6412. Hadis
حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي هِنْدٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، الصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ ". قَالَ عَبَّاسٌ الْعَنْبَرِيُّ حَدَّثَنَا صَفْوَانُ بْنُ عِيسَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ.
el-Mekkî b. İbrahim bize tahdis etti, Abdullah b. Said —ki o İbn Ebi Hind’dir— bize haber verdi; babasından; İbn Abbas radıyallahu anhumâ’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İki nimet vardır ki, insanların çoğu (onların kadrini bilmeyerek) bu iki şey hususunda aldanmış (zarar etmiş)tir: Sağlık ve boş vakit.” Abbas el-Anberî: Safvân b. İsa bize tahdis etti; Abdullah b. Said b. Ebi Hind’den; babasından; o da: “İbn Abbas’ı, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu (hadisin) benzerini [rivayet ederken] işittim” dedi.
6413. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَة، فَأَصْلِحِ الأَنْصَارَ وَالْمُهَاجِرَة ".
Muhammed b. Beşşar bize tahdis etti, Gundar bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti; Muâviye b. Kurre’den; Enes’ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Allah’ım! Ahiret hayatından başka (gerçek ve kalıcı) bir hayat yoktur. Sen Ensar’ı ve Muhacir’i ıslah eyle (hali üzerine daim kıl/iyilikle muamele et)!”
6414. Hadis
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ السَّاعِدِيُّ، كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْخَنْدَقِ وَهْوَ يَحْفِرُ وَنَحْنُ نَنْقُلُ التُّرَابَ وَيَمُرُّ بِنَا فَقَالَ " اللَّهُمَّ لاَ عَيْشَ إِلاَّ عَيْشُ الآخِرَهْ، فَاغْفِرْ لِلأَنْصَارِ وَالْمُهَاجِرَهْ ". تَابَعَهُ سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ.
Ahmed b. el-Mikdâm bana tahdis etti, el-Fudayl b. Süleyman bize tahdis etti, Ebu Hazim bize tahdis etti; Sehl b. Sa'd es-Sâidî’den [naklederek]. Dedi ki: Hendek (Savaşı) esnasında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdik. O (hendek) kazıyor, biz de toprak taşıyorduk. (Efendimiz) yanımızdan geçerken şöyle buyurdu: “Allah’ım! Ahiret hayatından başka gerçek bir hayat yoktur. Sen Ensar’ı ve Muhacir’i bağışla!” Yine Sehl b. Sa'd tarafından Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den bu hadisin benzeri rivayet edilmiştir.
6415. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَوْضِعُ سَوْطٍ فِي الْجَنَّةِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا، وَلَغَدْوَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ رَوْحَةٌ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا ".
Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti, Abdülaziz b. Ebi Hazim bize tahdis etti; babasından; Sehl [b. Sa'd]’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Cennette bir kamçı kadar (küçücük bir) yer, dünyadan ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır. Allah yolunda (cihad için) bir sabah çıkışı veya bir akşam çıkışı, dünyadan ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.”
6416. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو الْمُنْذِرِ الطُّفَاوِيُّ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، قَالَ حَدَّثَنِي مُجَاهِدٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمَنْكِبِي فَقَالَ " كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ، أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ ". وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَقُولُ إِذَا أَمْسَيْتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ الصَّبَاحَ، وَإِذَا أَصْبَحْتَ فَلاَ تَنْتَظِرِ الْمَسَاءَ، وَخُذْ مِنْ صِحَّتِكَ لِمَرَضِكَ، وَمِنْ حَيَاتِكَ لِمَوْتِكَ.
Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Ebu’l-Münzir Muhammed b. Abdurrahman et-Tufavî bize tahdis etti; Süleyman el-A'meş’ten. Mücahid bize; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhumâ’dan [naklederek] tahdis etti. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem omuzumdan tuttu ve şöyle buyurdu: “Dünyada sanki bir garip (yabancı) veyahut bir yolcu (âbirü sebîl) gibi ol!” İbn Ömer [da] şöyle derdi: “Akşama ulaştığında sabahı bekleme; sabaha ulaştığında ise akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun zamandan hastalığın için, hayatından da ölümün için (pay) al.”
6417. Hadis
حَدَّثَنَا صَدَقَةُ بْنُ الْفَضْلِ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ مُنْذِرٍ، عَنْ رَبِيعِ بْنِ خُثَيْمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَطَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خَطًّا مُرَبَّعًا، وَخَطَّ خَطًّا فِي الْوَسَطِ خَارِجًا مِنْهُ، وَخَطَّ خُطُطًا صِغَارًا إِلَى هَذَا الَّذِي فِي الْوَسَطِ، مِنْ جَانِبِهِ الَّذِي فِي الْوَسَطِ وَقَالَ " هَذَا الإِنْسَانُ، وَهَذَا أَجَلُهُ مُحِيطٌ بِهِ ـ أَوْ قَدْ أَحَاطَ بِهِ ـ وَهَذَا الَّذِي هُوَ خَارِجٌ أَمَلُهُ، وَهَذِهِ الْخُطُطُ الصِّغَارُ الأَعْرَاضُ، فَإِنْ أَخْطَأَهُ هَذَا نَهَشَهُ هَذَا، وَإِنْ أَخْطَأَهُ هَذَا نَهَشَهُ هَذَا ".
Sadaka b. el-Fadl bize haber verdi, Yahya [b. Said el-Kattân] bize haber verdi; Süfyan [es-Sevrî]’den. Dedi ki: Babam bana; Münzir [b. Ya'lâ]’dan; Rebi’ b. Husaym’dan; Abdullah [b. Mes'ud] radıyallahu anh’dan [naklederek] tahdis etti. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (yere) kare şeklinde bir çizgi çizdi. Sonra karenin tam ortasından dışarıya doğru taşan bir çizgi daha çizdi. Karenin içindeki o orta çizgiye doğru yanlardan (yönelecek şekilde) küçük küçük çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu: “Şu (orta çizgi) insandır. Onu kuşatan şu kare ise insanın ecelidir. Dışarıya doğru uzanan şu çizgi de insanın emelidir (tükenmez arzularıdır). Orta çizgiye doğru uzanan şu küçük çizgiler ise (insana musallat olan) afet, musibet ve hastalıklardır (a'râd). Eğer şu (musibet) onu ıskalarsa şu diğeri yakalar; eğer şu (hastalık) onu ıskalarsa şu diğeri yakalar!”
6418. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ خَطَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خُطُوطًا فَقَالَ " هَذَا الأَمَلُ وَهَذَا أَجَلُهُ، فَبَيْنَمَا هُوَ كَذَلِكَ إِذْ جَاءَهُ الْخَطُّ الأَقْرَبُ ".
Müslim [b. İbrahim] bize tahdis etti, Hemmâm [b. Yahya] bize tahdis etti; İshak b. Abdullah b. Ebi Talha’dan; Enes [b. Malik]’ten [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (yere bazı) çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu: “Şu emeldir, şu da insanın ecelidir. İnsan daha o (emelleri) içerisindeyken, (kendisine emelden) daha yakın olan o (çizgi yani eceli) geliverir.”
6419. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ مُطَهَّرٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ مَعْنِ بْنِ مُحَمَّدٍ الْغِفَارِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَعْذَرَ اللَّهُ إِلَى امْرِئٍ أَخَّرَ أَجَلَهُ حَتَّى بَلَّغَهُ سِتِّينَ سَنَةً ". تَابَعَهُ أَبُو حَازِمٍ وَابْنُ عَجْلاَنَ عَنِ الْمَقْبُرِيِّ.
Abdüsselâm b. Mutahhar bana tahdis etti, Ömer b. Ali bize tahdis etti; Ma'n b. Muhammed el-Gıfârî’den; Said b. Ebi Said el-Makburî’den; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Allah, bir kimsenin ecelini altmış yaşına ulaşana kadar ertelemişse (artık o kulun bahane sunması için) mazeretini tüketmiştir (ona mazeret bırakmamıştır).” Bunu (hadisi) Ebu Hazim ve İbn Aclân, el-Makburî’den [naklederek] takip etmişlerdir (desteklemişlerdir).
6420. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَبُو صَفْوَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَزَالُ قَلْبُ الْكَبِيرِ شَابًّا فِي اثْنَتَيْنِ فِي حُبِّ الدُّنْيَا، وَطُولِ الأَمَلِ ". قَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ وَابْنُ وَهْبٍ عَنْ يُونُسَ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدٌ وَأَبُو سَلَمَةَ.
Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Ebu Safvân Abdullah b. Said bize tahdis etti, Yunus [b. Yezîd] bize tahdis etti; İbn Şihab’dan. Said b. el-Müseyyeb bana haber verdi; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Yaşlı (kebîr) kimsenin kalbi şu iki şey hususunda her daim genç kalır: Dünya sevgisi ve uzun emel.” el-Leys: Yunus bana tahdis etti —yine İbn Vehb de Yunus’tan [naklen rivayet etmiştir]—. İbn Şihab: Said ve Ebu Seleme bana haber verdiler, dedi.
6421. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكْبَرُ ابْنُ آدَمَ وَيَكْبَرُ مَعَهُ اثْنَانِ حُبُّ الْمَالِ، وَطُولُ الْعُمُرِ ". رَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ.
Müslim b. İbrahim bize tahdis etti, Hişam [ed-Destüvâî] bize tahdis etti, Katade bize tahdis etti; Enes radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ademoğlu yaşlanır; fakat onunla beraber şu iki şey de (kalbinde) büyür: Mal sevgisi ve uzun ömür (isteği).” Bunu (hadisi) Şu'be, Katade’den [naklederek] rivayet etmiştir.
6422. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ أَسَدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ الرَّبِيعِ، وَزَعَمَ، مَحْمُودٌ أَنَّهُ عَقَلَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ وَعَقَلَ مَجَّةً مَجَّهَا مِنْ دَلْوٍ كَانَتْ فِي دَارِهِمْ.
Muâz b. Esed bize tahdis etti, Abdullah [b. el-Mübârek] bize haber verdi, Ma'mer bize haber verdi; ez-Zühri’den. Mahmud b. er-Rebi’ bana haber verdi. Dedi ki: Mahmud, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i (hayattayken bizzat görüp) hatırladığını söyledi ve evlerindeki bir kovadan (su alıp) üzerine püskürtmesini dahi hatırladığını belirtti.
6423. Hadis
قَالَ سَمِعْتُ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ الأَنْصَارِيَّ، ثُمَّ أَحَدَ بَنِي سَالِمٍ قَالَ غَدَا عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لَنْ يُوَافِيَ عَبْدٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. يَبْتَغِي بِهِ وَجْهَ اللَّهِ، إِلاَّ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ النَّارَ ".
(Mahmud b. er-Rebi’) dedi ki: Benî Sâlim’den Itban b. Malik el-Ensârî’yi [şöyle derken] işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir sabah yanıma geldi ve şöyle buyurdu: “Kim Kıyamet Günü’nde sadece Allah’ın rızasını dileyerek ‘Lâ ilâhe illâllâh’ (Allah’tan başka ilah yoktur) derse, Allah o kula ateşi mutlaka haram kılar.”
6424. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى مَا لِعَبْدِي الْمُؤْمِنِ عِنْدِي جَزَاءٌ، إِذَا قَبَضْتُ صَفِيَّهُ مِنْ أَهْلِ الدُّنْيَا، ثُمَّ احْتَسَبَهُ إِلاَّ الْجَنَّةُ ".
Kuteybe [b. Said] bize tahdis etti, Yakub b. Abdurrahman bize tahdis etti; Amr [b. Ebi Amr]’dan; Said el-Makburî’den; Ebu Hureyre’den [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Dünyadayken kendisi için çok değerli olan bir dostunun canını aldığımda, mümin kulum (Sana isyan etmeyip) sevap umarak (ihtisâb ederek) sabrederse, onun Bence yegane karşılığı cennettir.’”
6425. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَمْرَو بْنَ عَوْفٍ وَهْوَ حَلِيفٌ لِبَنِي عَامِرِ بْنِ لُؤَىٍّ كَانَ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ الْجَرَّاحِ إِلَى الْبَحْرَيْنِ يَأْتِي بِجِزْيَتِهَا، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هُوَ صَالَحَ أَهْلَ الْبَحْرَيْنِ، وَأَمَّرَ عَلَيْهِمُ الْعَلاَءَ بْنَ الْحَضْرَمِيِّ، فَقَدِمَ أَبُو عُبَيْدَةَ بِمَالٍ مِنَ الْبَحْرَيْنِ، فَسَمِعَتِ الأَنْصَارُ بِقُدُومِهِ فَوَافَتْهُ صَلاَةَ الصُّبْحِ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا انْصَرَفَ تَعَرَّضُوا لَهُ فَتَبَسَّمَ حِينَ رَآهُمْ وَقَالَ " أَظُنُّكُمْ سَمِعْتُمْ بِقُدُومِ أَبِي عُبَيْدَةَ، وَأَنَّهُ جَاءَ بِشَىْءٍ ". قَالُوا أَجَلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَأَبْشِرُوا وَأَمِّلُوا مَا يَسُرُّكُمْ، فَوَاللَّهِ مَا الْفَقْرَ أَخْشَى عَلَيْكُمْ، وَلَكِنْ أَخْشَى عَلَيْكُمْ أَنْ تُبْسَطَ عَلَيْكُمُ الدُّنْيَا، كَمَا بُسِطَتْ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ، فَتَنَافَسُوهَا كَمَا تَنَافَسُوهَا وَتُلْهِيَكُمْ كَمَا أَلْهَتْهُمْ ".
İsmail b. Abdullah bize tahdis etti, dedi ki: İsmail b. İbrahim b. Ukbe bana tahdis etti; Musa b. Ukbe’den. Dedi ki: İbn Şihab; Urve b. ez-Zübeyr’in kendisine haber verdiğini [söyledi]. [Urve’ye de] el-Misver b. Mahrame [şöyle] haber verdi: Bedir’de Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber bulunan Amr b. Avf kendisine haber verdi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, cizyesini getirmesi için Ebu Übeyde b. el-Cerrah’ı Bahreyn’e gönderdi. Bahreyn halkıyla bizzat Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sulh yapmış ve onlara el-Alâ b. el-Hadramî’yi amir tayin etmişti. Ebu Übeyde Bahreyn’den malla birlikte (Medine’ye) geldi. Ensar onun geldiğini işidince Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte sabah namazına geldiler. (Efendimiz) namazdan çıkınca (Ensar) onun önünü kestiler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları görünce gülümsedi ve: “Öyle sanıyorum ki sizler Ebu Übeyde’nin geldiğini ve beraberinde bir şeyler getirdiğini işittiniz!” buyurdu. Onlar: “Evet ey Allah’ın Resulü!” dediler. Bunun üzerine (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Sevinin ve sizi mutlu edecek olanı umun! Vallahi ben sizin adınıza fakirlikten korkmuyorum; fakat ben sizden öncekilere dünyanın (nimetleri) serildiği gibi sizin de önünüze serilmesinden, onların birbirleriyle yarıştıkları gibi sizin de yarışmanızdan ve bunun onları oyalayıp helak ettiği gibi sizi de oyalayıp (helak etmesinden) korkuyorum!”
6426. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ يَوْمًا فَصَلَّى عَلَى أَهْلِ أُحُدٍ صَلاَتَهُ عَلَى الْمَيِّتِ، ثُمَّ انْصَرَفَ إِلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ " إِنِّي فَرَطُكُمْ وَأَنَا شَهِيدٌ عَلَيْكُمْ، وَإِنِّي وَاللَّهِ لأَنْظُرُ إِلَى حَوْضِي الآنَ، وَإِنِّي قَدْ أُعْطِيتُ مَفَاتِيحَ خَزَائِنِ الأَرْضِ ـ أَوْ مَفَاتِيحَ الأَرْضِ ـ وَإِنِّي وَاللَّهِ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ أَنْ تُشْرِكُوا بَعْدِي، وَلَكِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ أَنْ تَنَافَسُوا فِيهَا ".
Kuteybe b. Said bize tahdis etti, el-Leys [b. Sa'd] bize tahdis etti; Yezîd b. Ebi Habib’den; Ebu’l-Hayr [Mersed b. Abdullah]’tan; Ukbe b. Âmir’den [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün (Mescid’den) çıktı ve Uhud şehitleri için (cenaze namazı kılar gibi) namaz kıldı. Sonra minbere çıkıp şöyle buyurdu: “Ben sizin (âhirette) önden gideniniz (ferat) ve sizin üzerinizde (hakka ve amellere dair) şahidim. Vallahi ben şu an Havz’ıma (Kevser Havuzu’na) bakıp duruyorum! Şüphesiz bana yer(yüzü) hazinelerinin anahtarları —yahut yerin anahtarları— verilmiştir. Vallahi ben benden sonra sizin şirke düşmenizden korkmuyorum; fakat dünya (nimetleri) hususunda birbirinizle rekabet (tenâfüs) etmenizden korkuyorum.”
6427. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ أَكْثَرَ مَا أَخَافُ عَلَيْكُمْ مَا يُخْرِجُ اللَّهُ لَكُمْ مِنْ بَرَكَاتِ الأَرْضِ ". قِيلَ وَمَا بَرَكَاتُ الأَرْضِ قَالَ " زَهْرَةُ الدُّنْيَا ". فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ هَلْ يَأْتِي الْخَيْرُ بِالشَّرِّ فَصَمَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ يُنْزَلُ عَلَيْهِ، ثُمَّ جَعَلَ يَمْسَحُ عَنْ جَبِينِهِ فَقَالَ " أَيْنَ السَّائِلُ ". قَالَ أَنَا. قَالَ أَبُو سَعِيدٍ لَقَدْ حَمِدْنَاهُ حِينَ طَلَعَ ذَلِكَ. قَالَ " لاَ يَأْتِي الْخَيْرُ إِلاَّ بِالْخَيْرِ، إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ، وَإِنَّ كُلَّ مَا أَنْبَتَ الرَّبِيعُ يَقْتُلُ حَبَطًا أَوْ يُلِمُّ، إِلاَّ آكِلَةَ الْخَضِرَةِ، أَكَلَتْ حَتَّى إِذَا امْتَدَّتْ خَاصِرَتَاهَا اسْتَقْبَلَتِ الشَّمْسَ، فَاجْتَرَّتْ وَثَلَطَتْ وَبَالَتْ، ثُمَّ عَادَتْ فَأَكَلَتْ، وَإِنَّ هَذَا الْمَالَ حُلْوَةٌ، مَنْ أَخَذَهُ بِحَقِّهِ وَوَضَعَهُ فِي حَقِّهِ، فَنِعْمَ الْمَعُونَةُ هُوَ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِغَيْرِ حَقِّهِ، كَانَ الَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ ".
İsmail [b. Ebi Üveys] bize tahdis etti, dedi ki: Malik; Zeyd b. Eslem’den; Atâ b. Yesâr’den; Ebu Said [el-Hudrî]’den [naklederek] bana tahdis etti. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey, Allah’ın sizin için yerin bereketlerinden çıkaracağı (nimetler)dir.” Sahabeler: “Yerin bereketleri nedir?” diye sordular. (Efendimiz): “Dünyanın süsüdür!” buyurdu. Bunun üzerine bir adam: “Hayır (olan bir şey) beraberinde şer getirir mi?” diye sordu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem sessiz kaldı; öyle ki ona vahiy indiğini zannettik. Sonra alnındaki teri silmeye başlayarak: “Soru soran nerede?” buyurdu. Adam: “Ben (buradayım)” dedi. —Ebu Said (ez-Zübeyrî) dedi ki: Adam [bu soruyu sormakla isabetli bir iş yapınca] onu takdir ettik—. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Hayır, ancak hayır getirir. Şüphesiz bu mal, yemyeşil ve tatlı (bir dünya nimeti)dir. Baharın yetiştirdiği bitkilerin çoğu (hayvanı ya çok yediği için karnını şişirip) öldürür yahut ölüme yaklaştırır; yeşillik yiyen (hayvan) müstesnadır. O (hayvan), yiyip de iki böğrü dolunca güneşin karşısına geçer; (yediklerini) geviş getirir, (rahatça) pisler ve işer; sonra tekrar dönüp (yemeye) devam eder. İşte bu mal da tatlıdır; kim onu hakkıyla (helalinden) alır ve hak olan yere sarf ederse, o mal ne güzel bir yardımcıdır! Kim de onu haksız yere (haramdan) alırsa, o; yiyip de bir türlü doymayan kimse gibi olur.”
6428. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا جَمْرَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي زَهْدَمُ بْنُ مُضَرِّبٍ، قَالَ سَمِعْتُ عِمْرَانَ بْنَ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُكُمْ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ ". قَالَ عِمْرَانُ فَمَا أَدْرِي قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ قَوْلِهِ مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا " ثُمَّ يَكُونُ بَعْدَهُمْ قَوْمٌ يَشْهَدُونَ وَلاَ يُسْتَشْهَدُونَ، وَيَخُونُونَ وَلاَ يُؤْتَمَنُونَ، وَيَنْذِرُونَ وَلاَ يَفُونَ وَيَظْهَرُ فِيهِمُ السِّمَنُ ".
Muhammed b. Beşşar bana tahdis etti, Gundar bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti. Dedi ki: Ebu Cemre’yi işittim. Dedi ki: Zehdem b. Mudabbib bana tahdis etti. Dedi ki: İmrân b. Husayn radıyallahu anhumâ’yı, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen] işittim. Dedi ki: (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlılarınız benim asrımda (yaşayanlar)dır; sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir.” İmrân: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in (kendi devrinden sonraki) asırları iki mi yoksa üç defa mı zikrettiğini (şimdi) kestiremiyorum” dedi. (Efendimiz buyruğuna şöyle devam etti): “Sonra onlardan sonra öyle bir topluluk gelecek ki; (istenmedikleri halde şahitliğe koşup) şahitlik yapacaklar fakat şahitliklerine (yalancılıkları sebebiyle) başvurulmayacak. İhanet edecekler de kendilerine güvenilmeyecek. Adak adayacaklar; fakat yerine getirmeyecekler. Onlar arasında şişmanlık (lüks ve rehavet sebebiyle yağlanma) baş gösterecektir.”
6429. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ يَجِيءُ مِنْ بَعْدِهِمْ قَوْمٌ تَسْبِقُ شَهَادَتُهُمْ أَيْمَانَهُمْ وَأَيْمَانُهُمْ شَهَادَتَهُمْ ".
Abdân bize tahdis etti; Ebu Hamza’dan; el-A'meş’ten; İbrahim [en-Nahaî]’den; Abîde [es-Selmânî]’den; Abdullah [b. Mes'ud] radıyallahu anh’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: (Efendimiz) şöyle buyurdu: “İnsanların en hayırlısı benim asrım(dakiler)dir. Sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir. Onlardan sonra öyle bir topluluk gelecek ki; (yalancılık ve cüretkarlıklarından dolayı) şahitlikleri yeminlerinden, yeminleri de şahitliklerinden daha önceye geçecek (yani hangisi istenirse diğerinden önce ona atılacaklar)dir.”
6430. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ خَبَّابًا، وَقَدِ اكْتَوَى يَوْمَئِذٍ سَبْعًا فِي بَطْنِهِ وَقَالَ لَوْلاَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَانَا أَنْ نَدْعُوَ بِالْمَوْتِ لَدَعَوْتُ بِالْمَوْتِ، إِنَّ أَصْحَابَ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مَضَوْا وَلَمْ تَنْقُصْهُمُ الدُّنْيَا بِشَىْءٍ، وَإِنَّا أَصَبْنَا مِنَ الدُّنْيَا مَا لاَ نَجِدُ لَهُ مَوْضِعًا إِلاَّ التُّرَابَ.
Yahya b. Musa bana tahdis etti, Vaki’ bize tahdis etti, İsmail [b. Ebi Halid] bize tahdis etti; Kays [b. Ebi Hâzim]’den [naklederek]. Dedi ki: (Bir gün) Habbâb [b. el-Eret]’i, hastalandığı için karnının yedi ayrı yerini dağlatmış vaziyetteyken [şöyle derken] işittim: “Eğer Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ölümü temenni etmemizi yasaklamış olmasaydı, mutlaka ölmek için dua ederdim! Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in (ilk zamanlardaki) arkadaşları (ahirete) göçüp gittiler; dünya nimetleri onların (ecirlerinden) hiçbir şey eksiltmedi. Biz ise dünyalıktan o kadar çok şeye eriştik ki; (bunları harcayacak inşaat) toprağından başka yer bulamıyoruz!”
6431. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، قَالَ أَتَيْتُ خَبَّابًا وَهْوَ يَبْنِي حَائِطًا لَهُ فَقَالَ إِنَّ أَصْحَابَنَا الَّذِينَ مَضَوْا لَمْ تَنْقُصْهُمُ الدُّنْيَا شَيْئًا، وَإِنَّا أَصَبْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ شَيْئًا، لاَ نَجِدُ لَهُ مَوْضِعًا إِلاَّ التُّرَابَ.
Muhammed b. el-Müsenna bize tahdis etti, Yahya [b. Said el-Kattân] bize tahdis etti; İsmail’den. Kays [b. Ebi Hâzim] bana tahdis etti. Dedi ki: Habbâb’a geldim; o sırada kendisine bir duvar örüyordu. [Bana] şöyle dedi: “Bizden önce (ahirete) göçen arkadaşlarımızın (ecirlerinden) dünya hiçbir şey eksiltmedi. Biz ise onlardan sonra öyle bir dünyalığa eriştik ki; (onu harcayacak inşaat) toprağından başka yer bulamıyoruz!”
6432. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ خَبَّاب ٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ هَاجَرْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Muhammed b. Kesîr bize tahdis etti; Süfyan [es-Sevrî]’den; el-A'meş’ten; Ebu Vâil’den; Habbâb radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte (Medine’ye) hicret ettik.
6433. Hadis
حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ الْقُرَشِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُعَاذُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ ابْنَ أَبَانَ، أَخْبَرَهُ قَالَ أَتَيْتُ عُثْمَانَ بِطَهُورٍ وَهْوَ جَالِسٌ عَلَى الْمَقَاعِدِ، فَتَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ وَهْوَ فِي هَذَا الْمَجْلِسِ، فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ قَالَ " مَنْ تَوَضَّأَ مِثْلَ هَذَا الْوُضُوءِ، ثُمَّ أَتَى الْمَسْجِدَ فَرَكَعَ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ جَلَسَ، غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ". قَالَ وَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَغْتَرُّوا ".
Sa'd b. Hafs bize tahdis etti, Şeybân bize tahdis etti; Yahya [b. Ebi Kesîr]’den; Muhammed b. İbrahim el-Kureşî’den. Muâz b. Abdurrahman bana; İbn Ebân’ın (Hümran) kendisine [şunları] bildirdiğini söyledi. Dedi ki: Osman [b. Affân] (Mescid-i Nebevi’nin girişindeki) taş sekilerde otururken ona abdest suyu getirdim. Güzelce abdest aldıktan sonra şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i aynen bu oturduğum yerde abdest alırken gördüm. O da güzelce abdest aldıktan sonra şöyle buyurmuştu: ‘Kim şu abdestim gibi abdest alır da sonra mescide gelip iki rekat namaz kılar, sonra da (dua ve zikir için) oturursa; onun geçmiş günahları bağışlanır.’ (Osman) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (sözünün sonunda): ‘(Ancak bu müjdeye güvenip de) aldanmayın!’ buyurdu.”
6434. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ بَيَانٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ مِرْدَاسٍ الأَسْلَمِيِّ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَذْهَبُ الصَّالِحُونَ الأَوَّلُ فَالأَوَّلُ، وَيَبْقَى حُفَالَةٌ كَحُفَالَةِ الشَّعِيرِ أَوِ التَّمْرِ، لاَ يُبَالِيهِمُ اللَّهُ بَالَةً ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ يُقَالُ حُفَالَةٌ وَحُثَالَةٌ.
Yahya b. Hammâd bana tahdis etti, Ebu Avâne bize tahdis etti; Beyân [b. Bişr]’den; Kays b. Ebi Hâzim’den; Mirdas el-Eslemî’den [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Salih kimseler (fazilet sırasına göre) öncelik sırasıyla (vefat edip bu dünyadan) giderler. Geriye ise arpanın veya hurmanın döküntüsü (işe yaramayan samanı/çöpü) gibi değersiz kimseler kalır ki, Allah onlara hiçbir değer (bâle) vermez.” Ebu Abdullah [Buhari] dedi ki: (Bu değersiz döküntü için hem) hufâle hem de husâle tabiri kullanılır.
6435. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَالدِّرْهَمِ وَالْقَطِيفَةِ وَالْخَمِيصَةِ، إِنْ أُعْطِيَ رَضِيَ، وَإِنْ لَمْ يُعْطَ لَمْ يَرْضَ ".
Yahya b. Yusuf bana tahdis etti, Ebu Bekir [b. Ayyaş] bize haber verdi; Ebu Hasîn’den; Ebu Salih’ten; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dinarın, dirhemin, (lüks) kadife ve nakışlı giysilerin kulu olan (dünyaya tapan) kimse kahrolsun (yüzüstü kapansın)! Ona (istediği dünyalık) verilirse razı olur; verilmezse razı olmaz (öfkelenir).”
6436. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ عَطَاءٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَوْ كَانَ لاِبْنِ آدَمَ وَادِيَانِ مِنْ مَالٍ لاَبْتَغَى ثَالِثًا، وَلاَ يَمْلأُ جَوْفَ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ التُّرَابُ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ ".
Ebu Asım bize tahdis etti; İbn Cüreyc’den; Atâ’dan. Dedi ki: İbn Abbas radıyallahu anhumâ’yı [şöyle derken] işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Eğer Âdemoğlunun mal dolu iki vadisi olsaydı, mutlaka üçüncüsünü de isterdi. Âdemoğlunun içini (gözünü) ancak toprak doldurur. Bununla beraber Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.”
6437. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا مَخْلَدٌ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَطَاءً، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَوْ أَنَّ لاِبْنِ آدَمَ مِثْلَ وَادٍ مَالاً لأَحَبَّ أَنَّ لَهُ إِلَيْهِ مِثْلَهُ، وَلاَ يَمْلأُ عَيْنَ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ التُّرَابُ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ ". قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَلاَ أَدْرِي مِنَ الْقُرْآنِ هُوَ أَمْ لاَ. قَالَ وَسَمِعْتُ ابْنَ الزُّبَيْرِ يَقُولُ ذَلِكَ عَلَى الْمِنْبَرِ.
Muhammed [b. Selâm] bana tahdis etti, Mahled [b. Yezîd] bize haber verdi, İbn Cüreyc bize haber verdi. Dedi ki: Atâ’yı şöyle derken işittim: İbn Abbas’ı [şöyle derken] işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Eğer Âdemoğlunun bir vadi dolusu malı olsaydı, yanına (bir vadi dolusu) daha eklenmesini isterdi. Âdemoğlunun gözünü ancak toprak doyurur. Bununla beraber Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.” İbn Abbas: “Bu (ifadenin vaktiyle) Kur’an’dan olup olmadığını kestiremiyorum” demiştir. (Ravi Atâ) dedi ki: İbnü’z-Zübeyr’i de minberde halka hitap ederken bu (hadisi) söylerken işittim.
6438. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سُلَيْمَانَ بْنِ الْغَسِيلِ، عَنْ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الزُّبَيْرِ، عَلَى الْمِنْبَرِ بِمَكَّةَ فِي خُطْبَتِهِ يَقُولُ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ " لَوْ أَنَّ ابْنَ آدَمَ أُعْطِيَ وَادِيًا مَلأً مِنْ ذَهَبٍ أَحَبَّ إِلَيْهِ ثَانِيًا، وَلَوْ أُعْطِيَ ثَانِيًا أَحَبَّ إِلَيْهِ ثَالِثًا، وَلاَ يَسُدُّ جَوْفَ ابْنِ آدَمَ إِلاَّ التُّرَابُ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ ".
Ebu Nuaym bize tahdis etti, Abdurrahman b. Süleyman b. el-Gasîl bize tahdis etti; Abbas b. Sehl b. Sa'd’dan [naklederek]. Dedi ki: İbnü’z-Zübeyr’i Mekke’de minberde hutbe verirken işitttim; (halka hitaben) şöyle diyordu: “Ey insanlar! Şüphesiz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyururdu: ‘Eğer Âdemoğluna altınla dolu bir vadi verilseydi, mutlaka ikincisini de isterdi. Şayet ikincisi verilseydi, üçüncüsünü de isterdi. Âdemoğlunun karnını ancak toprak doldurur. Bununla beraber Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.’”
6439. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَوْ أَنَّ لاِبْنِ آدَمَ وَادِيًا مِنْ ذَهَبٍ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَادِيَانِ، وَلَنْ يَمْلأَ فَاهُ إِلاَّ التُّرَابُ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ ".
Abdülaziz b. Abdullah bize tahdis etti, İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti; Salih [b. Keysân]’dan; İbn Şihab’dan. Enes b. Malik bana haber verdi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer Âdemoğlunun altın (dolu) bir vadisi olsaydı, iki vadisi olmasını isterdi. Onun ağzını ancak toprak doldurur. Bununla beraber Allah, tövbe edenin tövbesini kabul eder.”
6440. Hadis
وَقَالَ لَنَا أَبُو الْوَلِيدِ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ أُبَىٍّ، قَالَ كُنَّا نَرَى هَذَا مِنَ الْقُرْآنِ حَتَّى نَزَلَتْ {أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ}
Ebu’l-Velid bize [şöyle] dedi: Hammâd b. Seleme bize tahdis etti; Sâbit [el-Bünânî]’den; Enes’ten; Ubey [b. Ka'b]’dan [naklederek]. Dedi ki: “Biz şu (vadiler hakkındaki sözü), ‘Elhâkümü’t-tekâsür’ (Tekasür Suresi) inene kadar Kur’an’dan (bir ayet) sayardık.”
6441. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ الزُّهْرِيَّ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، وَسَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، عَنْ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَانِي، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي، ثُمَّ سَأَلْتُهُ فَأَعْطَانِي، ثُمَّ قَالَ " هَذَا الْمَالُ ـ وَرُبَّمَا قَالَ سُفْيَانُ قَالَ لِي يَا حَكِيمُ ـ إِنَّ هَذَا الْمَالَ خَضِرَةٌ حُلْوَةٌ، فَمَنْ أَخَذَهُ بِطِيبِ نَفْسٍ بُورِكَ لَهُ فِيهِ، وَمَنْ أَخَذَهُ بِإِشْرَافِ نَفْسٍ لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ، وَكَانَ كَالَّذِي يَأْكُلُ وَلاَ يَشْبَعُ، وَالْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى ".
Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Süfyan [b. Uyeyne] bize tahdis etti. Dedi ki: ez-Zühri’yi şöyle derken işittim: Urve [b. ez-Zübeyr] ve Said b. el-Müseyyeb bana; Hakîm b. Hizâm’dan [naklederek] bildirdiler. (Hakîm) dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (mal) istedim, bana verdi. Sonra tekrar istedim, yine verdi. Sonra bir daha istedim, yine verdi ve sonra bana şöyle buyurdu: “Ey Hakîm! Şüphesiz bu mal, yemyeşil ve tatlıdır. Kim onu göz dikmeden (gönül hoşluğuyla) alırsa, o mal kendisi için bereketli olur. Kim de ona hırsla göz dikerek (tamahla) alırsa, o mal kendisine bereket getirmez. O (kişi), yiyip de hiç doymayan kimse gibi olur. Üstteki el (veren el), alttaki elden (alan elden) daha hayırlıdır.”
6442. Hadis
حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ التَّيْمِيُّ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ سُوَيْدٍ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَيُّكُمْ مَالُ وَارِثِهِ أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنْ مَالِهِ ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا مِنَّا أَحَدٌ إِلاَّ مَالُهُ أَحَبُّ إِلَيْهِ. قَالَ " فَإِنَّ مَالَهُ مَا قَدَّمَ، وَمَالُ وَارِثِهِ مَا أَخَّرَ ".
Ömer b. Hafs bana tahdis etti, babam bana tahdis etti, el-A'meş bize tahdis etti. İbrahim et-Teymî bana; el-Haris b. Süveyd’den [naklederek] tahdis etti. Abdullah [b. Mes'ud] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (ashabına): “Hanginiz varisinin malını kendi malından daha çok sever?” diye sordu. Onlar: “Ey Allah’ın Resulü! Aramızda kendi malını (varisinin malından) daha çok sevmeyen kimse yoktur” dediler. (Bunun üzerine Efendimiz) şöyle buyurdu: “Hâlbuki insanın (gerçek) malı, (hayattayken hayır yolunda harcayıp ahirete) önceden gönderdiğidir. Varisinin malı ise (ölürken geride) bıraktığıdır.”
6443. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ رُفَيْعٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجْتُ لَيْلَةً مِنَ اللَّيَالِي فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْشِي وَحْدَهُ، وَلَيْسَ مَعَهُ إِنْسَانٌ ـ قَالَ ـ فَظَنَنْتُ أَنَّهُ يَكْرَهُ أَنْ يَمْشِيَ مَعَهُ أَحَدٌ ـ قَالَ ـ فَجَعَلْتُ أَمْشِي فِي ظِلِّ الْقَمَرِ فَالْتَفَتَ فَرَآنِي فَقَالَ " مَنْ هَذَا ". قُلْتُ أَبُو ذَرٍّ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاءَكَ. قَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ تَعَالَهْ ". قَالَ فَمَشَيْتُ مَعَهُ سَاعَةً فَقَالَ " إِنَّ الْمُكْثِرِينَ هُمُ الْمُقِلُّونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، إِلاَّ مَنْ أَعْطَاهُ اللَّهُ خَيْرًا، فَنَفَحَ فِيهِ يَمِينَهُ وَشِمَالَهُ وَبَيْنَ يَدَيْهِ وَوَرَاءَهُ، وَعَمِلَ فِيهِ خَيْرًا ". قَالَ فَمَشَيْتُ مَعَهُ سَاعَةً فَقَالَ لِي " اجْلِسْ هَا هُنَا ". قَالَ فَأَجْلَسَنِي فِي قَاعٍ حَوْلَهُ حِجَارَةٌ فَقَالَ لِي " اجْلِسْ هَا هُنَا حَتَّى أَرْجِعَ إِلَيْكَ ". قَالَ فَانْطَلَقَ فِي الْحَرَّةِ حَتَّى لاَ أَرَاهُ فَلَبِثَ عَنِّي فَأَطَالَ اللُّبْثَ، ثُمَّ إِنِّي سَمِعْتُهُ وَهْوَ مُقْبِلٌ وَهْوَ يَقُولُ " وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى ". قَالَ فَلَمَّا جَاءَ لَمْ أَصْبِرْ حَتَّى قُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاءَكَ مَنْ تُكَلِّمُ فِي جَانِبِ الْحَرَّةِ مَا سَمِعْتُ أَحَدًا يَرْجِعُ إِلَيْكَ شَيْئًا. قَالَ " ذَلِكَ جِبْرِيلُ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ عَرَضَ لِي فِي جَانِبِ الْحَرَّةِ، قَالَ بَشِّرْ أُمَّتَكَ أَنَّهُ مَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ، قُلْتُ يَا جِبْرِيلُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ نَعَمْ. قَالَ قُلْتُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ نَعَمْ، وَإِنْ شَرِبَ الْخَمْرَ. قَالَ النَّضْرُ أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، وَحَدَّثَنَا حَبِيبُ بْنُ أَبِي ثَابِتٍ، وَالأَعْمَشُ، وَعَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ رُفَيْعٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ وَهْبٍ، بِهَذَا. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ حَدِيثُ أَبِي صَالِحٍ عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، مُرْسَلٌ، لاَ يَصِحُّ، إِنَّمَا أَرَدْنَا لِلْمَعْرِفَةِ، وَالصَّحِيحُ حَدِيثُ أَبِي ذَرٍّ. قِيلَ لأَبِي عَبْدِ اللَّهِ حَدِيثُ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ قَالَ مُرْسَلٌ أَيْضًا لاَ يَصِحُّ، وَالصَّحِيحُ حَدِيثُ أَبِي ذَرٍّ. وَقَالَ اضْرِبُوا عَلَى حَدِيثِ أَبِي الدَّرْدَاءِ هَذَا. إِذَا مَاتَ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. عِنْدَ الْمَوْتِ.
Kuteybe b. Said bize tahdis etti, Cerir bize tahdis etti; Abdülaziz b. Rufey’den; Zeyd b. Vehb’den; Ebu Zer radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Gecelerin birinde dışarı çıkmıştım; bir de baktım ki Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yapayalnız yürüyor, yanında kimse yok. Kendi kendime; “Herhalde yanında birinin yürümesini istemiyor” dedim ve ay ışığının gölgesinde (geriden) yürümeye başladım. (Efendimiz) arkasına dönüp beni görünce: “Kim bu?” buyurdu. Ben de: “Ebu Zer’dir, Allah beni Sana feda etsin!” dedim. (Efendimiz): “Ey Ebu Zer! (Yanıma) gel!” buyurdu. Bir süre beraber yürüdük, sonra şöyle buyurdu: “Dünyada malı çok olanlar, Kıyamet Günü’nde (sevabı) az olanlardır. Ancak Allah’ın kendisine ihsan ettiği maldan sağına, soluna, önüne ve arkasına bolca veren ve o malda hayırla amel eden kimseler müstesnadır.” Bir müddet daha yürüdük, sonra bana: “Şuraya otur!” buyurdu. Beni etrafı taşlarla çevrili düz bir yere oturttu ve: “Ben dönene kadar buradan ayrılma!” buyurdu. Sonra kayalık bölgeye (harra) doğru gidip gözden kayboldu. Yanımdan epey bir süre uzak kaldı. Sonra dönerken kendi kendine: “Hırsızlık yapsa da, zina etse de!” dediğini işittim. Yanıma gelince dayanamayıp: “Ey Allah’ın Nebisi! Allah beni Sana feda etsin! Kayalık bölgenin kenarında kiminle konuşuyordun? Sana cevap vereni işitmedim (Siz böyle diyordunuz)” dedim. (Efendimiz): “O Cebrail idi. Kayalığın kenarında bana göründü ve: ‘Ümmetini müjdele; her kim Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse cennete girer’ dedi. Ben: ‘Ey Cebrail! Hırsızlık yapsa ve zina etse de mi?’ diye sordum. O: ‘Evet’ dedi. Ben (bir daha): ‘Hırsızlık yapsa ve zina etse de mi?’ diye sordum. O: ‘Evet, hatta içki içse bile!’ dedi” buyurdu. —en-Nadr: Şu'be bize haber verdi; Habib b. Ebi Sâbit, el-A'meş ve Abdülaziz b. Rufey’ de; Zeyd b. Vehb’den [naklederek] bu hadisi bize tahdis ettiler. Ebu Abdullah [Buhari] dedi ki: Ebu Salih’in Ebu’d-Derdâ’dan rivayet ettiği mürseldir ve sahih değildir; biz onu sadece bilgi için zikrettik; asıl sahih olan Ebu Zer hadisidir. Ebu Abdullah’a Atâ b. Yesâr’ın Ebu’d-Derdâ’dan rivayeti sorulunca; “O da mürseldir, doğru olan Ebu Zer rivayetidir. Ebu’d-Derdâ’nın ‘Ölürken Lâ ilâhe illâllah diyen (zina etse de girer)’ şeklindeki bu rivayetinin üzerini çizin (itibar etmeyin)!” dedi—.
6444. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ الرَّبِيعِ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، قَالَ قَالَ أَبُو ذَرٍّ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَرَّةِ الْمَدِينَةِ فَاسْتَقْبَلَنَا أُحُدٌ فَقَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ ". قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " مَا يَسُرُّنِي أَنَّ عِنْدِي مِثْلَ أُحُدٍ هَذَا ذَهَبًا، تَمْضِي عَلَىَّ ثَالِثَةٌ وَعِنْدِي مِنْهُ دِينَارٌ، إِلاَّ شَيْئًا أُرْصِدُهُ لِدَيْنٍ، إِلاَّ أَنْ أَقُولَ بِهِ فِي عِبَادِ اللَّهِ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ وَمِنْ خَلْفِهِ. ثُمَّ مَشَى فَقَالَ " إِنَّ الأَكْثَرِينَ هُمُ الأَقَلُّونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلاَّ مَنْ قَالَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ـ عَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ وَمِنْ خَلْفِهِ ـ وَقَلِيلٌ مَا هُمْ ". ثُمَّ قَالَ لِي " مَكَانَكَ لاَ تَبْرَحْ حَتَّى آتِيَكَ ". ثُمَّ انْطَلَقَ فِي سَوَادِ اللَّيْلِ حَتَّى تَوَارَى فَسَمِعْتُ صَوْتًا قَدِ ارْتَفَعَ، فَتَخَوَّفْتُ أَنْ يَكُونَ قَدْ عَرَضَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَرَدْتُ أَنْ آتِيَهُ فَذَكَرْتُ قَوْلَهُ لِي " لاَ تَبْرَحْ حَتَّى آتِيَكَ " فَلَمْ أَبْرَحْ حَتَّى أَتَانِي، قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَقَدْ سَمِعْتُ صَوْتًا تَخَوَّفْتُ، فَذَكَرْتُ لَهُ فَقَالَ " وَهَلْ سَمِعْتَهُ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " ذَاكَ جِبْرِيلُ أَتَانِي فَقَالَ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِكَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ". قُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ قَالَ " وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ ".
el-Hasen b. er-Rebi’ bize tahdis etti, Ebu’l-Ahvas [Sellâm b. Süleym] bize tahdis etti; el-A'meş’ten; Zeyd b. Vehb’den; Ebu Zer [naklederek]. Dedi ki: Medine’nin kayalıklarında (harra) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber yürüyordum. Derken Uhud Dağı ile karşı karşıya geldik. (Efendimiz): “Ey Ebu Zer!” buyurdu. Ben de: “Buyur ey Allah’ın Resulü!” dedim. Şöyle buyurdu: “Şu Uhud Dağı kadar altınım olsa; borcumu ödemek için ayıracağım bir miktar hariç, yanımda ondan bir dinar dahi kaldığı halde üzerimden üç gece geçmesi beni mutlu etmez. (Hepsini bekletmeden) Allah’ın kullarına şöyle, şöyle ve şöyle dağıtırdım!” buyurdu ve sağına, soluna ve arkasına (dağıtma işareti) yaptı. Sonra yürümeye devam ederek şöyle buyurdu: “(Dünyada malı) en çok olanlar, —şöyle şöyle ve şöyle dağıtanlar müstesna ki onlar ne kadar da azdırlar— Kıyamet Günü’nde (sevabı) en az olanlardır!” buyurdu ve yine sağına, soluna ve arkasına dağıtma işareti yaptı. Sonra bana: “Ben gelene kadar yerinden ayrılma!” buyurdu ve gecenin karanlığında ilerleyip gözden kayboldu. Derken yüksek bir ses işittim. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in başına (kötü) bir hal gelmesinden korkup yanına gitmek istedim; ama: “Ben gelene kadar yerinden ayrılma!” buyruğunu hatırlayıp gelene kadar bekledim. Yanıma gelince: “Ey Allah’ın Resulü! Bir ses işittim de (Sizin için) korktum” diyerek durumu anlattım. (Efendimiz): “O sesi sen de duydun mu?” buyurdu. Ben: “Evet” dedim. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “O (gelen) Cebrail idi. Bana gelip: ‘Ümmetinden her kim Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse cennete girer’ dedi.” Ben: “Zina etse de hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum. (Efendimiz): “Zina etse de hırsızlık yapsa da (girer)!” buyurdu.
6445. Hadis
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ يُونُسَ،. وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ كَانَ لِي مِثْلُ أُحُدٍ ذَهَبًا لَسَرَّنِي أَنْ لاَ تَمُرَّ عَلَىَّ ثَلاَثُ لَيَالٍ وَعِنْدِي مِنْهُ شَىْءٌ، إِلاَّ شَيْئًا أُرْصِدُهُ لِدَيْنٍ ".
Ahmed b. Şebîb bana tahdis etti, babam bize tahdis etti; Yunus’tan. el-Leys [b. Sa'd] de [şöyle] dedi: Yunus bana; İbn Şihab’dan; Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe’den; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek] tahdis etti. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Uhud Dağı kadar altınım olsa; borcum için ayırdığım miktar hariç, üzerimden üç gece geçtiği halde yanımda hâlâ ondan bir şey kalmaması beni mutlu ederdi (yani hepsini hemen dağıtırdım).”
6446. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ ".
Ahmed b. Yunus bize tahdis etti, Ebu Bekir bize tahdis etti, Ebu Hasîn bize tahdis etti; Ebu Salih’ten; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Zenginlik, mal-mülk çokluğu değildir; gerçek zenginlik, ancak nefsin (gönlün) zenginliğidir.”
6447. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، أَنَّهُ قَالَ مَرَّ رَجُلٌ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لِرَجُلٍ عِنْدَهُ جَالِسٍ " مَا رَأْيُكَ فِي هَذَا ". فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ أَشْرَافِ النَّاسِ، هَذَا وَاللَّهِ حَرِيٌّ إِنْ خَطَبَ أَنْ يُنْكَحَ، وَإِنْ شَفَعَ أَنْ يُشَفَّعَ. قَالَ فَسَكَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ مَرَّ رَجُلٌ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا رَأْيُكَ فِي هَذَا ". فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا رَجُلٌ مِنْ فُقَرَاءِ الْمُسْلِمِينَ، هَذَا حَرِيٌّ إِنْ خَطَبَ أَنْ لاَ يُنْكَحَ، وَإِنْ شَفَعَ أَنْ لاَ يُشَفَّعَ، وَإِنْ قَالَ أَنْ لاَ يُسْمَعَ لِقَوْلِهِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَذَا خَيْرٌ مِنْ مِلْءِ الأَرْضِ مِثْلَ هَذَا ".
İsmail [b. Ebi Üveys] bize tahdis etti, dedi ki: Abdülaziz b. Ebi Hazim bana; babasından; Sehl b. Sa'd es-Sâidî’den [naklederek] tahdis etti. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanından bir adam geçti. (Efendimiz) yanında oturan kimseye: “Şu adam hakkında ne dersin?” diye sordu. O zat: “(O) şanlı şerefli insanların ileri gelenlerinden biridir. Vallahi o, bir kadına talip olsa mutlaka evlendirilmeyi, birine şefaatçi olsa şefaatinin kabul edilmesini hak eden bir kimsedir” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sükut etti. Sonra bir başkası geçti. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Peki şu adam hakkında ne dersin?” diye sordu. O: “Ey Allah’ın Resulü! Bu, Müslümanların fakirlerinden biridir. O, bir kadına talip olsa evlenilmemeyi, birine şefaat etse şefaati kabul edilmemeyi ve bir şey söylese sözüne kulak asılmamayı hak eden biridir” dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “İşte şu (garip ve fakir) adam, diğeri (zengin) gibi dünya dolusu kimseden daha hayırlıdır!” buyurdu.
6448. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، قَالَ عُدْنَا خَبَّابًا فَقَالَ هَاجَرْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نُرِيدُ وَجْهَ اللَّهِ، فَوَقَعَ أَجْرُنَا عَلَى اللَّهِ، فَمِنَّا مَنْ مَضَى لَمْ يَأْخُذْ مِنْ أَجْرِهِ، مِنْهُمْ مُصْعَبُ بْنُ عُمَيْرٍ قُتِلَ يَوْمَ أُحُدٍ، وَتَرَكَ نَمِرَةً فَإِذَا غَطَّيْنَا رَأْسَهُ بَدَتْ رِجْلاَهُ، وَإِذَا غَطَّيْنَا رِجْلَيْهِ بَدَا رَأْسُهُ، فَأَمَرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ نُغَطِّيَ رَأْسَهُ، وَنَجْعَلَ عَلَى رِجْلَيْهِ مِنَ الإِذْخِرِ، وَمِنَّا مَنْ أَيْنَعَتْ لَهُ ثَمَرَتُهُ فَهْوَ يَهْدُبُهَا.
el-Humeydî bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti, el-A'meş bize tahdis etti. Dedi ki: Ebu Vâil’i [şöyle derken] işittim: Habbâb’ı (hastalığında) ziyarete gittik de bize şöyle dedi: “Biz sırf Allah rızasını gözeterek Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber hicret ettik; artık ecrimiz Allah’a aittir (O’nun katında sabittir). Bizim içimizden (ecirlerinden dünyada hiçbir şey tatmadan) göçüp gidenler vardır; Mus'ab b. Umeyr onlardandır. Uhud Günü şehit edildiğinde geriye tek bir hırkadan (nemire) başka bir şey bırakmamıştı; onunla başını örttüğümüzde ayakları, ayaklarını örttüğümüzde ise başı açık kalıyordu. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem başını hırkayla örtmemizi, ayaklarını da izhir otuyla kapatmamızı emretti. Yine bizim içimizden öyleleri de vardır ki; (dünya nimetlerinden ibaret olan) meyvesi olgunlaşmış da o meyveyi devşirip durmaktadır!”
6449. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا سَلْمُ بْنُ زَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اطَّلَعْتُ فِي الْجَنَّةِ فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا الْفُقَرَاءَ، وَاطَّلَعْتُ فِي النَّارِ فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا النِّسَاءَ ". تَابَعَهُ أَيُّوبُ وَعَوْفٌ، وَقَالَ صَخْرٌ وَحَمَّادُ بْنُ نَجِيحٍ عَنْ أَبِي رَجَاءٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ.
Ebu’l-Velid bize tahdis etti, Selm b. Zerîr bize tahdis etti, Ebu Recâ [el-Utâridî] bize tahdis etti; İmrân b. Husayn radıyallahu anhumâ’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennete baktım; oradakilerin çoğunun fakirler olduğunu gördüm. Cehenneme baktım; oradakilerin çoğunun da kadınlar olduğunu gördüm.” —(Ravi Selm b. Zerîr’e) Eyyub ve Avf da mütâbaat etmişlerdir. Sahr ve Hammâd b. Necîh ise; Ebu Recâ’dan; İbn Abbas’tan [naklederek] rivayet etmişlerdir—.
6450. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمْ يَأْكُلِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى خِوَانٍ حَتَّى مَاتَ، وَمَا أَكَلَ خُبْزًا مُرَقَّقًا حَتَّى مَاتَ.
Ebu Ma'mer bize tahdis etti, Abdülvâris bize tahdis etti, Said b. Ebi Arûbe bize tahdis etti; Katâde’den; Enes radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ölünceye kadar hiçbir zaman (yerden yüksek) bir yemek masasında yemek yemedi ve yine ölünceye kadar (elenmiş undan yapılmış) ince beyaz ekmek yemedi.
6451. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَقَدْ تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَمَا فِي رَفِّي مِنْ شَىْءٍ يَأْكُلُهُ ذُو كَبِدٍ، إِلاَّ شَطْرُ شَعِيرٍ فِي رَفٍّ لِي، فَأَكَلْتُ مِنْهُ حَتَّى طَالَ عَلَىَّ، فَكِلْتُهُ، فَفَنِيَ.
Abdullah b. Ebi Şeybe bize tahdis etti, Ebu Üsame bize tahdis etti, Hişam [b. Urve] bize tahdis etti; babasından; Aişe radıyallahu anhâ’dan [naklederek]. Dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiğinde, rafımda canlı bir varlığın yiyeceği cinsten bir miktar arpadan başka hiçbir şey yoktu. Ben o arpadan (bereketlenip çoğaldığı için) epey bir müddet yeyip durdum. (Sonunda ne kadar kaldığını merak ederek) onu tarttım; (ancak tarttıktan hemen sonra bereketi kesildi de) tükeniverdi!”
6452. Hadis
حَدَّثَنِي أَبُو نُعَيْمٍ، بِنَحْوٍ مِنْ نِصْفِ هَذَا الْحَدِيثِ حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ، حَدَّثَنَا مُجَاهِدٌ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، كَانَ يَقُولُ آللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ إِنْ كُنْتُ لأَعْتَمِدُ بِكَبِدِي عَلَى الأَرْضِ مِنَ الْجُوعِ، وَإِنْ كُنْتُ لأَشُدُّ الْحَجَرَ عَلَى بَطْنِي مِنَ الْجُوعِ، وَلَقَدْ قَعَدْتُ يَوْمًا عَلَى طَرِيقِهِمُ الَّذِي يَخْرُجُونَ مِنْهُ، فَمَرَّ أَبُو بَكْرٍ، فَسَأَلْتُهُ عَنْ آيَةٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، مَا سَأَلْتُهُ إِلاَّ لِيُشْبِعَنِي، فَمَرَّ وَلَمْ يَفْعَلْ، ثُمَّ مَرَّ بِي عُمَرُ فَسَأَلْتُهُ عَنْ آيَةٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، مَا سَأَلْتُهُ إِلاَّ لِيُشْبِعَنِي، فَمَرَّ فَلَمْ يَفْعَلْ، ثُمَّ مَرَّ بِي أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم فَتَبَسَّمَ حِينَ رَآنِي وَعَرَفَ، مَا فِي نَفْسِي وَمَا فِي وَجْهِي ثُمَّ قَالَ " أَبَا هِرٍّ ". قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " الْحَقْ ". وَمَضَى فَتَبِعْتُهُ، فَدَخَلَ فَاسْتَأْذَنَ، فَأَذِنَ لِي، فَدَخَلَ فَوَجَدَ لَبَنًا فِي قَدَحٍ فَقَالَ " مِنْ أَيْنَ هَذَا اللَّبَنُ ". قَالُوا أَهْدَاهُ لَكَ فُلاَنٌ أَوْ فُلاَنَةُ. قَالَ " أَبَا هِرٍّ ". قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " الْحَقْ إِلَى أَهْلِ الصُّفَّةِ فَادْعُهُمْ لِي ". قَالَ وَأَهْلُ الصُّفَّةِ أَضْيَافُ الإِسْلاَمِ، لاَ يَأْوُونَ إِلَى أَهْلٍ وَلاَ مَالٍ، وَلاَ عَلَى أَحَدٍ، إِذَا أَتَتْهُ صَدَقَةٌ بَعَثَ بِهَا إِلَيْهِمْ، وَلَمْ يَتَنَاوَلْ مِنْهَا شَيْئًا، وَإِذَا أَتَتْهُ هَدِيَّةٌ أَرْسَلَ إِلَيْهِمْ، وَأَصَابَ مِنْهَا وَأَشْرَكَهُمْ فِيهَا، فَسَاءَنِي ذَلِكَ فَقُلْتُ وَمَا هَذَا اللَّبَنُ فِي أَهْلِ الصُّفَّةِ كُنْتُ أَحَقُّ أَنَا أَنْ أُصِيبَ مِنْ هَذَا اللَّبَنِ شَرْبَةً أَتَقَوَّى بِهَا، فَإِذَا جَاءَ أَمَرَنِي فَكُنْتُ أَنَا أُعْطِيهِمْ، وَمَا عَسَى أَنْ يَبْلُغَنِي مِنْ هَذَا اللَّبَنِ، وَلَمْ يَكُنْ مِنْ طَاعَةِ اللَّهِ وَطَاعَةِ رَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم بُدٌّ، فَأَتَيْتُهُمْ فَدَعَوْتُهُمْ فَأَقْبَلُوا، فَاسْتَأْذَنُوا فَأَذِنَ لَهُمْ، وَأَخَذُوا مَجَالِسَهُمْ مِنَ الْبَيْتِ قَالَ " يَا أَبَا هِرٍّ ". قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " خُذْ فَأَعْطِهِمْ ". قَالَ فَأَخَذْتُ الْقَدَحَ فَجَعَلْتُ أُعْطِيهِ الرَّجُلَ فَيَشْرَبُ حَتَّى يَرْوَى، ثُمَّ يَرُدُّ عَلَىَّ الْقَدَحَ، فَأُعْطِيهِ الرَّجُلَ فَيَشْرَبُ حَتَّى يَرْوَى، ثُمَّ يَرُدُّ عَلَىَّ الْقَدَحَ فَيَشْرَبُ حَتَّى يَرْوَى، ثُمَّ يَرُدُّ عَلَىَّ الْقَدَحَ، حَتَّى انْتَهَيْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ رَوِيَ الْقَوْمُ كُلُّهُمْ، فَأَخَذَ الْقَدَحَ فَوَضَعَهُ عَلَى يَدِهِ فَنَظَرَ إِلَىَّ فَتَبَسَّمَ فَقَالَ " أَبَا هِرٍّ ". قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " بَقِيتُ أَنَا وَأَنْتَ ". قُلْتُ صَدَقْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " اقْعُدْ فَاشْرَبْ ". فَقَعَدْتُ فَشَرِبْتُ. فَقَالَ " اشْرَبْ ". فَشَرِبْتُ، فَمَا زَالَ يَقُولُ " اشْرَبْ ". حَتَّى قُلْتُ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ، مَا أَجِدُ لَهُ مَسْلَكًا. قَالَ " فَأَرِنِي ". فَأَعْطَيْتُهُ الْقَدَحَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَسَمَّى، وَشَرِبَ الْفَضْلَةَ.
Ebu Nuaym bana bu hadisin yaklaşık yarısını tahdis etti. Ömer b. Zer bize tahdis etti, Mücahid bize tahdis etti; Ebu Hureyre’nin [şöyle] dediğini (nakletti): “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki; bazen açlıktan karnımı yere dayar, bazen de yine açlıktan karnıma taş bağlardım. Bir gün (ashabın) çıkış yolu üzerine oturdum. Ebu Bekir geçti; ona Allah’ın Kitabı’ndan bir ayet sordum; halbuki amacım sadece beni doyurmasıydı (durumumu anlamasıydı). Fakat o (durumu anlamayıp) geçti gitti. Sonra Ömer geçti; ona da Allah’ın Kitabı’ndan bir ayet sordum; amacım yine sadece beni doyurmasıydı. O da (anlamayıp) geçti gitti. En sonunda yanıma Ebu’l-Kasım sallallâhu aleyhi ve sellem geldi. Beni görünce gülümsedi ve içimdeki (açlığı) da yüzümdeki (bitkinliği) de hemen anladı. ‘Ebâ Hirr!’ buyurdu. Ben de: ‘Buyur ey Allah’ın Resulü!’ dedim. ‘Beni takip et!’ buyurdu ve yürümeye başladı, ben de peşinden gittim. (Evine) girdi, ben de izin istedim, bana izin verdi. İçeri girdiğinde bir kasede süt görüp: ‘Bu süt nereden geldi?’ diye sordu. (Ev halkı): ‘Onu Sana filan adam veya filan kadın hediye etti’ dediler. (Efendimiz): ‘Ebâ Hirr!’ buyurdu. ‘Buyur ey Allah’ın Resulü!’ dedim. ‘Ehli Suffe’ye git ve onları bana çağır!’ buyurdu. —Ehli Suffe, İslam’ın (Medine’deki) misafirleriydi; ne sığınacak bir aileleri ne malları ne de kimseden bir beklentileri vardı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir sadaka gelirse hemen onlara gönderir, kendisi ondan hiçbir şey almazdı. Şayet kendisine bir hediye gelirse onlara da haber verir; ondan hem kendisi tadar hem de onları buna ortak ederdi—. Efendimiz’in onları çağırmamı istemesi beni biraz üzdü. Kendi kendime: ‘Ehli Suffe varken bu süt kime yetecek? Bu sütten gücümü toplayacak kadar bir yudum içmek en çok benim hakkımdı! Onlar gelince (Efendimiz) muhtemelen bana emredecek ve (sütü) onlara ben ikram edeceğim; o zaman bana bu sütten ne kalacak ki?’ dedim. Lakin Allah’a ve Resulü’ne itaat etmekten başka çare yoktu. Gidip onları çağırdım, geldiler ve içeri girmek için izin istediler. Onlara izin verilince evdeki yerlerine oturdular. (Efendimiz): ‘Ebâ Hirr!’ buyurdu. Ben: ‘Buyur ey Allah’ın Resulü!’ dedim. ‘Al (şu kaseyi) de onlara ikram et!’ buyurdu. Ben de kaseyi aldım ve birer birer vermeye başladım. Her biri doyana kadar kaseden içiyor, sonra kaseyi bana iade ediyordu. Böylece herkes doyana kadar içti ve sonunda kase tam olarak bizzat Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e ulaştı. Topluluktaki herkes süte kanmıştı. Efendimiz kaseyi alıp elinin üstüne koydu, bana bakıp gülümsedi ve: ‘Ebâ Hirr!’ buyurdu. Ben: ‘Buyur ey Allah’ın Resulü!’ dedim. ‘Geriye sadece ikimiz kaldık!’ buyurdu. Ben de: ‘Doğru söyledin ey Allah’ın Resulü!’ dedim. ‘Otur da iç!’ buyurdu. Oturdum ve içtim. Tekrar: ‘İç!’ buyurdu, yine içtim. Sürekli: ‘İç!’ demeye devam etti. Sonunda: ‘Hayır! Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, artık (içecek yer) bulamıyorum!’ dedim. (Efendimiz): ‘Öyleyse (kaseyi) bana göster (ver)!’ buyurdu. Kaseyi ona verdim; Allah’a hamdetti, besmele çekti ve sütün kalan kısmını bizzat kendisi içti.”
6453. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا قَيْسٌ، قَالَ سَمِعْتُ سَعْدًا، يَقُولُ إِنِّي لأَوَّلُ الْعَرَبِ رَمَى بِسَهْمٍ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، وَرَأَيْتُنَا نَغْزُو، وَمَا لَنَا طَعَامٌ إِلاَّ وَرَقُ الْحُبْلَةِ وَهَذَا السَّمُرُ، وَإِنَّ أَحَدَنَا لَيَضَعُ كَمَا تَضَعُ الشَّاةُ، مَا لَهُ خِلْطٌ، ثُمَّ أَصْبَحَتْ بَنُو أَسَدٍ تُعَزِّرُنِي عَلَى الإِسْلاَمِ، خِبْتُ إِذًا وَضَلَّ سَعْيِي.
Müsedded bize tahdis etti, Yahya [b. Said el-Kattân] bize tahdis etti; İsmail’den. Kays [b. Ebi Hâzim] bize tahdis etti. Sa'd [b. Ebi Vakkas]’ı [şöyle derken] işittim: “Ben Allah yolunda ok atan ilk Arabım! (Vaktiyle) bizler (Nebi ile) gazaya çıkardık da; huble ağacı yaprağı ve şu dikenli semur ağacı yaprağından başka yiyeceğimiz olmazdı. Öyle ki (sadece bunları yemekten dolayı) bizden birimiz, tıpkı koyunların pislediği gibi, içinde başka hiçbir şey karışık olmayan (kupkuru) pislerdi. Şimdi ise Esedoğulları kalkmış beni (namaz gibi) İslam hükümleri hususunda ayıplayıp (ders vermeye) çalışıyorlar! Eğer (onların sandığı gibi cahil) isem, ben (o zamandan beri boşuna yorulup) hüsrana uğramışım ve çabam boşa gitmiş demektir!”
6454. Hadis
حَدَّثَنِي عُثْمَانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَا شَبِعَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم مُنْذُ قَدِمَ الْمَدِينَةَ مِنْ طَعَامِ بُرٍّ ثَلاَثَ لَيَالٍ تِبَاعًا حَتَّى قُبِضَ.
Osman [b. Ebi Şeybe] bana tahdis etti, Cerir bize tahdis etti; Mansur’dan; İbrahim’den; el-Esved’den; Aişe radıyallahu anhâ’dan [naklederek]. Dedi ki: “Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in ailesi, Medine’ye geldiği günden itibaren ruhunu teslim edene dek; buğday ekmeğiyle arka arkaya üç gece (kaldığı ve tam olarak) doyduğu görülmemiştir.”
6455. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ ـ هُوَ الأَزْرَقُ ـ عَنْ مِسْعَرِ بْنِ كِدَامٍ، عَنْ هِلاَلٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَا أَكَلَ آلُ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم أَكْلَتَيْنِ فِي يَوْمٍ، إِلاَّ إِحْدَاهُمَا تَمْرٌ.
İshak b. İbrahim b. Abdurrahman bana tahdis etti, İshak —ki o el-Ezrak’tır— bize tahdis etti; Mis'ar b. Kidâm’dan; Hilâl [b. Ebi Humeyd]’den; Urve’den; Aişe radıyallahu anhâ’dan [naklederek]. Dedi ki: “Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in ailesi bir gün içinde iki öğün yemek yemediler ki, bu öğünlerden biri mutlaka hurma olmasın!”
6456. Hadis
حَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ أَبِي رَجَاءٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ فِرَاشُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَدَمٍ، وَحَشْوُهُ مِنْ لِيفٍ.
Ahmed b. Ebi Recâ bana tahdis etti, en-Nadr [b. Şümeyl] bize tahdis etti; Hişam [b. Urve]’den. (Hişam) dedi ki: Babam [Urve] bana; Aişe [radıyallahu anhâ’dan naklederek] haber verdi. (Aişe) şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in döşeği tabaklanmış deriden olup, içi de hurma lifi ile dolu idi.”
6457. Hadis
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، قَالَ كُنَّا نَأْتِي أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ وَخَبَّازُهُ قَائِمٌ وَقَالَ كُلُوا فَمَا أَعْلَمُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى رَغِيفًا مُرَقَّقًا، حَتَّى لَحِقَ بِاللَّهِ، وَلاَ رَأَى شَاةً سَمِيطًا بِعَيْنِهِ قَطُّ.
Hudbe b. Halid bize tahdis etti, Hemmâm b. Yahya bize tahdis etti, Katâde bize tahdis etti. Dedi ki: Enes b. Malik’in yanına giderdik; fırıncısı (sıcak ekmeklerle) hazır beklerdi. (Enes bize): “Yiyin! Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in Allah’a kavuşuncaya kadar (elenmiş undan yapılmış) ince beyaz ekmek gördüğünü bilmiyorum. Yine o, gözüyle (bütün halde kızartılmış tütsülenmiş) koyun kebabını da asla bizzat görmemiştir!” derdi.
6458. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَأْتِي عَلَيْنَا الشَّهْرُ مَا نُوقِدُ فِيهِ نَارًا، إِنَّمَا هُوَ التَّمْرُ وَالْمَاءُ، إِلاَّ أَنْ نُؤْتَى بِاللُّحَيْمِ.
Muhammed b. el-Müsenna bize tahdis etti, Yahya [b. Said el-Kattân] bize tahdis etti, Hişam [b. Urve] bize tahdis etti. Babam [Urve] bana; Aişe radıyallahu anhâ’dan [naklederek] haber verdi. (Aişe) şöyle dedi: “Üzerimizden bazen koca bir ay geçerdi de biz o ay içinde (yemek pişirmek için) hiç ateş yakmazdık. Yediğimiz sadece hurma ve su idi. Ancak bize (komşularımız tarafından) azıcık et getirilirse [o zaman ateş yakardık].”
6459. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ رُومَانَ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ لِعُرْوَةَ ابْنَ أُخْتِي إِنْ كُنَّا لَنَنْظُرُ إِلَى الْهِلاَلِ ثَلاَثَةَ أَهِلَّةٍ فِي شَهْرَيْنِ، وَمَا أُوقِدَتْ فِي أَبْيَاتِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَارٌ. فَقُلْتُ مَا كَانَ يُعِيشُكُمْ قَالَتِ الأَسْوَدَانِ التَّمْرُ وَالْمَاءُ إِلاَّ أَنَّهُ قَدْ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جِيرَانٌ مِنَ الأَنْصَارِ كَانَ لَهُمْ مَنَائِحُ، وَكَانُوا يَمْنَحُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَبْيَاتِهِمْ، فَيَسْقِينَاهُ.
Abdülaziz b. Abdullah el-Üveysî bize tahdis etti, İbn Ebi Hâzim [Abdülaziz b. Seleme] bana tahdis etti; babasından; Yezîd b. Rûmân’dan; Urve’den; Aişe’den [naklederek]. (Aişe) Urve’ye şöyle demiştir: “Ey kız kardeşimin oğlu! Biz (bazen) iki ay içinde üç hilal görürdük de; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in evlerinde ateş yakılmazdı.” Ben (Urve) kendisine: “Peki geçiminizi neyle sağlıyordunuz?” diye sorunca; “İki siyah (nimet) olan hurma ve su ile! Şu var ki Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Ensar’dan sütlük hayvanları olan komşuları vardı; onlar kendi (hayvanlarının sütlerinden) Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gönderirlerdi, o da bize ikram ederdi.”
6460. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُضَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَارَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ ارْزُقْ آلَ مُحَمَّدٍ قُوتًا ".
Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti, Muhammed b. Fudayl bize tahdis etti; babasından [Fudayl b. Gazvân]; Umâre [b. el-Ka'kâ']’dan; Ebu Zür'a [b. Amr]’dan; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ım! Muhammed ailesine (ancak ölmeyecek kadar yetecek) rızık ihsan eyle!”
6461. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا أَبِي، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَشْعَثَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ مَسْرُوقًا، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَىُّ الْعَمَلِ كَانَ أَحَبَّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتِ الدَّائِمُ. قَالَ قُلْتُ فَأَىَّ حِينٍ كَانَ يَقُومُ قَالَتْ كَانَ يَقُومُ إِذَا سَمِعَ الصَّارِخَ.
Abdân bize haber verdi, babası bize haber verdi; Şu'be’den; Eş'as’tan. Dedi ki: Babamı [şöyle derken] işittim: Mesrûk’u [şöyle derken] işittim: Aişe radıyallahu anhâ’ya: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e amellerin hangisi daha sevimli gelirdi?” diye sordum. “Sürekli olanı!” dedi. Ben: “Peki o (geve namazına) ne zaman kalkardı?” diye sorunca; “Horozun ötüşünü işittiği zaman kalkardı” cevabını verdi.
6462. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ كَانَ أَحَبُّ الْعَمَلِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الَّذِي يَدُومُ عَلَيْهِ صَاحِبُهُ.
Kuteybe; Malik’ten; Hişam b. Urve’den; babasından; Aişe’den [naklederek] tahdis etti. (Aişe) şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e amellerin en sevimlisi, sahibinin (titizlikle) devam ettiği amel idi.”
6463. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنْ سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَنْ يُنَجِّيَ أَحَدًا مِنْكُمْ عَمَلُهُ ". قَالُوا وَلاَ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " وَلاَ أَنَا، إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِي اللَّهُ بِرَحْمَةٍ، سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَاغْدُوا وَرُوحُوا، وَشَىْءٌ مِنَ الدُّلْجَةِ. وَالْقَصْدَ الْقَصْدَ تَبْلُغُوا ".
Âdem bize tahdis etti, İbn Ebi Zi'b bize tahdis etti; Said el-Makburî’den; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden hiçbirinizi (yalnızca) ameli kurtuluşa erdiremez!” Sahabeler: “Sen de mi kurtulamazsın ey Allah’ın Resulü?” diye sorunca; “Evet, ben de! Meğerki Allah beni rahmetiyle koruyup kuşatmış olsun (ancak o zaman kurtulurum). [O halde ibadette] ifrat ve tefritten kaçınıp doğru olanı yapın, (Allah’ın rızasına) yaklaşın! Sabah vaktinde, akşam vaktinde ve bir miktar da gecenin sonuna doğru (yol alan yolcular gibi ibadetle) yol alın. Amelde ölçülü olun, amelde ölçülü olun ki (asıl menzile) varasınız!”
6464. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَاعْلَمُوا أَنْ لَنْ يُدْخِلَ أَحَدَكُمْ عَمَلُهُ الْجَنَّةَ، وَأَنَّ أَحَبَّ الأَعْمَالِ أَدْوَمُهَا إِلَى اللَّهِ، وَإِنْ قَلَّ "
Abdülaziz b. Abdullah bize tahdis etti, Süleyman [b. Bilal] bize tahdis etti; Musa b. Ukbe’den; Ebu Seleme b. Abdurrahman’dan; Aişe’den [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “(Amellerinizde) doğru ve mutedil olun, (Allah’ın rızasına) yaklaşın! Şunu iyi bilin ki, hiç kimseyi (yalnızca) ameli cennete sokamaz. Allah’a en sevimli gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır.”
6465. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَرْعَرَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا قَالَتْ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الأَعْمَالِ أَحَبُّ إِلَى اللَّهِ قَالَ " أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ ". وَقَالَ " اكْلَفُوا مِنَ الأَعْمَالِ مَا تُطِيقُونَ ".
Muhammed b. Ar'ara bana tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti; Sa'd b. İbrahim’den; Ebu Seleme’den; Aişe radıyallahu anhâ’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Allah’a en sevimli gelen amel hangisidir?” diye sorulunca; “Az da olsa devamlı olanıdır!” buyurdu. Ayrıca: “Amellerden ancak gücünüzün yeteceği kadarını yüklenin!” buyurdu.
6466. Hadis
حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ عَائِشَةَ قُلْتُ يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ كَيْفَ كَانَ عَمَلُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَلْ كَانَ يَخُصُّ شَيْئًا مِنَ الأَيَّامِ قَالَتْ لاَ، كَانَ عَمَلُهُ دِيمَةً، وَأَيُّكُمْ يَسْتَطِيعُ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَسْتَطِيعُ.
Osman b. Ebi Şeybe bana tahdis etti, Cerir bize tahdis etti; Mansur’dan; İbrahim’den; Alkame’den. Dedi ki: Müminlerin annesi Aişe’ye: “Ey müminlerin annesi! Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ameli nasıldı? Bazı günleri (ibadet için) hususi olarak belirler miydi?” diye sordum. O da: “Hayır, onun ameli (kararlı yağan yağmur gibi) devamlı idi. Sizin hanginiz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in güç yetirebildiği (bu sürekli ibadete) güç yetirebilir ki?” cevabını verdi.
6467. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الزِّبْرِقَانِ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " سَدِّدُوا وَقَارِبُوا، وَأَبْشِرُوا، فَإِنَّهُ لاَ يُدْخِلُ أَحَدًا الْجَنَّةَ عَمَلُهُ ". قَالُوا وَلاَ، أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِي اللَّهُ بِمَغْفِرَةٍ وَرَحْمَةٍ ". قَالَ أَظُنُّهُ عَنْ أَبِي النَّضْرِ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ عَائِشَةَ. وَقَالَ عَفَّانُ حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " سَدِّدُوا وَأَبْشِرُوا ". وَقَالَ مُجَاهِدٌ {قَوْلاً سَدِيدًا} وَسَدَادًا صِدْقًا.
Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Muhammed b. ez-Zibrikan bize tahdis etti, Musa b. Ukbe bize tahdis etti; Ebu Seleme b. Abdurrahman’dan; Aişe’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Doğru ve mutedil olun, (Allah’ın rızasına) yaklaşın ve (Allah’ın lütfuyla) sevinin! Çünkü hiç kimseyi (yalnızca) ameli cennete sokamaz!” Sahabeler: “Sen de mi (amelle giremezsin) ey Allah’ın Resulü?” diye sorunca; “Evet, ben de! Ancak Allah’ın beni bir mağfiret ve rahmetle bürümesi (müstesnadır)” buyurdu. —(Ravi Ali): “Öyle sanıyorum ki bu rivayet Ebu’n-Nadr’dan, o Ebu Seleme’den, o da Aişe’dendir” dedi. Affân: Vüheyb bize tahdis etti; Musa b. Ukbe’den. Dedi ki: Ebu Seleme’yi; Aişe’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen]: “Pek doğru olun ve müjdelenin!” buyururken işittim. Mücahid de (ayet-i kerimedeki) “doğru söz” (sedîden) ifadesini “sadakat/dürüstlük” olarak açıklamıştır—.
6468. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ هِلاَلِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى لَنَا يَوْمًا الصَّلاَةَ، ثُمَّ رَقِيَ الْمِنْبَرَ فَأَشَارَ بِيَدِهِ قِبَلَ قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ، فَقَالَ " قَدْ أُرِيتُ الآنَ ـ مُنْذُ صَلَّيْتُ لَكُمُ الصَّلاَةَ ـ الْجَنَّةَ وَالنَّارَ مُمَثَّلَتَيْنِ فِي قُبُلِ هَذَا الْجِدَارِ، فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ، فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ ".
İbrahim b. el-Münzir bize tahdis etti, Muhammed b. Füleyh bize tahdis etti; babası [Füleyh b. Süleyman] bana tahdis etti; Hilâl b. Ali’den. Enes b. Malik radıyallahu anh’dan [naklederek] onu şöyle derken işittim: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün bize namaz kıldırdı; sonra minbere çıkıp eliyle mescidin kıble tarafını işaret buyurdu ve: ‘Şu an, size namaz kıldırdığım andan itibaren, Cennet ve Cehennem’in şu duvarın önünde bana arz edildiğini (canlandırıldığını) gördüm. Ben hayır ve şer hususunda bugünkü müşahedem gibisini asla görmedim! Ben hayır ve şer hususunda bugünkü müşahedem gibisini asla görmedim!’ buyurdu.”
6469. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ أَبِي عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ اللَّهَ خَلَقَ الرَّحْمَةَ يَوْمَ خَلَقَهَا مِائَةَ رَحْمَةٍ، فَأَمْسَكَ عِنْدَهُ تِسْعًا وَتِسْعِينَ رَحْمَةً، وَأَرْسَلَ فِي خَلْقِهِ كُلِّهِمْ رَحْمَةً وَاحِدَةً، فَلَوْ يَعْلَمُ الْكَافِرُ بِكُلِّ الَّذِي عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الرَّحْمَةِ لَمْ يَيْأَسْ مِنَ الْجَنَّةِ، وَلَوْ يَعْلَمُ الْمُؤْمِنُ بِكُلِّ الَّذِي عِنْدَ اللَّهِ مِنَ الْعَذَابِ لَمْ يَأْمَنْ مِنَ النَّارِ ".
Kuteybe b. Said bize tahdis etti, Yakub b. Abdurrahman bize tahdis etti; Amr b. Ebi Amr’dan; Said b. Ebi Said el-Makburî’den; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Şüphesiz Allah, rahmeti yarattığı gün onu yüz (derece) olarak yarattı; doksan dokuzunu Kendi katında tuttu ve (kalan) bir rahmeti tüm mahlukatına gönderdi. Şayet kâfir, Allah katındaki rahmetin (tamamını) bilseydi, cennetten asla ümit kesmezdi. Şayet mümin de Allah katındaki azabın (tamamını) bilseydi, cehennemden asla (kendini) güvende hissetmezdi.”
6470. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ أُنَاسًا مِنَ الأَنْصَارِ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَسْأَلْهُ أَحَدٌ مِنْهُمْ إِلاَّ أَعْطَاهُ حَتَّى نَفِدَ مَا عِنْدَهُ فَقَالَ لَهُمْ حِينَ نَفِدَ كُلُّ شَىْءٍ أَنْفَقَ بِيَدَيْهِ " مَا يَكُنْ عِنْدِي مِنْ خَيْرٍ لاَ أَدَّخِرْهُ عَنْكُمْ، وَإِنَّهُ مَنْ يَسْتَعِفَّ يُعِفُّهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَتَصَبَّرْ يُصَبِّرْهُ اللَّهُ، وَمَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِهِ اللَّهُ، وَلَنْ تُعْطَوْا عَطَاءً خَيْرًا وَأَوْسَعَ مِنَ الصَّبْرِ ".
Ebu’l-Yemân bize haber verdi, Şuayb bize haber verdi; ez-Zühri’den. Atâ b. Yezîd bana; Ebu Said’in kendisine [şunları] bildirdiğini söyledi: Ensar’dan birtakım kimseler Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den (mal) istediler. İsteyen herkese (Efendimiz) verdi, sonunda elinde olanlar tükendi. Elindeki her şeyi dağıttıktan sonra onlara şöyle buyurdu: “Yanımda (dağıtabileceğim) bir mal bulunursa, onu sizden asla saklamam. Kim iffetli kalmak (kimseye muhtaç olmamak) isterse Allah onu iffetli kılar. Kim sabretmeye çalışırsa Allah ona sabır verir. Kim de (gönül zenginliği ile) gözü tok davranırsa Allah onu zengin kılar. Size sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir lütuf verilmemiştir.”
6471. Hadis
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مِسْعَرٌ، حَدَّثَنَا زِيَادُ بْنُ عِلاَقَةَ، قَالَ سَمِعْتُ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ، يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي حَتَّى تَرِمَ ـ أَوْ تَنْتَفِخَ ـ قَدَمَاهُ فَيُقَالُ لَهُ، فَيَقُولُ " أَفَلاَ أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا ".
Hallâd b. Yahya bize tahdis etti, Mis'ar bize tahdis etti, Ziyâd b. İlâka bize tahdis etti. Dedi ki: el-Mugîre b. Şu'be’yi [şöyle derken] işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ayakları şişene dek (gece) namaz kılardı. Kendisine (neden bu kadar zahmet çektiği) söylenince; “Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyururdu.
6472. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ سَمِعْتُ حُصَيْنَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ كُنْتُ قَاعِدًا عِنْدَ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ فَقَالَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ، هُمُ الَّذِينَ لاَ يَسْتَرْقُونَ، وَلاَ يَتَطَيَّرُونَ، وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ ".
İshak bana tahdis etti, Ravh b. Ubâde bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti. Dedi ki: Husayn b. Abdurrahman’ı [şöyle derken] işittim: Said b. Cübeyr’in yanında oturuyordum, (Said) İbn Abbas’tan [nakle] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız olarak cennete girecektir. Onlar (başkasına başvurup) rukye yapılmasını istemeyenler, uğursuzluğa inanmayanlar ve yalnızca Rablerine tevekkül edenlerdir.”
6473. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا غَيْرُ، وَاحِدٍ، مِنْهُمْ مُغِيرَةُ وَفُلاَنٌ وَرَجُلٌ ثَالِثٌ أَيْضًا عَنِ الشَّعْبِيِّ عَنْ وَرَّادٍ كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ أَنَّ مُعَاوِيَةَ كَتَبَ إِلَى الْمُغِيرَةِ أَنِ اكْتُبْ إِلَىَّ بِحَدِيثٍ سَمِعْتَهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَكَتَبَ إِلَيْهِ الْمُغِيرَةُ أَنِّي سَمِعْتُهُ يَقُولُ عِنْدَ انْصِرَافِهِ مِنَ الصَّلاَةِ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهْوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ". ثَلاَثَ مَرَّاتٍ قَالَ وَكَانَ يَنْهَى عَنْ قِيلَ وَقَالَ وَكَثْرَةِ السُّؤَالِ، وَإِضَاعَةِ الْمَالِ، وَمَنْعٍ وَهَاتِ، وَعُقُوقِ الأُمَّهَاتِ، وَوَأْدِ الْبَنَاتِ. وَعَنْ هُشَيْمٍ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عُمَيْرٍ قَالَ سَمِعْتُ وَرَّادًا يُحَدِّثُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الْمُغِيرَةِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Ali b. Müslim bize tahdis etti, Huşeym bize tahdis etti, —aralarında Mugîre ve daha başkaları olmak üzere— birden fazla ravi bize haber verdi; eş-Şa'bi’den; el-Mugîre b. Şu'be’nin kâtibi Verrâd’dan [rivayet ederek]. Muaviye, Mugîre’ye: “Bana Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bizzat duyduğun bir hadis yaz!” diye talimat verdi. Mugîre de ona şöyle yazdı: “Ben (Efendimiz) namazdan çıktığında üç kez: ‘Allah’tan başka ilah yoktur, O birdir, ortağı yoktur; mülk O’nundur, hamd O’nadır ve O her şeye kadirdir’ buyurduğunu işittim.” (Mugîre devamla şunları yazdı): “O (ayrıca); dedikoduyu, lüzumsuz soru sormayı, malı boşa harcamayı, (borcunu) vermeyip (başkasına ait olanı) sürekli istemeyi, annelere asiliği ve kız çocuklarını (cahiliye devrindeki gibi) toprağa gömüp öldürmeyi yasaklardı.” —Huşeym’den gelen diğer yolda ise: Abdülmelik b. Umeyr bize haber verip: Verrâd’ı bu hadisi Mugîre’den, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederken] işittim, demiştir—.
6474. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ الْمُقَدَّمِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَلِيٍّ، سَمِعَ أَبَا حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ يَضْمَنْ لِي مَا بَيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بَيْنَ رِجْلَيْهِ أَضْمَنْ لَهُ الْجَنَّةَ ".
Muhammed b. Ebi Bekir el-Mukaddemî bize tahdis etti, Ömer b. Ali bize tahdis etti; Ebu Hazim’i; Sehl b. Sa'd’dan; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen] işitmiş. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Kim bana (her türlü harama karşı) iki çenesi arasındakini ve iki bacağı arasındakini koruyacağına dair söz verirse (garanti ederse), ben de ona cenneti söz veririm (garanti ederim)!”
6475. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا، أَوْ لِيَصْمُتْ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ ".
Abdülaziz b. Abdullah bana tahdis etti, İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti; İbn Şihâb’dan; Ebu Seleme’den; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin ya da sussun! Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşusuna eziyet etmesin! Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin!”
6476. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ الْمَقْبُرِيُّ، عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ الْخُزَاعِيِّ، قَالَ سَمِعَ أُذُنَاىَ، وَوَعَاهُ، قَلْبِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الضِّيَافَةُ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ جَائِزَتُهُ ". قِيلَ مَا جَائِزَتُهُ قَالَ " يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا، أَوْ لِيَسْكُتْ ".
Ebu’l-Velid bize tahdis etti, Leys bize tahdis etti, Said el-Makburî bize tahdis etti; Ebu Şüreyh el-Huzâî’den [naklederek]. Dedi ki: “İki kulağım işitti ve kalbim de hıfzedip kavradı ki, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Misafirlik (toplam) üç gündür; özel ikram süresi (câizetühü) ise (ilk) bir gün bir gecedir. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun!’”
6477. Hadis
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عِيسَى بْنِ طَلْحَةَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مَا يَتَبَيَّنُ فِيهَا، يَزِلُّ بِهَا فِي النَّارِ أَبْعَدَ مِمَّا بَيْنَ الْمَشْرِقِ ".
İbrahim b. Hamza bana tahdis etti, İbn Ebi Hâzim bana tahdis etti; Yezîd’den; Muhammed b. İbrahim’den; İsa b. Talha et-Teymî’den; Ebu Hureyre’den [naklederek]. (Ebu Hureyre) Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitmiş: “Kul, (sonunun nereye varacağını) hiç düşünmeden bir kelime söyleyiverir de, o kelime yüzünden cehennemin içinde doğu (ile batı) arasından daha uzak bir mesafeye sarsılıp düşer!”
6478. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ يَعْنِي ابْنَ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ رِضْوَانِ اللَّهِ لاَ يُلْقِي لَهَا بَالاً، يَرْفَعُ اللَّهُ بِهَا دَرَجَاتٍ، وَإِنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ لاَ يُلْقِي لَهَا بَالاً يَهْوِي بِهَا فِي جَهَنَّمَ ".
Abdullah b. Münîr bana tahdis etti, Ebu’n-Nadr’ı işitmiş, Abdurrahman b. Abdullah —yani İbn Dinar— bize tahdis etti; babasından; Ebu Salih’ten; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: “Kul, Allah’ın hoşnut olduğu bir sözü, (kazandıracağı sevabı pek) önemsemeden söyleyiverir de, Allah o söz sebebiyle onun derecelerini yükseltir. Yine kul, Allah’ın gazabına sebep olacak bir sözü, (vebalini hiç) önemsemeden söyleyiverir de, o söz yüzünden cehenneme sürüklenir!”
6479. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ، رَجُلٌ ذَكَرَ اللَّهَ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ ".
Muhammed b. Beşşar bize tahdis etti, Yahya [b. Said el-Kattân] bize tahdis etti; Ubeydullah’tan. (Ubeydullah) dedi ki: Hubeyb b. Abdurrahman bana tahdis etti; Hafs b. Âsım’dan; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: “(Arş’ın gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde) Allah’ın (Arş’ının altında) gölgelendireceği yedi sınıf vardır; (bunlardan biri de) Allah’ı zikrettiğinde gözleri yaşla dolup taşan kimsedir.”
6480. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ حُذَيْفَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كَانَ رَجُلٌ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ يُسِيءُ الظَّنَّ بِعَمَلِهِ، فَقَالَ لأَهْلِهِ إِذَا أَنَا مُتُّ فَخُذُونِي فَذَرُّونِي، فِي الْبَحْرِ فِي يَوْمٍ صَائِفٍ، فَفَعَلُوا بِهِ، فَجَمَعَهُ اللَّهُ ثُمَّ قَالَ مَا حَمَلَكَ عَلَى الَّذِي صَنَعْتَ قَالَ مَا حَمَلَنِي إِلاَّ مَخَافَتُكَ. فَغَفَرَ لَهُ ".
Osman b. Ebi Şeybe bize tahdis etti, Cerir bize tahdis etti; Mansur’dan; Rib'î [b. Hiraş]’tan; Huzeyfe’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: “Sizden önceki ümmetlerden (günahkar) bir adam vardı; (yaptığı salih) ameller(in kendisini kurtaramayacağın)dan endişe duyuyordu. Bu yüzden ailesine (vasiyet edip): ‘Ben öldüğüm zaman, beni (yakın ve külümü) rüzgarlı bir günde denize savurun!’ dedi. Ailesi (vasiyetini tutup) bunu yaptılar. Fakat Allah onu (yeniden) bir araya getirip topladı ve ona: ‘Bunu yapmaya seni sevk eden nedir?’ diye sordu. Adam: ‘Beni buna yalnızca Sana hissettiğim derin korku sevk etti (ey Rabbim)!’ cevabını verdi. Bunun üzerine Allah onu bağışladı.”
6481. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، سَمِعْتُ أَبِي، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَبْدِ الْغَافِرِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم "ذَكَرَ رَجُلاً فِيمَنْ كَانَ سَلَفَ أَوْ قَبْلَكُمْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً وَوَلَدًا ـ يَعْنِي أَعْطَاهُ قَالَ ـ فَلَمَّا حُضِرَ قَالَ لِبَنِيهِ أَىَّ أَبٍ كُنْتُ قَالُوا خَيْرَ أَبٍ. قَالَ فَإِنَّهُ لَمْ يَبْتَئِرْ عِنْدَ اللَّهِ خَيْرًا ـ فَسَّرَهَا قَتَادَةُ لَمْ يَدَّخِرْ ـ وَإِنْ يَقْدَمْ عَلَى اللَّهِ يُعَذِّبْهُ فَانْظُرُوا، فَإِذَا مُتُّ فَأَحْرِقُونِي، حَتَّى إِذَا صِرْتُ فَحْمًا فَاسْحَقُونِي ـ أَوْ قَالَ فَاسْهَكُونِي ـ ثُمَّ إِذَا كَانَ رِيحٌ عَاصِفٌ فَأَذْرُونِي فِيهَا. فَأَخَذَ مَوَاثِيقَهُمْ عَلَى ذَلِكَ وَرَبِّي فَفَعَلُوا فَقَالَ اللَّهُ كُنْ. فَإِذَا رَجُلٌ قَائِمٌ، ثُمَّ قَالَ أَىْ عَبْدِي مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا فَعَلْتَ قَالَ مَخَافَتُكَ ـ أَوْ فَرَقٌ مِنْكَ ـ فَمَا تَلاَفَاهُ أَنْ رَحِمَهُ اللَّهُ ". فَحَدَّثْتُ أَبَا عُثْمَانَ فَقَالَ سَمِعْتُ سَلْمَانَ غَيْرَ أَنَّهُ زَادَ فَأَذْرُونِي فِي الْبَحْرِ. أَوْ كَمَا حَدَّثَ. وَقَالَ مُعَاذٌ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، سَمِعْتُ عُقْبَةَ، سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Musa [b. İsmail] bize tahdis etti, Mu'temir [b. Süleyman] bize tahdis etti, babamı [Süleyman b. Tarhân] işittim, Katâde bize tahdis etti; Ukbe b. Abdülgafir’den; Ebu Said’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: “(Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) sizden önce gelip geçmiş (ümmetlerden), Allah’ın kendisine mal ve evlat verdiği —yani ihsan ettiği— bir adamı zikretti de şöyle buyurdu: Ölüm ona gelip çattığında oğullarına: ‘Ben sizin için nasıl bir babaydım?’ diye sordu. Onlar: ‘Hayırlı bir babaydın!’ dediler. Bunun üzerine adam: ‘(Fakat bu baba) Allah katında hiçbir iyilik biriktirmedi —Katâde bunu ‘iyilik depolamadı’ diye tefsir etmiştir—; şayet Allah’ın huzuruna (bu halde) varırsa Allah ona mutlaka azap eder. Bakın şimdi; ben öldüğüm zaman beni (yakın ve) yakınca kömür haline gelince beni iyice ufalayın —veya iyice ezin—; sonra şiddetli bir rüzgarın olduğu gün (külümü) o rüzgara savurun!’ dedi. Hemen Rablerine yemin ederek bu hususta onlardan söz aldı ve onlar da (adam ölünce) bunu yaptılar. Bunun üzerine Allah (o küllere): ‘Ol!’ buyurdu, adam bir de bakmışsın ki (karşısında) ayakta duruyor! Sonra (Allah): ‘Ey kulum! Seni bu yaptığına sevk eden nedir?’ diye sordu. Adam: ‘Sen’den (duyduğum) derin korkudur —veya Sana olan heybet ve ürperti duygusudur—!’ dedi. Allah da ona hemen rahmetini ulaştırdı.” —(Ravi Katâde): “Ben bu hadisi Ebu Osman [en-Nehdî]’a anlattım; o da: Selman [el-Farisi]’den (bunu) işittim, ancak o (külü rüzgara savurma yerine) ‘beni denize savurun’ şeklinde fazlalık rivayet etti, dedi.” Muâz [b. Muâz] da şöyle dedi: Şu'be bize tahdis etti; Katâde’den; Ukbe’yi işittim; Ebu Said’yi; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederken] işittim—.
6482. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَثَلِي وَمَثَلُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ كَمَثَلِ رَجُلٍ أَتَى قَوْمًا فَقَالَ رَأَيْتُ الْجَيْشَ بِعَيْنَىَّ، وَإِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْعُرْيَانُ فَالنَّجَا النَّجَاءَ. فَأَطَاعَتْهُ طَائِفَةٌ فَأَدْلَجُوا عَلَى مَهْلِهِمْ فَنَجَوْا، وَكَذَّبَتْهُ طَائِفَةٌ فَصَبَّحَهُمُ الْجَيْشُ فَاجْتَاحَهُمْ ".
Muhammed b. el-Alâ bize tahdis etti, Ebu Üsame bize tahdis etti; Büreyd b. Abdullah b. Ebi Bürde’den; Ebu Bürde’den; Ebu Musa’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benim ve Allah’ın beni kendisiyle gönderdiği (hidayetin) misali, bir topluluğa gelip şöyle diyen adamın misali gibidir: ‘Ey kavmim! Ben (üzerimize gelen) düşman ordusunu bizzat gözlerimle gördüm. Ben (tehlikeyi apaçık haber veren) çıplak bir uyarıcıyım! Haydi hemen kurtuluş çaresine bakın, hemen kurtuluşa bakın!’ Onlardan bir kısmı ona itaat etti ve (düşman gelmeden) geceden yavaş yavaş yola çıkıp kurtuldular. Diğer bir kısmı ise onu yalanladılar da (oldukları yerde kaldılar); sabahleyin düşman ordusu onlara baskın yapıp soylarını kuruttu.”
6483. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّمَا مَثَلِي وَمَثَلُ النَّاسِ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتَوْقَدَ نَارًا، فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ جَعَلَ الْفَرَاشُ وَهَذِهِ الدَّوَابُّ الَّتِي تَقَعُ فِي النَّارِ يَقَعْنَ فِيهَا، فَجَعَلَ يَنْزِعُهُنَّ وَيَغْلِبْنَهُ فَيَقْتَحِمْنَ فِيهَا، فَأَنَا آخُذُ بِحُجَزِكُمْ عَنِ النَّارِ، وَأَنْتُمْ تَقْتَحِمُونَ فِيهَا ".
Ebu’l-Yemân bize haber verdi, Şuayb bize haber verdi, Ebu’z-Zinâd bize tahdis etti; Abdurrahman [b. Hürmüz el-A'rec]’den. (Abdurrahman) Ebu Hureyre radıyallahu anh’ı [şöyle derken] işitmiş; o da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitmiş: “Benim ve insanların misali, ateş yakan bir adamın misali gibidir. Ateş adamın etrafını aydınlatınca, pervaneler ve (geceleyin) ateşe düşen şu böcekler kendilerini o ateşe atmaya başlarlar. Adam onları (yanmasınlar diye) oradan uzaklaştırmaya çalışır; fakat onlar adama baskın çıkarak (pervasızca) ateşin içine dalarlar. İşte ben de sizleri (yanmamanız için) kuşaklarınızdan tutup ateşten geri çekmeye çalışıyorum; sizler ise (inatla) ateşin içine dalıyorsunuz!”
6484. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنْ عَامِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ ".
Ebu Nuaym bize tahdis etti, Zekeriya [b. Ebi Zaide] bize tahdis etti; Âmir [eş-Şa'bî]’den. Dedi ki: Abdullah b. Amr’ı [şöyle derken] işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müslüman, diğer Müslümanların dilinden ve elinden selamette olduğu (zarar görmediği) kimsedir. Muhacir ise, Allah’ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir.”
6485. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ كَانَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً، وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا ".
Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti, el-Leys bize tahdis etti; Ukâyl’den; İbn Şihâb’dan; Said b. el-Müseyyeb’den [naklederek]. Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın [şöyle] dediği (nakledilmiştir): Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer sizler Benim bildiğimi (ahiret gerçeğini ve Allah’ın azabını) bilseydiniz, (dünyada) az güler çok ağlardınız!”
6486. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم "لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلاً وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا"
Süleyman b. Harb bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti; Musa b. Enes’ten; Enes radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer sizler Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız!”
6487. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " حُجِبَتِ النَّارُ بِالشَّهَوَاتِ، وَحُجِبَتِ الْجَنَّةُ بِالْمَكَارِهِ ".
İsmail [b. Ebi Üveys] bize tahdis etti, dedi ki: Malik bana; Ebu’z-Zinâd’dan; el-A'rec’den; Ebu Hureyre’den [naklederek] tahdis etti. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cehennem (nefse hoş gelen) şehvetlerle kuşatılmış, Cennet ise (nefse zor gelen) meşakkatlerle kuşatılmıştır.”
6488. Hadis
حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ مَسْعُودٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْجَنَّةُ أَقْرَبُ إِلَى أَحَدِكُمْ مِنْ شِرَاكِ نَعْلِهِ، وَالنَّارُ مِثْلُ ذَلِكَ ".
Musa b. Mes'ûd bize tahdis etti, Süfyan [es-Sevrî] bize tahdis etti; Mansur ve el-A'meş’ten; Ebu Vâil’den; Abdullah [b. Mes'ûd] radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cennet sizden birine ayakkabısının bağından daha yakındır. Cehennem de aynen öyledir.”
6489. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَصْدَقُ بَيْتٍ قَالَهُ الشَّاعِرُ أَلاَ كُلُّ شَىْءٍ مَا خَلاَ اللَّهَ بَاطِلُ ".
Muhammed b. el-Müsenna bize tahdis etti, Gunder [Muhammed b. Ca'fer] bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti; Abdülmelik b. Umeyr’den; Ebu Seleme’den; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: “Bir şairin söylediği en doğru mısra (Lebîd’in söylediği): ‘Bilesiniz ki, Allah’tan başka her şey batıldır (yok olmaya mahkumdur)!’ sözüdür.”
6490. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا نَظَرَ أَحَدُكُمْ إِلَى مَنْ فُضِّلَ عَلَيْهِ فِي الْمَالِ وَالْخَلْقِ، فَلْيَنْظُرْ إِلَى مَنْ هُوَ أَسْفَلَ مِنْهُ ".
İsmail [b. Ebi Üveys] bize tahdis etti, dedi ki: Malik bana; Ebu’z-Zinâd’dan; el-A'rec’den; Ebu Hureyre’den [naklederek] tahdis etti. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden biriniz mal ve yaratılış (fiziksel özellikler) bakımından kendisinden üstün kılınmış birine bakınca, hemen (bunlar açısından) kendisinden daha aşağıda olana baksın!”
6491. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا جَعْدٌ أَبُو عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ الْعُطَارِدِيُّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَا يَرْوِي عَنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ قَالَ " إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ الْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ، ثُمَّ بَيَّنَ ذَلِكَ فَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً، فَإِنْ هُوَ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ عَشْرَ حَسَنَاتٍ إِلَى سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ إِلَى أَضْعَافٍ كَثِيرَةٍ، وَمَنْ هَمَّ بِسَيِّئَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً، فَإِنْ هُوَ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ سَيِّئَةً وَاحِدَةً ".
Ebu Ma'mer bize tahdis etti, Abdülvâris bize tahdis etti, Ca'd Ebu Osman bize tahdis etti, Ebu Recâ el-Utâridî bize tahdis etti; İbn Abbas radıyallahu anhumâ’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in Azîz ve Celîl olan Rabbinden rivayet ettiği (Hadis-i Kudsî) hususunda. Dedi ki: (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah sevapları ve günahları (takdir edip) yazdı; sonra bunu (meleklerine) şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmaya niyet eder de onu (henüz) yapmazsa, Allah onu Kendi katında tam bir iyilik olarak yazar. Eğer ona niyet eder ve yaparsa; Allah onu Kendi katında on iyilikten yedi yüz kata, hatta daha fazla katlara kadar (sevap olarak) yazar. Kim de bir kötülük yapmaya niyet eder fakat (Allah korkusuyla) onu yapmazsa, Allah onu Kendi katında tam bir iyilik olarak yazar. Şayet ona niyet eder ve yaparsa; Allah onu (yalnızca) bir tek kötülük olarak yazar.”
6492. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا مَهْدِيٌّ، عَنْ غَيْلاَنَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ إِنَّكُمْ لَتَعْمَلُونَ أَعْمَالاً هِيَ أَدَقُّ فِي أَعْيُنِكُمْ مِنَ الشَّعَرِ، إِنْ كُنَّا نَعُدُّهَا عَلَى عَهْدِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْمُوبِقَاتِ. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ يَعْنِي بِذَلِكَ الْمُهْلِكَاتِ.
Ebu’l-Velid bize tahdis etti, Mehdi [b. Meymûn] bize tahdis etti; Gaylân [b. Cerîr]’den; Enes radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: “Sizler (bugün) öyle işler yapıyorsunuz ki, onlar sizin gözünüzde kıldan daha ince (önemsiz) görünüyor. Halbuki biz, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde o işleri mûbikât (helak edici büyük günahlar)dan sayardık!” —Ebu Abdullah [Buhari]: “Bununla mü h likât ı (helak edicileri) kastediyor” dedi—.
6493. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَيَّاشٍ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، قَالَ نَظَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى رَجُلٍ يُقَاتِلُ الْمُشْرِكِينَ، وَكَانَ مِنْ أَعْظَمِ الْمُسْلِمِينَ غَنَاءً عَنْهُمْ فَقَالَ " مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ النَّارِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا ". فَتَبِعَهُ رَجُلٌ فَلَمْ يَزَلْ عَلَى ذَلِكَ حَتَّى جُرِحَ، فَاسْتَعْجَلَ الْمَوْتَ. فَقَالَ بِذُبَابَةِ سَيْفِهِ، فَوَضَعَهُ بَيْنَ ثَدْيَيْهِ، فَتَحَامَلَ عَلَيْهِ، حَتَّى خَرَجَ مِنْ بَيْنِ كَتِفَيْهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْعَبْدَ لَيَعْمَلُ فِيمَا يَرَى النَّاسُ عَمَلَ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَإِنَّهُ لَمِنْ أَهْلِ النَّارِ، وَيَعْمَلُ فِيمَا يَرَى النَّاسُ عَمَلَ أَهْلِ النَّارِ وَهْوَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ، وَإِنَّمَا الأَعْمَالُ بِخَوَاتِيمِهَا ".
Ali b. Ayyaş bize tahdis etti, Ebu Gassân [Muhammed b. Mutarrif] bize tahdis etti, dedi ki: Ebu Hazim bana; Sehl b. Sa'd es-Sâidî’den [naklederek] tahdis etti. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem müşriklere karşı savaşan ve Müslümanlar adına onlara karşı en büyük kahramanlığı gösteren bir adama baktı da: “Kim cehennemliklerden birine bakmak isterse, şu adama baksın!” buyurdu. Bunun üzerine bir sahabe o adamı takip etti. Adam kahramanca savaşmaya devam ederken nihayet yaralandı ve bir an önce ölmek istedi. Kılıcının ucunu iki göğsü arasına dayadı, (üzerine) yüklendi ve kılıç iki omzunun arasından çıktı (böylece intihar etti). Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz kul, insanların gördüğü kadarıyla cennetliklerin amelini işler, halbuki o cehennemliklerdendir. Yine (bazen) kul, insanların gördüğü kadarıyla cehennemliklerin amelini işler, halbuki o cennetliklerdendir. Ameller ancak sonlarına (son nefeste yapılanlara) göredir.”
6494. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ، أَنَّ أَبَا سَعِيدٍ، حَدَّثَهُ قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَىُّ النَّاسِ خَيْرٌ قَالَ " رَجُلٌ جَاهَدَ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ، وَرَجُلٌ فِي شِعْبٍ مِنَ الشِّعَابِ يَعْبُدُ رَبَّهُ، وَيَدَعُ النَّاسَ مِنْ شَرِّهِ ". تَابَعَهُ الزُّبَيْدِيُّ وَسُلَيْمَانُ بْنُ كَثِيرٍ وَالنُّعْمَانُ عَنِ الزُّهْرِيِّ. وَقَالَ مَعْمَرٌ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ عَطَاءٍ أَوْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَقَالَ يُونُسُ وَابْنُ مُسَافِرٍ وَيَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ عَطَاءٍ عَنْ بَعْضِ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Ebu’l-Yemân bize haber verdi, Şuayb bize haber verdi; ez-Zühri’den. (Ez-Zühri) dedi ki: Atâ b. Yezîd bana tahdis etti; Ebu Said [el-Hudrî]’nin kendisine [şunları] tahdis ettiğini söyledi. Muhammed b. Yusuf da şöyle dedi: el-Evzâî bize tahdis etti, ez-Zühri bize tahdis etti; Atâ b. Yezîd el-Leysî’den; Ebu Said el-Hudrî’den [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir bedevi gelip: “Ey Allah’ın Resulü! İnsanların hangisi daha hayırlıdır?” diye sordu. (Efendimiz): “Canıyla ve malıyla (Allah yolunda) cihad eden kimse ile; dağ yollarından bir dağ yolunda (uzlete çekilip) Rabbine ibadet eden ve insanları kendi şerrinden rahat bırakan (zarar vermeyen) kimsedir!” buyurdu. —(Ravi ez-Zühri’ye) ez-Zübeydî, Süleyman b. Kesîr ve en-Nu'mân da mütâbaat etmişlerdir. Ma'mer ise; ez-Zühri’den; Atâ veya Ubeydullah’tan; Ebu Said’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek rivayet etmiştir]. Yunus, İbn Müsâfir ve Yahya b. Said ise; İbn Şihâb’dan; Atâ’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bazısından; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek rivayet etmişlerdir]—.
6495. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا الْمَاجِشُونُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ خَيْرُ مَالِ الرَّجُلِ الْمُسْلِمِ الْغَنَمُ، يَتْبَعُ بِهَا شَعَفَ الْجِبَالِ وَمَوَاقِعَ الْقَطْرِ، يَفِرُّ بِدِينِهِ مِنَ الْفِتَنِ ".
Ebu Nuaym bize tahdis etti, el-Mâcişûn [Abdülaziz b. Abdullah] bize tahdis etti; Abdurrahman b. Ebi Sa'sa'a’dan; babasından; Ebu Said [el-Hudrî]’den. (Ravi babası) Ebu Said’i [şöyle derken] işitmiş (o da): Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işitmiş: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, Müslüman bir adamın en hayırlı malı, fitnelerden dinini kaçırıp (korumak için) peşine takılıp dağ başlarına ve yağmurun düştüğü (otlak) yerlere gittiği koyunları olacaktır.”
6496. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا هِلاَلُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا ضُيِّعَتِ الأَمَانَةُ فَانْتَظِرِ السَّاعَةَ ". قَالَ كَيْفَ إِضَاعَتُهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " إِذَا أُسْنِدَ الأَمْرُ إِلَى غَيْرِ أَهْلِهِ، فَانْتَظِرِ السَّاعَةَ ".
Muhammed b. Sinân bize tahdis etti, Füleyh b. Süleyman bize tahdis etti, Hilâl b. Ali bize tahdis etti; Atâ b. Yesâr’dan; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Emanet zayi edildiği zaman kıyameti bekle!” (Birisi): “Onun zayi edilmesi nasıl olur ey Allah’ın Resulü?” diye sordu. (Efendimiz): “İş ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle!” buyurdu.
6497. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا حُذَيْفَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثَيْنِ رَأَيْتُ أَحَدَهُمَا وَأَنَا أَنْتَظِرُ الآخَرَ، حَدَّثَنَا " أَنَّ الأَمَانَةَ نَزَلَتْ فِي جَذْرِ قُلُوبِ الرِّجَالِ، ثُمَّ عَلِمُوا مِنَ الْقُرْآنِ، ثُمَّ عَلِمُوا مِنَ السُّنَّةِ ". وَحَدَّثَنَا عَنْ رَفْعِهَا قَالَ " يَنَامُ الرَّجُلُ النَّوْمَةَ فَتُقْبَضُ الأَمَانَةُ مِنْ قَلْبِهِ، فَيَظَلُّ أَثَرُهَا مِثْلَ أَثَرِ الْوَكْتِ، ثُمَّ يَنَامُ النَّوْمَةَ فَتُقْبَضُ فَيَبْقَى أَثَرُهَا مِثْلَ الْمَجْلِ، كَجَمْرٍ دَحْرَجْتَهُ عَلَى رِجْلِكَ فَنَفِطَ، فَتَرَاهُ مُنْتَبِرًا، وَلَيْسَ فِيهِ شَىْءٌ، فَيُصْبِحُ النَّاسُ يَتَبَايَعُونَ فَلاَ يَكَادُ أَحَدٌ يُؤَدِّي الأَمَانَةَ، فَيُقَالُ إِنَّ فِي بَنِي فُلاَنٍ رَجُلاً أَمِينًا. وَيُقَالُ لِلرَّجُلِ مَا أَعْقَلَهُ وَمَا أَظْرَفَهُ وَمَا أَجْلَدَهُ. وَمَا فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ حَبَّةِ خَرْدَلٍ مِنْ إِيمَانٍ، وَلَقَدْ أَتَى عَلَىَّ زَمَانٌ وَمَا أُبَالِي أَيَّكُمْ بَايَعْتُ لَئِنْ كَانَ مُسْلِمًا رَدَّهُ الإِسْلاَمُ، وَإِنْ كَانَ نَصْرَانِيًّا رَدَّهُ عَلَىَّ سَاعِيهِ، فَأَمَّا الْيَوْمَ فَمَا كُنْتُ أُبَايِعُ إِلاَّ فُلاَنًا وَفُلاَنًا ". قَالَ الْفِرَبْرِيُّ قَالَ أَبُو جَعْفَرٍ حَدَّثْتُ أَبَا عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ عَاصِمٍ يَقُولُ سَمِعْتُ أَبَا عُبَيْدٍ يَقُولُ قَالَ الأَصْمَعِيُّ وَأَبُو عَمْرٍو وَغَيْرُهُمَا جَذْرُ قُلُوبِ الرِّجَالِ الْجَذْرُ الأَصْلُ مِنْ كُلِّ شَىْءٍ، وَالْوَكْتُ أَثَرُ الشَّىْءِ الْيَسِيرُ مِنْهُ، وَالْمَجْلُ أَثَرُ الْعَمَلِ فِي الْكَفِّ إِذَا غَلُظَ.
Muhammed b. Kesîr bize tahdis etti, Süfyan [es-Sevrî] bize haber verdi, el-A'meş bize tahdis etti; Zeyd b. Vehb’den; Huzeyfe bize tahdis etti. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize iki hadis tahdis buyurmuştu; ben onlardan birinin gerçekleştiğini gördüm, diğerini ise beklemekteyim. Bize şöyle tahdis buyurdu: “Şüphesiz emanet, insanların kalplerinin köküne (fıtratına) inmiştir. Sonra onlar Kur'an’dan öğrendiler, sonra da Sünnet’ten öğrendiler.” (Efendimiz) emanetin (kalplerden) kaldırılmasına dair de şöyle tahdis buyurdu: “Kişi (kısa bir süre) uyur ve kalbinden emanet çekilip alınır; ondan geriye (kalbinde) hafif bir leke (vakt) gibi bir iz kalır. Sonra yine (kısa bir süre) uyur da yine kalbinden emanet çekilip alınır; bu sefer ondan geriye su toplayan eldeki kabarcığın (mecl) izi gibi bir iz kalır. Tıpkı bir koru ayağının üstünde yuvarlamışsın da ayağın su toplamış; sen onu şişkin görürsin ama içinde (hiçbir hayır ve) bir şey yoktur.” (Huzeyfe devamla dedi ki: Efendimiz sözüne şöyle devam etti): “Artık insanlar (birbirleriyle) alışverişe çıkacaklar; ama neredeyse emaneti yerine getiren tek bir kişi bile kalmayacak! Hatta halk arasında: ‘Filanoğulları içinde güvenilir bir adam varmış!’ diye (parmakla gösterilecek kadar) konuşulacak. Yine (o gün) bir kimse hakkında: ‘Ne kadar akıllı, ne kadar zarif, ne kadar dirençli bir adam!’ denilecek; halbuki o kimsenin kalbinde bir hardal tanesi kadar iman (veya dürüstlükten eser) bulunmayacaktır!” (Huzeyfe en sonunda şöyle dedi): “Benim üzerimden öyle bir zaman geçti ki, kiminle alışveriş yapacağıma hiç bakmazdım. Şayet Müslüman ise, dini(nin verdiği dürüstlük) onu bana (karşı hıyanetten) geri çevirirdi. Şayet Hristiyan ise, valisi onu bana (karşı hıyanetten) engel olurdu. Fakat bugün ise, filan ve filan kimseden başkasıyla alışveriş yapmıyorum!” —el-Firebrî dedi ki: Ebu Cafer [et-Tahâvî] şöyle demiştir: Ben Ebu Abdullah [Buhari]’ye bu hadisi anlatınca o şöyle dedi: Ahmed b. Âsım’ı şöyle derken işittim: Ebu Ubeyd’i işittim; el-Asmaî, Ebu Amr ve başkaları şöyle demiştir: ‘İnsanların kalplerinin kökü’ndeki cezr, her şeyin aslı demektir. Vakt, bir şeyin üzerinde kalan çok hafif izdir. Mecl ise, çalışmaktan dolayı avuç içinde oluşan nasır ve sertliktir—.
6498. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّمَا النَّاسُ كَالإِبِلِ الْمِائَةُ لاَ تَكَادُ تَجِدُ فِيهَا رَاحِلَةً ".
Ebu’l-Yemân bize haber verdi, Şuayb bize haber verdi; ez-Zühri’den. (Ez-Zühri) dedi ki: Salim b. Abdullah bana; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhumâ’nın [şöyle] dediğini haber verdi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “İnsanlar (sayıca çok olmalarına rağmen, içlerinden güvenilir olanlar) yüz deveden oluşan bir sürü gibidir; neredeyse içlerinde (yük taşıyacak, binmeye elverişli) bir tek râhile (seçkin binek devesi) bulamazsın!”
6499. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ،. وَحَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ جُنْدَبًا، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ أَسْمَعْ أَحَدًا يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم غَيْرَهُ فَدَنَوْتُ مِنْهُ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ سَمَّعَ سَمَّعَ اللَّهُ بِهِ، وَمَنْ يُرَائِي يُرَائِي اللَّهُ بِهِ ".
Müsedded bize tahdis etti, Yahya [b. Said el-Kattân] bize tahdis etti; Süfyan’dan; Seleme b. Küheyl bana tahdis etti. (Bir diğer yolda ise): Ebu Nuaym bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti; Seleme’den. (Seleme) dedi ki: Cündeb’i [şöyle derken] işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu —(Seleme devamla) Cündeb’den başka hiç kimseden ‘Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu’ dediğini işitmemiştim; bu yüzden ona iyice yaklaştım ve o şöyle derken (bizzat) işittim—: “Kim (yaptığı ameli başkaları işitsin diye) süm'a yaparsa, Allah da onu(n gizli hallerini ve gerçek niyetini kıyamet günü herkese) duyurur. Kim de (insanlar görsün diye) riyakârlık yaparsa, Allah da onu(n sahtekarlığını kıyamet günü herkese) gösterip rezil eder.”
6500. Hadis
حَدَّثَنَا هُدْبَةُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ بَيْنَمَا أَنَا رَدِيفُ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم لَيْسَ بَيْنِي وَبَيْنَهُ إِلاَّ آخِرَةُ الرَّحْلِ فَقَالَ " يَا مُعَاذُ ". قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ، ثُمَّ سَارَ سَاعَةً ثُمَّ قَالَ " يَا مُعَاذُ ". قُلْتُ لَبَّيْكَ رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ، ثُمَّ سَارَ سَاعَةً ثُمَّ قَالَ " يَا مُعَاذُ بْنَ جَبَلٍ ". قُلْتُ: لَبَّيْكَ رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ. قَالَ " هَلْ تَدْرِي مَا حَقُّ اللَّهِ عَلَى عِبَادِهِ ". قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " حَقُّ اللَّهِ عَلَى عِبَادِهِ أَنْ يَعْبُدُوهُ، وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا ". ثُمَّ سَارَ سَاعَةً ثُمَّ قَالَ " يَا مُعَاذُ بْنَ جَبَلٍ ". قُلْتُ لَبَّيْكَ رَسُولَ اللَّهِ وَسَعْدَيْكَ. قَالَ " هَلْ تَدْرِي مَا حَقُّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ إِذَا فَعَلُوهُ ". قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " حَقُّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ أَنْ لاَ يُعَذِّبَهُمْ ".
Hüdbe b. Halid bize tahdis etti, Hemmâm [b. Yahya] bize tahdis etti, Katâde bize tahdis etti, Enes b. Malik bize tahdis etti; Muâz b. Cebel radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Ben (bir yolculukta) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in terkisinde idim; aramda sadece semerin arka tahtası vardı. (Efendimiz): “Ey Muâz!” diye seslendi. Ben de: “Buyur ey Allah’ın Resulü, emret!” dedim. Bir süre daha yol aldıktan sonra tekrar: “Ey Muâz!” buyurdu. Ben yine: “Buyur ey Allah’ın Resulü, emret!” (emrine amadeyim) dedim. Bir süre daha gittikten sonra yine: “Ey Muâz b. Cebel!” buyurdu. Ben de: “Buyur ey Allah’ın Resulü, emret!” dedim. Bunun üzerine (Efendimiz): “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?” diye sordu. Ben: “Allah ve Resulü daha iyi bilir!” dedim. (Efendimiz): “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı; O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır!” buyurdu. Sonra bir süre daha yoluna devam etti ve tekrar: “Ey Muâz b. Cebel!” buyurdu. Ben de: “Buyur ey Allah’ın Resulü, emret!” dedim. (Efendimiz): “Kulların bunu yaptıkları takdirde Allah üzerindeki hakları nedir, bilir misin?” diye sordu. Ben: “Allah ve Resulü daha iyi bilir!” dedim. (Efendimiz): “Kulların Allah üzerindeki hakları, (kendilerine) azap etmemesidir!” buyurdu.
6501. Hadis
حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ كَانَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَاقَةٌ. قَالَ وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ أَخْبَرَنَا الْفَزَارِيُّ وَأَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ عَنْ أَنَسٍ قَالَ كَانَتْ نَاقَةٌ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تُسَمَّى الْعَضْبَاءَ، وَكَانَتْ لاَ تُسْبَقُ، فَجَاءَ أَعْرَابِيٌّ عَلَى قَعُودٍ لَهُ فَسَبَقَهَا، فَاشْتَدَّ ذَلِكَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ وَقَالُوا سُبِقَتِ الْعَضْبَاءُ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ حَقًّا عَلَى اللَّهِ أَنْ لاَ يَرْفَعَ شَيْئًا مِنَ الدُّنْيَا إِلاَّ وَضَعَهُ ".
Malik b. İsmail bize tahdis etti, Züheyr [b. Muâviye] bize tahdis etti, Humeyd bize tahdis etti; Enes radıyallahu anh’dan [naklederek]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in bir devesi vardı. (Ayrıca ravi şöyle) dedi: Muhammed bize [şöyle] tahdis etti; el-Fezârî ve Ebu Halid el-Ahmer bize haber verdi; Humeyd et-Tavîl’den; Enes’ten [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Adbâ adında bir devesi vardı; (hızıyla meşhurdu ve koşuda) asla geçilmezdi. Derken bir bedevi genç bir devesiyle çıka geldi ve (koşuda) onu geçti. Bu durum Müslümanlara çok ağır geldi ve: “Adbâ geçildi (ha)!” diye söylendiler. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Dünyada (şöhret ve makamca) yükselen her şeyi (gün gelip) aşağı çekmek, Allah’ın (değişmez bir) kanunudur!”
6502. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، حَدَّثَنِي شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ قَالَ مَنْ عَادَى لِي وَلِيًّا فَقَدْ آذَنْتُهُ بِالْحَرْبِ، وَمَا تَقَرَّبَ إِلَىَّ عَبْدِي بِشَىْءٍ أَحَبَّ إِلَىَّ مِمَّا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وَمَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إِلَىَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ، فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ، وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ، وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطُشُ بِهَا وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا، وَإِنْ سَأَلَنِي لأُعْطِيَنَّهُ، وَلَئِنِ اسْتَعَاذَنِي لأُعِيذَنَّهُ، وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَىْءٍ أَنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِي عَنْ نَفْسِ الْمُؤْمِنِ، يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَأَنَا أَكْرَهُ مَسَاءَتَهُ ".
Muhammed b. Osman bana tahdis etti, Halid b. Mahled bize tahdis etti, Süleyman b. Bilal bize tahdis etti; Şerîk b. Abdullah b. Ebi Nemir bana tahdis etti; Atâ [b. Ebi Rebah]’tan; Ebu Hureyre’den [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah şöyle buyurmuştur: ‘Kim Benim bir velî kuluma düşmanlık ederse, Ben ona karşı harb ilan ederim. Kulum, üzerine farz kıldığım amellerden daha sevimli bir şeyle Bana yakınlık sağlayamaz. Kulum (farzların yanı sıra) nafileler ile de Bana yaklaşmaya devam eder; nihayet Ben onu severim. Onu sevdiğim zaman da onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum (yani bütün azaları Benim rızam doğrultusunda hareket eder). Benden (bir şey) isterse mutlaka ona veririm; Bana sığınırsa mutlaka onu korurum. Yapmayı murad ettiğim hiçbir şeyde, mümin kulumun canını alma hususundaki tereddüdüm gibi tereddüt etmedim. O ölümü sevmez (istemez), Ben de onu üzecek şeyi (ölümü) sevmem (fakat takdirim gereği ölümü tadacaktır).’”
6503. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةَ هَكَذَا ". وَيُشِيرُ بِإِصْبَعَيْهِ فَيَمُدُّ بِهِمَا.
Said b. Ebi Meryem bize tahdis etti, Ebu Gassân [Muhammed b. Mutarrif] bize tahdis etti, Ebu Hazim bize tahdis etti; Sehl [b. Sa'd]’dan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ben ve kıyamet, şu ikisi (gibi birbirimize yakın olarak) gönderildik!” —(Bunu söylerken Efendimiz) iki parmağını (işaret ve orta parmağını) yan yana getirip uzatarak işaret buyurdu—.
6504. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ ـ هُوَ الْجُعْفِيُّ ـ حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، وَأَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةَ كَهَاتَيْنِ ".
Abdullah b. Muhammed —o el-Cu'fî’dir— bana tahdis etti, Vehb b. Cerîr bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti; Katâde ve Ebu’t-Teyyâh’tan; Enes’ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: “Ben ve kıyamet, şu ikisi (gibi birbirimize yakın olarak) gönderildik!”
6505. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةَ كَهَاتَيْنِ ". يَعْنِي إِصْبَعَيْنِ. تَابَعَهُ إِسْرَائِيلُ عَنْ أَبِي حَصِينٍ.
Yahya b. Yusuf bana tahdis etti, Ebu Bekir [b. Ayyaş] bize haber verdi; Ebu Hasîn’den; Ebu Salih’ten; Ebu Hureyre’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: “Ben ve kıyamet, şu ikisi (gibi birbirimize yakın olarak) gönderildik!” —yani (iki) parmağını kastetti—. (Ebu Hasîn’e) İsrail [b. Yunus] de mütâbaat etmiştir.
6506. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ مِنْ مَغْرِبِهَا، فَإِذَا طَلَعَتْ فَرَآهَا النَّاسُ آمَنُوا أَجْمَعُونَ، فَذَلِكَ حِينَ لاَ يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا، لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ، أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهَا خَيْرًا، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدْ نَشَرَ الرَّجُلاَنِ ثَوْبَهُمَا بَيْنَهُمَا فَلاَ يَتَبَايَعَانِهِ وَلاَ يَطْوِيَانِهِ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدِ انْصَرَفَ الرَّجُلُ بِلَبَنِ لِقْحَتِهِ فَلاَ يَطْعَمُهُ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَهْوَ يَلِيطُ حَوْضَهُ فَلاَ يَسْقِي فِيهِ، وَلَتَقُومَنَّ السَّاعَةُ وَقَدْ رَفَعَ أُكْلَتَهُ إِلَى فِيهِ فَلاَ يَطْعَمُهَا ".
Ebu’l-Yemân bize haber verdi, Şuayb bize haber verdi, Ebu’z-Zinâd bize tahdis etti; Abdurrahman [b. Hürmüz el-A'rec]’den; Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan [naklederek]. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz. Güneş batıdan doğup da insanlar onu gördüklerinde hepsi birden iman ederler. Ancak bu durum; ‘daha önce inanmamış veya imanında bir hayır kazanmamış (salih amel işlememiş) olan kimseye imanının fayda vermeyeceği’ zamandır. Kıyamet öyle aniden kopacaktır ki; (pazarda) alışveriş için karşılıklı kumaşlarını açmış iki adam, aralarında ne o alışverişi bitirebilecekler, ne de o kumaşı geri katlayabileceklerdir! Kıyamet öyle aniden kopacaktır ki; bir adam devesini sağıp sütüyle dönecek ama onu içmeye vakit bulamayacaktır! Kıyamet öyle aniden kopacaktır ki; bir adam hayvanlarını sulamak için havuzunu sıvayıp onaracak ancak içinden (hayvanlarını) sulamaya vakit bulamayacaktır! Kıyamet öyle aniden kopacaktır ki; bir adam yiyeceği lokmayı ağzına doğru kaldıracak fakat onu yemeye vakit bulamayacaktır!”
6507. Hadis
حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا هَمَّامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ أَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءَهُ، وَمَنْ كَرِهَ لِقَاءَ اللَّهِ كَرِهَ اللَّهُ لِقَاءَهُ ". قَالَتْ عَائِشَةُ أَوْ بَعْضُ أَزْوَاجِهِ إِنَّا لَنَكْرَهُ الْمَوْتَ. قَالَ " لَيْسَ ذَاكَ، وَلَكِنَّ الْمُؤْمِنَ إِذَا حَضَرَهُ الْمَوْتُ بُشِّرَ بِرِضْوَانِ اللَّهِ وَكَرَامَتِهِ، فَلَيْسَ شَىْءٌ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا أَمَامَهُ، فَأَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ وَأَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءَهُ، وَإِنَّ الْكَافِرَ إِذَا حُضِرَ بُشِّرَ بِعَذَابِ اللَّهِ وَعُقُوبَتِهِ، فَلَيْسَ شَىْءٌ أَكْرَهَ إِلَيْهِ مِمَّا أَمَامَهُ، كَرِهَ لِقَاءَ اللَّهِ وَكَرِهَ اللَّهُ لِقَاءَهُ ". اخْتَصَرَهُ أَبُو دَاوُدَ وَعَمْرٌو عَنْ شُعْبَةَ. وَقَالَ سَعِيدٌ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ زُرَارَةَ عَنْ سَعْدٍ عَنْ عَائِشَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Haccâc [b. Minhâl] bize tahdis etti, Hemmâm [b. Yahya] bize tahdis etti, Katâde bize tahdis etti; Enes’ten; Ubâde b. es-Sâmit’ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: “Kim Allah’a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Kim de Allah’a kavuşmayı sevmezse (istemezse), Allah da ona kavuşmayı sevmez (istemez).” Aişe —veya Efendimizin zevcelerinden biri—: “Ama biz ölümü sevmeyiz (ondan hoşlanmayız)!” dedi. (Efendimiz) şöyle buyurdu: “Mesele o (senin dediğin gibi) değil. Lakin mümin kimseye ölüm (anında melekler) geldiği vakit, Allah’ın hoşnutluğu ve ikramıyla müjdelenir. Artık onun için önündeki (ahiret yolculuğu)ndan daha sevimli bir şey kalmaz; böylece o Allah’a kavuşmayı sever, Allah da ona kavuşmayı sever. Kafir kimseye ise (ölüm anında melekler) geldiği vakit, Allah’ın azabı ve cezasıyla müjdelenir (bildirilir). Artık onun için önündeki (akıbeti)nden daha sevimsiz ve nefret verici bir şey kalmaz; o Allah’a kavuşmayı sevmez, Allah da ona kavuşmayı sevmez.” —Ebu Davud [et-Tayâlisî] ve Amr [b. Merzûk] bunu Şu'be’den kısaltarak (rivayet etmişlerdir). Said [b. Ebi Arûbe] ise; Katâde’den; Zürâre [b. Evfâ]’dan; Sa'd [b. Hişâm]’dan; Aişe’den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek rivayet etmiştir]—.
6508. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ بُرَيْدٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ أَحَبَّ لِقَاءَ اللَّهِ أَحَبَّ اللَّهُ لِقَاءَهُ، وَمَنْ كَرِهَ لِقَاءَ اللَّهِ كَرِهَ اللَّهُ لِقَاءَهُ ".
Muhammed b. el-Alâ bana tahdis etti, Ebu Üsame bize tahdis etti; Büreyd [b. Abdullah]’tan; Ebu Bürde’den; Ebu Musa’dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek]. Dedi ki: “Kim Allah’a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Kim de Allah’a kavuşmayı sevmezse (istemezse), Allah da ona kavuşmayı sevmez (istemez).”
6509. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، وَعُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، فِي رِجَالٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَهْوَ صَحِيحٌ " إِنَّهُ لَمْ يُقْبَضْ نَبِيٌّ قَطُّ حَتَّى يَرَى مَقْعَدَهُ مِنَ الْجَنَّةِ ثُمَّ يُخَيَّرُ ". فَلَمَّا نَزَلَ بِهِ، وَرَأْسُهُ عَلَى فَخِذِي، غُشِيَ عَلَيْهِ سَاعَةً، ثُمَّ أَفَاقَ، فَأَشْخَصَ بَصَرَهُ إِلَى السَّقْفِ ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ". قُلْتُ إِذًا لاَ يَخْتَارُنَا، وَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَدِيثُ الَّذِي كَانَ يُحَدِّثُنَا بِهِ ـ قَالَتْ ـ فَكَانَتْ تِلْكَ آخِرَ كَلِمَةٍ تَكَلَّمَ بِهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَوْلُهُ " اللَّهُمَّ الرَّفِيقَ الأَعْلَى ".
Yahya b. Bükeyr bana tahdis etti, el-Leys bize tahdis etti; Ukâyl’den; İbn Şihâb’dan. (İbn Şihâb) dedi ki: Said b. el-Müseyyeb ve Urve b. ez-Zübeyr —alimlerden daha başka zatlar arasında— bana; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in zevcesi Aişe’nin şöyle [dediğini] bildirdi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sıhhati yerindeyken şöyle buyurdu: “Hiçbir peygamber, cennetteki makamını (bizzat) görmedikçe ve (dünya ile ahiret arasında) muhayyer bırakılmadıkça (tercih hakkı sunulmadıkça) ruhu kabzedilmez.” (Aişe devamla dedi ki): “Efendimize (vefat anındaki o ağır hal) geldiğinde, başı benim baldırımın üzerindeydi. Bir süre baygınlık geçirdi. Sonra ayılınca gözlerini tavana dikti ve: ‘Allah’ım! (Beni) Refîk-ı A'lâ’ya (en yüce dosta/topluluğa kavuştur)!’ buyurdu. Ben (kendi kendime): ‘Demek ki (o yüce makamı gördü ve) artık bizi seçmiyor (dünyayı istemiyor)!’ dedim. (Efendimizin bu sözüyle), bize daha önce (sıhhatliyken) anlattığı o hadisi (peygamberlerin seçme hakkı olduğunu) kastettiğini anladım.” (Aişe en sonunda) dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in konuştuğu en son kelime; ‘Allah’ım! Refîk-ı A'lâ!’ sözü oldu.”
6510. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ أَبَا عَمْرٍو، ذَكْوَانَ مَوْلَى عَائِشَةَ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَانَتْ تَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهَ صلى الله عليه وسلم كَانَ بَيْنَ يَدَيْهِ رَكْوَةٌ ـ أَوْ عُلْبَةٌ فِيهَا مَاءٌ، يَشُكُّ عُمَرُ ـ فَجَعَلَ يُدْخِلُ يَدَيْهِ فِي الْمَاءِ، فَيَمْسَحُ بِهِمَا وَجْهَهُ وَيَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، إِنَّ لِلْمَوْتِ سَكَرَاتٍ ". ثُمَّ نَصَبَ يَدَهُ فَجَعَلَ يَقُولُ " فِي الرَّفِيقِ الأَعْلَى ". حَتَّى قُبِضَ وَمَالَتْ يَدُهُ. قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ الْعُلْبَةُ مِنْ الْخَشَبِ وَالرَّكْوَةُ مِنْ الْأَدَمِ
Muhammed b. Ubeyd b. Meymûn bana tahdis etti, İsa b. Yunus bize tahdis etti; Ömer b. Said’den. (Ömer) dedi ki: İbn Ebi Müleyke bana; Aişe’nin azatlısı olan Ebu Amr Zekvân’ın kendisine [şunları] haber verdiğini bildirdi. Aişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem (vefata yaklaşırken) önünde içinde su bulunan bir deri kap (rakve) —veya ahşap bir kap (ulbe), ravi Ömer hangisi olduğunda şüphe etmiştir— vardı. İki elini suyun içine sokmaya, sonra da elleriyle yüzünü silmeye başladı. Bu sırada (Efendimiz): “Allah’tan başka ilah yoktur! Şüphesiz ölümün (kendine has) baygınlıkları ve şiddetli sarsıntıları (sekerât) vardır!” buyuruyordu. Sonra elini yukarı kaldırdı ve: “(Allah’ım! Beni) Refîk-ı A'lâ’ya (kavuştur)!” buyurmaya başladı; nihayet ruhu kabzedildi ve (yukarıdaki) eli yana düştü. —Ebu Abdullah [Buhari] dedi ki: ulbe ahşaptan (yapılma kap), rakve ise deriden (yapılma kap) demektir—.
6511. Hadis
حَدَّثَنِي صَدَقَةُ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الأَعْرَابِ جُفَاةً يَأْتُونَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَيَسْأَلُونَهُ مَتَى السَّاعَةُ، فَكَانَ يَنْظُرُ إِلَى أَصْغَرِهِمْ فَيَقُولُ " إِنْ يَعِشْ هَذَا لاَ يُدْرِكْهُ الْهَرَمُ حَتَّى تَقُومَ عَلَيْكُمْ سَاعَتُكُمْ ". قَالَ هِشَامٌ يَعْنِي مَوْتَهُمْ.
Sadaka [b. el-Fadl] bana tahdis etti, Abde [b. Süleyman] bize haber verdi; Hişâm’dan; babasından; Aişe’den [naklederek]. Dedi ki: Bedevilerden kaba ve cahil birtakım adamlar Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelir: “Kıyamet ne zaman?” diye sorarlardı. (Efendimiz o sırada) onların içindeki en genç/küçük olana bakar ve şöyle buyururdu: “Eğer bu genç yaşarsa, o yaşlanıp ihtiyarlığa erişmeden sizin kıyametiniz (ölümünüz) gelip çatacaktır!” —Hişâm dedi ki: Bununla onların ölümlerini kastetmiştir—.