2158. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، أَنَّ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ، أَشْرَفَ يَوْمَ الدَّارِ فَقَالَ أَنْشُدُكُمُ اللَّهَ أَتَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَحِلُّ دَمُ امْرِئٍ مُسْلِمٍ إِلاَّ بِإِحْدَى ثَلاَثٍ زِنًا بَعْدَ إِحْصَانٍ أَوِ ارْتِدَادٍ بَعْدَ إِسْلاَمٍ أَوْ قَتْلِ نَفْسٍ بِغَيْرِ حَقٍّ فَقُتِلَ بِهِ " . فَوَاللَّهِ مَا زَنَيْتُ فِي جَاهِلِيَّةٍ وَلاَ فِي إِسْلاَمٍ وَلاَ ارْتَدَدْتُ مُنْذُ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ قَتَلْتُ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ فَبِمَ تَقْتُلُونَنِي قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَعَائِشَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ . وَرَوَاهُ حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ فَرَفَعَهُ . وَرَوَى يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ هَذَا الْحَدِيثَ فَأَوْقَفُوهُ وَلَمْ يَرْفَعُوهُ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ عُثْمَانَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مَرْفُوعًا
Bize Ahmed b. Abde ed-Dabbî anlattı. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd anlattı, Yahya b. Saîd’den, o Ebû Ümâme b. Sehl b. Huneyf’ten. (Dedi ki): Osman b. Affân (kuşatma altındayken) Dâr günü (evinin damından) insanlara baktı ve şöyle dedi: “Allah aşkına söyleyin, biliyor musunuz ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Müslüman bir kişinin kanı ancak şu üç şeyden biriyle helal olur: İhsan (evlilik) sonrası zina, İslam’dan sonra irtidat (dinden dönme) veya haksız yere bir cana kıymak (kısas).’ Vallahi ben ne cahiliye döneminde ne de İslam’da zina ettim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e biat ettiğimden beri dinden dönmedim. Allah’ın haram kıldığı bir cana da kıymadım. Öyleyse beni ne (sebep) ile öldürüyorsunuz?” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Mes’ûd, Âişe ve İbn Abbâs’tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasendir. Hammâd b. Seleme bunu Yahya b. Saîd’den merfû olarak rivayet etmiştir. Yahya b. Saîd el-Kattân ve birçok kişi ise bu hadisi Yahya b. Saîd’den rivayet edip (Osman’a) mevkûf kılmışlar, merfû yapmamışlardır (yani Peygamber sözü olarak değil, Osman’ın sözü olarak aktarmışlardır). Ancak bu hadis Osman’dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den merfû olarak başka vecihlerle de rivayet edilmiştir.
2159. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ شَبِيبِ بْنِ غَرْقَدَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ عَمْرِو بْنِ الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي حِجَّةِ الْوَدَاعِ لِلنَّاسِ " أَىُّ يَوْمٍ هَذَا " . قَالُوا يَوْمُ الْحَجِّ الأَكْبَرِ . قَالَ " فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ وَأَعْرَاضَكُمْ بَيْنَكُمْ حَرَامٌ كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا أَلاَ لاَ يَجْنِي جَانٍ إِلاَّ عَلَى نَفْسِهِ أَلاَ لاَ يَجْنِي جَانٍ عَلَى وَلَدِهِ وَلاَ مَوْلُودٌ عَلَى وَالِدِهِ أَلاَ وَإِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ أَيِسَ مِنْ أَنْ يُعْبَدَ فِي بِلاَدِكُمْ هَذِهِ أَبَدًا وَلَكِنْ سَتَكُونُ لَهُ طَاعَةٌ فِيمَا تَحْتَقِرُونَ مِنْ أَعْمَالِكُمْ فَسَيَرْضَى بِهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَجَابِرٍ وَحُذَيْمِ بْنِ عَمْرٍو السَّعْدِيِّ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَرَوَى زَائِدَةُ عَنْ شَبِيبِ بْنِ غَرْقَدَةَ نَحْوَهُ وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ شَبِيبِ بْنِ غَرْقَدَةَ .
Bize Hennâd anlattı. (Dedi ki): Bize Ebu’l-Ahvas anlattı, Şebîb b. Garkade’den, o Süleyman b. Amr b. el-Ahvas’tan, o babasından. (Dedi ki): Veda Haccı’nda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i insanlara şöyle derken işittim: “Bu gün hangi gündür?” (İnsanlar): “Hacc-ı Ekber günüdür” dediler. (Resûlullah) şöyle buyurdu: “Şüphesiz kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (onurlarınız), bu beldenizde bu gününüzün haramlığı (kutsallığı) gibi aranızda haramdır (dokunulmazdır). Dikkat edin! Bir cani, kendi aleyhinden başkasına cinayet işlemiş olmaz (suçu başkasına yüklenmez). Dikkat edin! Hiçbir cani çocuğuna (karşı sorumlu olacak bir) cinayet işlemez, hiçbir çocuk da babasına (karşı sorumlu olacak bir) cinayet işlemez (kimse kimsenin suçunu yüklenmez). Dikkat edin! Şeytan, bu beldenizde kendisine (açıktan) tapılmasından ebediyen ümidini kesmiştir. Lakin amellerinizden küçük (önemsiz) gördüğünüz şeylerde kendisine itaat edilmesi (onu memnun edecektir) ve o buna razı olacaktır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Bekre, İbn Abbâs, Câbir ve Huzeym b. Amr es-Sa’dî’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Zâide de Şebîb b. Garkade’den bunun benzerini rivayet etmiştir. Biz bunu sadece Şebîb b. Garkade’nin hadisinden biliyoruz.
2160. Hadis
حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَأْخُذْ أَحَدُكُمْ عَصَا أَخِيهِ لاَعِبًا أَوْ جَادًّا فَمَنْ أَخَذَ عَصَا أَخِيهِ فَلْيَرُدَّهَا إِلَيْهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَسُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدَ وَجَعْدَةَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ . وَالسَّائِبُ بْنُ يَزِيدَ لَهُ صُحْبَةٌ قَدْ سَمِعَ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَحَادِيثَ وَهُوَ غُلاَمٌ وَقُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ ابْنُ سَبْعِ سِنِينَ وَوَالِدُهُ يَزِيدُ بْنُ السَّائِبِ لَهُ أَحَادِيثُ هُوَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ رَوَى عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالسَّائِبُ بْنُ يَزِيدَ هُوَ ابْنُ أُخْتِ نَمِرٍ
Bize Bündâr anlattı. (Dedi ki): Bize Yahya b. Saîd anlattı. (Dedi ki): Bize İbn Ebî Zi’b anlattı. (Dedi ki): Bize Abdullah b. es-Sâib b. Yezîd anlattı, babasından, o da dedesinden. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biri şaka yoluyla veya ciddi olarak kardeşinin asasını (eşyasını) almasın. Kim kardeşinin asasını alırsa onu kendisine geri versin.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda İbn Ömer, Süleyman b. Surad, Ca’de ve Ebû Hureyre’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir; bunu sadece İbn Ebî Zi’b’in hadisinden biliyoruz. (Ravilerden) Sâib b. Yezîd’in sahâbîliği vardır. Henüz çocukken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den hadisler işitmiştir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde o yedi yaşındaydı. Babası Yezîd b. es-Sâib’in de hadisleri vardır ve o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabındandır, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den hadis rivayet etmiştir. Sâib b. Yezîd, Nemir’in kız kardeşinin oğludur.
2161. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يُوسُفَ عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ قَالَ حَجَّ يَزِيدُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَجَّةَ الْوَدَاعِ وَأَنَا ابْنُ سَبْعِ سِنِينَ . فَقَالَ عَلِيُّ بْنُ الْمَدِينِيِّ عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الْقَطَّانِ كَانَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ ثَبْتًا صَاحِبَ حَدِيثٍ وَكَانَ السَّائِبُ بْنُ يَزِيدَ جَدَّهُ وَكَانَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ يَقُولُ حَدَّثَنِي السَّائِبُ بْنُ يَزِيدَ وَهُوَ جَدِّي مِنْ قِبَلِ أُمِّي .
Bize Kuteybe anlattı. (Dedi ki): Bize Hâtim b. İsmail anlattı, Muhammed b. Yûsuf’tan, o Sâib b. Yezîd’den. (Dedi ki): Yezîd (babam), ben yedi yaşındayken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Veda Haccı’nı yaptı (beni de götürdü). Ali b. el-Medînî, Yahya b. Saîd el-Kattân’dan (naklen) şöyle dedi: Muhammed b. Yûsuf güvenilir (sebt) bir hadisçiydi. Sâib b. Yezîd onun (Muhammed’in) dedesiydi. Muhammed b. Yûsuf: “Bana anne tarafından dedem olan Sâib b. Yezîd anlattı” derdi.
2162. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الصَّبَّاحِ الْعَطَّارُ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا مَحْبُوبُ بْنُ الْحَسَنِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ أَشَارَ عَلَى أَخِيهِ بِحَدِيدَةٍ لَعَنَتْهُ الْمَلاَئِكَةُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرَةَ وَعَائِشَةَ وَجَابِرٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ يُسْتَغْرَبُ مِنْ حَدِيثِ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ . وَرَوَاهُ أَيُّوبُ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، نَحْوَهُ وَلَمْ يَرْفَعْهُ وَزَادَ فِيهِ " وَإِنْ كَانَ أَخَاهُ لأَبِيهِ وَأُمِّهِ " . قَالَ وَأَخْبَرَنَا بِذَلِكَ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ عَنْ أَيُّوبَ بِهَذَا .
Bize Abdullah b. Sabbâh el-Attâr el-Hâşimî anlattı. (Dedi ki): Bize Mahbûb b. el-Hasen anlattı. (Dedi ki): Bize Hâlid el-Hazzâ anlattı, Muhammed b. Sîrîn’den, o Ebû Hureyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den. (Şöyle) buyurdu: “Kim kardeşine bir demir (silah) ile işaret ederse, melekler ona lanet eder.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Bekre, Âişe ve Câbir’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis bu vechinden hasen sahih gariptir; Hâlid el-Hazzâ’nın hadisinden olması bakımından garip sayılır. Eyyûb bu hadisi Muhammed b. Sîrîn’den, o Ebû Hureyre’den benzer şekilde rivayet etmiş ancak merfû yapmamıştır. (Eyyûb) onda şu fazlalığı zikretmiştir: “(İşaret ettiği kişi) ana baba bir kardeşi olsa bile.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bunu bize Kuteybe haber verdi, (dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd, Eyyûb’dan bu hadisi (böylece) anlattı.
2163. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُمَحِيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُتَعَاطَى السَّيْفُ مَسْلُولاً . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ . وَرَوَى ابْنُ لَهِيعَةَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ عَنْ بَنَّةَ الْجُهَنِيِّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَحَدِيثُ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ عِنْدِي أَصَحُّ .
Bize Abdullah b. Muâviye el-Cumahî el-Basrî anlattı. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Seleme anlattı, Ebu’z-Zübeyr’den, o Câbir’den. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kılıcın kınından çıkarılmış (çıplak) vaziyette elden ele verilmesini yasakladı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Bekre’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis Hammâd b. Seleme’nin rivayeti olarak hasen gariptir. İbn Lehîa bu hadisi Ebu’z-Zübeyr’den, o Câbir’den, o Benne (veya Bâne) el-Cühenî’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den diye rivayet etmiştir. Benim yanımda Hammâd b. Seleme’nin hadisi daha sahihtir.
2164. Hadis
حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ، حَدَّثَنَا مَعْدِيُّ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عَجْلاَنَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ صَلَّى الصُّبْحَ فَهُوَ فِي ذِمَّةِ اللَّهِ فَلاَ يُتْبِعَنَّكُمُ اللَّهُ بِشَيْءٍ مِنْ ذِمَّتِهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ جُنْدَبٍ وَابْنِ عُمَرَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .
Bize Bündâr anlattı. (Dedi ki): Bize Ma’dî b. Süleyman anlattı. (Dedi ki): Bize İbn Aclân anlattı, babasından, o Ebû Hureyre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den. (Şöyle) buyurdu: “Kim sabah namazını kılarsa o Allah’ın zimmetindedir (koruması altındadır). Allah, zimmetinden (bu korumayı ihlal ettiğinizden) dolayı size bir şey (sorumluluk/ceza) takibinde bulunmasın (yani o kişiye zarar verip de Allah’ın gazabını üzerinize çekmeyin).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Cündeb ve İbn Ömer’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis bu vechinden hasen gariptir.
2165. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ أَبُو الْمُغِيرَةِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سُوقَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ خَطَبَنَا عُمَرُ بِالْجَابِيَةِ فَقَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي قُمْتُ فِيكُمْ كَمَقَامِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِينَا فَقَالَ " أُوصِيكُمْ بِأَصْحَابِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ يَفْشُو الْكَذِبُ حَتَّى يَحْلِفَ الرَّجُلُ وَلاَ يُسْتَحْلَفُ وَيَشْهَدَ الشَّاهِدُ وَلاَ يُسْتَشْهَدُ أَلاَ لاَ يَخْلُوَنَّ رَجُلٌ بِامْرَأَةٍ إِلاَّ كَانَ ثَالِثَهُمَا الشَّيْطَانُ عَلَيْكُمْ بِالْجَمَاعَةِ وَإِيَّاكُمْ وَالْفُرْقَةَ فَإِنَّ الشَّيْطَانَ مَعَ الْوَاحِدِ وَهُوَ مِنَ الاِثْنَيْنِ أَبْعَدُ مَنْ أَرَادَ بُحْبُوحَةَ الْجَنَّةِ فَلْيَلْزَمِ الْجَمَاعَةَ مَنْ سَرَّتْهُ حَسَنَتُهُ وَسَاءَتْهُ سَيِّئَتُهُ فَذَلِكَ الْمُؤْمِنُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَقَدْ رَوَاهُ ابْنُ الْمُبَارَكِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سُوقَةَ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ahmed b. Menî’ anlattı. (Dedi ki): Bize Ebu’l-Muğîre Nadr b. İsmail anlattı, Muhammed b. Sûka’dan, o Abdullah b. Dînâr’dan, o İbn Ömer’den. (Dedi ki): Ömer, Câbiye’de bize bir hutbe verdi ve şöyle dedi: “Ey insanlar! Ben (şu an) sizin aranızda, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bizim aramızda (hutbe için) durduğu gibi duruyorum. O şöyle buyurmuştu: ‘Size ashabımı (vasiyet ediyorum), sonra onların peşinden gelenleri, sonra onların peşinden gelenleri. Sonra yalan yayılır; öyle ki kişi yemin teklif edilmeden yemin eder, şahitlik istenmeden şahitlik yapar. Dikkat edin! Hiçbir erkek bir kadınla baş başa kalmasın, aksi takdirde üçüncüleri şeytan olur. Cemaate sarılın (ayrılmayın), ayrılıktan sakının. Çünkü şeytan tek kişiyle beraberdir, iki kişiden ise daha uzaktır. Kim cennetin ortasını (en güzel yerini/bahçelerini) isterse cemaatten ayrılmasın. Kimi iyiliği sevindiriyor, kötülüğü de üzüyorsa işte o (gerçek) mümindir.’” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu vechinden hasen sahih gariptir. İbnü’l-Mübârek de bunu Muhammed b. Sûka’dan rivayet etmiştir. Bu hadis Ömer’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den başka vecihlerle de rivayet edilmiştir.
2166. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مَيْمُونٍ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَدُ اللَّهِ مَعَ الْجَمَاعَةِ " . هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ عَبَّاسٍ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .
Bize Yahya b. Musa anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrezzâk anlattı. (Dedi ki): Bize İbrahim b. Meymûn haber verdi, İbn Tâvûs’tan, o babasından, o İbn Abbâs’tan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın eli cemaatle beraberdir.” (Ebû Îsâ dedi ki): Bu hadis hasen gariptir; İbn Abbâs’ın hadisinden sadece bu vechinden biliyoruz.
2167. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنِي الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ الْمَدَنِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ اللَّهَ لاَ يَجْمَعُ أُمَّتِي - أَوْ قَالَ أُمَّةَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم - عَلَى ضَلاَلَةٍ وَيَدُ اللَّهِ مَعَ الْجَمَاعَةِ وَمَنْ شَذَّ شَذَّ إِلَى النَّارِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ . وَسُلَيْمَانُ الْمَدَنِيُّ هُوَ عِنْدِي سُلَيْمَانُ بْنُ سُفْيَانَ وَقَدْ رَوَى عَنْهُ أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ وَأَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ وَغَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَتَفْسِيرُ الْجَمَاعَةِ عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ هُمْ أَهْلُ الْفِقْهِ وَالْعِلْمِ وَالْحَدِيثِ . قَالَ وَسَمِعْتُ الْجَارُودَ بْنَ مُعَاذٍ يَقُولُ سَمِعْتُ عَلِيَّ بْنَ الْحَسَنِ يَقُولُ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الْمُبَارَكِ مَنِ الْجَمَاعَةُ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ . قِيلَ لَهُ قَدْ مَاتَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ . قَالَ فُلاَنٌ وَفُلاَنٌ . قِيلَ لَهُ قَدْ مَاتَ فُلاَنٌ وَفُلاَنٌ . فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ أَبُو حَمْزَةَ السُّكَّرِيُّ جَمَاعَةٌ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَأَبُو حَمْزَةَ هُوَ مُحَمَّدُ بْنُ مَيْمُونٍ وَكَانَ شَيْخًا صَالِحًا وَإِنَّمَا قَالَ هَذَا فِي حَيَاتِهِ عِنْدَنَا .
Bize Ebû Bekr b. Nâfi’ el-Basrî anlattı. (Dedi ki): Bana Mu’temir b. Süleyman anlattı. (Dedi ki): Bize Süleyman el-Medenî anlattı, Abdullah b. Dînâr’dan, o İbn Ömer’den. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah, ümmetimi -veya Muhammed ümmetini dedi- sapıklık üzerinde birleştirmez. Allah’ın eli cemaatle beraberdir. Kim (cemaatten) ayrılırsa, ateşe (gitmek üzere) ayrılmış olur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu vechinden gariptir. Süleyman el-Medenî, benim yanımda Süleyman b. Süfyân’dır. Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, Ebû Âmir el-Akadî ve birçok ilim ehli ondan rivayette bulunmuştur. Ebû Îsâ dedi ki: İlim ehline göre cemaatin tefsiri (anlamı); fıkıh, ilim ve hadis ehli olanlardır. (Ebû Îsâ) dedi ki: Cârûd b. Muâz’ı şöyle derken işittim: Ali b. el-Hasen’i şöyle derken işittim: Abdullah b. el-Mübârek’e: “Cemaat kimdir?” diye sordum. “Ebû Bekr ve Ömer’dir” dedi. Kendisine: “Ebû Bekr ve Ömer öldü” denildi. “Filanca ve filancadır” dedi. Kendisine: “Filanca ve filanca da öldü” denildi. Abdullah b. el-Mübârek şöyle dedi: “Ebû Hamza es-Sükkerî bir cemaattir.” Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hamza, Muhammed b. Meymûn’dur ve salih bir şeyhti. (İbnü’l-Mübârek) bu sözü, bizim kanaatimize göre onun hayatta olduğu zaman söylemiştir.
2168. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، أَنَّهُ قَالَ أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّكُمْ تَقْرَءُونَ هَذِهِ الآيَةَ : (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ ) وَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوُا الظَّالِمَ فَلَمْ يَأْخُذُوا عَلَى يَدَيْهِ أَوْشَكَ أَنْ يَعُمَّهُمُ اللَّهُ بِعِقَابٍ مِنْهُ " . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، نَحْوَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ، وَأُمِّ سَلَمَةَ وَالنُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ وَحُذَيْفَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ . وَهَكَذَا رَوَى غَيْرُ، وَاحِدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، نَحْوَ حَدِيثِ يَزِيدَ وَرَفَعَهُ بَعْضُهُمْ عَنْ إِسْمَاعِيلَ، وَأَوْقَفَهُ، بَعْضُهُمْ .
Bize Ahmed b. Menî’ anlattı. (Dedi ki): Bize Yezîd b. Hârûn anlattı. (Dedi ki): Bize İsmail b. Ebî Hâlid haber verdi, Kays b. Ebî Hâzim’den, o Ebû Bekir es-Sıddîk’tan. (Dedi ki): O şöyle dedi: Ey insanlar! Siz şu ayeti okuyorsunuz: {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ} “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz müddetçe sapan kimse size zarar veremez.” (Mâide, 105). (Halbuki) ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Şüphesiz insanlar zalimi görüp de onun elini tutmazlarsa (ona engel olmazlarsa), Allah’ın kendi katından göndereceği bir cezayı hepsine yayması (umumileştirmesi) yakındır.” Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, bize Yezîd b. Hârûn anlattı, İsmail b. Ebî Hâlid’den (öncekinin) benzerini rivayet etti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Âişe, Ümmü Seleme, Nu’mân b. Beşîr, Abdullah b. Ömer ve Huzeyfe’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis sahihtir. Birçok kişi bunu İsmail’den, Yezîd’in hadisi gibi rivayet etmiştir. Bazıları bunu İsmail’den merfû olarak, bazıları ise mevkûf olarak rivayet etmiştir.
2169. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ أَوْ لَيُوشِكَنَّ اللَّهُ أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عِقَابًا مِنْهُ ثُمَّ تَدْعُونَهُ فَلاَ يُسْتَجَابُ لَكُمْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ . حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ .
Bize Kuteybe anlattı. (Dedi ki): Bize Abdulaziz b. Muhammed anlattı, Amr b. Ebî Amr’dan, o Abdullah el-Ensârî’den, o Huzeyfe b. el-Yemân’dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den. (Şöyle) buyurdu: “Canım elinde olana yemin olsun ki; ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız, ya da Allah’ın kendi katından üzerinize bir azap göndermesi yakındır. Sonra O’na dua edersiniz de duanız kabul olunmaz.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Bize Ali b. Hucr anlattı, bize İsmail b. Cafer haber verdi, Amr b. Ebî Amr’dan bu senedle (öncekinin) benzerini rivayet etti.
2170. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، وَهُوَ ابْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَنْصَارِيُّ الأَشْهَلِيُّ عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَقْتُلُوا إِمَامَكُمْ وَتَجْتَلِدُوا بِأَسْيَافِكُمْ وَيَرِثَ دُنْيَاكُمْ شِرَارُكُمْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو .
Bize Kuteybe anlattı. (Dedi ki): Bize Abdulaziz b. Muhammed anlattı, Amr b. Ebî Amr’dan, o Abdullah -ki o İbn Abdurrahman el-Ensârî el-Eşhelî’dir-’tan, o Huzeyfe b. el-Yemân’dan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canım elinde olana yemin olsun ki; siz imamınızı (devlet başkanınızı) öldürmedikçe, kılıçlarınızla birbirinize vurmadıkça ve dünyanıza şerlileriniz varis olmadıkça (yönetime geçmedikçe) kıyamet kopmaz.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir; bunu sadece Amr b. Ebî Amr’ın hadisinden biliyoruz.
2171. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سُوقَةَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ ذَكَرَ الْجَيْشَ الَّذِي يُخْسَفُ بِهِمْ فَقَالَتْ أُمُّ سَلَمَةَ لَعَلَّ فِيهِمُ الْمُكْرَهَ . قَالَ " إِنَّهُمْ يُبْعَثُونَ عَلَى نِيَّاتِهِمْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنْ عَائِشَةَ أَيْضًا عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Nasr b. Ali el-Cehdamî anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân anlattı, Muhammed b. Sûka’dan, o Nâfi’ b. Cübeyr’den, o Ümmü Seleme’den. (Dedi ki): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, yere batırılacak olan ordudan bahsetti. Bunun üzerine Ümmü Seleme: “Belki onların arasında zorla götürülenler vardır?” dedi. (Resûlullah) şöyle buyurdu: “Onlar niyetlerine göre diriltilirler.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis bu vechinden hasen gariptir. Bu hadis Nâfi’ b. Cübeyr’den, o Âişe’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (diye) de rivayet edilmiştir.
2172. Hadis
حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ قَيْسِ بْنِ مُسْلِمٍ، عَنْ طَارِقِ بْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَوَّلُ مَنْ قَدَّمَ الْخُطْبَةَ قَبْلَ الصَّلاَةِ مَرْوَانُ فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ لِمَرْوَانَ خَالَفْتَ السُّنَّةَ . فَقَالَ يَا فُلاَنُ تُرِكَ مَا هُنَالِكَ . فَقَالَ أَبُو سَعِيدٍ أَمَّا هَذَا فَقَدْ قَضَى مَا عَلَيْهِ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ رَأَى مُنْكَرًا فَلْيُنْكِرْهُ بِيَدِهِ وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الإِيمَانِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Bündâr anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı. (Dedi ki): Bize Süfyân anlattı, Kays b. Müslim’den, o Târık b. Şihâb’dan. (Dedi ki): (Bayram namazında) hutbeyi namazdan önceye alanların ilki Mervân’dı. Bir adam ayağa kalktı ve Mervân’a: “Sünnete muhalefet ettin!” dedi. Mervân: “Ey falan! O (eski uygulama) terk edildi” dedi. Bunun üzerine Ebû Saîd (el-Hudrî) şöyle dedi: “Bu adama gelince, o üzerine düşeni yaptı. Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Kim bir kötülük (münker) görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle (değiştirsin). Buna da gücü yetmezse kalbiyle (buğzetsin). Bu ise imanın en zayıfıdır.’” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
2173. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَثَلُ الْقَائِمِ عَلَى حُدُودِ اللَّهِ وَالْمُدْهِنِ فِيهَا كَمَثَلِ قَوْمٍ اسْتَهَمُوا عَلَى سَفِينَةٍ فِي الْبَحْرِ فَأَصَابَ بَعْضُهُمْ أَعْلاَهَا وَأَصَابَ بَعْضُهُمْ أَسْفَلَهَا فَكَانَ الَّذِينَ فِي أَسْفَلِهَا يَصْعَدُونَ فَيَسْتَقُونَ الْمَاءَ فَيَصُبُّونَ عَلَى الَّذِينَ فِي أَعْلاَهَا فَقَالَ الَّذِينَ فِي أَعْلاَهَا لاَ نَدَعُكُمْ تَصْعَدُونَ فَتُؤْذُونَنَا فَقَالَ الَّذِينَ فِي أَسْفَلِهَا فَإِنَّا نَنْقُبُهَا مِنْ أَسْفَلِهَا فَنَسْتَقِي فَإِنْ أَخَذُوا عَلَى أَيْدِيهِمْ فَمَنَعُوهُمْ نَجَوْا جَمِيعًا وَإِنْ تَرَكُوهُمْ غَرِقُوا جَمِيعًا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Ahmed b. Menî’ anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye anlattı. (Dedi ki): Bize A’meş anlattı, Şa’bî’den, o Nu’mân b. Beşîr’den. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın sınırlarını (hududullahı) gözeten (onlara riayet eden) kimse ile o sınırlara riayet etmeyip (günahlara dalarak) yağcılık yapan (veya gevşeklik gösteren) kimsenin durumu, denizde bir gemi için kura çeken bir topluluğun durumu gibidir. (Kura sonucunda) bazısına geminin üst kısmı, bazısına da alt kısmı düşmüştür. Alt katta olanlar su almak için yukarı çıkıyor ve üsttekilerin üzerine (su) döküyorlardı (veya onları rahatsız ediyorlardı). Üsttekiler: ‘Sizin yukarı çıkıp bizi rahatsız etmenize izin vermeyeceğiz’ dediler. Alttakiler de: ‘Öyleyse biz de gemiyi alt kısmından deleriz ve (suyumuzu oradan) alırız’ dediler. Eğer (üsttekiler) onların ellerini tutar ve (gemiye delik açmalarına) engel olurlarsa hepsi birden kurtulur. Eğer onları (kendi hallerine) bırakırlarsa hepsi birden boğulur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
2174. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَاسِمُ بْنُ دِينَارٍ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُصْعَبٍ أَبُو يَزِيدَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُحَادَةَ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ مِنْ أَعْظَمِ الْجِهَادِ كَلِمَةَ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي أُمَامَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .
Bize Kâsım b. Dînâr el-Kûfî anlattı. (Dedi ki): Bize Abdurrahman b. Mus’ab Ebû Yezîd anlattı. (Dedi ki): Bize İsrail anlattı, Muhammed b. Cuhâde’den, o Atiyye’den, o Ebû Saîd el-Hudrî’den. (Dedi ki): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz cihadın en büyüğü, zalim sultanın (yöneticinin) yanında (söylenen) adaletli (hak) sözdür.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ebû Ümâme’den de hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis bu vechinden hasen gariptir.
2175. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ النُّعْمَانَ بْنَ رَاشِدٍ، يُحَدِّثُ عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ خَبَّابِ بْنِ الأَرَتِّ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلاَةً فَأَطَالَهَا قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ صَلَّيْتَ صَلاَةً لَمْ تَكُنْ تُصَلِّيهَا قَالَ " أَجَلْ إِنَّهَا صَلاَةُ رَغْبَةٍ وَرَهْبَةٍ إِنِّي سَأَلْتُ اللَّهَ فِيهَا ثَلاَثًا فَأَعْطَانِي اثْنَتَيْنِ وَمَنَعَنِي وَاحِدَةً سَأَلْتُهُ أَنْ لاَ يُهْلِكَ أُمَّتِي بِسَنَةٍ فَأَعْطَانِيهَا وَسَأَلْتُهُ أَنْ لاَ يُسَلِّطَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ غَيْرِهِمْ فَأَعْطَانِيهَا وَسَأَلْتُهُ أَنْ لاَ يُذِيقَ بَعْضَهُمْ بَأْسَ بَعْضٍ فَمَنَعَنِيهَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ . وَفِي الْبَابِ عَنْ سَعْدٍ وَابْنِ عُمَرَ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı. (Dedi ki): Bize Vehb b. Cerîr anlattı. (Dedi ki): Babam anlattı. (Dedi ki): Nu’mân b. Râşid’i işittim, Zührî’den, o Abdullah b. Hâris’ten, o Abdullah b. Habbâb b. el-Eret’ten, o babasından (şöyle nakletti): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir namaz kıldı ve onu uzattı. (Ashab): “Ey Allah’ın Resûlü! (Daha önce) kılmadığın (gibi uzun) bir namaz kıldın” dediler. (Resûlullah) şöyle buyurdu: “Evet, bu bir rağbet (ümit) ve rehbet (korku) namazıdır. Ben onda Allah’tan üç şey istedim; ikisini bana verdi, birini bana vermedi (men etti). O’ndan ümmetimi kıtlıkla helak etmemesini istedim, bunu bana verdi. O’ndan, üzerlerine kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat etmemesini istedim, bunu da bana verdi. O’ndan, birbirlerine (kendi aralarındaki) şiddeti tattırmamasını (iç savaş olmamasını) istedim, bunu bana vermedi.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir. Bu konuda Sa’d ve İbn Ömer’den de hadis rivayet edilmiştir.
2176. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ الرَّحَبِيِّ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ زَوَى لِيَ الأَرْضَ فَرَأَيْتُ مَشَارِقَهَا وَمَغَارِبَهَا وَإِنَّ أُمَّتِي سَيَبْلُغُ مُلْكُهَا مَا زُوِيَ لِي مِنْهَا وَأُعْطِيتُ الْكَنْزَيْنِ الأَحْمَرَ وَالأَصْفَرَ وَإِنِّي سَأَلْتُ رَبِّي لأُمَّتِي أَنْ لاَ يُهْلِكَهَا بِسَنَةٍ عَامَّةٍ وَأَنَّ لاَ يُسَلِّطَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ سِوَى أَنْفُسِهِمْ فَيَسْتَبِيحَ بَيْضَتَهُمْ وَإِنَّ رَبِّي قَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنِّي إِذَا قَضَيْتُ قَضَاءً فَإِنَّهُ لاَ يُرَدُّ وَإِنِّي أَعْطَيْتُكَ لأُمَّتِكَ أَنْ لاَ أُهْلِكَهُمْ بِسَنَةٍ عَامَّةٍ وَأَنْ لاَ أُسَلِّطَ عَلَيْهِمْ عَدُوًّا مِنْ سِوَى أَنْفُسِهِمْ فَيَسْتَبِيحَ بَيْضَتَهُمْ وَلَوِ اجْتَمَعَ عَلَيْهِمْ مَنْ بِأَقْطَارِهَا أَوْ قَالَ مَنْ بَيْنَ أَقْطَارِهَا حَتَّى يَكُونَ بَعْضُهُمْ يُهْلِكُ بَعْضًا وَيَسْبِي بَعْضُهُمْ بَعْضًا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Kuteybe anlattı. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Zeyd anlattı, Eyyûb’dan, o Ebû Kilâbe’den, o Ebû Esmâ er-Rahabî’den, o Sevbân’dan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah yeryüzünü benim için dürdü (toparladı), ben de onun doğularını ve batılarını gördüm. Ümmetimin mülkü (hakimiyeti), benim için dürülen (gösterilen) yerlere kadar ulaşacaktır. Bana iki hazine; kırmızı (altın/Bizans) ve beyaz (gümüş/Fars) hazineleri verildi. Ben Rabbimden ümmetim için; onları genel bir kıtlıkla helak etmemesini ve üzerlerine kendilerinden olmayan, köklerini kazıyacak (beyzalarını/topluluklarını helal sayacak) bir düşman musallat etmemesini istedim. Rabbim şöyle buyurdu: ‘Ey Muhammed! Ben bir hüküm verdiğim zaman o geri çevrilmez. Ben sana ümmetin için; onları genel bir kıtlıkla helak etmeyeceğimi ve üzerlerine -topraklarının her yanından (düşmanlar) bir araya gelseler bile- kendilerinden olmayan, köklerini kazıyacak bir düşman musallat etmeyeceğimi verdim (taahhüt ettim). Ta ki (senin ümmetin) birbirlerini helak edinceye ve birbirlerini esir alıncaya kadar.’” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
2177. Hadis
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مُوسَى الْقَزَّازُ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جُحَادَةَ، عَنْ رَجُلٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنْ أُمِّ مَالِكٍ الْبَهْزِيَّةِ، قَالَتْ ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِتْنَةً فَقَرَّبَهَا قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ خَيْرُ النَّاسِ فِيهَا قَالَ " رَجُلٌ فِي مَاشِيَتِهِ يُؤَدِّي حَقَّهَا وَيَعْبُدُ رَبَّهُ وَرَجُلٌ آخِذٌ بِرَأْسِ فَرَسِهِ يُخِيفُ الْعَدُوَّ وَيُخِيفُونَهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أُمِّ مُبَشِّرٍ وَأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ وَابْنِ عَبَّاسٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَقَدْ رَوَاهُ اللَّيْثُ بْنُ أَبِي سُلَيْمٍ عَنْ طَاوُسٍ عَنْ أُمِّ مَالِكٍ الْبَهْزِيَّةِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize İmrân b. Musa el-Kazzâz el-Basrî anlattı. (Dedi ki): Bize Abdulvâris b. Saîd anlattı. (Dedi ki): Bize Muhammed b. Cuhâde anlattı, bir adamdan, o Tâvûs’tan, o Ümmü Mâlik el-Behziyye’den. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir fitneden bahsetti ve onun yakın olduğunu söyledi. Ben: “Ey Allah’ın Resûlü! O zaman insanların en hayırlısı kim olur?” dedim. Şöyle buyurdu: “(Biri); davarlarının başında olup onların hakkını (zekatını) veren ve Rabbine ibadet eden kişi. (Diğeri de); atının başını (dizginini) tutmuş, düşmanı korkutan ve (düşmanın da) kendisini korkuttuğu (cihad eden) kişi.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu konuda Ümmü Mübeşşir, Ebû Saîd el-Hudrî ve İbn Abbâs’tan da hadis rivayet edilmiştir. Bu hadis bu vechinden hasen gariptir. Leys b. Ebî Süleym de bu hadisi Tâvûs’tan, o Ümmü Mâlik el-Behziyye’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiştir.
2178. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُمَحِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ لَيْثٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنْ زِيَادِ بْنِ سِيمِينْ، كُوشْ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَكُونُ فِتْنَةٌ تَسْتَنْظِفُ الْعَرَبَ قَتْلاَهَا فِي النَّارِ اللِّسَانُ فِيهَا أَشَدُّ مِنَ السَّيْفِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ . سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ يَقُولُ لاَ يُعْرَفُ لِزِيَادِ بْنِ سِيمِينَ كُوشْ غَيْرُ هَذَا الْحَدِيثِ رَوَاهُ حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ عَنْ لَيْثٍ فَرَفَعَهُ وَرَوَاهُ حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ عَنْ لَيْثٍ فَوَقَفَهُ .
Bize Abdullah b. Muâviye el-Cumahî anlattı. (Dedi ki): Bize Hammâd b. Seleme anlattı, Leys’ten, o Tâvûs’tan, o Ziyâd b. Sîmîn Kûş’tan, o Abdullah b. Amr’dan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Arapların kökünü kazıyacak (veya onları temizleyip yok edecek) bir fitne olacaktır. O fitnede öldürülenler ateştedir. O fitnede dil(in zararı), kılıç(ın zararın)dan daha şiddetlidir.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir. Muhammed b. İsmail’in (Buhârî’nin) şöyle dediğini işittim: Ziyâd b. Sîmîn Kûş’un bu hadisten başka bir rivayeti bilinmemektedir. Hammâd b. Seleme bunu Leys’ten merfû olarak, Hammâd b. Zeyd ise Leys’ten mevkûf olarak rivayet etmiştir.
2179. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ، حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثَيْنِ قَدْ رَأَيْتُ أَحَدَهُمَا وَأَنَا أَنْتَظِرُ الآخَرَ حَدَّثَنَا " أَنَّ الأَمَانَةَ نَزَلَتْ فِي جَذْرِ قُلُوبِ الرِّجَالِ ثُمَّ نَزَلَ الْقُرْآنُ فَعَلِمُوا مِنَ الْقُرْآنِ وَعَلِمُوا مِنَ السُّنَّةِ " . ثُمَّ حَدَّثَنَا عَنْ رَفْعِ الأَمَانَةِ فَقَالَ " يَنَامُ الرَّجُلُ النَّوْمَةَ فَتُقْبَضُ الأَمَانَةُ مِنْ قَلْبِهِ فَيَظَلُّ أَثَرُهَا مِثْلَ الْوَكْتِ ثُمَّ يَنَامُ نَوْمَةً فَتُقْبَضُ الأَمَانَةُ مِنْ قَلْبِهِ فَيَظَلُّ أَثَرُهَا مِثْلَ الْمَجْلِ كَجَمْرٍ دَحْرَجْتَهُ عَلَى رِجْلِكَ فَنَفِطَتْ فَتَرَاهُ مُنْتَبِرًا وَلَيْسَ فِيهِ شَيْءٌ " . ثُمَّ أَخَذَ حَصَاةً فَدَحْرَجَهَا عَلَى رِجْلِهِ قَالَ " فَيُصْبِحُ النَّاسُ يَتَبَايَعُونَ لاَ يَكَادُ أَحَدُهُمْ يُؤَدِّي الأَمَانَةَ حَتَّى يُقَالَ إِنَّ فِي بَنِي فُلاَنٍ رَجُلاً أَمِينًا وَحَتَّى يُقَالَ لِلرَّجُلِ مَا أَجْلَدَهُ وَأَظْرَفَهُ وَأَعْقَلَهُ وَمَا فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ " . قَالَ وَلَقَدْ أَتَى عَلَىَّ زَمَانٌ وَمَا أُبَالِي أَيُّكُمْ بَايَعْتُ فِيهِ لَئِنْ كَانَ مُسْلِمًا لَيَرُدَّنَّهُ عَلَىَّ دِينُهُ وَلَئِنْ كَانَ يَهُودِيًّا أَوْ نَصْرَانِيًّا لَيَرُدَّنَّهُ عَلَىَّ سَاعِيهِ فَأَمَّا الْيَوْمَ فَمَا كُنْتُ لأُبَايِعَ مِنْكُمْ إِلاَّ فُلاَنًا وَفُلاَنًا . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Hennâd anlattı. (Dedi ki): Bize Ebû Muâviye anlattı, A’meş’ten, o Zeyd b. Vehb’den, o Huzeyfe b. el-Yemân’dan. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize iki hadis anlattı. Ben bunlardan birini gördüm, diğerini de bekliyorum. Bize (ilk olarak) şunu anlattı: “Emanet, insanların kalplerinin kökene (özüne) indi. Sonra Kur’an indi; (insanlar) Kur’an’dan (ilim) öğrendiler, Sünnet’ten (ilim) öğrendiler.” Sonra bize emanetin kaldırılmasını anlatarak şöyle buyurdu: “Kişi bir uyku uyur ve kalbinden emanet (güven duygusu) alınır; geriye (hafif yanık izi gibi) silik bir izi kalır. Sonra bir uyku daha uyur, kalbinden emanet (yine) alınır. Bu sefer de geriye, ayağının üzerine yuvarladığın (düşürdüğün) bir kor parçasının (derini yakıp) su toplattığı kabarcık (mecl) gibi bir izi kalır. Sen onu şişkin görürsün ama içinde (işe yarar) bir şey yoktur.” Sonra (yerden) bir çakıl taşı aldı ve onu ayağının üzerinde yuvarladı. (Şöyle devam etti): “Sonra insanlar sabahlayıp alışveriş yaparlar (çarşı pazar dolaşırlar) ama neredeyse emaneti yerine getiren hiç kimse kalmaz. Hatta: ‘Falan oğulları içinde emin bir adam varmış’ denilir. Hatta bir adam için: ‘Ne kadar güçlü (dayanıklı), ne kadar zarif, ne kadar akıllı!’ denilir; oysa kalbinde hardal tanesi kadar iman yoktur.” (Huzeyfe) dedi ki: Üzerimden öyle bir zaman geçti ki, hanginizle alışveriş yaptığıma (biat ettiğime) aldırmazdım. Eğer Müslümansa dini onu bana geri döndürürdü (emanetimi öderdi). Eğer Yahudi veya Hristiyansa (yetkili) amiri onu bana geri döndürürdü. Ama bugün sizden sadece filanca ve filanca ile alışveriş yapıyorum. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
2180. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سِنَانِ بْنِ أَبِي سِنَانٍ، عَنْ أَبِي وَاقِدٍ اللَّيْثِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا خَرَجَ إِلَى خَيْبَرَ مَرَّ بِشَجَرَةٍ لِلْمُشْرِكِينَ يُقَالُ لَهَا ذَاتُ أَنْوَاطٍ يُعَلِّقُونَ عَلَيْهَا أَسْلِحَتَهُمْ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ اجْعَلْ لَنَا ذَاتَ أَنْوَاطٍ كَمَا لَهُمْ ذَاتُ أَنْوَاطٍ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " سُبْحَانَ اللَّهِ هَذَا كَمَا قَالَ قَوْمُ مُوسَى : (اجْعَلْ لَنَا إِلَهًا كَمَا لَهُمْ آلِهَةٌ ) وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتَرْكَبُنَّ سُنَّةَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَأَبُو وَاقِدٍ اللَّيْثِيُّ اسْمُهُ الْحَارِثُ بْنُ عَوْفٍ . وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ .
Ebû Vâkid el-Leysî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Hayber’e doğru yola çıktığında müşriklere ait olan ve “Zât-ü Envât” (silahların asıldığı ağaç) denilen bir ağacın yanından geçti. Müşrikler silahlarını bu ağaca asarlardı. Ashâb: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onların Zât-ü Envât’ı olduğu gibi bize de bir Zât-ü Envât (silahlarımızı asıp bereket umacağımız bir ağaç) belirle” dediler. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sübhânallah! Bu söz, Mûsâ kavminin: ‘Onların ilahları olduğu gibi bize de bir ilah yap’ (Araf: 138) demelerine benzedi. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki; sizden öncekilerin yollarını tıpatıp takip edeceksiniz.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Vâkid el-Leysî’nin ismi Hâris b. Avf’tır. Bu konuda Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.
2181. Hadis
حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ الْفَضْلِ، حَدَّثَنَا أَبُو نَضْرَةَ الْعَبْدِيُّ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُكَلِّمَ السِّبَاعُ الإِنْسَ وَحَتَّى تُكَلِّمَ الرَّجُلَ عَذَبَةُ سَوْطِهِ وَشِرَاكُ نَعْلِهِ وَتُخْبِرَهُ فَخِذُهُ بِمَا أَحْدَثَ أَهْلُهُ مِنْ بَعْدِهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ الْقَاسِمِ بْنِ الْفَضْلِ . وَالْقَاسِمُ بْنُ الْفَضْلِ ثِقَةٌ مَأْمُونٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ وَثَّقَهُ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ .
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki; yırtıcı hayvanlar insanlarla konuşmadıkça, kişinin kamçısının ucu ve ayakkabısının bağı kendisiyle konuşmadıkça ve uyluğu (bacağı), kendisinden sonra ailesinin neler yaptığını kendisine haber vermedikçe kıyamet kopmaz.” Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir. Bu hadisi sadece Kâsım b. Fadl’ın rivâyetiyle bilmekteyiz. Kâsım b. Fadl, hadisçiler yanında güvenilir (sika) bir kimsedir. Yahya b. Saîd el-Kattân ve Abdurrahman b. Mehdî onu sika (güvenilir) saymışlardır.
2182. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ انْفَلَقَ الْقَمَرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اشْهَدُوا " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَأَنَسٍ وَجُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye bölündü. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Şahit olun” buyurdu. Tirmizî: Bu konuda İbn Mes’ûd, Enes ve Cübeyr b. Mut’im’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
2183. Hadis
حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ فُرَاتٍ الْقَزَّازِ، عَنْ أَبِي الطُّفَيْلِ، عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ أَسِيدٍ، قَالَ أَشْرَفَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ غُرْفَةٍ وَنَحْنُ نَتَذَاكَرُ السَّاعَةَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَرَوْا عَشْرَ آيَاتٍ طُلُوعُ الشَّمْسِ مِنْ مَغْرِبِهَا وَيَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَالدَّابَّةُ وَثَلاَثَةُ خُسُوفٍ خَسْفٍ بِالْمَشْرِقِ وَخَسْفٍ بِالْمَغْرِبِ وَخَسْفٍ بِجَزِيرَةِ الْعَرَبِ وَنَارٌ تَخْرُجُ مِنْ قَعْرِ عَدَنَ تَسُوقُ النَّاسَ أَوْ تَحْشُرُ النَّاسَ فَتَبِيتُ مَعَهُمْ حَيْثُ بَاتُوا وَتَقِيلُ مَعَهُمْ حَيْثُ قَالُوا " . حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ فُرَاتٍ، نَحْوَهُ وَزَادَ فِيهِ " الدُّخَانَ " . حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ فُرَاتٍ الْقَزَّازِ، نَحْوَ حَدِيثِ وَكِيعٍ عَنْ سُفْيَانَ، . حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، عَنْ شُعْبَةَ، وَالْمَسْعُودِيِّ، سَمِعَا مِنْ، فُرَاتٍ الْقَزَّازِ نَحْوَ حَدِيثِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ سُفْيَانَ عَنْ فُرَاتٍ وَزَادَ فِيهِ " الدَّجَّالَ أَوِ الدُّخَانَ " . حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى، مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ الْحَكَمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْعِجْلِيُّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ فُرَاتٍ، نَحْوَ حَدِيثِ أَبِي دَاوُدَ عَنْ شُعْبَةَ، وَزَادَ، فِيهِ قَالَ " وَالْعَاشِرَةُ إِمَّا رِيحٌ تَطْرَحُهُمْ فِي الْبَحْرِ وَإِمَّا نُزُولُ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَصَفِيَّةَ بِنْتِ حُيَىٍّ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Huzeyfe b. Esîd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Biz kıyamet hakkında konuşurken Rasûlullah (s.a.v.) odasından bize doğru baktı ve şöyle buyurdu: “On alâmet görülmedikçe kıyamet kopmaz: Güneşin batıdan doğması, Ye’cüc ve Me’cüc, Dâbbetü’l-arz, üç yere batma olayı; biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında. Ve Aden’in derinliklerinden çıkıp insanları (mahşer yerine) sürecek veya toplayacak olan bir ateş; insanlar nerede gecelerse o ateş de onlarla geceler, nerede gündüz uykusuna yatarlarsa o da onlarla beraber bekler.” Mahmûd b. Ğaylân, Vekî’ vasıtasıyla Süfyân’dan, Furat’tan bu hadisin benzerini rivâyet etmiş ve hadise “Duhân (Duman)”ı da eklemiştir. Hennâd, Ebu’l Ahvas vasıtasıyla Furat el Kazzaz’dan, Vekî’in Süfyân’dan yaptığı rivâyetin benzerini rivâyet etmiştir. Mahmûd b. Ğaylân, Ebû Dâvûd et Tayâlisî vasıtasıyla Şu’be ve Mes’ûdî’den; her ikisi de Furat el Kazzaz’dan, Abdurrahman’ın Süfyân’dan, onun da Furat’tan yaptığı rivâyetin benzerini işitmişlerdir. Bu rivâyette: “Deccâl veya Duhân” ilavesi vardır. Ebû Mûsâ Muhammed b. Müsenna, Ebû Nu’mân Hakem b. Abdullah el Iclî vasıtasıyla Şu’be’den, o da Furat’tan, Ebû Dâvûd’un Şu’be’den yaptığı rivâyetin benzerini nakletmiştir. Bu rivâyette şu ilave vardır: “Onuncusu ya insanları denize atacak olan rüzgardır veya İsa b. Meryem’in inmesidir.” Tirmizî: Bu konuda Ali, Ebû Hüreyre, Ümmü Seleme ve Safiyye binti Huyey’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
2184. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْمَرْهَبِيِّ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ صَفْوَانَ، عَنْ صَفِيَّةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَنْتَهِي النَّاسُ عَنْ غَزْوِ هَذَا الْبَيْتِ حَتَّى يَغْزُوَ جَيْشٌ حَتَّى إِذَا كَانُوا بِالْبَيْدَاءِ أَوْ بِبَيْدَاءَ مِنَ الأَرْضِ خُسِفَ بِأَوَّلِهِمْ وَآخِرِهِمْ وَلَمْ يَنْجُ أَوْسَطُهُمْ " . قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَنْ كَرِهَ مِنْهُمْ قَالَ " يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ عَلَى مَا فِي أَنْفُسِهِمْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Safiyya (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar bu Beyt’e (Kâbe’ye) saldırmaktan vazgeçmeyeceklerdir. Sonunda bir ordu savaşmak için yola çıkacak, Beydâ denilen yere veya arazinin düz bir kısmına geldiklerinde, öncekileri ve sonrakileriyle birlikte hepsi yere batırılacak, ortalarında bulunanlardan da hiç kimse kurtulamayacaktır.” Safiyye dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onlardan istemeyerek (zorla) katılanların durumu ne olacak?” Rasûlullah (s.a.v.): “Allah onları niyetlerine göre diriltir” buyurdu. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2185. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا صَيْفِيُّ بْنُ رِبْعِيٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكُونُ فِي آخِرِ هَذِهِ الأُمَّةِ خَسْفٌ وَمَسْخٌ وَقَذْفٌ " . قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَهْلِكُ وَفِينَا الصَّالِحُونَ قَالَ " نَعَمْ إِذَا ظَهَرَ الْخَبَثُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ عَائِشَةَ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ . وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ تَكَلَّمَ فِيهِ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ .
Âişe (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bu ümmetin son zamanlarında hasf (yere batma), mesh (suret değişmesi) ve kazf (gökten taş yağması) olayları olacaktır.” Âişe dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! İçimizde salih kimseler varken de helak olur muyuz?” Rasûlullah (s.a.v.): “Evet, kötülük (fuhuş ve günahlar) ortaya çıkıp yayıldığı zaman” buyurdu. Tirmizî: Bu hadis Âişe rivâyeti olarak gariptir. Bu hadisi sadece bu veçhiyle bilmekteyiz. Abdullah b. Ömer hakkında, Yahya b. Saîd hafızası yönünden tenkitte bulunmuştur.
2186. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ حِينَ غَابَتِ الشَّمْسُ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم جَالِسٌ فَقَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ أَتَدْرِي أَيْنَ تَذْهَبُ هَذِهِ " . قَالَ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " فَإِنَّهَا تَذْهَبُ تَسْتَأْذِنُ فِي السُّجُودِ فَيُؤْذَنُ لَهَا وَكَأَنَّهَا قَدْ قِيلَ لَهَا اطْلُعِي مِنْ حَيْثُ جِئْتِ فَتَطْلُعُ مِنْ مَغْرِبِهَا " . قَالَ ثُمَّ قَرَأَ " وَذَلِكَ مُسْتَقَرٌ لَهَا " . قَالَ وَذَلِكَ قِرَاءَةُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَسَّالٍ وَحُذَيْفَةَ بْنِ أَسِيدٍ وَأَنَسٍ وَأَبِي مُوسَى . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Ebû Zerr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Güneş battığı bir sırada mescide girdim. Nebi (s.a.v.) oturmakta idi. “Ey Ebû Zerr! Şu güneş nereye gidiyor biliyor musun?” buyurdu. Ben de: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dedim. Buyurdu ki: “O gidip secde etmek için izin ister, kendisine izin verilir. Sanki ona: ‘Geldiğin yerden geri dön’ denilmiş gibi o da battığı yerden (batıdan) doğacaktır.” Sonra Rasûlullah (s.a.v.): “O güneşin karar kıldığı (duracağı) bir yer vardır” (Yasin: 38) ayetini okudu ve “Bu Abdullah b. Mes’ûd’un kıraatidir” buyurdu. Tirmizî: Bu konuda Safvân b. Assal, Huzeyfe b. Esîd, Enes ve Ebû Mûsâ’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
2187. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ نَافِعٍ وَغَيْرُ وَاحِدٍ قَالُوا حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ حَبِيبَةَ، عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ، قَالَتِ اسْتَيْقَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ نَوْمٍ مُحْمَرًّا وَجْهُهُ وَهُوَ يَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ يُرَدِّدُهَا ثَلاَثَ مَرَّاتٍ وَيْلٌ لِلْعَرَبِ مِنْ شَرٍّ قَدِ اقْتَرَبَ فُتِحَ الْيَوْمَ مِنْ رَدْمِ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلُ هَذِهِ " وَعَقَدَ عَشْرًا . قَالَتْ زَيْنَبُ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَنُهْلَكُ وَفِينَا الصَّالِحُونَ قَالَ " نَعَمْ إِذَا كَثُرَ الْخَبَثُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَقَدْ جَوَّدَ سُفْيَانُ هَذَا الْحَدِيثَ . هَكَذَا رَوَى الْحُمَيْدِيُّ وَعَلِيُّ بْنُ الْمَدِينِيِّ وَغَيْرُ وَاحِدٍ مِنَ الْحُفَّاظِ عَنْ سُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ نَحْوَ هَذَا . وَقَالَ الْحُمَيْدِيُّ قَالَ سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ حَفِظْتُ مِنَ الزُّهْرِيِّ فِي هَذَا الْحَدِيثِ أَرْبَعَ نِسْوَةٍ زَيْنَبَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ حَبِيبَةَ وَهُمَا رَبِيبَتَا النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ زَوْجَىِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَرَوَى مَعْمَرٌ وَغَيْرُهُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الزُّهْرِيِّ وَلَمْ يَذْكُرُوا فِيهِ عَنْ حَبِيبَةَ وَقَدْ رَوَى بَعْضُ أَصْحَابِ ابْنِ عُيَيْنَةَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ وَلَمْ يَذْكُرُوا فِيهِ عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ .
Zeyneb binti Cahş (r.anha)’dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) yüzü kıpkırmızı bir halde uykusundan uyandı ve üç kere “Lâ ilâhe illallah” diyerek şunları söyledi: “Yaklaşan bir şerden dolayı vay Arapların haline! Bugün Ye’cüc ve Me’cüc’ün seddinden şu kadarı açıldı.” Rasûlullah (s.a.v.) parmaklarıyla on sayısı (veya halka) işareti yaptı. Zeyneb dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! İçimizde salih kimseler varken de helak olur muyuz?” Rasûlullah (s.a.v.): “Evet, kötülük (fuhuş ve günahlar) çoğaldığı zaman” buyurdu. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir. Süfyân bu hadisi çok güzel bir şekilde rivâyet etmiştir. Humeydî, Ali b. Medînî ve hafızlardan pek çok kimse bu hadisi Süfyân b. Uyeyne’den bu şekilde rivâyet etmişlerdir. Humeydî dedi ki: Süfyân b. Uyeyne şöyle demiştir: “Bu hadiste Zührî’den dört kadının senedde yer aldığını ezberledim; Zeyneb binti Ebû Seleme, Habîbe’den -ki bu ikisi Nebi (s.a.v.)’in üvey kızlarıdır-, o Ümmü Habîbe’den, o da Nebi (s.a.v.)’in hanımı Zeyneb binti Cahş’tan rivâyet etmişlerdir.” Ma’mer ve başkaları bu hadisi Zührî’den rivâyet etmişler fakat senedinde Habîbe’yi zikretmemişlerdir. İbn Uyeyne’nin arkadaşlarından bazıları da bu hadisi İbn Uyeyne’den rivâyet etmişler fakat senedinde Ümmü Habîbe’yi zikretmemişlerdir.
2188. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ زِرٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَخْرُجُ فِي آخِرِ الزَّمَانِ قَوْمٌ أَحْدَاثُ الأَسْنَانِ سُفَهَاءُ الأَحْلاَمِ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ يَقُولُونَ مِنْ قَوْلِ خَيْرِ الْبَرِيَّةِ يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَأَبِي سَعِيدٍ وَأَبِي ذَرٍّ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رُوِيَ فِي غَيْرِ هَذَا الْحَدِيثِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَيْثُ وَصَفَ هَؤُلاَءِ الْقَوْمَ الَّذِينَ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ إِنَّمَا هُمُ الْخَوَارِجُ وَالْحَرُورِيَّةُ وَغَيْرُهُمْ مِنَ الْخَوَارِجِ .
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ahir zamanda yaşları küçük, akılları kıt birtakım kimseler ortaya çıkacaktır. Yaratılmışların en hayırlısının (Peygamberin) sözünden söylerler, Kur’ân okurlar fakat okudukları (imanları) boğazlarından aşağı inmez. Okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkarlar.” Tirmizî: Bu konuda Ali, Ebû Saîd ve Ebû Zerr’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Nebi (s.a.v.)’den rivâyet edilen başka hadislerde de bu özelliklere sahip olan, Kur’ân okuyan fakat boğazlarından aşağı geçmeyen ve okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkan bu kimselerin Haricîler, Harûriyye ve diğer Haricî fırkaları olduğu belirtilmiştir.
2189. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اسْتَعْمَلْتَ فُلاَنًا وَلَمْ تَسْتَعْمِلْنِي . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي عَلَى الْحَوْضِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Üseyd b. Hudayr (r.a.)’den rivâyete göre, Ensâr’dan bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Falanı memur tayin ettin beni etmedin” dedi. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benden sonra adam kayırmalarla (taraf tutmalarla) karşılaşacaksınız. Havuz başında bana kavuşuncaya kadar sabredin.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2190. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً وَأُمُورًا تُنْكِرُونَهَا " . قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " أَدُّوا إِلَيْهِمْ حَقَّهُمْ وَسَلُوا اللَّهَ الَّذِي لَكُمْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Abdullah (b. Mes’ûd) (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benden sonra adam kayırmalar ve hoşlanmayacağınız işler göreceksiniz.” Ashâb: “Ey Allah’ın Rasûlü! (O zamana erişirsek) bize ne yapmamızı emredersiniz?” dediler. Rasûlullah (s.a.v.): “Onların hakkını onlara verirsiniz, kendi hakkınızı da Allah’tan istersiniz” buyurdu. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2191. Hadis
حَدَّثَنَا عِمْرَانُ بْنُ مُوسَى الْقَزَّازُ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ زَيْدِ بْنِ جُدْعَانَ الْقُرَشِيُّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ صَلَّى بِنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا صَلاَةَ الْعَصْرِ بِنَهَارٍ ثُمَّ قَامَ خَطِيبًا فَلَمْ يَدَعْ شَيْئًا يَكُونُ إِلَى قِيَامِ السَّاعَةِ إِلاَّ أَخْبَرَنَا بِهِ حَفِظَهُ مَنْ حَفِظَهُ وَنَسِيَهُ مَنْ نَسِيَهُ وَكَانَ فِيمَا قَالَ " إِنَّ الدُّنْيَا حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ وَإِنَّ اللَّهَ مُسْتَخْلِفُكُمْ فِيهَا فَنَاظِرٌ كَيْفَ تَعْمَلُونَ أَلاَ فَاتَّقُوا الدُّنْيَا وَاتَّقُوا النِّسَاءَ " . وَكَانَ فِيمَا قَالَ " أَلاَ لاَ يَمْنَعَنَّ رَجُلاً هَيْبَةُ النَّاسِ أَنْ يَقُولَ بِحَقٍّ إِذَا عَلِمَهُ " . قَالَ فَبَكَى أَبُو سَعِيدٍ فَقَالَ قَدْ وَاللَّهِ رَأَيْنَا أَشْيَاءَ فَهِبْنَا . وَكَانَ فِيمَا قَالَ " أَلاَ إِنَّهُ يُنْصَبُ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِقَدْرِ غَدْرَتِهِ وَلاَ غَدْرَةَ أَعْظَمَ مِنْ غَدْرَةِ إِمَامِ عَامَّةٍ يُرْكَزُ لِوَاؤُهُ عِنْدَ اسْتِهِ " . وَكَانَ فِيمَا حَفِظْنَا يَوْمَئِذٍ " أَلاَ إِنَّ بَنِي آدَمَ خُلِقُوا عَلَى طَبَقَاتٍ شَتَّى فَمِنْهُمْ مَنْ يُولَدُ مُؤْمِنًا وَيَحْيَا مُؤْمِنًا وَيَمُوتُ مُؤْمِنًا وَمِنْهُمْ مَنْ يُولَدُ كَافِرًا وَيَحْيَا كَافِرًا وَيَمُوتُ كَافِرًا وَمِنْهُمْ مَنْ يُولَدُ مُؤْمِنًا وَيَحْيَا مُؤْمِنًا وَيَمُوتُ كَافِرًا وَمِنْهُمْ مَنْ يُولَدُ كَافِرًا وَيَحْيَا كَافِرًا وَيَمُوتُ مُؤْمِنًا أَلاَ وَإِنَّ مِنْهُمُ الْبَطِيءَ الْغَضَبِ سَرِيعَ الْفَىْءِ وَمِنْهُمْ سَرِيعُ الْغَضَبِ سَرِيعُ الْفَىْءِ فَتِلْكَ بِتِلْكَ أَلاَ وَإِنَّ مِنْهُمْ سَرِيعَ الْغَضَبِ بَطِيءَ الْفَىْءِ أَلاَ وَخَيْرُهُمْ بَطِيءُ الْغَضَبِ سَرِيعُ الْفَىْءِ أَلاَ وَشَرُّهُمْ سَرِيعُ الْغَضَبِ بَطِيءُ الْفَىْءِ أَلاَ وَإِنَّ مِنْهُمْ حَسَنَ الْقَضَاءِ حَسَنَ الطَّلَبِ وَمِنْهُمْ سَيِّئُ الْقَضَاءِ حَسَنُ الطَّلَبِ وَمِنْهُمْ حَسَنُ الْقَضَاءِ سَيِّئُ الطَّلَبِ فَتِلْكَ بِتِلْكَ أَلاَ وَإِنَّ مِنْهُمُ السَّيِّئَ الْقَضَاءِ السَّيِّئَ الطَّلَبِ أَلاَ وَخَيْرُهُمُ الْحَسَنُ الْقَضَاءِ الْحَسَنُ الطَّلَبِ أَلاَ وَشَرُّهُمْ سَيِّئُ الْقَضَاءِ سَيِّئُ الطَّلَبِ أَلاَ وَإِنَّ الْغَضَبَ جَمْرَةٌ فِي قَلْبِ ابْنِ آدَمَ أَمَا رَأَيْتُمْ إِلَى حُمْرَةِ عَيْنَيْهِ وَانْتِفَاخِ أَوْدَاجِهِ فَمَنْ أَحَسَّ بِشَيْءٍ مِنْ ذَلِكَ فَلْيَلْصَقْ بِالأَرْضِ " . قَالَ وَجَعَلْنَا نَلْتَفِتُ إِلَى الشَّمْسِ هَلْ بَقِيَ مِنْهَا شَيْءٌ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ إِنَّهُ لَمْ يَبْقَ مِنَ الدُّنْيَا فِيمَا مَضَى مِنْهَا إِلاَّ كَمَا بَقِيَ مِنْ يَوْمِكُمْ هَذَا فِيمَا مَضَى مِنْهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ حُذَيْفَةَ وَأَبِي مَرْيَمَ وَأَبِي زَيْدِ بْنِ أَخْطَبَ وَالْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ وَذَكَرُوا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَهُمَ بِمَا هُوَ كَائِنٌ إِلَى أَنْ تَقُومَ السَّاعَةُ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ .
Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) bir gün ikindi namazını kıldırdı, sonra kalkıp bize bir hutbe irad etti. Kıyamet kopuncaya kadar olacak hiçbir şeyi bırakmadan hepsini bize haber verdi. Bunu ezberleyen ezberledi, unutan da unuttu. Söyledikleri arasında şunlar da vardı: “Dünya tatlı ve manzarası hoştur. Allah sizi dünyada halife kılmıştır; nasıl amel edeceğinize bakmaktadır. Dikkat edin! Dünyadan sakının ve kadınlardan sakının.” Yine söyledikleri arasında şunlar vardı: “Dikkat edin! İnsanların korkusu, kişiyi bildiği hakkı söylemekten alıkoymasın.” (Râvî diyor ki: Ebû Saîd bunu anlatınca ağladı ve: “Vallahi biz birtakım şeyler gördük fakat korktuk” dedi.) Yine söyledikleri arasında şunlar vardı: “Dikkat edin! Kıyamet günü her hain (vefasız) için vefasızlığı ölçüsünde bir sancak dikilecektir. Kamunun yöneticisi olan imamın (devlet başkanının) vefasızlığından daha büyük bir vefasızlık yoktur; onun sancağı kaba etinin (arkasının) yanına dikilir.” O gün ezberlediklerimiz arasında şunlar da vardı: “Dikkat edin! Ademoğulları çeşitli tabakalar halinde yaratılmışlardır: Kimi mü’min doğar, mü’min yaşar ve mü’min olarak ölür. Kimi kâfir doğar, kâfir yaşar ve kâfir olarak ölür. Kimi mü’min doğar, mü’min yaşar fakat kâfir olarak ölür. Kimi de kâfir doğar, kâfir yaşar fakat mü’min olarak ölür. Dikkat edin! Onlardan kimi geç öfkelenir, çabuk döner (sakinleşir). Kimi çabuk öfkelenir, çabuk döner. Bu bunu karşılar. Dikkat edin! Onlardan kimi çabuk öfkelenir, geç döner. Dikkat edin! Onların en hayırlısı geç öfkelenip çabuk sakinleşendir. Dikkat edin! Onların en şerlisi çabuk öfkelenip geç sakinleşendir. Dikkat edin! Onlardan kimi borcunu güzel öder, alacağını da güzel ister. Kimi borcunu kötü öder, alacağını güzel ister. Kimi borcunu güzel öder, alacağını kötü ister. Bu bunu karşılar. Dikkat edin! Onlardan kimi borcunu kötü öder, alacağını da kötü ister. Dikkat edin! Onların en hayırlısı borcunu güzel ödeyip alacağını güzel isteyendir. Dikkat edin! Onların en şerlisi borcunu kötü ödeyip alacağını da kötü isteyendir. Dikkat edin! Öfke ademoğlunun kalbinde bir kor parçasıdır. Gözlerinin kızardığını ve boyun damarlarının şiştiğini görmez misiniz? Kim böyle bir şey hissederse hemen yere yapışsın (otursun veya secde etsin).” Ebû Saîd dedi ki: Biz güneşe bakmaya başladık, acaba batmasına bir şey kaldı mı diye? Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dikkat edin! Dünyanın geçen ömrüne nisbetle kalan ömrü, şu gününüzün geçen kısmına nisbetle kalan kısmı gibidir.” Tirmizî: Bu konuda Huzeyfe, Ebû Meryem, Ebû Zeyd b. Ahtab ve Muğîre b. Şu’be’den de hadis rivâyet edilmiştir. Onlar da Nebi (s.a.v.)’in kendilerine kıyamet kopuncaya kadar olacak şeyleri anlattığını zikretmişlerdir. Bu hadis hasendir.
2192. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا فَسَدَ أَهْلُ الشَّامِ فَلاَ خَيْرَ فِيكُمْ لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي مَنْصُورِينَ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ " . قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ قَالَ عَلِيُّ بْنُ الْمَدِينِيِّ هُمْ أَصْحَابُ الْحَدِيثِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوَالَةَ وَابْنِ عُمَرَ وَزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا بَهْزُ بْنُ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيْنَ تَأْمُرُنِي قَالَ " هَا هُنَا " . وَنَحَا بِيَدِهِ نَحْوَ الشَّامِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Muâviye b. Kurre (r.a.)’ın babasından rivâyet ettiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Şam ehli bozulduğu zaman artık sizde (ümmetimde) hayır kalmaz. Ümmetimden bir grup kıyamet kopuncaya kadar yardım görmeye (zafer kazanmaya) devam edecek, onları yüzüstü bırakanlar kendilerine zarar veremeyeceklerdir.” Muhammed b. İsmail dedi ki: Ali b. Medînî: “Onlar Hadis ehli (Ashâbu’l-Hadis) dir” dedi. Tirmizî: Bu konuda Abdullah b. Havâle, İbn Ömer, Zeyd b. Sâbit ve Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir. Ahmed b. Menî, Yezîd b. Hârûn vasıtasıyla Behz b. Hakîm’den, o babasından, o da dedesinden şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Nerede olmamı emredersiniz?” dedim. “İşte şurada” buyurdu ve eliyle Şam tarafını işaret etti. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2193. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ، عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ غَزْوَانَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَرْجِعُوا بَعْدِي كُفَّارًا يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَجَرِيرٍ وَابْنِ عُمَرَ وَكُرْزِ بْنِ عَلْقَمَةَ وَوَاثِلَةَ بْنِ الأَسْقَعِ وَالصُّنَابِحِيِّ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benden sonra birbirinizin boynunu vuran kâfirlere dönmeyin (kâfirler gibi olmayın).” Tirmizî: Bu konuda Abdullah b. Mes’ûd, Cerîr, İbn Ömer, Kürz b. Alkame, Vâsile b. Eska’ ve Sunâbihî’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
2194. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عَيَّاشِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الأَشَجِّ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، أَنَّ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، قَالَ عِنْدَ فِتْنَةِ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ أَشْهَدُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّهَا سَتَكُونُ فِتْنَةٌ الْقَاعِدُ فِيهَا خَيْرٌ مِنَ الْقَائِمِ وَالْقَائِمُ خَيْرٌ مِنَ الْمَاشِي وَالْمَاشِي خَيْرٌ مِنَ السَّاعِي " . قَالَ أَفَرَأَيْتَ إِنْ دَخَلَ عَلَىَّ بَيْتِي وَبَسَطَ يَدَهُ إِلَىَّ لِيَقْتُلَنِي . قَالَ " كُنْ كَابْنِ آدَمَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَخَبَّابِ بْنِ الأَرَتِّ وَأَبِي بَكْرَةَ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَأَبِي وَاقِدٍ وَأَبِي مُوسَى وَخَرَشَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ . وَرَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ اللَّيْثِ بْنِ سَعْدٍ وَزَادَ فِي الإِسْنَادِ رَجُلاً . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ سَعْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ .
Büsr b. Saîd’den rivâyet edildiğine göre, Sa’d b. Ebû Vakkâs (r.a.), Osman b. Affân fitnesi sırasında şöyle demiştir: Ben Rasûlullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğuna şahitlik ederim: “Yakında bir fitne kopacaktır. O fitne sırasında yerinde oturan ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen de koşandan daha hayırlıdır.” Sa’d dedi ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Eğer birisi evime girer ve beni öldürmek için elini bana uzatırsa ne yapayım?” Rasûlullah (s.a.v.): “Adem’in (öldürülen) oğlu (Habil) gibi ol” buyurdu. Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Habbâb b. Eret, Ebû Bekre, İbn Mes’ûd, Ebû Vâkid, Ebû Mûsâ ve Haraşe’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasendir. Bazı râvîler bu hadisi Leys b. Sa’d’dan rivâyet ederken senede bir adam daha eklemişlerdir. Tirmizî: Bu hadis Sa’d vasıtasıyla Nebi (s.a.v.)’den başka bir yolla da rivâyet edilmiştir.
2195. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَادِرُوا بِالأَعْمَالِ فِتَنًا كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا وَيُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا يَبِيعُ أَحَدُهُمْ دِينَهُ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Karanlık gecenin parçaları gibi (karanlık ve korkunç) fitneler gelmeden önce salih ameller işlemekte acele ediniz. O zaman geldiğinde kişi mü’min olarak sabahlar kâfir olarak akşamlar; mü’min olarak akşamlar kâfir olarak sabahlar. Onlardan biri dinini dünyalık bir menfaat karşılığında satar.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2196. Hadis
حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ هِنْدِ بِنْتِ الْحَارِثِ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اسْتَيْقَظَ لَيْلَةً فَقَالَ " سُبْحَانَ اللَّهِ مَاذَا أُنْزِلَ اللَّيْلَةَ مِنَ الْفِتْنَةِ مَاذَا أُنْزِلَ مِنَ الْخَزَائِنِ مَنْ يُوقِظُ صَوَاحِبَ الْحُجُرَاتِ يَا رُبَّ كَاسِيَةٍ فِي الدُّنْيَا عَارِيَةٍ فِي الآخِرَةِ " . هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Ümmü Seleme (r.anha)’dan rivâyete göre, Nebi (s.a.v.) bir gece uykusundan uyandı ve şöyle buyurdu: “Sübhânallah! Bu gece ne fitneler indirildi, ne hazineler indirildi. Hücre sahiplerini (ezvâc-ı tâhirâtı) kim uyandıracak? Dünyada nice giyinik olanlar vardır ki ahirette çıplaktırlar.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2197. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ سِنَانٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَكُونُ بَيْنَ يَدَىِ السَّاعَةِ فِتَنٌ كَقِطَعِ اللَّيْلِ الْمُظْلِمِ يُصْبِحُ الرَّجُلُ فِيهَا مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا وَيُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا يَبِيعُ أَقْوَامٌ دِينَهُمْ بِعَرَضٍ مِنَ الدُّنْيَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَجُنْدَبٍ وَالنُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ وَأَبِي مُوسَى . وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler olacaktır. Kişi o fitnelerde mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak akşamlar; mü’min olarak akşamlar, kâfir olarak sabahlar. Birtakım kavimler dinlerini dünyalık bir menfaat karşılığında satarlar.” Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Cündeb, Nu’mân b. Beşîr ve Ebû Mûsâ’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis bu veçhiyle gariptir.
2198. Hadis
حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنِ الْحَسَنِ، قَالَ كَانَ يَقُولُ فِي هَذَا الْحَدِيثِ " يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُؤْمِنًا وَيُمْسِي كَافِرًا وَيُمْسِي مُؤْمِنًا وَيُصْبِحُ كَافِرًا " . قَالَ يُصْبِحُ الرَّجُلُ مُحَرِّمًا لِدَمِ أَخِيهِ وَعِرْضِهِ وَمَالِهِ وَيُمْسِي مُسْتَحِلاًّ لَهُ وَيُمْسِي مُحَرِّمًا لِدَمِ أَخِيهِ وَعِرْضِهِ وَمَالِهِ وَيُصْبِحُ مُسْتَحِلاًّ لَهُ .
Hasan (el-Basrî), “Kişi mü’min olarak sabahlar kâfir olarak akşamlar; mü’min olarak akşamlar kâfir olarak sabahlar” hadisi hakkında şöyle derdi: “Kişi sabahleyin kardeşinin kanını, ırzını ve malını haram kabul ederken, akşamleyin bunları helal sayar. Akşamleyin kardeşinin kanını, ırzını ve malını haram kabul ederken, sabahleyin bunları helal sayar.”
2199. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَجُلٌ سَأَلَهُ فَقَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ عَلَيْنَا أُمَرَاءُ يَمْنَعُونَا حَقَّنَا وَيَسْأَلُونَا حَقَّهُمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اسْمَعُوا وَأَطِيعُوا فَإِنَّمَا عَلَيْهِمْ مَا حُمِّلُوا وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Alkame b. Vâil b. Hucr (r.a.)’ın babasından rivâyete göre, şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (s.a.v.)’e sordu ve dedi ki: “Bize hakkımızı vermeyen fakat kendi haklarını bizden isteyen yöneticiler başımıza geçerse ne yapalım? (Gördüğüm kadarıyla râvî şunu da ekledi: Onlarla savaşalım mı?)” Rasûlullah (s.a.v.): “Dinleyin ve itaat edin! Onların sorumluluğu kendilerine, sizin sorumluluğunuz da size aittir” buyurdu. Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2200. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ وَرَائِكُمْ أَيَّامًا يُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيَكْثُرُ فِيهَا الْهَرْجُ " . قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْهَرْجُ قَالَ " الْقَتْلُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَخَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ وَمَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ .
Ebû Mûsâ (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Önünüzde öyle günler vardır ki o günlerde ilim (yeryüzünden) kaldırılır ve herc çoğalır.” Sahâbîler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Herc nedir?” dediler. Rasûlullah (s.a.v.): “Öldürmektir” buyurdu. Tirmizî: Bu konuda Ebû Hüreyre, Hâlid b. Velîd ve Ma’kil b. Yesâr’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis sahihtir.
2201. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنِ الْمُعَلَّى بْنِ زِيَادٍ، رَدَّهُ إِلَى مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ رَدَّهُ إِلَى مَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ رَدَّهُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْعِبَادَةُ فِي الْهَرْجِ كَالْهِجْرَةِ إِلَىَّ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ عَنِ الْمُعَلَّى .
Ma’kil b. Yesâr (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Herc (fitne ve ölüm olaylarının arttığı) zamanında ibadet etmek, bana hicret etmek gibidir.” Tirmizî: Bu hadis sahih gariptir. Bu hadisi sadece Hammâd b. Zeyd’in, Muallâ’dan rivâyetiyle bilmekteyiz.
2202. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا وُضِعَ السَّيْفُ فِي أُمَّتِي لَمْ يُرْفَعْ عَنْهَا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Sevbân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin arasına kılıç bir kere girdi mi (savaş bir kere başladı mı) artık kıyamet gününe kadar aralarından kaldırılmaz.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2203. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُبَيْدٍ، عَنْ عُدَيْسَةَ بِنْتِ أُهْبَانَ بْنِ صَيْفِيٍّ الْغِفَارِيِّ، قَالَتْ جَاءَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ إِلَى أَبِي فَدَعَاهُ إِلَى الْخُرُوجِ مَعَهُ فَقَالَ لَهُ أَبِي إِنَّ خَلِيلِي وَابْنَ عَمِّكَ عَهِدَ إِلَىَّ إِذَا اخْتَلَفَ النَّاسُ أَنْ أَتَّخِذَ سَيْفًا مِنْ خَشَبٍ فَقَدِ اتَّخَذْتُهُ فَإِنْ شِئْتَ خَرَجْتُ بِهِ مَعَكَ . قَالَتْ فَتَرَكَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ مَسْلَمَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُبَيْدٍ .
Udeyse binti Uhbân b. Sayfî el-Ğıfârî (r.anha) şöyle demiştir: Ali b. Ebî Tâlib babama geldi ve kendisiyle birlikte (Sıffîn savaşına) çıkmaya çağırdı. Babam ona şöyle dedi: “Dostum ve senin amcanın oğlu (Rasûlullah s.a.v.), insanlar ihtilafa düştükleri zaman tahtadan bir kılıç edinmemi bana tavsiye etti. Ben de onu edindim. İstersen bu kılıçla seninle birlikte gelirim.” Udeyse dedi ki: Bunun üzerine Ali onu bıraktı. Tirmizî: Bu konuda Muhammed b. Mesleme’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen gariptir. Bu hadisi sadece Abdullah b. Ubeyd’in rivâyetiyle bilmekteyiz.
2204. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جُحَادَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ ثَرْوَانَ، عَنْ هُزَيْلِ بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ فِي الْفِتْنَةِ " كَسِّرُوا فِيهَا قِسِيَّكُمْ وَقَطِّعُوا فِيهَا أَوْتَارَكُمْ وَالْزَمُوا فِيهَا أَجْوَافَ بُيُوتِكُمْ وَكُونُوا كَابْنِ آدَمَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ . وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ ثَرْوَانَ هُوَ أَبُو قَيْسٍ الأَوْدِيُّ .
Ebû Mûsâ (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v.) fitne hakkında şöyle buyurmuştur: “O fitne zamanında yaylarınızı kırın, kirişlerinizi (iplerini) koparın, evlerinizin içinden ayrılmayın ve Adem’in (öldürülen) oğlu (Habil) gibi olun.” Tirmizî: Bu hadis hasen garip sahihtir. Abdurrahman b. Servân, Ebû Kays el-Evdî’dir.
2205. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ قَالَ أُحَدِّثُكُمْ حَدِيثًا سَمِعْتُهُ مِنْ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يُحَدِّثُكُمْ أَحَدٌ بَعْدِي أَنَّهُ سَمِعَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ أَنْ يُرْفَعَ الْعِلْمُ وَيَظْهَرَ الْجَهْلُ وَيَفْشُوَ الزِّنَا وَتُشْرَبَ الْخَمْرُ وَيَكْثُرَ النِّسَاءُ وَيَقِلَّ الرِّجَالُ حَتَّى يَكُونَ لِخَمْسِينَ امْرَأَةً قَيِّمٌ وَاحِدٌ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي مُوسَى وَأَبِي هُرَيْرَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Size Rasûlullah (s.a.v.)’den işittiğim bir hadisi rivâyet edeceğim ki benden sonra onu Rasûlullah (s.a.v.)’den işitmiş olarak kimse size rivâyet edemeyecektir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Kıyamet alâmetlerindendir: İlim (yeryüzünden) kaldırılır, cehalet (açığa çıkıp) yayılır, zina yaygınlaşır, şarap (içki) içilir, kadınlar çoğalır, erkekler azalır; hatta elli kadına bir tek erkek düşer (bakıcı ve koruyucu olur).” Tirmizî: Bu konuda Ebû Mûsâ ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
2206. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنِ الزُّبَيْرِ بْنِ عَدِيٍّ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ فَشَكَوْنَا إِلَيْهِ مَا نَلْقَى مِنَ الْحَجَّاجِ فَقَالَ " مَا مِنْ عَامٍ إِلاَّ الَّذِي بَعْدَهُ شَرٌّ مِنْهُ حَتَّى تَلْقَوْا رَبَّكُمْ " . سَمِعْتُ هَذَا مِنْ نَبِيِّكُمْ صلى الله عليه وسلم . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Zübeyr b. Adiy (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Enes b. Mâlik’in yanına gittik ve Haccâc’dan çektiklerimizi kendisine şikayet ettik. Bunun üzerine Enes şöyle dedi: “Sabredin! Rabbinize kavuşuncaya kadar üzerinize hiçbir yıl gelmez ki ondan sonraki yıl o yıldan daha kötü olmasın. Ben bunu Nebîniz (s.a.v.)’den işittim.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2207. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى لاَ يُقَالَ فِي الأَرْضِ اللَّهُ اللَّهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، نَحْوَهُ وَلَمْ يَرْفَعْهُ وَهَذَا أَصَحُّ مِنَ الْحَدِيثِ الأَوَّلِ .
Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzünde ‘Allah Allah’ denilmeyinceye kadar kıyamet kopmaz.” Tirmizî: Bu hadis hasendir. Muhammed b. Müsennâ, Hâlid b. Hâris vasıtasıyla Humeyd’den, Enes’den bu hadisin benzerini rivâyet etmiş fakat hadisi merfu olarak (Peygambere isnad ederek) zikretmemiştir. (Tirmizî diyor ki:) Bu ikinci rivâyet birincisinden daha sahihtir.
2208. Hadis
حَدَّثَنَا وَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَقِيءُ الأَرْضُ أَفْلاَذَ كَبِدِهَا أَمْثَالَ الأُسْطُوَانِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ قَالَ فَيَجِيءُ السَّارِقُ فَيَقُولُ فِي مِثْلِ هَذَا قُطِعَتْ يَدِي وَيَجِيءُ الْقَاتِلُ فَيَقُولُ فِي هَذَا قَتَلْتُ وَيَجِيءُ الْقَاطِعُ فَيَقُولُ فِي هَذَا قَطَعْتُ رَحِمِي ثُمَّ يَدَعُونَهُ فَلاَ يَأْخُذُونَ مِنْهُ شَيْئًا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzü ciğer parçalarını (içindeki hazineleri) altın ve gümüşten sütunlar halinde dışarı kusacaktır. Hırsız gelecek ve: ‘Ben işte bunun uğrunda elim kesilmişti’ diyecek. Katil gelecek ve: ‘Ben bunun için adam öldürmüştüm’ diyecek. Akrabasıyla ilişkisini kesen gelecek ve: ‘Ben bunun için akrabamla ilişkimi kesmiştim’ diyecek. Sonra hepsi onu bırakıp gidecekler ve ondan hiçbir şey almayacaklar.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahih gariptir. Bu hadisi sadece bu veçhiyle bilmekteyiz.
2209. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، ح قَالَ وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، وَهُوَ ابْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَنْصَارِيُّ الأَشْهَلِيُّ عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَكُونَ أَسْعَدَ النَّاسِ بِالدُّنْيَا لُكَعُ ابْنُ لُكَعَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو .
Huzeyfe b. Yemân (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Dünyada insanların en mutlusu, alçak oğlu alçak (Lüka’ b. Lüka’) olmadıkça kıyamet kopmaz.” Tirmizî: Bu hadis gariptir. Bu hadisi sadece Amr b. Ebû Amr’ın rivâyetiyle bilmekteyiz.
2210. Hadis
حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ التِّرْمِذِيُّ، حَدَّثَنَا الْفَرَجُ بْنُ فَضَالَةَ أَبُو فَضَالَةَ الشَّامِيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا فَعَلَتْ أُمَّتِي خَمْسَ عَشْرَةَ خَصْلَةً حَلَّ بِهَا الْبَلاَءُ " . فَقِيلَ وَمَا هُنَّ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " إِذَا كَانَ الْمَغْنَمُ دُوَلاً وَالأَمَانَةُ مَغْنَمًا وَالزَّكَاةُ مَغْرَمًا وَأَطَاعَ الرَّجُلُ زَوْجَتَهُ وَعَقَّ أُمَّهُ وَبَرَّ صَدِيقَهُ وَجَفَا أَبَاهُ وَارْتَفَعَتِ الأَصْوَاتُ فِي الْمَسَاجِدِ وَكَانَ زَعِيمُ الْقَوْمِ أَرْذَلَهُمْ وَأُكْرِمَ الرَّجُلُ مَخَافَةَ شَرِّهِ وَشُرِبَتِ الْخُمُورُ وَلُبِسَ الْحَرِيرُ وَاتُّخِذَتِ الْقَيْنَاتُ وَالْمَعَازِفُ وَلَعَنَ آخِرُ هَذِهِ الأُمَّةِ أَوَّلَهَا فَلْيَرْتَقِبُوا عِنْدَ ذَلِكَ رِيحًا حَمْرَاءَ أَوْ خَسْفًا وَمَسْخًا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَلاَ نَعْلَمُ أَحَدًا رَوَاهُ عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأَنْصَارِيِّ غَيْرَ الْفَرَجِ بْنِ فَضَالَةَ . وَالْفَرَجُ بْنُ فَضَالَةَ قَدْ تَكَلَّمَ فِيهِ بَعْضُ أَهْلِ الْحَدِيثِ وَضَعَّفَهُ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ وَقَدْ رَوَاهُ عَنْهُ وَكِيعٌ وَغَيْرُ وَاحِدٍ مِنَ الأَئِمَّةِ .
Ali b. Ebî Tâlib (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ümmetim on beş şeyi yaptığı zaman başına bela gelir.” “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar nelerdir?” denildi. Şöyle buyurdu: “Devlet malı (ganimet ve fey) belirli kişiler arasında dolaşan bir sermaye edildiği, emanet ganimet (kâr) sayıldığı, zekat angarya (zarar) kabul edildiği, kişi karısına itaat edip annesine isyan ettiği, arkadaşına iyilik yapıp babasına eziyet ettiği, mescitlerde sesler yükseldiği, bir kavmin lideri o kavmin en aşağılığı olduğu, şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu, içkiler içildiği, ipek (elbiseler) giyildiği, şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri edinildiği ve bu ümmetin sonu evveline lanet okuduğu zaman; işte o vakit kızıl bir rüzgarı veya yere batırılmayı (hasf) veya suret değiştirmeyi (mesh) bekleyin.” Tirmizî: Bu hadis gariptir. Ali b. Ebî Tâlib’in rivâyeti olarak sadece bu veçhiyle bilmekteyiz. Bu hadisi Yahya b. Saîd el-Ensârî’den, Ferac b. Fedâle’den başkasının rivâyet ettiğini de bilmiyoruz. Ferac b. Fedâle hakkında bazı hadisçiler konuşmuş ve hafızası yönünden onu zayıf saymışlardır. Bununla birlikte Vekî’ ve pek çok imam ondan hadis rivâyet etmiştir.
2211. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْوَاسِطِيُّ، عَنِ الْمُسْتَلِمِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ رُمَيْحٍ الْجُذَامِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا اتُّخِذَ الْفَىْءُ دُوَلاً وَالأَمَانَةُ مَغْنَمًا وَالزَّكَاةُ مَغْرَمًا وَتُعُلِّمَ لِغَيْرِ الدِّينِ وَأَطَاعَ الرَّجُلُ امْرَأَتَهُ وَعَقَّ أُمَّهُ وَأَدْنَى صَدِيقَهُ وَأَقْصَى أَبَاهُ وَظَهَرَتِ الأَصْوَاتُ فِي الْمَسَاجِدِ وَسَادَ الْقَبِيلَةَ فَاسِقُهُمْ وَكَانَ زَعِيمُ الْقَوْمِ أَرْذَلَهُمْ وَأُكْرِمَ الرَّجُلُ مَخَافَةَ شَرِّهِ وَظَهَرَتِ الْقَيْنَاتُ وَالْمَعَازِفُ وَشُرِبَتِ الْخُمُورُ وَلَعَنَ آخِرُ هَذِهِ الأُمَّةِ أَوَّلَهَا فَلْيَرْتَقِبُوا عِنْدَ ذَلِكَ رِيحًا حَمْرَاءَ وَزَلْزَلَةً وَخَسْفًا وَمَسْخًا وَقَذْفًا وَآيَاتٍ تَتَابَعُ كَنِظَامٍ بَالٍ قُطِعَ سِلْكُهُ فَتَتَابَعَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ . وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Devlet malı (fey) belirli kişiler arasında dolaşan bir sermaye edildiği, emanet ganimet (kâr) sayıldığı, zekat angarya (zarar) kabul edildiği, ilim dinden başka bir gaye için öğrenildiği, kişi karısına itaat edip annesine isyan ettiği, arkadaşını yaklaştırıp babasını uzaklaştırdığı, mescitlerde sesler yükseldiği, kabilenin başına fâsıklarının geçtiği, kavmin liderinin en aşağılıkları olduğu, şerrinden korkulduğu için kişiye ikramda bulunulduğu, şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri ortaya çıktığı, içkiler içildiği ve bu ümmetin sonu evveline lanet okuduğu zaman; işte o vakit kızıl bir rüzgarı, zelzeleyi, yere batırılmayı (hasf), suret değiştirmeyi (mesh), gökten taş yağmasını (kazf) ve ipi kopan bir kolyenin tanelerinin birbiri ardınca dökülmesi gibi birbirini takip eden alametleri bekleyin.” Tirmizî: Bu konuda Ali’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis gariptir. Bu hadisi sadece bu veçhiyle bilmekteyiz.
2212. Hadis
حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ يَعْقُوبَ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْقُدُّوسِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فِي هَذِهِ الأُمَّةِ خَسْفٌ وَمَسْخٌ وَقَذْفٌ " . فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَتَى ذَاكَ قَالَ " إِذَا ظَهَرَتِ الْقَيْنَاتُ وَالْمَعَازِفُ وَشُرِبَتِ الْخُمُورُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَابِطٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً وَهَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ .
İmrân b. Husayn (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bu ümmette yere batırılma (hasf), kılık değiştirme (mesh) ve gökten taş yağma (kazf) olayları olacaktır.” Müslümanlardan bir adam: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu ne zaman olacak?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleri ortaya çıktığı ve içkiler içildiği zaman.” Tirmizî: Bu hadis A’meş vasıtasıyla Abdurrahman b. Sâbit’ten ve Nebi (s.a.v.)’den mürsel olarak da rivâyet edilmiştir. Bu hadis gariptir.
2213. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ هَيَّاجٍ الأَسَدِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَرْحَبِيُّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدَةُ بْنُ الأَسْوَدِ، عَنْ مُجَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنِ الْمُسْتَوْرِدِ بْنِ شَدَّادٍ الْفِهْرِيِّ، رَوَى عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بُعِثْتُ فِي نَفَسِ السَّاعَةِ فَسَبَقْتُهَا كَمَا سَبَقَتْ هَذِهِ هَذِهِ " . لإِصْبُعَيْهِ السَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ الْمُسْتَوْرِدِ بْنِ شَدَّادٍ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .
Müstevrid b. Şeddâd el-Fihrî (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben kıyametin nefesinde (tam kopacağı sırada) gönderildim. Şunun şunla yarışıp geçtiği gibi ben de kıyameti geçtim.” (Şehadet ve orta parmağını işaret ederek). Tirmizî: Bu hadis Müstevrid b. Şeddâd rivâyeti olarak gariptir. Bu hadisi sadece bu veçhiyle bilmekteyiz.
2214. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةَ كَهَاتَيْنِ " . وَأَشَارَ أَبُو دَاوُدَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى فَمَا فَضْلُ إِحْدَاهُمَا عَلَى الأُخْرَى . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Enes (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ben ve kıyamet şu ikisi gibi gönderildik.” Ebû Dâvûd şehadet ve orta parmağını işaret etti. (Râvî diyor ki:) Birinin diğerine olan üstünlüğü ne kadardır ki! (Yani araları o kadar yakındır). Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2215. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ، وَعَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا نِعَالُهُمُ الشَّعَرُ وَلاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تُقَاتِلُوا قَوْمًا كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ وَبُرَيْدَةَ وَأَبِي سَعِيدٍ وَعَمْرِو بْنِ تَغْلِبَ وَمُعَاوِيَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizler ayakkabıları (kıldan veya tüyden yapılmış) çarık olan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Yine sizler yüzleri (etce dolgun, yanakları kabarık ve) örs üstünde dövülmüş kalkanlar gibi olan bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmaz.” Tirmizî: Bu konuda Ebû Bekir es-Sıddîk, Büreyde, Ebû Saîd, Amr b. Tağlib ve Muâviye’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir.
2216. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا هَلَكَ كِسْرَى فَلاَ كِسْرَى بَعْدَهُ وَإِذَا هَلَكَ قَيْصَرُ فَلاَ قَيْصَرَ بَعْدَهُ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَتُنْفَقَنَّ كُنُوزُهُمَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kisra helak olduğunda ondan sonra bir daha Kisra (İran kralı) olmayacaktır. Kayser (Rum kralı) helak olduğunda ondan sonra bir daha Kayser olmayacaktır. Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, o ikisinin hazineleri mutlaka Allah yolunda harcanacaktır.” Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
2217. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " سَتَخْرُجُ نَارٌ مِنْ حَضْرَمَوْتَ أَوْ مِنْ نَحْوِ حَضْرَمَوْتَ قَبْلَ يَوْمِ الْقِيَامَةِ تَحْشُرُ النَّاسَ " . قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا تَأْمُرُنَا قَالَ " عَلَيْكُمْ بِالشَّامِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ أَسِيدٍ وَأَنَسٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي ذَرٍّ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ عُمَرَ .
Sâlim b. Abdullah b. Ömer (r.a.)’in babasından rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününden önce Hadramut veya Hadramut tarafından bir ateş çıkacak ve insanları (mahşer yerine) sürecektir.” Sahâbîler: “Ey Allah’ın Rasûlü! (O zamana ulaşırsak) bize ne emredersin?” dediler. Rasûlullah (s.a.v.): “Şam’a gitmenizi tavsiye ederim” buyurdu. Tirmizî: Bu konuda Huzeyfe b. Esîd, Enes, Ebû Hüreyre ve Ebû Zerr’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis İbn Ömer rivâyeti olarak hasen garip sahihtir.
2218. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يَنْبَعِثَ دَجَّالُونَ كَذَّابُونَ قَرِيبٌ مِنْ ثَلاَثِينَ كُلُّهُمْ يَزْعُمُ أَنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ وَابْنِ عُمَرَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hepsi kendisinin Allah’ın Rasûlü olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı Deccâl çıkmadıkça kıyamet kopmayacaktır.”
2219. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ الرَّحَبِيِّ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَلْحَقَ قَبَائِلُ مِنْ أُمَّتِي بِالْمُشْرِكِينَ وَحَتَّى يَعْبُدُوا الأَوْثَانَ وَإِنَّهُ سَيَكُونُ فِي أُمَّتِي ثَلاَثُونَ كَذَّابُونَ كُلُّهُمْ يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ وَأَنَا خَاتَمُ النَّبِيِّينَ لاَ نَبِيَّ بَعْدِي " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Sevban’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimden bazı kabileler müşriklere katılmadıkça ve putlara tapmadıkça kıyamet kopmaz. Ümmetim içinden otuz yalancı çıkacak hepsi de kendisinin peygamber olduğunu iddia edeceklerdir. Oysa ben peygamberlerin sonuncusuyum ve benden sonra peygamber yoktur.”
2220. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَرِيكِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُصْمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فِي ثَقِيفٍ كَذَّابٌ وَمُبِيرٌ " . قَالَ أَبُو عِيسَى يُقَالُ الْكَذَّابُ الْمُخْتَارُ بْنُ أَبِي عُبَيْدٍ وَالْمُبِيرُ الْحَجَّاجُ بْنُ يُوسُفَ . حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ سُلَيْمَانُ بْنُ سَلْمٍ الْبَلْخِيُّ أَخْبَرَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ قَالَ أَحْصَوْا مَا قَتَلَ الْحَجَّاجُ صَبْرًا فَبَلَغَ مِائَةَ أَلْفٍ وَعِشْرِينَ أَلْفَ قَتِيلٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ أَبِي بَكْرٍ . حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ وَاقِدٍ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، نَحْوَهُ بِهَذَا الإِسْنَادِ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ شَرِيكٍ . وَشَرِيكٌ يَقُولُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُصْمٍ وَإِسْرَائِيلُ يَقُولُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَصْمَةَ .
Abdullah b. Ömer’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sakîf kabilesinde bir yalancı ve bir mübîr (helâk edici) vardır.”
2221. Hadis
حَدَّثَنَا وَاصِلُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْفُضَيْلِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ مُدْرِكٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِهِمْ قَوْمٌ يَتَسَمَّنُونَ وَيُحِبُّونَ السِّمَنَ يُعْطُونَ الشَّهَادَةَ قَبْلَ أَنْ يُسْأَلُوهَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَكَذَا رَوَى مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ عَلِيِّ بْنِ مُدْرِكٍ عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ وَرَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ مِنَ الْحُفَّاظِ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ وَلَمْ يَذْكُرُوا فِيهِ عَلِيَّ بْنَ مُدْرِكٍ . قَالَ وَحَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، حَدَّثَنَا هِلاَلُ بْنُ يِسَافٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ نَحْوَهُ . وَهَذَا أَصَحُّ عِنْدِي مِنْ حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ فُضَيْلٍ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
İmrân b. Husayn’dan rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “İnsanların en hayırlısı benim asrımda yaşayanlardır. Sonra onları takip edenlerdir. Sonra da onları takip edenlerdir. Sonra bunların ardından öyle bir topluluk gelir ki; semirirler ve şişmanlığı severler, kendilerinden istenmediği halde şahitlik yaparlar.”
2222. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَيْرُ أُمَّتِي الْقَرْنُ الَّذِي بُعِثْتُ فِيهِمْ ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ " . قَالَ وَلاَ أَعْلَمُ ذَكَرَ الثَّالِثَ أَمْ لاَ " ثُمَّ يَنْشَأُ أَقْوَامٌ يَشْهَدُونَ وَلاَ يُسْتَشْهَدُونَ وَيَخُونُونَ وَلاَ يُؤْتَمَنُونَ وَيَفْشُو فِيهِمُ السِّمَنُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
İmrân b. Husayn’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimin en hayırlısı, içinde gönderildiğim asırdakilerdir. Sonra onları takip edenlerdir.” (Ravi) dedi ki: Üçüncüyü zikretti mi etmedi mi bilmiyorum. (Rasûlullah devamla şöyle buyurdu): “Sonra öyle topluluklar türeyecektir ki; kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahitlik yaparlar, hainlik ederler ve kendilerine güvenilmez. Aralarında şişmanlık yaygınlaşır.”
2223. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عُبَيْدٍ الطَّنَافِسِيُّ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكُونُ مِنْ بَعْدِي اثْنَا عَشَرَ أَمِيرًا " . قَالَ ثُمَّ تَكَلَّمَ بِشَيْءٍ لَمْ أَفْهَمْهُ فَسَأَلْتُ الَّذِي يَلِينِي فَقَالَ قَالَ " كُلُّهُمْ مِنْ قُرَيْشٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي مُوسَى، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ هَذَا الْحَدِيثِ وقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ يُسْتَغْرَبُ مِنْ حَدِيثِ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي مُوسَى عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ . وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو .
Câbir b. Semure’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Benden sonra on iki emir (idareci) olacaktır.” Sonra bir söz söyledi, anlayamadım. Yanımdakine sordum. Dedi ki: (Rasûlullah): “Hepsi Kureyş’tendir” buyurdu.
2224. Hadis
حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ مِهْرَانَ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَوْسٍ، عَنْ زِيَادِ بْنِ كُسَيْبٍ الْعَدَوِيِّ، قَالَ كُنْتُ مَعَ أَبِي بَكْرَةَ تَحْتَ مِنْبَرِ ابْنِ عَامِرٍ وَهُوَ يَخْطُبُ وَعَلَيْهِ ثِيَابٌ رِقَاقٌ فَقَالَ أَبُو بِلاَلٍ انْظُرُوا إِلَى أَمِيرِنَا يَلْبَسُ ثِيَابَ الْفُسَّاقِ . فَقَالَ أَبُو بَكْرَةَ اسْكُتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَنْ أَهَانَ سُلْطَانَ اللَّهِ فِي الأَرْضِ أَهَانَهُ اللَّهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .
Ziyâd b. Küseyb el-Adevî’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: İbn Âmir ince elbiseler giymiş hutbe okurken Ebû Bekre ile birlikte minberinin altındaydım. Ebû Bilâl dedi ki: “Emirimize bakın, fâsıkların elbiselerini giyiyor.” Ebû Bekre ona: “Sus!” dedi ve ekledi: “Ben Rasûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: ‘Kim yeryüzünde Allah’ın sultanına (idarecisine) hakaret ederse (küçük düşürürse), Allah da onu küçük düşürür.’”
2225. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قِيلَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ لَوِ اسْتَخْلَفْتَ قَالَ إِنْ أَسْتَخْلِفْ فَقَدِ اسْتَخْلَفَ أَبُو بَكْرٍ وَإِنْ لَمْ أَسْتَخْلِفْ لَمْ يَسْتَخْلِفْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْحَدِيثِ قِصَّةٌ طَوِيلَةٌ . وَهَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ قَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ .
Sâlim b. Abdullah b. Ömer’in babasından rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Ömer b. el-Hattâb’a: “Yerine birini halife bıraksan olmaz mı?” denildi. O da şöyle cevap verdi: “Eğer yerime birini halife bırakırsam, Ebû Bekir de bırakmıştı. Eğer yerime birini bırakmazsam, Rasûlullah (s.a.v.) de bırakmamıştı.”
2226. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَشْرَجُ بْنُ نُبَاتَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُمْهَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي سَفِينَةُ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْخِلاَفَةُ فِي أُمَّتِي ثَلاَثُونَ سَنَةً ثُمَّ مُلْكٌ بَعْدَ ذَلِكَ " . ثُمَّ قَالَ لِي سَفِينَةُ أَمْسِكْ خِلاَفَةَ أَبِي بَكْرٍ وَخِلاَفَةَ عُمَرَ وَخِلاَفَةَ عُثْمَانَ . ثُمَّ قَالَ لِي أَمْسِكْ خِلاَفَةَ عَلِيٍّ . قَالَ فَوَجَدْنَاهَا ثَلاَثِينَ سَنَةً . قَالَ سَعِيدٌ فَقُلْتُ لَهُ إِنَّ بَنِي أُمَيَّةَ يَزْعُمُونَ أَنَّ الْخِلاَفَةَ فِيهِمْ . قَالَ كَذَبُوا بَنُو الزَّرْقَاءِ بَلْ هُمْ مُلُوكٌ مِنْ شَرِّ الْمُلُوكِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَعَلِيٍّ قَالاَ لَمْ يَعْهَدِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي الْخِلاَفَةِ شَيْئًا . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ قَدْ رَوَاهُ غَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُمْهَانَ وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ سَعِيدِ بْنِ جُمْهَانَ .
Saîd b. Cümhân’dan rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Sefîne bana anlattı; dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimde hilafet otuz senedir. Ondan sonrası saltanattır (melikliktir).” Sonra Sefîne bana şöyle dedi: “Ebû Bekir’in hilafetini, Ömer’in hilafetini ve Osman’ın hilafetini say.” Sonra bana: “Ali’nin hilafetini de say” dedi. (Ravi Saîd dedi ki): “Böylece (hepsinin toplamını) otuz sene bulduk.” Saîd dedi ki: Sefîne’ye: “Benî Ümeyye hilafetin kendilerinde olduğunu iddia ediyorlar” dedim. (Sefîne) dedi ki: “Benî Zerka (Gök gözlü kadının oğulları) yalan söylemişler. Bilakis onlar meliklerdir, hem de meliklerin en şerlilerindendir.”
2227. Hadis
حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي الْهُذَيْلِ، يَقُولُ كَانَ نَاسٌ مِنْ رَبِيعَةَ عِنْدَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِي فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ بَكْرِ بْنِ وَائِلٍ لَتَنْتَهِيَنَّ قُرَيْشٌ أَوْ لَيَجْعَلَنَّ اللَّهُ هَذَا الأَمْرَ فِي جُمْهُورٍ مِنَ الْعَرَبِ غَيْرِهِمْ . فَقَالَ عَمْرُو بْنُ الْعَاصِي كَذَبْتَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " قُرَيْشٌ وُلاَةُ النَّاسِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ وَابْنِ عُمَرَ وَجَابِرٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ .
Habîb b. Zübeyr’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Abdullah b. Ebi’l-Hüzeyl’i şöyle derken işittim: Rebîa kabilesinden bazı insanlar Amr b. el-Âs’ın yanındaydı. Bekir b. Vâil’den bir adam dedi ki: “Kureyş bu işten ya vazgeçer ya da Allah bu emri (hilafeti) Arapların cumhuruna, onlardan başkasına verir.” Bunun üzerine Amr b. el-Âs dedi ki: “Yalan söyledin. Ben Rasûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: ‘Kureyş, kıyamet gününe kadar hayırda da şer de insanların yöneticileridir.’”
2228. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ الْحَنَفِيُّ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْحَكَمِ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَذْهَبُ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ حَتَّى يَمْلِكَ رَجُلٌ مِنَ الْمَوَالِي يُقَالُ لَهُ جَهْجَاهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .
Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Mevaliden (azatlılardan), kendisine Cehcâh denilen bir adam (iş başına geçip) hükümran olmadıkça gece ve gündüz gitmez (kıyamet kopmaz).”
2229. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ الرَّحَبِيِّ، عَنْ ثَوْبَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي الأَئِمَّةَ الْمُضِلِّينَ " . قَالَ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي عَلَى الْحَقِّ ظَاهِرِينَ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ يَخْذُلُهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ يَقُولُ سَمِعْتُ عَلِيَّ بْنَ الْمَدِينِيِّ يَقُولُ وَذَكَرَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ " . فَقَالَ عَلِيٌّ هُمْ أَهْلُ الْحَدِيثِ .
Sevban’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ben ümmetim adına ancak saptırıcı imamlardan (yöneticilerden) korkarım.” (Ravi) dedi ki: Ve Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimden bir taife (grup) hak üzere galip olmaya devam edecektir. Onları yardımsız bırakanlar, Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar onlara zarar veremeyecektir.”
2230. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ أَسْبَاطِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْقُرَشِيُّ الْكُوفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ بَهْدَلَةَ، عَنْ زِرٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَذْهَبُ الدُّنْيَا حَتَّى يَمْلِكَ الْعَرَبَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يُوَاطِئُ اسْمُهُ اسْمِي " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَأَبِي سَعِيدٍ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Abdullah’tan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ehli beytimden ismi ismime uyan bir adam Araplara hükümran olmadıkça dünya gitmez (kıyamet kopmaz).”
2231. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الْجَبَّارِ الْعَطَّارُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ زِرٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَلِي رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ بَيْتِي يُوَاطِئُ اسْمُهُ اسْمِي " . قَالَ عَاصِمٌ وَأَخْبَرَنَا أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ لَوْ لَمْ يَبْقَ مِنَ الدُّنْيَا إِلاَّ يَوْمٌ لَطَوَّلَ اللَّهُ ذَلِكَ الْيَوْمَ حَتَّى يَلِيَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Abdullah’tan rivâyet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ehli beytimden ismi ismime uyan bir adam (işin başına) geçecektir.” Âsım dedi ki: Bize Ebû Sâlih, Ebû Hureyre’den haber verdi; o şöyle dedi: “Dünyadan sadece bir gün kalsa bile, o kişi başa geçinceye kadar Allah o günü mutlaka uzatır.”
2232. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ زَيْدًا الْعَمِّيَّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا الصِّدِّيقِ النَّاجِيَّ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ خَشِينَا أَنْ يَكُونَ، بَعْدَ نَبِيِّنَا حَدَثٌ فَسَأَلْنَا نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّ فِي أُمَّتِي الْمَهْدِيَّ يَخْرُجُ يَعِيشُ خَمْسًا أَوْ سَبْعًا أَوْ تِسْعًا " . زَيْدٌ الشَّاكُّ . قَالَ قُلْنَا وَمَا ذَاكَ قَالَ " سِنِينَ " . قَالَ " فَيَجِيءُ إِلَيْهِ رَجُلٌ فَيَقُولُ يَا مَهْدِيُّ أَعْطِنِي أَعْطِنِي " . قَالَ " فَيَحْثِي لَهُ فِي ثَوْبِهِ مَا اسْتَطَاعَ أَنْ يَحْمِلَهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَأَبُو الصِّدِّيقِ النَّاجِيُّ اسْمُهُ بَكْرُ بْنُ عَمْرٍو وَيُقَالُ بَكْرُ بْنُ قَيْسٍ .
Ebû Saîd el-Hudrî’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Peygamberimizden sonra bir olay (bela) olmasından korktuk ve Allah’ın Nebisi (s.a.v.)’e sorduk. Şöyle buyurdu: “Ümmetimde Mehdî vardır; çıkar ve beş veya yedi veya dokuz yaşar.” (Bu sayıdaki şüphe) Zeyd’dendir. (Ebû Saîd) dedi ki: “O nedir?” dedik. (Rasûlullah): “Senedir” buyurdu. (Devamla) dedi ki: “Bir adam ona gelir ve: ‘Ey Mehdî! Bana ver, bana ver!’ der.” (Rasûlullah) buyurdu ki: “(Mehdî de) onun eteğine taşıyabileceği kadar doldurur.”
2233. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَيُوشِكَنَّ أَنْ يَنْزِلَ فِيكُمُ ابْنُ مَرْيَمَ حَكَمًا مُقْسِطًا فَيَكْسِرَ الصَّلِيبَ وَيَقْتُلَ الْخِنْزِيرَ وَيَضَعَ الْجِزْيَةَ وَيَفِيضَ الْمَالُ حَتَّى لاَ يَقْبَلَهُ أَحَدٌ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki; Meryem oğlu İsa’nın içinize adil bir hakem olarak inmesi pek yakındır. O, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve mal o kadar çoğalacak ki hiç kimse onu kabul etmeyecektir.”
2234. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُمَحِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سُرَاقَةَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ بْنِ الْجَرَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّهُ لَمْ يَكُنْ نَبِيٌّ بَعْدَ نُوحٍ إِلاَّ قَدْ أَنْذَرَ الدَّجَّالَ قَوْمَهُ وَإِنِّي أُنْذِرُكُمُوهُ " . فَوَصَفَهُ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لَعَلَّهُ سَيُدْرِكُهُ بَعْضُ مَنْ رَآنِي أَوْ سَمِعَ كَلاَمِي " . قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَكَيْفَ قُلُوبُنَا يَوْمَئِذٍ قَالَ " مِثْلُهَا يَعْنِي الْيَوْمَ أَوْ خَيْرٌ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ جُزَىٍّ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ أَبِي عُبَيْدَةَ بْنِ الْجَرَّاحِ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ وَقَدْ رَوَاهُ شُعْبَةُ أَيْضًا عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ . وَأَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ اسْمُهُ عَامِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْجَرَّاحِ .
Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh’tan rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “Nuh’tan sonra hiçbir peygamber yoktur ki kavmini Deccâl’e karşı uyarmış olmasın. Ben de sizi ona karşı uyarıyorum.” Sonra Rasûlullah (s.a.v.) bize onu tavsif etti ve şöyle buyurdu: “Belki de beni görenlerden veya sözümü işitenlerden bazıları ona yetişecektir.” (Sahabeler): “Ey Allah’ın Rasûlü! O gün kalplerimiz nasıl olacak?” dediler. (Rasûlullah): “Bugünkü gibi veya daha hayırlı” buyurdu.
2235. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي النَّاسِ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ ذَكَرَ الدَّجَّالَ فَقَالَ " إِنِّي لأُنْذِرُكُمُوهُ وَمَا مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ وَقَدْ أَنْذَرَ قَوْمَهُ وَلَقَدْ أَنْذَرَهُ نُوحٌ قَوْمَهُ وَلَكِنِّي سَأَقُولُ لَكُمْ فِيهِ قَوْلاً لَمْ يَقُلْهُ نَبِيٌّ لِقَوْمِهِ تَعْلَمُونَ أَنَّهُ أَعْوَرُ وَإِنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِأَعْوَرَ " . قَالَ الزُّهْرِيُّ وَأَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ ثَابِتٍ الأَنْصَارِيُّ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ بَعْضُ، أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَئِذٍ لِلنَّاسِ وَهُوَ يُحَذِّرُهُمْ فِتْنَتَهُ " تَعْلَمُونَ أَنَّهُ لَنْ يَرَى أَحَدٌ مِنْكُمْ رَبَّهُ حَتَّى يَمُوتَ وَإِنَّهُ مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ ك ف ر يَقْرَأُهُ مَنْ كَرِهَ عَمَلَهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ .
İbn Ömer’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) insanların arasında ayağa kalktı, Allah’a layık olduğu veçhile hamd-u senada bulundu. Sonra Deccâl’i zikrederek şöyle buyurdu: “Şüphesiz ben sizi ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki kavmini ona karşı uyarmış olmasın. Nuh da kavmini ona karşı uyarmıştır. Fakat ben size, onun hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim: Biliniz ki o tek gözlüdür; Allah ise tek gözlü değildir.” Zührî dedi ki: Bana Ömer b. Sâbit el-Ensarî haber verdi; ona da Nebi (s.a.v.)’in ashabından bazıları haber vermiş ki, Nebi (s.a.v.) o gün insanları onun fitnesine karşı uyarırken şöyle buyurmuştur: “Biliniz ki, sizden hiç kimse ölünceye kadar Rabbini asla göremeyecektir. Onun iki gözü arasında ‘K-F-R’ (Kâfir) yazılıdır. Yaptığı işi kerih gören herkes o yazıyı okur.”
2236. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تُقَاتِلُكُمُ الْيَهُودُ فَتُسَلَّطُونَ عَلَيْهِمْ حَتَّى يَقُولَ الْحَجَرُ يَا مُسْلِمُ هَذَا يَهُودِيٌّ وَرَائِي فَاقْتُلْهُ " . قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
İbn Ömer’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yahudiler sizinle savaşacak ve (Allah) sizi onlara galip kılacaktır. Hatta taş: ‘Ey Müslüman! İşte bu arkamdaki bir Yahudidir, onu öldür!’ diyecektir.”
2237. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ سُبَيْعٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ حُرَيْثٍ، عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، قَالَ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الدَّجَّالُ يَخْرُجُ مِنْ أَرْضٍ بِالْمَشْرِقِ يُقَالُ لَهَا خُرَاسَانُ يَتْبَعُهُ أَقْوَامٌ كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الْمَجَانُّ الْمُطْرَقَةُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَعَائِشَةَ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ . وَقَدْ رَوَاهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ شَوْذَبٍ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ وَلاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ أَبِي التَّيَّاحِ .
Ebû Bekir es-Sıddîk’tan rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) bize anlattı ve şöyle buyurdu: “Deccâl doğuda Horasan denilen bir yerden çıkacaktır. Yüzleri sanki örs üzerinde dövülmüş kalkanlar gibi olan kavimler ona tâbi olacaktır.”
2238. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَخْبَرَنَا الْحَكَمُ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ سُفْيَانَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ قُطَيْبٍ السَّكُونِيِّ، عَنْ أَبِي بَحْرِيَّةَ، صَاحِبِ مُعَاذٍ عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الْمَلْحَمَةُ الْعُظْمَى وَفَتْحُ الْقُسْطَنْطِينِيَّةِ وَخُرُوجُ الدَّجَّالِ فِي سَبْعَةِ أَشْهُرٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ الصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ .
Muâz b. Cebel’den rivâyet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Büyük Savaş (Melhame-i Kübrâ), İstanbul’un (Kostantiniyye’nin) fethi ve Deccâl’in çıkması yedi ay içinde olur.”
2239. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ فَتْحُ الْقُسْطُنْطِينِيَّةِ مَعَ قِيَامِ السَّاعَةِ . قَالَ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ . وَالْقُسْطَنْطِينِيَّةُ هِيَ مَدِينَةُ الرُّومِ تُفْتَحُ عِنْدَ خُرُوجِ الدَّجَّالِ وَالْقُسْطَنْطِينِيَّةُ قَدْ فُتِحَتْ فِي زَمَانِ بَعْضِ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Enes b. Mâlik’ten rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: “İstanbul’un (Kostantiniyye’nin) fethi Kıyamet saatiyle beraberdir.” (Ebû İsa) dedi ki: Bu hadis gariptir. Kostantiniyye, Rumların şehridir ve Deccâl çıktığı zaman fethedilecektir. Kostantiniyye, Nebi (s.a.v.)’in ashabından bazılarının zamanında da fethedilmişti.
2240. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، دَخَلَ حَدِيثُ أَحَدِهِمَا فِي حَدِيثِ الآخَرِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ عَنْ يَحْيَى بْنِ جَابِرٍ الطَّائِيِّ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرٍ عَنْ أَبِيهِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ عَنِ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ الْكِلاَبِيِّ قَالَ ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الدَّجَّالَ ذَاتَ غَدَاةٍ فَخَفَّضَ فِيهِ وَرَفَّعَ حَتَّى ظَنَنَّاهُ فِي طَائِفَةِ النَّخْلِ . قَالَ فَانْصَرَفْنَا مِنْ عِنْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ رَجَعْنَا إِلَيْهِ فَعَرَفَ ذَلِكَ فِينَا فَقَالَ " مَا شَأْنُكُمْ " . قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَكَرْتَ الدَّجَّالَ الْغَدَاةَ فَخَفَّضْتَ فِيهِ وَرَفَّعْتَ حَتَّى ظَنَنَّاهُ فِي طَائِفَةِ النَّخْلِ . قَالَ " غَيْرُ الدَّجَّالِ أَخْوَفُ لِي عَلَيْكُمْ إِنْ يَخْرُجْ وَأَنَا فِيكُمْ فَأَنَا حَجِيجُهُ دُونَكُمْ وَإِنْ يَخْرُجْ وَلَسْتُ فِيكُمْ فَامْرُؤٌ حَجِيجُ نَفْسِهِ وَاللَّهُ خَلِيفَتِي عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ إِنَّهُ شَابٌّ قَطَطٌ عَيْنُهُ قَائِمَةٌ شَبِيهٌ بِعَبْدِ الْعُزَّى بْنِ قَطَنٍ فَمَنْ رَآهُ مِنْكُمْ فَلْيَقْرَأْ فَوَاتِحَ سُورَةِ أَصْحَابِ الْكَهْفِ قَالَ يَخْرُجُ مَا بَيْنَ الشَّامِ وَالْعِرَاقِ فَعَاثَ يَمِينًا وَشِمَالاً يَا عِبَادَ اللَّهِ اثْبُتُوا " . قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا لُبْثُهُ فِي الأَرْضِ قَالَ " أَرْبَعِينَ يَوْمًا يَوْمٌ كَسَنَةٍ وَيَوْمٌ كَشَهْرٍ وَيَوْمٌ كَجُمُعَةٍ وَسَائِرُ أَيَّامِهُ كَأَيَّامِكُمْ " . قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ الْيَوْمَ الَّذِي كَالسَّنَةِ أَتَكْفِينَا فِيهِ صَلاَةُ يَوْمٍ قَالَ " لاَ وَلَكِنِ اقْدُرُوا لَهُ " . قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ فَمَا سُرْعَتُهُ فِي الأَرْضِ قَالَ " كَالْغَيْثِ اسْتَدْبَرَتْهُ الرِّيحُ فَيَأْتِي الْقَوْمَ فَيَدْعُوهُمْ فَيُكَذِّبُونَهُ وَيَرُدُّونَ عَلَيْهِ قَوْلَهُ فَيَنْصَرِفُ عَنْهُمْ فَتَتْبَعُهُ أَمْوَالُهُمْ فَيُصْبِحُونَ لَيْسَ بِأَيْدِيهِمْ شَيْءٌ ثُمَّ يَأْتِي الْقَوْمَ فَيَدْعُوهُمْ فَيَسْتَجِيبُونَ لَهُ وَيُصَدِّقُونَهُ فَيَأْمُرُ السَّمَاءَ أَنْ تُمْطِرَ فَتُمْطِرَ وَيَأْمُرُ الأَرْضَ أَنْ تُنْبِتَ فَتُنْبِتَ فَتَرُوحُ عَلَيْهِمْ سَارِحَتُهُمْ كَأَطْوَلِ مَا كَانَتْ ذُرًى وَأَمَدِّهِ خَوَاصِرَ وَأَدَرِّهِ ضُرُوعًا قَالَ ثُمَّ يَأْتِي الْخَرِبَةَ فَيَقُولُ لَهَا أَخْرِجِي كُنُوزَكِ فَيَنْصَرِفُ مِنْهَا فَتَتْبَعُهُ كَيَعَاسِيبِ النَّحْلِ ثُمَّ يَدْعُو رَجُلاً شَابًّا مُمْتَلِئًا شَبَابًا فَيَضْرِبُهُ بِالسَّيْفِ فَيَقْطَعُهُ جِزْلَتَيْنِ ثُمَّ يَدْعُوهُ فَيُقْبِلُ يَتَهَلَّلُ وَجْهُهُ يَضْحَكُ فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ هَبَطَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ بِشَرْقِيِّ دِمَشْقَ عِنْدَ الْمَنَارَةِ الْبَيْضَاءِ بَيْنَ مَهْرُودَتَيْنِ وَاضِعًا يَدَيْهِ عَلَى أَجْنِحَةِ مَلَكَيْنِ إِذَا طَأْطَأَ رَأْسَهُ قَطَرَ وَإِذَا رَفَعَهُ تَحَدَّرَ مِنْهُ جُمَانٌ كَاللُّؤْلُؤِ قَالَ وَلاَ يَجِدُ رِيحَ نَفَسِهِ يَعْنِي أَحَدٌ إِلاَّ مَاتَ وَرِيحُ نَفَسِهِ مُنْتَهَى بَصَرِهِ قَالَ فَيَطْلُبُهُ حَتَّى يُدْرِكَهُ بِبَابِ لُدٍّ فَيَقْتُلَهُ قَالَ فَيَلْبَثُ كَذَلِكَ مَا شَاءَ اللَّهُ . قَالَ ثُمَّ يُوحِي اللَّهُ إِلَيْهِ أَنْ حَرِّزْ عِبَادِي إِلَى الطُّورِ فَإِنِّي قَدْ أَنْزَلْتُ عِبَادًا لِي لاَ يَدَانِ لأَحَدٍ بِقِتَالِهِمْ . قَالَ وَيَبْعَثُ اللَّهُ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ وَهُمْ كَمَا قَالَ اللَّهُ: ( مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ ) . قَالَ فَيَمُرُّ أَوَّلُهُمْ بِبُحَيْرَةِ الطَّبَرِيَّةِ فَيَشْرَبُ مَا فِيهَا ثُمَّ يَمُرُّ بِهَا آخِرُهُمْ فَيَقُولُ لَقَدْ كَانَ بِهَذِهِ مَرَّةً مَاءٌ ثُمَّ يَسِيرُونَ حَتَّى يَنْتَهُوا إِلَى جَبَلِ بَيْتِ الْمَقْدِسِ فَيَقُولُونَ لَقَدْ قَتَلْنَا مَنْ فِي الأَرْضِ هَلُمَّ فَلْنَقْتُلْ مَنْ فِي السَّمَاءِ . فَيَرْمُونَ بِنُشَّابِهِمْ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرُدُّ اللَّهُ عَلَيْهِمْ نُشَّابَهُمْ مُحْمَرًّا دَمًا وَيُحَاصَرُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَأَصْحَابُهُ حَتَّى يَكُونَ رَأْسُ الثَّوْرِ يَوْمَئِذٍ خَيْرًا لأَحَدِهِمْ مِنْ مِائَةِ دِينَارٍ لأَحَدِكُمُ الْيَوْمَ . قَالَ فَيَرْغَبُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ إِلَى اللَّهِ وَأَصْحَابُهُ قَالَ فَيُرْسِلُ اللَّهُ إِلَيْهِمُ النَّغَفَ فِي رِقَابِهِمْ فَيُصْبِحُونَ فَرْسَى مَوْتَى كَمَوْتِ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ قَالَ وَيَهْبِطُ عِيسَى وَأَصْحَابُهُ فَلاَ يَجِدُ مَوْضِعَ شِبْرٍ إِلاَّ وَقَدْ مَلأَتْهُ زَهَمَتُهُمْ وَنَتَنُهُمْ وَدِمَاؤُهُمْ قَالَ فَيَرْغَبُ عِيسَى إِلَى اللَّهِ وَأَصْحَابُهُ قَالَ فَيُرْسِلُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ طَيْرًا كَأَعْنَاقِ الْبُخْتِ قَالَ فَتَحْمِلُهُمْ فَتَطْرَحُهُمْ بِالْمَهْبِلِ وَيَسْتَوْقِدُ الْمُسْلِمُونَ مِنْ قِسِيِّهِمْ وَنُشَّابِهِمْ وَجِعَابِهِمْ سَبْعَ سِنِينَ قَالَ وَيُرْسِلُ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مَطَرًا لاَ يَكُنُّ مِنْهُ بَيْتُ وَبَرٍ وَلاَ مَدَرٍ قَالَ فَيَغْسِلُ الأَرْضَ فَيَتْرُكُهَا كَالزَّلَفَةِ قَالَ ثُمَّ يُقَالُ لِلأَرْضِ أَخْرِجِي ثَمَرَتَكِ وَرُدِّي بَرَكَتَكِ . فَيَوْمَئِذٍ تَأْكُلُ الْعِصَابَةُ مِنَ الرُّمَّانَةِ وَيَسْتَظِلُّونَ بِقِحْفِهَا وَيُبَارَكُ فِي الرِّسْلِ حَتَّى إِنَّ الْفِئَامَ مِنَ النَّاسِ لَيَكْتَفُونَ بِاللَّقْحَةِ مِنَ الإِبِلِ وَإِنَّ الْقَبِيلَةَ لَيَكْتَفُونَ بِاللَّقْحَةِ مِنَ الْبَقَرِ وَإِنَّ الْفَخِذَ لَيَكْتَفُونَ بِاللَّقْحَةِ مِنَ الْغَنَمِ فَبَيْنَمَا هُمْ كَذَلِكَ إِذْ بَعَثَ اللَّهُ رِيحًا فَقَبَضَتْ رُوحَ كُلِّ مُؤْمِنٍ وَيَبْقَى سَائِرُ النَّاسِ يَتَهَارَجُونَ كَمَا تَتَهَارَجُ الْحُمُرُ فَعَلَيْهِمْ تَقُومُ السَّاعَةُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ .
Nevvâs b. Sem’ân el-Kilâbî’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) bir sabah Deccâl’den bahsetti. (Onun fitnesini) o kadar alçalttı ve o kadar yükseltti ki, biz onu (Medine’nin yanındaki) hurmalıkta zannettik. Rasûlullah (s.a.v.)’in yanından ayrılıp sonra tekrar döndüğümüzde bizdeki bu korkuyu anladı ve: “Haliniz nedir?” buyurdu. Biz de: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sabahleyin Deccâl’den bahsettin; onu o kadar alçalttın ve o kadar yükselttin ki, biz onu hurmalıkta zannettik” dedik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Sizin adınıza Deccâl’den başka şeylerden daha çok korkuyorum. Eğer ben aranızdayken çıkarsa, ona karşı sizin savunucunuz benim. Şayet ben aranızda değilken çıkarsa, artık herkes kendi nefsinin savunucusudur. Allah da her Müslüman üzerinde benim halifemdir (koruyucudur). O (Deccâl), kıvırcık saçlı, gözü patlamış bir gençtir. Ben onu sanki Abduluzzâ b. Katan’a benzetiyorum. Sizden kim ona yetişirse Kehf suresinin başlarını okusun. O, Şam ile Irak arasındaki bir yerden çıkar. Sağa ve sola bozgunculuk yayar. Ey Allah’ın kulları! Sebat edin!” (Sahabeler) dediler ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Onun yeryüzünde kalma süresi ne kadardır?” Buyurdu ki: “Kırk gündür. Bir günü bir sene gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir cuma (hafta) gibidir. Diğer günleri ise sizin (normal) günleriniz gibidir.” Dedik ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bir sene gibi olan o günde, bize bir günün namazı yeter mi?” Buyurdu ki: “Hayır, siz onun için (vakitleri) takdir ediniz (hesaplayınız).” Dedik ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Yeryüzündeki sürati nasıldır?” Buyurdu ki: “Rüzgarın sürüklediği yağmur bulutu gibidir. Bir kavme gelir, onları davet eder; onlar onu yalanlar ve sözünü reddederler. O da onlardan ayrılır. (Arkalarından) malları da onu takip eder ve ellerinde hiçbir şey kalmaz. Sonra bir kavme gelir, onları davet eder. Onlar ona icabet eder ve onu tasdik ederler. O da gökyüzüne emreder, yağmur yağar; yere emreder, bitki bitirir. Akşamleyin hayvanları, hörgüçleri en yüksek, böğürleri en geniş ve memeleri süte en dolgun halde onlara dönerler. Sonra bir harabe yerine gelir ve ona: ‘Hazinelerini çıkar!’ der. Oradan ayrılırken (oranın) hazineleri, erkek arıların (kraliçeyi) takip etmesi gibi onu takip eder. Sonra gençlik dolu bir genci çağırır, kılıçla vurup onu iki parçaya böler. Sonra onu çağırır; (genç) yüzü parlayarak ve gülerek ona gelir. O (Deccâl) bu hal üzerindeyken, ansızın Allah, Meryem oğlu İsa (a.s.)’ı gönderir. Dımaşk’ın (Şam’ın) doğusundaki Beyaz Minare’ye, iki sarı elbise içinde, ellerini iki meleğin kanatları üzerine koymuş olarak iner. Başını eğdiğinde (su) damlar, kaldırdığında ise ondan inci taneleri gibi gümüş (suyu) taneleri dökülür. Onun nefesinin kokusunu duyan hiçbir kâfir yaşayamaz (ölür). Nefesi ise gözünün görebildiği yere kadar ulaşır. (İsa), Deccâl’i arar ve nihayet Lüdd kapısında ona yetişip onu öldürür. Sonra Allah’ın kendilerini (Deccâl’den) koruduğu bir topluluk İsa b. Meryem’in yanına gelir. (İsa) onların yüzlerini mesheder ve cennetteki derecelerini onlara söyler. Bu esnada Allah, İsa’ya vahyeder: ‘Ben öyle kullarımı çıkardım ki, hiç kimsenin onlarla savaşmaya gücü yetmez. Kullarımı Tûr (dağın)’a götürüp koruma altına al!’ Ve Allah, Ye’cûc ve Me’cûc’u gönderir. Onlar (ayet-i kerimede belirtildiği gibi): ‘Her tepeden akın ederler.’ İlkleri Taberiye gölüne uğrar ve içindekini içer. Sonkileri oraya uğradığında: ‘Burada bir zamanlar su varmış’ derler. Sonra yürürler ve Beyt-i Makdis dâğına gelirler. Derler ki: ‘Yeryüzündekileri öldürdük, haydi göktekileri öldürelim.’ Oklarını gökyüzüne atarlar. Allah da oklarını onlara kana bulanmış olarak geri çevirir. İsa b. Meryem ve ashabı (Tûr dağında) mahsur kalır. Öyle ki o gün bir öküz başı, bugün sizden birinin yüz dinarından daha hayırlı olur. İsa b. Meryem ve ashabı Allah’a yalvarırlar. Allah da (Ye’cûc ve Me’cûc’un) enselerine ‘nagaf’ (kurtçuk) musallat eder. Hepsi tek bir kişinin ölümü gibi ölürler. Sonra İsa ve ashabı iner. Yeryüzünde onların leşlerinin kokusunun kaplamadığı bir karış yer bulamazlar. İsa ve ashabı Allah’a yalvarırlar. Allah da boyunları Baht develeri gibi olan kuşlar gönderir. (Kuşlar) onları yüklenip ‘Mehbil’ denilen yere atarlar. Müslümanlar onların yaylarını, oklarını ve ok çantalarını yedi sene yakacak olarak kullanırlar. Sonra Allah (öyle) bir yağmur gönderir ki, ondan ne kerpiç ev ne de çadır saklanabilir. (Bu yağmur) yeryüzünü yıkar ve ayna gibi tertemiz bırakır. Sonra yeryüzüne: ‘Meyveni bitir ve bereketini geri getir!’ denilir. O gün bir grup insan tek bir nardan yer ve kabuğuyla gölgelenirler. Süte bereket verilir; öyle ki sağmal bir deve kalabalık bir cemaate yeter, sağmal bir sığır bir kabileye yeter, sağmal bir koyun bir oymağa yeter. Onlar bu hal üzerindeyken Allah (hoş) bir rüzgar gönderir. Bu rüzgar her müminin ruhunu kabzeder. Geriye insanların şerlileri kalır; eşeklerin ilişkiye girdiği gibi (birbirleriyle) ilişkiye girerler. İşte Kıyamet onların üzerine kopar.”
2241. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الصَّنْعَانِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سُئِلَ عَنِ الدَّجَّالِ فَقَالَ " أَلاَ إِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ أَلاَ وَإِنَّهُ أَعْوَرُ عَيْنُهُ الْيُمْنَى كَأَنَّهَا عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ سَعْدٍ وَحُذَيْفَةَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَسْمَاءَ وَجَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ وَأَبِي بَكْرَةَ وَعَائِشَةَ وَأَنَسٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَالْفَلَتَانِ بْنِ عَاصِمٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ .
İbn Ömer’den rivâyet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.)’e Deccâl soruldu. Şöyle buyurdu: “Dikkat edin, Rabbiniz kör değildir. Dikkat edin, o (Deccâl) sağ gözü kör olan biridir. Gözü sanki (salkımdan) dışarı fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”
2242. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْخُزَاعِيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَأْتِي الدَّجَّالُ الْمَدِينَةَ فَيَجِدُ الْمَلاَئِكَةَ يَحْرُسُونَهَا فَلاَ يَدْخُلُهَا الطَّاعُونُ وَلاَ الدَّجَّالُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَفَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ وَأُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ وَسَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ وَمِحْجَنٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ .
Enes’ten rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Deccâl, Medine’ye gelir ancak melekleri onu korurken bulur. İnşallah oraya ne taun (veba) ne de Deccâl girebilecektir.”
2243. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الإِيمَانُ يَمَانٍ وَالْكُفْرُ مِنْ قِبَلِ الْمَشْرِقِ وَالسَّكِينَةُ لأَهْلِ الْغَنَمِ وَالْفَخْرُ وَالرِّيَاءُ فِي الْفَدَّادِينَ أَهْلِ الْخَيْلِ وَأَهْلِ الْوَبَرِ يَأْتِي الْمَسِيحُ إِذَا جَاءَ دُبُرَ أُحُدٍ صَرَفَتِ الْمَلاَئِكَةُ وَجْهَهُ قِبَلَ الشَّامِ وَهُنَالِكَ يَهْلِكُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İman Yemenlidir. Küfür doğu tarafındadır. Sekinet (huzur) koyun sahiplerindedir. Övünme ve riya ise faddâdîn denilen at ve deve sahiplerindedir. Mesih (Deccâl) gelir, Uhud’un arka tarafına vardığında melekler onun yüzünü Şam tarafına çevirirler ve o orada helak olur.”
2244. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ ثَعْلَبَةَ الأَنْصَارِيَّ، يُحَدِّثُ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ الأَنْصَارِيِّ، مِنْ بَنِي عَمْرِو بْنِ عَوْفٍ يَقُولُ سَمِعْتُ عَمِّي، مُجَمِّعَ بْنَ جَارِيَةَ الأَنْصَارِيَّ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَقْتُلُ ابْنُ مَرْيَمَ الدَّجَّالَ بِبَابِ لُدٍّ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ وَنَافِعِ بْنِ عُتْبَةَ وَأَبِي بَرْزَةَ وَحُذَيْفَةَ بْنِ أَسِيدٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَكَيْسَانَ وَعُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِي وَجَابِرٍ وَأَبِي أُمَامَةَ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَسَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ وَالنَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ وَعَمْرِو بْنِ عَوْفٍ وَحُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Mücemmi’ b. Câriye el-Ensarî’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “Meryem oğlu İsa, Deccâl’i Lüdd kapısında öldürecektir.”
2245. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ وَقَدْ أَنْذَرَ أُمَّتَهُ الأَعْوَرَ الْكَذَّابَ أَلاَ إِنَّهُ أَعْوَرُ وَإِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ ك ف ر " . هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Enes’ten rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hiçbir peygamber yoktur ki ümmetini o yalancı kör Deccâl’e karşı uyarmış olmasın. Dikkat edin, o tek gözlüdür; Rabbiniz ise tek gözlü değildir. Onun iki gözü arasında ‘K-F-R’ (Kâfir) yazılıdır.”
2246. Hadis
حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ صَحِبَنِي ابْنُ صَائِدٍ إِمَّا حُجَّاجًا وَإِمَّا مُعْتَمِرِينَ فَانْطَلَقَ النَّاسُ وَتُرِكْتُ أَنَا وَهُوَ فَلَمَّا خَلَصْتُ بِهِ اقْشَعْرَرْتُ مِنْهُ وَاسْتَوْحَشْتُ مِنْهُ مِمَّا يَقُولُ النَّاسُ فِيهِ فَلَمَّا نَزَلْتُ قُلْتُ لَهُ ضَعْ مَتَاعَكَ حَيْثُ تِلْكَ الشَّجَرَةِ . قَالَ فَأَبْصَرَ غَنَمًا فَأَخَذَ الْقَدَحَ فَانْطَلَقَ فَاسْتَحْلَبَ ثُمَّ أَتَانِي بِلَبَنٍ فَقَالَ لِي يَا أَبَا سَعِيدٍ اشْرَبْ . فَكَرِهْتُ أَنْ أَشْرَبَ مِنْ يَدِهِ شَيْئًا لِمَا يَقُولُ النَّاسُ فِيهِ فَقُلْتُ لَهُ هَذَا الْيَوْمُ يَوْمٌ صَائِفٌ وَإِنِّي أَكْرَهُ فِيهِ اللَّبَنَ . قَالَ لِي يَا أَبَا سَعِيدٍ هَمَمْتُ أَنْ آخُذَ حَبْلاً فَأُوثِقَهُ إِلَى شَجَرَةٍ ثُمَّ أَخْتَنِقُ لِمَا يَقُولُ النَّاسُ لِي وَفِيَّ أَرَأَيْتَ مَنْ خَفِيَ عَلَيْهِ حَدِيثِي فَلَنْ يَخْفَى عَلَيْكُمْ أَلَسْتُمْ أَعْلَمَ النَّاسِ بِحَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ أَلَمْ يَقُلْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّهُ كَافِرٌ وَأَنَا مُسْلِمٌ أَلَمْ يَقُلْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّهُ عَقِيمٌ لاَ يُولَدُ لَهُ وَقَدْ خَلَّفْتُ وَلَدِي بِالْمَدِينَةِ أَلَمْ يَقُلْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لاَ يَدْخُلُ أَوْ لاَ تَحِلُّ لَهُ مَكَّةُ وَالْمَدِينَةُ أَلَسْتُ مِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ وَهُوَ ذَا أَنْطَلِقُ مَعَكَ إِلَى مَكَّةَ . فَوَاللَّهِ مَا زَالَ يَجِيءُ بِهَذَا حَتَّى قُلْتُ فَلَعَلَّهُ مَكْذُوبٌ عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ يَا أَبَا سَعِيدٍ وَاللَّهِ لأُخْبِرَنَّكَ خَبَرًا حَقًّا وَاللَّهِ إِنِّي لأَعْرِفُهُ وَأَعْرِفُ وَالِدَهُ وَأَعْرِفُ أَيْنَ هُوَ السَّاعَةَ مِنَ الأَرْضِ . فَقُلْتُ تَبًّا لَكَ سَائِرَ الْيَوْمِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ
Ebû Saîd’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: İbn Sâid (İbn Sayyâd), hac veya umre yolculuğunda bana arkadaş oldu. İnsanlar gitti, ben ve o baş başa kaldık. Onunla yalnız kalınca, insanlar onun hakkında konuştukları için ondan ürperdim ve korktum. Bir yerde konaklayınca ona: “Eşyanı şu ağacın altına koy” dedim. (Orada) bir koyun sürüsü gördü, kabı aldı ve gitti, sağdı. Sonra bana süt getirdi ve: “Ey Ebû Saîd, iç!” dedi. İnsanların onun hakkında söylediklerinden dolayı elinden bir şey içmeyi kerih gördüm ve ona: “Bugün çok sıcak bir gün, ben de böyle günde sütü pek sevmem” dedim. Bunun üzerine bana şöyle dedi: “Ey Ebû Saîd! İnsanların benim hakkımda söyledikleri yüzünden ipi alıp ağaca bağlamayı ve kendimi boğmayı istedim. Söyle bana; (onun hadisi) başkasına gizli kalsa bile size gizli kalmaz. Siz Allah Rasûlü (s.a.v.)’in hadisini insanların en iyi bilenleri değil misiniz ey Ensar topluluğu? Rasûlullah (s.a.v.): ‘O (Deccâl) kâfirdir’ demedi mi? Oysa ben Müslümanım. Rasûlullah (s.a.v.): ‘O kısırdır, çocuğu olmaz’ demedi mi? Oysa ben çocuğumu Medine’de bıraktım. Rasûlullah (s.a.v.): ‘O, Mekke’ye ve Medine’ye giremez’ demedi mi? Oysa ben Medine halkındanım ve işte seninle beraber Mekke’ye gidiyorum.” Vallahi (bana) bunları o kadar anlattı ki, kendi kendime: “Belki de ona iftira atılıyor” dedim. Sonra dedi ki: “Ey Ebû Saîd! Vallahi sana bir gerçeği haber vereyim: Vallahi ben onu tanıyorum, babasını tanıyorum ve şu an yeryüzünde nerede olduğunu da biliyorum.” Bunun üzerine ben de: “Günün geri kalanında kahrol!” dedim.
2247. Hadis
حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ لَقِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ابْنَ صَائِدٍ فِي بَعْضِ طُرُقِ الْمَدِينَةِ فَاحْتَبَسَهُ وَهُوَ غُلاَمٌ يَهُودِيٌّ وَلَهُ ذُؤَابَةٌ وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ " . فَقَالَ أَتَشْهَدُ أَنْتَ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " آمَنْتُ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ " . قَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَا تَرَى " . قَالَ أَرَى عَرْشًا فَوْقَ الْمَاءِ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " تَرَى عَرْشَ إِبْلِيسَ فَوْقَ الْبَحْرِ . قَالَ " فَمَا تَرَى " . قَالَ أَرَى صَادِقًا وَكَاذِبَيْنِ أَوْ صَادِقَيْنِ وَكَاذِبًا . قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لُبِّسَ عَلَيْهِ " . فَدَعَاهُ قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ وَابْنِ عُمَرَ وَأَبِي ذَرٍّ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَجَابِرٍ وَحَفْصَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ .
Ebû Saîd’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) Medine yollarının birinde İbn Sâid’e rastladı ve onu durdurdu. O sırada o, saçı örgülü bir Yahudi çocuğuydu. (Rasûlullah’ın) yanında Ebû Bekir ve Ömer de vardı. Rasûlullah (s.a.v.) ona: “Benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şehadet eder misin?” dedi. O da: “Sen benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şehadet eder misin?” dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.): “Ben Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe iman ettim” buyurdu. Sonra Nebi (s.a.v.) ona: “Ne görüyorsun?” dedi. O: “Su üzerinde bir arş görüyorum” dedi. Nebi (s.a.v.): “Sen deniz üzerindeki İblis’in tahtını görüyorsun” buyurdu. Sonra: “(Başka) ne görüyorsun?” dedi. O: “Bir doğru sözlü ve iki yalancı (veya iki doğru sözlü ve bir yalancı) görüyorum” dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.): “Onun işi (kafası) karıştırılmış” buyurdu ve onu bıraktı.
2248. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُمَحِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَمْكُثُ أَبُو الدَّجَّالِ وَأُمُّهُ ثَلاَثِينَ عَامًا لاَ يُولَدُ لَهُمَا وَلَدٌ ثُمَّ يُولَدُ لَهُمَا غُلاَمٌ أَعْوَرُ أَضَرُّ شَيْءٍ وَأَقَلُّهُ مَنْفَعَةً تَنَامُ عَيْنَاهُ وَلاَ يَنَامُ قَلْبُهُ " . ثُمَّ نَعَتَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَبَوَيْهِ فَقَالَ " أَبُوهُ طِوَالٌ ضَرْبُ اللَّحْمِ كَأَنَّ أَنْفَهُ مِنْقَارٌ وَأُمُّهُ امْرَأَةٌ فَرْضَاخِيَّةٌ طَوِيلَةُ الْيَدَيْنِ " . فَقَالَ أَبُو بَكْرَةَ فَسَمِعْنَا بِمَوْلُودٍ فِي الْيَهُودِ بِالْمَدِينَةِ فَذَهَبْتُ أَنَا وَالزُّبَيْرُ بْنُ الْعَوَّامِ حَتَّى دَخَلْنَا عَلَى أَبَوَيْهِ فَإِذَا نَعْتُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِيهِمَا فَقُلْنَا هَلْ لَكُمَا وَلَدٌ فَقَالاَ مَكَثْنَا ثَلاَثِينَ عَامًا لاَ يُولَدُ لَنَا وَلَدٌ ثُمَّ وُلِدَ لَنَا غُلاَمٌ أَعْوَرُ أَضَرُّ شَيْءٍ وَأَقَلُّهُ مَنْفَعَةً تَنَامُ عَيْنَاهُ وَلاَ يَنَامُ قَلْبُهُ . قَالَ فَخَرَجْنَا مِنْ عِنْدِهِمَا فَإِذَا هُوَ مُنْجَدِلٌ فِي الشَّمْسِ فِي قَطِيفَةٍ لَهُ وَلَهُ هَمْهَمَةٌ فَكَشَفَ عَنْ رَأْسِهِ فَقَالَ مَا قُلْتُمَا قُلْنَا وَهَلْ سَمِعْتَ مَا قُلْنَا قَالَ نَعَمْ تَنَامُ عَيْنَاىَ وَلاَ يَنَامُ قَلْبِي . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ .
Ebû Bekre’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Deccâl’in babası ve annesi otuz sene kalırlar da çocukları olmaz. Sonra onların tek gözlü bir oğulları doğar. O, en zararlı ve en az faydalı şeydir. Gözleri uyur fakat kalbi uyumaz.” Sonra Rasûlullah (s.a.v.) bize onun anne ve babasını tarif etti ve şöyle buyurdu: “Babası uzun boylu, eti cılız, burnu sanki gaga gibidir. Annesi ise geniş, iri yarı ve uzun elli bir kadındır.” Ebû Bekre dedi ki: Medine’deki Yahudiler arasında bir çocuğun doğduğunu duyduk. Ben ve Zübeyr b. el-Avvâm gittik, anne ve babasının yanına girdik. Bir de baktık ki Rasûlullah (s.a.v.)’in anlattığı özellikler onlarda mevcut. Onlara: “Sizin çocuğunuz var mı?” dedik. Dediler ki: “Otuz sene bekledik, çocuğumuz olmadı. Sonra tek gözlü bir oğlumuz doğdu. O, en zararlı ve en az faydalı şeydir. Gözleri uyur fakat kalbi uyumaz.” Ebû Bekre dedi ki: Yanlarından çıktık, bir de baktık ki o güneşin altında kadife bir örtü içinde yatıyor ve mırıldanıyordu. Başını açtı ve: “Ne dediniz?” dedi. Biz: “Söylediklerimizi işittin mi?” dedik. O: “Evet, benim gözlerim uyur fakat kalbim uyumaz” dedi.
2249. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِابْنِ صَيَّادٍ فِي نَفَرٍ مِنْ أَصْحَابِهِ فِيهِمْ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ وَهُوَ يَلْعَبُ مَعَ الْغِلْمَانِ عِنْدَ أُطُمِ بَنِي مَغَالَةَ وَهُوَ غُلاَمٌ فَلَمْ يَشْعُرْ حَتَّى ضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ظَهْرَهُ بِيَدِهِ ثُمَّ قَالَ " أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ " . فَنَظَرَ إِلَيْهِ ابْنُ صَيَّادٍ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ الأُمِّيِّينَ . ثُمَّ قَالَ ابْنُ صَيَّادٍ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَتَشْهَدُ أَنْتَ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " آمَنْتُ بِاللَّهِ وَبِرُسُلِهِ " . ثُمَّ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَا يَأْتِيكَ " . قَالَ ابْنُ صَيَّادٍ يَأْتِينِي صَادِقٌ وَكَاذِبٌ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " خُلِّطَ عَلَيْكَ الأَمْرُ " . ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنِّي خَبَأْتُ لَكَ خَبِيئًا " . وَخَبَأَ لَهُ : (يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ ) فَقَالَ ابْنُ صَيَّادٍ هُوَ الدُّخُّ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اخْسَأْ فَلَنْ تَعْدُوَ قَدْرَكَ " . قَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ائْذَنْ لِي فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنْ يَكُ حَقًّا فَلَنْ تُسَلَّطَ عَلَيْهِ وَإِنْ لاَ يَكُنْهُ فَلاَ خَيْرَ لَكَ فِي قَتْلِهِ " . قَالَ عَبْدُ الرَّزَّاقِ يَعْنِي الدَّجَّالَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
İbn Ömer’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.), içinde Ömer b. el-Hattâb’ın da bulunduğu ashabından bir grupla birlikte İbn Sayyâd’a uğradı. O sırada o, Benî Mağâle kalesinin yanında çocuklarla oynuyordu. Henüz bir çocuktu. Rasûlullah (s.a.v.) eliyle sırtına vuruncaya kadar fark etmedi. Sonra dedi ki: “Benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şehadet eder misin?” İbn Sayyâd ona baktı ve: “Senin ümmîlerin peygamberi olduğuna şehadet ederim” dedi. Sonra İbn Sayyâd, Nebi (s.a.v.)’e: “Sen benim Allah’ın Rasûlü olduğuma şehadet eder misin?” dedi. Nebi (s.a.v.): “Ben Allah’a ve peygamberlerine iman ettim” buyurdu. Sonra Nebi (s.a.v.): “Sana ne geliyor?” dedi. İbn Sayyâd: “Bana bir doğru sözlü ve bir yalancı geliyor” dedi. Nebi (s.a.v.): “Sana iş karıştırılmış” buyurdu. Sonra Rasûlullah (s.a.v.): “Ben senin için içimde bir şey sakladım” buyurdu. Onun için {Göğün apaçık bir duman getireceği gün} ayetini saklamıştı. İbn Sayyâd: “O, duhh’tur” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): “Sus! Sen kadrini asla aşamayacaksın” buyurdu. Ömer: “Ey Allah’ın Rasûlü! İzin ver de boynunu vurayım” dedi. Rasûlullah (s.a.v.): “Eğer o (Deccâl) ise, ona gücün yetmez. Eğer o değilse, onu öldürmende senin için bir hayır yoktur” buyurdu.
2250. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا عَلَى الأَرْضِ نَفْسٌ مَنْفُوسَةٌ - يَعْنِي الْيَوْمَ تَأْتِي عَلَيْهَا مِائَةُ سَنَةٍ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَأَبِي سَعِيدٍ وَبُرَيْدَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ .
Câbir’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Yeryüzünde (bugün) yaşayan hiçbir nefis yoktur ki, üzerinden yüz sene geçsin (de hala yaşıyor olsun).”
2251. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، وَأَبِي، بَكْرِ بْنِ سُلَيْمَانَ وَهُوَ ابْنُ أَبِي حَثْمَةَ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ صَلَّى بِنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ لَيْلَةٍ صَلاَةَ الْعِشَاءِ فِي آخِرِ حَيَاتِهِ فَلَمَّا سَلَّمَ قَالَ " أَرَأَيْتَكُمْ لَيْلَتَكُمْ هَذِهِ عَلَى رَأْسِ مِائَةِ سَنَةٍ مِنْهَا لاَ يَبْقَى مِمَّنْ هُوَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ أَحَدٌ " . قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَوَهَلَ النَّاسُ فِي مَقَالَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تِلْكَ فِيمَا يَتَحَدَّثُونَهُ مِنْ هَذِهِ الأَحَادِيثِ عَنْ مِائَةِ سَنَةٍ وَإِنَّمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَبْقَى مِمَّنْ هُوَ الْيَوْمَ عَلَى ظَهْرِ الأَرْضِ أَحَدٌ " . يُرِيدُ بِذَلِكَ أَنْ يَنْخَرِمَ ذَلِكَ الْقَرْنُ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ .
Abdullah b. Ömer’den rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.) hayatının sonlarına doğru bir gece bize yatsı namazını kıldırdı. Selam verince şöyle buyurdu: “Bu gecenizi gördünüz mü? (Biliniz ki) bu geceden itibaren yüz sene sonra, (bugün) yeryüzünde olanlardan hiç kimse kalmayacaktır.” İbn Ömer dedi ki: İnsanlar, Rasûlullah (s.a.v.)’in bu sözü hakkında, (Kıyametin) yüz sene (sonra kopacağı) hakkındaki hadislerle karıştırarak vehme kapıldılar. Oysa Rasûlullah (s.a.v.) sadece: “(Bugün) yeryüzünde olanlardan hiç kimse kalmayacaktır” buyurmuştur. Bununla o asrın (neslin) sona ermesini kastetmiştir.
2252. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ حَبِيبِ بْنِ الشَّهِيدِ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ ذَرٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَسُبُّوا الرِّيحَ فَإِذَا رَأَيْتُمْ مَا تَكْرَهُونَ فَقُولُوا اللَّهُمَّ إِنَّا نَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ هَذِهِ الرِّيحِ وَخَيْرِ مَا فِيهَا وَخَيْرِ مَا أُمِرَتْ بِهِ وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ هَذِهِ الرِّيحِ وَشَرِّ مَا فِيهَا وَشَرِّ مَا أُمِرَتْ بِهِ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَعُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِي وَأَنَسٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَجَابِرٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Übey b. Ka’b’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Rüzgâra sövmeyin. Hoşlanmadığınız bir şey gördüğünüzde şöyle deyin: ‘Allah’ım! Senden bu rüzgârın hayrını, içindeki şeylerin hayrını ve emrolunduğu şeyin hayrını isteriz. Bu rüzgârın şerrinden, içindeki şeylerin şerrinden ve emrolunduğu şeyin şerrinden sana sığınırız.’”
2253. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَعِدَ الْمِنْبَرَ فَضَحِكَ فَقَالَ " إِنَّ تَمِيمًا الدَّارِيَّ حَدَّثَنِي بِحَدِيثٍ فَفَرِحْتُ فَأَحْبَبْتُ أَنْ أُحَدِّثَكُمْ حَدَّثَنِي أَنَّ نَاسًا مِنْ أَهْلِ فِلَسْطِينَ رَكِبُوا سَفِينَةً فِي الْبَحْرِ فَجَالَتْ بِهِمْ حَتَّى قَذَفَتْهُمْ فِي جَزِيرَةٍ مِنْ جَزَائِرِ الْبَحْرِ فَإِذَا هُمْ بِدَابَّةٍ لَبَّاسَةٍ نَاشِرَةٍ شَعْرَهَا فَقَالُوا مَا أَنْتِ قَالَتْ أَنَا الْجَسَّاسَةُ . قَالُوا فَأَخْبِرِينَا . قَالَتْ لاَ أُخْبِرُكُمْ وَلاَ أَسْتَخْبِرُكُمْ وَلَكِنِ ائْتُوا أَقْصَى الْقَرْيَةِ فَإِنَّ ثَمَّ مَنْ يُخْبِرُكُمْ وَيَسْتَخْبِرُكُمْ . فَأَتَيْنَا أَقْصَى الْقَرْيَةِ فَإِذَا رَجُلٌ مُوثَقٌ بِسِلْسِلَةٍ فَقَالَ أَخْبِرُونِي عَنْ عَيْنِ زُغَرَ . قُلْنَا مَلأَى تَدْفُقُ . قَالَ أَخْبِرُونِي عَنِ الْبُحَيْرَةِ قُلْنَا مَلأَى تَدْفُقُ . قَالَ أَخْبِرُونِي عَنْ نَخْلِ بَيْسَانَ الَّذِي بَيْنَ الأُرْدُنِّ وَفِلَسْطِينَ هَلْ أَطْعَمَ قُلْنَا نَعَمْ . قَالَ أَخْبِرُونِي عَنِ النَّبِيِّ هَلْ بُعِثَ قُلْنَا نَعَمْ . قَالَ أَخْبِرُونِي كَيْفَ النَّاسُ إِلَيْهِ قُلْنَا سِرَاعٌ . قَالَ فَنَزَّ نَزْوَةً حَتَّى كَادَ . قُلْنَا فَمَا أَنْتَ قَالَ إِنَّهُ الدَّجَّالُ وَإِنَّهُ يَدْخُلُ الأَمْصَارَ كُلَّهَا إِلاَّ طَيْبَةَ . وَطَيْبَةُ الْمَدِينَةُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ قَتَادَةَ عَنِ الشَّعْبِيِّ وَقَدْ رَوَاهُ غَيْرُ وَاحِدٍ عَنِ الشَّعْبِيِّ عَنْ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ .
Fâtıma bint Kays’tan rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Allah’ın Nebisi (s.a.v.) minbere çıktı ve güldü. Sonra şöyle buyurdu: “Temîm ed-Dârî bana bir olay anlattı; ben de buna sevindim ve size anlatmak istedim. Bana anlattığına göre, Filistin halkından bazı insanlar denizde bir gemiye binmişler. (Dalgalar) onları evirip çevirmiş, nihayet denizin adalarından bir adaya atmış. Derken çok kıllı, saçı dağınık bir yaratıkla karşılaşmışlar. ‘Sen nesin?’ demişler. O: ‘Ben Cessâse’yim’ demiş. Onlar: ‘Bize haber ver’ demişler. O: ‘Ben size ne haber veririm ne de sizden haber sorarım. Fakat şu kasabanın en uç noktasına gidin; çünkü orada size haber verecek ve sizden haber soracak biri var’ demiş. Biz de o yerin en uç noktasına gittik. Bir de baktık ki zincire vurulmuş bir adam var. Dedi ki: ‘Bana Zuğer pınarından haber verin.’ Biz: ‘Dolu ve akıyor’ dedik. Dedi ki: ‘Bana gölden haber verin.’ Biz: ‘Dolu ve akıyor’ dedik. Dedi ki: ‘Bana Ürdün ile Filistin arasındaki Beysân hurmalıklarından haber verin; meyve verdi mi?’ Biz: ‘Evet’ dedik. Dedi ki: ‘Bana o Peygamberden haber verin; gönderildi mi?’ Biz: ‘Evet’ dedik. Dedi ki: ‘Bana haber verin; insanların ona karşı tutumu nasıldır?’ Biz: ‘Süratle koşuyorlar’ dedik. (Temîm) dedi ki: Bunun üzerine öyle bir sıçradı ki neredeyse (kurtulacaktı). Biz: ‘Sen nesin?’ dedik. Dedi ki: ‘O Deccâl’dir. O, Taybe hariç bütün şehirlere girecektir.’ Taybe, Medine’dir.”
2254. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ جُنْدُبٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَنْبَغِي لِلْمُؤْمِنِ أَنْ يُذِلَّ نَفْسَهُ " . قَالُوا وَكَيْفَ يُذِلُّ نَفْسَهُ . قَالَ " يَتَعَرَّضُ مِنَ الْبَلاَءِ لِمَا لاَ يُطِيقُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .
Huzeyfe’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Müminin kendisini zillete düşürmesi doğru değildir.” (Sahabeler): “Kişi kendisini nasıl zillete düşürür?” dediler. (Rasûlullah): “Güç yetiremeyeceği bir belaya maruz kalarak” buyurdu.
2255. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ الْمُكْتِبُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ الطَّوِيلُ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " انْصُرْ أَخَاكَ ظَالِمًا أَوْ مَظْلُومًا " . قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ نَصَرْتُهُ مَظْلُومًا فَكَيْفَ أَنْصُرُهُ ظَالِمًا قَالَ " تَكُفُّهُ عَنِ الظُّلْمِ فَذَاكَ نَصْرُكَ إِيَّاهُ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Enes’ten rivâyet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et.” Dedik ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Mazlumken ona yardım ederim; ancak zalimken ona nasıl yardım ederim?” Buyurdu ki: “Onu zulümden alıkoyarsın. İşte bu, ona yaptığın yardımdır.”
2256. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنْ وَهْبِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ سَكَنَ الْبَادِيَةَ جَفَا وَمَنِ اتَّبَعَ الصَّيْدَ غَفَلَ وَمَنْ أَتَى أَبْوَابَ السَّلاَطِينِ افْتُتِنَ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ عَبَّاسٍ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ الثَّوْرِيِّ .
İbn Abbâs’tan rivâyet edildiğine göre, Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim çölde (badiyede) yaşarsa kabalaşır. Kim av peşine düşerse gaflete düşer. Kim de sultanların kapısına gelirse fitneye düşer.”
2257. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّكُمْ مَنْصُورُونَ وَمُصِيبُونَ وَمَفْتُوحٌ لَكُمْ فَمَنْ أَدْرَكَ ذَلِكَ مِنْكُمْ فَلْيَتَّقِ اللَّهَ وَلْيَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَلْيَنْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَمَنْ كَذَبَ عَلَىَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Abdullah’tan rivâyet edildiğine göre, şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)’i şöyle buyururken işittim: “Muhakkak ki sizler yardım olunacaksınız, ganimetler elde edeceksiniz ve size (fetihler) açılacaktır. Sizden o zamana erişen kimse Allah’tan korksun, iyiliği emretsin ve kötülükten sakındırsın. Kim benim adıma kasten yalan söylerse, ateşteki yerine hazırlansın.”