Menkıbeler (Faziletler) Kitabı

Et-Tirmizi · Sünen-i Tirmizi (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

3605. Hadis

حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ أَسْلَمَ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُصْعَبٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ أَبِي عَمَّارٍ، عَنْ وَاثِلَةَ بْنِ الأَسْقَعِ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى مِنْ وَلَدِ إِبْرَاهِيمَ إِسْمَاعِيلَ وَاصْطَفَى مِنْ وَلَدِ إِسْمَاعِيلَ بَنِي كِنَانَةَ وَاصْطَفَى مِنْ بَنِي كِنَانَةَ قُرَيْشًا وَاصْطَفَى مِنْ قُرَيْشٍ بَنِي هَاشِمٍ وَاصْطَفَانِي مِنْ بَنِي هَاشِمٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Hallâd b. Eslem el-Bağdâdî bize anlattı; Muhammed b. Mus’ab bize anlattı; Evzâî bize anlattı; Ebû Ammâr’dan; Vâsile b. el-Eska’dan (radıyallahu anh) nakledildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah, İbrahim’in çocuklarından İsmail’i seçti. İsmail’in çocuklarından Benî Kinâne’yi seçti. Benî Kinâne’den Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Benî Hâşim’i seçti. Benî Hâşim’den de beni seçti.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3606. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي شَدَّادٌ أَبُو عَمَّارٍ، حَدَّثَنِي وَاثِلَةُ بْنُ الأَسْقَعِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى كِنَانَةَ مِنْ وَلَدِ إِسْمَاعِيلَ وَاصْطَفَى قُرَيْشًا مِنْ كِنَانَةَ وَاصْطَفَى هَاشِمًا مِنْ قُرَيْشٍ وَاصْطَفَانِي مِنْ بَنِي هَاشِمٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Muhammed b. İsmail bize anlattı; Süleyman b. Abdurrahman ed-Dımaşkî bize anlattı; Velîd b. Müslim bize anlattı; Evzâî bize anlattı; Şeddâd Ebû Ammâr bana anlattı; Vâsile b. el-Eska’ bana anlattı; dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah, İsmail’in çocuklarından Kinâne’yi seçti. Kinâne’den Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim’i seçti. Benî Hâşim’den de beni seçti.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.

3607. Hadis

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى الْقَطَّانُ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ قُرَيْشًا جَلَسُوا فَتَذَاكَرُوا أَحْسَابَهُمْ بَيْنَهُمْ فَجَعَلُوا مَثَلَكَ كَمَثَلِ نَخْلَةٍ فِي كَبْوَةٍ مِنَ الأَرْضِ ‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ الْخَلْقَ فَجَعَلَنِي مِنْ خَيْرِهِمْ مِنْ خَيْرِ فِرَقِهِمْ وَخَيْرِ الْفَرِيقَيْنِ ثُمَّ تَخَيَّرَ الْقَبَائِلَ فَجَعَلَنِي مِنْ خَيْرِ قَبِيلَةٍ ثُمَّ تَخَيَّرَ الْبُيُوتَ فَجَعَلَنِي مِنْ خَيْرِ بُيُوتِهِمْ فَأَنَا خَيْرُهُمْ نَفْسًا وَخَيْرُهُمْ بَيْتًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ هُوَ ابْنُ نَوْفَلٍ ‏.‏

Yusuf b. Mûsâ el-Kattân el-Bağdâdî bize anlattı; Ubeydullah b. Mûsâ bize anlattı; İsmail b. Ebi Hâlid’den; Yezîd b. Ebi Ziyâd’dan; Abdullah b. el-Hâris’ten; Abbâs b. Abdilmuttalib’den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Resûlü! Kureyş (bir yerde) oturup soylarını müzakere ettiler ve senin durumunu, çerçöp yığını içindeki (tek) bir hurma ağacına benzettiler,” dedim. Bunun üzerine Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah mahlukatı yarattı ve beni onların en hayırlılarından kıldı. (Sonra onları) fırkalara ayırdı, beni en hayırlı fırkadan ve iki fırkanın en hayırlısından kıldı. Sonra kabileleri seçti ve beni en hayırlı kabileden kıldı. Sonra evleri seçti ve beni onların en hayırlı evinden kıldı. Ben nefis (zat/kişi) olarak da onların en hayırlısıyım, ev (soy) olarak da onların en hayırlısıyım.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Abdullah b. el-Hâris, İbn Nevfel’dir.

3608. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنِ الْمُطَّلِبِ بْنِ أَبِي وَدَاعَةَ، قَالَ جَاءَ الْعَبَّاسُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَأَنَّهُ سَمِعَ شَيْئًا فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ ‏"‏ مَنْ أَنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ عَلَيْكَ السَّلاَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ الْخَلْقَ فَجَعَلَنِي فِي خَيْرِهِمْ ثُمَّ جَعَلَهُمْ فِرْقَتَيْنِ فَجَعَلَنِي فِي خَيْرِهِمْ فِرْقَةً ثُمَّ جَعَلَهُمْ قَبَائِلَ فَجَعَلَنِي فِي خَيْرِهِمْ قَبِيلَةً ثُمَّ جَعَلَهُمْ بُيُوتًا فَجَعَلَنِي فِي خَيْرِهِمْ بَيْتًا وَخَيْرِهِمْ نَفْسًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَرُوِيَ عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ نَحْوُ حَدِيثِ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ ‏.‏

Mahmûd b. Gaylân bize anlattı; Ebû Ahmed bize anlattı; Süfyân bize anlattı; Yezîd b. Ebi Ziyâd’dan; Abdullah b. el-Hâris’ten; el-Muttalib b. Ebi Vedâa’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir: Abbâs, Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) geldi; sanki (hoşuna gitmeyen) bir şey işitmiş gibiydi. Bunun üzerine Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) minbere çıktı ve: “Ben kimim?” diye sordu. (Sahâbîler): “Sen Allah’ın Resûlüsün, selam senin üzerine olsun,” dediler. Buyurdu ki: “Ben Muhammed b. Abdullah b. Abdilmuttalib’im. Allah mahlukatı yarattı ve beni onların en hayırlıları içinde kıldı. Sonra onları iki fırkaya ayırdı ve beni en hayırlı fırkanın içinde kıldı. Sonra onları kabilelere ayırdı, beni en hayırlı kabilenin içinde kıldı. Sonra onları evlere ayırdı, beni en hayırlı evin içinde kıldı. Ben nefis (zat) olarak da onların en hayırlısıyım, ev (soy) olarak da onların en hayırlısıyım.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Süfyân es-Sevrî’den; Yezîd b. Ebi Ziyâd’dan; (ayrıca) İsmail b. Ebi Hâlid’in Yezîd b. Ebi Ziyâd’dan; Abdullah b. el-Hâris’ten; Abbâs b. Abdilmuttalib’den rivayet ettiği hadisin benzeri de rivayet edilmiştir.

3609. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو هَمَّامٍ الْوَلِيدُ بْنُ شُجَاعِ بْنِ الْوَلِيدِ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَتَى وَجَبَتْ لَكَ النُّبُوَّةُ قَالَ ‏ "‏ وَآدَمُ بَيْنَ الرُّوحِ وَالْجَسَدِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ أَبِي هُرَيْرَةَ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ مَيْسَرَةَ الْفَجْرِ ‏.‏

Ebû Hammâm el-Velîd b. Şucâ’ el-Bağdâdî bize anlattı; Velîd b. Müslim bize anlattı; Evzâî’den; Yahya b. Ebi Kesîr’den; Ebû Seleme’den; Ebû Hureyre’den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: (Sahâbîler): “Ey Allah’ın Resûlü! Senin için peygamberlik ne zaman vacip oldu (kesinleşti)?” dediler. Buyurdu ki: “Âdem, ruh ile ceset arasındayken.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. Ebû Hureyre hadisi olarak onu sadece bu vecihten biliyoruz. Bu konuda Meysere el-Fecr’den de hadis rivayet edilmiştir.

3610. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ يَزِيدَ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ لَيْثٍ، عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَا أَوَّلُ النَّاسِ خُرُوجًا إِذَا بُعِثُوا وَأَنَا خَطِيبُهُمْ إِذَا وَفَدُوا وَأَنَا مُبَشِّرُهُمْ إِذَا أَيِسُوا لِوَاءُ الْحَمْدِ يَوْمَئِذٍ بِيَدِي وَأَنَا أَكْرَمُ وَلَدِ آدَمَ عَلَى رَبِّي وَلاَ فَخْرَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Hüseyin b. Yezîd el-Kûfî bize anlattı; Abdüsselâm b. Harb bize anlattı; Leys’ten; Rebî’ b. Enes’ten; Enes b. Mâlik’ten nakledildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar diriltildikleri zaman onların (kabirden) ilk çıkanı ben olacağım. (Allah’ın huzuruna) vardıkları zaman onların sözcüsü ben olacağım. Ümitsizliğe düştükleri zaman müjdeleyicileri ben olacağım. O gün Hamd Sancağı benim elimde olacaktır. Ben Rabbim katında Âdem oğlunun en keremlisiyim; ancak övünmek yok.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3611. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ يَزِيدَ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الْمِنْهَالِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَا أَوَّلُ مَنْ تَنْشَقُّ عَنْهُ الأَرْضُ فَأُكْسَى الْحُلَّةَ مِنْ حُلَلِ الْجَنَّةِ ثُمَّ أَقُومُ عَنْ يَمِينِ الْعَرْشِ لَيْسَ أَحَدٌ مِنَ الْخَلاَئِقِ يَقُومُ ذَلِكَ الْمَقَامَ غَيْرِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Hüseyin b. Yezîd bize anlattı; Abdüsselâm b. Harb bize anlattı; Yezîd Ebû Hâlid’den; Minhâl b. Amr’dan; Abdullah b. el-Hâris’ten; Ebû Hureyre’den (radıyallahu anh) nakledildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ben, yerin (kabrin) kendisi için yarıldığı (ve dirilen) ilk kimseyim. Bana cennet elbiselerinden bir elbise giydirilecek. Sonra Arş’ın sağında duracağım. Mahlukattan hiç kimse o makamda benden başkası duramayacaktır (o makam sadece bana aittir).” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir.

3612. Hadis

حَدَّثَنَا بُنْدَارٌ، حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، عَنْ لَيْثٍ، وَهُوَ ابْنُ أَبِي سُلَيْمٍ حَدَّثَنِي كَعْبٌ، حَدَّثَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سَلُوا اللَّهَ لِيَ الْوَسِيلَةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْوَسِيلَةُ قَالَ ‏"‏ أَعْلَى دَرَجَةٍ فِي الْجَنَّةِ لاَ يَنَالُهَا إِلاَّ رَجُلٌ وَاحِدٌ أَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَنَا هُوَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ إِسْنَادُهُ لَيْسَ بِالْقَوِيِّ ‏.‏ وَكَعْبٌ لَيْسَ هُوَ بِمَعْرُوفٍ وَلاَ نَعْلَمُ أَحَدًا رَوَى عَنْهُ غَيْرَ لَيْثِ بْنِ أَبِي سُلَيْمٍ ‏.‏

Bundâr bize anlattı; Ebû Âsım bize anlattı; Süfyân es-Sevrî bize anlattı; Leys -ki o İbn Ebi Süleym’dir-’den; Ka’b bana anlattı; Ebû Hureyre bana anlattı; dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’tan benim için Vesîle’yi isteyin.” (Sahâbîler): “Ey Allah’ın Resûlü! Vesîle nedir?” dediler. Buyurdu ki: “Cennetteki en yüksek derecedir. Ona ancak bir tek adam ulaşacaktır; o kişinin ben olacağımı umarım.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis gariptir; senedi kuvvetli değildir. Ka’b tanınan (maruf) biri değildir ve Leys b. Ebi Süleym’den başkasının ondan hadis rivayet ettiğini bilmiyoruz.

3613. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الطُّفَيْلِ بْنِ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَثَلِي فِي النَّبِيِّينَ كَمَثَلِ رَجُلٍ بَنَى دَارًا فَأَحْسَنَهَا وَأَكْمَلَهَا وَأَجْمَلَهَا وَتَرَكَ مِنْهَا مَوْضِعَ لَبِنَةٍ فَجَعَلَ النَّاسُ يَطُوفُونَ بِالْبِنَاءِ وَيَعْجَبُونَ مِنْهُ وَيَقُولُونَ لَوْ تَمَّ مَوْضِعُ تِلْكَ اللَّبِنَةِ وَأَنَا فِي النَّبِيِّينَ مَوْضِعُ تِلْكَ اللَّبِنَةِ ‏"‏ ‏.‏ وَبِهَذَا الإِسْنَادِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِذَا كَانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ كُنْتُ إِمَامَ النَّبِيِّينَ وَخَطِيبَهُمْ وَصَاحِبَ شَفَاعَتِهِمْ غَيْرُ فَخْرٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bize anlattı; Ebû Âmir el-Akadî bize anlattı; Züheyr b. Muhammed bize anlattı; Abdullah b. Muhammed b. Akîl’den; Tufeyl b. Übey b. Ka’b’dan; babasından nakledildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Peygamberler içindeki örneğim, bir ev inşa edip onu güzelleştiren, tamamlayan ve süsleyen, ancak (duvarında) bir tuğla yeri boş bırakan adamın örneği gibidir. İnsanlar binayı dolaşmaya ve ona hayran kalmaya başladılar ve: ‘Keşke şu tuğlanın yeri de tamamlansaydı,’ diyorlardı. İşte ben, peygamberler içinde o tuğlanın yeriyim (o boşluğu dolduranım).” Yine bu senedle Nebi’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kıyamet günü olduğu zaman peygamberlerin imamı, hatibi ve şefaatlerinin sahibi ben olacağım; ancak övünmek yok.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.

3614. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ، أَخْبَرَنَا كَعْبُ بْنُ عَلْقَمَةَ، سَمِعَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ جُبَيْرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِذَا سَمِعْتُمُ الْمُؤَذِّنَ فَقُولُوا مِثْلَ مَا يَقُولُ الْمُؤَذِّنُ ثُمَّ صَلُّوا عَلَىَّ فَإِنَّهُ مَنْ صَلَّى عَلَىَّ صَلاَةً صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ بِهَا عَشْرًا ثُمَّ سَلُوا لِيَ الْوَسِيلَةَ فَإِنَّهَا مَنْزِلَةٌ فِي الْجَنَّةِ لاَ تَنْبَغِي إِلاَّ لِعَبْدٍ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ وَأَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَنَا هُوَ وَمَنْ سَأَلَ لِيَ الْوَسِيلَةَ حَلَّتْ عَلَيْهِ الشَّفَاعَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدٌ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ جُبَيْرٍ هَذَا قُرَشِيٌّ مِصْرِيٌّ مَدَنِيٌّ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ شَامِيٌّ ‏.‏

Muhammed b. İsmail bize anlattı; Abdullah b. Yezîd el-Mukri’ bize anlattı; Hayve bize anlattı; Ka’b b. Alkame bize haber verdi; Abdurrahman b. Cübeyr’den işittiğine göre o, Abdullah b. Amr’dan işitmiştir; o da Nebi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu işitmiştir: “Müezzini işittiğiniz zaman müezzinin söylediği gibi söyleyin. Sonra bana salât getirin. Çünkü kim bana bir defa salât getirirse, Allah o sebeple ona on defa salât (rahmet) eder. Sonra benim için Vesîle’yi isteyin. Çünkü o cennette öyle bir makamdır ki, Allah’ın kullarından sadece bir kula layıktır. O kulun ben olacağımı umuyorum. Kim benim için Vesîle’yi isterse ona şefaat helal olur.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Muhammed (b. İsmail el-Buhârî) dedi ki: “Bu Abdurrahman b. Cübeyr; Kureyşli, Mısırlı ve Medinelidir. Abdurrahman b. Cübeyr b. Nüfeyr ise Şamlıdır.”

3615. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُدْعَانَ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَا سَيِّدُ وَلَدِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ فَخْرَ وَبِيَدِي لِوَاءُ الْحَمْدِ وَلاَ فَخْرَ وَمَا مِنْ نَبِيٍّ يَوْمَئِذٍ آدَمُ فَمَنْ سِوَاهُ إِلاَّ تَحْتَ لِوَائِي وَأَنَا أَوَّلُ مَنْ تَنْشَقُّ عَنْهُ الأَرْضُ وَلاَ فَخْرَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْحَدِيثِ قِصَّةٌ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ بِهَذَا الإِسْنَادِ عَنْ أَبِي نَضْرَةَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

İbn Ebi Ömer bize anlattı; Süfyân bize anlattı; İbn Cüd’ân’dan; Ebû Nadra’dan; Ebû Saîd’den (radıyallahu anh) nakledildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü Âdem oğlunun efendisi benim; ancak övünmek yok. Hamd Sancağı benim elimdedir; ancak övünmek yok. O gün Âdem ve ondan başkası hiçbir peygamber yoktur ki benim sancağım altında olmasın. Yer(in) kendisi için ilk yarılacağı (ve dirilecek) kişi benim; ancak övünmek yok.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Hadiste (uzunca) bir kıssa vardır. Bu hadis hasendir. Bu senedle Ebû Nadra’dan; İbn Abbâs’tan; Nebi’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) de rivayet edilmiştir.

3616. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ نَصْرِ بْنِ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْمَجِيدِ، حَدَّثَنَا زَمْعَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ وَهْرَامَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ جَلَسَ نَاسٌ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْتَظِرُونَهُ قَالَ فَخَرَجَ حَتَّى إِذَا دَنَا مِنْهُمْ سَمِعَهُمْ يَتَذَاكَرُونَ فَسَمِعَ حَدِيثَهُمْ فَقَالَ بَعْضُهُمْ عَجَبًا إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ اتَّخَذَ مِنْ خَلْقِهِ خَلِيلاً اتَّخَذَ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلاً ‏.‏ وَقَالَ آخَرُ مَاذَا بِأَعْجَبَ مِنْ كَلاَمِ مُوسَى كَلَّمَهُ تَكْلِيمًا وَقَالَ آخَرُ فَعِيسَى كَلِمَةُ اللَّهِ وَرُوحُهُ ‏.‏ وَقَالَ آخَرُ آدَمُ اصْطَفَاهُ اللَّهُ فَخَرَجَ عَلَيْهِمْ فَسَلَّمَ وَقَالَ ‏ "‏ قَدْ سَمِعْتُ كَلاَمَكُمْ وَعَجَبَكُمْ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ خَلِيلُ اللَّهِ وَهُوَ كَذَلِكَ وَمُوسَى نَجِيُّ اللَّهِ وَهُوَ كَذَلِكَ وَعِيسَى رُوحُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ وَهُوَ كَذَلِكَ وَآدَمُ اصْطَفَاهُ اللَّهُ وَهُوَ كَذَلِكَ أَلاَ وَأَنَا حَبِيبُ اللَّهِ وَلاَ فَخْرَ وَأَنَا حَامِلُ لِوَاءِ الْحَمْدِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ فَخْرَ وَأَنَا أَوَّلُ شَافِعٍ وَأَوَّلُ مُشَفَّعٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ فَخْرَ وَأَنَا أَوَّلُ مَنْ يُحَرِّكُ حِلَقَ الْجَنَّةِ فَيَفْتَحُ اللَّهُ لِيَ فَيُدْخِلُنِيهَا وَمَعِي فُقَرَاءُ الْمُؤْمِنِينَ وَلاَ فَخْرَ وَأَنَا أَكْرَمُ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ وَلاَ فَخْرَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Ali b. Nasr b. Ali bize anlattı; Ubeydullah b. Abdilmecîd bize anlattı; Zem’a b. Sâlih bize anlattı; Seleme b. Vehrâm’dan; İkrime’den; İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabından bazı insanlar oturmuş onu bekliyorlardı. (Resûlullah) çıktı, onlara yaklaşınca aralarında müzakere ettiklerini işitti ve konuşmalarını dinledi. İçlerinden biri: “Şaşılacak şey! Allah (azze ve celle) yarattıklarından bir dost (halîl) edindi; İbrahim’i dost edindi,” dedi. Diğeri: “Musa’nın konuşmasından daha şaşılacak ne var? (Allah) onunla bizzat konuştu,” dedi. Bir diğeri: “İsa, Allah’ın kelimesi ve ruhudur,” dedi. Bir diğeri: “Âdem’i Allah seçti (safiyyullah),” dedi. Bunun üzerine (Resûlullah) yanlarına çıktı, selam verdi ve şöyle buyurdu: “Konuşmanızı ve hayretinizi işittim. İbrahim Allah’ın dostudur (Halîlullah); evet öyledir. Musa Allah’ın sırdaşıdır (Neciyyullah); evet öyledir. İsa Allah’ın ruhu ve kelimesidir; evet öyledir. Âdem Allah’ın seçtiğidir (Safiyyullah); evet öyledir. Dikkat edin! Ben ise Allah’ın sevgilisiyim (Habîbullah); ancak övünmek yok. Kıyamet günü Hamd Sancağının taşıyıcısı benim; ancak övünmek yok. Kıyamet günü ilk şefaat eden ve şefaati ilk kabul edilen benim; ancak övünmek yok. Cennetin halkalarını ilk hareket ettiren (kapısını çalan) benim. Allah (kapıyı) bana açacak ve beni, beraberimde müminlerin fakirleri olduğu halde oraya girdirecektir; ancak övünmek yok. Ben, öncekilerin ve sonrakilerin en keremlisiyim; ancak övünmek yok.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis gariptir.

3617. Hadis

حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَخْزَمَ الطَّائِيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو قُتَيْبَةَ، سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ حَدَّثَنِي أَبُو مَوْدُودٍ الْمَدَنِيُّ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ الضَّحَّاكِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يُوسُفَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ مَكْتُوبٌ فِي التَّوْرَاةِ صِفَةُ مُحَمَّدٍ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ يُدْفَنُ مَعَهُ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ أَبُو مَوْدُودٍ وَقَدْ بَقِيَ فِي الْبَيْتِ مَوْضِعُ قَبْرٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ هَكَذَا قَالَ عُثْمَانُ بْنُ الضَّحَّاكِ وَالْمَعْرُوفُ الضَّحَّاكُ بْنُ عُثْمَانَ الْمَدَنِيُّ ‏.‏

Zeyd b. Ahzem et-Tâî el-Basrî bize anlattı; Ebû Kuteybe Selm b. Kuteybe bize anlattı; Ebû Mevdûd el-Medenî bana anlattı; Osman b. ed-Dahhâk bize anlattı; Muhammed b. Yusuf b. Abdullah b. Selâm’dan; babasından; dedesinden nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Tevrat’ta Muhammed’in sıfatı ve İsa b. Meryem’in onunla birlikte defnedileceği yazılıdır.” Ebû Mevdûd dedi ki: “Evde (Hücre-i Saadet’te) hâlâ bir kabirlik yer kalmıştır.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. (Râvi) Osman b. ed-Dahhâk böyle demiştir; maruf olan ise ed-Dahhâk b. Osman el-Medenî’dir.

3618. Hadis

حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ هِلاَلٍ الصَّوَّافُ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ الضُّبَعِيُّ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ لَمَّا كَانَ الْيَوْمُ الَّذِي دَخَلَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ أَضَاءَ مِنْهَا كُلُّ شَيْءٍ فَلَمَّا كَانَ الْيَوْمُ الَّذِي مَاتَ فِيهِ أَظْلَمَ مِنْهَا كُلُّ شَيْءٍ وَمَا نَفَضْنَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الأَيْدِي وَإِنَّا لَفِي دَفْنِهِ حَتَّى أَنْكَرْنَا قُلُوبَنَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bişr b. Hilâl es-Savvâf el-Basrî bize anlattı; Ca’fer b. Süleyman ed-Dubaî bize anlattı; Sâbit’ten; Enes b. Mâlik’ten nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’ye girdiği gün, oradaki her şey aydınlandı. Vefat ettiği gün ise oradaki her şey karardı. Biz daha Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) defninden (dönenler olarak) ellerimizi silkelememiştik ki kalplerimizi tanıyamaz olduk (kalplerimizde bir değişiklik hissettik).” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis garip sahihtir.

3619. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْحَاقَ، يُحَدِّثُ عَنِ الْمُطَّلِبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسِ بْنِ مَخْرَمَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ وُلِدْتُ أَنَا وَرَسُولُ اللَّهِ، صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفِيلِ ‏.‏ وَسَأَلَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ قُبَاثَ بْنَ أَشْيَمَ أَخَا بَنِي يَعْمُرَ بْنِ لَيْثٍ أَأَنْتَ أَكْبَرُ أَمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَكْبَرُ مِنِّي وَأَنَا أَقْدَمُ مِنْهُ فِي الْمِيلاَدِ وُلِدَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ الْفِيلِ وَرَفَعَتْ بِي أُمِّي عَلَى الْمَوْضِعِ قَالَ وَرَأَيْتُ خَذْقَ الْفِيلِ أَخْضَرَ مُحِيلاً ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr el-Abdî bize anlattı; Vehb b. Cerîr bize anlattı; babam bize anlattı; dedi ki: Muhammed b. İshâk’ı, Muttalib b. Abdullah b. Kays b. Mahreme’den; babasından; dedesinden naklederken işittim; (dedesi) şöyle demiştir: “Ben ve Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Fil senesinde doğduk.” Osman b. Affân, Benî Ya’mur b. Leys’in kardeşi Kubâs b. Eşyem’e: “Sen mi daha büyüksün yoksa Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) mi?” diye sordu. O şöyle dedi: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) benden daha büyüktür (yücedir); ben ise doğumca ondan daha eskiyim (yaşlıyım). Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Fil senesinde doğdu. Annem beni (o sene) o meşhur yere götürmüştü. Filin dışkısının yeşile çalarak değişmiş olduğunu gördüm.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bunu sadece Muhammed b. İshâk’ın hadisinden biliyoruz.

3620. Hadis

حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ أَبُو الْعَبَّاسِ الأَعْرَجُ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ غَزْوَانَ أَبُو نُوحٍ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ خَرَجَ أَبُو طَالِبٍ إِلَى الشَّامِ وَخَرَجَ مَعَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي أَشْيَاخٍ مِنْ قُرَيْشٍ فَلَمَّا أَشْرَفُوا عَلَى الرَّاهِبِ هَبَطُوا فَحَلُّوا رِحَالَهُمْ فَخَرَجَ إِلَيْهِمُ الرَّاهِبُ وَكَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ يَمُرُّونَ بِهِ فَلاَ يَخْرُجُ إِلَيْهِمْ وَلاَ يَلْتَفِتُ ‏.‏ قَالَ فَهُمْ يَحُلُّونَ رِحَالَهُمْ فَجَعَلَ يَتَخَلَّلُهُمُ الرَّاهِبُ حَتَّى جَاءَ فَأَخَذَ بِيَدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ هَذَا سَيِّدُ الْعَالَمِينَ هَذَا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ يَبْعَثُهُ اللَّهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ أَشْيَاخٌ مِنْ قُرَيْشٍ مَا عِلْمُكَ فَقَالَ إِنَّكُمْ حِينَ أَشْرَفْتُمْ مِنَ الْعَقَبَةِ لَمْ يَبْقَ شَجَرٌ وَلاَ حَجَرٌ إِلاَّ خَرَّ سَاجِدًا وَلاَ يَسْجُدَانِ إِلاَّ لِنَبِيٍّ وَإِنِّي أَعْرِفُهُ بِخَاتَمِ النُّبُوَّةِ أَسْفَلَ مِنْ غُضْرُوفِ كَتِفِهِ مِثْلَ التُّفَّاحَةِ ‏.‏ ثُمَّ رَجَعَ فَصَنَعَ لَهُمْ طَعَامًا فَلَمَّا أَتَاهُمْ بِهِ وَكَانَ هُوَ فِي رِعْيَةِ الإِبِلِ قَالَ أَرْسِلُوا إِلَيْهِ فَأَقْبَلَ وَعَلَيْهِ غَمَامَةٌ تُظِلُّهُ فَلَمَّا دَنَا مِنَ الْقَوْمِ وَجَدَهُمْ قَدْ سَبَقُوهُ إِلَى فَىْءِ الشَّجَرَةِ فَلَمَّا جَلَسَ مَالَ فَىْءُ الشَّجَرَةِ عَلَيْهِ فَقَالَ انْظُرُوا إِلَى فَىْءِ الشَّجَرَةِ مَالَ عَلَيْهِ ‏.‏ قَالَ فَبَيْنَمَا هُوَ قَائِمٌ عَلَيْهِمْ وَهُوَ يُنَاشِدُهُمْ أَنْ لاَ يَذْهَبُوا بِهِ إِلَى الرُّومِ فَإِنَّ الرُّومَ إِذَا رَأَوْهُ عَرَفُوهُ بِالصِّفَةِ فَيَقْتُلُونَهُ فَالْتَفَتَ فَإِذَا بِسَبْعَةٍ قَدْ أَقْبَلُوا مِنَ الرُّومِ فَاسْتَقْبَلَهُمْ فَقَالَ مَا جَاءَ بِكُمْ قَالُوا جِئْنَا أَنَّ هَذَا النَّبِيَّ خَارِجٌ فِي هَذَا الشَّهْرِ فَلَمْ يَبْقَ طَرِيقٌ إِلاَّ بُعِثَ إِلَيْهِ بِأُنَاسٍ وَإِنَّا قَدْ أُخْبِرْنَا خَبَرَهُ بُعِثْنَا إِلَى طَرِيقِكَ هَذَا فَقَالَ هَلْ خَلْفَكُمْ أَحَدٌ هُوَ خَيْرٌ مِنْكُمْ قَالُوا إِنَّمَا أُخْبِرْنَا خَبَرَهُ بِطَرِيقِكَ هَذَا ‏.‏ قَالَ أَفَرَأَيْتُمْ أَمْرًا أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَقْضِيَهُ هَلْ يَسْتَطِيعُ أَحَدٌ مِنَ النَّاسِ رَدَّهُ قَالُوا لاَ ‏.‏ قَالَ فَبَايَعُوهُ وَأَقَامُوا مَعَهُ قَالَ أَنْشُدُكُمُ اللَّهَ أَيُّكُمْ وَلِيُّهُ قَالُوا أَبُو طَالِبٍ فَلَمْ يَزَلْ يُنَاشِدُهُ حَتَّى رَدَّهُ أَبُو طَالِبٍ وَبَعَثَ مَعَهُ أَبُو بَكْرٍ بِلاَلاً وَزَوَّدَهُ الرَّاهِبُ مِنَ الْكَعْكِ وَالزَّيْتِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Fadl b. Sehl Ebû’l-Abbâs el-A’rec el-Bağdâdî bize anlattı; Abdurrahman b. Gazvân Ebû Nûh bize anlattı; Yunus b. Ebi İshâk bize haber verdi; Ebû Bekir b. Ebi Mûsâ’dan; babasından nakledildiğine göre şöyle demiştir: Ebû Tâlib Şam’a gitmek üzere yola çıktı. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) de Kureyş’in ileri gelenleri (şeyhleri) içinde onunla birlikte yola çıktı. (Bahira adlı) rahibin bulunduğu yere geldiklerinde (bineklerinden) indiler ve yüklerini çözdüler. Rahip onlara doğru çıktı. Oysa daha önce de (onun yanından) geçerlerdi ama o onlara çıkmaz ve iltifat etmezdi. (Râvi) dedi ki: Onlar yüklerini çözerken rahip aralarına girdi, geldi ve Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) elinden tuttu. Dedi ki: “Bu, âlemlerin efendisidir. Bu, âlemlerin Rabbinin elçisidir. Allah onu âlemlere rahmet olarak gönderecektir.” Kureyş’in ileri gelenleri ona: “Senin bilgin nedir (bunu nereden biliyorsun)?” dediler. Dedi ki: “Siz tepeden göründüğünüz zaman, secdeye kapanmayan hiçbir ağaç ve taş kalmadı. Onlar ancak bir peygambere secde ederler. Ayrıca ben onu, kürek kemiğinin kıkırdağının aşağısındaki elma gibi olan nübüvvet mühründen tanıyorum.” Sonra (rahip) geri döndü ve onlar için yemek hazırladı. Yemeği getirdiğinde o (Peygamber) develeri gütmekteydi. Rahip: “Ona haber gönderin (çağırın),” dedi. O (gelirken) üzerinde onu gölgeleyen bir bulutla geldi. Topluluğa yaklaştığında, onların ağacın gölgesine kendisinden önce yerleşmiş olduklarını gördü. Oturduğu zaman ağacın gölgesi onun üzerine eğildi. (Rahip): “Ağacın gölgesine bakın, nasıl üzerine eğildi!” dedi. (Râvi) dedi ki: Rahip onların başında dikilip, onu Rum diyarına götürmemeleri konusunda onlara yemin verdirirken -çünkü Rumlar onu görürlerse sıfatından tanırlar ve öldürürlerdi- o sırada dönüp baktı ki Rumlardan yedi kişi geliyordu. Rahip onları karşıladı ve: “Sizi buraya getiren nedir?” dedi. Dediler ki: “Bize, bu ayda şu peygamberin çıkacağı (yola çıkacağı) haberi geldi. (Onu bulmak için) yola çıkarılan insanların gitmediği hiçbir yol kalmadı. Bize de onun haberi verildi ve senin bu yoluna gönderildik.” Rahip: “Arkanızda sizden daha hayırlı biri var mı?” dedi. “Hayır, biz sadece onun haberi üzerine senin bu yoluna gönderildik,” dediler. Rahip: “Söyleyin bana; Allah’ın hükmetmek (yerine getirmek) istediği bir işi, insanlardan biri geri çevirebilir mi?” dedi. “Hayır,” dediler. Bunun üzerine (rahiple) anlaştılar ve onun yanında kaldılar. Rahip dedi ki: “Allah aşkına size soruyorum; onun velisi (sahibi) hanginizdir?” “Ebû Tâlib’dir,” dediler. Rahip, Ebû Tâlib’e yemin verdirip durdu; sonunda Ebû Tâlib onu geri çevirdi. Ebû Bekir de Bilâl’i onunla beraber gönderdi. Rahip ona (yolluk olarak) peksimet ve zeytinyağı verdi. (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bunu sadece bu vecihten biliyoruz.

3621. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أُنْزِلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ ابْنُ أَرْبَعِينَ فَأَقَامَ بِمَكَّةَ ثَلاَثَ عَشْرَةَ وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرًا وَتُوُفِّيَ وَهُوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Muhammed b. İsmail bize anlattı; Muhammed b. Beşşâr bize anlattı; İbn Ebi Adî bize anlattı; Hişâm b. Hassân’dan; İkrime’den; İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) kırk yaşındayken vahiy indirildi (peygamberlik verildi). Mekke’de on üç sene, Medine’de on sene kaldı ve altmış üç yaşındayken vefat etti.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3622. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ ابْنُ خَمْسٍ وَسِتِّينَ وَهَكَذَا حَدَّثَنَا هُوَ يَعْنِي ابْنَ بَشَّارٍ وَرَوَى عَنْهُ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ مِثْلَ ذَلِكَ ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bize anlattı; İbn Ebi Adî bize anlattı; Hişâm’dan; İkrime’den; İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) altmış beş yaşındayken vefat etti.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bize o -yani İbn Beşşâr- böyle anlattı. Muhammed b. İsmail de ondan bunun benzerini rivayet etmiştir.

3623. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، وَحَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ لَمْ يَكُنْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالطَّوِيلِ الْبَائِنِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ الْمُتَرَدِّدِ وَلاَ بِالأَبْيَضِ الأَمْهَقِ وَلاَ بِالآدَمِ وَلَيْسَ بِالْجَعْدِ الْقَطَطِ وَلاَ بِالسَّبِطِ بَعَثَهُ اللَّهُ عَلَى رَأْسِ أَرْبَعِينَ سَنَةً فَأَقَامَ بِمَكَّةَ عَشْرَ سِنِينَ وَبِالْمَدِينَةِ عَشْرَ سِنِينَ وَتَوَفَّاهُ اللَّهُ عَلَى رَأْسِ سِتِّينَ سَنَةً وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ وَلِحْيَتِهِ عِشْرُونَ شَعْرَةً بَيْضَاءَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Kuteybe bize, Mâlik b. Enes’ten anlattı. (Ayrıca) el-Ensârî bize anlattı; Ma’n bize anlattı; Mâlik b. Enes bize anlattı; Rebîa b. Ebi Abdurrahman’dan; Enes b. Mâlik’in şöyle dediğini işitmiştir: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) (aşırı) uzun boylu değildi, kısa boylu da değildi. Rengi kireç gibi bembeyaz değildi, esmer de değildi. Saçı ne kıvırcıktı ne de düzdü. Allah onu kırk yaşının başındayken peygamber olarak gönderdi. Mekke’de on sene, Medine’de on sene kaldı. Allah onu altmış yaşının başında vefat ettirdi. Başında ve sakalında yirmi tane beyaz kıl yoktu.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3624. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالاَ أَنْبَأَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ مُعَاذٍ الضَّبِّيُّ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ بِمَكَّةَ حَجَرًا كَانَ يُسَلِّمُ عَلَىَّ لَيَالِيَ بُعِثْتُ إِنِّي لأَعْرِفُهُ الآنَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr ve Mahmûd b. Gaylân bize anlattılar; dediler ki: Ebû Dâvûd et-Tayâlisî bize haber verdi; Süleyman b. Muâz ed-Dabbî bize anlattı; Simâk b. Harb’den; Câbir b. Semure’den nakledildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Mekke’de bir taş vardır ki, peygamber olarak gönderildiğim gecelerde bana selam verirdi. Ben onu şu an bile tanıyorum.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3625. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِي الْعَلاَءِ، عَنْ سَمُرَةَ بْنِ جُنْدَبٍ، قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَتَدَاوَلُ مِنْ قَصْعَةٍ مِنْ غُدْوَةٍ حَتَّى اللَّيْلِ يَقُومُ عَشَرَةٌ وَيَقْعُدُ عَشَرَةٌ ‏.‏ قُلْنَا فَمَا كَانَتْ تُمَدُّ قَالَ مِنْ أَىِّ شَيْءٍ تَعْجَبُ مَا كَانَتْ تُمَدُّ إِلاَّ مِنْ هَا هُنَا وَأَشَارَ بِيَدِهِ إِلَى السَّمَاءِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَأَبُو الْعَلاَءِ اسْمُهُ يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الشِّخِّيرِ ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bize anlattı; Yezîd b. Hârûn bize anlattı; Süleyman et-Teymî bize anlattı; Ebû’l-Alâ’dan; Semure b. Cündeb’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraberdik. Sabahtan geceye kadar (bir tek) çanak(taki yemek)tan nöbetleşe yiyorduk. On kişi kalkıyor, on kişi oturuyordu.” Biz: “Ona (ekleme yapılıp) artırılıyor muydu?” dedik. Dedi ki: “Neye şaşırıyorsunuz? O ancak şuradan artırılıyordu,” dedi ve eliyle gökyüzünü işaret etti. (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Ebû’l-Alâ’nın ismi Yezîd b. Abdullah b. eş-Şihhîr’dir.

3626. Hadis

حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ يَعْقُوبَ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ أَبِي ثَوْرٍ، عَنِ السُّدِّيِّ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ أَبِي يَزِيدَ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ فَخَرَجْنَا فِي بَعْضِ نَوَاحِيهَا فَمَا اسْتَقْبَلَهُ جَبَلٌ وَلاَ شَجَرٌ إِلاَّ وَهُوَ يَقُولُ السَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَرَوَى غَيْرُ وَاحِدٍ عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ أَبِي ثَوْرٍ وَقَالُوا عَنْ عَبَّادٍ أَبِي يَزِيدَ مِنْهُمْ فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ ‏.‏

Abbâd b. Yakûb el-Kûfî bize anlattı; Velîd b. Ebi Sevr bize anlattı; Süddî’den; Abbâd b. Ebi Yezîd’den; Ali b. Ebi Tâlib’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Mekke’de Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile beraberdim. Onun bazı kenar semtlerine çıktık. Onu karşılayan hiçbir dağ ve ağaç yoktu ki: ‘Es-Selâmü aleyke yâ Resûlallah (Selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Resûlü),’ demesin.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis gariptir. Pek çok kişi Velîd b. Ebi Sevr’den rivayet edip (hocası olarak) Abbâd Ebû Yezîd demişlerdir; Ferve b. Ebi’l-Mağrâ bunlardandır.

3627. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ عَمَّارٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ إِلَى لِزْقِ جِذْعٍ وَاتَّخَذُوا لَهُ مِنْبَرًا فَخَطَبَ عَلَيْهِ فَحَنَّ الْجِذْعُ حَنِينَ النَّاقَةِ فَنَزَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَمَسَّهُ فَسَكَنَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أُبَىٍّ وَجَابِرٍ وَابْنِ عُمَرَ وَسَهْلِ بْنِ سَعْدٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَحَدِيثُ أَنَسٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Mahmûd b. Gaylân bize anlattı; Ömer b. Yunus bize anlattı; İkrime b. Ammâr’dan; İshak b. Abdullah b. Ebi Talha’dan; Enes b. Mâlik’ten nakledildiğine göre: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe verirdi. Onun için bir minber yaptılar. (Minber yapılınca) onun üzerinde hutbe verdi. Kütük (onun ayrılığına dayanamayarak) dişi devenin inlemesi gibi inledi. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) indi, ona dokundu ve kütük sakinleşti.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu konuda Übey, Câbir, İbn Ömer, Sehl b. Sa’d, İbn Abbâs ve Ümmü Seleme’den de hadis rivayet edilmiştir. Enes hadisi hasen sahih gariptir.

3628. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ أَبِي ظَبْيَانَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ بِمَ أَعْرِفُ أَنَّكَ نَبِيٌّ قَالَ ‏"‏ إِنْ دَعَوْتُ هَذَا الْعِذْقَ مِنْ هَذِهِ النَّخْلَةِ أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ فَدَعَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ يَنْزِلُ مِنَ النَّخْلَةِ حَتَّى سَقَطَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ارْجِعْ ‏"‏ ‏.‏ فَعَادَ فَأَسْلَمَ الأَعْرَابِيُّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Muhammed b. İsmail bize anlattı; Muhammed b. Saîd bize anlattı; Şerîk bize anlattı; Simâk’ten; Ebû Zabyân’dan; İbn Abbâs’tan nakledildiğine göre şöyle demiştir: Bir bedevî Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) geldi ve: “Senin peygamber olduğunu ne ile bileyim?” dedi. (Resûlullah): “Şu hurma ağacından, şu salkımı çağırsam, benim Allah’ın Resûlü olduğuma şahitlik eder misin?” dedi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onu çağırdı. (Salkım) hurma ağacından inmeye başladı, ta ki Nebi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanına düştü (geldi). Sonra (Resûlullah): “Geri dön!” dedi. O da geri döndü. Bunun üzerine bedevî Müslüman oldu. (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen garip sahihtir.

3629. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، بُنْدَارٌ حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا عَزْرَةُ بْنُ ثَابِتٍ، حَدَّثَنَا عِلْبَاءُ بْنُ أَحْمَرَ، حَدَّثَنَا أَبُو زَيْدِ بْنُ أَخْطَبَ، قَالَ مَسَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ عَلَى وَجْهِي وَدَعَا لِي قَالَ عَزْرَةُ إِنَّهُ عَاشَ مِائَةً وَعِشْرِينَ سَنَةً وَلَيْسَ فِي رَأْسِهِ إِلاَّ شَعَرَاتٌ بِيضٌ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَأَبُو زَيْدٍ اسْمُهُ عَمْرُو بْنُ أَخْطَبَ ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr Bundâr bize anlattı; Ebû Âsım bize anlattı; Azre b. Sâbit bize anlattı; İlbâ b. Ahmer bize anlattı; Ebû Zeyd b. Ahtab bize anlattı; dedi ki: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) elini yüzüme sürdü ve benim için dua etti.” Azre dedi ki: “O, yüz yirmi sene yaşadı ve başında (sadece) birkaç beyaz tel vardı.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Ebû Zeyd’in ismi Amr b. Ahtab’tır.

3630. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ عَرَضْتُ عَلَى مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو طَلْحَةَ لأُمِّ سُلَيْمٍ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتَ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - يَعْنِي ضَعِيفًا - أَعْرِفُ فِيهِ الْجُوعَ فَهَلْ عِنْدَكِ مِنْ شَيْءٍ فَقَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ فَأَخْرَجَتْ أَقْرَاصًا مِنْ شَعِيرٍ ثُمَّ أَخْرَجَتْ خِمَارًا لَهَا فَلَفَّتِ الْخُبْزَ بِبَعْضِهِ ثُمَّ دَسَّتْهُ فِي يَدِي وَرَدَّتْنِي بِبَعْضِهِ ثُمَّ أَرْسَلَتْنِي إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَهَبْتُ بِهِ إِلَيْهِ فَوَجَدْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا فِي الْمَسْجِدِ وَمَعَهُ النَّاسُ قَالَ فَقُمْتُ عَلَيْهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَرْسَلَكَ أَبُو طَلْحَةَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بِطَعَامٍ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِمَنْ مَعَهُ ‏"‏ قُومُوا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقُوا فَانْطَلَقْتُ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ حَتَّى جِئْتُ أَبَا طَلْحَةَ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ أَبُو طَلْحَةَ يَا أُمَّ سُلَيْمٍ قَدْ جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ مَعَهُ وَلَيْسَ عِنْدَنَا مَا نُطْعِمُهُمْ ‏.‏ قَالَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقَ أَبُو طَلْحَةَ حَتَّى لَقِيَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَقْبَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو طَلْحَةَ مَعَهُ حَتَّى دَخَلاَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هَلُمِّي يَا أُمَّ سُلَيْمٍ مَا عِنْدَكِ ‏"‏ ‏.‏ فَأَتَتْ بِذَلِكَ الْخُبْزِ فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَفُتَّ وَعَصَرَتْ أُمُّ سُلَيْمٍ عُكَّةً لَهَا فَآدَمَتْهُ ثُمَّ قَالَ فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَقُولَ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ ائْذَنْ لِعَشَرَةٍ ‏"‏ ‏.‏ فَأَذِنَ لَهُمْ فَأَكَلُوا حَتَّى شَبِعُوا ثُمَّ خَرَجُوا فَأَكَلَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ وَشَبِعُوا وَالْقَوْمُ سَبْعُونَ أَوْ ثَمَانُونَ رَجُلاً ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

İshak b. Mûsâ el-Ensârî bize anlattı; Ma’n bize anlattı; dedi ki: Mâlik b. Enes’e, İshak b. Abdullah b. Ebi Talha’dan (rivayetini) arz ettim; o, Enes b. Mâlik’in şöyle dediğini işitmiştir: Ebû Talha, Ümmü Süleym’e: “Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) sesini işittim -yani zayıf çıkıyordu-; onda açlık (emaresi) sezdim. Yanında bir şey var mı?” dedi. (Ümmü Süleym): “Evet,” dedi. Arpadan yapılmış (birkaç) ekmek çıkardı. Sonra kendisine ait bir başörtüsü çıkardı; ekmeği onun bir kısmına sarıp elime (veya koltuğumun altına) sıkıştırdı, diğer kısmıyla da beni sardı. Sonra beni Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) gönderdi. (Enes) dedi ki: “Onu (ekmeği) ona götürdüm. Resûlullah’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) mescitte otururken buldum; yanında insanlar vardı. Başlarında dikildim. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): ‘Seni Ebû Talha mı gönderdi?’ buyurdu. ‘Evet,’ dedim. ‘Yemekle mi?’ buyurdu. ‘Evet,’ dedim. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanındakilere: ‘Kalkın!’ buyurdu.” (Enes) dedi ki: “Onlar hareket ettiler; ben de önlerinden koştum, ta ki Ebû Talha’ya gelip ona haber verdim. Ebû Talha: ‘Ey Ümmü Süleym! Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) geldi, insanlar da onunla beraber. Bizde ise onlara yetecek (kadar) yiyecek yok,’ dedi. Ümmü Süleym: ‘Allah ve Resûlü en doğrusunu bilir,’ dedi. Ebû Talha (karşılamaya) gitti ve Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile karşılaştı. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ebû Talha ile beraber eve girdiler. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): ‘Ey Ümmü Süleym! Yanındaki (yiyeceği) getir,’ buyurdu. (Ümmü Süleym) o ekmeği getirdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) emretti ve ekmek ufalandı. Ümmü Süleym kendisine ait bir yağ tulumunu sıktı ve onu katık yaptı. Sonra Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onun hakkında Allah’ın söylemesini dilediği (duaları) söyledi. Sonra: ‘On kişiye izin ver,’ buyurdu. Onlara izin verildi; doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Sonra: ‘On kişiye izin ver,’ buyurdu. Onlara izin verildi; doyuncaya kadar yediler, sonra çıktılar. Topluluğun hepsi yedi ve doydu. Topluluk yetmiş veya seksen kişiydi.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3631. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَحَانَتْ صَلاَةُ الْعَصْرِ وَالْتَمَسَ النَّاسُ الْوَضُوءَ فَلَمْ يَجِدُوهُ فَأُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِوَضُوءٍ فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فِي ذَلِكَ الإِنَاءِ وَأَمَرَ النَّاسَ أَنْ يَتَوَضَّئُوا مِنْهُ ‏.‏ قَالَ فَرَأَيْتُ الْمَاءَ يَنْبُعُ مِنْ تَحْتِ أَصَابِعِهِ فَتَوَضَّأَ النَّاسُ حَتَّى تَوَضَّئُوا مِنْ عِنْدِ آخِرِهِمْ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَجَابِرٍ وَزِيَادِ بْنِ الْحَارِثِ الصُّدَائِيِّ وَحَدِيثُ أَنَسٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

İshak b. Mûsâ el-Ensârî bize anlattı; Ma’n bize anlattı; Mâlik b. Enes bize anlattı; İshak b. Abdullah b. Ebi Talha’dan; Enes b. Mâlik’ten nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullah’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) gördüm; ikindi namazı vakti girmişti. İnsanlar abdest suyu aradılar ama bulamadılar. Derken Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) içinde su bulunan bir kap getirildi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) elini o kabın içine koydu ve insanlara ondan abdest almalarını emretti.” (Enes) dedi ki: “Suyun parmaklarının altından kaynadığını gördüm. İnsanlar abdest aldılar, ta ki (oradaki) en son kişi de abdest alıncaya kadar (bu devam etti).” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu konuda İmrân b. Husayn, İbn Mes’ûd, Câbir ve Ziyâd b. el-Hâris es-Sudâî’den de hadis rivayet edilmiştir. Enes hadisi hasen sahihtir.

3632. Hadis

حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنِي الزُّهْرِيُّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ أَوَّلُ مَا ابْتُدِئَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ النُّبُوَّةِ حِينَ أَرَادَ اللَّهُ كَرَامَتَهُ وَرَحْمَةَ الْعِبَادِ بِهِ أَنْ لاَ يَرَى شَيْئًا إِلاَّ جَاءَتْ مِثْلَ فَلَقِ الصُّبْحِ فَمَكَثَ عَلَى ذَلِكَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَمْكُثَ وَحُبِّبَ إِلَيْهِ الْخَلْوَةُ فَلَمْ يَكُنْ شَيْءٌ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ أَنْ يَخْلُوَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

el-Ensârî İshak b. Mûsâ bize anlattı; Yunus b. Bükeyr bize anlattı; Muhammed b. İshâk bize haber verdi; Zührî bana anlattı; Urve’den; Âişe’den (radıyallahu anhâ) nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Allah ona ikram etmeyi ve onun vasıtasıyla kullara rahmet etmeyi dilediğinde, Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvvetinin ilk başlangıcı şöyle oldu: (Uykuda) hiçbir rüya görmezdi ki sabahın aydınlığı gibi (apaçık gerçekleşmiş olarak) çıkmasın. Allah’ın dilediği bir süre bu hal üzere kaldı. Ve kendisine yalnız kalmak (halvet) sevdirildi. Artık onun için yalnız kalmaktan daha sevimli bir şey yoktu.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3633. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ الزُّبَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ إِنَّكُمْ تَعُدُّونَ الآيَاتِ عَذَابًا وَإِنَّا كُنَّا نَعُدُّهَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَرَكَةً لَقَدْ كُنَّا نَأْكُلُ الطَّعَامَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ نَسْمَعُ تَسْبِيحَ الطَّعَامِ ‏.‏ قَالَ وَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِإِنَاءٍ فَوَضَعَ يَدَهُ فِيهِ فَجَعَلَ الْمَاءُ يَنْبُعُ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِهِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ حَىَّ عَلَى الْوَضُوءِ الْمُبَارَكِ وَالْبَرَكَةِ مِنَ السَّمَاءِ ‏"‏ ‏.‏ حَتَّى تَوَضَّأْنَا كُلُّنَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Muhammed b. Beşşâr bize anlattı; Ebû Ahmed ez-Zübeyrî bize anlattı; İsrâil bize anlattı; Mansûr’dan; İbrahim’den; Alkame’den; Abdullah’tan nakledildiğine göre o şöyle demiştir: “Siz ayetleri (harikulade olayları) azap sayıyorsunuz; biz ise Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanında onları bereket sayardık. Biz Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile birlikte yemek yerdik de yemeğin tesbihini işitirdik.” (Abdullah) dedi ki: “Nebi’ye (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir kap getirildi. Elini içine koydu; parmaklarının arasından su kaynamaya başladı. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem): ‘Mübarek abdest suyuna gelin! Bereket ise semadandır,’ buyurdu. Hepimiz abdest alıncaya kadar (bu devam etti).” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3634. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ الْحَارِثَ بْنَ هِشَامٍ، سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَيْفَ يَأْتِيكَ الْوَحْىُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَحْيَانًا يَأْتِينِي فِي مِثْلِ صَلْصَلَةِ الْجَرَسِ وَهُوَ أَشَدُّ عَلَىَّ وَأَحْيَانًا يَتَمَثَّلُ لِي الْمَلَكُ رَجُلاً فَيُكَلِّمُنِي فَأَعِي مَا يَقُولُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَلَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْزِلُ عَلَيْهِ الْوَحْىُ فِي الْيَوْمِ الشَّدِيدِ الْبَرْدِ فَيَفْصِمُ عَنْهُ وَإِنَّ جَبِينَهُ لَيَتَفَصَّدُ عَرَقًا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

İshak b. Mûsâ el-Ensârî bize anlattı; Ma’n b. Îsâ bize anlattı; Mâlik bize anlattı; Hişâm b. Urve’den; babasından; Âişe’den nakledildiğine göre: Hâris b. Hişâm, Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Sana vahiy nasıl geliyor?” diye sordu. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bazen bana çıngırak sesi gibi gelir ki bu bana en ağır olanıdır. Benden ayrıldığında (meleğin) dediğini bellemiş olurum. Bazen de melek bana bir adam suretinde görünür ve benimle konuşur; ben de söylediğini bellerim.” Âişe dedi ki: “Andolsun ki ben, çok soğuk bir günde ona vahiy inerken gördüm. (Vahiy) ondan ayrıldığında, alnından şakır şakır ter akıyordu.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3635. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ مَا رَأَيْتُ مِنْ ذِي لِمَّةٍ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ أَحْسَنَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَهُ شَعْرٌ يَضْرِبُ مَنْكِبَيْهِ بَعِيدٌ مَا بَيْنَ الْمَنْكِبَيْنِ لَمْ يَكُنْ بِالْقَصِيرِ وَلاَ بِالطَّوِيلِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Mahmûd b. Gaylân bize anlattı; Vekî’ bize anlattı; Süfyân bize anlattı; Ebû İshâk’tan; Berâ’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Kırmızı bir elbise (hulle) içinde, saçları omuzlarına kadar dökülen hiç kimseyi Resûlullah’tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha güzel görmedim. Omuzlarına değen saçları vardı. İki omzunun arası genişti. Kısa boylu değildi, uzun boylu da değildi.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3636. Hadis

حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَأَلَ رَجُلٌ الْبَرَاءَ أَكَانَ وَجْهُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ السَّيْفِ قَالَ لاَ مِثْلَ الْقَمَرِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏

Süfyân b. Vekî’ bize anlattı; Humeyd b. Abdurrahman bize anlattı; Züheyr bize anlattı; Ebû İshâk’tan nakledildiğine göre şöyle demiştir: Bir adam Berâ’ya: “Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) yüzü kılıç gibi miydi?” diye sordu. O da: “Hayır, ay gibi idi,” dedi. (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasendir.

3637. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا الْمَسْعُودِيُّ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ مُسْلِمِ بْنِ هُرْمُزَ، عَنْ نَافِعِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ عَلِيٍّ، قَالَ لَمْ يَكُنْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالطَّوِيلِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ شَثْنَ الْكَفَّيْنِ وَالْقَدَمَيْنِ ضَخْمَ الرَّأْسِ ضَخْمَ الْكَرَادِيسِ طَوِيلَ الْمَسْرُبَةِ إِذَا مَشَى تَكَفَّأَ تَكَفُّؤًا كَأَنَّمَا انْحَطَّ مِنْ صَبَبٍ لَمْ أَرَ قَبْلَهُ وَلاَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الْمَسْعُودِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ ‏.‏

Muhammed b. İsmail bize anlattı; Ebû Nuaym bize anlattı; Mes’ûdî bize anlattı; Osman b. Müslim b. Hürmüz’den; Nâfi’ b. Cübeyr b. Mut’im’den; Ali’den nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) uzun boylu değildi, kısa boylu da değildi. Elleri ve ayakları kalın (etli) idi. Başı büyüktü. Eklem yerleri iriydi. Göğüs kılları (göbeğine kadar) ince bir çizgi halindeydi. Yürüdüğü zaman, sanki yokuştan iniyormuş gibi (öne doğru) meylederek yürürdü. Ne ondan önce ne de ondan sonra onun gibisini gördüm.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Süfyân b. Vekî’ bize anlattı; babam bize anlattı; Mes’ûdî’den bu senedle bunun benzerini rivayet etmiştir.

3638. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ أَبِي حَلِيمَةَ مِنْ قَصْرِ الأَحْنَفِ وَأَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ الْمَعْنَى وَاحِدٌ قَالُوا حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، مَوْلَى غُفْرَةَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، مِنْ وَلَدِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ قَالَ كَانَ عَلِيٌّ رضى الله عنه إِذَا وَصَفَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لَمْ يَكُنْ بِالطَّوِيلِ الْمُمَغَّطِ وَلاَ بِالْقَصِيرِ الْمُتَرَدِّدِ وَكَانَ رَبْعَةً مِنَ الْقَوْمِ وَلَمْ يَكُنْ بِالْجَعْدِ الْقَطَطِ وَلاَ بِالسَّبِطِ كَانَ جَعْدًا رَجِلاً وَلَمْ يَكُنْ بِالْمُطَهَّمِ وَلاَ بِالْمُكَلْثَمِ وَكَانَ فِي الْوَجْهِ تَدْوِيرٌ أَبْيَضُ مُشْرَبٌ أَدْعَجُ الْعَيْنَيْنِ أَهْدَبُ الأَشْفَارِ جَلِيلُ الْمُشَاشِ وَالْكَتِدِ أَجْرَدُ ذُو مَسْرُبَةٍ شَثْنُ الْكَفَّيْنِ وَالْقَدَمَيْنِ إِذَا مَشَى تَقَلَّعَ كَأَنَّمَا يَمْشِي فِي صَبَبٍ وَإِذَا الْتَفَتَ الْتَفَتَ مَعًا بَيْنَ كَتِفَيْهِ خَاتَمُ النُّبُوَّةِ وَهُوَ خَاتَمُ النَّبِيِّينَ أَجْوَدُ النَّاسِ كَفًّا وَأَشْرَحُهُمْ صَدْرًا وَأَصْدَقُ النَّاسِ لَهْجَةً وَأَلْيَنُهُمْ عَرِيكَةً وَأَكْرَمُهُمْ عِشْرَةً مَنْ رَآهُ بَدِيهَةً هَابَهُ وَمَنْ خَالَطَهُ مَعْرِفَةً أَحَبَّهُ يَقُولُ نَاعِتُهُ لَمْ أَرَ قَبْلَهُ وَلاَ بَعْدَهُ مِثْلَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لَيْسَ إِسْنَادُهُ بِمُتَّصِلٍ ‏.‏ قَالَ أَبُو جَعْفَرٍ سَمِعْتُ الأَصْمَعِيَّ يَقُولُ فِي تَفْسِيرِهِ صِفَةَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْمُمَغَّطِ الذَّاهِبُ طُولاً ‏.‏ وَسَمِعْتُ أَعْرَابِيًّا يَقُولُ تَمَغَّطَ فِي نَشَّابَةٍ أَىْ مَدَّهَا مَدًّا شَدِيدًا ‏.‏ وَأَمَّا الْمُتَرَدِّدُ فَالدَّاخِلُ بَعْضُهُ فِي بَعْضٍ قِصَرًا وَأَمَّا الْقَطَطُ فَالشَّدِيدُ الْجُعُودَةِ وَالرَّجِلُ الَّذِي فِي شَعَرِهِ حُجُونَةٌ قَلِيلاً وَأَمَّا الْمُطَهَّمُ فَالْبَادِنُ الْكَثِيرُ اللَّحْمِ وَأَمَّا الْمُكَلْثَمُ فَالْمُدَوَّرُ الْوَجْهِ ‏.‏ وَأَمَّا الْمُشْرَبُ فَهُوَ الَّذِي فِي بَيَاضِهِ حُمْرَةٌ وَالأَدْعَجُ الشَّدِيدُ سَوَادِ الْعَيْنِ وَالأَهْدَبُ الطَّوِيلُ الأَشْفَارِ وَالْكَتِدُ مُجْتَمَعُ الْكَتِفَيْنِ وَهُوَ الْكَاهِلُ وَالْمَسْرُبَةُ هُوَ الشَّعْرُ الدَّقِيقُ الَّذِي هُوَ كَأَنَّهُ قَضِيبٌ مِنَ الصَّدْرِ إِلَى السُّرَّةِ ‏.‏ وَالشَّثْنُ الْغَلِيظُ الأَصَابِعِ مِنَ الْكَفَّيْنِ وَالْقَدَمَيْنِ وَالتَّقَلُّعُ أَنْ يَمْشِيَ بِقُوَّةٍ وَالصَّبَبُ الْحُدُورُ يَقُولُ انْحَدَرْنَا فِي صَبُوبٍ وَصَبَبٍ وَقَوْلُهُ جَلِيلُ الْمُشَاشِ يُرِيدُ رُءُوسَ الْمَنَاكِبِ وَالْعَشِيرَةُ الصُّحْبَةُ وَالْعَشِيرُ الصَّاحِبُ وَالْبَدِيهَةُ الْمُفَاجَأَةُ يُقَالَ بَدَهْتُهُ بِأَمْرٍ أَىْ فَجَأْتُهُ ‏.‏

Ebû Ca’fer Muhammed b. el-Hüseyin b. Ebi Halîme -Kasr-ı Ahnef’ten-, Ahmed b. Abde ed-Dabbî ve Ali b. Hucr -manası birdir- bize anlattılar; dediler ki: Îsâ b. Yunus bize anlattı; Ömer b. Abdullah -Gufre’nin azatlısı- bize anlattı; İbrahim b. Muhammed -Ali b. Ebi Tâlib’in torunlarından- bana anlattı; dedi ki: Ali (radıyallahu anh) Nebi’yi (sallallâhu aleyhi ve sellem) vasfettiği zaman şöyle derdi: “O, aşırı uzun boylu değildi, (içiçe girmiş gibi) tıknaz kısa da değildi; o, topluluk içinde orta boyluydu. Saçı ne kıvırcıktı ne de düzdü; saçı dalgalıydı. Şişman değildi, yüzü de değirmi (tam yuvarlak) değildi; ancak yüzünde biraz yuvarlaklık vardı. Rengi beyazdı, pembeye çalardı. Gözleri simsiyah, kirpikleri uzundu. Eklem yerleri ve omuz başları iriydi. Vücudu (kılsız) tüysüzdü; ancak göğsünden göbeğine kadar inen ince bir tüy şeridi vardı. El ve ayakları kalındı. Yürüdüğü zaman, yokuştan iniyormuşçasına sert (ve kuvvetli) adımlarla yürürdü. Döndüğü zaman (bütün vücuduyla) birlikte dönerdi. İki omzunun arasında Nübüvvet Mührü vardı; o, peygamberlerin sonuncusuydu (mührüydü). İnsanların eli en cömert olanı, göğsü en geniş olanı (yüreği en pek olanı), lehçesi (sözü) en doğru olanı, tabiatı en yumuşak olanı ve arkadaşlığı en kerim (değerli) olanıydı. Onu ansızın gören ondan heybetlenirdi (çekinirdi). Onu tanıyarak onunla karışıp görüşen onu severdi. Onu vasfeden kişi: ‘Ne ondan önce ne de ondan sonra onun gibisini gördüm,’ derdi.” (Ebû Îsâ) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir; senedi muttasıl değildir. Ebû Ca’fer dedi ki: Asmaî’nin, Nebi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) sıfatını tefsir ederken şöyle dediğini işittim: El-Mümagğat: Uzayıp giden (aşırı) uzun boyludur. Bir bedevînin şöyle dediğini işittim: “Temagğata fi neşşâbetihi”; yani okunu (yayını) şiddetle gerip uzattı. El-Mütereddid: Kısalıktan dolayı uzuvları birbirine girmiş olandır. El-Katat: Aşırı kıvırcık saçtır. Er-Recil: Saçında az bir dalga olandır. El-Mutahham: Şişman, çok etli kimsedir. El-Mükelsem: Yüzü (aşırı) yuvarlak olandır. El-Müşreb: Beyazlığında kırmızılık olandır. El-Ed’ac: Gözü şiddetli siyah olandır. El-Ehdeb: Kirpikleri uzun olandır. El-Ketid: İki omzun birleştiği yerdir ki o da kâhildir (sırtın hörgüç gibi olan üst kısmıdır). El-Mesrube: Göğüsten göbeğe kadar çubuk gibi (uzanan) ince kıldır. Eş-Şesn: El ve ayak parmakları kalın olandır. Et-Tekallu’: Kuvvetle yürümektir. Es-Sabab: İniştir (yokuştur). “İnhadarnâ fi sabûbin ve sababin” (İnişten indik) denilir. “Celîlü’l-müşâş” sözüyle omuz başlarını (kemiklerini) kastetmiştir. El-Aşîre: Arkadaşlık, sohbet etmektir; El-Aşîr arkadaştır. El-Bedîhe: Ansızın demektir. “Bedehtühü bi-emrin” yani onu bir işle gafil avladım (ansızın geldim) denilir.

3639. Hadis

حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ مَسْعَدَةَ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ الأَسْوَدِ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْرُدُ سَرْدَكُمْ هَذَا وَلَكِنَّهُ كَانَ يَتَكَلَّمُ بِكَلاَمٍ بَيْنَهُ فَصْلٌ يَحْفَظُهُ مَنْ جَلَسَ إِلَيْهِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ الزُّهْرِيِّ وَقَدْ رَوَاهُ يُونُسُ بْنُ يَزِيدَ عَنِ الزُّهْرِيِّ ‏.‏

Bize Humeyd b. Mes'ade anlattı; bize Humeyd b. el-Esved, Üsame b. Zeyd'den, o Zühri'den, o Urve'den, o da Aişe'den naklederek haber verdi. Aişe şöyle dedi: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) sizin şu (hızlıca) anlatışınız gibi ardı ardına konuşmazdı. Fakat o, yanına oturanın ezberleyebileceği şekilde, kelimeleri (tane tane) ve aralıklı konuşurdu.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bunu sadece Zühri'nin rivayetinden biliyoruz. Yunus b. Yezid de bunu Zühri'den rivayet etmiştir.

3640. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو قُتَيْبَةَ، سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُثَنَّى، عَنْ ثُمَامَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعِيدُ الْكَلِمَةَ ثَلاَثًا لِتُعْقَلَ عَنْهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ إِنَّمَا نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُثَنَّى ‏.‏

Bize Muhammed b. Yahya anlattı; bize Ebu Kuteybe Selm b. Kuteybe, Abdullah b. el-Müsenna'dan, o Sümame'den, o da Enes b. Malik'ten naklederek haber verdi. Enes şöyle dedi: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendisinden (iyice) anlaşılması için sözü üç defa tekrar ederdi.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahih garibtir. Bunu sadece Abdullah b. el-Müsenna'nın rivayetinden biliyoruz.

3641. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُغِيرَةِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ جَزْءٍ، قَالَ مَا رَأَيْتُ أَحَدًا أَكْثَرَ تَبَسُّمًا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize İbn Lehia, Ubeydullah b. el-Muğire'den, o Abdullah b. el-Haris b. Cez'den naklederek haber verdi. Abdullah dedi ki: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den daha fazla tebessüm eden hiç kimseyi görmedim.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3642. Hadis

وَقَدْ رُوِيَ عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ جَزْءٍ، مِثْلُ هَذَا ‏.‏ حَدَّثَنَا بِذَلِكَ، أَحْمَدُ بْنُ خَالِدٍ الْخَلاَّلُ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ إِسْحَاقَ السَّيْلَحَانِيُّ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ جَزْءٍ، قَالَ مَا كَانَ ضَحِكُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ تَبَسُّمًا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ مِنْ حَدِيثِ لَيْثِ بْنِ سَعْدٍ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Yezid b. Ebi Habib'den, o Abdullah b. el-Haris b. Cez'den bunun bir benzeri rivayet edilmiştir. Bize bunu Ahmed b. Halid el-Hallal anlattı; bize Yahya b. İshak es-Seylahani, Leys b. Sa'd'dan, o Yezid b. Ebi Habib'den, o da Abdullah b. el-Haris b. Cez'den naklederek haber verdi. Abdullah dedi ki: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in gülmesi sadece tebessümden ibaretti.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis sahih gariptir. Leys b. Sa'd'ın hadisinden sadece bu vecihle biliyoruz.

3643. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَاتِمُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنِ الْجَعْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ السَّائِبَ بْنَ يَزِيدَ، يَقُولُ ذَهَبَتْ بِي خَالَتِي إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَ أُخْتِي وَجِعٌ فَمَسَحَ بِرَأْسِي وَدَعَا لِي بِالْبَرَكَةِ وَتَوَضَّأَ فَشَرِبْتُ مِنْ وَضُوئِهِ فَقُمْتُ خَلْفَ ظَهْرِهِ فَنَظَرْتُ إِلَى الْخَاتَمِ بَيْنَ كَتِفَيْهِ فَإِذَا هُوَ مِثْلُ زِرِّ الْحَجَلَةِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى الزِّرُّ يُقَالُ بَيْضٌ لَهَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ سَلْمَانَ وَقُرَّةَ بْنِ إِيَاسٍ الْمُزَنِيِّ وَجَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ وَأَبِي رِمْثَةَ وَبُرَيْدَةَ الأَسْلَمِيِّ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَرْجِسَ وَعَمْرِو بْنِ أَخْطَبَ وَأَبِي سَعِيدٍ ‏.‏ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize Hatim b. İsmail, Ca'd b. Abdurrahman'dan, o Saib b. Yezid'den naklederek haber verdi. Saib şöyle dedi: “Teyzem beni Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e götürdü ve: 'Ey Allah'ın Resûlü! Kız kardeşimin oğlu rahatsızdır' dedi. Bunun üzerine (Peygamber) başımı sıvazladı ve bana bereketle dua etti. Sonra abdest aldı, ben de onun abdest suyundan içtim. Sonra arkasına geçip durdum ve iki kürek kemiği arasındaki nübüvvet mührüne baktım; o, keklik yumurtası (veya çadır düğmesi) gibiydi.” Ebu İsa dedi ki: (Metindeki) 'Zirr', yumurta demektir. Ebu İsa dedi ki: Bu konuda Selman, Kurre b. İyas el-Müzeni, Cabir b. Semure, Ebu Rimse, Büreyde el-Eslemi, Abdullah b. Sercis, Amr b. Ahtab ve Ebu Said'den de rivayetler vardır. Bu hadis bu vecihle hasen sahih gariptir.

3644. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ يَعْقُوبَ الطَّالْقَانِيُّ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ جَابِرٍ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ كَانَ خَاتَمُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - يَعْنِي الَّذِي بَيْنَ كَتِفَيْهِ غُدَّةً حَمْرَاءَ مِثْلَ بَيْضَةِ الْحَمَامَةِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Said b. Yakub et-Talikani anlattı; bize Eyyub b. Cabir, Simak b. Harb'den, o da Cabir b. Semure'den naklederek haber verdi. Cabir şöyle dedi: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in mührü -yani iki kürek kemiği arasındaki- güvercin yumurtası gibi kırmızı bir et parçası (ben) idi.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3645. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ الْعَوَّامِ، أَخْبَرَنَا الْحَجَّاجُ، هُوَ ابْنُ أَرْطَاةَ عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ كَانَ فِي سَاقَىْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُمُوشَةٌ وَكَانَ لاَ يَضْحَكُ إِلاَّ تَبَسُّمًا وَكُنْتُ إِذَا نَظَرْتُ إِلَيْهِ قُلْتُ أَكْحَلَ الْعَيْنَيْنِ وَلَيْسَ بِأَكْحَلَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Ahmed b. Meni' anlattı; bize Abbad b. el-Avvam anlattı; bize Haccac b. Ertat haber verdi; o Simak b. Harb'den, o da Cabir b. Semure'den naklederek haber verdi. Cabir şöyle dedi: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in baldırlarında hafif bir incelik vardı. O, tebessümden başka şekilde gülmezdi. Ona baktığımda gözlerinde sürme olduğunu sanırdım; halbuki sürmeli değildi (gözleri kendinden sürmeli gibiydi).” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis bu vecihle hasen sahih gariptir.

3646. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، حَدَّثَنَا أَبُو قَطَنٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ضَلِيعَ الْفَمِ أَشْكَلَ الْعَيْنَيْنِ مَنْهُوسَ الْعَقِبِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. Meni' anlattı; bize Ebu Katan anlattı; bize Şu'be, Simak b. Harb'den, o da Cabir b. Semure'den naklederek haber verdi. Cabir şöyle dedi: “Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in ağzı geniş, gözlerinin beyazında (hafif) kırmızılık bulunan ve topukları az etli (ince topuklu) bir kimse idi.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3647. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى، مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَلِيعَ الْفَمِ أَشْكَلَ الْعَيْنَيْنِ مَنْهُوشَ الْعَقِبِ ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ قُلْتُ لِسِمَاكٍ مَا ضَلِيعُ الْفَمِ قَالَ وَاسِعُ الْفَمِ ‏.‏ قُلْتُ مَا أَشْكَلُ الْعَيْنِ قَالَ طَوِيلُ شَقِّ الْعَيْنِ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ مَا مَنْهُوشُ الْعَقِبِ قَالَ قَلِيلُ اللَّحْمِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ebu Musa Muhammed b. el-Müsenna anlattı; bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be, Simak b. Harb'den, o da Cabir b. Semure'den naklederek haber verdi. Cabir şöyle dedi: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ağzı geniş, gözü eşkel (uzun veya kırmızılıklı) ve topukları az etli bir kimse idi.” Şu'be dedi ki: Simak'a: “Daliu'l-fem (ağzı geniş) nedir?” dedim. “Ağzı geniş olandır” dedi. “Eşkelu'l-ayn nedir?” dedim. “Göz yarığı uzun olandır” dedi. “Menhusu'l-akib nedir?” dedim. “Topuklarında eti az olandır” dedi. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3648. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ أَبِي يُونُسَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ مَا رَأَيْتُ شَيْئًا أَحْسَنَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَأَنَّ الشَّمْسَ تَجْرِي فِي وَجْهِهِ وَمَا رَأَيْتُ أَحَدًا أَسْرَعَ فِي مَشْيِهِ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَأَنَّمَا الأَرْضُ تُطْوَى لَهُ إِنَّا لَنُجْهِدُ أَنْفُسَنَا وَإِنَّهُ لَغَيْرُ مُكْتَرِثٍ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize İbn Lehia, Ebu Yunus'tan, o da Ebu Hureyre'den naklederek haber verdi. Ebu Hureyre şöyle dedi: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den daha güzel bir şey görmedim; sanki güneş onun yüzünde akıp gidiyordu (parlıyordu). Yürüyüşünde Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den daha hızlı olan birini de görmedim; sanki yeryüzü onun için dürülüyordu. Biz (ona yetişmek için) kendimizi zorlardık, o ise hiç aldırmazdı (normal yürüyüşüne devam ederdi).” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis gariptir.

3649. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ عُرِضَ عَلَىَّ الأَنْبِيَاءُ فَإِذَا مُوسَى ضَرْبٌ مِنَ الرِّجَالِ كَأَنَّهُ مِنْ رِجَالِ شَنُوءَةَ وَرَأَيْتُ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ فَإِذَا أَقْرَبُ النَّاسِ مَنْ رَأَيْتُ بِهِ شَبَهًا عُرْوَةُ بْنُ مَسْعُودٍ وَرَأَيْتُ إِبْرَاهِيمَ فَإِذَا أَقْرَبُ مَنْ رَأَيْتُ بِهِ شَبَهًا صَاحِبُكُمْ نَفْسَهُ وَرَأَيْتُ جِبْرِيلَ فَإِذَا أَقْرَبُ مَنْ رَأَيْتُ بِهِ شَبَهًا دِحْيَةُ ‏"‏ ‏.‏ هُوَ ابْنُ خَلِيفَةَ الْكَلْبِيُّ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; bize Leys, Ebu'z-Zübeyr'den, o da Cabir'den naklederek haber verdi. Cabir dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Peygamberler bana arz olundu. Musa'yı gördüm; o, sanki Şenûe (kabilesi) erkeklerinden biri gibi, eti sıkı (yapılı) bir adamdı. Meryem oğlu İsa'yı gördüm; gördüklerim arasında ona en çok benzeyen kişi Urve b. Mes'ud'dur. İbrahim'i gördüm; gördüklerim arasında ona en çok benzeyen kişi şu arkadaşınızdır (yani kendisi). Ve Cebrail'i gördüm; gördüklerim arasında ona en çok benzeyen kişi Dihye'dir.” (Ravi dedi ki: O Dihye), İbn Halife el-Kelbi'dir. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir.

3650. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، وَيَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، حَدَّثَنِي عَمَّارٌ، مَوْلَى بَنِي هَاشِمٍ قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ ابْنُ خَمْسٍ وَسِتِّينَ ‏.‏

Bize Ahmed b. Meni' ve Yakub b. İbrahim ed-Devraki anlattı. Dediler ki: Bize İsmail İbn Uleyye, Halid el-Hazza'dan, o Beni Haşim'in azatlısı Ammar'dan haber verdi. Ammar dedi ki: İbn Abbas'ı şöyle derken işittim: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) altmış beş yaşındayken vefat etti.”

3651. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ،قَالَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ،قَالَ حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ،قَالَ حَدَّثَنَا عَمَّارٌ، مَوْلَى بَنِي هَاشِمٍ قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تُوُفِّيَ وَهُوَ ابْنُ خَمْسٍ وَسِتِّينَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنُ الإِسْنَادِ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Nasr b. Ali el-Cahdami anlattı; dedi ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal anlattı; dedi ki: Bize Halid el-Hazza anlattı; dedi ki: Bize Beni Haşim'in azatlısı Ammar anlattı; dedi ki: Bize İbn Abbas anlattı. (İbn Abbas'a göre): “Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) altmış beş yaşındayken vefat etti.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadisin senedi hasen olup (hadis) sahihtir.

3652. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، قَالَ حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّا بْنُ إِسْحَاقَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ مَكَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِمَكَّةَ ثَلاَثَ عَشْرَةَ - يَعْنِي يُوحَى إِلَيْهِ وَتُوُفِّيَ وَهُوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَدَغْفَلِ بْنِ حَنْظَلَةَ وَلاَ يَصِحُّ لِدَغْفَلٍ سَمَاعٌ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلاَ رُؤْيَةٌ ‏.‏ وَحَدِيثُ ابْنِ عَبَّاسٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ ‏.‏

Bize Ahmed b. Meni' anlattı; dedi ki: Bize Ravh b. Ubade anlattı; dedi ki: Bize Zekeriya b. İshak anlattı; dedi ki: Bize Amr b. Dinar, İbn Abbas'tan naklederek haber verdi. İbn Abbas dedi ki: “Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke'de -kendisine vahiy gelirken- on üç yıl kaldı ve altmış üç yaşındayken vefat etti.” Ebu İsa dedi ki: Bu konuda Aişe, Enes b. Malik ve Dağfel b. Hanzala'dan da rivayetler vardır. Dağfel'in Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den işitmesi ve onu görmesi sahih (sabit) değildir. İbn Abbas hadisi, Amr b. Dinar rivayetiyle hasen gariptir.

3653. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعْتُهُ يَخْطُبُ، يَقُولُ مَاتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَأَنَا ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; dedi ki: Bize Şu'be, Ebu İshak'tan, o Amir b. Sa'd'dan, o Cerir b. Abdullah'tan, o da Muaviye b. Ebi Süfyan'dan naklederek haber verdi. Cerir dedi ki: Ben onu (Muaviye'yi) hutbe verirken işittim, şöyle diyordu: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) altmış üç yaşındayken vefat etti. Ebu Bekir ve Ömer de (öyle vefat etti). Ben de (şu an) altmış üç yaşındayım.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3654. Hadis

حَدَّثَنَا الْعَبَّاسُ الْعَنْبَرِيُّ وَالْحُسَيْنُ بْنُ مَهْدِيٍّ الْبَصْرِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أُخْبِرْتُ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، وَقَالَ الْحُسَيْنُ بْنُ مَهْدِيٍّ، فِي حَدِيثِهِ ابْنُ جُرَيْجٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَاتَ وَهُوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَقَدْ رَوَاهُ ابْنُ أَخِي الزُّهْرِيِّ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عُرْوَةَ عَنْ عَائِشَةَ مِثْلَ هَذَا ‏.‏

Bize Abbas el-Anberi ve Hüseyin b. Mehdi el-Basri anlattılar. Dediler ki: Bize Abdürrezzak, İbn Cüreyc'den haber verdi. (İbn Cüreyc) dedi ki: Bana İbn Şihab ez-Zühri'den, o Urve'den, o da Aişe'den nakledilerek haber verildi. Hüseyin b. Mehdi kendi hadisinde: İbn Cüreyc, Zühri'den, o Urve'den, o da Aişe'den (doğrudan rivayet etti, dedi). Aişe dedi ki: “Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) altmış üç yaşındayken vefat etti.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Zühri'nin erkek kardeşinin oğlu da bunu Zühri'den, o Urve'den, o da Aişe'den bu şekilde rivayet etmiştir.

3655. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، قَالَ أَخْبَرَنَا الثَّوْرِيُّ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي الأَحْوَصِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَبْرَأُ إِلَى كُلِّ خَلِيلٍ مِنْ خِلِّهِ وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُ ابْنَ أَبِي قُحَافَةَ خَلِيلاً وَإِنَّ صَاحِبَكُمْ خَلِيلُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَابْنِ الزُّبَيْرِ وَابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏

Bize Mahmud b. Gaylan anlattı; dedi ki: Bize Abdürrezzak anlattı; dedi ki: Bize Sevri, Ebu İshak'tan, o Ebu'l-Ahvas'tan, o da Abdullah'tan naklederek haber verdi. Abdullah dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Her dostun dostluğundan (uzak durarak Allah'a) sığınırım. Eğer (ümmetimden) bir dost edinecek olsaydım, Ebu Kuhafe'nin oğlunu (Ebu Bekir'i) dost edinirdim. Fakat sizin arkadaşınız (yani Peygamber), Allah'ın dostudur (Halilullah'tır).” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Ebu Said, Ebu Hureyre, İbnü'z-Zübeyr ve İbn Abbas'tan da rivayetler vardır.

3656. Hadis

حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعِيدٍ الْجَوْهَرِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، قَالَ أَبُو بَكْرٍ سَيِّدُنَا وَخَيْرُنَا وَأَحَبُّنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize İbrahim b. Said el-Cevheri anlattı; dedi ki: Bize İsmail b. Ebi Üveys, Süleyman b. Bilal'den, o Hişam b. Urve'den, o babasından, o Aişe'den, o da Ömer b. el-Hattab'dan naklederek haber verdi. Ömer şöyle dedi: “Ebu Bekir efendimizdir, en hayırlımızdır ve Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e en sevimli olanımızdır.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis sahih gariptir.

3657. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، قَالَ قُلْتُ لِعَائِشَةَ أَىُّ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ أَحَبَّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ قَالَتْ أَبُو بَكْرٍ ‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ مَنْ قَالَتْ عُمَرُ ‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ مَنْ قَالَتْ ثُمَّ أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ ‏.‏ قُلْتُ ثُمَّ مَنْ قَالَ فَسَكَتَتْ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. İbrahim ed-Devraki anlattı; dedi ki: Bize İsmail b. İbrahim, Cüreyri'den, o Abdullah b. Şakik'ten naklederek haber verdi. Abdullah dedi ki: Aişe'ye: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in ashabından hangisi Resûlullah'a daha sevimliydi?” diye sordum. “Ebu Bekir” dedi. “Sonra kim?” dedim. “Ömer” dedi. “Sonra kim?” dedim. “Sonra Ebu Ubeyde b. el-Cerrah” dedi. “Sonra kim?” dedim. Sustu. (Ebu İsa) dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3658. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي حَفْصَةَ، وَالأَعْمَشِ، وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ صُهْبَانَ، وَابْنِ أَبِي لَيْلَى، وَكَثِيرٍ النَّوَّاءِ، كُلِّهِمْ عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ أَهْلَ الدَّرَجَاتِ الْعُلَى لَيَرَاهُمْ مَنْ تَحْتَهُمْ كَمَا تَرَوْنَ النَّجْمَ الطَّالِعَ فِي أُفُقِ السَّمَاءِ وَإِنَّ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ مِنْهُمْ وَأَنْعَمَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ عَطِيَّةَ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Fudayl, Salim b. Ebi Hafsa, A'meş, Abdullah b. Suhbar, İbn Ebi Leyla ve Kesir en-Nevva'dan, (bunların) hepsi Atiyye'den, o da Ebu Said'den naklederek haber verdiler. Ebu Said dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz yüksek derecelerin ehli (olan cennetlikler), kendilerinden aşağıda olanlar tarafından, sizin gök ufkunda doğan yıldızı gördüğünüz gibi görülürler. Muhakkak ki Ebu Bekir ve Ömer de onlardandır ve ne iyi (bir makamdadırlar)!” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasendir. Bu hadis Atiyye aracılığıyla Ebu Said'den başka vecihlerden de rivayet edilmiştir.

3659. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي الْمُعَلَّى، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ يَوْمًا فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ رَجُلاً خَيَّرَهُ رَبُّهُ بَيْنَ أَنْ يَعِيشَ فِي الدُّنْيَا مَا شَاءَ أَنْ يَعِيشَ وَيَأْكُلَ فِي الدُّنْيَا مَا شَاءَ أَنْ يَأْكُلَ وَبَيْنَ لِقَاءِ رَبِّهِ فَاخْتَارَ لِقَاءَ رَبِّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ أَصْحَابُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَلاَ تَعْجَبُونَ مِنْ هَذَا الشَّيْخِ إِذْ ذَكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً صَالِحًا خَيَّرَهُ رَبُّهُ بَيْنَ الدُّنْيَا وَبَيْنَ لِقَاءِ رَبِّهِ فَاخْتَارَ لِقَاءَ رَبِّهِ ‏.‏ قَالَ فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ أَعْلَمَهُمْ بِمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ بَلْ نَفْدِيكَ بِآبَائِنَا وَأَمْوَالِنَا ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا مِنَ النَّاسِ أَحَدٌ أَمَنَّ إِلَيْنَا فِي صُحْبَتِهِ وَذَاتِ يَدِهِ مِنِ ابْنِ أَبِي قُحَافَةَ وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُ ابْنَ أَبِي قُحَافَةَ خَلِيلاً وَلَكِنْ وُدٌّ وَإِخَاءُ إِيمَانٍ وُدٌّ وَإِخَاءُ إِيمَانٍ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا وَإِنَّ صَاحِبَكُمْ خَلِيلُ اللَّهِ ‏"‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ أَبِي عَوَانَةَ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ بِإِسْنَادٍ غَيْرِ هَذَا ‏.‏ وَمَعْنَى قَوْلِهِ أَمَنَّ إِلَيْنَا يَعْنِي أَمَنَّ عَلَيْنَا ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdülmelik b. Ebi'ş-Şevarib anlattı; dedi ki: Bize Ebu Avane, Abdülmelik b. Umeyr'den, o İbn Ebi'l-Mualla'dan, o da babasından naklederek haber verdi. (Babası dedi ki): Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gün hutbe verdi ve şöyle buyurdu: “Bir adam ki, Rabbi onu, dünyada dilediği kadar yaşayıp dilediği kadar (nimetlerden) yemek ile Rabbi'ne kavuşmak arasında muhayyer bıraktı (seçim hakkı tanıdı); o ise Rabbi'ne kavuşmayı seçti.” (Ravi) dedi ki: Bunun üzerine Ebu Bekir ağladı. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in ashabı: “Şu yaşlı adama şaşmıyor musunuz? Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), Rabbi tarafından dünya ile Rabbi'ne kavuşmak arasında muhayyer bırakılıp da Rabbi'ne kavuşmayı seçen salih bir adamı andı diye (ağlıyor)” dediler. (Ravi) dedi ki: Ebu Bekir, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in ne dediğini (ne kastettiğini) onların en iyi bileniydi. Ebu Bekir: “Bilakis babalarımızı ve mallarımızı sana feda ederiz” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsanlardan hiç kimse yoktur ki, sohbetinde (arkadaşlığında) ve malında bize karşı Ebu Kuhafe'nin oğlundan daha cömert (ve fedakar) olsun. Eğer bir dost edinecek olsaydım, Ebu Kuhafe'nin oğlunu dost edinirdim. Fakat (aramızdaki), sevgi ve iman kardeşliğidir (sevgi ve iman kardeşliğidir).” (Bunu iki veya üç kere tekrarladı). “Sizin arkadaşınız (Peygamber), Allah'ın dostudur.” (Ebu İsa) dedi ki: Bu hadis Ebu Avane'den, Abdülmelik b. Umeyr'den bu isnadın gayrısıyla da rivayet edilmiştir. (Hadisteki) 'emenne ileyna' sözünün manası 'emenne aleyna' (bize karşı lütufta bulundu) demektir. Bu konuda Ebu Said'den de rivayet vardır. Bu hadis hasen gariptir.

3660. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْحَسَنِ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَبِي النَّضْرِ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ حُنَيْنٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ عَبْدًا خَيَّرَهُ اللَّهُ بَيْنَ أَنْ يُؤْتِيَهُ مِنْ زَهْرَةِ الدُّنْيَا مَا شَاءَ وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ فَاخْتَارَ مَا عِنْدَهُ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فَدَيْنَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِآبَائِنَا وَأُمَّهَاتِنَا ‏.‏ قَالَ فَعَجِبْنَا فَقَالَ النَّاسُ انْظُرُوا إِلَى هَذَا الشَّيْخِ يُخْبِرُ رَسُولُ اللَّهِ عَنْ عَبْدٍ خَيَّرَهُ اللَّهُ بَيْنَ أَنْ يُؤْتِيَهُ مِنْ زَهْرَةِ الدُّنْيَا مَا شَاءَ وَبَيْنَ مَا عِنْدَ اللَّهِ وَهُوَ يَقُولُ فَدَيْنَاكَ بِآبَائِنَا وَأُمَّهَاتِنَا ‏.‏ قَالَ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ هُوَ الْمُخَيَّرَ وَكَانَ أَبُو بَكْرٍ هُوَ أَعْلَمَنَا بِهِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنْ أَمَنِّ النَّاسِ عَلَىَّ فِي صُحْبَتِهِ وَمَالِهِ أَبُو بَكْرٍ وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ خَلِيلاً وَلَكِنْ أُخُوَّةُ الإِسْلاَمِ لاَ تَبْقَيَنَّ فِي الْمَسْجِدِ خَوْخَةٌ إِلاَّ خَوْخَةُ أَبِي بَكْرٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ahmed b. el-Hasan anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Mesleme, Malik b. Enes'ten, o Ebu'n-Nadr'dan, o Ubeyd b. Huneyn'den, o da Ebu Said el-Hudri'den naklederek haber verdi. (Ebu Said) dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) minbere oturdu ve şöyle buyurdu: “Bir kul ki, Allah onu, dünya ziynetinden dilediğini ona vermesi ile kendi katındakiler arasında muhayyer bıraktı; o ise Allah'ın katındakini seçti.” Bunun üzerine Ebu Bekir: “Analarımız babalarımız sana feda olsun ey Allah'ın Resûlü!” dedi. (Ebu Said) dedi ki: Biz (onun bu sözüne) şaşırdık. İnsanlar: “Şu yaşlı adama bakın! Resûlullah, Allah'ın, dünya ziynetinden dilediğini vermesi ile kendi katındakiler arasında muhayyer bıraktığı bir kuldan haber veriyor; o ise 'Analarımız babalarımız sana feda olsun' diyor” dediler. (Ebu Said) dedi ki: Meğer muhayyer bırakılan bizzat Resûlullah imiş; Ebu Bekir de onu (durumunu) en iyi bilenimiz imiş. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsanlar içinde, sohbetinde ve malında bana karşı en cömert (ve fedakar) olanı Ebu Bekir'dir. Eğer (Rabbimden başkasını) dost edinecek olsaydım, Ebu Bekir'i dost edinirdim. Fakat (aramızdaki) İslam kardeşliğidir. Mescitte (mescide açılan) hiçbir kapı (veya pencere) kalmasın, hepsi kapatılsın; ancak Ebu Bekir'in kapısı müstesna.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3661. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحَسَنِ الْكُوفِيُّ،قَالَ حَدَّثَنَا مَحْبُوبُ بْنُ مُحْرِزٍ الْقَوَارِيرِيُّ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ يَزِيدَ الأَوْدِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا لأَحَدٍ عِنْدَنَا يَدٌ إِلاَّ وَقَدْ كَافَيْنَاهُ مَا خَلاَ أَبَا بَكْرٍ فَإِنَّ لَهُ عِنْدَنَا يَدًا يُكَافِئُهُ اللَّهُ بِهَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمَا نَفَعَنِي مَالُ أَحَدٍ قَطُّ مَا نَفَعَنِي مَالُ أَبِي بَكْرٍ وَلَوْ كُنْتُ مُتَّخِذًا خَلِيلاً لاَتَّخَذْتُ أَبَا بَكْرٍ خَلِيلاً أَلاَ وَإِنَّ صَاحِبَكُمْ خَلِيلُ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Ali b. el-Hasan el-Kufi anlattı; dedi ki: Bize Mahbub b. Muhriz el-Kavariri, Davud b. Yezid el-Evdi'den, o babasından, o da Ebu Hureyre'den naklederek haber verdi. Ebu Hureyre dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bize iyiliği dokunan hiç kimse yoktur ki, ona karşılığını vermiş olmayalım; Ebu Bekir hariç. Muhakkak ki onun, Kıyamet günü Allah'ın kendisine karşılığını vereceği (bize yaptığı büyük) bir iyiliği vardır. Hiç kimsenin malı, Ebu Bekir'in malının bana fayda verdiği gibi fayda vermemiştir. Eğer bir dost edinecek olsaydım, Ebu Bekir'i dost edinirdim. Haberiniz olsun ki, sizin arkadaşınız (yani kendisi), Allah'ın dostudur.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis bu vecihle hasen gariptir.

3662. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الصَّبَّاحِ الْبَزَّارُ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ زَائِدَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ رِبْعِيٍّ، وَهُوَ ابْنُ حِرَاشٍ عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اقْتَدُوا بِاللَّذَيْنِ مِنْ بَعْدِي أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ ‏"‏ ‏.‏ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، وَغَيْرُ وَاحِدٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ نَحْوَهُ وَكَانَ سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ يُدَلِّسُ فِي هَذَا الْحَدِيثِ فَرُبَّمَا ذَكَرَهُ عَنْ زَائِدَةَ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ وَرُبَّمَا لَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ زَائِدَةَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَفِيهِ عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ‏.‏ وَرَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ عَنْ مَوْلًى لِرِبْعِيٍّ عَنْ رِبْعِيٍّ عَنْ حُذَيْفَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ أَيْضًا عَنْ رِبْعِيٍّ عَنْ حُذَيْفَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ وَرَوَاهُ سَالِمٌ الأَنْعُمِيُّ كُوفِيٌّ عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشَ عَنْ حُذَيْفَةَ

Bize el-Hasan b. es-Sabbah el-Bezzar anlattı; dedi ki: Bize Süfyan b. Uyeyne, Zaide'den, o Abdülmelik b. Umeyr'den, o Rib'i'den -ki o İbn Hiraş'tır-, o da Huzeyfe'den naklederek haber verdi. Huzeyfe dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Benden sonra şu iki kişiye; Ebu Bekir ve Ömer'e uyunuz.” Bize Ahmed b. Meni' ve birden çok kişi anlattı. Dediler ki: Bize Süfyan b. Uyeyne, Abdülmelik b. Umeyr'den bunun bir benzerini anlattı. (Ravi dedi ki): Süfyan b. Uyeyne bu hadiste tedlis yapardı; bazen onu Zaide'den, o Abdülmelik b. Umeyr'den diye zikreder, bazen de Zaide'yi zikretmezdi. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasendir. Bu konuda İbn Mesud'dan da rivayet vardır. Süfyan es-Sevri bu hadisi Abdülmelik b. Umeyr'den, o Rib'i'nin bir azatlısından, o Rib'i'den, o da Huzeyfe'den ve Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den rivayet etmiştir. Bu hadis ayrıca Rib'i aracılığıyla Huzeyfe'den ve Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den başka bir vecihle de rivayet edilmiştir. Salim el-En'umi el-Kufi de bunu Rib'i b. Hiraş'tan ve Huzeyfe'den rivayet etmiştir.

3663. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأُمَوِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سَالِمٍ أَبِي الْعَلاَءِ الْمُرَادِيِّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ هَرِمٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، رضى الله عنه قَالَ كُنَّا جُلُوسًا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ إِنِّي لاَ أَدْرِي مَا بَقَائِي فِيكُمْ فَاقْتَدُوا بِاللَّذَيْنِ مِنْ بَعْدِي ‏"‏ ‏.‏ وَأَشَارَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ ‏.‏

Bize Said b. Yahya b. Said el-Emevi anlattı; dedi ki: Bize Veki', Salim Ebu'l-Ala el-Muradi'den, o Amr b. Herim'den, o Rib'i b. Hiraş'tan, o da Huzeyfe'den (radıyallahu anh) naklederek haber verdi. Huzeyfe dedi ki: Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in yanında oturuyorduk. Şöyle buyurdu: “Aranızda ne kadar kalacağımı bilmiyorum. Bu sebeple benden sonra şu iki kişiye uyunuz.” Ve Ebu Bekir ile Ömer'i işaret etti.

3664. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الصَّبَّاحِ الْبَزَّارُ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ الْعَبْدِيُّ، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ ‏ "‏ هَذَانِ سَيِّدَا كُهُولِ أَهْلِ الْجَنَّةِ مِنَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ إِلاَّ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize el-Hasan b. es-Sabbah el-Bezzar anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Kesir el-Abdi, Evzai'den, o Katade'den, o da Enes'ten naklederek haber verdi. Enes dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ebu Bekir ve Ömer hakkında şöyle buyurdu: “Bu ikisi, Nebiler ve Resûller hariç, öncekiler ve sonrakiler arasından cennet ehlinin orta yaşlılarının (kühûl) efendileridir.” (Ebu İsa) dedi ki: Bu hadis bu vecihle hasen gariptir.

3665. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمُوَقَّرِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ كُنْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ طَلَعَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ هَذَانِ سَيِّدَا كُهُولِ أَهْلِ الْجَنَّةِ مِنَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ إِلاَّ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ يَا عَلِيُّ لاَ تُخْبِرْهُمَا ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَالْوَلِيدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْمُوَقَّرِيُّ يُضَعَّفُ فِي الْحَدِيثِ وَلَمْ يَسْمَعْ عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ مِنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ عَلِيٍّ مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı; dedi ki: Bize Velid b. Muhammed el-Muvakkari, Zühri'den, o Ali b. el-Hüseyin'den, o da Ali b. Ebi Talib'den naklederek haber verdi. Ali dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile birlikteydim. O sırada Ebu Bekir ve Ömer çıkageldiler. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bu ikisi, Nebiler ve Resûller hariç, öncekiler ve sonrakiler arasından cennet ehlinin orta yaşlılarının (olgunlarının) efendileridir. Ey Ali! Bunu onlara haber verme.” Bu hadis bu vecihle gariptir. Velid b. Muhammed el-Muvakkari hadiste zayıf kabul edilir. (Ayrıca) Ali b. el-Hüseyin, Ali b. Ebi Talib'den (doğrudan) hadis işitmemiştir. Bu hadis Ali'den başka vecihlerden de rivayet edilmiştir. Bu konuda Enes ve İbn Abbas'tan da rivayet vardır.

3666. Hadis

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدَّوْرَقِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، قَالَ ذَكَرَ دَاوُدُ عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَلِيٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ سَيِّدَا كُهُولِ أَهْلِ الْجَنَّةِ مِنَ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ مَا خَلاَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ لاَ تُخْبِرْهُمَا يَا عَلِيُّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yakub b. İbrahim ed-Devraki anlattı; dedi ki: Bize Süfyan b. Uyeyne anlattı. Dedi ki: Davud, Şa'bi'den, o Haris'ten, o da Ali'den, o da Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den naklederek zikretti. (Nebi) şöyle buyurdu: “Ebu Bekir ve Ömer, Nebiler ve Resûller hariç, öncekiler ve sonrakiler arasından cennet ehlinin orta yaşlılarının (olgunlarının) efendileridir. Onlara bunu haber verme ey Ali!”

3667. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ أَلَسْتُ أَحَقَّ النَّاسِ بِهَا أَلَسْتُ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ أَلَسْتُ صَاحِبَ كَذَا أَلَسْتُ صَاحِبَ كَذَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ قَدْ رَوَاهُ بَعْضُهُمْ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَهَذَا أَصَحُّ ‏.‏ حَدَّثَنَا بِذَلِكَ، مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنِ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو بَكْرٍ فَذَكَرَ نَحْوَهُ بِمَعْنَاهُ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ وَهَذَا أَصَحُّ ‏.‏

Bize Ebu Said el-Eşecc anlattı; dedi ki: Bize Ukbe b. Halid anlattı; dedi ki: Bize Şu'be, Cüreyri'den, o Ebu Nadre'den, o da Ebu Said'den naklederek haber verdi. (Ebu Said'in rivayetine göre) Ebu Bekir şöyle dedi: “İnsanların buna (hilafete) en hak sahibi olanı ben değil miyim? İlk Müslüman olan ben değil miyim? Ben şunun sahibi değil miyim? Ben şunun sahibi değil miyim?” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis gariptir. Bazıları bunu Şu'be'den, o Cüreyri'den, o Ebu Nadre'den, (doğrudan) “Ebu Bekir şöyle dedi...” diye rivayet etmişlerdir ki bu daha sahihtir. Bize bunu Muhammed b. Beşşar anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdi, Şu'be'den, o Cüreyri'den, o Ebu Nadre'den naklederek haber verdi (ve senedinde): “Ebu Bekir dedi ki” (ifadesini kullandı). Bu rivayette Ebu Said'i zikretmedi. Bu (ikinci rivayet) daha sahihtir.

3668. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ عَطِيَّةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَخْرُجُ عَلَى أَصْحَابِهِ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالأَنْصَارِ وَهُمْ جُلُوسٌ فِيهِمْ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فَلاَ يَرْفَعُ إِلَيْهِ أَحَدٌ مِنْهُمْ بَصَرَهُ إِلاَّ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فَإِنَّهُمَا كَانَا يَنْظُرَانِ إِلَيْهِ وَيَنْظُرُ إِلَيْهِمَا وَيَتَبَسَّمَانِ إِلَيْهِ وَيَتَبَسَّمُ إِلَيْهِمَا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ الْحَكَمِ بْنِ عَطِيَّةَ ‏.‏ وَقَدْ تَكَلَّمَ بَعْضُهُمْ فِي الْحَكَمِ بْنِ عَطِيَّةَ ‏.‏

Bize Mahmud b. Gaylan anlattı; dedi ki: Bize Ebu Davud anlattı; dedi ki: Bize Hakem b. Atiyye, Sabit'ten, o da Enes'ten naklederek haber verdi. (Enes dedi ki): Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), içlerinde Ebu Bekir ve Ömer'in de bulunduğu Muhacir ve Ensar'dan ashabının yanına çıkardı. Onlar otururken, Ebu Bekir ve Ömer hariç hiç kimse (saygısından) ona bakmak için gözünü kaldıramazdı. Sadece o ikisi ona bakarlar, o da o ikisine bakardı; onlar ona gülümserler, o da onlara gülümserdi. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis gariptir. Bunu sadece Hakem b. Atiyye'nin hadisinden biliyoruz. Bazı (alimler) Hakem b. Atiyye hakkında konuşmuşlardır.

3669. Hadis

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُجَالِدِ، قَالَ حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أُمَيَّةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ ذَاتَ يَوْمٍ وَدَخَلَ الْمَسْجِدَ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ أَحَدُهُمَا عَنْ يَمِينِهِ وَالآخَرُ عَنْ شِمَالِهِ وَهُوَ آخِذٌ بِأَيْدِيهِمَا وَقَالَ ‏ "‏ هَكَذَا نُبْعَثُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏. قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ ‏ وَسَعِيدُ بْنُ مَسْلَمَةَ لَيْسَ عِنْدَهُمْ بِالْقَوِيِّ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ أَيْضًا مِنْ غَيْرِ هَذَا الْوَجْهِ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ ‏.‏

Bize Ömer b. İsmail b. Mücalid anlattı; dedi ki: Bize Said b. Mesleme, İsmail b. Ümeyye'den, o Nafi'den, o da İbn Ömer'den naklederek haber verdi. İbn Ömer dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gün dışarı çıktı ve mescide girdi. Ebu Bekir ve Ömer'in biri sağında, diğeri solundaydı ve (Peygamber) onların ellerinden tutmuştu. Şöyle buyurdu: “Kıyamet günü işte böyle diriltileceğiz.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis gariptir. Said b. Mesleme onlara (muhaddislere) göre kuvvetli değildir. Bu hadis Nafi aracılığıyla İbn Ömer'den başka vecihlerden de rivayet edilmiştir.

3670. Hadis

حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى الْقَطَّانُ الْبَغْدَادِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ مَنْصُورِ بْنِ أَبِي الأَسْوَدِ، قَالَ حَدَّثَنِي كَثِيرٌ أَبُو إِسْمَاعِيلَ، عَنْ جُمَيْعِ بْنِ عُمَيْرٍ التَّيْمِيِّ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لأَبِي بَكْرٍ ‏ "‏ أَنْتَ صَاحِبِي عَلَى الْحَوْضِ وَصَاحِبِي فِي الْغَارِ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Yusuf b. Musa el-Kattan el-Bağdadi anlattı; dedi ki: Bize Malik b. İsmail, Mansur b. Ebi'l-Esved'den naklederek haber verdi. (Mansur) dedi ki: Bana Kesir Ebu İsmail, Cumey' b. Umeyr et-Teymi'den, o da İbn Ömer'den naklederek haber verdi. (İbn Ömer'e göre): Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ebu Bekir'e şöyle buyurdu: “Sen Havuz başında benim arkadaşımsın, Mağara'da da benim arkadaşımsın.” Bu hadis hasen sahih gariptir.

3671. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ الْمُطَّلِبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْطَبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأَى أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ فَقَالَ ‏ "‏ هَذَانِ السَّمْعُ وَالْبَصَرُ ‏"‏ ‏.‏وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَهَذَا حَدِيثٌ مُرْسَلٌ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ حَنْطَبٍ لَمْ يُدْرِكِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize İbn Ebi Fudeyk, Abdülaziz b. el-Muttalib'den, o babasından, o da dedesi Abdullah b. Hantab'dan naklederek haber verdi. (Abdullah b. Hantab'ın rivayetine göre): Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ebu Bekir ve Ömer'i gördü ve şöyle buyurdu: “Bunlar (benim) işitmem ve görmem (mesabesindedirler).” Bu konuda Abdullah b. Amr'dan da rivayet vardır. Bu hadis mürseldir. Abdullah b. Hantab, Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e yetişmemiştir.

3672. Hadis

حَدَّثَنَاإِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ قَالَ حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ عَائِشَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ إِذَا قَامَ مَقَامَكَ لَمْ يُسْمِعِ النَّاسَ مِنَ الْبُكَاءِ فَأْمُرْ عُمَرَ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ‏.‏ قَالَتْ فَقَالَ ‏"‏ مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَقُلْتُ لِحَفْصَةَ قُولِي لَهُ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ إِذَا قَامَ مَقَامَكَ لَمْ يُسْمِعِ النَّاسَ مِنَ الْبُكَاءِ فَأْمُرْ عُمَرَ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ فَفَعَلَتْ حَفْصَةُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّكُنَّ لأَنْتُنَّ صَوَاحِبُ يُوسُفَ مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ حَفْصَةُ لِعَائِشَةَ مَا كُنْتُ لأُصِيبَ مِنْكِ خَيْرًا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ وَأَبِي مُوسَى وَابْنِ عَبَّاسٍ وَسَالِمِ بْنِ عُبَيْدٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَمْعَةَ ‏.‏

Bize İshak b. Musa el-Ensari anlattı; dedi ki: Bize Ma'n anlattı; dedi ki: Bize Malik b. Enes, Hişam b. Urve'den, o babasından, o da Aişe'den naklederek haber verdi. Aişe dedi ki: Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ebu Bekir'e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın.” Aişe dedi ki: “Ey Allah'ın Resûlü! Ebu Bekir senin makamına geçerse ağlamaktan dolayı (sesini) insanlara duyuramaz. Ömer'e emret de o kıldırsın” dedim. (Aişe) dedi ki: (Peygamber yine): “Ebu Bekir'e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurdu. Aişe dedi ki: Ben Hafsa'ya: “Ona: 'Ebu Bekir senin makamına geçerse ağlamaktan dolayı (sesini) insanlara duyuramaz. Ömer'e emret de o kıldırsın' de” dedim. Hafsa da bunu yaptı. Bunun üzerine Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Sizler şüphesiz Yusuf'un (kıssasındaki) kadınlar gibisiniz! Ebu Bekir'e söyleyin, insanlara namaz kıldırsın” buyurdu. Hafsa, Aişe'ye: “Senden bana hiçbir hayır gelmedi” dedi. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda Abdullah b. Mesud, Ebu Musa, İbn Abbas, Salim b. Ubeyd ve Abdullah b. Zem'a'dan da rivayetler vardır.

3673. Hadis

حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْكُوفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ بَشِيرٍ، عَنْ عِيسَى بْنِ مَيْمُونٍ الأَنْصَارِيِّ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لاَ يَنْبَغِي لِقَوْمٍ فِيهِمْ أَبُو بَكْرٍ أَنْ يَؤُمَّهُمْ غَيْرُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Nasr b. Abdurrahman el-Kufi anlattı; dedi ki: Bize Ahmed b. Beşir, İsa b. Meymun el-Ensari'den, o Kasım b. Muhammed'den, o da Aişe'den (radıyallahu anha) naklederek haber verdi. Aişe dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İçlerinde Ebu Bekir'in bulunduğu bir topluluğa, ondan başkasının imam olması (öne geçmesi) yakışmaz.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3674. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَنْ أَنْفَقَ زَوْجَيْنِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ نُودِيَ فِي الْجَنَّةِ يَا عَبْدَ اللَّهِ هَذَا خَيْرٌ فَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّلاَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّلاَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الْجِهَادِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الْجِهَادِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصَّدَقَةِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الصَّدَقَةِ وَمَنْ كَانَ مِنْ أَهْلِ الصِّيَامِ دُعِيَ مِنْ بَابِ الرَّيَّانِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي مَا عَلَى مَنْ دُعِيَ مِنْ هَذِهِ الأَبْوَابِ مِنْ ضَرُورَةٍ فَهَلْ يُدْعَى أَحَدٌ مِنْ تِلْكَ الأَبْوَابِ كُلِّهَا قَالَ ‏"‏ نَعَمْ وَأَرْجُو أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize İshak b. Musa el-Ensari anlattı; dedi ki: Bize Ma'n anlattı; dedi ki: Bize Malik b. Enes, Zühri'den, o Humeyd b. Abdurrahman'dan, o da Ebu Hureyre'den naklederek haber verdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim Allah yolunda (malından) bir çift harcarsa cennette: 'Ey Allah'ın kulu! Bu (yaptığın) hayırdır' diye seslenilir. Namaz ehli olan kimse Namaz kapısından çağrılır. Cihad ehli olan kimse Cihad kapısından çağrılır. Sadaka ehli olan kimse Sadaka kapısından çağrılır. Oruç ehli olan kimse Reyyan kapısından çağrılır.” Bunun üzerine Ebu Bekir: “Babam ve anam sana feda olsun! Bu kapıların (sadece) birinden çağrılan kimse için bir zaruret (endişe) yoktur; peki, bu kapıların hepsinden birden çağrılacak kimse var mıdır?” dedi. (Peygamber): “Evet, senin de onlardan olmanı umuyorum” buyurdu. Bu hadis hasen sahihtir.

3675. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْبَزَّازُ الْبَغْدَادِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ دُكَيْنٍ، قَالَ حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَتَصَدَّقَ فَوَافَقَ ذَلِكَ عِنْدِي مَالاً فَقُلْتُ الْيَوْمَ أَسْبِقُ أَبَا بَكْرٍ إِنْ سَبَقْتُهُ يَوْمًا قَالَ فَجِئْتُ بِنِصْفِ مَالِي فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا أَبْقَيْتَ لأَهْلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ مِثْلَهُ وَأَتَى أَبُو بَكْرٍ بِكُلِّ مَا عِنْدَهُ فَقَالَ ‏"‏ يَا أَبَا بَكْرٍ مَا أَبْقَيْتَ لأَهْلِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبْقَيْتُ لَهُمُ اللَّهَ وَرَسُولَهُ قُلْتُ وَاللَّهِ لاَ أَسْبِقُهُ إِلَى شَيْءٍ أَبَدًا ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Harun b. Abdullah el-Bezzar el-Bağdadi anlattı; dedi ki: Bize Fadl b. Dukeyn anlattı; dedi ki: Bize Hişam b. Sa'd, Zeyd b. Eslem'den, o babasından naklederek haber verdi. (Babası) dedi ki: Ben Ömer b. el-Hattab'ı şöyle derken işittim: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize sadaka vermemizi emretti. Bu emir, yanımda malımın olduğu bir zamana denk geldi. “Eğer Ebu Bekir'i geçeceğim bir gün varsa, işte bugün geçerim” dedim. Malımın yarısını (sadaka olarak) getirdim. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Ailene ne bıraktın?” buyurdu. “Bir o kadarını (bıraktım)” dedim. Ebu Bekir ise yanındaki her şeyi getirdi. (Peygamber): “Ey Ebu Bekir! Ailene ne bıraktın?” buyurdu. “Onlara Allah'ı ve Resûlü'nü bıraktım” dedi. (Bunun üzerine kendi kendime): “Vallahi onu hiçbir şeyde asla geçemem” dedim. Bu hadis hasen sahihtir.

3676. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَتَتْهُ امْرَأَةٌ فَكَلَّمَتْهُ فِي شَيْءٍ وَأَمَرَهَا بِأَمْرٍ فَقَالَتْ أَرَأَيْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ لَمْ أَجِدْكَ قَالَ ‏ "‏ فَإِنْ لَمْ تَجِدِينِي فَأْتِ أَبَا بَكْرٍ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Abd b. Humeyd anlattı; dedi ki: Bize Yakub b. İbrahim b. Sa'd anlattı; dedi ki: Bize babam, babasından naklederek anlattı. (Dedesi) dedi ki: Bana Muhammed b. Cübeyr b. Mut'im, babası Cübeyr b. Mut'im'den haber verdi. Cübeyr'e haber verildiğine göre: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e bir kadın geldi ve onunla bir hususta konuştu. (Peygamber) ona (tekrar gelmesini) emretti. Kadın: “Ey Allah'ın Resûlü! Ya (geldiğimde) seni bulamazsam ne dersin?” dedi. (Peygamber): “Eğer beni bulamazsan Ebu Bekir'e git” buyurdu. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis bu vecihle sahih gariptir.

3677. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بَيْنَا رَجُلٌ رَاكِبٌ بَقَرَةً إِذْ قَالَتْ لَمْ أُخْلَقْ لِهَذَا إِنَّمَا خُلِقْتُ لِلْحَرْثِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ آمَنْتُ بِذَلِكَ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَمَا هُمَا فِي الْقَوْمِ يَوْمَئِذٍ وَاللَّهُ أَعْلَمُ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Mahmud b. Gaylan anlattı; dedi ki: Bize Ebu Davud anlattı; dedi ki: Bize Şu'be, Sa'd b. İbrahim'den haber verdi. Sa'd dedi ki: Ben Ebu Seleme b. Abdurrahman'ı, Ebu Hureyre'den hadis naklederken işittim. Ebu Hureyre dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir adam ineğe binmiş giderken, inek (dile gelip): 'Ben bunun için yaratılmadım; ben ancak ziraat (tarla sürmek) için yaratıldım' dedi.” Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Buna ben iman ettim, Ebu Bekir ve Ömer de (iman ettiler)” buyurdu. Ebu Seleme dedi ki: O gün o ikisi, o topluluğun içinde yoklardı. (Doğrusunu) Allah bilir. Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; dedi ki: Bize Şu'be bu isnadla bunun benzerini anlattı. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3678. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُخْتَارِ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ رَاشِدٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِسَدِّ الأَبْوَابِ إِلاَّ بَابَ أَبِي بَكْرٍ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Humeyd anlattı; dedi ki: Bize İbrahim b. el-Muhtar, İshak b. Raşid'den, o Zühri'den, o Urve'den, o da Aişe'den (radıyallahu anha) naklederek haber verdi. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ebu Bekir'in kapısı hariç, (mescide açılan) kapıların kapatılmasını emretti. Bu hadis bu vecihle gariptir. Bu konuda Ebu Said'den de rivayet vardır.

3679. Hadis

حَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا مَعْنٌ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ يَحْيَى بْنِ طَلْحَةَ، عَنْ عَمِّهِ إِسْحَاقَ بْنِ طَلْحَةَ عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ، دَخَلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ أَنْتَ عَتِيقُ اللَّهِ مِنَ النَّارِ ‏"‏ ‏.‏ فَيَوْمَئِذٍ سُمِّيَ عَتِيقًا ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَرَوَى بَعْضُهُمْ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ مَعْنٍ وَقَالَ عَنْ مُوسَى بْنِ طَلْحَةَ عَنْ عَائِشَةَ ‏.‏

Bize el-Ensari anlattı; dedi ki: Bize Ma'n anlattı; dedi ki: Bize İshak b. Yahya b. Talha, amcası İshak b. Talha'dan, o da Aişe'den naklederek haber verdi. (Aişe dedi ki): Ebu Bekir, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in yanına girdi. (Peygamber) ona: “Sen Allah'ın ateşten azat ettiği kimsesin (Atîk'sin)” buyurdu. İşte o günden sonra “Atîk” diye isimlendirildi. Bu hadis gariptir. Bazıları bu hadisi Ma'n'dan, Musa b. Talha'dan, o da Aişe'den diye rivayet etmiştir.

3680. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، قَالَ حَدَّثَنَا تَلِيدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي الْجَحَّافِ، عَنْ عَطِيَّةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ لَهُ وَزِيرَانِ مِنْ أَهْلِ السَّمَاءِ وَوَزِيرَانِ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ فَأَمَّا وَزِيرَاىَ مِنْ أَهْلِ السَّمَاءِ فَجِبْرِيلُ وَمِيكَائِيلُ وَأَمَّا وَزِيرَاىَ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ فَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَأَبُو الْجَحَّافِ اسْمُهُ دَاوُدُ بْنُ أَبِي عَوْفٍ ‏.‏ وَيُرْوَى عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ ‏.‏ قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو الْجَحَّافِ وَكَانَ مَرْضِيًّا وَتَلِيدُ بْنُ سُلَيْمَانَ يُكْنَى أَبَا إِدْرِيسَ وَهُوَ شِيعِيٌّ ‏.‏

Bize Ebu Said el-Eşecc anlattı; dedi ki: Bize Telid b. Süleyman, Ebu'l-Cahhaf'tan, o Atiyye'den, o da Ebu Said el-Hudri'den naklederek haber verdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hiçbir peygamber yoktur ki, gök ehlinden iki veziri ve yer ehlinden iki veziri olmasın. Benim gök ehlinden iki vezirim Cebrail ve Mikail'dir. Yer ehlinden iki vezirim ise Ebu Bekir ve Ömer'dir.” Bu hadis hasen gariptir. Ebu'l-Cahhaf'ın adı Davud b. Ebi Avf'tır. Süfyan es-Sevri'den rivayet edildiğine göre o: “Bize Ebu'l-Cahhaf anlattı, o kendisinden razı olunan (güvenilir) birisiydi” demiştir. Telid b. Süleyman'ın künyesi Ebu İdris'tir ve o bir Şiidir.

3681. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا خَارِجَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَعِزَّ الإِسْلاَمَ بِأَحَبِّ هَذَيْنِ الرَّجُلَيْنِ إِلَيْكَ بِأَبِي جَهْلٍ أَوْ بِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَكَانَ أَحَبَّهُمَا إِلَيْهِ عُمَرُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ عُمَرَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar ve Muhammed b. Rafi anlattılar; dediler ki: Bize Ebu Amir el-Akedi anlattı; dedi ki: Bize Harice b. Abdullah el-Ensari, Nafi'den, o da İbn Ömer'den naklederek haber verdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah'ım! İslam'ı şu iki adamdan sana daha sevimli olanı ile; Ebu Cehil ile veya Ömer b. el-Hattab ile aziz kıl (güçlendir).” (Ravi) dedi ki: O ikisinden (Allah'a) daha sevimli olanı Ömer idi. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis İbn Ömer rivayeti olarak hasen sahih gariptir.

3682. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا خَارِجَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ جَعَلَ الْحَقَّ عَلَى لِسَانِ عُمَرَ وَقَلْبِهِ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عُمَرَ مَا نَزَلَ بِالنَّاسِ أَمْرٌ قَطُّ فَقَالُوا فِيهِ وَقَالَ فِيهِ عُمَرُ أَوْ قَالَ ابْنُ الْخَطَّابِ فِيهِ شَكَّ خَارِجَةُ إِلاَّ نَزَلَ فِيهِ الْقُرْآنُ عَلَى نَحْوِ مَا قَالَ عُمَرُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ الْفَضْلِ بْنِ الْعَبَّاسِ وَأَبِي ذَرٍّ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَخَارِجَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ هُوَ ابْنُ سُلَيْمَانَ بْنِ زَيْدِ بْنِ ثَابِتِ وَهُوَ ثِقَةٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; dedi ki: Bize Ebu Amir el-Akedi anlattı; dedi ki: Bize Harice b. Abdullah, Nafi'den, o da İbn Ömer'den naklederek haber verdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah, hakkı Ömer'in lisanına ve kalbine yerleştirmiştir.” İbn Ömer dedi ki: İnsanların başına bir iş gelip de insanlar o konuda bir söz söylese, Ömer de -veya Hattab oğlu da- bir söz söylese, mutlaka Kur'an, Ömer'in dediği doğrultuda inerdi. Ebu İsa dedi ki: Bu konuda Fadl b. Abbas, Ebu Zer ve Ebu Hureyre'den de rivayetler vardır. Bu hadis bu vecihle hasen sahih gariptir. Harice b. Abdullah el-Ensari; Süleyman b. Zeyd b. Sabit'in oğludur ve sika (güvenilir) birisidir.

3683. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ بُكَيْرٍ، عَنِ النَّضْرِ أَبِي عُمَرَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ اللَّهُمَّ أَعِزَّ الإِسْلاَمَ بِأَبِي جَهْلِ بْنِ هِشَامٍ أَوْ بِعُمَرَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَصْبَحَ فَغَدَا عُمَرُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَسْلَمَ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏ وَقَدْ تَكَلَّمَ بَعْضُهُمْ فِي النَّضْرِ أَبِي عُمَرَ وَهُوَ يَرْوِي مَنَاكِيرَ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ ‏.‏

Bize Ebu Kureyb anlattı; dedi ki: Bize Yunus b. Bukeyr, Nadr Ebu Ömer'den, o İkrime'den, o da İbn Abbas'tan naklederek haber verdi. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah'ım! İslam'ı Ebu Cehil b. Hişam ile veya Ömer ile aziz kıl (güçlendir).” (Ravi) dedi ki: Sabah olunca Ömer, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e gitti ve Müslüman oldu. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis bu vecihle gariptir. Bazıları Nadr Ebu Ömer hakkında konuşmuşlardır; o hafızasından dolayı münker hadisler rivayet etmektedir.

3684. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ الْوَاسِطِيُّ أَبُو مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ ابْنُ أَخِي مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ عُمَرُ لأَبِي بَكْرٍ يَا خَيْرَ النَّاسِ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ ‏.‏ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ أَمَا إِنَّكَ إِنْ قُلْتَ ذَاكَ فَلَقَدْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ مَا طَلَعَتِ الشَّمْسُ عَلَى رَجُلٍ خَيْرٍ مِنْ عُمَرَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَلَيْسَ إِسْنَادُهُ بِذَاكَ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsenna anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Davud el-Vasıti Ebu Muhammed anlattı; dedi ki: Bana Abdurrahman -Muhammed b. el-Münkedir'in erkek kardeşinin oğludur-, Muhammed b. el-Münkedir'den, o da Cabir b. Abdullah'tan naklederek haber verdi. Cabir dedi ki: Ömer, Ebu Bekir'e: “Ey Resûlullah'tan sonra insanların en hayırlısı!” dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir: “Madem sen böyle diyorsun, (şunu bil ki) ben Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: 'Güneş, Ömer'den daha hayırlı bir adam üzerine doğmamıştır.'” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis gariptir. Bunu sadece bu vecihle biliyoruz ve isnadı o kadar (kuvvetli) değildir. Bu konuda Ebu Derda'dan da rivayet vardır.

3685. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ مَا أَظُنُّ رَجُلاً يَنْتَقِصُ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ يُحِبُّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsenna anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Davud, Hammad b. Zeyd'den, o Eyyub'dan, o da Muhammed b. Sirin'den naklederek haber verdi. (Muhammed b. Sirin) dedi ki: “Ebu Bekir ve Ömer'in kadrini düşüren (onları eleştiren) bir adamın, Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'i sevdiğini zannetmiyorum.” (Ebu İsa) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.

3686. Hadis

حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْمُقْرِئُ، عَنْ حَيْوَةَ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنْ بَكْرِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ مِشْرَحِ بْنِ هَاعَانَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ كَانَ بَعْدِي نَبِيٌّ لَكَانَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ مِشْرَحِ بْنِ هَاعَانَ ‏.‏

Bize Seleme b. Şebib anlattı; dedi ki: Bize el-Mukri, Hayve b. Şureyh'ten, o Bekr b. Amr'dan, o Mişrah b. Haan'dan, o da Ukbe b. Amir'den naklederek haber verdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Eğer benden sonra bir peygamber olacak olsaydı, (bu) Ömer b. el-Hattab olurdu.” (Ebu İsa) dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bunu sadece Mişrah b. Haan'ın hadisinden biliyoruz.

3687. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حَمْزَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، رضى الله عنهما قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ رَأَيْتُ كَأَنِّي أُتِيتُ بِقَدَحٍ مِنْ لَبَنٍ فَشَرِبْتُ مِنْهُ فَأَعْطَيْتُ فَضْلِي عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا فَمَا أَوَّلْتَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ الْعِلْمَ ‏"‏ ‏.‏هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys, Ukayl'den, o Zühri'den, o Hamza b. Abdullah b. Ömer'den, o da İbn Ömer'den (radıyallahu anhuma) naklederek haber verdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “(Rüyamda) gördüm ki, sanki bana bir kadeh süt getirildi. Ondan içtim, sonra artığımı Ömer b. el-Hattab'a verdim.” (Ashab): “Bunu neye yordun ey Allah'ın Resûlü?” dediler. (Peygamber): “İlme” buyurdu. Bu hadis hasen sahih gariptir.

3688. Hadis

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ دَخَلْتُ الْجَنَّةَ فَإِذَا أَنَا بِقَصْرٍ مِنْ ذَهَبٍ فَقُلْتُ لِمَنْ هَذَا الْقَصْرُ قَالُوا لِشَابٍّ مِنْ قُرَيْشٍ فَظَنَنْتُ أَنِّي أَنَا هُوَ فَقُلْتُ وَمَنْ هُوَ فَقَالُوا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ‏"‏ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Ali b. Hucr anlattı; dedi ki: Bize İsmail b. Ca'fer, Humeyd'den, o da Enes'ten naklederek haber verdi. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennete girdim, bir de baktım ki altından bir köşkün yanındayım. 'Bu köşk kimin?' dedim. 'Kureyş'ten bir gencin' dediler. O kişinin ben olduğumu sandım ve: 'Kim o?' dedim. 'Ömer b. el-Hattab' dediler.” Bu hadis hasen sahihtir.

3689. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ أَبُو عَمَّارٍ الْمَرْوَزِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ وَاقِدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي بُرَيْدَةُ، قَالَ أَصْبَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَدَعَا بِلاَلاً فَقَالَ ‏"‏ يَا بِلاَلُ بِمَ سَبَقْتَنِي إِلَى الْجَنَّةِ مَا دَخَلْتُ الْجَنَّةَ قَطُّ إِلاَّ سَمِعْتُ خَشْخَشَتَكَ أَمَامِي دَخَلْتُ الْبَارِحَةَ الْجَنَّةَ فَسَمِعْتُ خَشْخَشَتَكَ أَمَامِي فَأَتَيْتُ عَلَى قَصْرٍ مُرَبَّعٍ مُشَرَّفٍ مِنْ ذَهَبٍ فَقُلْتُ لِمَنْ هَذَا الْقَصْرُ فَقَالُوا لِرَجُلٍ مِنَ الْعَرَبِ فَقُلْتُ أَنَا عَرَبِيٌّ لِمَنْ هَذَا الْقَصْرُ قَالُوا لِرَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ قُلْتُ أَنَا قُرَشِيٌّ لِمَنْ هَذَا الْقَصْرُ قَالُوا لِرَجُلٍ مِنْ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ قُلْتُ أَنَا مُحَمَّدٌ لِمَنْ هَذَا الْقَصْرُ قَالُوا لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ بِلاَلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَذَّنْتُ قَطُّ إِلاَّ صَلَّيْتُ رَكْعَتَيْنِ وَمَا أَصَابَنِي حَدَثٌ قَطُّ إِلاَّ تَوَضَّأْتُ عِنْدَهَا وَرَأَيْتُ أَنَّ لِلَّهِ عَلَىَّ رَكْعَتَيْنِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ بِهِمَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ وَمُعَاذٍ وَأَنَسٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ رَأَيْتُ فِي الْجَنَّةِ قَصْرًا مِنْ ذَهَبٍ فَقُلْتُ لِمَنْ هَذَا فَقِيلَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏ وَمَعْنَى هَذَا الْحَدِيثِ أَنِّي دَخَلْتُ الْبَارِحَةَ الْجَنَّةَ يَعْنِي رَأَيْتُ فِي الْمَنَامِ كَأَنِّي دَخَلْتُ الْجَنَّةَ هَكَذَا رُوِيَ فِي بَعْضِ الْحَدِيثِ ‏.‏ وَيُرْوَى عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّهُ قَالَ رُؤْيَا الأَنْبِيَاءِ وَحْىٌ ‏.‏

Bize Ebu Ammar el-Mervezi el-Hüseyin b. Hureys anlattı; dedi ki: Bize Ali b. el-Hüseyin b. Vakid anlattı; dedi ki: Bana babam anlattı; dedi ki: Bana Abdullah b. Büreyde anlattı; dedi ki: Bana babam Büreyde anlattı. Dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) sabah olunca Bilal'i çağırdı ve şöyle buyurdu: “Ey Bilal! Hangi amelinle cennette beni geçtin? Cennete her girdiğimde muhakkak önümde senin (ayakkabılarının) tıkırtısını duydum. Dün gece de cennete girdim ve önümde senin tıkırtını duydum. Derken altından yapılmış, yüksek, kare şeklinde bir köşke geldim. 'Bu köşk kimin?' dedim. 'Araplardan bir adamın' dediler. 'Ben de Arabım; bu köşk kimin?' dedim. 'Kureyş'ten bir adamın' dediler. 'Ben de Kureyşliyim; bu köşk kimin?' dedim. 'Muhammed ümmetinden bir adamın' dediler. 'Ben Muhammed'im; bu köşk kimin?' dedim. 'Ömer b. el-Hattab'ın' dediler.” Bunun üzerine Bilal: “Ey Allah'ın Resûlü! Ben her ezan okuduğumda mutlaka iki rekat namaz kıldım. Abdestim her bozulduğunda mutlaka hemen abdest aldım ve Allah için üzerimde iki rekat namaz borcu olduğunu düşündüm” dedi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “(İşte) bu iki şey sayesinde” buyurdu. Ebu İsa dedi ki: Bu konuda Cabir, Muaz, Enes ve Ebu Hureyre'den de Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Cennette altından bir köşk gördüm. 'Bu kimin?' dedim. 'Ömer b. el-Hattab'ın' denildi.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahih gariptir. Hadisteki “Dün gece cennete girdim” sözünün manası, “Rüyamda sanki cennete girmişim gibi gördüm” demektir. Bazı hadislerde böyle rivayet edilmiştir. İbn Abbas'tan da: “Peygamberlerin rüyası vahiydir” dediği rivayet edilmiştir.

3690. Hadis

حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ وَاقِدٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي بُرَيْدَةَ، يَقُولُ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ مَغَازِيهِ فَلَمَّا انْصَرَفَ جَاءَتْ جَارِيَةٌ سَوْدَاءُ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ نَذَرْتُ إِنْ رَدَّكَ اللَّهُ سَالِمًا أَنْ أَضْرِبَ بَيْنَ يَدَيْكَ بِالدُّفِّ وَأَتَغَنَّى ‏.‏ فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنْ كُنْتِ نَذَرْتِ فَاضْرِبِي وَإِلاَّ فَلاَ ‏"‏ ‏.‏ فَجَعَلَتْ تَضْرِبُ فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ وَهِيَ تَضْرِبُ ثُمَّ دَخَلَ عَلِيٌّ وَهِيَ تَضْرِبُ ثُمَّ دَخَلَ عُثْمَانُ وَهِيَ تَضْرِبُ ثُمَّ دَخَلَ عُمَرُ فَأَلْقَتِ الدُّفَّ تَحْتَ اسْتِهَا ثُمَّ قَعَدَتْ عَلَيْهِ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ الشَّيْطَانَ لَيَخَافُ مِنْكَ يَا عُمَرُ إِنِّي كُنْتُ جَالِسًا وَهِيَ تَضْرِبُ فَدَخَلَ أَبُو بَكْرٍ وَهِيَ تَضْرِبُ ثُمَّ دَخَلَ عَلِيٌّ وَهِيَ تَضْرِبُ ثُمَّ دَخَلَ عُثْمَانُ وَهِيَ تَضْرِبُ فَلَمَّا دَخَلْتَ أَنْتَ يَا عُمَرُ أَلْقَتِ الدُّفَّ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ بُرَيْدَةَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَسَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ وَعَائِشَةَ ‏.‏

Bize el-Hüseyin b. Hureys anlattı; dedi ki: Bize Ali b. el-Hüseyin b. Vakid anlattı; (dedi ki): Bana babam anlattı; dedi ki: Bana Abdullah b. Büreyde anlattı; dedi ki: Ben babam Büreyde'yi şöyle derken işittim: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) gazalarından birine çıkmıştı. (Seferden sağ salim) dönünce siyah bir cariye gelip: “Ey Allah'ın Resûlü! Ben, eğer Allah seni sağ salim döndürürse senin huzurunda def çalıp şarkı söylemeyi adamıştım” dedi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona: “Eğer adadıysan çal, yoksa çalma” buyurdu. Kadın çalmaya başladı. O çalarken Ebu Bekir girdi. Sonra Ali girdi, kadın hâlâ çalıyordu. Sonra Osman girdi, kadın hâlâ çalıyordu. Sonra Ömer girince kadın defi (hemen) kaba etinin altına atıp üzerine oturdu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şeytan senden korkar ey Ömer! Ben oturuyordum, o çalıyordu; Ebu Bekir girdi, o çalıyordu; sonra Ali girdi, o çalıyordu; sonra Osman girdi, o çalıyordu. Ne zaman ki sen girdin ey Ömer, defi fırlatıp attı.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis Büreyde rivayeti olarak hasen sahih gariptir. Bu konuda Ömer, Sa'd b. Ebi Vakkas ve Aişe'den de rivayet vardır.

3691. Hadis

حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ صَبَّاحٍ الْبَزَّارُ، قَالَ حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ، عَنْ خَارِجَةَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ سُلَيْمَانَ بْنِ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ رُومَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا فَسَمِعْنَا لَغَطًا وَصَوْتَ صِبْيَانٍ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا حَبَشِيَّةٌ تُزْفِنُ وَالصِّبْيَانُ حَوْلَهَا فَقَالَ ‏"‏ يَا عَائِشَةُ تَعَالَىْ فَانْظُرِي ‏"‏ ‏.‏ فَجِئْتُ فَوَضَعْتُ لَحْيَىَّ عَلَى مَنْكِبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلْتُ أَنْظُرَ إِلَيْهَا مَا بَيْنَ الْمَنْكِبِ إِلَى رَأْسِهِ فَقَالَ لِي ‏"‏ أَمَا شَبِعْتِ أَمَا شَبِعْتِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَجَعَلْتُ أَقُولُ لاَ لأَنْظُرَ مَنْزِلَتِي عِنْدَهُ إِذْ طَلَعَ عُمَرُ قَالَ فَارْفَضَّ النَّاسُ عَنْهَا قَالَتْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنِّي لأَنْظُرُ إِلَى شَيَاطِينِ الإِنْسِ وَالْجِنِّ قَدْ فَرُّوا مِنْ عُمَرَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَرَجَعْتُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize el-Hasan b. Sabbah el-Bezzar anlattı; dedi ki: Bize Zeyd b. Hubab, Harice b. Abdullah b. Süleyman b. Zeyd b. Sabit'ten, o Yezid b. Ruman'dan, o Urve'den, o da Aişe'den naklederek haber verdi. Aişe dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) oturuyordu. Bir gürültü ve çocuk sesleri duyduk. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) kalktı. Bir de baktı ki Habeşli bir kadın dans ediyor, çocuklar da etrafını sarmış. (Peygamber): “Ey Aişe! Gel de bak” buyurdu. Geldim ve çenemi Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in omzuna koydum. Omzu ile başı arasından ona bakmaya başladım. Bana: “Doymadın mı? Doymadın mı?” diyordu. Ben ise, onun yanındaki değerimi (görmek ve konumumu) anlamak için “Hayır” diyordum. Derken Ömer çıkageldi. İnsanlar kadının etrafından dağılıverdiler. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “İnsan ve cin şeytanlarının Ömer'den kaçtıklarını görüyorum” buyurdu. (Aişe) dedi ki: Bunun üzerine ben de döndüm. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis bu vecihle hasen sahih gariptir.

3692. Hadis

حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نَافِعٍ الصَّائِغُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ عُمَرَ الْعُمَرِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَنَا أَوَّلُ مَنْ تَنْشَقُّ عَنْهُ الأَرْضُ ثُمَّ أَبُو بَكْرٍ ثُمَّ عُمَرُ ثُمَّ آتِي أَهْلَ الْبَقِيعِ فَيُحْشَرُونَ مَعِي ثُمَّ أَنْتَظِرُ أَهْلَ مَكَّةَ حَتَّى أُحْشَرَ بَيْنَ الْحَرَمَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ وَعَاصِمُ بْنُ عُمَرَ الْعُمَرِيُّ لَيْسَ بِالْحَافِظِ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ ‏.‏

Bize Seleme b. Şebib anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Nafi es-Sayeğ anlattı; dedi ki: Bize Asım b. Ömer el-Ömeri, Abdullah b. Dinar'dan, o da İbn Ömer'den naklederek haber verdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Yer kendisinden (yarılarak) ilk çıkacak olan benim; sonra Ebu Bekir, sonra Ömer. Sonra Baki' ehline gelirim ve onlar benimle birlikte haşrolunurlar. Sonra iki Harem (Mekke ve Medine) arasında haşrolunmak üzere Mekke ehlini beklerim.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Asım b. Ömer el-Ömeri, hadis ehline göre hafız (kuvvetli) değildir.

3693. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ قَدْ كَانَ يَكُونُ فِي الأُمَمِ مُحَدَّثُونَ فَإِنْ يَكُ فِي أُمَّتِي أَحَدٌ فَعُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.وَ أَخْبَرَنِي بَعْضُ أَصْحَابِ سُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ قَالَ قَالَ سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ مُحَدَّثُونَ يَعْنِي مُفَهَّمُونَ ‏.‏

Bize Kuteybe anlattı; dedi ki: Bize Leys, İbn Aclan'dan, o Sa'd b. İbrahim'den, o Ebu Seleme'den, o da Aişe'den naklederek haber verdi. Aişe dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz (sizden önceki) ümmetlerde muhaddesûn (kendilerine ilham olunan kimseler) olurdu. Eğer benim ümmetimde de birisi varsa, o Ömer b. el-Hattab'dır.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Süfyan b. Uyeyne'nin ashabından bazılarının bana haber verdiğine göre Süfyan b. Uyeyne: “Muhaddesûn; yani müfehhemûn (kendilerine anlayış ve ilham verilenler)” demiştir.

3694. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْقُدُّوسِ، قَالَ حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلِمَةَ، عَنْ عَبِيدَةَ السَّلْمَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ يَطْلُعُ عَلَيْكُمْ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ فَاطَّلَعَ أَبُو بَكْرٍ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ يَطْلُعُ عَلَيْكُمْ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ فَاطَّلَعَ عُمَرُ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي مُوسَى وَجَابِرٍ ‏. هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ مَسْعُودٍ ‏.‏

Bize Muhammed b. Humeyd anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Abdülkuddus anlattı; dedi ki: Bize A'meş, Amr b. Murre'den, o Abdullah b. Selime'den, o Abide es-Selmani'den, o da Abdullah b. Mesud'dan naklederek haber verdi. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şimdi sizin karşınıza cennet ehlinden bir adam çıkacak.” Derken Ebu Bekir çıkageldi. Sonra (Peygamber yine): “Şimdi sizin karşınıza cennet ehlinden bir adam çıkacak” buyurdu. Derken Ömer çıkageldi. Bu konuda Ebu Musa ve Cabir'den de rivayet vardır. Bu hadis İbn Mesud rivayeti olarak gariptir.

3695. Hadis

حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ بَيْنَمَا رَجُلٌ يَرْعَى غَنَمًا لَهُ إِذْ جَاءَ ذِئْبٌ فَأَخَذَ شَاةً فَجَاءَ صَاحِبُهَا فَانْتَزَعَهَا مِنْهُ فَقَالَ الذِّئْبُ كَيْفَ تَصْنَعُ بِهَا يَوْمَ السَّبُعِ يَوْمَ لاَ رَاعِيَ لَهَا غَيْرِي ‏"‏ ‏.‏ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ فَآمَنْتُ بِذَلِكَ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَمَا هُمَا فِي الْقَوْمِ يَوْمَئِذٍ ‏.‏ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، نَحْوَهُ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Mahmud b. Gaylan anlattı; dedi ki: Bize Ebu Davud et-Tayalisi, Şu'be'den, o Sa'd b. İbrahim'den, o Ebu Seleme'den, o da Ebu Hureyre'den naklederek haber verdi. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir adam koyununu güderken bir kurt gelip koyunu kaptı. Sahibi gelip koyunu ondan kurtardı. Bunun üzerine kurt: '(Yırtıcı) hayvanların günü geldiğinde, benden başka çobanı olmadığı o günde ona ne yapacaksın?' dedi.” Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Buna ben iman ettim, Ebu Bekir ve Ömer de (iman ettiler)” buyurdu. Ebu Seleme dedi ki: O gün o ikisi, o topluluğun içinde yoklardı. Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; dedi ki: Bize Şu'be, Sa'd b. İbrahim'den bu hadisin benzerini anlattı. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3696. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ عَلَى حِرَاءَ هُوَ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعَلِيٌّ وَعُثْمَانُ وَطَلْحَةُ وَالزُّبَيْرُ رضى الله عنهم فَتَحَرَّكَتِ الصَّخْرَةُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اهْدَأْ إِنَّمَا عَلَيْكَ نَبِيٌّ أَوْ صِدِّيقٌ أَوْ شَهِيدٌ ‏"‏ ‏.‏وَفِي الْبَابِ عَنْ عُثْمَانَ وَسَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَسَهْلِ بْنِ سَعْدٍ وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَبُرَيْدَةَ هَذَا حَدِيثٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said anlattı; dedi ki: Bize Abdülaziz b. Muhammed, Süheyl b. Ebi Salih'ten, o babasından, o da Ebu Hureyre'den (radıyallahu anh) naklederek haber verdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendisi, Ebu Bekir, Ömer, Ali, Osman, Talha ve Zübeyr (radıyallahu anhum) Hira dağının üzerindeydiler. Kaya (dağ) sallandı. Bunun üzerine Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sakin ol! Senin üzerinde ancak bir Nebi veya bir Sıddık veya bir Şehit vardır.” Bu konuda Osman, Said b. Zeyd, İbn Abbas, Sehl b. Sa'd, Enes b. Malik ve Büreyde'den de rivayet vardır. Bu hadis sahihtir.

3697. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسَ حَدَّثَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَعِدَ أُحُدًا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ فَرَجَفَ بِهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اثْبُتْ أُحُدُ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ نَبِيٌّ وَصِدِّيقٌ وَشَهِيدَانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; dedi ki: Bize Yahya b. Said, Said b. Ebi Arube'den, o Katade'den, o da Enes'ten naklederek onlara haber verdi. (Enes dedi ki): Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), Uhud'a çıktı. Beraberinde Ebu Bekir, Ömer ve Osman vardı. (Dağ) onlarla birlikte sallandı. Bunun üzerine Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Sabit dur ey Uhud! Şüphesiz senin üzerinde bir Nebi, bir Sıddık ve iki Şehit vardır” buyurdu. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.

3698. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو هِشَامٍ الرِّفَاعِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ الْيَمَانِ، عَنْ شَيْخٍ، مِنْ بَنِي زُهْرَةَ عَنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي ذُبَابٍ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لِكُلِّ نَبِيٍّ رَفِيقٌ وَرَفِيقِي - يَعْنِي فِي الْجَنَّةِ عُثْمَانُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ وَ لَيْسَ إِسْنَادُهُ بِالْقَوِيِّ وَهُوَ مُنْقَطِعٌ ‏.‏

Bize Ebu Hişam er-Rifai anlattı; dedi ki: Bize Yahya b. el-Yeman, Beni Zühre'den bir şeyhten, o Haris b. Abdurrahman b. Ebi Zübab'dan, o da Talha b. Ubeydullah'tan naklederek haber verdi. Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Her peygamberin bir refiki (yoldaşı) vardır. Benim -cennetteki- refikim ise Osman'dır.” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis gariptir. İsnadı kuvvetli değildir ve munkatı (kopuk)tır.

3699. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ الرَّقِّيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ زَيْدٍ، هُوَ ابْنُ أَبِي أُنَيْسَةَ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، قَالَ لَمَّا حُصِرَ عُثْمَانُ أَشْرَفَ عَلَيْهِمْ فَوْقَ دَارِهِ ثُمَّ قَالَ أُذَكِّرُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ حِرَاءَ حِينَ انْتَفَضَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ اثْبُتْ حِرَاءُ فَلَيْسَ عَلَيْكَ إِلاَّ نَبِيٌّ أَوْ صِدِّيقٌ أَوْ شَهِيدٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ قَالَ أُذَكِّرُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فِي جَيْشِ الْعُسْرَةِ ‏"‏ مَنْ يُنْفِقُ نَفَقَةً مُتَقَبَّلَةً ‏"‏ ‏.‏ وَالنَّاسُ مُجْهَدُونَ مُعْسِرُونَ فَجَهَّزْتُ ذَلِكَ الْجَيْشَ قَالُوا نَعَمْ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ أُذَكِّرُكُمْ بِاللَّهِ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ بِئْرَ رُومَةَ لَمْ يَكُنْ يَشْرَبُ مِنْهَا أَحَدٌ إِلاَّ بِثَمَنٍ فَابْتَعْتُهَا فَجَعَلْتُهَا لِلْغَنِيِّ وَالْفَقِيرِ وَابْنِ السَّبِيلِ قَالُوا اللَّهُمَّ نَعَمْ وَأَشْيَاءُ عَدَّدَهَا ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ عَنْ عُثْمَانَ ‏.‏

Bize Abdullah b. Abdurrahman anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Ca'fer er-Rakkî haber verdi; dedi ki: Bize Ubeydullah b. Amr, Zeyd b. Ebi Üneyse'den, o Ebu İshak'tan, o Ebu Abdurrahman es-Sülemî'den, o da Osman'dan naklederek haber verdi. (Ebu Abdurrahman) dedi ki: Osman (evinde) kuşatıldığı zaman, evinin üstünden onlara baktı ve şöyle dedi: “Size Allah adına soruyorum! Biliyor musunuz; Hira dağı sallandığında Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): 'Sabit dur ey Hira! Senin üzerinde ancak bir Nebi veya bir Sıddık veya bir Şehit vardır' buyurmuştu?” Onlar: “Evet” dediler. (Osman) dedi ki: “Size Allah adına soruyorum! Biliyor musunuz; Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Zorluk Ordusu (Ceyşu'l-Usre) hakkında: 'Kim (Allah katında) kabul olunacak bir harcamada bulunacak?' buyurmuştu? İnsanlar o sırada güçlük ve darlık içindeydi; ben de o orduyu donattım.” Onlar: “Evet” dediler. Sonra (Osman) dedi ki: “Size Allah adına soruyorum! Biliyor musunuz; Rûme kuyusundan hiç kimse ücret ödemeden su içemezken, ben onu satın aldım ve zengine, fakire ve yolcuya (ücretsiz) tahsis ettim?” Onlar: “Allah için, evet” dediler. (Osman) daha birçok şeyler saydı. Ebu İsa dedi ki: Bu hadis Ebu Abdurrahman es-Sülemî'nin Osman'dan rivayetiyle bu vecihle hasen sahih gariptir.

3700. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، قَالَ حَدَّثَنَا السَّكَنُ بْنُ الْمُغِيرَةِ، وَيُكْنَى أَبَا مُحَمَّدٍ، مَوْلًى لآلِ عُثْمَانَ قَالَ حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ أَبِي هِشَامٍ، عَنْ فَرْقَدٍ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ خَبَّابٍ، قَالَ شَهِدْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَحُثُّ عَلَى جَيْشِ الْعُسْرَةِ فَقَامَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلَىَّ مِائَةُ بَعِيرٍ بِأَحْلاَسِهَا وَأَقْتَابِهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏.‏ ثُمَّ حَضَّ عَلَى الْجَيْشِ فَقَامَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلَىَّ مِائَتَا بَعِيرٍ بِأَحْلاَسِهَا وَأَقْتَابِهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏.‏ ثُمَّ حَضَّ عَلَى الْجَيْشِ فَقَامَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لِلَّهِ عَلَىَّ ثَلاَثُمِائَةِ بَعِيرٍ بِأَحْلاَسِهَا وَأَقْتَابِهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ‏.‏ فَأَنَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْزِلُ عَنِ الْمِنْبَرِ وَهُوَ يَقُولُ ‏ "‏ مَا عَلَى عُثْمَانَ مَا عَمِلَ بَعْدَ هَذِهِ مَا عَلَى عُثْمَانَ مَا عَمِلَ بَعْدَ هَذِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ السَّكَنِ بْنِ الْمُغِيرَةِ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; dedi ki: Bize Ebu Davud anlattı; dedi ki: Bize Osman ailesinin azatlısı olan ve Ebu Muhammed diye künyelenen Seken b. el-Muğire anlattı. Dedi ki: Bize Velid b. Ebi Hişam, Farkad Ebu Talha'dan, o da Abdurrahman b. Habbab'dan naklederek haber verdi. (Abdurrahman) dedi ki: Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e şahit oldum; o, Zorluk Ordusu'na teşvik ediyordu. Osman b. Affan kalktı ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Allah yolunda, çulları ve semerleri ile birlikte yüz deve benim üzerime olsun” dedi. Sonra (Peygamber) ordu için tekrar teşvikte bulundu. Osman b. Affan kalktı ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Allah yolunda, çulları ve semerleri ile birlikte iki yüz deve benim üzerime olsun” dedi. Sonra (Peygamber) ordu için teşvikte bulundu. Osman b. Affan kalktı ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Allah yolunda, çulları ve semerleri ile birlikte üç yüz deve benim üzerime olsun” dedi. (Abdurrahman dedi ki): Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in minberden inerken şöyle dediğini gördüm: “Bundan sonra yapacağı hiçbir şey Osman'a zarar vermez! Bundan sonra yapacağı hiçbir şey Osman'a zarar vermez!” Ebu İsa dedi ki: Bu hadis bu vecihle gariptir. Bunu sadece Seken b. el-Muğire'nin hadisinden biliyoruz. Bu konuda Abdurrahman b. Semure'den de rivayet vardır.

3701. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ وَاقِعٍ الرَّمْلِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا ضَمْرَةُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَوْذَبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ كَثِيرٍ، مَوْلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَمُرَةَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ ابْنِ سَمُرَةَ، قَالَ جَاءَ عُثْمَانُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِأَلْفِ دِينَارٍ - قَالَ الْحَسَنُ بْنُ وَاقِعٍ وَكَانَ فِي مَوْضِعٍ آخَرَ مِنْ كِتَابِي فِي كُمِّهِ حِينَ جَهَّزَ جَيْشَ الْعُسْرَةِ فَنَثَرَهَا فِي حِجْرِهِ ‏.‏ قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يُقَلِّبُهَا فِي حِجْرِهِ وَيَقُولُ ‏ "‏ مَا ضَرَّ عُثْمَانَ مَا عَمِلَ بَعْدَ الْيَوْمِ ‏"‏ ‏.‏ مَرَّتَيْنِ ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ ‏.‏

Bize Muhammed b. İsmail anlattı; dedi ki: Bize Hasan b. Vakî' er-Ramlî anlattı; dedi ki: Bize Damre b. Rabia, Abdullah b. Şevzeb'den, o Abdullah b. Kasım'dan, o Abdurrahman b. Semure'nin azatlısı Kesir'den, o da Abdurrahman b. Semure'den naklederek haber verdi. Abdurrahman dedi ki: Osman, Zorluk Ordusu'nu donatırken Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e bin dinar getirdi. -Hasan b. Vakî' dedi ki: Kitabımın başka bir yerinde “yeninde (giysisinin kolunda)” ifadesi geçiyor.- Ve onu (Peygamber'in) kucağına döktü. Abdurrahman dedi ki: Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in onu kucağında alt üst edip şöyle dediğini gördüm: “Bugünden sonra yaptığı (hiçbir) şey Osman'a zarar vermez.” (Bunu iki defa söyledi). Ebu İsa dedi ki: Bu hadis bu vecihle hasen gariptir.

3702. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو زُرْعَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ بِشْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ لَمَّا أُمِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِبَيْعَةِ الرِّضْوَانِ كَانَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ رَسُولَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَهْلِ مَكَّةَ قَالَ فَبَايَعَ النَّاسَ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ عُثْمَانَ فِي حَاجَةِ اللَّهِ وَحَاجَةِ رَسُولِهِ ‏"‏ ‏.‏ فَضَرَبَ بِإِحْدَى يَدَيْهِ عَلَى الأُخْرَى فَكَانَتْ يَدُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِعُثْمَانَ خَيْرًا مِنْ أَيْدِيهِمْ لأَنْفُسِهِمْ ‏.‏ هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ غَرِيبٌ ‏.‏

Bize Ebu Zur'a anlattı; dedi ki: Bize Hasan b. Bişr anlattı; dedi ki: Bize Hakem b. Abdülmelik, Katade'den, o da Enes b. Malik'ten naklederek haber verdi. Enes dedi ki: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'e Rıdvan biatı emredildiğinde, Osman b. Affan, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in Mekke ehline gönderdiği elçisiydi. İnsanlar biat etti. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Şüphesiz Osman, Allah'ın ve Resûlü'nün işi (hizmeti) için (görevli)dir” buyurdu ve bir elini diğer elinin üzerine vurdu (onun adına biat etti). Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in Osman için (temsilen) kullandığı eli, onların kendileri için kullandıkları ellerinden daha hayırlı oldu. Bu hadis hasen sahih gariptir.

3703. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَعَبَّاسُ بْنُ مُحَمَّدٍ الدُّورِيُّ، وَغَيْرُ، وَاحِدٍ الْمَعْنَى، وَاحِدٌ، قَالُوا حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَامِرٍ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ أَخْبَرَنَا سَعِيدُ بْنُ عَامِرٍ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي الْحَجَّاجِ الْمِنْقَرِيِّ عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ الْجُرَيْرِيِّ عَنْ ثُمَامَةَ بْنِ حَزْنٍ الْقُشَيْرِيِّ قَالَ شَهِدْتُ الدَّارَ حِينَ أَشْرَفَ عَلَيْهِمْ عُثْمَانُ فَقَالَ ائْتُونِي بِصَاحِبَيْكُمُ اللَّذَيْنِ أَلَّبَاكُمْ عَلَىَّ ‏.‏ قَالَ فَجِيءَ بِهِمَا فَكَأَنَّهُمَا جَمَلاَنِ أَوْ كَأَنَّهُمَا حِمَارَانِ ‏.‏ قَالَ فَأَشْرَفَ عَلَيْهِمْ عُثْمَانُ فَقَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ وَالإِسْلاَمِ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدِمَ الْمَدِينَةَ وَلَيْسَ بِهَا مَاءٌ يُسْتَعْذَبُ غَيْرَ بِئْرِ رُومَةَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ‏"‏ مَنْ يَشْتَرِي بِئْرَ رُومَةَ فَيَجْعَلُ دَلْوَهُ مَعَ دِلاَءِ الْمُسْلِمِينَ بِخَيْرٍ لَهُ مِنْهَا فِي الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ فَاشْتَرَيْتُهَا مِنْ صُلْبِ مَالِي فَأَنْتُمُ الْيَوْمَ تَمْنَعُونِي أَنْ أَشْرَبَ مِنْهَا حَتَّى أَشْرَبَ مِنْ مَاءِ الْبَحْرِ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ وَالإِسْلاَمِ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ الْمَسْجِدَ ضَاقَ بِأَهْلِهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنْ يَشْتَرِي بُقْعَةَ آلِ فُلاَنٍ فَيَزِيدُهَا فِي الْمَسْجِدِ بِخَيْرٍ لَهُ مِنْهَا فِي الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ فَاشْتَرَيْتُهَا مِنْ صُلْبِ مَالِي فَأَنْتُمُ الْيَوْمَ تَمْنَعُونِي أَنْ أُصَلِّيَ فِيهَا رَكْعَتَيْنِ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ وَالإِسْلاَمِ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنِّي جَهَّزْتُ جَيْشَ الْعُسْرَةِ مِنْ مَالِي قَالُوا اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏.‏ ثُمَّ قَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ وَالإِسْلاَمِ هَلْ تَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ عَلَى ثَبِيرِ مَكَّةَ وَمَعَهُ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَأَنَا فَتَحَرَّكَ الْجَبَلُ حَتَّى تَسَاقَطَتْ حِجَارَتُهُ بِالْحَضِيضِ قَالَ فَرَكَضَهُ بِرِجْلِهِ وَقَالَ ‏"‏ اسْكُنْ ثَبِيرُ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ نَبِيٌّ وَصِدِّيقٌ وَشَهِيدَانِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُمَّ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ اللَّهُ أَكْبَرُ شَهِدُوا لِي وَرَبِّ الْكَعْبَةِ أَنِّي شَهِيدٌ ثَلاَثًا ‏.‏ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ ‏.‏ وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ عُثْمَانَ ‏.‏

Bize Abdullah b. Abdurrahman, Abbas b. Muhammed ed-Dûrî ve başkaları anlattı; -mana birdir- dediler ki: Bize Said b. Amir anlattı. -Abdullah dedi ki: Bize Said b. Amir haber verdi.- O Yahya b. Ebi'l-Haccac el-Minkarî'den, o Ebu Mes'ud el-Cüreyrî'den, o Sümame b. Hazn el-Kuşeyrî'den naklederek dedi ki: Osman (kuşatma sırasında) onlara (isyancılara) yukarıdan baktığı sırada (evde) hazırdım. Dedi ki: “Sizi bana karşı kışkırtan iki arkadaşınızı bana getirin.” Sümame dedi ki: O ikisi getirildi; sanki onlar birer deve veya birer eşek gibiydiler. Osman onlara yukarıdan baktı ve dedi ki: “Allah ve İslam adına size soruyorum: Biliyor musunuz ki Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine'ye geldiğinde orada Rûme kuyusundan başka tatlı su yoktu. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): 'Kim Rûme kuyusunu satın alır ve kovasını (su hakkını) Müslümanların kovalarıyla eşit tutarsa (vakfederse), buna karşılık ona Cennet'te ondan daha hayırlısı vardır' buyurdu. Ben de onu kendi öz malımdan satın aldım. Oysa siz bugün, beni ondan su içmekten menediyorsunuz; öyle ki deniz suyundan içecek hale geldim.” Onlar: “Allah için, evet” dediler. Osman dedi ki: “Allah ve İslam adına size soruyorum: Biliyor musunuz, Mescid halkına dar gelmişti de Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): 'Kim falan oğullarının arsasını satın alıp Mescid'e katarsa, buna karşılık ona Cennet'te ondan daha hayırlısı vardır' buyurdu. Ben de onu kendi öz malımdan satın aldım. Oysa siz bugün beni orada iki rekat namaz kılmaktan menediyorsunuz.” Onlar: “Allah için, evet” dediler. Osman dedi ki: “Allah ve İslam adına size soruyorum: Biliyor musunuz, ben Zorluk Ordusu'nu (Tabuk) kendi malımdan donattım?” Onlar: “Allah için, evet” dediler. Sonra şöyle dedi: “Allah ve İslam adına size soruyorum: Biliyor musunuz, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke'nin Sebir (dağı) üzerindeydi. Yanında Ebu Bekir, Ömer ve ben vardım. Dağ sarsıldı, hatta taşları aşağı yuvarlandı. O (Peygamber), ayağıyla ona vurdu ve: 'Sakin ol ey Sebir! Şüphesiz senin üzerinde bir Nebi, bir Sıddık ve iki Şehit vardır' buyurdu.” Onlar: “Allah için, evet” dediler. Osman dedi ki: “Allahü ekber! Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki benim şehit olduğuma şahitlik ettiler.” (Bunu üç defa söyledi). Ebu İsa dedi ki: Bu hadis hasendir. Osman'dan başka vecihlerden de rivayet edilmiştir.

3704. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، قَالَ حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي قِلاَبَةَ، عَنْ أَبِي الأَشْعَثِ الصَّنْعَانِيِّ، أَنَّ خُطَبَاءَ، قَامَتْ بِالشَّامِ وَفِيهِمْ رِجَالٌ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ آخِرُهُمْ رَجُلٌ يُقَالُ لَهُ مُرَّةُ بْنُ كَعْبٍ فَقَالَ لَوْلاَ حَدِيثٌ سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا قُمْتُ ‏.‏ وَذَكَرَ الْفِتَنَ فَقَرَّبَهَا فَمَرَّ رَجُلٌ مُقَنَّعٌ فِي ثَوْبٍ فَقَالَ هَذَا يَوْمَئِذٍ عَلَى الْهُدَى فَقُمْتُ إِلَيْهِ فَإِذَا هُوَ عُثْمَانُ بْنُ عَفَّانَ ‏.‏ قَالَ فَأَقْبَلْتُ عَلَيْهِ بِوَجْهِهِ فَقُلْتُ هَذَا قَالَ نَعَمْ ‏.هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ ‏.‏ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوَالَةَ وَكَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ ‏.‏

Bize Muhammed b. Beşşar anlattı; dedi ki: Bize Abdülvehhab es-Sekafî anlattı; dedi ki: Bize Eyyub, Ebu Kilabe'den, o Ebu'l-Eş'as es-San'anî'den naklederek anlattı ki: Şam'da hatipler (konuşmak üzere) ayağa kalktı. İçlerinde Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in ashabından adamlar da vardı. Sonunda onlardan Mürre b. Ka'b denilen bir adam kalktı ve dedi ki: Eğer Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den işittiğim bir hadis olmasaydı (konuşmak için) kalkmazdım. O, fitneleri zikretti ve onları (zaman olarak) yakınlaştırdı. O sırada bir elbise ile örtünmüş (yüzü kapalı) bir adam geçti. (Peygamber) dedi ki: “Bu (adam), o gün hidayet üzeredir.” Bunun üzerine ben ona doğru kalkıp gittim (baktım ki) o Osman b. Affan'dır. (Mürre) dedi ki: Yüzünü ona (Peygamber'e) çevirerek: “Bu mu?” dedim. “Evet” dedi. Bu hadis hasen sahihtir. Bu konuda İbn Ömer, Abdullah b. Havale ve Ka'b b. Ucre'den de hadis rivayet edilmiştir.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.