göreyim! Develerimin hörgüçleri kesilmiş, böğürleri yarılmış ve ciğerleri alınmıştı! Bu manzarayı görünce gözyaşlarıma hâkim olamadım. “Bunu kim yaptı?” dedim. “Bunu Hamza b. Abdülmuttalib yaptı; o şu evde Ensâr’dan bir içki meclisiyle beraberdir. Şarkıcı bir kadın ona ve arkadaşlarına şarkı söylerken şarkısında: ‘Hadi Hamza! (Şu) yağlı develere (kalk da kes)!’ dedi. Bunun üzerine Hamza kılıca sarılıp develerin hörgüçlerini kesti, böğürlerini yardı ve ciğerlerini aldı” dediler. Alî devamla şöyle dedi: Hemen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına gittim, yanında Zeyd b. Hârise vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yüzümden karşılaştığım durumu anladı ve: “Sana ne oldu?” buyurdu. Ben de: “Ey Resûlullah! Bugün karşılaştığım şey gibisini hiç görmedim! Hamza develerime saldırdı; hörgüçlerini kesti, böğürlerini yardı; işte kendisi şuradaki bir evde bir içki meclisiyle beraberdir” dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hemen hırkasını isteyip kuşandı, sonra yürümeye başladı; ben ve Zeyd b. Hârise de onu takip ettik. Hamza’nın bulunduğu eve gelince izin istedi, ona izin verildi. İçeridekiler içki içiyorlardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yaptığı şeyden dolayı Hamza’yı kınamaya başladı. O sırada Hamza sarhoştu, gözleri de kanlanmıştı. Hamza Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e baktı; önce (bakışlarını aşağıdan yukarıya gezdirerek) dizlerine baktı, sonra biraz daha yukarıya, göbeğine baktı; sonra daha da yukarıya, yüzüne baktı (ve ona tepeden baktı). Ardından Hamza: “Sizler babamın kölelerinden başka nesiniz ki?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun sarhoş olduğunu (ve ne dediğini bilmediğini) anlayınca, arkasına bakmadan (adımlarını geri geri atarak) oradan ayrıldı; biz de onunla beraber çıktık.
2987. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي عَيَّاشُ بْنُ عُقْبَةَ الْحَضْرَمِيُّ، عَنِ الْفَضْلِ بْنِ الْحَسَنِ الضَّمْرِيِّ، أَنَّ أُمَّ الْحَكَمِ، أَوْ ضُبَاعَةَ ابْنَتَىِ الزُّبَيْرِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ حَدَّثَتْهُ عَنْ إِحْدَاهُمَا أَنَّهَا قَالَتْ أَصَابَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَبْيًا فَذَهَبْتُ أَنَا وَأُخْتِي وَفَاطِمَةُ بِنْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَشَكَوْنَا إِلَيْهِ مَا نَحْنُ فِيهِ وَسَأَلْنَاهُ أَنْ يَأْمُرَ لَنَا بِشَىْءٍ مِنَ السَّبْىِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " سَبَقَكُنَّ يَتَامَى بَدْرٍ لَكِنْ سَأَدُلُّكُنَّ عَلَى مَا هُوَ خَيْرٌ لَكُنَّ مِنْ ذَلِكَ تُكَبِّرْنَ اللَّهَ عَلَى أَثَرِ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ تَكْبِيرَةً وَثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ تَسْبِيحَةً وَثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ تَحْمِيدَةً وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ " . قَالَ عَيَّاشٌ وَهُمَا ابْنَتَا عَمِّ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ahmed b. Sâlih anlattı; bize Abdullah b. Vehb anlattı; bana Ayyâş b. Ukbe el-Hadramî, el-Fadl b. el-Hasen ed-Damrî’den anlattı; o (ez-Zübeyr b. Abdilmuttalib’in kızları olan) Ümmü’l-Hakem veya Dubâa’nın kendisine şöyle anlattığını nakletmiştir —Ravi bu ikisinden birinin şöyle dediğini söylemiştir—: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (bir savaştan) esirler elde etmişti. Ben, kız kardeşim ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kızı Fâtıma beraberce ona gittik; içinde bulunduğumuz (çalışma ve hizmet) zorluklarından ona şikâyette bulunduk ve o esirlerden bize (hizmetçi olarak) vermesini talep ettik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bedir yetimleri sizden önce davrandı (onlara verildi). Fakat ben size, sizin için bundan daha hayırlı olan bir şeyi göstereyim: Her namazın arkasından otuz üçer defa ‘Allâhu ekber’, otuz üçer defa ‘Sübhânallâh’ ve otuz üçer defa ‘el-Hamdülillâh’ dersiniz; (sonunda da) ‘Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur; mülk O’nundur, hamd O’nadır ve O her şeye kadirdir) diyerek (yüzü tamamlarsınız)” buyurdu. Ayyâş (b. Ukbe) dedi ki: O ikisi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in amcasının kızlarıydı.
2988. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ خَلَفٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ سَعِيدٍ، - يَعْنِي الْجُرَيْرِيَّ - عَنْ أَبِي الْوَرْدِ، عَنِ ابْنِ أَعْبُدَ، قَالَ قَالَ لِي عَلِيٌّ رضى الله عنه أَلاَ أُحَدِّثُكَ عَنِّي وَعَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَتْ مِنْ أَحَبِّ أَهْلِهِ إِلَيْهِ قُلْتُ بَلَى . قَالَ إِنَّهَا جَرَّتْ بِالرَّحَى حَتَّى أَثَّرَ فِي يَدِهَا وَاسْتَقَتْ بِالْقِرْبَةِ حَتَّى أَثَّرَ فِي نَحْرِهَا وَكَنَسَتِ الْبَيْتَ حَتَّى اغْبَرَّتْ ثِيَابُهَا فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَدَمٌ فَقُلْتُ لَوْ أَتَيْتِ أَبَاكِ فَسَأَلْتِيهِ خَادِمًا فَأَتَتْهُ فَوَجَدَتْ عِنْدَهُ حُدَّاثًا فَرَجَعَتْ فَأَتَاهَا مِنَ الْغَدِ فَقَالَ " مَا كَانَ حَاجَتُكِ " . فَسَكَتَتْ فَقُلْتُ أَنَا أُحَدِّثُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ جَرَّتْ بِالرَّحَى حَتَّى أَثَّرَتْ فِي يَدِهَا وَحَمَلَتْ بِالْقِرْبَةِ حَتَّى أَثَّرَتْ فِي نَحْرِهَا فَلَمَّا أَنْ جَاءَكَ الْخَدَمُ أَمَرْتُهَا أَنْ تَأْتِيَكَ فَتَسْتَخْدِمَكَ خَادِمًا يَقِيهَا حَرَّ مَا هِيَ فِيهِ . قَالَ " اتَّقِي اللَّهَ يَا فَاطِمَةُ وَأَدِّي فَرِيضَةَ رَبِّكِ وَاعْمَلِي عَمَلَ أَهْلِكِ فَإِذَا أَخَذْتِ مَضْجَعَكِ فَسَبِّحِي ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَاحْمَدِي ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَكَبِّرِي أَرْبَعًا وَثَلاَثِينَ فَتِلْكَ مِائَةٌ فَهِيَ خَيْرٌ لَكِ مِنْ خَادِمٍ " . قَالَتْ رَضِيتُ عَنِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَعَنْ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Yahyâ b. Halef anlattı; bize Abdül’alâ, Saîd’den —yani el-Cüreyrî’den—; o Ebü’l-Verd’den; o da İbn A’büd’den şöyle nakletmiştir: Alî (radıyallâhu anh) bana şöyle dedi: “Sana kendimden ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ailesinden ona en sevgili olan kızı Fâtıma’dan bahsetmeyeyim mi?” Ben: “Elbette (bahset)” dedim. Şöyle dedi: “O, (evde) el değirmeniyle (un öğüte öğüte) elinde yaralar (izler) oluşana kadar çalıştı. Kırba ile (su taşıya taşıya) boynunda izler oluşana kadar su taşıdı. Evi süpüre süpüre elbiseleri toz toprak içinde kalırdı. (Bu sırada) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e hizmetçiler geldi. Ben (Fâtıma’ya): ‘Babana gidip ondan bir hizmetçi istesen?’ dedim. Fâtıma babasına gitti ama onun yanında konuşan (bir grup) insan bulunca (isteyemeden) geri döndü. Ertesi gün Resûlullah ona gelip: ‘İhtiyacın neydi?’ diye sordu. Fâtıma sustu. Bunun üzerine ben: ‘Ey Resûlullah! Ben sana anlatayım’ dedim ve ekledim: ‘O, el değirmeni çekmekten ellerinde, su taşımaktan da boynunda izler oluştu. Sana hizmetçiler gelince, ben ona sana gelmesini ve içinde bulunduğu bu zorluklardan kendisini koruyacak bir hizmetçi talep etmesini söyledim.’ (Bunun üzerine) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Ey Fâtıma! Allah’tan kork, Rabbinin farzlarını yerine getir ve ev halkının işini yap. Yatağına girdiğinde otuz üç defa Sübhânallâh, otuz üç defa el-Hamdülillâh ve otuz dört defa Allâhu ekber de; işte bu tam yüz eder. Bu senin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır.’ Fâtıma: ‘Allah’tan (azz u celle) ve Resûlü’nden sallallâhu aleyhi ve sellem razıyım’ dedi.”
2989. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمَرْوَزِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ، بِهَذِهِ الْقِصَّةِ قَالَ وَلَمْ يُخْدِمْهَا .
Bize Ahmed b. Muhammed el-Mervezî anlattı; bize Abdürrezzâk anlattı; bize Ma’mer, ez-Zührî’den; o da Alî b. Hüseyn’den bu (üstteki) kıssayı (şöyle) nakletmiştir: (ez-Zührî) dedi ki: (Peygamber) ona hizmetçi vermedi.
2990. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ بْنُ عَبْدِ الْوَاحِدِ الْقُرَشِيُّ، قَالَ أَبُو جَعْفَرٍ - يَعْنِي ابْنَ عِيسَى - كُنَّا نَقُولُ إِنَّهُ مِنَ الأَبْدَالِ قَبْلَ أَنْ نَسْمَعَ أَنَّ الأَبْدَالَ مِنَ الْمَوَالِي قَالَ حَدَّثَنِي الدَّخِيلُ بْنُ إِيَاسِ بْنِ نُوحِ بْنِ مُجَّاعَةَ عَنْ هِلاَلِ بْنِ سِرَاجِ بْنِ مُجَّاعَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ مُجَّاعَةَ أَنَّهُ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَطْلُبُ دِيَةَ أَخِيهِ قَتَلَتْهُ بَنُو سَدُوسٍ مِنْ بَنِي ذُهْلٍ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَوْ كُنْتُ جَاعِلاً لِمُشْرِكٍ دِيَةً جَعَلْتُ لأَخِيكَ وَلَكِنْ سَأُعْطِيكَ مِنْهُ عُقْبَى " . فَكَتَبَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمِائَةٍ مِنَ الإِبِلِ مِنْ أَوَّلِ خُمُسٍ يَخْرُجُ مِنْ مُشْرِكِي بَنِي ذُهْلٍ فَأَخَذَ طَائِفَةً مِنْهَا وَأَسْلَمَتْ بَنُو ذُهْلٍ فَطَلَبَهَا بَعْدُ مُجَّاعَةُ إِلَى أَبِي بَكْرٍ وَأَتَاهُ بِكِتَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَكَتَبَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ بِاثْنَىْ عَشَرَ أَلْفَ صَاعٍ مِنْ صَدَقَةِ الْيَمَامَةِ أَرْبَعَةِ آلاَفٍ بُرًّا وَأَرْبَعَةِ آلاَفٍ شَعِيرًا وَأَرْبَعَةِ آلاَفٍ تَمْرًا وَكَانَ فِي كِتَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لِمُجَّاعَةَ " بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ هَذَا كِتَابٌ مِنْ مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ لِمُجَّاعَةَ بْنِ مُرَارَةَ مِنْ بَنِي سُلْمَى إِنِّي أَعْطَيْتُهُ مِائَةً مِنَ الإِبِلِ مِنْ أَوَّلِ خُمُسٍ يَخْرُجُ مِنْ مُشْرِكِي بَنِي ذُهْلٍ عُقْبَةً مِنْ أَخِيهِ " .
Muhammed b. Îsâ bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Anbese b. Abdülvâhid el-Kureşî bize haber verdi. Ebû Ca’fer –yani İbn Îsâ– şöyle dedi: ‘Biz, ebdâlların (Allah dostlarının) mevâlîden (âzatlı kölelerden) olduğunu duymadan önce, onun (Anbese’nin) ebdâllardan olduğunu söylerdik.’ (Anbese) dedi ki: Dahîl b. İyâs b. Nûh b. Müccâa bana; o, Hilâl b. Sirâc b. Müccâa’dan; o, babasından; o da dedesi Müccâa’dan (naklen) haber verdi ki: Müccâa, Benî Zühl’ün kollarından biri olan Benî Sedûs kabilesi tarafından öldürülen kardeşinin diyetini istemek üzere Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelmişti. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer bir müşrik için diyet verecek olsaydım, senin kardeşin için verirdim; ancak ben sana onun karşılığında bir bedel (veya onun yerine geçecek bir şey) vereceğim.” Nihayet Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onun için, Benî Zühl müşriklerinden çıkacak olan ilk humustan (devlet payından) yüz deve verilmesini yazdı. Müccâa bunlardan bir kısmını teslim aldı. Daha sonra Benî Zühl kabilesi Müslüman oldu (ve kalan develer alınamadı). Bunun üzerine Müccâa, daha sonra Hz. Ebû Bekir’e gelip bunu talep etti ve ona Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in mektubunu getirdi. Hz. Ebû Bekir de ona Yemâme zekâtından (sadakasından) dört bini buğday, dört bini arpa ve dört bini hurma olmak üzere on iki bin sâ (ölçek) verilmesini yazdı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Müccâa için yazdığı mektupta (şunlar yazılıydı): “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Bu, Peygamber Muhammed’den, Benî Sülmâ’dan Müccâa b. Murâra’ya (yazılmış) bir mektuptur. Ben ona, kardeşinin diyeti yerine, Benî Zühl müşriklerinden çıkacak olan ilk humustan yüz deve verdim.”
2991. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنْ عَامِرٍ الشَّعْبِيِّ، قَالَ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سَهْمٌ يُدْعَى الصَّفِيَّ إِنْ شَاءَ عَبْدًا وَإِنْ شَاءَ أَمَةً وَإِنْ شَاءَ فَرَسًا يَخْتَارُهُ قَبْلَ الْخُمُسِ .
Muhammed b. Kesîr bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Süfyân bize haber verdi; o, Mutarrif’ten; o da Âmir eş-Şa’bî’den (naklen) haber verdi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in –dilerse bir erkek köle, dilerse bir câriye veya dilerse bir at olmak üzere– humustan (beşte birden) önce seçip aldığı ‘Safi’ denilen bir payı vardı.
2992. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، وَأَزْهَرُ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَوْنٍ، قَالَ سَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ سَهْمِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم وَالصَّفِيِّ قَالَ كَانَ يُضْرَبُ لَهُ بِسَهْمٍ مَعَ الْمُسْلِمِينَ وَإِنْ لَمْ يَشْهَدْ وَالصَّفِيُّ يُؤْخَذُ لَهُ رَأْسٌ مِنَ الْخُمُسِ قَبْلَ كُلِّ شَىْءٍ .
Muhammed b. Beşşâr bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Ebû Âsim ve Ezher bize haber verdi; (şöyle) dediler: İbn Avn bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Muhammed (b. Sîrîn)’e, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in (ganimetlerdeki normal) payı ve Safi’si hakkında sordum. (Şöyle) dedi: “(Savaşa) bizzat katılmasa dahi Müslümanlarla birlikte ona da bir pay ayrılırdı. Safi (payı) ise, her şeyden önce (taksimat başlamadan) humustan onun için bir parça (köle, câriye veya at gibi) seçilip alınanıdır.”
2993. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ السُّلَمِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الْوَاحِدِ - عَنْ سَعِيدٍ، - يَعْنِي ابْنَ بَشِيرٍ - عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا غَزَا كَانَ لَهُ سَهْمٌ صَافٍ يَأْخُذُهُ مِنْ حَيْثُ شَاءَهُ فَكَانَتْ صَفِيَّةُ مِنْ ذَلِكَ السَّهْمِ وَكَانَ إِذَا لَمْ يَغْزُ بِنَفْسِهِ ضُرِبَ لَهُ بِسَهْمِهِ وَلَمْ يُخَيَّرْ .
Mahmûd b. Hâlid es-Sülemî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Ömer –yani İbn Abdülvâhid– bize haber verdi; o, Saîd –yani İbn Beşîr–’den; o da Katâde’den (naklen) haber verdi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem savaşa çıktığında, (ganimetten) dilediği yerden seçip alabileceği özel bir seçme payı (safî) olurdu. Nitekim (eşi) Safiyye bu (özel seçme) payının bir sonucuydu. Şayet kendisi bizzat savaşa katılmazsa, (ganimetten yine de) ona bir pay ayrılırdı; ancak (bu durumda safî payı gibi) seçme hakkı olmazdı.
2994. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَتْ صَفِيَّةُ مِنَ الصَّفِيِّ .
Nasr b. Alî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Ebû Ahmed bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Süfyân bize haber verdi; o, Hişâm b. Urve’den; o, babasından; o da Hz. Âişe radıyallâhu anhâ’dan (naklen) haber verdi ki: “(Eşi) Safiyye, (Peygamber’in payına ayırdığı) Safî (özel seçme payın)dandı.”
2995. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَدِمْنَا خَيْبَرَ فَلَمَّا فَتَحَ اللَّهُ تَعَالَى الْحِصْنَ ذُكِرَ لَهُ جَمَالُ صَفِيَّةَ بِنْتِ حُيَىٍّ وَقَدْ قُتِلَ زَوْجُهَا وَكَانَتْ عَرُوسًا فَاصْطَفَاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِنَفْسِهِ فَخَرَجَ بِهَا حَتَّى بَلَغْنَا سُدَّ الصَّهْبَاءِ حَلَّتْ فَبَنَى بِهَا .
Saîd b. Mansûr bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yâkub b. Abdürrahmân ez-Zührî bize haber verdi; o, Amr b. Ebî Amr’dan; o da Enas b. Mâlik’ten (naklen) haber verdi ki: Hayber’e gelmiştik. Allah Teâlâ kaleyi fethedince, (hayatta kalanlardan) Huyey’in kızı Safiyye’nin güzelliğinden (Peygamber’e) bahsedildi. Onun kocası öldürülmüştü ve kendisi de henüz yeni gelindi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu kendisi için seçip aldı (istifâ etti). Onunla birlikte (Hayber’den) ayrıldı; nihayet Sed-i Sahba denilen yere ulaştığımızda, Safiyye (hayızdan) temizlendi; bunun üzerine o da onunla gerdeğe girdi.
2996. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ صَارَتْ صَفِيَّةُ لِدِحْيَةَ الْكَلْبِيِّ ثُمَّ صَارَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Müsedded bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Hammâd b. Zeyd bize haber verdi; o, Abdülazîz b. Suhayb’dan; o da Enes b. Mâlik’ten (naklen) haber verdi ki: “(İlk başta) Safiyye, Dihye el-Kelbî’nin payına düşmüştü; daha sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geçti.”
2997. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَلاَّدٍ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا ثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ وَقَعَ فِي سَهْمِ دِحْيَةَ جَارِيَةٌ جَمِيلَةٌ فَاشْتَرَاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِسَبْعَةِ أَرْؤُسٍ ثُمَّ دَفَعَهَا إِلَى أُمِّ سُلَيْمٍ تَصْنَعُهَا وَتُهَيِّئُهَا قَالَ حَمَّادٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ وَتَعْتَدُّ فِي بَيْتِهَا صَفِيَّةُ بِنْتُ حُيَىٍّ .
Muhammed b. Hallâd el-Bâhilî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Behz b. Esed bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Hammâd bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Sâbit bize haber verdi; o da Enes’ten (naklen) haber verdi ki: (Ganimet taksiminde) Dihye el-Kelbî’nin payına güzel bir câriye düşmüştü. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu yedi can (köle veya esir) karşılığında satın aldı; sonra onu (Hazırlaması, süslemesi ve bakımını yapması için) Ümmü Süleym’e teslim etti. Hammâd dedi ki: Ve sanırım (Sâbit) şöyle dedi: “(Peygamber’in eşi olan) Huyey kızı Safiyye, Ümmü Süleym’in evinde iddetini bekledi.”
2998. Hadis
حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، ح وَحَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، - الْمَعْنَى - قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ جُمِعَ السَّبْىُ - يَعْنِي بِخَيْبَرَ - فَجَاءَ دِحْيَةُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَعْطِنِي جَارِيَةً مِنَ السَّبْىِ . قَالَ " اذْهَبْ فَخُذْ جَارِيَةً " . فَأَخَذَ صَفِيَّةَ بِنْتَ حُيَىٍّ فَجَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ أَعْطَيْتَ دِحْيَةَ - قَالَ يَعْقُوبُ - صَفِيَّةَ بِنْتَ حُيَىٍّ سَيِّدَةَ قُرَيْظَةَ وَالنَّضِيرِ - ثُمَّ اتَّفَقَا - مَا تَصْلُحُ إِلاَّ لَكَ . قَالَ " ادْعُوهُ بِهَا " . فَلَمَّا نَظَرَ إِلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَهُ " خُذْ جَارِيَةً مِنَ السَّبْىِ غَيْرَهَا " . وَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَعْتَقَهَا وَتَزَوَّجَهَا .
Dâvud b. Muâz bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Abdülvâris bize haber verdi. (H) Yakub b. İbrahim bize –mânâ olarak– haber verdi; (o şöyle demiştir): İbn Uleyye bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Abdülazîz b. Suhayb bize haber verdi; o da Enes’ten (naklen) haber verdi ki: Hayber’de esirler toplandığında Dihye gelip: “Ey Allah’ın Resûlü, esirlerden bana bir câriye ver!” dedi. (Allah’ın Resûlü): “Git ve (bir) câriye al!” buyurdu. Bunun üzerine o da Huyey’in kızı Safiyye’yi aldı. Derken bir adam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip: “Ey Allah’ın Nebîsi, Dihye’ye (Kurayza ve Nadîr’in hanımefendisi olan) Safiyye bint Huyey’i verdin. (Halbuki o mevkideki biri) ancak sana yakışır!” dedi. (Peygamber): “Onu onunla (Safiyye ile) birlikte çağırın!” buyurdu. Nihayet Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona baktığında: “(Ey Dihye!) Esirlerden onun dışında başka bir câriye al!” buyurdu. Şüphesiz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onu âzat etti ve onunla evlendi.
2999. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ، قَالَ سَمِعْتُ يَزِيدَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنَّا بِالْمِرْبَدِ فَجَاءَ رَجُلٌ أَشْعَثُ الرَّأْسِ بِيَدِهِ قِطْعَةُ أَدِيمٍ أَحْمَرَ فَقُلْنَا كَأَنَّكَ مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ . فَقَالَ أَجَلْ . قُلْنَا نَاوِلْنَا هَذِهِ الْقِطْعَةَ الأَدِيمَ الَّتِي فِي يَدِكَ فَنَاوَلَنَاهَا فَقَرَأْنَاهَا فَإِذَا فِيهَا " مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ إِلَى بَنِي زُهَيْرِ بْنِ أُقَيْشٍ إِنَّكُمْ إِنْ شَهِدْتُمْ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَأَقَمْتُمُ الصَّلاَةَ وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ وَأَدَّيْتُمُ الْخُمُسَ مِنَ الْمَغْنَمِ وَسَهْمَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَسَهْمَ الصَّفِيِّ أَنْتُمْ آمِنُونَ بِأَمَانِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ " . فَقُلْنَا مَنْ كَتَبَ لَكَ هَذَا الْكِتَابَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Müslim b. İbrahim bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Kurre bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yezîd b. Abdullah’ı (şöyle derken) işittim: Biz el-Mirbed’deydik. Derken saçı sakalı birbirine karışmış bir adam çıkageldi; elinde de kırmızı deri bir parça vardı. Biz: “Sen bedevîlerden (çölden gelenlerden) biri gibisin.” dedik. “Evet (öyleyim).” dedi. “Elindeki şu deri parçasını bize ver (de bir bakalım).” dedik. Onu bize verdi. Biz de onu okuduk. İçinde şunlar (yazılıydı): “Allah’ın Resûlü Muhammed’den Züheyr b. Ukayş oğullarına! Şayet siz; Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehadet getirir, namazı kılar, zekâtı verir, ganimetin humusu (beşte biri) ile Peygamber’in (normal) payını ve (özel) seçme payını (safî) öderseniz; Allah’ın ve Resûlü’nün emânı (güvencesi) altındasınız.” Biz: “Bu mektubu senin için kim yazdı?” diye sorduk. “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem.” dedi.
3000. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، أَنَّ الْحَكَمَ بْنَ نَافِعٍ، حَدَّثَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، - وَكَانَ أَحَدَ الثَّلاَثَةِ الَّذِينَ تِيبَ عَلَيْهِمْ - وَكَانَ كَعْبُ بْنُ الأَشْرَفِ يَهْجُو النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَيُحَرِّضُ عَلَيْهِ كُفَّارَ قُرَيْشٍ وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَدِمَ الْمَدِينَةَ وَأَهْلُهَا أَخْلاَطٌ مِنْهُمُ الْمُسْلِمُونَ وَالْمُشْرِكُونَ يَعْبُدُونَ الأَوْثَانَ وَالْيَهُودُ وَكَانُوا يُؤْذُونَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابَهُ فَأَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ نَبِيَّهُ بِالصَّبْرِ وَالْعَفْوِ فَفِيهِمْ أَنْزَلَ اللَّهُ { وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ } الآيَةَ فَلَمَّا أَبَى كَعْبُ بْنُ الأَشْرَفِ أَنْ يَنْزِعَ عَنْ أَذَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَعْدَ بْنَ مُعَاذٍ أَنْ يَبْعَثَ رَهْطًا يَقْتُلُونَهُ فَبَعَثَ مُحَمَّدَ بْنَ مَسْلَمَةَ وَذَكَرَ قِصَّةَ قَتْلِهِ فَلَمَّا قَتَلُوهُ فَزِعَتِ الْيَهُودُ وَالْمُشْرِكُونَ فَغَدَوْا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا طُرِقَ صَاحِبُنَا فَقُتِلَ . فَذَكَرَ لَهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الَّذِي كَانَ يَقُولُ وَدَعَاهُمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَنْ يَكْتُبَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُمْ كِتَابًا يَنْتَهُونَ إِلَى مَا فِيهِ فَكَتَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْمُسْلِمِينَ عَامَّةً صَحِيفَةً .
Muhammed b. Yahyâ b. Fâris bize haber verdi ki: el-Hakem b. Nâfi’ onlara haber verip (şöyle) demiştir: Şuayb bize, Zührî’den haber verdi; o, Abdürrahmân b. Abdullah b. Ka’b b. Mâlik’ten; o da (tevbesi kabul edilen üç kişiden biri olan) babasından (naklen) haber verdi ki: Ka’b b. el-Eşref, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i hicvediyor (yeriyor) ve Kureyş kâfirlerini ona karşı kışkırtıyordu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Medine’ye geldiğinde, Medine halkı karma bir yapıdaydı; aralarında Müslümanlar, putlara tapan müşrikler ve Yahudiler vardı. Bunlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile ashabına eziyet ediyorlardı. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle, Peygamberine sabretmeyi ve affetmeyi emretti. İşte şu ayet onlar hakkında inmişti: “Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden... (birçok üzücü söz) işiteceksiniz.” (el-Bakara 109 veya Âl-i İmrân 186). Ka’b b. el-Eşref, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e eziyet etmekten vazgeçmeyince, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Sa’d b. Muâz’a onu öldürecek bir grup göndermesini emretti. O da Muhammed b. Mesleme’yi gönderdi –burada onun öldürülme kıssasını anlattı–. Onu öldürdüklerinde Yahudiler ve müşrikler korkuya kapıldılar. Sabah olunca Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip: “Arkadaşımıza geceleyin baskın yapılıp öldürüldü!” dediler. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onlara onun yaptıklarını (söylediği sözleri) hatırlattı ve onları kendisi ile aralarında, oradakilere bağlı kalacakları bir mektup (sözleşme/ittifak) yazmaya davet etti. Nihayet Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kendisi ile onlar ve genel olarak Müslümanlar arasında bir sahife (yazılı belge/Medine Vesikası) yazdı.
3001. Hadis
حَدَّثَنَا مُصَرِّفُ بْنُ عَمْرٍو الأَيَامِيُّ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، - يَعْنِي ابْنَ بُكَيْرٍ - قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي مُحَمَّدٍ، مَوْلَى زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، وَعِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا أَصَابَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُرَيْشًا يَوْمَ بَدْرٍ وَقَدِمَ الْمَدِينَةَ جَمَعَ الْيَهُودَ فِي سُوقِ بَنِي قَيْنُقَاعَ فَقَالَ " يَا مَعْشَرَ يَهُودَ أَسْلِمُوا قَبْلَ أَنْ يُصِيبَكُمْ مِثْلُ مَا أَصَابَ قُرَيْشًا " . قَالُوا يَا مُحَمَّدُ لاَ يَغُرَّنَّكَ مِنْ نَفْسِكَ أَنَّكَ قَتَلْتَ نَفَرًا مِنْ قُرَيْشٍ كَانُوا أَغْمَارًا لاَ يَعْرِفُونَ الْقِتَالَ إِنَّكَ لَوْ قَاتَلْتَنَا لَعَرَفْتَ أَنَّا نَحْنُ النَّاسُ وَأَنَّكَ لَمْ تَلْقَ مِثْلَنَا . فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ فِي ذَلِكَ { قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ } قَرَأَ مُصَرِّفٌ إِلَى قَوْلِهِ { فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ } بِبَدْرٍ { وَأُخْرَى كَافِرَةٌ } .
Müsarrif b. Amr el-Eyâmî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yûnus –yani İbn Bükeyr– bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Muhammed b. İshâq bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Zeyd b. Sâbit’in âzatlısı Muhammed b. Ebî Muhammed; Saîd b. Cübeyr ve İkrime’den; onlar da İbn Abbâs’tan (naklen) bana haber verdi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir günü Kureyş’i mağlup edip Medine’ye döndüğünde, Yahudileri Benî Kaynukâ çarşısında topladı ve: “Ey Yahudi topluluğu! Kureyş’in başına gelenlerin bir benzeri sizin de başınıza gelmeden önce Müslüman olun (teslim olun)!” buyurdu. Onlar: “Ey Muhammed! Savaşmayı bilmeyen acemi bir grup Kureyşliyi öldürmen seni aldatmasın! Eğer bizimle savaşırsan, asıl insanların biz olduğumuzu ve bizim gibisiyle (daha önce) karşılaşmadığını anlayacaksın!” dediler. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle şu ayeti indirdi: “(O inkâr edenlere) de ki: Siz mutlaka mağlup edileceksiniz...” (Âl-i İmrân 12). Müsarrif, şu ayete kadar okudu: “...Bir grup Allah yolunda savaşıyordu –ki bunlar Bedir’dekilerdir–, diğeri ise kâfirdi...” (Âl-i İmrân 13).
3002. Hadis
حَدَّثَنَا مُصَرِّفُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا يُونُسُ، قَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي مَوْلًى، لِزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ حَدَّثَتْنِي ابْنَةُ مُحَيِّصَةَ، عَنْ أَبِيهَا، مُحَيِّصَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ ظَفِرْتُمْ بِهِ مِنْ رِجَالِ يَهُودَ فَاقْتُلُوهُ " . فَوَثَبَ مُحَيِّصَةُ عَلَى شَبِيبَةَ رَجُلٍ مِنْ تُجَّارِ يَهُودَ كَانَ يُلاَبِسُهُمْ فَقَتَلَهُ وَكَانَ حُوَيِّصَةُ إِذْ ذَاكَ لَمْ يُسْلِمْ وَكَانَ أَسَنَّ مِنْ مُحَيِّصَةَ فَلَمَّا قَتَلَهُ جَعَلَ حُوَيِّصَةُ يَضْرِبُهُ وَيَقُولُ يَا عَدُوَّ اللَّهِ أَمَا وَاللَّهِ لَرُبَّ شَحْمٍ فِي بَطْنِكَ مِنْ مَالِهِ .
Müsarrif b. Amr bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yûnus bize haber verdi; (o şöyle demiştir): İbn İshâk bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Zeyd b. Sâbit’in bir âzatlısı bana; Muhayyisa’nın kızı da babası Muhayyisa’dan (naklen) bana haber verdi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Yahudi erkeklerinden kime galip gelirseniz (ele geçirirseniz) onu öldürün!” buyurdu. Bunun üzerine Muhayyisa, Yahudi tüccarlarından biri olan ve kendileriyle iş birliği yapan (veya birlikte ticaret yapan) Şebîbe adındaki adama saldırdı ve onu öldürdü. O sırada (Muhayyisa’nın ağabeyi) Huwayyisa henüz Müslüman olmamıştı ve Muhayyisa’dan daha yaşlıydı. (Kardeşi) onu öldürünce Huwayyisa ona vurmaya başladı ve: “Ey Allah’ın düşmanı! Allah’a yemin olsun ki, şu an karnındaki yağların (beslendiğin servetin) çoğu onun malındandır (onunla yaptığın ticarettendir)!” diyordu.
3003. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّهُ قَالَ بَيْنَا نَحْنُ فِي الْمَسْجِدِ إِذْ خَرَجَ إِلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " انْطَلِقُوا إِلَى يَهُودَ " . فَخَرَجْنَا مَعَهُ حَتَّى جِئْنَاهُمْ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُمْ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ يَهُودَ أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا " . فَقَالُوا قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ . فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا " . فَقَالُوا قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ . فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ذَلِكَ أُرِيدُ " . ثُمَّ قَالَهَا الثَّالِثَةَ " اعْلَمُوا أَنَّمَا الأَرْضُ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنِّي أُرِيدُ أَنْ أُجْلِيَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَرْضِ فَمَنْ وَجَدَ مِنْكُمْ بِمَالِهِ شَيْئًا فَلْيَبِعْهُ وَإِلاَّ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا الأَرْضُ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم " .
Kuteybe b. Saîd bize haber verdi; (o şöyle demiştir): el-Leys bize; o, Saîd b. Ebî Saîd’den; o, babasından; o da Ebû Hüreyre’den (naklen) haber verdi ki: O şöyle demiştir: Biz mescitteyken yanımıza Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem çıktı ve: “Yahudilere gidelim!” buyurdu. Onunla birlikte çıktık ve nihayet yanlarına vardık. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ayağa kalktı ve onlara seslenerek: “Ey Yahudi topluluğu! Müslüman olun (teslim olun) ki selamete eresiniz!” buyurdu. Onlar: “Tebliğ ettin ey Ebu’l-Kâsım!” dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara (tekrar): “Müslüman olun ki selamete eresiniz!” buyurdu. Onlar (yine): “Tebliğ ettin ey Ebu’l-Kâsım!” dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: “(Bunu itiraf etmenizi) istiyorum (veya ‘Bunu duymak istiyordum’).” buyurdu. Sonra üçüncüsünde şöyle buyurdu: “Bilin ki yeryüzü Allah’a ve Resûlü’ne aittir. Ben sizi bu topraklardan çıkarmak (sürgün etmek) istiyorum. Kimin elinde (satabileceği) bir malı varsa onu satsın. Aksi takdirde (bilin ki) yeryüzü Allah’a ve Resûlü’ne sallallâhu aleyhi ve sellem aittir.”
3004. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ دَاوُدَ بْنِ سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ كُفَّارَ قُرَيْشٍ كَتَبُوا إِلَى ابْنِ أُبَىٍّ وَمَنْ كَانَ يَعْبُدُ مَعَهُ الأَوْثَانَ مِنَ الأَوْسِ وَالْخَزْرَجِ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَئِذٍ بِالْمَدِينَةِ قَبْلَ وَقْعَةِ بَدْرٍ إِنَّكُمْ آوَيْتُمْ صَاحِبَنَا وَإِنَّا نُقْسِمُ بِاللَّهِ لَتُقَاتِلُنَّهُ أَوْ لَتُخْرِجُنَّهُ أَوْ لَنَسِيرَنَّ إِلَيْكُمْ بِأَجْمَعِنَا حَتَّى نَقْتُلَ مُقَاتِلَتَكُمْ وَنَسْتَبِيحَ نِسَاءَكُمْ . فَلَمَّا بَلَغَ ذَلِكَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ وَمَنْ كَانَ مَعَهُ مِنْ عَبَدَةِ الأَوْثَانِ اجْتَمَعُوا لِقِتَالِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا بَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَقِيَهُمْ فَقَالَ " لَقَدْ بَلَغَ وَعِيدُ قُرَيْشٍ مِنْكُمُ الْمَبَالِغَ مَا كَانَتْ تَكِيدُكُمْ بِأَكْثَرَ مِمَّا تُرِيدُونَ أَنْ تَكِيدُوا بِهِ أَنْفُسَكُمْ تُرِيدُونَ أَنْ تُقَاتِلُوا أَبْنَاءَكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ " . فَلَمَّا سَمِعُوا ذَلِكَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَفَرَّقُوا فَبَلَغَ ذَلِكَ كُفَّارَ قُرَيْشٍ فَكَتَبَتْ كُفَّارُ قُرَيْشٍ بَعْدَ وَقْعَةِ بَدْرٍ إِلَى الْيَهُودِ إِنَّكُمْ أَهْلُ الْحَلْقَةِ وَالْحُصُونِ وَإِنَّكُمْ لَتُقَاتِلُنَّ صَاحِبَنَا أَوْ لَنَفْعَلَنَّ كَذَا وَكَذَا وَلاَ يَحُولُ بَيْنَنَا وَبَيْنَ خَدَمِ نِسَائِكُمْ شَىْءٌ - وَهِيَ الْخَلاَخِيلُ - فَلَمَّا بَلَغَ كِتَابُهُمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَجْمَعَتْ بَنُو النَّضِيرِ بِالْغَدْرِ فَأَرْسَلُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اخْرُجْ إِلَيْنَا فِي ثَلاَثِينَ رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِكَ وَلْيَخْرُجْ مِنَّا ثَلاَثُونَ حَبْرًا حَتَّى نَلْتَقِيَ بِمَكَانِ الْمَنْصَفِ فَيَسْمَعُوا مِنْكَ . فَإِنْ صَدَّقُوكَ وَآمَنُوا بِكَ آمَنَّا بِكَ فَقَصَّ خَبَرَهُمْ فَلَمَّا كَانَ الْغَدُ غَدَا عَلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْكَتَائِبِ فَحَصَرَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ " إِنَّكُمْ وَاللَّهِ لاَ تَأْمَنُونَ عِنْدِي إِلاَّ بِعَهْدٍ تُعَاهِدُونِي عَلَيْهِ " . فَأَبَوْا أَنْ يُعْطُوهُ عَهْدًا فَقَاتَلَهُمْ يَوْمَهُمْ ذَلِكَ ثُمَّ غَدَا الْغَدُ عَلَى بَنِي قُرَيْظَةَ بِالْكَتَائِبِ وَتَرَكَ بَنِي النَّضِيرِ وَدَعَاهُمْ إِلَى أَنْ يُعَاهِدُوهُ فَعَاهَدُوهُ فَانْصَرَفَ عَنْهُمْ وَغَدَا عَلَى بَنِي النَّضِيرِ بِالْكَتَائِبِ فَقَاتَلَهُمْ حَتَّى نَزَلُوا عَلَى الْجَلاَءِ فَجَلَتْ بَنُو النَّضِيرِ وَاحْتَمَلُوا مَا أَقَلَّتِ الإِبِلُ مِنْ أَمْتِعَتِهِمْ وَأَبْوَابِ بُيُوتِهِمْ وَخَشَبِهَا فَكَانَ نَخْلُ بَنِي النَّضِيرِ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً أَعْطَاهُ اللَّهُ إِيَّاهَا وَخَصَّهُ بِهَا فَقَالَ { وَمَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْهُمْ فَمَا أَوْجَفْتُمْ عَلَيْهِ مِنْ خَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ } يَقُولُ بِغَيْرِ قِتَالٍ فَأَعْطَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَكْثَرَهَا لِلْمُهَاجِرِينَ وَقَسَمَهَا بَيْنَهُمْ وَقَسَمَ مِنْهَا لِرَجُلَيْنِ مِنَ الأَنْصَارِ وَكَانَا ذَوِي حَاجَةٍ لَمْ يَقْسِمْ لأَحَدٍ مِنَ الأَنْصَارِ غَيْرَهُمَا وَبَقِيَ مِنْهَا صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّتِي فِي أَيْدِي بَنِي فَاطِمَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا .
Muhammed b. Dâvud b. Süfyân bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Abdürrezzâk bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Ma’mer bize, Zührî’den haber verdi; o, Abdürrahmân b. Ka’b b. Mâlik’ten; o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bir adamdan (naklen) haber verdi ki: Bedir Gazvesi’nden önce, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Medine’deyken, Kureyş kâfirleri (münafıkların lideri) İbn Übey ile Evs ve Hazreç kabilelerinden putlara tapanlara şöyle bir mektup yazdılar: “Siz bizim arkadaşımızı (Muhammed’i) barındırdınız. Allah’a yemin ederiz ki, ya onunla savaşıp onu (şehrinizden) çıkarırsınız ya da biz hep birlikte üzerinize yürür, savaşçılarınızı öldürür ve kadınlarınızı helâl sayarız (esir alırız).” Bu haber Abdullah b. Übey ile putperest yol arkadaşlarına ulaşınca, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile savaşmak üzere toplandılar. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bunu duyunca onlarla karşılaştı ve şöyle buyurdu: “Kureyş’in tehdidi size iyice tesir etmiş (korkutmuş). Halbuki onlar, sizin kendi kendinize vereceğiniz zarardan (bu savaşla) daha fazlasını size veremezlerdi. Siz (onların sözüyle) kendi oğullarınız ve kardeşlerinizle mi savaşmak istiyorsunuz?” Onlar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den bunu işitince dağıldılar. Bu durum Kureyş kâfirlerine ulaşınca, Bedir Gazvesi’nden sonra bu kez Yahudilere (şu mealde) bir mektup yazdılar: “Siz silah ve kale sahibisiniz. Ya bizim arkadaşımızla (Muhammed ile) savaşırsınız ya da biz size şöyle şöyle yaparız. Aramızla kadınlarınızın hallhalları (ayak bilezikleri/kadınlarınızın namusu) arasına hiçbir şey giremez (onları elinizden alırız).” Mektupları Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e ulaşınca, Benî Nadîr kabilesi ihanet etmek üzere anlaştı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Ashabından otuz kişiyle bize gel; bizden de otuz haham (bilgin) çıksın; orta bir yerde (el-Munsaf) buluşalım, seni dinlesinler. Eğer seni doğrular ve sana inanırlarsa biz de sana inanırız.” diye haber gönderdiler. (Râvi burada) onların haberini anlattı. Ertesi gün olunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem askeri birliklerle üzerlerine gidip onları kuşattı ve: “Allah’a yemin olsun ki, benimle bir sözleşme yapmadığınız sürece yanımda güvende olamazsınız!” buyurdu. Onlar sözleşme yapmaya yanaşmadılar. Bunun üzerine (Peygamber) o gün onlarla savaştı. Ertesi gün askeri birliklerle Benî Kurayza üzerine yürüdü, Benî Nadîr’i (bir süreliğine) bıraktı. Onları (Kurayza’yı) sözleşme yapmaya davet etti, onlar da sözleşmeyi kabul ettiler. Bunun üzerine onlardan ayrılıp tekrar askeri birliklerle Benî Nadîr’e döndü ve sürgüne razı olana kadar onlarla savaştı. Nihayet Benî Nadîr sürgün edildi; develerin taşıyabildiği mallarını, evlerinin kapılarını ve kerestelerini yüklenip götürdüler. Benî Nadîr’in hurmalıkları özellikle Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e aitti; Allah onu kendisine mahsus kılmıştı. Nitekim Allah (bu konuda): “Allah’ın, onlardan peygamberine verdiği fey’e (ganimete) gelince; siz onun üzerine ne at ne de deve sürdünüz.” (el-Haşr 6) buyurmuştur ki bu, ‘savaşsız (elde edildi)’ demektir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu malların çoğunu Muhacirlere verdi ve aralarında taksim etti. Onlardan (o darda olan) iki Ensarîye de (Ebu Dücane ve Sehl b. Huneyf’e) pay verdi; bu ikisi dışında başka hiçbir Ensarîye pay vermedi. Geri kalanı ise Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sadakası (vakfı) olarak kaldı ki bu mal (şu an) Fâtıma radıyallâhu anhâ evlatlarının elindedir.
3005. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ يَهُودَ بَنِي النَّضِيرِ، وَقُرَيْظَةَ، حَارَبُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَجْلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَنِي النَّضِيرِ وَأَقَرَّ قُرَيْظَةَ وَمَنَّ عَلَيْهِمْ حَتَّى حَارَبَتْ قُرَيْظَةُ بَعْدَ ذَلِكَ فَقَتَلَ رِجَالَهُمْ وَقَسَمَ نِسَاءَهُمْ وَأَوْلاَدَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ إِلاَّ بَعْضَهُمْ لَحِقُوا بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَمَّنَهُمْ وَأَسْلَمُوا وَأَجْلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَهُودَ الْمَدِينَةِ كُلَّهُمْ بَنِي قَيْنُقَاعَ وَهُمْ قَوْمُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ وَيَهُودَ بَنِي حَارِثَةَ وَكُلَّ يَهُودِيٍّ كَانَ بِالْمَدِينَةِ .
Muhammed b. Yahyâ b. Fâris bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Abdürrezzâk bize haber verdi; (o şöyle demiştir): İbn Cüreyc bize; o, Mûsâ b. Ukbe’den; o, Nâfi’den; o da İbn Ömer’den (naklen) haber verdi ki: Benî Nadîr ve Benî Kurayza Yahudileri Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile savaştılar. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Benî Nadîr’i sürgün etti (Medine’den çıkardı), Benî Kurayza’yı ise yerinde bıraktı ve onlara lütufta bulundu. Fakat daha sonra Benî Kurayza da savaşınca, (Peygamber) onların erkeklerini öldürdü; kadınlarını, çocuklarını ve mallarını ise Müslümanlar arasında taksim etti. Ancak onlardan bir kısmı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sığındılar; o da onlara emân verip güvenliğini sağladı, onlar da Müslüman oldular. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine’deki bütün Yahudileri; Abdullah b. Selâm’ın kavmi olan Benî Kaynukâ’yı, Benî Hârise Yahudilerini ve Medine’de bulunan (diğer) bütün Yahudileri sürgün etti.
3006. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ زَيْدِ بْنِ أَبِي الزَّرْقَاءِ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ - أَحْسِبُهُ - عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَاتَلَ أَهْلَ خَيْبَرَ فَغَلَبَ عَلَى النَّخْلِ وَالأَرْضِ وَأَلْجَأَهُمْ إِلَى قَصْرِهِمْ فَصَالَحُوهُ عَلَى أَنَّ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّفْرَاءَ وَالْبَيْضَاءَ وَالْحَلْقَةَ وَلَهُمْ مَا حَمَلَتْ رِكَابُهُمْ عَلَى أَنْ لاَ يَكْتُمُوا وَلاَ يُغَيِّبُوا شَيْئًا فَإِنْ فَعَلُوا فَلاَ ذِمَّةَ لَهُمْ وَلاَ عَهْدَ فَغَيَّبُوا مَسْكًا لِحُيَىِّ بْنِ أَخْطَبَ وَقَدْ كَانَ قُتِلَ قَبْلَ خَيْبَرَ كَانَ احْتَمَلَهُ مَعَهُ يَوْمَ بَنِي النَّضِيرِ حِينَ أُجْلِيَتِ النَّضِيرُ فِيهِ حُلِيُّهُمْ قَالَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِسَعْيَةَ " أَيْنَ مَسْكُ حُيَىِّ بْنِ أَخْطَبَ " . قَالَ أَذْهَبَتْهُ الْحُرُوبُ وَالنَّفَقَاتُ . فَوَجَدُوا الْمَسْكَ فَقَتَلَ ابْنَ أَبِي الْحُقَيْقِ وَسَبَى نِسَاءَهُمْ وَذَرَارِيَّهُمْ وَأَرَادَ أَنْ يُجْلِيَهُمْ فَقَالُوا يَا مُحَمَّدُ دَعْنَا نَعْمَلْ فِي هَذِهِ الأَرْضِ وَلَنَا الشَّطْرُ مَا بَدَا لَكَ وَلَكُمُ الشَّطْرُ . وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعْطِي كُلَّ امْرَأَةٍ مِنْ نِسَائِهِ ثَمَانِينَ وَسْقًا مِنْ تَمْرٍ وَعِشْرِينَ وَسْقًا مِنْ شَعِيرٍ .
Hârûn b. Zeyd b. Ebî ez-Zerkâ bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Babam bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Hammâd b. Seleme bize, Ubeydullah b. Ömer’den; –sanırım– o da Nâfi’den; o da İbn Ömer’den (naklen) haber verdi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber halkıyla savaştı; hurmalıklara ve araziye galip gelip onları kalelerine sığınmak zorunda bıraktı. Bunun üzerine onlar; sarı (altın), beyaz (gümüş) ve silahların Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ait olması; bir şeyi gizlememeleri ve saklamamaları şartıyla, bineklerinin taşıyabildiği kadar malın da kendilerine kalması üzere onunla barış yaptılar. (Ayrıca) şayet bir şeyi gizler veya saklarlarsa, artık onlar için ne bir zimmet (güvence) ne de bir ahit (sözleşme) kalacaktı. Fakat onlar, (Hazret-i Safiyye’nin babası olan ve) Hayber’den önce öldürülen Huyey b. Ahtab’a ait bir deri çantayı (veya küpü) sakladılar. Bu çantayı Huyey, Benî Nadîr sürgün edildiği gün yanında taşımış ve içine takılarını/mücevherlerini koymuştu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, (Huyey’in amcası olan) Sa’ye’ye: “Huyey b. Ahtab’ın deri çantası nerede?” diye sordu. O: “Savaşlar ve harcamalar onu bitirdi (tüketti).” dedi. Ancak (arama sonunda) deri çantayı buldular. Bunun üzerine (gizlendiği için) İbn Ebî’l-Hukayk öldürüldü, kadınları ve çocukları da esir alındı. (Peygamber) onları sürgün etmek isteyince: “Ey Muhammed! Bizi bırak bu arazide çalışalım; dilediğin sürece (ürünün) yarısı bizim, yarısı da sizin olsun.” dediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de hanımlarından her birine (yıllık) seksen vesk (ölçek) hurma ve yirmi vesk arpa verirdi.
3007. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ ابْنِ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ عُمَرَ، قَالَ أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ عَامَلَ يَهُودَ خَيْبَرَ عَلَى أَنَّا نُخْرِجُهُمْ إِذَا شِئْنَا فَمَنْ كَانَ لَهُ مَالٌ فَلْيَلْحَقْ بِهِ فَإِنِّي مُخْرِجٌ يَهُودَ . فَأَخْرَجَهُمْ .
Ahmed b. Hanbel bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yakub b. İbrahim bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Babam bize, İbn İshâk’tan haber verdi; (o şöyle demiştir): Abdullah b. Ömer’in âzatlısı Nâfi’, Abdullah b. Ömer’den (naklen) bana haber verdi ki: (Halife) Ömer şöyle demiştir: “Ey insanlar! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hayber Yahudileriyle, dilediğimiz zaman onları çıkarabileceğimiz şartı üzerine iş yapmıştı. Dolayısıyla kimin (orada) bir malı varsa ona (malının başına gitsin ve onu tasfiye etsin); çünkü ben Yahudileri (Hayber’den) çıkarıyorum.” Nihayet onları (oradan) çıkardı.
3008. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ اللَّيْثِيُّ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ لَمَّا افْتُتِحَتْ خَيْبَرُ سَأَلَتْ يَهُودُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُقِرَّهُمْ عَلَى أَنْ يَعْمَلُوا عَلَى النِّصْفِ مِمَّا خَرَجَ مِنْهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أُقِرُّكُمْ فِيهَا عَلَى ذَلِكَ مَا شِئْنَا " . فَكَانُوا عَلَى ذَلِكَ وَكَانَ التَّمْرُ يُقْسَمُ عَلَى السُّهْمَانِ مِنْ نِصْفِ خَيْبَرَ وَيَأْخُذُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْخُمُسَ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَطْعَمَ كُلَّ امْرَأَةٍ مِنْ أَزْوَاجِهِ مِنَ الْخُمُسِ مِائَةَ وَسْقٍ تَمْرًا وَعِشْرِينَ وَسْقًا شَعِيرًا فَلَمَّا أَرَادَ عُمَرُ إِخْرَاجَ الْيَهُودِ أَرْسَلَ إِلَى أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُنَّ مَنْ أَحَبَّ مِنْكُنَّ أَنْ أَقْسِمَ لَهَا نَخْلاً بِخَرْصِهَا مِائَةَ وَسْقٍ فَيَكُونَ لَهَا أَصْلُهَا وَأَرْضُهَا وَمَاؤُهَا وَمِنَ الزَّرْعِ مَزْرَعَةُ خَرْصٍ عِشْرِينَ وَسْقًا فَعَلْنَا وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ نَعْزِلَ الَّذِي لَهَا فِي الْخُمُسِ كَمَا هُوَ فَعَلْنَا .
Süleyman b. Dâvud el-Mehrî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): İbn Vehb bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Üsâme b. Zeyd el-Leysî bize, Nâfi’den; o da Abdullah b. Ömer’den (naklen) haber verdi ki: Hayber fethedildiğinde Yahudiler, çıkan ürünün yarısı karşılığında (orada) çalışmak üzere (topraklarda) kalmalarına izin vermesini Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den istediler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Dilediğimiz sürece bu şart üzerine sizi burada bırakırım.” buyurdu. Onlar bu şart üzerine (orada çalışmaya) devam ettiler. Hurmalar, Hayber’in yarısından hisselere göre taksim ediliyordu; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de (bu yarının içinden de kendi hakkı olan) humusu alıyordu. Ayrıca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (kendi payına düşen) humustan hanımlarından her birine (yıllık) yüz vesk hurma ve yirmi vesk arpa verirdi. Ömer, Yahudileri (Hayber’den) çıkarmak isteyince Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in hanımlarına (haber) gönderip şöyle dedi: “Sizden kim, kendisine (yıllık payı olan) yüz vesk hurmaya karşılık tahminî bedeliyle (hurs yoluyla) bir hurmalık taksim etmemi; böylece ağacı, arazisi ve suyuyla mülkiyetinin kendisine ait olmasını dilerse bunu yaparız. Kim de humustaki payının eskisi gibi (aynen) devam etmesini isterse (yine) öyle yaparız.”
3009. Hadis
حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، ح وَحَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَزِيَادُ بْنُ أَيُّوبَ، أَنَّ إِسْمَاعِيلَ بْنَ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَهُمْ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَزَا خَيْبَرَ فَأَصَبْنَاهَا عَنْوَةً فَجَمَعَ السَّبْىَ .
Dâvud b. Muâz bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Abdülvâris bize haber verdi. (H) Yakub b. İbrahim ve Ziyâd b. Eyyûb bize haber verdiler; İsmail b. İbrahim onlara, Abdülazîz b. Suhayb’dan; o da Enes b. Mâlik’ten (naklen) haber verdi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber’e gazve düzenledi. Biz orayı zorla (savaşarak/anveten) fethettik; bunun üzerine (orada) esirler toplandı.
3010. Hadis
حَدَّثَنَا الرَّبِيعُ بْنُ سُلَيْمَانَ الْمُؤَذِّنُ، حَدَّثَنَا أَسَدُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ زَكَرِيَّا، حَدَّثَنِي سُفْيَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، قَالَ قَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ نِصْفَيْنِ نِصْفًا لِنَوَائِبِهِ وَحَاجَتِهِ وَنِصْفًا بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ قَسَمَهَا بَيْنَهُمْ عَلَى ثَمَانِيَةَ عَشَرَ سَهْمًا .
er-Rebî’ b. Süleyman el-Müezzin bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Esed b. Mûsâ bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yahyâ b. Zekeriyyâ bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Süfyân; Yahyâ b. Saîd’den; o, Beşîr b. Yesâr’dan; o da Sehl b. Ebî Hasme’den (naklen) bana haber verdi ki: O şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber’i ikiye böldü. Yarısını kendi (devlet) masrafları ve ihtiyaçları için (beytülmale) ayırdı; diğer yarısını da Müslümanlar arasında paylaştırdı. Onu kendi aralarında on sekiz hisse/pay (sehm) üzere taksim etti.
3011. Hadis
حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ الأَسْوَدِ، أَنَّ يَحْيَى بْنَ آدَمَ، حَدَّثَهُمْ عَنْ أَبِي شِهَابٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ نَفَرًا، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالُوا فَذَكَرَ هَذَا الْحَدِيثَ قَالَ فَكَانَ النِّصْفُ سِهَامَ الْمُسْلِمِينَ وَسَهْمَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَزَلَ النِّصْفَ لِلْمُسْلِمِينَ لِمَا يَنُوبُهُ مِنَ الأُمُورِ وَالنَّوَائِبِ .
Hüseyin b. Alî b. el-Esved bize haber verdi ki: Yahyâ b. Âdem onlara, Ebû Şihâb’dan; o, Yahyâ b. Saîd’den; o da Beşîr b. Yesâr’dan (naklen) haber verdi ki: O (Beşîr), Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bir grubun şöyle dediklerini işitmiş (ve bu hadisi zikretmiş): “Yarısı; Müslümanların hisseleri ile Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in payı idi. Diğer yarısını ise (Müslümanlar adına), ortaya çıkacak (kamusal) meseleler ve masraflar için Kenâr’a ayırdı.”
3012. Hadis
حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، مَوْلَى الأَنْصَارِ عَنْ رِجَالٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا ظَهَرَ عَلَى خَيْبَرَ قَسَمَهَا عَلَى سِتَّةٍ وَثَلاَثِينَ سَهْمًا جَمَعَ كُلُّ سَهْمٍ مِائَةَ سَهْمٍ فَكَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلِلْمُسْلِمِينَ النِّصْفُ مِنْ ذَلِكَ وَعَزَلَ النِّصْفَ الْبَاقِيَ لِمَنْ نَزَلَ بِهِ مِنَ الْوُفُودِ وَالأُمُورِ وَنَوَائِبِ النَّاسِ .
Hüseyin b. Alî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Muhammed b. Fudayl bize, Yahyâ b. Saîd’den; o, Ensar’ın âzatlısı Beşîr b. Yesâr’dan; o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından birtakım adamlardan (naklen) haber verdi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber’e galip gelince, orayı (toplam) otuz altı paya/hisseye (sehm) böldü. Her bir (ana) pay, kendi içinde yüz (alt) payı kapsıyordu. Bunun yarısı (yani 18 ana pay) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Müslümanlar içindi. Kalan yarısını (diğer 18 ana payı) ise, gelecek olan elçiler, (kamusal) işler ve insanların başına gelebilecek masraflar için kenara ayırdı.
3013. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ الْكِنْدِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ، - يَعْنِي سُلَيْمَانَ - عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، قَالَ لَمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى نَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ قَسَمَهَا عَلَى سِتَّةٍ وَثَلاَثِينَ سَهْمًا جَمَعَ كُلُّ سَهْمٍ مِائَةَ سَهْمٍ فَعَزَلَ نِصْفَهَا لِنَوَائِبِهِ وَمَا يَنْزِلُ بِهِ الْوَطِيحَةَ وَالْكُتَيْبَةَ وَمَا أُحِيزَ مَعَهُمَا وَعَزَلَ النِّصْفَ الآخَرَ فَقَسَمَهُ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ الشَّقَّ وَالنَّطَاةَ وَمَا أُحِيزَ مَعَهُمَا وَكَانَ سَهْمُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيمَا أُحِيزَ مَعَهُمَا .
Abdullah b. Saîd el-Kindî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Ebû Hâlid –yani Süleyman– bize, Yahyâ b. Saîd’den; o da Beşîr b. Yesâr’dan (naklen) haber verdi ki: O şöyle demiştir: Allah, Peygamberine Hayber’i fey (savaşsız ganimet veya devlet malı) olarak verince, (Peygamber) orayı otuz altı paya/hisseye (sehm) böldü. Her bir (ana) pay, kendi içinde yüz (alt) payı kapsıyordu. Yarısını; kendi (devlet) masrafları ve karşılaşacağı durumlar için; (Khaybar’ın kaleleri olan) el-Vatîha, el-Ketîbe ve bunlara bağlı olan arazilerle birlikte kenara ayırdı. Diğer yarısını ise Müslümanlar arasında paylaştırdı ki bu paylaştırılan yerler; eş-Şakk, en-Natât ve bunlara bağlı olan arazilere dahildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in (ayrıca şahsına ait olan) payı da bu (paylaştırılan) araziler arasındaydı.
3014. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِسْكِينٍ الْيَمَامِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ بِلاَلٍ - عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بُشَيْرِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ خَيْبَرَ قَسَمَهَا سِتَّةً وَثَلاَثِينَ سَهْمًا جَمْعًا فَعَزَلَ لِلْمُسْلِمِينَ الشَّطْرَ ثَمَانِيَةَ عَشَرَ سَهْمًا يَجْمَعُ كُلُّ سَهْمٍ مِائَةً النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مَعَهُمْ لَهُ سَهْمٌ كَسَهْمِ أَحَدِهِمْ وَعَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَمَانِيَةَ عَشَرَ سَهْمًا وَهُوَ الشَّطْرُ لِنَوَائِبِهِ وَمَا يَنْزِلُ بِهِ مِنْ أَمْرِ الْمُسْلِمِينَ فَكَانَ ذَلِكَ الْوَطِيحَ وَالْكُتَيْبَةَ وَالسُّلاَلِمَ وَتَوَابِعَهَا فَلَمَّا صَارَتِ الأَمْوَالُ بِيَدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالْمُسْلِمِينَ لَمْ يَكُنْ لَهُمْ عُمَّالٌ يَكْفُونَهُمْ عَمَلَهَا فَدَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْيَهُودَ فَعَامَلَهُمْ .
Muhammed b. Miskîn el-Yemâmî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yahyâ b. Hassân bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Süleyman –yani İbn Bilâl– bize, Yahyâ b. Saîd’den; o da Beşîr b. Yesâr’dan (naklen) haber verdi ki: Allah, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Hayber’i fey (devlet malı) olarak verince, orayı toplam otuz altı paya/hisseye (sehm) böldü. Yarısını (yani on sekiz payı) Müslümanlar için ayırdı ki her bir (ana) pay kendi içinde yüz (alt) payı kapsıyordu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de onlarla birlikteydi (bu yarının içindeydi) ve onun da onlardan herhangi biri gibi bir payı vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kalan diğer yarısını (yani on sekiz payı) ise, kendi (devlet) masrafları ve Müslümanların başına gelebilecek durumlar (için harcanmak üzere) ayırdı. Bu (ayrılan) yerler; el-Vatîha, el-Ketîbe, es-Sülâlim ve bunlara bağlı olan arazilerdi. Mallar (araziler) Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile Müslümanların eline geçince, o arazilerin işlerini yürütecek yeterli işçileri (veya imkanları) yoktu. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Yahudileri çağırdı ve (arazide çalışmaları için) onlarla anlaşma yaptı.
3015. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مُجَمِّعُ بْنُ يَعْقُوبَ بْنِ مُجَمِّعِ بْنِ يَزِيدَ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي يَعْقُوبَ بْنَ مُجَمِّعٍ، يَذْكُرُ لِي عَنْ عَمِّهِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ عَمِّهِ، مُجَمِّعِ بْنِ جَارِيَةَ الأَنْصَارِيِّ - وَكَانَ أَحَدَ الْقُرَّاءِ الَّذِينَ قَرَءُوا الْقُرْآنَ - قَالَ قُسِمَتْ خَيْبَرُ عَلَى أَهْلِ الْحُدَيْبِيَةِ فَقَسَمَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى ثَمَانِيَةَ عَشَرَ سَهْمًا وَكَانَ الْجَيْشُ أَلْفًا وَخَمْسَمِائَةٍ فِيهِمْ ثَلاَثُمِائَةِ فَارِسٍ فَأَعْطَى الْفَارِسَ سَهْمَيْنِ وَأَعْطَى الرَّاجِلَ سَهْمًا .
Muhammed b. Îsâ bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Mücemmi’ b. Ya’kûb b. Mücemmi’ b. Yezîd el-Ensârî şöyle dedi: Babam Ya’kûb b. Mücemmi’in; amcası Abdürrahmân b. Yezîd el-Ensârî’den; onun da amcası (ve Kur’an’ı cemetmiş kurrâlardan biri olan) Mücemmi’ b. Câriye el-Ensârî’den naklen bana şöyle dediğini işittim: Hayber (toprakları), Hudeybiye’ye katılanlar arasında paylaştırıldı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem orayı on sekiz hisseye/paya (sehm) böldü. Ordu bin beş yüz kişiydi ve içlerinde üç yüz süvari vardı. (Bakara 177, Enfal 41 gibi ayetlerin tatbiki olarak) Süvariye iki pay, yayaya (piyadeye) ise bir pay verdi.
3016. Hadis
حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، - يَعْنِي ابْنَ آدَمَ - حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، وَبَعْضِ، وَلَدِ مُحَمَّدِ بْنِ مَسْلَمَةَ قَالُوا بَقِيَتْ بَقِيَّةٌ مِنْ أَهْلِ خَيْبَرَ تَحَصَّنُوا فَسَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَحْقِنَ دِمَاءَهُمْ وَيُسَيِّرَهُمْ فَفَعَلَ فَسَمِعَ بِذَلِكَ أَهْلُ فَدَكَ فَنَزَلُوا عَلَى مِثْلِ ذَلِكَ فَكَانَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً لأَنَّهُ لَمْ يُوجِفْ عَلَيْهَا بِخَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ .
Hüseyin b. Alî el-İclî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yahyâ –yani İbn Âdem– bize haber verdi; (o şöyle demiştir): İbn Ebî Zâide bize; Muhammed b. İshâq’tan; o, Zührî ve Abdullah b. Ebî Bekir’den; onlar da Muhammed b. Mesleme’nin evlatlarından birinden (naklen) haber verdi ki: Hayber halkından sağ kalan bir grup (kalelere) kapanmışlardı. (Sonra) kanlarının dökülmemesi ve kendilerinin serbest bırakılması (sürgün edilmesi) şartıyla Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den eman dilediler; o da bunu kabul etti. (Hayber yakınındaki) Fedek halkı bunu duyunca, onlar da aynı şartla (teslim olmak için) haber gönderdiler. İşte bu sebeple Fedek, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e mahsus (bir mal/fey) oldu; çünkü orası için ne bir at ne de bir deve sürülmüş (savaşılmamış) idi.
3017. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ جُوَيْرِيَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم افْتَتَحَ بَعْضَ خَيْبَرَ عَنْوَةً . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَقُرِئَ عَلَى الْحَارِثِ بْنِ مِسْكِينٍ وَأَنَا شَاهِدٌ أَخْبَرَكُمُ ابْنُ وَهْبٍ قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ أَنَّ خَيْبَرَ كَانَ بَعْضُهَا عَنْوَةً وَبَعْضُهَا صُلْحًا وَالْكُتَيْبَةُ أَكْثَرُهَا عَنْوَةً وَفِيهَا صُلْحٌ . قُلْتُ لِمَالِكٍ وَمَا الْكُتَيْبَةُ قَالَ أَرْضُ خَيْبَرَ وَهِيَ أَرْبَعُونَ أَلْفَ عَذْقٍ .
Muhammed b. Yahyâ b. Fâris bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Abdullah b. Muhammed bize; Cüveyriye’den; o, Mâlik’ten; o da Zührî’den haber verdi ki: Saîd b. el-Müseyyeb ona, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Hayber’in bir kısmını zorla (anveten) fethettiğini haber vermiştir. Ebû Dâvud dedi ki: Ve (bu hadis) el-Hâris b. Miskîn’e şöyle okunurken ben de oradaydım: İbn Vehb size (şöyle) haber verdi: İbn Şihâb (ez-Zührî)’den bana (şöyle) haber verdi ki: Hayber’in bir kısmı zorla (savaşarak/anveten) fethi olundu, bir kısmı ise barış (sulh) yoluyla alındı. el-Ketîbe bölgesinin ise çoğu zorla alındı fakat orada barış yoluyla alınan yerler de vardı. (Râvi İbn Vehb dedi ki): Mâlik’e: “el-Ketîbe nedir?” diye sordum. (Mâlik): “Hayber’in bir arazisidir; orası kırk bin salkım (hurma ağacı) olan bir yerdir.” dedi.
3018. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ بَلَغَنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم افْتَتَحَ خَيْبَرَ عَنْوَةً بَعْدَ الْقِتَالِ وَنَزَلَ مَنْ نَزَلَ مِنْ أَهْلِهَا عَلَى الْجَلاَءِ بَعْدَ الْقِتَالِ .
İbnü’s-Serh bize haber verdi; (o şöyle demiştir): İbn Vehb bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yûnus b. Yezîd bize, İbn Şihâb (ez-Zührî)’den haber verdi; o şöyle demiştir: “Bana ulaştığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem savaştan sonra Hayber’i zorla (anveten) fethetti. Halkından (esir olmayıp da) orada kalanlar ise yine bir savaştan sonra sürgün edilmek/ayrılmak (celâ) şartıyla teslim oldular.”
3019. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ خَمَّسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ ثُمَّ قَسَّمَ سَائِرَهَا عَلَى مَنْ شَهِدَهَا وَمَنْ غَابَ عَنْهَا مِنْ أَهْلِ الْحُدَيْبِيَةِ .
İbnü’s-Serh bize haber verdi; (o şöyle demiştir): İbn Vehb bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yûnus b. Yezîd bize, İbn Şihâb (ez-Zührî)’den haber verdi; o şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber’i (once devlet payı olarak) beş birini (humus) ayırdı; sonra geri kalanını (ganimet olarak) hem bizzat orada bulunanlara hem de orada bulunmasa dahi Hudeybiye’ye katılanlara paylaştırdı.”
3020. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ لَوْلاَ آخِرُ الْمُسْلِمِينَ مَا فَتَحْتُ قَرْيَةً إِلاَّ قَسَمْتُهَا كَمَا قَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْبَرَ .
Ahmed b. Hanbel bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Abdürrahmân bize, Mâlik’ten; o, Zeyd b. Eslem’den; o da babasından; o da Ömer radıyallâhu anh’tan (naklen) haber verdi ki: (Halife) Ömer şöyle demiştir: “Eğer sonradan gelecek Müslümanların (geleceği/durumu) söz konusu olmasaydı, fethettiğim her beldeyi, tıpkı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Hayber’i paylaştırdığı gibi (askerler arasında) paylaştırırdım.”
3021. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفَتْحِ جَاءَهُ الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ بِأَبِي سُفْيَانَ بْنِ حَرْبٍ فَأَسْلَمَ بِمَرِّ الظَّهْرَانِ فَقَالَ لَهُ الْعَبَّاسُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ يُحِبُّ هَذَا الْفَخْرَ فَلَوْ جَعَلْتَ لَهُ شَيْئًا . قَالَ " نَعَمْ مَنْ دَخَلَ دَارَ أَبِي سُفْيَانَ فَهُوَ آمِنٌ وَمَنْ أَغْلَقَ عَلَيْهِ بَابَهُ فَهُوَ آمِنٌ " .
Osmân b. Ebî Şeybe bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Yahyâ b. Âdem bize haber verdi; (o şöyle demiştir): İbn İdrîs bize, Muhammed b. İshâq’tan; o, Zührî’den; o, Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe’den; o da İbn Abbâs’tan (naklen) haber verdi ki: Fetih yılında (Mekke’nin fethinde), Abbâs b. Abdülmuttalib, Ebû Süfyân b. Harb’i Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirdi. (Ebû Süfyân) Merru’z-Zahrân’da Müslüman oldu. Abbâs: “Ey Allah’ın Resûlü! Şüphesiz Ebû Süfyân, övünmeyi/şanı seven bir adamdır. Onun için (onurunu okşayacak) bir şey yapsan?” dedi. (Peygamber): “Evet, kim Ebû Süfyân’ın evine girerse o güvendedir. Kim de kapısını (üzerine) kapatırsa o (da) güvendedir.” buyurdu.
3022. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ، - يَعْنِي ابْنَ الْفَضْلِ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْبَدٍ، عَنْ بَعْضِ، أَهْلِهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لَمَّا نَزَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ الظَّهْرَانِ قَالَ الْعَبَّاسُ قُلْتُ وَاللَّهِ لَئِنْ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ عَنْوَةً قَبْلَ أَنْ يَأْتُوهُ فَيَسْتَأْمِنُوهُ إِنَّهُ لَهَلاَكُ قُرَيْشٍ فَجَلَسْتُ عَلَى بَغْلَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ لَعَلِّي أَجِدُ ذَا حَاجَةٍ يَأْتِي أَهْلَ مَكَّةَ فَيُخْبِرُهُمْ بِمَكَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِيَخْرُجُوا إِلَيْهِ فَيَسْتَأْمِنُوهُ فَإِنِّي لأَسِيرُ إِذْ سَمِعْتُ كَلاَمَ أَبِي سُفْيَانَ وَبُدَيْلِ بْنِ وَرْقَاءَ فَقُلْتُ يَا أَبَا حَنْظَلَةَ فَعَرَفَ صَوْتِي فَقَالَ أَبُو الْفَضْلِ قُلْتُ نَعَمْ . قَالَ مَا لَكَ فِدَاكَ أَبِي وَأُمِّي قُلْتُ هَذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ . قَالَ فَمَا الْحِيلَةُ قَالَ فَرَكِبَ خَلْفِي وَرَجَعَ صَاحِبُهُ فَلَمَّا أَصْبَحَ غَدَوْتُ بِهِ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَسْلَمَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا سُفْيَانَ رَجُلٌ يُحِبُّ هَذَا الْفَخْرَ فَاجْعَلْ لَهُ شَيْئًا . قَالَ " نَعَمْ مَنْ دَخَلَ دَارَ أَبِي سُفْيَانَ فَهُوَ آمِنٌ وَمَنْ أَغْلَقَ عَلَيْهِ دَارَهُ فَهُوَ آمِنٌ وَمَنْ دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَهُوَ آمِنٌ " . قَالَ فَتَفَرَّقَ النَّاسُ إِلَى دُورِهِمْ وَإِلَى الْمَسْجِدِ .
Muhammed b. Amr er-Râzî bize haber verdi; (o şöyle demiştir): Seleme –yani İbnü’l-Fadl– bize, Muhammed b. İshâq’tan; o, Abbâs b. Abdullah b. Ma’bed’den; o, ailesinden (birinden); o da İbn Abbâs’tan (naklen) haber verdi ki: (İbn Abbâs’ın babası) Abbâs şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Merru’z-Zahrân’a konakladığında, kendi kendime: “Allah’a yemin olsun ki, eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Mekkeliler ona gelip eman dilemeden önce oraya zorla (anveten) girerse, bu şüphesiz Kureyş’in helâkı olur.” dedim. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in katırına bindim ve: “Belki Mekkelilere gidip onlara Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yerini haber verecek; böylece onların (Peygamber’e) çıkıp eman dilemelerini sağlayacak ihtiyaç sahibi birini bulurum.” diye düşündüm. Ben giderken birden Ebû Süfyân ve Budeyl b. Verkâ’nın seslerini işittim. “Ey Ebu Hanzala!” diye seslendim. (Ebû Süfyân) sesimi tanıdı ve: “Ebu’l-Fadl mı?” dedi. “Evet.” dedim. “Babam anam sana feda olsun, neyin var (nedir bu hal)?” dedi. “İşte Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve insanlar (ordu burada)!” dedim. “O halde çare nedir?” diye sordu. (Abbâs): “Ardıma bin!” dedi. Arkadaşı (Budeyl) ise geri döndü. Sabah olunca onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e götürdüm, o da Müslüman oldu. Ben: “Ey Allah’ın Resûlü! Şüphesiz Ebû Süfyân, övünmeyi/şanı seven bir adamdır. Onun için (onurunu okşayacak) bir şey yapsan?” dedim. (Peygamber): “Evet, kim Ebû Süfyân’ın evine girerse o güvendedir. Kim kapısını kendi üzerine kapatırsa o güvendedir. Kim de Mescid(-i Harâm)’a girerse o (da) güvendedir.” buyurdu. Bunun üzerine insanlar evlerine ve Mescid’e dağıldılar.
3023. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الْكَرِيمِ - حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ عَقِيلِ بْنِ مَعْقِلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَهْبِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ سَأَلْتُ جَابِرًا هَلْ غَنِمُوا يَوْمَ الْفَتْحِ شَيْئًا قَالَ لاَ .
Hasan b. es-Sabbâh bize haber verdi; İsmâil –yani İbn Abdülkerîm– bize haber verdi; İbrâhim b. Akīl b. Ma’kil bana, babasından; o da Vehb b. Münebbih’ten (naklen) haber verdi ki: (Vehb) şöyle demiştir: Câbir’e, (Müslümanların) Fetih günü (ganimet olarak) bir şey alıp almadıklarını sordum. “Hayır.” cevabını verdi.
3024. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا سَلاَّمُ بْنُ مِسْكِينٍ، حَدَّثَنَا ثَابِتٌ الْبُنَانِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمَّا دَخَلَ مَكَّةَ سَرَّحَ الزُّبَيْرَ بْنَ الْعَوَّامِ وَأَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ وَخَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ عَلَى الْخَيْلِ وَقَالَ " يَا أَبَا هُرَيْرَةَ اهْتِفْ بِالأَنْصَارِ " . قَالَ اسْلُكُوا هَذَا الطَّرِيقَ فَلاَ يُشْرِفَنَّ لَكُمْ أَحَدٌ إِلاَّ أَنَمْتُمُوهُ . فَنَادَى مُنَادٍ لاَ قُرَيْشَ بَعْدَ الْيَوْمِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ دَخَلَ دَارًا فَهُوَ آمِنٌ وَمَنْ أَلْقَى السِّلاَحَ فَهُوَ آمِنٌ " . وَعَمَدَ صَنَادِيدُ قُرَيْشٍ فَدَخَلُوا الْكَعْبَةَ فَغَصَّ بِهِمْ وَطَافَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَصَلَّى خَلْفَ الْمَقَامِ ثُمَّ أَخَذَ بِجَنْبَتَىِ الْبَابِ فَخَرَجُوا فَبَايَعُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الإِسْلاَمِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ حَنْبَلٍ سَأَلَهُ رَجُلٌ قَالَ مَكَّةَ عَنْوَةً هِيَ قَالَ أَيْشٍ يَضُرُّكَ مَا كَانَتْ قَالَ فَصُلْحٌ قَالَ لاَ .
Müslim b. İbrâhim bize haber verdi; Sellâm b. Miskîn bize haber verdi; Sâbit el-Bünânî bize, Abdullah b. Rabâh el-Ensârî’den; o da Ebû Hureyre’den (naklen) haber verdi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’ye girdiğinde, Zübeyr b. el-Avvâm, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh ve Hâlid b. Velîd’i süvari birliklerinin başında (farklı yönlere) sevk etti ve: “Ey Ebû Hureyre! Ensâr’a seslen!” buyurdu. (Sonra onlara): “Şu yolu izleyin, karşınıza kim çıkarsa (size mani olmaya çalışırsa) onu etkisiz hale getirin (öldürün).” dedi. Bunun üzerine bir münadi: “Bugünden sonra artık Kureyş diye bir şey yoktur (dirençleri kırılmıştır).” diye seslendi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kim bir eve girerse güvendedir, kim silahını bırakırsa o güvendedir.” buyurdu. Kureyş’in ileri gelenleri ise Kâbe’ye yönelip oraya girdiler ve orası onlarla dolup taştı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (Beyt’i) tavaf etti ve Makâm’ın (İbrahim’in) arkasında namaz kıldı. Sonra (Kâbe) kapısının iki sövesinden tuttu; (Kureyşliler dışarı) çıktılar ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e İslam üzere biat ettiler. Ebû Dâvûd dedi ki: Ahmed b. Hanbel’i işittim; bir adam ona: “Mekke zorla mı (anveten) fethedildi?” diye sordu. (Ahmed): “Öyle veya böyle olmasının sana ne zararı var?” dedi. Adam: “Yani barış yoluyla mı (sulhan)?” dedi. (Ahmed): “Hayır.” dedi.
3025. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الصَّبَّاحِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الْكَرِيمِ - حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، - يَعْنِي ابْنَ عَقِيلِ بْنِ مُنَبِّهٍ - عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَهْبٍ، قَالَ سَأَلْتُ جَابِرًا عَنْ شَأْنِ، ثَقِيفٍ إِذْ بَايَعَتْ قَالَ اشْتَرَطَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنْ لاَ صَدَقَةَ عَلَيْهَا وَلاَ جِهَادَ وَأَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ يَقُولُ " سَيَتَصَدَّقُونَ وَيُجَاهِدُونَ إِذَا أَسْلَمُوا " .
Hasan b. es-Sabbâh bize haber verdi; İsmâil –yani İbn Abdülkerîm– bize haber verdi; İbrâhim –yani İbn Akīl b. Münebbih– bana, babasından; o da Vehb’den (naklen) haber verdi ki: (Vehb) şöyle demiştir: Câbir’e, Sakīf’in (Tâiflilerin) biat ettikleri zamanki hallerini sordum. (Câbir) dedi ki: “Onlar Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e ne sadaka (zekât) verme ne de cihat etme şartı koştular.” Ve (Câbir) bundan sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işitti: “Müslüman olduklarında sadaka da verecekler, cihat da edecekler.”
3026. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ سُوَيْدٍ، - يَعْنِي ابْنَ مَنْجُوفٍ - حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِ، أَنَّ وَفْدَ، ثَقِيفٍ لَمَّا قَدِمُوا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْزَلَهُمُ الْمَسْجِدَ لِيَكُونَ أَرَقَّ لِقُلُوبِهِمْ فَاشْتَرَطُوا عَلَيْهِ أَنْ لاَ يُحْشَرُوا وَلاَ يُعْشَرُوا وَلاَ يُجَبُّوا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَكُمْ أَنْ لاَ تُحْشَرُوا وَلاَ تُعْشَرُوا وَلاَ خَيْرَ فِي دِينٍ لَيْسَ فِيهِ رُكُوعٌ " .
Ahmed b. Ali b. Süveyd –yani İbn Mencûf– bize haber verdi; Ebû Dâvûd bize, Hammâd b. Seleme’den; o, Humeyd’den; o, el-Hasan’dan; o da Osman b. Ebi’l-Âs’tan (naklen) haber verdi ki: Sakīf heyeti Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldiklerinde, kalplerinin (İslam’a) daha çok ısınması için onları Mescid’e yerleştirdi. Onlar; (cihada) çağrılmamak (haşr), öşür (zekât) vermemek (uşr) ve namaz kılmamak (cübâ/ruku) şartlarını koştular. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “(Cihada) çağrılmamayı ve öşür vermemeyi kabul ediyorum; (ancak) rükûsu (namazı) olmayan bir dinde hayır yoktur.” buyurdu.
3027. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، عَنْ أَبِي أُسَامَةَ، عَنْ مُجَالِدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَامِرِ بْنِ شَهْرٍ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ لِي هَمْدَانُ هَلْ أَنْتَ آتٍ هَذَا الرَّجُلَ وَمُرْتَادٌ لَنَا فَإِنْ رَضِيتَ لَنَا شَيْئًا قَبِلْنَاهُ وَإِنْ كَرِهْتَ شَيْئًا كَرِهْنَاهُ قُلْتُ نَعَمْ . فَجِئْتُ حَتَّى قَدِمْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَضِيتُ أَمْرَهُ وَأَسْلَمَ قَوْمِي وَكَتَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَذَا الْكِتَابَ إِلَى عُمَيْرٍ ذِي مَرَّانَ قَالَ وَبَعَثَ مَالِكَ بْنَ مِرَارَةَ الرَّهَاوِيَّ إِلَى الْيَمَنِ جَمِيعًا فَأَسْلَمَ عَكٌّ ذُو خَيْوَانَ . قَالَ فَقِيلَ لِعَكٍّ انْطَلِقْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَخُذْ مِنْهُ الأَمَانَ عَلَى قَرْيَتِكَ وَمَالِكَ فَقَدِمَ وَكَتَبَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ لِعَكٍّ ذِي خَيْوَانَ إِنْ كَانَ صَادِقًا فِي أَرْضِهِ وَمَالِهِ وَرَقِيقِهِ فَلَهُ الأَمَانُ وَذِمَّةُ اللَّهِ وَذِمَّةُ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ " . وَكَتَبَ خَالِدُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ .
Hennâd b. es-Serî bize, Ebû Üsâme’den; o, Mücâlid’den; o, eş-Şa’bî’den; o da Âmir b. Şehr’den (naklen) haber verdi ki: (Âmir) şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (peygamber olarak) ortaya çıktığında, Hemdân kabilesi bana: “Şu adama gidip bizim için (durumu) araştırır mısın? Eğer bizim için (getirdiği) bir şeyi beğenirsen biz de kabul ederiz; beğenmezsen biz de beğenmeyiz.” dediler. Ben de “Evet.” dedim. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim ve onun getirdiği dini beğendim; kavmim de Müslüman oldu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Umeyr Zü’l-Merrân’a bir mektup yazdı. (Ravi dedi ki): Ayrıca Mâlik b. Mirâre er-Rehâvî’yi bütün Yemen’e (elçi olarak) gönderdi; böylece Akk Zü Hayvân da Müslüman oldu. (Âmir devamla) dedi ki: Akk’a (bu kabilenin reisine); “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e git de köyün ve malın için ondan eman al.” denildi. O da (Peygamber’e) geldi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun için (şunları) yazdı: “Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah’ın Resûlü Muhammed’den Akk Zü Hayvân’a: Eğer (Müslümanlığında) sadık ise; toprağı, malı ve köleleri hususunda eman altındadır; Allah’ın ve Allah’ın Resûlü Muhammed’den’in zimmeti (himayesi) onun üzerinedir.” Bu mektubu Hâlid b. Saîd b. el-Âs yazdı.