5063. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدُ بْنُ أَبِي حُمَيْدٍ الطَّوِيلُ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ جَاءَ ثَلاَثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا أُخْبِرُوا كَأَنَّهُمْ تَقَالُّوهَا فَقَالُوا وَأَيْنَ نَحْنُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ. قَالَ أَحَدُهُمْ أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُصَلِّي اللَّيْلَ أَبَدًا. وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَصُومُ الدَّهْرَ وَلاَ أُفْطِرُ. وَقَالَ آخَرُ أَنَا أَعْتَزِلُ النِّسَاءَ فَلاَ أَتَزَوَّجُ أَبَدًا. فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَنْتُمُ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ، لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ، وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ، فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنِّي ".
Bize Saîd bin Ebu Meryem tahdis etti, bize Muhammed bin Ca'fer haber verdi, bize Humeyd bin Ebu Humeyd et-Tavîl haber verdi, [o] Enes bin Mâlik [radıyallahu anh]'ı şöyle derken işitti: Üç kişilik bir grup, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımlarının evlerine gelerek Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in [gizli] ibadetlerini sordular. Onlara [ibadetleri] haber verilince sanki bunu azımsadılar ve: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında biz kimiz ki? Onun geçmiş ve gelecek tüm günahları bağışlanmıştır!” dediler. Onlardan biri: “Bana gelince, ben artık ömrüm boyunca gece [boyu] namaz kılacağım” dedi. Diğeri: “Ben de bütün sene (aralıksız) oruç tutacağım ve hiç iftar etmeyeceğim” dedi. Bir diğeri de: “Ben de kadınlardan uzak duracağım ve asla evlenmeyeceğim” dedi. Derken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [yanlarına] geldi ve şöyle buyurdu: “Şöyle şöyle diyenler sizler misiniz? Dikkat edin! Vallahi Allah'tan en çok korkanınız ve O'ndan en çok sakınanınız benim. Lakin ben [bazı günler] oruç tutarım, [bazı günler] iftar ederim; [gecenin bir vaktinde] namaz kılarım, [bir vaktinde] uyurum ve kadınlarla evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir.”
5064. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، سَمِعَ حَسَّانَ بْنَ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ عَنْ قَوْلِهِ تَعَالَى {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ لاَ تَعُولُوا}. قَالَتْ يَا ابْنَ أُخْتِي، الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، فَيَرْغَبُ فِي مَالِهَا وَجَمَالِهَا، يُرِيدُ أَنْ يَتَزَوَّجَهَا بِأَدْنَى مِنْ سُنَّةِ صَدَاقِهَا، فَنُهُوا أَنْ يَنْكِحُوهُنَّ إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ فَيُكْمِلُوا الصَّدَاقَ، وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ مِنَ النِّسَاءِ.
Bize Ali tahdis etti, o Hassân bin İbrahim'den işitti, o Yunus bin Yezîd'den, o Zührî'den [naklen] dedi ki: Bana Urve, Âişe [radıyallahu anhâ]'ya Allah Teâlâ'nın: { وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاءِ مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ لاَ تَعُولُوا } “Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız, (size helal olan başka) kadınlardan, ikişer, üçer ve dörder nikahlayın. Şayet (aralarında) adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız bir tane ile veya ellerinizin altında bulunan (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır” (Nisâ Suresi, 3) ayeti hakkında sorduğunu haber verdi. [Âişe] şöyle dedi: “Ey kız kardeşimin oğlu! [Bundan maksat] velisinin himayesinde (hijri) bulunan ve velisinin hem malına hem de güzelliğine rağbet ederek, onu emsalinden daha düşük bir mehirle nikahlamak istediği yetim kızdır. İşte onlar, [yetim kızların] mehirlerini tam vererek adil davranmadıkları sürece bu [himayelerinde olan] yetim kızlarla evlenmekten nehyedildiler ve kendilerine bunların dışındaki kadınlarla evlenmeleri emredildi.”
5065. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ عَلْقَمَةَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ عَبْدِ اللَّهِ فَلَقِيَهُ عُثْمَانُ بِمِنًى فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً. فَخَلَيَا فَقَالَ عُثْمَانُ هَلْ لَكَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ فِي أَنْ نُزَوِّجَكَ بِكْرًا، تُذَكِّرُكَ مَا كُنْتَ تَعْهَدُ، فَلَمَّا رَأَى عَبْدُ اللَّهِ أَنْ لَيْسَ لَهُ حَاجَةٌ إِلَى هَذَا أَشَارَ إِلَىَّ فَقَالَ يَا عَلْقَمَةُ، فَانْتَهَيْتُ إِلَيْهِ وَهْوَ يَقُولُ أَمَا لَئِنْ قُلْتَ ذَلِكَ لَقَدْ قَالَ لَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنِ اسْتَطَاعَ مِنْكُمُ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ ".
Bize Ömer bin Hafs tahdis etti, bize babam tahdis etti, bize A'meş tahdis etti, [o] dedi ki: Bana İbrahim tahdis etti, Alkame'den [naklen] dedi ki: Abdullah bin Mesud ile beraberdik. Osman [radıyallahu anh] Mina'da onunla karşılaştı ve: “Ey Ebu Abdurrahman! Sana bir ihtiyacım (arzım) var” dedi. Bir kenara çekilip baş başa kaldılar. Osman: “Ey Ebu Abdurrahman! Seni, sana [geçmişteki gençlik] halini hatırlatacak bakire bir kızla evlendirelim mi?” dedi. Abdullah, buna [şahsen] bir ihtiyacı olmadığını görünce [yanına çağırmak için] bana işaret etti ve: “Ey Alkame!” dedi. Yanına vardığımda [Osman'a] şöyle diyordu: “Fakat sen böyle diyorsan (evlenmeyi tavsiye ediyorsan), şüphesiz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bize şöyle buyurmuştu: ‘Ey gençler topluluğu! İçinizden evlenmeye gücü yetenler (maddi ve bedeni imkanı olanlar) evlensin. Çünkü evlilik, gözü (harama karşı) daha çok yumdurur ve iffeti daha çok korur. Kim de [evlenmeye] güç yetiremezse oruca sarılsın; zira oruç onun için (şehveti kıran) bir kalkandır.’”
5066. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَارَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ دَخَلْتُ مَعَ عَلْقَمَةَ وَالأَسْوَدِ عَلَى عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَبَابًا لاَ نَجِدُ شَيْئًا فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهُ صلى الله عليه وسلم " يَا مَعْشَرَ الشَّبَابِ مَنِ اسْتَطَاعَ الْبَاءَةَ فَلْيَتَزَوَّجْ، فَإِنَّهُ أَغَضُّ لِلْبَصَرِ، وَأَحْصَنُ لِلْفَرْجِ، وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ، فَإِنَّهُ لَهُ وِجَاءٌ ".
Bize Ömer bin Hafs bin Gıyâs tahdis etti, bize babam tahdis etti, bize A'meş tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Umâre tahdis etti, Abdurrahman bin Yezîd'den [naklen] dedi ki: Alkame ve Esved ile beraber Abdullah bin Mesud'un yanına girdik. Abdullah şöyle dedi: Biz, [maddi] bir imkanı bulunmayan gençler olarak Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize şöyle buyurdu: “Ey gençler topluluğu! İçinizden kimin evlenmeye (maddi ve bedeni olarak) gücü yeterse evlensin. Çünkü evlilik, gözü (harama karşı) daha çok yumdurur ve iffeti daha çok korur. Kimin de [evlenmeye] gücü yetmezse oruca sarılsın; zira oruç onun için (şehveti kıran) bir kalkandır.”
5067. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ، قَالَ حَضَرْنَا مَعَ ابْنِ عَبَّاسٍ جَنَازَةَ مَيْمُونَةَ بِسَرِفَ، فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ هَذِهِ زَوْجَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا رَفَعْتُمْ نَعْشَهَا فَلاَ تُزَعْزِعُوهَا وَلاَ تُزَلْزِلُوهَا وَارْفُقُوا، فَإِنَّهُ كَانَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تِسْعٌ، كَانَ يَقْسِمُ لِثَمَانٍ وَلاَ يَقْسِمُ لِوَاحِدَةٍ.
Bize İbrahim bin Musa tahdis etti, bize Hişâm bin Yusuf haber verdi, İbn Cüreyc'in onlara haber verdiğine [göre] dedi ki: Bana Atâ haber verdi, [o] şöyle dedi: İbn Abbas [radıyallahu anhumâ] ile beraber Şerif mevkisindeki Meymûne [radıyallahu anhâ]'nın cenazesinde hazır bulunduk. İbn Abbas şöyle dedi: “Bu [hanım], Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesidir. Onun tabutunu kaldırdığınızda onu sarsmayın ve [şiddetli] sallamayın; nazik davranın! Zira Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında dokuz [hanımı] vardı. [Resûlullah] bunlardan sekizi arasında [gece] taksimatı yapar, birisi için ise yapmazdı.”
5068. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَطُوفُ عَلَى نِسَائِهِ فِي لَيْلَةٍ وَاحِدَةٍ، وَلَهُ تِسْعُ نِسْوَةٍ. وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Bize Müsedded tahdis etti, bize Yezîd bin Züreye' tahdis etti, bize Saîd tahdis etti, Katâde'den, o Enes bin Mâlik radıyallahu anh'tan [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, dokuz hanımı bulunduğu halde [bazı zamanlar] tek bir gecede hanımlarını [tek tek] ziyaret ederdi. Halîfe bin Hayyât bana şöyle dedi: Bize Yezîd bin Züreye' tahdis etti, bize Saîd tahdis etti, Katâde'den, o Enes'ten; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen aynı hadisi rivayet etti].
5069. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحَكَمِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ رَقَبَةَ، عَنْ طَلْحَةَ الْيَامِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قَالَ لِي ابْنُ عَبَّاسٍ هَلْ تَزَوَّجْتَ قُلْتُ لاَ. قَالَ فَتَزَوَّجْ فَإِنَّ خَيْرَ هَذِهِ الأُمَّةِ أَكْثَرُهَا نِسَاءً.
Bize Ali bin el-Hakem el-Ensârî tahdis etti, bize Ebu Avâne tahdis etti, Rakabe'den, o Talha el-Yâmî'den, o Saîd bin Cübeyr'den [naklen] dedi ki: İbn Abbas [radıyallahu anhumâ] bana: “Evlendin mi?” diye sordu. “Hayır” dedim. Bunun üzerine [İbn Abbas]: “Evlen! Çünkü bu ümmetin en hayırlısı (Resûlullah), [aralarında] hanımı en çok olan idi” dedi.
5070. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ وَقَّاصٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْعَمَلُ بِالنِّيَّةِ، وَإِنَّمَا لاِمْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ ".
Bize Yahya bin Kazaa tahdis etti, bize Malik tahdis etti, Yahya bin Saîd'den, o Muhammed bin İbrahim bin el-Hâris'ten, o Alkame bin Vakkâs'tan, o da Ömer bin el-Hattâb [radıyallahu anh]'tan [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ameller [ancak] niyetlere göredir; kişiye ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah'a ve Resûlü'ne ise, onun hicreti Allah'a ve Resûlü'nedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalık veya nikahlayacağı bir kadın için ise, onun hicreti de ne için hicret etmişse onadır.”
5071. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي قَيْسٌ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا نَغْزُو مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَيْسَ لَنَا نِسَاءٌ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ نَسْتَخْصِي فَنَهَانَا عَنْ ذَلِكَ.
Bize Muhammed bin el-Müsennâ tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, bize İsmail tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Kays tahdis etti, İbn Mesud radıyallahu anh'tan [naklen] dedi ki: Biz, yanımızda hanımlarımız olmadığı halde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber gazaya çıkıyorduk. Biz: “Ey Resûlullah! (Şehvetimizi kırmak için) hadım olalım mı?” dedik. O, bizi bundan nehyetti.
5072. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، قَالَ قَدِمَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ فَآخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ الأَنْصَارِيِّ وَعِنْدَ الأَنْصَارِيِّ امْرَأَتَانِ، فَعَرَضَ عَلَيْهِ أَنْ يُنَاصِفَهُ أَهْلَهُ وَمَالَهُ فَقَالَ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ وَمَالِكَ دُلُّونِي عَلَى السُّوقِ، فَأَتَى السُّوقَ فَرَبِحَ شَيْئًا مِنْ أَقِطٍ وَشَيْئًا مِنْ سَمْنٍ فَرَآهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ أَيَّامٍ وَعَلَيْهِ وَضَرٌ مِنْ صُفْرَةٍ فَقَالَ " مَهْيَمْ يَا عَبْدَ الرَّحْمَنِ ". فَقَالَ تَزَوَّجْتُ أَنْصَارِيَّةً. قَالَ " فَمَا سُقْتَ ". قَالَ وَزْنَ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ. قَالَ " أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ".
Bize Muhammed bin Kesîr tahdis etti, Süfyan'dan, o Humeyd et-Tavîl'den [naklen] dedi ki: Enes bin Mâlik [radıyallahu anh]'ı şöyle derken işitti: Abdurrahman bin Avf [radıyallahu anh] [Medine'ye] geldiğinde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onunla Sa'd bin er-Rebî' el-Ensârî [radıyallahu anh] arasında kardeşlik kurdu. Ensarî'nin iki hanımı vardı; o, [Abdurrahman'a] hanımlarından [boşayıp biriyle evlenmesini] ve malının yarısını teklif etti. [Abdurrahman] ise: “Allah aileni ve malını sana mübarek kılsın! Siz bana çarşının yolunu gösterin” dedi. Çarşıya gitti; [ticaret yaparak] bir miktar keş (kurutulmuş yoğurt) ve bir miktar yağ kazandı. Birkaç gün sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onu üzerinde sarı bir koku izi olduğu halde gördü ve: “Bu ne hal (Hayırdır) ey Abdurrahman!” buyurdu. O da: “Ansardan bir kadınla evlendim” dedi. [Nebi]: “Mehir olarak ne verdin?” diye sordu. O: “Bir çekirdek ağırlığında altın” dedi. [Nebi]: “Bir koyunla da olsa velime (düğün yemeği) ver!” buyurdu.
5073. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ شِهَابٍ، سَمِعَ سَعِيدَ بْنَ الْمُسَيَّبِ، يَقُولُ سَمِعْتُ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، يَقُولُ رَدَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى عُثْمَانَ بْنِ مَظْعُونٍ التَّبَتُّلَ، وَلَوْ أَذِنَ لَهُ لاَخْتَصَيْنَا.
Bize Ahmed bin Yunus tahdis etti, bize İbrahim bin Sa'd tahdis etti, bize İbn Şihâb haber verdi, [o] Saîd bin el-Müseyyeb'i şöyle derken işitti: Sa'd bin Ebu Vakkâs [radıyallahu anh]'ı şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Osman bin Maz'ûn [radıyallahu anh]'ın tebettül (dünya işlerinden el çekip evlenmeme) isteğini reddetti. Şayet [Resûlullah] ona [bu hususta] izin verseydi, biz mutlaka hadım olurduk!
5074. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّهُ سَمِعَ سَعْدَ بْنَ أَبِي وَقَّاصٍ، يَقُولُ لَقَدْ رَدَّ ذَلِكَ ـ يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ـ عَلَى عُثْمَانَ، وَلَوْ أَجَازَ لَهُ التَّبَتُّلَ لاَخْتَصَيْنَا.
Bize Ebu'l-Yemân tahdis etti, bize Şuayb haber verdi, Zührî'den [naklen] dedi ki: Bana Saîd bin el-Müseyyeb haber verdi, [o] Sa'd bin Ebu Vakkâs [radıyallahu anh]'ı şöyle derken işitti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Osman bin Maz'ûn'un bu (tebettül) isteğini kesinlikle reddetti. Şayet [Nebi] onun tebettül etmesine (evlenmeden yaşamasına) cevaz verseydi, biz mutlaka hadım olurduk.
5075. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا نَغْزُو مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَيْسَ لَنَا شَىْءٌ فَقُلْنَا أَلاَ نَسْتَخْصِي فَنَهَانَا عَنْ ذَلِكَ ثُمَّ رَخَّصَ لَنَا أَنْ نَنْكِحَ الْمَرْأَةَ بِالثَّوْبِ، ثُمَّ قَرَأَ عَلَيْنَا {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ}.
Bize Kuteybe bin Saîd tahdis etti, bize Cerîr tahdis etti, İsmail'den, o Kays'tan [naklen] dedi ki: Abdullah bin Mesud şöyle dedi: Biz, [maddi] bir şeyimiz bulunmadığı halde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber gazaya çıkıyorduk. Biz: “Hadım olalım mı?” dedik. O, bizi bundan nehyetti. Sonra bir elbise (mehir) karşılığında bir kadınla evlenmemize ruhsat verdi. Sonra bize şu ayeti okudu: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلاَ تَعْدِلُوا إِنَّ اللَّهَ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ } “Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz ve güzel şeyleri (kendinize) haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.” (Mâide Suresi, 87)
5076. Hadis
وَقَالَ أَصْبَغُ أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ بْنِ يَزِيدَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي رَجُلٌ شَابٌّ وَأَنَا أَخَافُ عَلَى نَفْسِي الْعَنَتَ وَلاَ أَجِدُ مَا أَتَزَوَّجُ بِهِ النِّسَاءَ، فَسَكَتَ عَنِّي، ثُمَّ قُلْتُ مِثْلَ ذَلِكَ، فَسَكَتَ عَنِّي ثُمَّ قُلْتُ مِثْلَ ذَلِكَ، فَسَكَتَ عَنِّي ثُمَّ قُلْتُ مِثْلَ ذَلِكَ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا أَبَا هُرَيْرَةَ جَفَّ الْقَلَمُ بِمَا أَنْتَ لاَقٍ، فَاخْتَصِ عَلَى ذَلِكَ أَوْ ذَرْ ".
Asbağ şöyle dedi: Bana İbn Vehb haber verdi, Yunus bin Yezîd'den, o İbn Şihâb'dan, o Ebu Seleme'den, o da Ebu Hüreyre [radıyallahu anh]'tan [naklen] dedi ki: “Ey Resûlullah! Ben genç bir adamım; kendim için (günaha düşmekten) korkuyorum. Hanımlarla evlenecek [maddi] bir imkanım da yok” dedim. [Resûlullah] bana cevap vermeyip sustu. Sonra aynı şeyi tekrar söyledim, yine sustu. Sonra aynı şeyi bir daha söyledim, yine sustu. Sonra aynı şeyi [dördüncü kez] söyleyince Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Ebu Hüreyre! Senin karşılaşacağın (başından geçecek) şeyler hususunda kalem [takdirini yazıp] kurumuştur. Artık [bu durum karşısında] ister hadım ol, ister bırak! (Bu bir şeyi değiştirmez)” buyurdu.
5077. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ لَوْ نَزَلْتَ وَادِيًا وَفِيهِ شَجَرَةٌ قَدْ أُكِلَ مِنْهَا، وَوَجَدْتَ شَجَرًا لَمْ يُؤْكَلْ مِنْهَا، فِي أَيِّهَا كُنْتَ تُرْتِعُ بَعِيرَكَ قَالَ " فِي الَّذِي لَمْ يُرْتَعْ مِنْهَا ". تَعْنِي أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَتَزَوَّجْ بِكْرًا غَيْرَهَا.
Bize İsmail bin Abdullah tahdis etti, [o] dedi ki: Bana kardeşim tahdis etti, Süleyman'dan, o Hişâm bin Urve'den, o babasından, o da Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklen] dedi ki: [Resûlullah'a] dedim ki: “Ey Resûlullah! Bir vadiye insen ve orada [daha evvel] otlanılmış (yaprakları yenilmiş) bir ağaç ile henüz kendisinden hiç otlanılmamış ağaçlar bulsan, deveni hangisinde otlatırsın?” [Resûlullah]: “Henüz otlanılmamış [taze] olanda” buyurdu. Âişe bununla, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisinden başka bakire bir hanımla evlenmediğini kastetmişti.
5078. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أُرِيتُكِ فِي الْمَنَامِ مَرَّتَيْنِ، إِذَا رَجُلٌ يَحْمِلُكِ فِي سَرَقَةِ حَرِيرٍ فَيَقُولُ هَذِهِ امْرَأَتُكَ، فَأَكْشِفُهَا فَإِذَا هِيَ أَنْتِ، فَأَقُولُ إِنْ يَكُنْ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ يُمْضِهِ ".
Bize Ubeydüllah bin İsmail tahdis etti, bize Ebu Üsâme tahdis etti, Hişâm'dan, o babasından, o da Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklen] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [bana] şöyle dedi: “Rüyamda bana iki defa gösterildin. [Rüyamda] bir kimse seni beyaz bir ipek parçası içinde taşıyordu ve: ‘Bu senin zevcendir’ diyordu. Ben de [ipek örtüyü] açtım; bir de baktım ki o sensin! Bunun üzerine: ‘Şayet bu [rüya] Allah katındansa, O bunu [takdir edip] gerçekleştirir’ dedim.”
5079. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، حَدَّثَنَا سَيَّارٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَفَلْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ غَزْوَةٍ فَتَعَجَّلْتُ عَلَى بَعِيرٍ لِي قَطُوفٍ، فَلَحِقَنِي رَاكِبٌ مِنْ خَلْفِي، فَنَخَسَ بَعِيرِي بِعَنَزَةٍ كَانَتْ مَعَهُ، فَانْطَلَقَ بَعِيرِي كَأَجْوَدِ مَا أَنْتَ رَاءٍ مِنَ الإِبِلِ، فَإِذَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَا يُعْجِلُكَ ". قُلْتُ كُنْتُ حَدِيثَ عَهْدٍ بِعُرُسٍ. قَالَ " بِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ". قُلْتُ ثَيِّبٌ. قَالَ " فَهَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ". قَالَ فَلَمَّا ذَهَبْنَا لِنَدْخُلَ قَالَ " أَمْهِلُوا حَتَّى تَدْخُلُوا لَيْلاً ـ أَىْ عِشَاءً ـ لِكَىْ تَمْتَشِطَ الشَّعِثَةُ وَتَسْتَحِدَّ الْمُغِيبَةُ ".
Bize Ebu'n-Nu'mân tahdis etti, bize Hüşeym tahdis etti, Seyyâr tahdis etti, Şa'bî'den, o Câbir bin Abdullah [radıyallahu anhumâ]'dan [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber bir gazadan dönüyorduk. Ben, [milletten önce Medine'ye varmak için] yavaş yürüyen devem üzerinde acele ediyordum. Derken arkamdan bir süvari bana yetişti ve yanındaki asâ ile devemi dürttü. Bunun üzerine devem, görebileceğin en iyi develer gibi [hızla] atıldı. Bir de baktım ki o [süvari] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem imiş! Bana: “Seni böyle acele ettiren nedir?” buyurdu. Ben de: “Yeni evlendim” dedim. “Bakireyle mi yoksa dul (seyyib) ile mi?” buyurdu. “Dul ile” dedim. Buyurdu ki: “Senin onunla, onun da seninle oynaşacağınız (şakalaşacağınız) bakire bir kızla evlenseydin ya!” [Câbir dedi ki:] [Medine'ye] girmek üzere yaklaştığımızda ise [Resûlullah]: “Evlerinize geceleyin -yani yatsı vaktinde- girmek üzere bekleyin (mola verin) ki; kocası gurbette olan kadın [temizlik yapıp] etek tıraşı olsun ve saçı başı dağınık olan kadın da taransın [hazırlansın]” buyurdu.
5080. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا مُحَارِبٌ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنهما يَقُولُ تَزَوَّجْتُ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَزَوَّجْتَ ". فَقُلْتُ تَزَوَّجْتُ ثَيِّبًا. فَقَالَ " مَا لَكَ وَلِلْعَذَارَى وَلِعَابِهَا ". فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِعَمْرِو بْنِ دِينَارٍ فَقَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلاَّ جَارِيَةً تُلاَعِبُهَا وَتُلاَعِبُكَ ".
Bize Âdem tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, bize Muhârib tahdis etti, [o] Câbir bin Abdullah [radıyallahu anhumâ]'yı şöyle derken işitti: Ben evlendim; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: “Nasıl [biriyle] evlendin?” diye sordu. “Bir dul ile evlendim” dedim. [Resûlullah]: “Bakirelerle ve onlarla şakalaşmakla (şevkle oynaşmakla) aran nasıl? (Neden onları tercih etmedin?)” buyurdu. Ben bunu Amr bin Dînâr'a anlattım; Amr da şöyle dedi: Câbir bin Abdullah'ı şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: “Senin onunla, onun da seninle oynaşacağınız bakire bir kızla evlenseydin ya!” buyurdu.
5081. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ عِرَاكٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَطَبَ عَائِشَةَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَقَالَ لَهُ أَبُو بَكْرٍ إِنَّمَا أَنَا أَخُوكَ، فَقَالَ " أَنْتَ أَخِي فِي دِينِ اللَّهِ وَكِتَابِهِ وَهْىَ لِي حَلاَلٌ ".
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, bize Leys tahdis etti, Yezîd'den, o Irâk'tan, o Urve'den [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, [kızı] Âişe [radıyallahu anhâ] ile evlenmek üzere Ebubekir [radıyallahu anh]'a dünür oldu. Ebubekir ona: “Ben ancak senin [din] kardeşinim!” dedi. [Nebi]: “Sen benim Allah'ın dininde ve kitabında kardeşimsin; o (Âişe) ise bana helaldir” buyurdu.
5082. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُ نِسَاءٍ رَكِبْنَ الإِبِلَ صَالِحُو نِسَاءِ قُرَيْشٍ، أَحْنَاهُ عَلَى وَلَدٍ فِي صِغَرِهِ وَأَرْعَاهُ عَلَى زَوْجٍ فِي ذَاتِ يَدِهِ ".
Bize Ebu'l-Yemân tahdis etti, bize Şuayb haber verdi, bize Ebu'z-Zinâd tahdis etti, el-A'rec'den, o Ebu Hüreyre [radıyallahu anh]'tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Deveye binen [Arap] kadınların hayırlısı, Kureyş kadınlarının salih olanlarıdır. Onlar çocuklarına küçükken en çok şefkat gösteren, kocalarının elinin altındaki [malını] da en iyi şekilde koruyup gözetendir.”
5083. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا صَالِحُ بْنُ صَالِحٍ الْهَمْدَانِيُّ، حَدَّثَنَا الشَّعْبِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَيُّمَا رَجُلٍ كَانَتْ عِنْدَهُ وَلِيدَةٌ فَعَلَّمَهَا فَأَحْسَنَ تَعْلِيمَهَا، وَأَدَّبَهَا فَأَحْسَنَ تَأْدِيبَهَا، ثُمَّ أَعْتَقَهَا وَتَزَوَّجَهَا فَلَهُ أَجْرَانِ، وَأَيُّمَا رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ آمَنَ بِنَبِيِّهِ وَآمَنَ بِي فَلَهُ أَجْرَانِ، وَأَيُّمَا مَمْلُوكٍ أَدَّى حَقَّ مَوَالِيهِ وَحَقَّ رَبِّهِ فَلَهُ أَجْرَانِ ". قَالَ الشَّعْبِيُّ خُذْهَا بِغَيْرِ شَىْءٍ قَدْ كَانَ الرَّجُلُ يَرْحَلُ فِيمَا دُونَهُ إِلَى الْمَدِينَةِ. وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ عَنْ أَبِي حَصِينٍ عَنْ أَبِي بُرْدَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " أَعْتَقَهَا ثُمَّ أَصْدَقَهَا ".
Bize Musa bin İsmail tahdis etti, bize Abdülvâhid tahdis etti, bize Salih bin Salih el-Hemdânî tahdis etti, bize Şa'bî tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Ebu Bürde, babası [Ebu Musa el-Eş'arî radıyallahu anh]'tan tahdis etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hangi adamın yanında bir cariyesi olur da onu [güzelce] eğitir ve eğitimini güzel yapar, onu terbiye eder ve terbiyesini güzel yapar, sonra da onu azat edip onunla evlenirse, onun için iki ecir vardır. Ehl-i Kitap'tan hangi adam kendi peygamberine iman eder ve sonra da bana iman ederse, onun için de iki ecir vardır. Hangi köle de hem efendilerinin hakkını hem de Rabbinin hakkını yerine getirirse, onun için de iki ecir vardır.” Şa'bî [hadisi naklettikten sonra]: “Bunu hiçbir karşılık (bedel) ödemeden al! [Eskiden] bir adam bundan daha azı [olan tek bir mesele] için bile Medine'ye kadar yolculuk ederdi” dedi. Ebu Bekir, Ebu Hasîn'den, o Ebu Bürde'den, o babasından, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen]: “[Resûlullah o cariyi] azat etti, sonra ona mehir vererek [nikahladı]” buyurmuştur.
5084. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ تَلِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ عَنْ أَيُّوبَ عَنْ مُحَمَّدٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ {قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم} " لَمْ يَكْذِبْ إِبْرَاهِيمُ إِلاَّ ثَلاَثَ كَذَبَاتٍ بَيْنَمَا إِبْرَاهِيمُ مَرَّ بِجَبَّارٍ وَمَعَهُ سَارَةُ ـ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ ـ فَأَعْطَاهَا هَاجَرَ قَالَتْ كَفَّ اللَّهُ يَدَ الْكَافِرِ وَأَخْدَمَنِي آجَرَ ". قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَتِلْكَ أُمُّكُمْ يَا بَنِي مَاءِ السَّمَاءِ.
Bize Saîd bin Telîd tahdis etti, [o] İbn Vehb haber verdi, Cerîr bin Hâzim haber verdi, Eyyûb'dan, o Muhammed'den, o da Ebu Hüreyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: —Yine bize Süleyman, Hammâd bin Zeyd'den, o Eyyûb'dan, o Muhammed'den, o da Ebu Hüreyre [radıyallahu anh]'tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu— “İbrahim [aleyhisselâm] üç yalan hariç hiç yalan söylememiştir. [Bir keresinde] İbrahim, yanında Sâre olduğu halde bir zorbanın (zalim bir kralın) yanından geçti —Ravi hadisin [uzun olan] geri kalanını zikretti— [En nihayetinde kral] Sâre'ye Hâcer'i [hizmetçi olarak] verdi. Sâre [İbrahim'in yanına dönünce]: ‘Allah kâfirin elini [bana uzanmaktan] men etti ve bana Hâcer'i hizmetçi (cariye) verdi’ dedi.” Ebu Hüreyre şöyle dedi: “Ey gökyüzü suyunun oğulları (Araplar)! İşte o [Hâcer], sizin ananızdır.”
5085. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ أَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ خَيْبَرَ وَالْمَدِينَةِ ثَلاَثًا يُبْنَى عَلَيْهِ بِصَفِيَّةَ بِنْتِ حُيَىٍّ فَدَعَوْتُ الْمُسْلِمِينَ إِلَى وَلِيمَتِهِ فَمَا كَانَ فِيهَا مِنْ خُبْزٍ وَلاَ لَحْمٍ، أُمِرَ بِالأَنْطَاعِ فَأَلْقَى فِيهَا مِنَ التَّمْرِ وَالأَقِطِ وَالسَّمْنِ فَكَانَتْ وَلِيمَتَهُ، فَقَالَ الْمُسْلِمُونَ إِحْدَى أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ أَوْ مِمَّا مَلَكَتْ يَمِينُهُ، فَقَالُوا إِنْ حَجَبَهَا فَهْىَ مِنْ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ، وَإِنْ لَمْ يَحْجُبْهَا فَهْىَ مِمَّا مَلَكَتْ يَمِينُهُ، فَلَمَّا ارْتَحَلَ وَطَّى لَهَا خَلْفَهُ وَمَدَّ الْحِجَابَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ النَّاسِ.
Bize Kuteybe tahdis etti, bize İsmail bin Ca'fer tahdis etti, Humeyd'den, o Enes [radıyallahu anh]'tan [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Hayber ile Medine arasında üç gün kaldı ve orada Safiye binti Huyey [radıyallahu anhâ] ile zifafa girdi. Ben Müslümanları onun velimesine davet ettim. O [ziyafet] içinde ne ekmek ne de et vardı. [Resûlullah] deri sofraların yayılmasını emretti; ardından onun üzerine hurma, keş ve yağ döküldü. İşte onun velimesi bu idi. Müslümanlar [Safiye hakkında]: “O, Müminlerin annelerinden biri mi yoksa sağ elinin malik olduğu [bir cariye] mi?” diye konuştular. [Neticede] şöyle dediler: “Şayet o, Safiye'ye perde çektirirse o Müminlerin annelerindendir; eğer perde çektirmezse o zaman sağ elinin malik olduğu kimsedir.” [Resûlullah] oradan ayrılınca, [Safiye'nin rahat oturması için] terkisinde yer hazırladı ve onunla insanlar arasına perde çekti (onu örttü).
5086. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، وَشُعَيْبِ بْنِ الْحَبْحَابِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَعْتَقَ صَفِيَّةَ، وَجَعَلَ عِتْقَهَا صَدَاقَهَا.
Bize Kuteybe bin Saîd tahdis etti, bize Hammâd tahdis etti, Sâbit'ten ve Şuayb bin el-Habhâb'dan, onlar da Enes bin Mâlik [radıyallahu anh]'tan [naklen] dediler ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Safiye [radıyallahu anhâ]'yı azat etti ve onun azat edilmesini kendisinin mehri kıldı.
5087. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ جِئْتُ أَهَبُ لَكَ نَفْسِي قَالَ فَنَظَرَ إِلَيْهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَعَّدَ النَّظَرَ فِيهَا وَصَوَّبَهُ ثُمَّ طَأْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَأْسَهُ فَلَمَّا رَأَتِ الْمَرْأَةُ أَنَّهُ لَمْ يَقْضِ فِيهَا شَيْئًا جَلَسَتْ فَقَامَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ لَمْ يَكُنْ لَكَ بِهَا حَاجَةٌ فَزَوِّجْنِيهَا. فَقَالَ " وَهَلْ عِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ ". قَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ " اذْهَبْ إِلَى أَهْلِكَ فَانْظُرْ هَلْ تَجِدُ شَيْئًا ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ مَا وَجَدْتُ شَيْئًا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " انْظُرْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ وَلَكِنْ هَذَا إِزَارِي ـ قَالَ سَهْلٌ مَا لَهُ رِدَاءٌ فَلَهَا نِصْفُهُ ـ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَصْنَعُ بِإِزَارِكَ إِنْ لَبِسْتَهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهَا مِنْهُ شَىْءٌ وَإِنْ لَبِسَتْهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْكَ شَىْءٌ ". فَجَلَسَ الرَّجُلُ حَتَّى إِذَا طَالَ مَجْلِسُهُ قَامَ فَرَآهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُوَلِّيًا فَأَمَرَ بِهِ فَدُعِيَ فَلَمَّا جَاءَ قَالَ " مَاذَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". قَالَ مَعِي سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا عَدَّدَهَا. فَقَالَ " تَقْرَؤُهُنَّ عَنْ ظَهْرِ قَلْبِكَ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " اذْهَبْ فَقَدْ مَلَّكْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Bize Kuteybe tahdis etti, bize Abdülaziz bin Ebu Hâzim tahdis etti, babasından, o Sehl bin Sa'd es-Sâidî [radıyallahu anh]'tan [naklen] dedi ki: Bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: “Ey Resûlullah! Kendimi sana hibe etmeye geldim” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadına baktı; bakışlarını onun üzerinde yukarıdan aşağıya doğru gezdirdi ve ardından başını öne eğdi. Kadın, kendisi hakkında herhangi bir hüküm verilmediğini (karar çıkmadığını) görünce oturdu. Bunun üzerine ashabından bir adam ayağa kalkıp: “Ey Resûlullah! Eğer senin ona ihtiyacın yoksa, onu benimle evlendir” dedi. [Resûlullah]: “Yanında [mehir verecek] bir şeyin var mı?” diye sordu. Adam: “Hayır, vallahi ey Resûlullah!” dedi. [Resûlullah]: “Ailene git de bir bak, bir şey bulabilecek misin?” buyurdu. Adam gitti, sonra geri dönüp: “Hayır vallahi, hiçbir şey bulamadım” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Hele bir bak, demirden bir yüzük bile olsa [getir]!” buyurdu. Adam gitti, sonra geri dönüp: “Hayır vallahi ey Resûlullah, demirden bir yüzük bile yok! Lakin işte bu benim izârımdır (belden aşağı örtüm) —Sehl dedi ki: Adamın ridâsı [üst örtüsü] yoktu— yarısı onun olsun” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “İzârını ne yapacaksın? Eğer sen giysen onun üzerinde [örtüden] bir şey kalmayacak, o giyse senin üzerinde bir şey kalmayacak” buyurdu. Bunun üzerine adam oturdu. Mecliste bir müddet bekledikten sonra ayağa kalktı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun dönüp gittiğini görünce birini göndererek onu geri çağırttı. [Adam] gelince: “Kur'an'dan ezberinde ne var?” diye sordu. Adam: “Benimle şu sure ve şu sure var” diyerek bildiği surelerin isimlerini saydı. [Resûlullah]: “Onları ezberden okuyabilir misin?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. [Resûlullah]: “Git, ezberindeki Kur'an surelerini [ona öğretmen] karşılığında onu senin nikahına verdim!” buyurdu.
5088. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ أَبَا حُذَيْفَةَ بْنَ عُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ بْنِ عَبْدِ شَمْسٍ،، وَكَانَ، مِمَّنْ شَهِدَ بَدْرًا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَبَنَّى سَالِمًا، وَأَنْكَحَهُ بِنْتَ أَخِيهِ هِنْدَ بِنْتَ الْوَلِيدِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ رَبِيعَةَ وَهْوَ مَوْلًى لاِمْرَأَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ، كَمَا تَبَنَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم زَيْدًا، وَكَانَ مَنْ تَبَنَّى رَجُلاً فِي الْجَاهِلِيَّةِ دَعَاهُ النَّاسُ إِلَيْهِ وَوَرِثَ مِنْ مِيرَاثِهِ حَتَّى أَنْزَلَ اللَّهُ {ادْعُوهُمْ لآبَائِهِمْ} إِلَى قَوْلِهِ {وَمَوَالِيكُمْ} فَرُدُّوا إِلَى آبَائِهِمْ، فَمَنْ لَمْ يُعْلَمْ لَهُ أَبٌ كَانَ مَوْلًى وَأَخًا فِي الدِّينِ، فَجَاءَتْ سَهْلَةُ بِنْتُ سُهَيْلِ بْنِ عَمْرٍو الْقُرَشِيِّ ثُمَّ الْعَامِرِيِّ ـ وَهْىَ امْرَأَةُ أَبِي حُذَيْفَةَ ـ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا نَرَى سَالِمًا وَلَدًا وَقَدْ أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِ مَا قَدْ عَلِمْتَ فَذَكَرَ الْحَدِيثَ.
Bize Ebu'l-Yemân tahdis etti, bize Şuayb haber verdi, Zührî'den, [o] dedi ki: Bana Urve bin ez-Zübeyr, Âişe [radıyallahu anhâ]'dan haber verdi: Ebu Huzeyfe bin Utbe bin Rebîa bin Abdüşems [radıyallahu anh] (ki o, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Bedir'de bulunanlardandı) Sâlim'i evlat edinmişti ve onu kardeşinin kızı olan Hind binti el-Velîd bin Utbe bin Rebîa ile evlendirmişti. Halbuki Sâlim, Ensar'dan bir kadının [azatlı] kölesi (mevlâsı) idi. Tıpkı Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in Zeyd'i evlat edindiği gibi... Cahiliye döneminde kim bir adamı evlat edinirse, insanlar onu o şahsa nispet ederdi ve o evlatlık, [babalık edinenin] mirasından pay alırdı. Nihayet Allah: { ادْعُوهُمْ لآبَائِهِمْ } “Onları (evlatlıkları) babalarına nispet ederek çağırın...” ayetinden { وَمَوَالِيكُمْ } “...ve [dinde] dostlarınızdır” (Ahzâb Suresi, 5) kavline kadarki ayetleri indirdi de [evlatlıklar gerçek] babalarına iade edildiler. Babası bilinmeyenler ise [dinde] mevlâ ve kardeş kabul edildiler. Bunun üzerine Sehle binti Süheyl bin Amr el-Kureşî (sonra el-Amirî) —ki o Ebu Huzeyfe'nin hanımıdır— Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: “Ey Resûlullah! Biz Sâlim'i kendi çocuğumuz gibi görüyorduk; şimdi ise Allah onun hakkında bildiğin [bu] ayetleri indirdi” dedi. —Ravi hadisin geri kalanını zikretti—
5089. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى ضُبَاعَةَ بِنْتِ الزُّبَيْرِ فَقَالَ لَهَا " لَعَلَّكِ أَرَدْتِ الْحَجَّ ". قَالَتْ وَاللَّهِ لاَ أَجِدُنِي إِلاَّ وَجِعَةً. فَقَالَ لَهَا " حُجِّي وَاشْتَرِطِي، قُولِي اللَّهُمَّ مَحِلِّي حَيْثُ حَبَسْتَنِي ". وَكَانَتْ تَحْتَ الْمِقْدَادِ بْنِ الأَسْوَدِ.
Bize Ubeydüllah bin İsmail tahdis etti, bize Ebu Üsâme tahdis etti, Hişâm'dan, o babasından, o da Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklen] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Zubeyr'in kızı Dubâa [radıyallahu anhâ]'nın yanına girdi ve ona: “Maksadın haccetmek midir?” diye sordu. O: “Vallahi kendimi [çok] ağrılı (hasta) buluyorum” dedi. [Resûlullah] ona: “Haccet ve [şöyle diyerek] şart koş: ‘Allah'ım! Benim ihramdan çıkacağım (helal olacağım) yer, beni [devam etmekten] menettiğin (yolda kalacağım) yerdir’ de” buyurdu. Dubâa [Zübeyr'in kızı olup, asil bir soydan gelmesine rağmen], Mikdâd bin el-Esved [radıyallahu anh] ile evliydi.
5090. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تُنْكَحُ الْمَرْأَةُ لأَرْبَعٍ لِمَالِهَا وَلِحَسَبِهَا وَجَمَالِهَا وَلِدِينِهَا، فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ ".
Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, Ubeydullah'tan [naklen] dedi ki: Bana Saîd bin Ebu Saîd, babasından, o da Ebu Hüreyre [radıyallahu anh]'tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bir kadın dört şey için nikahlanır: Malı, hasebi (soyu/asaleti), güzelliği ve dini. Sen dindar olanı elde etmeye bak (onu tercih et) ki ellerin bereket görsün [rahata eresin]!”
5091. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ مَرَّ رَجُلٌ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَا تَقُولُونَ فِي هَذَا ". قَالُوا حَرِيٌّ إِنْ خَطَبَ أَنْ يُنْكَحَ، وَإِنْ شَفَعَ أَنْ يُشَفَّعَ، وَإِنْ قَالَ أَنْ يُسْتَمَعَ. قَالَ ثُمَّ سَكَتَ فَمَرَّ رَجُلٌ مِنَ فُقَرَاءِ الْمُسْلِمِينَ فَقَالَ " مَا تَقُولُونَ فِي هَذَا ". قَالُوا حَرِيٌّ إِنْ خَطَبَ أَنْ لاَ يُنْكَحَ وَإِنْ شَفَعَ أَنْ لاَ يُشَفَّعَ، وَإِنْ قَالَ أَنْ لاَ يُسْتَمَعَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَذَا خَيْرٌ مِنْ مِلْءِ الأَرْضِ مِثْلَ هَذَا ".
Bize İbrahim bin Hamza tahdis etti, bize İbn Ebu Hâzim tahdis etti, babasından, o Sehl [radıyallahu anh]'tan [naklen] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından [itibarlı] bir adam geçti. [Resûlullah]: “Bu adam hakkında ne dersiniz?” buyurdu. Ashab: “Bu adam birine dünür gitse onunla evlendirilir; birine şefaatçi olsa şefaati kabul edilir; bir şey söylese sözü dinlenir” dediler. Sonra [Resûlullah] sustu. Ardından Müslümanların fakirlerinden bir adam geçti. [Resûlullah]: “Bu adam hakkında ne dersiniz?” buyurdu. Ashab: “Bu adam birine dünür gitse kendisiyle evlendirilmemeye; birine şefaatçi olsa şefaati kabul edilmemeye; bir şey söylese sözü dinlenmemeye müstahaktır (hor görülür)” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şu [fakir] adam, yeryüzü dolusu [diğer] adamdan daha hayırlıdır!” buyurdu.
5092. Hadis
حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى} قَالَتْ يَا ابْنَ أُخْتِي هَذِهِ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا فَيَرْغَبُ فِي جَمَالِهَا وَمَالِهَا، وَيُرِيدُ أَنْ يَنْتَقِصَ صَدَاقَهَا، فَنُهُوا عَنْ نِكَاحِهِنَّ إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا فِي إِكْمَالِ الصَّدَاقِ، وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ، قَالَتْ وَاسْتَفْتَى النَّاسُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ} إِلَى {وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ} فَأَنْزَلَ اللَّهُ لَهُمْ أَنَّ الْيَتِيمَةَ إِذَا كَانَتْ ذَاتَ جَمَالٍ وَمَالٍ رَغِبُوا فِي نِكَاحِهَا وَنَسَبِهَا فِي إِكْمَالِ الصَّدَاقِ، وَإِذَا كَانَتْ مَرْغُوبَةً عَنْهَا فِي قِلَّةِ الْمَالِ وَالْجَمَالِ تَرَكُوهَا وَأَخَذُوا غَيْرَهَا مِنَ النِّسَاءِ، قَالَتْ فَكَمَا يَتْرُكُونَهَا حِينَ يَرْغَبُونَ عَنْهَا فَلَيْسَ لَهُمْ أَنْ يَنْكِحُوهَا إِذَا رَغِبُوا فِيهَا إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهَا وَيُعْطُوهَا حَقَّهَا الأَوْفَى فِي الصَّدَاقِ.
Bana Yahya bin Bükeyr tahdis etti, bize Leys tahdis etti, Ukîl'den, o İbn Şihâb'dan [naklen] dedi ki: Bana Urve haber verdi; o, Âişe [radıyallahu anhâ]'ya: { وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسİطُوا فِي الْيَتَامَى } “Eğer yetim kızlar hakkında (onlarla evlendiğinizde) adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız...” (Nisâ Suresi, 3) ayetini sormuş; Âişe de şöyle demiştir: “Ey kız kardeşimin oğlu! [Bu ayette kastedilen] velisinin himayesinde bulunan ve velisinin onun güzelliğine veya malına rağbet ettiği yetim kızdır. Velisi, onun mehrini noksan tutmak isteyince (bu haksızlığa düşmesinler diye) yetim kızlarla evlenmekten nehyolundular. Mehirlerini eksiksiz ve tam olarak vererek adaleti sağladıkları takdirde ancak evlenebilirler. Aksi halde onlardan başka kadınlarla evlenmeleri emrolundu.” Âişe devamla dedi ki: “Daha sonra insanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den fetva istediler; bunun üzerine Allah: { وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ } “Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar...” ayetinden { وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ } “...onları nikahlamak isteyince...” (Nisâ Suresi, 127) kavline kadarki kısmı indirdi. Allah onlara [bu ayette şunu] bildirdi: Yetim kız güzel ve zengin olduğunda velileri [eksik mehirle de olsa] onunla evlenmeye ve onun hasebine rağbet ederlerdi. Fakat yetim kız malca fakir ve güzelliği az olduğunda ona rağbet etmeyip onu [başkasına vermeyip] bırakırlar ve başka kadınlarla evlenirlerdi. [Âişe dedi ki:] Mademki yetim kıza rağbet etmedikleri zaman onu bırakıyorlar; öyleyse ona rağbet ettikleri zaman da ancak adil davranıp mehrini eksiksiz (tam hak ettiği şekilde) verdikleri takdirde onunla evlenebilirler.”
5093. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حَمْزَةَ، وَسَالِمٍ، ابْنَىْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الشُّؤْمُ فِي الْمَرْأَةِ وَالدَّارِ وَالْفَرَسِ ".
Bize İsmail tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Malik; İbn Şihâb'dan, o Hamza ve Sâlim'den (ki onlar Abdullah bin Ömer'in oğullarıdır), onlar da Abdullah bin Ömer [radıyallahu anhumâ]'dan [naklen] tahdis etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “[Varsa] uğursuzluk şunlardadır: Kadında, evde ve atta.”
5094. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْعَسْقَلاَنِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ ذَكَرُوا الشُّؤْمَ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنْ كَانَ الشُّؤْمُ فِي شَىْءٍ فَفِي الدَّارِ وَالْمَرْأَةِ وَالْفَرَسِ ".
Bize Muhammed bin Minhal tahdis etti, bize Yezîd bin Züreay' tahdis etti, bize Ömer bin Muhammed el-Askalânî tahdis etti, babasından, o İbn Ömer [radıyallahu anhumâ]'dan [naklen] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzurunda uğursuzluk konusu açıldı. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şayet bir şeyde uğursuzluk olsaydı, o evde, kadında ve atta olurdu” buyurdu.
5095. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنْ كَانَ فِي شَىْءٍ فَفِي الْفَرَسِ وَالْمَرْأَةِ وَالْمَسْكَنِ ".
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, bize Malik haber verdi, Ebu Hâzim'den, o Sehl bin Sa'd [radıyallahu anh]'tan; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şayet [uğursuzluk] bir şeyde olsaydı; atta, kadında ve meskende (evde) olurdu.”
5096. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا عُثْمَانَ النَّهْدِيَّ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا تَرَكْتُ بَعْدِي فِتْنَةً أَضَرَّ عَلَى الرِّجَالِ مِنَ النِّسَاءِ ".
Bize Âdem tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, Süleyman et-Teymî'den [naklen] dedi ki: Ebu Osman en-Nehdî'yi şöyle derken işitti: Üsâme bin Zeyd [radıyallahu anhumâ]'dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne [imtihan vesilesi] bırakmadım.”
5097. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ فِي بَرِيرَةَ ثَلاَثُ سُنَنٍ عَتَقَتْ فَخُيِّرَتْ، وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ ". وَدَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبُرْمَةٌ عَلَى النَّارِ، فَقُرِّبَ إِلَيْهِ خُبْزٌ وَأُدْمٌ مِنْ أُدْمِ الْبَيْتِ فَقَالَ " لَمْ أَرَ الْبُرْمَةَ ". فَقِيلَ لَحْمٌ تُصُدِّقَ عَلَى بَرِيرَةَ، وَأَنْتَ لاَ تَأْكُلُ الصَّدَقَةَ قَالَ " هُوَ عَلَيْهَا صَدَقَةٌ، وَلَنَا هَدِيَّةٌ ".
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, bize Malik haber verdi, Rebîa bin Ebu Abdurrahman'dan, o el-Kâsım bin Muhammed'den, o da Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklen] dedi ki: Berîre [radıyallahu anhâ] hakkında üç sünnet (şer'î hüküm) sabit oldu: [Birincisi:] Azat edildi ve [kocası köle olduğu için nikahına devam edip etmeme hususunda] serbest bırakıldı. [İkincisi:] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Vela hakkı ancak azat eden kimseye aittir” buyurdu. [Üçüncüsü:] Bir defasında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [evime] girdi; o sırada ateşte bir tencere [kaynıyordu]. Kendisine evdeki azıklardan ekmek ve bir katık ikram edildi. [Resûlullah]: “Ben ateşte kaynayan o tencereyi görmemiş miydim? [Neden ondaki etten ikram edilmedi?]” buyurdu. Kendisine: “O, Berîre'ye sadaka olarak verilmiş bir ettir; sen ise sadaka yemezsin [diye getirmedik]” denildi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “O et Berîre için sadakadır, ancak [Berîre'nin bize ikram etmesiyle] bizim için hediyedir!” buyurdu.
5098. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ، تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى}. قَالَتِ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ عِنْدَ الرَّجُلِ وَهْوَ وَلِيُّهَا، فَيَتَزَوَّجُهَا عَلَى مَالِهَا، وَيُسِيءُ صُحْبَتَهَا، وَلاَ يَعْدِلُ فِي مَالِهَا، فَلْيَتَزَوَّجْ مَا طَابَ لَهُ مِنَ النِّسَاءِ سِوَاهَا مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ.
Bize Muhammed tahdis etti, bize Abde haber verdi, Hişâm'dan, o babasından, o da Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklen]: { وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى } “Eğer yetim kızlar hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız...” (Nisâ Suresi, 3) ayeti hakkında şöyle dedi: “[Burada kastedilen] velisinin yanında bulunan yetim kızdır. Velisi, onun malına [sahip olmak için] onunla evlenir ama ona güzel davranmaz ve malı hususunda adaletli olmaz. [İşte ayet bu durumda olanlara;] kendisine hoş gelen kadınlardan ikişer, üçer ve dördene kadar evlenmesini [fakat yetime zulmetmemesini emretmektedir].”
5099. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، عَنْ عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ عِنْدَهَا، وَأَنَّهَا سَمِعَتْ صَوْتَ رَجُلٍ يَسْتَأْذِنُ فِي بَيْتِ حَفْصَةَ، قَالَتْ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَذَا رَجُلٌ يَسْتَأْذِنُ فِي بَيْتِكَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أُرَاهُ فُلاَنًا ". لِعَمِّ حَفْصَةَ مِنَ الرَّضَاعَةِ. قَالَتْ عَائِشَةُ لَوْ كَانَ فُلاَنٌ حَيًّا، لِعَمِّهَا مِنَ الرَّضَاعَةِ دَخَلَ عَلَىَّ فَقَالَ " نَعَمِ الرَّضَاعَةُ تُحَرِّمُ مَا تُحَرِّمُ الْوِلاَدَةُ ".
Bize İsmail tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Malik; Abdullah bin Ebu Bekir'den, o Amre binti Abdurrahman'dan [naklen] tahdis etti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Âişe [radıyallahu anhâ] ona şöyle haber vermiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanındayken, Âişe, Hafsa [radıyallahu anhâ]'nın odasına girmek için izin isteyen bir adamın sesini işitti. Âişe: “Ey Resûlullah! İşte bir adam senin evine [Hafsa'nın yanına] girmek için izin istiyor” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onun falan kişi [Hafsa'nın süt amcası] olduğunu sanıyorum” buyurdu. Âişe: “Şayet falan kişi [kendi süt amcası] hayatta olsaydı o da benim yanıma girebilir miydi?” diye sordu. [Resûlullah]: “Evet! Nesep [doğum] sebebiyle haram olan her şey, emzirme sebebiyle de haram olur” buyurdu.
5100. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ جَابِرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قِيلَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَلاَ تَزَوَّجُ ابْنَةَ حَمْزَةَ قَالَ " إِنَّهَا ابْنَةُ أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ ". وَقَالَ بِشْرُ بْنُ عُمَرَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ سَمِعْتُ قَتَادَةَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ زَيْدٍ مِثْلَهُ.
Bize Müsedded tahdis etti, [o] bize Yahya'dan, [o] Şu'be'den, [o] Katâde'den, [o] Câbir bin Zeyd'den, [o da] İbn Abbas [radıyallahu anhumâ]'dan [naklen] tahdis etti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “Hamza'nın kızıyla evlensen olmaz mı?” denildi. Resûlullah: “O benim süt kardeşimin kızıdır” buyurdu. Bişr bin Ömer: “Bize Şu'be tahdis etti, [o] ‘Ben Katâde'den işittim, o da Câbir bin Zeyd'den bunun aynısını [hadis] işitti’ dedi” dedi.
5101. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ أَخْبَرَتْهَا أَنَّهَا، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ انْكِحْ أُخْتِي بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ فَقَالَ " أَوَتُحِبِّينَ ذَلِكَ ". فَقُلْتُ نَعَمْ، لَسْتُ لَكَ بِمُخْلِيَةٍ، وَأَحَبُّ مَنْ شَارَكَنِي فِي خَيْرٍ أُخْتِي. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ ذَلِكَ لاَ يَحِلُّ لِي ". قُلْتُ فَإِنَّا نُحَدَّثُ أَنَّكَ تُرِيدُ أَنْ تَنْكِحَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ. قَالَ " بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ ". قُلْتُ نَعَمْ. فَقَالَ " لَوْ أَنَّهَا لَمْ تَكُنْ رَبِيبَتِي فِي حَجْرِي مَا حَلَّتْ لِي إِنَّهَا لاَبْنَةُ أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ، أَرْضَعَتْنِي وَأَبَا سَلَمَةَ ثُوَيْبَةُ فَلاَ تَعْرِضْنَ عَلَىَّ بَنَاتِكُنَّ وَلاَ أَخَوَاتِكُنَّ ". قَالَ عُرْوَةُ وَثُوَيْبَةُ مَوْلاَةٌ لأَبِي لَهَبٍ كَانَ أَبُو لَهَبٍ أَعْتَقَهَا فَأَرْضَعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا مَاتَ أَبُو لَهَبٍ أُرِيَهُ بَعْضُ أَهْلِهِ بِشَرِّ حِيبَةٍ قَالَ لَهُ مَاذَا لَقِيتَ قَالَ أَبُو لَهَبٍ لَمْ أَلْقَ بَعْدَكُمْ غَيْرَ أَنِّي سُقِيتُ فِي هَذِهِ بِعَتَاقَتِي ثُوَيْبَةَ.
Bize el-Hakem bin Nâfi' tahdis etti, [o] bize Şuayb'dan, [o] ez-Zührî'den haber verdi. [Zührî] dedi ki: Bana Urve bin ez-Zübeyr; Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb'in kendisine şöyle haber verdiğini bildirdi: Ebû Süfyân'ın kızı Ümmü Habîbe [radıyallahu anhâ] ona şöyle haber vermiş: [Ümmü Habîbe bir keresinde]: “Ey Resûlullah! Kız kardeşim, Ebû Süfyân'ın kızıyla evlen!” demiş. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Gerçekten bunu [başka birinin sana ortak olmasını] ister misin?” buyurmuş. Ben de: “Evet! Zaten (zaman zaman) senin tek hanımın ben değilim (başkaları da vardır). Benim hayırda (eşlik etmekte) kendime ortak olarak en çok sevdiğim kişi de kız kardeşimdir” dedim. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kuşkusuz o (kız kardeşinle evlenmem) bana helal olmaz” buyurdu. Ben: “Fakat bize haber verildiğine göre sen [zaten] Ebû Seleme'nin kızıyla evlenmek istiyormuşsun?” dedim. Resûlullah: “Sahi Ümmü Seleme'nin kızıyla mı?” buyurdu. Ben de: “Evet” dedim. Resûlullah şöyle buyurdu: “Şayet o (Ümmü Seleme'nin kızı), benim himayemde büyüyen bir üvey kızım olmasaydı bile yine de bana helal olmazdı. Çünkü o, benim süt kardeşimin kızıdır. Beni de Ebû Seleme'yi de Süveybe emzirmişti. Bundan sonra bana ne kızlarınızı ne de kız kardeşlerinizi (evlilik için) sunmayın!” Urve [şunları] söyledi: Süveybe, Ebû Leheb'in cariyesiydi. Ebû Leheb onu [Muhammed doğduğunda] azat etmiş, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i emzirmişti. Ebû Leheb öldüğünde, ailesinden biri onu kötü bir durumdayken rüyasında gördü ve ona: “Nelerle karşılaştın?” dedi. Ebû Leheb: “Sizden ayrıldığından beri [iyi bir şey] görmedim. Ancak Süveybe'yi azat etmem sebebiyle şurada (parmağımın çukurunda)n [su verilerek] serinletiliyorum” dedi.
5102. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَشْعَثِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَيْهَا وَعِنْدَهَا رَجُلٌ، فَكَأَنَّهُ تَغَيَّرَ وَجْهُهُ، كَأَنَّهُ كَرِهَ ذَلِكَ فَقَالَتْ إِنَّهُ أَخِي. فَقَالَ " انْظُرْنَ مَا إِخْوَانُكُنَّ، فَإِنَّمَا الرَّضَاعَةُ مِنَ الْمَجَاعَةِ ".
Bize Ebû'l-Velîd tahdis etti, [o] bize Şu'be'den, [o] el-Eş'as'tan, [o] babasından, [o] Mesrûk'tan, [o da] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklen] tahdis etti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Âişe'nin yanına girdi. Âişe'nin yanında bir adam vardı. Resûlullah'ın yüzünün (hoşnutsuzluktan) değiştiğini gördüm, sanki bunu kerih gördü. Âişe: “O benim [süt] kardeşimdir” dedi. Bunun üzerine Resûlullah: “Kardeşlerinizin kimler olduğuna iyi dikkat edin! Zira [hüküm ifade eden] emzirme ancak açlıktan [çocuğun tek gıdası süt olduğu bebeklik dönemindeki emzirmeden] ibarettir” buyurdu.
5103. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ أَفْلَحَ، أَخَا أَبِي الْقُعَيْسِ جَاءَ يَسْتَأْذِنُ عَلَيْهَا ـ وَهْوَ عَمُّهَا مِنَ الرَّضَاعَةِ ـ بَعْدَ أَنْ نَزَلَ الْحِجَابُ، فَأَبَيْتُ أَنْ آذَنَ لَهُ، فَلَمَّا جَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرْتُهُ بِالَّذِي صَنَعْتُ، فَأَمَرَنِي أَنْ آذَنَ لَهُ.
Bize Abdullah bin Yûsuf tahdis etti, [o] bize Malik'ten, [o] İbn Şihâb'dan, [o] Urve bin ez-Zübeyr'den, [o da] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklen] haber verdi: Ebû'l-Qu'ays'ın kardeşi Eflah, hicap [örtünme] ayeti nazil olduktan sonra Âişe'nin yanına girmek için izin istemeye geldi. O, Âişe'nin süt amcası idi. [Âişe]: “Ben ona izin vermeyi kabul etmedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geldiğinde yaptığım şeyi ona haber verdim. Bunun üzerine o, ona izin vermemi bana emretti” dedi.
5104. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ وَقَدْ سَمِعْتُهُ مِنْ، عُقْبَةَ لَكِنِّي لِحَدِيثِ عُبَيْدٍ أَحْفَظُ قَالَ تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً، فَجَاءَتْنَا امْرَأَةٌ سَوْدَاءُ فَقَالَتْ أَرْضَعْتُكُمَا. فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ تَزَوَّجْتُ فُلاَنَةَ بِنْتَ فُلاَنٍ فَجَاءَتْنَا امْرَأَةٌ سَوْدَاءُ فَقَالَتْ لِي إِنِّي قَدْ أَرْضَعْتُكُمَا. وَهْىَ كَاذِبَةٌ فَأَعْرَضَ، فَأَتَيْتُهُ مِنْ قِبَلِ وَجْهِهِ، قُلْتُ إِنَّهَا كَاذِبَةٌ. قَالَ " كَيْفَ بِهَا وَقَدْ زَعَمَتْ أَنَّهَا قَدْ أَرْضَعَتْكُمَا، دَعْهَا عَنْكَ " وَأَشَارَ إِسْمَاعِيلُ بِإِصْبَعَيْهِ السَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى يَحْكِي أَيُّوبَ.
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, [o] bize İsmail bin İbrahim'den tahdis etti, [o] bize Eyyûb'dan, [o] Abdullah bin Ebû Müleyke'den haber verdi. [Abdullah] dedi ki: Bana Ubeyd bin Ebû Meryem; Ukbe bin el-Hâris'ten [naklen] tahdis etti. [Abdullah] dedi ki: Ben bunu Ukbe'den de işitmiştim ancak Ubeyd'in [verdiği] hadisi daha iyi hıfz etmekteyim. [Ukbe] şöyle dedi: Bir kadınla evlenmiştim. [Sonra] bize siyahî bir kadın gelip: “İkinizi de ben emzirdim” dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: “Ben falan kişinin kızı falan ile evlendim. Bize siyahî bir kadın gelip bana: ‘Kuşkusuz ikinizi de ben emzirdim’ dedi. Oysa o yalan söylüyor” dedim. [Resûlullah] yüzünü çevirdi. Ben de onun yüzünün önünden gelip [tekrar]: “O kadın yalan söylüyor” dedim. [Resûlullah]: “İkinizi de emzirdiğini iddia ettiği halde nasıl [evli kalabilirsin]? Onu bırak (boşa)!” buyurdu. İsmail, Eyyûb'un (anlatışını) taklit ederek baş parmağıyla orta parmağına işaret etti.
5105. Hadis
وَقَالَ لَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي حَبِيبٌ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، حَرُمَ مِنَ النَّسَبِ سَبْعٌ، وَمِنَ الصِّهْرِ سَبْعٌ. ثُمَّ قَرَأَ {حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ} الآيَةَ. وَجَمَعَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ جَعْفَرٍ بَيْنَ ابْنَةِ عَلِيٍّ وَامْرَأَةِ عَلِيٍّ. وَقَالَ ابْنُ سِيرِينَ لاَ بَأْسَ بِهِ. وَكَرِهَهُ الْحَسَنُ مَرَّةً ثُمَّ قَالَ لاَ بَأْسَ بِهِ. وَجَمَعَ الْحَسَنُ بْنُ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ بَيْنَ ابْنَتَىْ عَمٍّ فِي لَيْلَةٍ، وَكَرِهَهُ جَابِرُ بْنُ زَيْدٍ لِلْقَطِيعَةِ، وَلَيْسَ فِيهِ تَحْرِيمٌ لِقَوْلِهِ تَعَالَى {وَأُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذَلِكُمْ} وَقَالَ عِكْرِمَةُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ إِذَا زَنَى بِأُخْتِ امْرَأَتِهِ لَمْ تَحْرُمْ عَلَيْهِ امْرَأَتُهُ. وَيُرْوَى عَنْ يَحْيَى الْكِنْدِيِّ عَنِ الشَّعْبِيِّ وَأَبِي جَعْفَرٍ، فِيمَنْ يَلْعَبُ بِالصَّبِيِّ إِنْ أَدْخَلَهُ فِيهِ، فَلاَ يَتَزَوَّجَنَّ أُمَّهُ، وَيَحْيَى هَذَا غَيْرُ مَعْرُوفٍ، لَمْ يُتَابَعْ عَلَيْهِ. وَقَالَ عِكْرِمَةُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ إِذَا زَنَى بِهَا لَمْ تَحْرُمْ عَلَيْهِ امْرَأَتُهُ. وَيُذْكَرُ عَنْ أَبِي نَصْرٍ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ حَرَّمَهُ. وَأَبُو نَصْرٍ هَذَا لَمْ يُعْرَفْ بِسَمَاعِهِ مِنِ ابْنِ عَبَّاسٍ. وَيُرْوَى عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ وَجَابِرِ بْنِ زَيْدٍ وَالْحَسَنِ وَبَعْضِ أَهْلِ الْعِرَاقِ تَحْرُمُ عَلَيْهِ. وَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ لاَ تَحْرُمُ حَتَّى يُلْزِقَ بِالأَرْضِ يَعْنِي يُجَامِعَ. وَجَوَّزَهُ ابْنُ الْمُسَيَّبِ وَعُرْوَةُ وَالزُّهْرِيُّ. وَقَالَ الزُّهْرِيُّ قَالَ عَلِيٌّ لاَ تَحْرُمُ. وَهَذَا مُرْسَلٌ.
Ahmed bin Hanbel bize şöyle dedi: Bize Yahya bin Saîd; Süfyân'dan, [o] bana Habîb'den, [o] Saîd'den, [o da] İbn Abbas [radıyallahu anhumâ]'dan [naklen] tahdis etti: “Nesep (soy) sebebiyle yedi [sınıf], sıhriyet (evlilik bağı) sebebiyle de yedi [sınıf kadın] haram kılındı.” Sonra İbn Abbas: { حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ } “Sizlere analarınız... haram kılındı” (en-Nisâ, 23) ayetini sonuna kadar okudu. Abdullah bin Ca'fer, Ali [radıyallahu anh]'ın kızıyla, [yine] Ali'nin (bir başka) eşini [bir nikah altında] birleştirdi. İbn Sîrîn: “Bunda bir beis yoktur” dedi. el-Hasan bunu bir defasında kerih görmüş, daha sonra: “Beis yoktur” demiştir. el-Hasan bin el-Hasan bin Ali, bir gecede amcasının iki kızıyla evlendi. Câbir bin Zeyd, akrabalık bağlarının kopmasına yol açacağı için bunu kerih görmüşse de, Allah Teâlâ'nın: { وَأُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَاءَ ذَلِكُمْ } “Bunların dışında kalanlar ise size helal kılındı” (en-Nisâ, 24) kavli gereği bu haram değildir. İkrime, İbn Abbas'tan [şunu] nakletti: “Bir kimse karısının kız kardeşiyle zina ederse, karısı kendisine haram olmaz.” Yahya el-Kindî'den; eş-Şa'bî ve Ebû Ca'fer'den; erkek çocukla oynaşan (livata eden) kimse hakkında: “Eğer ona girerse (ilişkiye girerse) artık o çocuğun annesiyle evlenemez” dediği rivayet edilmektedir. Fakat bu Yahya tanınan bir ravi değildir ve bu görüşünde kendisine uyan olmamıştır. İkrime, İbn Abbas'tan [yine şunu] nakletti: “Şayet o kadınla zina ederse karısı kendisine haram olmaz.” Ebû Nasır'dan, İbn Abbas'ın bunu haram kıldığı zikredilmektedir; ancak bu Ebû Nasır da İbn Abbas'tan hadis işitmesiyle tanınmamaktadır. İmrân bin Husayn, Câbir bin Zeyd, el-Hasan ve Irak halkından bazılarından ise [bu durumda kadının adama] haram olacağı rivayet edilir. Ebû Hüreyre ise: “Yere yapıştırmadıkça (yani cinsi münasebette bulunmadıkça) haram olmaz” dedi. İbnü'l-Müseyyeb, Urve ve ez-Zührî buna cevaz verdiler. ez-Zührî: “Ali ‘Haram olmaz’ dedi” demiştir; ancak bu rivayet mürseldir.
5106. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ زَيْنَبَ، عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ، قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ لَكَ فِي بِنْتِ أَبِي سُفْيَانَ قَالَ " فَأَفْعَلُ مَاذَا ". قُلْتُ تَنْكِحُ. قَالَ " أَتُحِبِّينَ ". قُلْتُ لَسْتُ لَكَ بِمُخْلِيَةٍ، وَأَحَبُّ مَنْ شَرِكَنِي فِيكَ أُخْتِي. قَالَ " إِنَّهَا لاَ تَحِلُّ لِي ". قُلْتُ بَلَغَنِي أَنَّكَ تَخْطُبُ. قَالَ " ابْنَةَ أُمِّ سَلَمَةَ ". قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " لَوْ لَمْ تَكُنْ رَبِيبَتِي مَا حَلَّتْ لِي، أَرْضَعَتْنِي وَأَبَاهَا ثُوَيْبَةُ، فَلاَ تَعْرِضْنَ عَلَىَّ بَنَاتِكُنَّ وَلاَ أَخَوَاتِكُنَّ ". وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنَا هِشَامٌ دُرَّةُ بِنْتُ أَبِي سَلَمَةَ.
Bize el-Humeydî tahdis etti, [o] bize Süfyân'dan, [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Zeyneb'den, [o da] Ümmü Habîbe [radıyallahu anhâ]'dan [naklen] tahdis etti: [Ümmü Habîbe] şöyle dedi: “Ey Resûlullah! Ebû Süfyân'ın kızı [olan kız kardeşim] hakkında ne düşünürsün [onunla evlenir misin]?” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ona karşı ne yapmamı istersin?” buyurdu. Ben de: “Onunla evlen!” dedim. Resûlullah: “Gerçekten bunu ister misin?” buyurdu. Ben de: “Evet! Zaten senin tek hanımın ben değilim. Hayırda kendime ortak olarak en çok sevdiğim kişi de kız kardeşimdir” dedim. Bunun üzerine [Resûlullah]: “Kuşkusuz o bana helal olmaz” buyurdu. Ben: “Fakat bana senin [birisiyle] sözlendiğin haberi geldi?” dedim. Resûlullah: “Ümmü Seleme'nin kızıyla mı?” buyurdu. Ben: “Evet” dedim. Resûlullah şöyle buyurdu: “Şayet o, benim himayemde büyüyen bir üvey kızım olmasaydı bile yine de bana helal olmazdı. Çünkü hem beni hem de onun babasını Süveybe emzirmişti. Bundan sonra bana ne kızlarınızı ne de kız kardeşlerinizi [evlilik için] sunmayın!” el-Leys [şöyle] dedi: Bize Hişâm [nakletti ki; o kız] Durra binti Ebû Seleme'dir.
5107. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ انْكِحْ أُخْتِي بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ. قَالَ " وَتُحِبِّينَ ". قُلْتُ نَعَمْ، لَسْتُ بِمُخْلِيَةٍ، وَأَحَبُّ مَنْ شَارَكَنِي فِي خَيْرٍ أُخْتِي. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ ذَلِكَ لاَ يَحِلُّ لِي ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَوَاللَّهِ إِنَّا لَنَتَحَدَّثُ أَنَّكَ تُرِيدُ أَنْ تَنْكِحَ دُرَّةَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ. قَالَ " بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ ". فَقُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " فَوَاللَّهِ لَوْ لَمْ تَكُنْ فِي حَجْرِي مَا حَلَّتْ لِي إِنَّهَا لاَبْنَةُ أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ، أَرْضَعَتْنِي وَأَبَا سَلَمَةَ ثُوَيْبَةُ فَلاَ تَعْرِضْنَ عَلَىَّ بَنَاتِكُنَّ وَلاَ أَخَوَاتِكُنَّ ".
Bize Abdullah bin Yûsuf tahdis etti, [o] bize el-Leys'ten, [o] Ukayl'den, [o] İbn Şihâb'dan [naklen] tahdis etti: Urve bin ez-Zübeyr ona haber vermiş ki; Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb ona şöyle haber vermiş: Ümmü Habîbe [radıyallahu anhâ] şöyle dedi: “Ey Resûlullah! Ebû Süfyân'ın kızı [olan] kız kardeşimle evlen!” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bunu ister misin?” buyurdu. Ben: “Evet! Zaten senin tek hanımın ben değilim. Hayırda kendime ortak olarak en çok sevdiğim kişi de kız kardeşimdir” dedim. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kuşkusuz o bana helal olmaz” buyurdu. Ben: “Ey Resûlullah! Vallahi biz senin, Ebû Seleme'nin kızı Durra ile evlenmek istediğini konuşup duruyoruz?” dedim. Resûlullah: “Sahi Ümmü Seleme'nin kızıyla mı?” buyurdu. Ben de: “Evet” dedim. Resûlullah şöyle buyurdu: “Vallahi o, benim himayemde büyüyen bir üvey kızım olmasaydı bile yine de bana helal olmazdı. Çünkü o, benim süt kardeşimin kızıdır. Beni de Ebû Seleme'yi de Süveybe emzirmişti. Bundan sonra bana ne kızlarınızı ne de kız kardeşlerinizi [evlilik için] sunmayın!”
5108. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عَاصِمٌ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، سَمِعَ جَابِرًا، رضى الله عنه قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُنْكَحَ الْمَرْأَةُ عَلَى عَمَّتِهَا أَوْ خَالَتِهَا. وَقَالَ دَاوُدُ وَابْنُ عَوْنٍ عَنِ الشَّعْبِيِّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ.
Bize Abdân tahdis etti, [o] bize Abdullah'tan haber verdi, [o] bize Âsım'dan, [o] eş-Şa'bî'den [naklen] haber verdi; [Şa'bî de] Câbir [radıyallahu anh]'dan işitmiş ki, şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir kadının halasıyla veya teyzesiyle birlikte nikahlanmasını yasakladı. Davud ve İbn Avn; eş-Şa'bî'den, o Ebû Hüreyre'den [naklen aynı hadisi rivayet ettiler].
5109. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يُجْمَعُ بَيْنَ الْمَرْأَةِ وَعَمَّتِهَا، وَلاَ بَيْنَ الْمَرْأَةِ وَخَالَتِهَا ".
Bize Abdullah bin Yûsuf tahdis etti, [o] bize Malik'ten, [o] Ebû'z-Zinâd'dan, [o] el-A'rec'den, [o da] Ebû Hüreyre [radıyallahu anh]'dan [naklen] haber verdi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bir kadın ile halası veya bir kadın ile teyzesi [nikah altında] bir araya getirilemez” buyurdu.
5110. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي قَبِيصَةُ بْنُ ذُؤَيْبٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ تُنْكَحَ الْمَرْأَةُ عَلَى عَمَّتِهَا وَالْمَرْأَةُ وَخَالَتُهَا. فَنُرَى خَالَةَ أَبِيهَا بِتِلْكَ الْمَنْزِلَةِ. لأَنَّ عُرْوَةَ حَدَّثَنِي عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ حَرِّمُوا مِنَ الرَّضَاعَةِ مَا يَحْرُمُ مِنَ النَّسَبِ.
Bize Abdân tahdis etti, [o] bize Abdullah'tan haber verdi. [Abdullah] dedi ki: Bana Yûnus; ez-Zührî'den haber verdi. [Zührî] dedi ki: Bana Kabîsa bin Züeyb; Ebû Hüreyre [radıyallahu anh]'dan işitmiş olduğunu tahdis etti; [Ebû Hüreyre] şöyle diyor: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir kadının halası veya teyzesi üzerine nikahlanmasını yasakladı. [Kabîsa]: “Biz, babasının teyzesini de aynı konumda [haram] görüyoruz” dedi. Çünkü Urve bana Âişe'den [naklen] tahdis etti ki; [Âişe]: “Soy [doğum] sebebiyle haram olan her şeyi, emzirme sebebiyle de haram kılın!” demiştir.
5112. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الشِّغَارِ، وَالشِّغَارُ أَنْ يُزَوِّجَ الرَّجُلُ ابْنَتَهُ عَلَى أَنْ يُزَوِّجَهُ الآخَرُ ابْنَتَهُ، لَيْسَ بَيْنَهُمَا صَدَاقٌ.
Bize Abdullah bin Yûsuf tahdis etti, [o] bize Malik'ten, [o] Nâfi'den, [o da] İbn Ömer [radıyallahu anhumâ]'dan [naklen] haber verdi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Şiğâr'ı yasakladı. Şiğâr; bir kimsenin, aralarında hiçbir mehir olmaksızın, [diğerinin] kızını kendisine nikahlaması karşılığında kendi kızını ona nikahlamasıdır.
5113. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ فُضَيْلٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَتْ خَوْلَةُ بِنْتُ حَكِيمٍ مِنَ اللاَّئِي وَهَبْنَ أَنْفُسَهُنَّ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ عَائِشَةُ أَمَا تَسْتَحِي الْمَرْأَةُ أَنْ تَهَبَ نَفْسَهَا لِلرَّجُلِ فَلَمَّا نَزَلَتْ {تُرْجِئُ مَنْ تَشَاءُ مِنْهُنَّ} قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَرَى رَبَّكَ إِلاَّ يُسَارِعُ فِي هَوَاكَ. رَوَاهُ أَبُو سَعِيدٍ الْمُؤَدِّبُ وَمُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ وَعَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَائِشَةَ يَزِيدُ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ.
Bize Muhammed bin Selâm tahdis etti, [o] bize İbn Fudayl'dan tahdis etti, [o] Hişâm'dan, [o] babasından haber verdi: Havle binti Hakîm, kendilerini Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e hibe eden [karşılıksız nikahlanmak isteyen] kadınlardandı. Âişe [radıyallahu anhâ] [bu durumu görünce]: “Bir kadın kendisini bir erkeğe hibe etmekten haya etmez mi?” demişti. Fakat: { تُرْجِئُ مَنْ تَشَاءُ مِنْهُنَّ } “Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın” (el-Ahzâb, 51) ayeti nazil olunca [ona]: “Ey Resûlullah! Görüyorum ki Rabbin senin arzunu gerçekleştirmek için acele ediyor” dedim. Bunu Ebû Saîd el-Müeddib, Muhammed bin Bişr ve Abde; Hişâm'dan, o babasından, o da Âişe'den [naklen] rivayet ettiler; bunlardan bazıları rivayete birtakım ziyadelerde bulundular.
5114. Hadis
حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، أَخْبَرَنَا عَمْرٌو، حَدَّثَنَا جَابِرُ بْنُ زَيْدٍ، قَالَ أَنْبَأَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ تَزَوَّجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُحْرِمٌ.
Bize Malik bin İsmail tahdis etti, [o] bize İbn Uyeyne'den haber verdi, [o] Amr'dan haber verdi, [o] bize Câbir bin Zeyd tahdis etti; [o] bize İbn Abbas [radıyallahu anhumâ]'nın şöyle haber verdiğini bildirdi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ihramlı iken evlendi.
5115. Hadis
حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ الزُّهْرِيَّ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ، وَأَخُوهُ عَبْدُ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِمَا، أَنَّ عَلِيًّا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لاِبْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْمُتْعَةِ وَعَنْ لُحُومِ الْحُمُرِ الأَهْلِيَّةِ زَمَنَ خَيْبَرَ.
Bize Malik bin İsmail tahdis etti, [o] bize İbn Uyeyne'den tahdis etti; [o] ez-Zührî'den işitmiş ki; [Zührî] şöyle diyor: Bana el-Hasan bin Muhammed bin Ali ve kardeşi Abdullah, babalarından [naklen] şöyle haber verdiler: Ali [radıyallahu anh], İbn Abbas'a şöyle dedi: “Şüphesiz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Hayber günü/zamanında mut'a nikahını ve evcil eşek etlerinin yenmesini yasakladı.”
5116. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، سُئِلَ عَنْ مُتْعَةِ النِّسَاءِ، فَرَخَّصَ فَقَالَ لَهُ مَوْلًى لَهُ إِنَّمَا ذَلِكَ فِي الْحَالِ الشَّدِيدِ وَفِي النِّسَاءِ قِلَّةٌ أَوْ نَحْوَهُ. فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ نَعَمْ.
Bize Muhammed bin Beşşâr tahdis etti, [o] bize Gunder'den tahdis etti, [o] bize Şu'be'den, [o] Ebû Cemre'den [naklen] tahdis etti. [Ebû Cemre] şöyle dedi: İbn Abbas'ın mut'a nikahı hakkında sorulduğunu işittim. [O da buna] ruhsat verdi. Bunun üzerine kendisine ait bir mevlası: “Kuşkusuz bu [ruhsat] ancak [sefer gibi] şiddetli hallerde ve kadınların az olduğu zamanlarda [veya buna benzer durumlarda] geçerlidir, değil mi?” dedi. İbn Abbas da: “Evet” diye cevap verdi.
5117. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو عَنِ الْحَسَنِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، وَسَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالاَ كُنَّا فِي جَيْشٍ فَأَتَانَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّهُ قَدْ أُذِنَ لَكُمْ أَنْ تَسْتَمْتِعُوا فَاسْتَمْتِعُوا ".
Bize Ali tahdis etti, [o] bize Süfyân'dan tahdis etti; [o] şöyle dedi: Amr, el-Hasan bin Muhammed'den, [o da] Câbir bin Abdullah [radıyallahu anh] ve Seleme bin el-Ekva' [radıyallahu anh]'dan [naklen haber verdi]: Her ikisi de şöyle dediler: [Bir keresinde] biz bir orduda bulunuyorduk. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza gelip: “Kuşkusuz size istimtâ' etmeniz [mut'a yapmanız] için izin verildi; öyleyse istimtâ' ediniz!” buyurdu.
5119. Hadis
وَقَالَ ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ حَدَّثَنِي إِيَاسُ بْنُ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَيُّمَا رَجُلٍ وَامْرَأَةٍ تَوَافَقَا فَعِشْرَةُ مَا بَيْنَهُمَا ثَلاَثُ لَيَالٍ فَإِنْ أَحَبَّا أَنْ يَتَزَايَدَا أَوْ يَتَتَارَكَا تَتَارَكَا ". فَمَا أَدْرِي أَشَىْءٌ كَانَ لَنَا خَاصَّةً أَمْ لِلنَّاسِ عَامَّةً. قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَبَيَّنَهُ عَلِيٌّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ مَنْسُوخٌ.
İbn Ebû Zi'b şöyle dedi: Bana İyâs bin Seleme bin el-Ekva'; babasından [naklen] tahdis etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Hangi erkek ve kadın [nikahlanmak için] anlaşırlarsa, aralarındaki geçim süresi üç gecedir. Şayet [daha fazla kalmak] isterlerse devam ederler, ayrılmak isterlerse ayrılırlar.” [Seleme]: “Bu durum özellikle bize mi aitti yoksa insanlar için genel miydi, bilmiyorum” dedi. Ebû Abdullah şöyle dedi: Ali [radıyallahu anh], Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] bunun mensuh olduğunu beyan etmiştir.
5120. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مَرْحُومٌ، قَالَ سَمِعْتُ ثَابِتًا الْبُنَانِيَّ، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ أَنَسٍ وَعِنْدَهُ ابْنَةٌ لَهُ، قَالَ أَنَسٌ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَعْرِضُ عَلَيْهِ نَفْسَهَا قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلَكَ بِي حَاجَةٌ، فَقَالَتْ بِنْتُ أَنَسٍ مَا أَقَلَّ حَيَاءَهَا وَاسَوْأَتَاهْ وَاسَوْأَتَاهْ. قَالَ هِيَ خَيْرٌ مِنْكِ رَغِبَتْ فِي النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَعَرَضَتْ عَلَيْهِ نَفْسَهَا.
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, [o] bize Merhûm'dan tahdis etti; [Merhûm] şöyle dedi: Sâbit el-Bünânî'yi [şöyle] derken işittim: Ben Enes'in yanındaydım, yanında bir de kızı vardı. Enes [şöyle] dedi: Bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip kendisini ona arz etti ve: “Ey Resûlullah! Senin bana bir ihtiyacın var mıdır?” dedi. Bunun üzerine Enes'in kızı: “Onun hayası ne kadar azmış! Yazıklar olsun, yazıklar olsun!” dedi. Enes de [ona]: “O kadın senden daha hayırlıdır! O, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e rağbet etti de kendisini ona arz etti” buyurdu.
5121. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، أَنَّ امْرَأَةً، عَرَضَتْ نَفْسَهَا عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ زَوِّجْنِيهَا. فَقَالَ " مَا عِنْدَكَ ". قَالَ مَا عِنْدِي شَىْءٌ. قَالَ " اذْهَبْ فَالْتَمِسْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ مَا وَجَدْتُ شَيْئًا، وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ، وَلَكِنْ هَذَا إِزَارِي وَلَهَا نِصْفُهُ ـ قَالَ سَهْلٌ وَمَا لَهُ رِدَاءٌ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَمَا تَصْنَعُ بِإِزَارِكَ إِنْ لَبِسْتَهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهَا مِنْهُ شَىْءٌ، وَإِنْ لَبِسَتْهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْكَ مِنْهُ شَىْءٌ ". فَجَلَسَ الرَّجُلُ حَتَّى إِذَا طَالَ مَجْلَسُهُ قَامَ فَرَآهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَدَعَاهُ أَوْ دُعِي لَهُ فَقَالَ " مَاذَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". فَقَالَ مَعِي سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا لِسُوَرٍ يُعَدِّدُهَا. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمْلَكْنَاكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Bize Saîd bin Ebû Meryem tahdis etti, [o] bize Ebû Gassân'dan tahdis etti; [Ebû Gassân] dedi ki: Bana Ebû Hâzim; Sehl [radıyallahu anh]'dan [naklen] tahdis etti: Bir kadın kendisini Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e arz etti. Bunun üzerine bir adam: “Ey Resûlullah! Onu benimle evlendir” dedi. Resûlullah: “Yanında [mehir verecek] neyin var?” buyurdu. Adam: “Yanımda hiçbir şey yok” dedi. Resûlullah: “Git, demirden bir yüzük bile olsa bir şeyler araştır” buyurdu. Adam gitti, sonra geri dönüp: “Hayır, vallahi hiçbir şey bulamadım, demirden bir yüzük bile yok. Fakat işte şu benim izârımdır, yarısı onundur” dedi. Sehl: “Oysa adamın [izârından başka üstüne giyecek] bir ridası da yoktu” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Senin izârını o ne yapsın? Eğer sen onu giyersen kadının üzerinde ondan bir şey kalmaz, eğer o giyerse senin üzerinde ondan bir şey kalmaz” buyurdu. Bunun üzerine adam [bir kenara] oturdu. Oturması hayli uzayınca ayağa kalktı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onu görünce çağırttı. Resûlullah: “Kur'an'dan ezberinde ne var?” diye sordu. Adam: “Ezberimde şu sure ve şu sure var” diyerek sureleri birer birer saydı. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ezberindeki Kur'an [surelerini ona öğretmen] karşılığında seni o kadınla evlendirdik” buyurdu.
5122. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يُحَدِّثُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ بِنْتُ عُمَرَ مِنْ خُنَيْسِ بْنِ حُذَافَةَ السَّهْمِيِّ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتُوُفِّيَ بِالْمَدِينَةِ ـ فَقَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ أَتَيْتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَعَرَضْتُ عَلَيْهِ حَفْصَةَ فَقَالَ سَأَنْظُرُ فِي أَمْرِي. فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ لَقِيَنِي فَقَالَ قَدْ بَدَا لِي أَنْ لاَ أَتَزَوَّجَ يَوْمِي هَذَا. قَالَ عُمَرُ فَلَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ زَوَّجْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ. فَصَمَتَ أَبُو بَكْرٍ فَلَمْ يَرْجِعْ إِلَىَّ شَيْئًا، وَكُنْتُ أَوْجَدَ عَلَيْهِ مِنِّي عَلَى عُثْمَانَ، فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ خَطَبَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَنْكَحْتُهَا إِيَّاهُ، فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ لَعَلَّكَ وَجَدْتَ عَلَىَّ حِينَ عَرَضْتَ عَلَىَّ حَفْصَةَ فَلَمْ أَرْجِعْ إِلَيْكَ شَيْئًا. قَالَ عُمَرُ قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ أَبُو بَكْرٍ فَإِنَّهُ لَمْ يَمْنَعْنِي أَنْ أَرْجِعَ إِلَيْكَ فِيمَا عَرَضْتَ عَلَىَّ إِلاَّ أَنِّي كُنْتُ عَلِمْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ ذَكَرَهَا، فَلَمْ أَكُنْ لأُفْشِيَ سِرَّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوْ تَرَكَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَبِلْتُهَا.
Bize Abdülaziz bin Abdullah tahdis etti, [o] bize İbrahim bin Sa'd'dan, [o] Salih bin Keysân'dan, [o] İbn Şihâb'dan [naklen] tahdis etti. [İbn Şihâb] dedi ki: Bana Sâlim bin Abdullah; Abdullah bin Ömer [radıyallahu anhumâ]'nın şöyle tahdis ettiğini haber verdi: Ömer bin el-Hattâb'ın kızı Hafsa [radıyallahu anhâ], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından olup Medine'de vefat eden Huneyis bin Huzâfe es-Sehmî'den dul kaldığında, Ömer bin el-Hattâb şöyle dedi: “Osman bin Affân'a gidip ona Hafsa'yı [nikahlamayı] teklif ettim. O: ‘Hele bir düşüneyim’ dedi. Birkaç gece bekledim, sonra bana rastlayınca: ‘Bugünlerde evlenmemeyi uygun gördüm’ dedi. Ömer [devamla] dedi ki: Sonra Ebû Bekir es-Sıddîk'a rastladım ve: ‘İstersen seni kızım Hafsa ile evlendireyim’ dedim. Ebû Bekir sustu ve bana hiçbir cevap vermedi. Bu yüzden ona, Osman'a duyduğumdan daha çok kırıldım. Birkaç gece daha bekledim, sonra Hafsa'ya Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem talip oldu ve ben de onu Resûlullah ile evlendirdim. [Daha sonra] Ebû Bekir bana rastladı ve: ‘Hafsa'yı bana teklif ettiğinde sana hiçbir cevap vermediğim için belki bana kırılmışsındır?’ dedi. Ben de: ‘Evet’ dedim. Ebû Bekir [şöyle] dedi: ‘Senin teklifine cevap vermeme engel olan tek şey; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Hafsa'yı zikrettiğini biliyor olmamdı. Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sırrını ifşa edemezdim. Şayet Resûlullah ondan vazgeçseydi elbet onu kabul ederdim.’”
5123. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ قَالَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنَّا قَدْ تَحَدَّثْنَا أَنَّكَ نَاكِحٌ دُرَّةَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَعَلَى أُمِّ سَلَمَةَ لَوْ لَمْ أَنْكِحْ أُمَّ سَلَمَةَ مَا حَلَّتْ لِي، إِنَّ أَبَاهَا أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ ".
Bize Kuteybe tahdis etti, [o] bize el-Leys'ten, [o] Yezîd bin Ebû Habîb'den, [o] Irâk bin Malik'ten [naklen] tahdis etti: Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb ona haber vermiş ki; Ümmü Habîbe [radıyallahu anhâ] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle demiş: “Biz senin, Ebû Seleme'nin kızı Durra ile evleneceğini konuşup duruyoruz.” Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ümmü Seleme'nin üzerine mi? Şayet Ümmü Seleme ile evlenmemiş olsaydım bile yine de o [Durra] bana helal olmazdı. Çünkü onun babası benim süt kardeşimdir” buyurdu.
5124. Hadis
وَقَالَ لِي طَلْقٌ حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، {فِيمَا عَرَّضْتُمْ} يَقُولُ إِنِّي أُرِيدُ التَّزْوِيجَ، وَلَوَدِدْتُ أَنَّهُ تَيَسَّرَ لِي امْرَأَةٌ صَالِحَةٌ. وَقَالَ الْقَاسِمُ يَقُولُ إِنَّكِ عَلَىَّ كَرِيمَةٌ، وَإِنِّي فِيكِ لَرَاغِبٌ، وَإِنَّ اللَّهَ لَسَائِقٌ إِلَيْكِ خَيْرًا. أَوْ نَحْوَ هَذَا. وَقَالَ عَطَاءٌ يُعَرِّضُ وَلاَ يَبُوحُ يَقُولُ إِنَّ لِي حَاجَةً وَأَبْشِرِي، وَأَنْتِ بِحَمْدِ اللَّهِ نَافِقَةٌ. وَتَقُولُ هِيَ قَدْ أَسْمَعُ مَا تَقُولُ. وَلاَ تَعِدُ شَيْئًا وَلاَ يُوَاعِدُ وَلِيُّهَا بِغَيْرِ عِلْمِهَا، وَإِنْ وَاعَدَتْ رَجُلاً فِي عِدَّتِهَا ثُمَّ نَكَحَهَا بَعْدُ لَمْ يُفَرَّقْ بَيْنَهُمَا. وَقَالَ الْحَسَنُ {لاَ تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا} الزِّنَا. وَيُذْكَرُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ {الْكِتَابُ أَجَلَهُ} تَنْقَضِي الْعِدَّةُ.
Talk [bin Gannâm] bana şöyle dedi: Bize Zâide; Mansûr'dan, [o] Mücâhid'den, [o da] İbn Abbas [radıyallahu anhumâ]'dan { فِيمَا عَرَّضْتُمْ } “(Kadınlara) üstü kapalı teklif ettiğiniz [şeyden dolayı size bir günah yoktur]” (el-Baqara, 235) ayeti hakkında [şöyle] nakletti: “[Kişinin kadına]: ‘Kuşkusuz ben evlenmek istiyorum ve kendime salih bir kadının kolaylaştırılmasını arzu ediyorum’ demesidir.” el-Kâsım şöyle dedi: “[Kişinin kadına]: ‘Sen benim yanımda değerlisin, sana karşı rağbetim var ve Allah elbet senin için bir hayır takdir edecektir’ veya buna benzer sözler söylemesidir.” Atâ ise [şöyle] dedi: “[Kişi] niyetini açığa vurmadan üstü kapalı ifade eder. Mesela: ‘Benim [evlenmeye] ihtiyacım var, müjde hayırlısı olsun; sen de Allah'a hamdolsun kıymetli bir kadınsın’ der. Kadın da: ‘Söylediklerini işitiyorum’ der.” [Ancak bu durumda adam kadından kesin] bir söz almaz. Kadının velisi de onun bilgisi dışında [adama kesin] söz veremez. Şayet kadın iddeti [bekleme süresi] içindeyken bir adamla [evlenmek üzere kesin] sözleşir ve iddet bittikten sonra adam onunla evlenirse, nikahları sahih olur, araları ayrılmaz. el-Hasan; { لاَ تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا } “Onlarla gizlice sözleşmeyin” (el-Baqara, 235) ayeti hakkında: “[Buradaki gizli sözden kasıt] zinadır” dedi. İbn Abbas'tan; { الْكِتَابُ أَجَلَهُ } “Kitap [yazılı süre] vaktine erişinceye kadar” (el-Baqara, 235) ayeti hakkındaki tefsiri: “İddet sona erene kadar” şeklinde zikredilir.
5125. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " رَأَيْتُكِ فِي الْمَنَامِ يَجِيءُ بِكِ الْمَلَكُ فِي سَرَقَةٍ مِنْ حَرِيرٍ فَقَالَ لِي هَذِهِ امْرَأَتُكَ. فَكَشَفْتُ عَنْ وَجْهِكِ الثَّوْبَ، فَإِذَا أَنْتِ هِيَ فَقُلْتُ إِنْ يَكُ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ يُمْضِهِ ".
Bize Müsedded tahdis etti, [o] bize Hammâd bin Zeyd'den tahdis etti, [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o da] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklen] tahdis etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana şöyle dedi: “Seni rüyamda gördüm; melek seni ipek bir kumaş parçası içinde [bana] getiriyordu. [Melek] bana: ‘İşte bu senin zevcendir’ dedi. [Sarıldığın] örtüyü yüzünden kaldırdığımda bir de ne göreyim, o sensin! Kendi kendime: ‘Eğer bu [rüya] Allah katındansa, Allah onu elbet [evlilikle] neticelendirir’ dedim.”
5126. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّ امْرَأَةً، جَاءَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ جِئْتُ لأَهَبَ لَكَ نَفْسِي. فَنَظَرَ إِلَيْهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَصَعَّدَ النَّظَرَ إِلَيْهَا وَصَوَّبَهُ، ثُمَّ طَأْطَأَ رَأْسَهُ، فَلَمَّا رَأَتِ الْمَرْأَةُ أَنَّهُ لَمْ يَقْضِ فِيهَا شَيْئًا جَلَسَتْ، فَقَامَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ أَىْ رَسُولَ اللَّهِ إِنْ لَمْ تَكُنْ لَكَ بِهَا حَاجَةٌ فَزَوِّجْنِيهَا. فَقَالَ " هَلْ عِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ ". قَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " اذْهَبْ إِلَى أَهْلِكَ فَانْظُرْ هَلْ تَجِدُ شَيْئًا ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا وَجَدْتُ شَيْئًا. قَالَ " انْظُرْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". فَذَهَبَ ثُمَّ رَجَعَ فَقَالَ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ، وَلَكِنْ هَذَا إِزَارِي ـ قَالَ سَهْلٌ مَا لَهُ رِدَاءٌ ـ فَلَهَا نِصْفُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَصْنَعُ بِإِزَارِكَ إِنْ لَبِسْتَهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْهَا مِنْهُ شَىْءٌ، وَإِنْ لَبِسَتْهُ لَمْ يَكُنْ عَلَيْكَ شَىْءٌ ". فَجَلَسَ الرَّجُلُ حَتَّى طَالَ مَجْلَسُهُ ثُمَّ قَامَ فَرَآهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُوَلِّيًا فَأَمَرَ بِهِ فَدُعِيَ فَلَمَّا جَاءَ قَالَ " مَاذَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". قَالَ مَعِي سُورَةَ كَذَا وَسُورَةَ كَذَا وَسُورَةَ كَذَا. عَدَّدَهَا. قَالَ " أَتَقْرَؤُهُنَّ عَنْ ظَهْرِ قَلْبِكَ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " اذْهَبْ فَقَدْ مَلَّكْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Bize Kuteybe tahdis etti, [o] bize Yakub'dan, [o] Ebû Hâzim'den, [o da] Sehl bin Sa'd [radıyallahu anh]'dan [naklen] tahdis etti: Bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: “Ey Resûlullah! Kendimi sana hibe etmek için geldim” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadına baktı; bakışını onun üzerinde yukarıdan aşağıya [dikkatlice] gezdirdi, sonra başını önüne eğdi. Kadın, Resûlullah'ın kendisi hakkında herhangi bir karar vermediğini görünce [oraya] oturdu. Bunun üzerine ashabından bir adam ayağa kalkıp: “Ey Resûlullah! Şayet senin ona bir ihtiyacın yoksa onu benimle evlendir” dedi. Resûlullah: “Yanında [mehir verecek] bir şey var mı?” buyurdu. Adam: “Hayır, vallahi ey Resûlullah!” dedi. Resûlullah: “Ailenin yanına git de bak bakalım, bir şeyler bulabilecek misin?” buyurdu. Adam gitti, sonra geri dönüp: “Hayır, vallahi ey Resûlullah, hiçbir şey bulamadım” dedi. Resûlullah: “Bak bakalım, demirden bir yüzük bile olsa [olur]!” buyurdu. Adam gitti, sonra geri dönüp: “Hayır, vallahi ey Resûlullah, demirden bir yüzük bile bulamadım. Ancak işte şu benim izârımdır, yarısı onundur” dedi. Sehl: “Adamın ridası yoktu” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Senin izârını o ne yapsın? Eğer sen onu giyersen kadının üzerinde ondan bir şey kalmaz, eğer o giyerse senin üzerinde ondan bir şey kalmaz” buyurdu. Bunun üzerine adam oturdu. Oturması bir hayli uzayınca ayağa kalktı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun sırtını dönüp gittiğini görünce emretti de adam çağırıldı. Adam geldiğinde Resûlullah: “Kur'an'dan ezberinde ne var?” buyurdu. Adam: “Ezberimde şu sure, şu sure ve şu sure var” diyerek sureleri saydı. Resûlullah: “Onları ezberden [ezberinden] okuyabilir misin?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. Resûlullah: “Git! Ezberindeki Kur'an [surelerini ona öğretmen] karşılığında onu sana verdik [nikahladık]” buyurdu.
5127. Hadis
قَالَ يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ،. حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَنْبَسَةُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ أَنَّ النِّكَاحَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ كَانَ عَلَى أَرْبَعَةِ أَنْحَاءٍ فَنِكَاحٌ مِنْهَا نِكَاحُ النَّاسِ الْيَوْمَ، يَخْطُبُ الرَّجُلُ إِلَى الرَّجُلِ وَلِيَّتَهُ أَوِ ابْنَتَهُ، فَيُصْدِقُهَا ثُمَّ يَنْكِحُهَا، وَنِكَاحٌ آخَرُ كَانَ الرَّجُلُ يَقُولُ لاِمْرَأَتِهِ إِذَا طَهُرَتْ مِنْ طَمْثِهَا أَرْسِلِي إِلَى فُلاَنٍ فَاسْتَبْضِعِي مِنْهُ. وَيَعْتَزِلُهَا زَوْجُهَا، وَلاَ يَمَسُّهَا أَبَدًا، حَتَّى يَتَبَيَّنَ حَمْلُهَا مِنْ ذَلِكَ الرَّجُلِ الَّذِي تَسْتَبْضِعُ مِنْهُ، فَإِذَا تَبَيَّنَ حَمْلُهَا أَصَابَهَا زَوْجُهَا إِذَا أَحَبَّ، وَإِنَّمَا يَفْعَلُ ذَلِكَ رَغْبَةً فِي نَجَابَةِ الْوَلَدِ، فَكَانَ هَذَا النِّكَاحُ نِكَاحَ الاِسْتِبْضَاعِ، وَنِكَاحٌ آخَرُ يَجْتَمِعُ الرَّهْطُ مَا دُونَ الْعَشَرَةِ فَيَدْخُلُونَ عَلَى الْمَرْأَةِ كُلُّهُمْ يُصِيبُهَا. فَإِذَا حَمَلَتْ وَوَضَعَتْ، وَمَرَّ عَلَيْهَا لَيَالِيَ بَعْدَ أَنْ تَضَعَ حَمْلَهَا، أَرْسَلَتْ إِلَيْهِمْ فَلَمْ يَسْتَطِعْ رَجُلٌ مِنْهُمْ أَنْ يَمْتَنِعَ حَتَّى يَجْتَمِعُوا عِنْدَهَا تَقُولُ لَهُمْ قَدْ عَرَفْتُمُ الَّذِي كَانَ مِنْ أَمْرِكُمْ، وَقَدْ وَلَدْتُ فَهُوَ ابْنُكَ يَا فُلاَنُ. تُسَمِّي مَنْ أَحَبَّتْ بِاسْمِهِ، فَيَلْحَقُ بِهِ وَلَدُهَا، لاَ يَسْتَطِيعُ أَنْ يَمْتَنِعَ بِهِ الرَّجُلُ. وَنِكَاحُ الرَّابِعِ يَجْتَمِعُ النَّاسُ الْكَثِيرُ فَيَدْخُلُونَ عَلَى الْمَرْأَةِ لاَ تَمْتَنِعُ مِمَّنْ جَاءَهَا وَهُنَّ الْبَغَايَا كُنَّ يَنْصِبْنَ عَلَى أَبْوَابِهِنَّ رَايَاتٍ تَكُونُ عَلَمًا فَمَنْ أَرَادَهُنَّ دَخَلَ عَلَيْهِنَّ، فَإِذَا حَمَلَتْ إِحْدَاهُنَّ وَوَضَعَتْ حَمْلَهَا جُمِعُوا لَهَا وَدَعَوْا لَهُمُ الْقَافَةَ ثُمَّ أَلْحَقُوا وَلَدَهَا بِالَّذِي يَرَوْنَ فَالْتَاطَ بِهِ، وَدُعِيَ ابْنَهُ لاَ يَمْتَنِعُ مِنْ ذَلِكَ، فَلَمَّا بُعِثَ مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم بِالْحَقِّ هَدَمَ نِكَاحَ الْجَاهِلِيَّةِ كُلَّهُ، إِلاَّ نِكَاحَ النَّاسِ الْيَوْمَ.
Yahya bin Süleyman şöyle dedi: Bize İbn Vehb; Yûnus'tan [naklen] tahdis etti. [Yine] bize Ahmed bin Salih tahdis etti, [o] bize Anbese'den tahdis etti, [o] bize Yûnus'tan, [o] İbn Şihâb'dan [naklen] tahdis etti. [İbn Şihâb] dedi ki: Bana Urve bin ez-Zübeyr; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Âişe [radıyallahu anhâ]'nın kendisine şöyle haber verdiğini bildirdi: Cahiliye döneminde nikah dört şekilde yapılırdı: Bunlardan birincisi bugün insanların yaptığı nikahtır: Bir kimse diğerinden onun velayeti altındaki kızını veya velisi olduğu bir kadını ister, mehrini verir ve onunla evlenir. İkinci bir nikah türü şöyledir: Kişi karısına, hayızdan temizlendiği zaman: “Falan adama haber gönder de ondan hamile kalmaya [cinsî münasebette bulunmaya] bak” der. Kocası da karısının o adamdan hamile kaldığı anlaşılıncaya kadar ondan uzak durur ve ona asla dokunmazdı. Karısının hamileliği belli olunca koca, isterse onunla cinsi münasebette bulunurdu. Bunu da sırf doğacak çocuğun asil ve necib olması arzusuyla yapardı. İşte bu nikaha “Nikâhü'l-İstibdâ'” denilirdi. Üçüncü bir nikah türü şudur: Sayıları ondan az olan bir grup erkek bir araya gelir ve bir kadının yanına girerlerdi. Hepsi de o kadınla cinsi münasebette bulunurdu. Kadın hamile kalıp doğum yapınca, doğumdan birkaç gece geçtikten sonra onlara haber gönderirdi. Onlardan hiçbiri [gelmekten] kaçınamazdı; nihayet kadının yanında toplanırlardı. Kadın onlara: “Yaptığınız işi zaten biliyorsunuz. İşte şimdi ben bir çocuk doğurdum” der ve içlerinden kimi isterse ismini söyleyerek: “Ey falan, bu senin oğlundur” derdi. Çocuk o adama nispet edilirdi ve o adamın buna engel olma hakkı yoktu. Dördüncü nikah türü şudur: Çok sayıda erkek bir araya gelir ve bir kadının yanına girerlerdi. Kadın kendisine gelenlerin hiçbirine engel olmazdı. Bunlar, kapılarına bayraklar [işaretler] asan fahişe kadınlardı. Bunlar birer alametti; onlarla [ilişki kurmak] isteyen yanlarına girebilirdi. Bunlardan biri hamile kalıp doğum yapınca, o erkekler kadının yanında toplanır ve kâfe [fizyonomist] denilen uzmanları çağırırlardı. Uzmanlar çocuğu uygun gördükleri kişiye nispet ederlerdi. Çocuk o adama bağlanır ve onun oğlu diye çağrılırdı. Adamın buna itiraz etme hakkı yoktu. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem hak [din] ile gönderilince, bugün insanların yaptığı nikah hariç, Cahiliye'nin bütün nikah türlerini ortadan kaldırdı.
5128. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، {وَمَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاءِ اللاَّتِي لاَ تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ}. قَالَتْ هَذَا فِي الْيَتِيمَةِ الَّتِي تَكُونُ عِنْدَ الرَّجُلِ، لَعَلَّهَا أَنْ تَكُونَ شَرِيكَتَهُ فِي مَالِهِ، وَهْوَ أَوْلَى بِهَا، فَيَرْغَبُ أَنْ يَنْكِحَهَا، فَيَعْضُلَهَا لِمَالِهَا، وَلاَ يُنْكِحَهَا غَيْرَهُ، كَرَاهِيَةَ أَنْ يَشْرَكَهُ أَحَدٌ فِي مَالِهَا.
Bize Yahya tahdis etti, [o] bize Vekî'den tahdis etti, [o] Hişâm bin Urve'den, [o] babasından, [o da] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan { وَمَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ فِي يَتَامَى النِّسَاءِ اللاَّتِي لاَ تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ } “Kitap'ta size yetim kadınlar hakkında okunanlar [hatırlatılır]: Kendilerine takdir edilen haklarını vermediğiniz halde kendileriyle evlenmek istediğiniz yetimler...” (en-Nisâ, 127) ayeti hakkında [şöyle] tahdis etti: “[Âişe] dedi ki: Bu ayet, bir adamın himayesinde bulunan yetim kız hakkındadır. Kız [belki de] adamın malındaki ortağı [mirasçısı] olabilir; adam da kıza herkesten daha yakındır. Bu yüzden adam, kızın malı sebebiyle onunla evlenmek ister veya malına başkası ortak olmasın diye kızı başka kimseyle evlendirmeyerek onu nikahlamaktan men eder [evlenmesine engel olur].”
5129. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، حَدَّثَنَا الزُّهْرِيُّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمٌ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عُمَرَ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ بِنْتُ عُمَرَ مِنِ ابْنِ حُذَافَةَ السَّهْمِيِّ ـ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَهْلِ بَدْرٍ تُوُفِّيَ بِالْمَدِينَةِ ـ فَقَالَ عُمَرُ لَقِيتُ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ فَعَرَضْتُ عَلَيْهِ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ. فَقَالَ سَأَنْظُرُ فِي أَمْرِي. فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ لَقِيَنِي فَقَالَ بَدَا لِي أَنْ لاَ أَتَزَوَّجَ يَوْمِي هَذَا. قَالَ عُمَرُ فَلَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ.
Bize Abdullah bin Muhammed tahdis etti, [o] bize Hişâm'dan tahdis etti, [o] bize Ma'mer'den haber verdi, [o] bize ez-Zührî'den tahdis etti. [Zührî] dedi ki: Bana Sâlim haber verdi ki; İbn Ömer [radıyallahu anhumâ] ona şöyle haber vermiş: Ömer bin el-Hattâb'ın kızı Hafsa, Bedir ashabından olup Medine'de vefat eden Huneyis bin Huzâfe es-Sehmî'den dul kaldığında, Ömer [şöyle] dedi: “Osman bin Affân'a rastladım ve ona [Hafsa’yı nikahlamayı] teklif ederek: ‘İstersen seni Hafsa ile evlendireyim’ dedim. O: ‘Hele bir düşüneyim’ dedi. Birkaç gece bekledim, sonra bana rastlayınca: ‘Bugünlerde evlenmemeyi uygun gördüm’ dedi. Ömer [devamla] şöyle dedi: Sonra Ebû Bekir'e rastladım ve: ‘İstersen seni Hafsa ile evlendireyim’ dedim.”
5130. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي عَمْرٍو، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، {فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ} قَالَ حَدَّثَنِي مَعْقِلُ بْنُ يَسَارٍ، أَنَّهَا نَزَلَتْ فِيهِ قَالَ زَوَّجْتُ أُخْتًا لِي مِنْ رَجُلٍ فَطَلَّقَهَا، حَتَّى إِذَا انْقَضَتْ عِدَّتُهَا جَاءَ يَخْطُبُهَا، فَقُلْتُ لَهُ زَوَّجْتُكَ وَفَرَشْتُكَ وَأَكْرَمْتُكَ، فَطَلَّقْتَهَا، ثُمَّ جِئْتَ تَخْطُبُهَا، لاَ وَاللَّهِ لاَ تَعُودُ إِلَيْكَ أَبَدًا، وَكَانَ رَجُلاً لاَ بَأْسَ بِهِ وَكَانَتِ الْمَرْأَةُ تُرِيدُ أَنَّ تَرْجِعَ إِلَيْهِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ هَذِهِ الآيَةَ {فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ} فَقُلْتُ الآنَ أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ فَزَوَّجَهَا إِيَّاهُ.
Bize Ahmed bin Ebû Amr tahdis etti, [o] dedi ki: Bana babam tahdis etti, [o] dedi ki: Bana İbrahim; Yûnus'tan, [o] el-Hasan'dan [naklen] tahdis etti: { فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ } “(Kendi aralarında meşru bir şekilde anlaştıkları takdirde) onlara engel olmayın” (el-Bakara, 232) ayeti hakkında el-Hasan şöyle dedi: Bana Ma'kil bin Yesâr tahdis etti ki, bu ayet kendisi hakkında nazil olmuş. [Ma'kil] şöyle anlatmış: Kız kardeşimi bir adamla evlendirmiştim. Adam onu [bir talakla] boşadı. İddeti bittikten sonra [tekrar] ona talip oldu. Ben ise adama: “Seni [onunla] evlendirdim, sana yatak kurdum ve sana ikram ettim; sen ise onu boşadın! Sonra da [tekrar] ona talip mi oluyorsun? Hayır, vallahi o ebediyen sana geri dönmeyecek!” dedim. Oysa adam da fena biri değildi, kadın da ona geri dönmek istiyordu. Bunun üzerine Allah bu ayeti: { فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ } “Onlara engel olmayın” buyruğunu indirdi. Ben de: “Şimdi evlendiririm ey Resûlullah!” dedim. Ma'kil [kız kardeşini tekrar] o adamla evlendirdi.
5131. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ فِي قَوْلِهِ {وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ، قَالَتْ هِيَ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ الرَّجُلِ، قَدْ شَرِكَتْهُ فِي مَالِهِ، فَيَرْغَبُ عَنْهَا أَنْ يَتَزَوَّجَهَا، وَيَكْرَهُ أَنْ يُزَوِّجَهَا غَيْرَهُ، فَيَدْخُلَ عَلَيْهِ فِي مَالِهِ، فَيَحْبِسُهَا، فَنَهَاهُمُ اللَّهُ عَنْ ذَلِكَ.
Bize İbn Selâm tahdis etti, [o] bize Ebû Muâviye'den haber verdi, [o] bize Hişâm'dan tahdis etti, [o] babasından; [o da] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek] { وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ } “Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: Onlar hakkında fetvayı size Allah veriyor...” (en-Nisâ, 127) ayeti [ve devamı] hakkında şöyle dedi: “Bu [ayet], bir adamın himayesinde bulunan yetim kız hakkındadır. Kız [belki de] adamın malında ortağıdır; adam ise [o kızla] evlenmek istemez [ancak] malına biri ortak olur [diye] onu başkasıyla evlendirmeyi de kerih görür. Böylece onu [nikahlanmaktan] men eder [engeller]. İşte Allah onları bundan menetmiştir.”
5132. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الْمِقْدَامِ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَازِمٍ، حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ سَعْدٍ، كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم جُلُوسًا فَجَاءَتْهُ امْرَأَةٌ تَعْرِضُ نَفْسَهَا عَلَيْهِ فَخَفَّضَ فِيهَا النَّظَرَ وَرَفَعَهُ فَلَمْ يُرِدْهَا، فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِهِ زَوِّجْنِيهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " أَعِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ ". قَالَ مَا عِنْدِي مِنْ شَىْءٍ. قَالَ " وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". قَالَ وَلاَ خَاتَمًا مِنَ حَدِيدٍ وَلَكِنْ أَشُقُّ بُرْدَتِي هَذِهِ فَأُعْطِيهَا النِّصْفَ، وَآخُذُ النِّصْفَ. قَالَ " لاَ، هَلْ مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " اذْهَبْ فَقَدْ زَوَّجْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Bize Ahmed bin el-Mikdâm tahdis etti, [o] bize Fudayl bin Süleyman'dan tahdis etti, [o] bize Ebû Hâzim'den tahdis etti, [o da] Sehl bin Sa'd [radıyallahu anh]'dan [naklederek] şöyle dedi: Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında oturuyorduk. O sırada bir kadın gelip kendisini ona arz etti. [Resûlullah] ona bakışını indirip kaldırdı [dikkatlice baktı] fakat onu istemedi. Bunun üzerine ashabından bir adam: “Ey Resûlullah! Onu benimle evlendir” dedi. Resûlullah: “Yanında [mehir verecek] bir şeyin var mı?” buyurdu. Adam: “Yanımda hiçbir şey yok” dedi. Resûlullah: “Demirden bir yüzük bile mi yok?” buyurdu. Adam: “Demirden bir yüzük bile yok. Ancak şu bürde (örtü)mi ikiye bölerim; yarısını ona veririm, yarısını da ben alırım” dedi. Resûlullah: “Hayır! Yanında Kur'an'dan bir şey [ezberinde sure] var mı?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. Bunun üzerine [Resûlullah]: “Git! Ezberindeki Kur'an [surelerini ona öğretmen] karşılığında seni o kadınla evlendirdik” buyurdu.
5133. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَزَوَّجَهَا وَهْىَ بِنْتُ سِتِّ سِنِينَ، وَأُدْخِلَتْ عَلَيْهِ وَهْىَ بِنْتُ تِسْعٍ، وَمَكَثَتْ عِنْدَهُ تِسْعًا.
Bize Muhammed bin Yusuf tahdis etti, [o] bize Süfyân'dan tahdis etti, [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o da] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kendisiyle altı yaşındayken evlendi; dokuz yaşındayken [gelin olarak evine] alındı ve onun yanında dokuz [yıl] kaldı.
5134. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَزَوَّجَهَا وَهْىَ بِنْتُ سِتِّ سِنِينَ، وَبَنَى بِهَا وَهْىَ بِنْتُ تِسْعِ سِنِينَ. قَالَ هِشَامٌ وَأُنْبِئْتُ أَنَّهَا كَانَتْ عِنْدَهُ تِسْعَ سِنِينَ.
Bize Muallâ bin Esed tahdis etti, [o] bize Wuheyb'den tahdis etti, [o] Hişâm bin Urve'den, [o] babasından, [o da] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kendisiyle altı yaşındayken evlendi ve dokuz yaşındayken onunla gerdeğe girdi. Hişâm: “Bana [Âişe'nin], onun [Nebi'nin] yanında dokuz yıl kaldığı haber verildi” dedi.
5135. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ إِنِّي وَهَبْتُ مِنْ نَفْسِي. فَقَامَتْ طَوِيلاً فَقَالَ رَجُلٌ زَوِّجْنِيهَا، إِنْ لَمْ تَكُنْ لَكَ بِهَا حَاجَةٌ. قَالَ " هَلْ عِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ تُصْدِقُهَا ". قَالَ مَا عِنْدِي إِلاَّ إِزَارِي. فَقَالَ " إِنْ أَعْطَيْتَهَا إِيَّاهُ جَلَسْتَ لاَ إِزَارَ لَكَ، فَالْتَمِسْ شَيْئًا ". فَقَالَ مَا أَجِدُ شَيْئًا. فَقَالَ " الْتَمِسْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدِ ". فَلَمْ يَجِدْ. فَقَالَ " أَمَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ". قَالَ نَعَمْ سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا لِسُوَرٍ سَمَّاهَا. فَقَالَ " زَوَّجْنَاكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, [o] bize Malik'ten haber verdi, [o] Ebû Hâzim'den, [o da] Sehl bin Sa'd [radıyallahu anh]'dan [naklederek] şöyle dedi: Bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: “Kuşkusuz ben kendimi [sana] hibe ettim [bağışladım]” dedi. Kadın ayakta uzun süre bekledi. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp: “Şayet senin ona bir ihtiyacın yoksa onu benimle evlendir” dedi. Resûlullah: “Ona mehir olarak verecek bir şeyin var mı?” buyurdu. Adam: “Yanımda izâr (belden aşağısını örten kumaş)ımdan başka bir şey yok” dedi. Resûlullah: “Şayet onu kadına verirsen, sen üzerinde izâr olmadan kalıverirsin. Öyleyse başka bir şey ara!” buyurdu. Adam: “Hiçbir şey bulamıyorum” dedi. Resûlullah: “Demirden bir yüzük bile olsa bir şeyler araştır!” buyurdu. Adam yine bir şey bulamadı. Resûlullah: “Ezberinde Kur'an'dan bir şey var mı?” buyurdu. Adam: “Evet, şu sure ve şu sure var” diyerek bildiği surelerin isimlerini saydı. Bunun üzerine Resûlullah: “Ezberindeki Kur'an [surelerini ona öğretmen] karşılığında seni onunla evlendirdik” buyurdu.
5136. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ يَحْيَى، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، حَدَّثَهُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُنْكَحُ الأَيِّمُ حَتَّى تُسْتَأْمَرَ وَلاَ تُنْكَحُ الْبِكْرُ حَتَّى تُسْتَأْذَنَ ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ إِذْنُهَا قَالَ " أَنْ تَسْكُتَ ".
Bize Muâz bin Fadâle tahdis etti, [o] bize Hişâm'dan tahdis etti, [o] Yahyâ'dan, [o] Ebû Seleme'den [naklen] tahdis etti: Ebû Hureyre [radıyallahu anh] onlara Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu tahdis etti: “Dul kadın [kendisiyle meşveret edilip] emri alınmadıkça evlendirilmez. Bakire kız da izni alınmadıkça evlendirilmez.” [Ashab]: “Ey Resûlullah! Onun izni nasıl olur?” dediler. Resûlullah: “Susmasıdır [sessiz kalmasıdır]” buyurdu.
5137. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ الرَّبِيعِ بْنِ طَارِقٍ، قَالَ أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو، مَوْلَى عَائِشَةَ عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الْبِكْرَ تَسْتَحِي. قَالَ " رِضَاهَا صَمْتُهَا ".
Bize Amr bin er-Rebî' bin Târık tahdis etti, [o] dedi ki: Bize el-Leys haber verdi, [o] İbn Ebû Müleyke'den, [o] Âişe'nin azatlısı Ebû Amr'dan, [o da] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek] şöyle dedi: “Ey Resûlullah! Kuşkusuz bakire kız [izni istenirken] haya eder [utanır].” Resûlullah: “Onun rızası, susmasıdır” buyurdu.
5138. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَمُجَمِّعٍ، ابْنَىْ يَزِيدَ بْنِ جَارِيَةَ عَنْ خَنْسَاءَ بِنْتِ خِذَامٍ الأَنْصَارِيَّةِ، أَنَّ أَبَاهَا، زَوَّجَهَا وَهْىَ ثَيِّبٌ، فَكَرِهَتْ ذَلِكَ فَأَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَدَّ نِكَاحَهُ.
Bize İsmâil tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Malik; Abdurrahman bin el-Kâsım'dan, [o] babasından, [o] Yezîd bin Câriye'nin oğulları Abdurrahman ve Mücemmi'den, [onlar da] Hansâ bint Hızâm el-Ensâriyye [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek] şöyle tahdis etti: Babası kendisini dul olduğu halde [isteği dışında] evlendirdi. O [Hansâ] ise bu [evliliği] kerih gördü [istemedi]. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelince [Resûlullah] onun bu nikahını reddetti [iptal etti].
5139. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا يَحْيَى، أَنَّ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ يَزِيدَ وَمُجَمِّعَ بْنَ يَزِيدَ حَدَّثَاهُ أَنَّ رَجُلاً يُدْعَى خِذَامًا أَنْكَحَ ابْنَةً لَهُ. نَحْوَهُ.
Bize İshâk tahdis etti, [o] bize Yezîd'den haber verdi, [o] bize Yahyâ'dan haber verdi: el-Kâsım bin Muhammed ona; Abdurrahman bin Yezîd ve Mücemmi' bin Yezîd'in kendisine şöyle tahdis ettiklerini haber vermiş: “Hızâm adındaki bir adam kızını evlendirdi...” [Ravi ardından yukarıdaki hadisin] benzerini [nakletti].
5140. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ،. وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَ لَهَا يَا أُمَّتَاهْ {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى} إِلَى {مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ} قَالَتْ عَائِشَةُ يَا ابْنَ أُخْتِي هَذِهِ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، فَيَرْغَبُ فِي جَمَالِهَا وَمَالِهَا، وَيُرِيدُ أَنْ يَنْتَقِصَ مِنْ صَدَاقِهَا، فَنُهُوا عَنْ نِكَاحِهِنَّ. إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ فِي إِكْمَالِ الصَّدَاقِ وَأُمِرُوا بِنِكَاحِ مَنْ سِوَاهُنَّ مِنَ النِّسَاءِ، قَالَتْ عَائِشَةُ اسْتَفْتَى النَّاسُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ ذَلِكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ} إِلَى {وَتَرْغَبُونَ} فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لَهُمْ فِي هَذِهِ الآيَةِ أَنَّ الْيَتِيمَةَ إِذَا كَانَتْ ذَاتَ مَالٍ وَجَمَالٍ، رَغِبُوا فِي نِكَاحِهَا وَنَسَبِهَا وَالصَّدَاقِ، وَإِذَا كَانَتْ مَرْغُوبًا عَنْهَا فِي قِلَّةِ الْمَالِ وَالْجَمَالِ، تَرَكُوهَا وَأَخَذُوا غَيْرَهَا مِنَ النِّسَاءِ ـ قَالَتْ ـ فَكَمَا يَتْرُكُونَهَا حِينَ يَرْغَبُونَ عَنْهَا، فَلَيْسَ لَهُمْ أَنْ يَنْكِحُوهَا إِذَا رَغِبُوا فِيهَا، إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهَا وَيُعْطُوهَا حَقَّهَا الأَوْفَى مِنَ الصَّدَاقِ.
Bize Ebu'l-Yemân tahdis etti, [o] bize Şuayb'dan haber verdi, [o] ez-Zührî'den. Ve el-Leys dedi ki: Bana Ukayl tahdis etti, [o] İbn Şihâb'dan, [o] dedi ki; bana Urve bin ez-Zübeyr; Âişe [radıyallahu anhâ]'ya { وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى } “Eğer yetim kızlar hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız...” (en-Nisâ, 3) ayetinden, { مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ } “...ellerinizin altında bulunanlar...” (en-Nisâ, 3) ifadesine kadar olan ayeti sorduğunu haber verdi: “[Urve şöyle dedi]: Ona bu ayeti sordum, o dedi ki: ‘Ey kız kardeşimin oğlu! Bu [ayet], velisinin himayesinde bulunan yetim kız hakkındadır. Velisi, onun malına ve güzelliğine rağbet eder; fakat mehrini eksik vermek ister. İşte bu kimselerin o yetim kızlarla evlenmeleri, şayet mehirlerini tam olarak verip adalet sağlamazlarsa yasaklanmıştır. [Bunun yerine] onlardan başka kadınlarla evlenmeleri emredilmiştir.’ Âişe [devamla] şöyle dedi: ‘Daha sonra insanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu konuda fetva istediler. Allah da: { وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ } “...Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar...” (en-Nisâ, 127) ayetinden { وَتَرْغَبُونَ } “...ve evlenmek istediğiniz...” (en-Nisâ, 127) ifadesine kadar olan ayeti indirdi. Allah -azze ve celle- bu ayette onlara şunu açıkladı: Şayet yetim kız mal ve güzellik sahibi ise onunla evlenmeye, soyuna [nesebine] ve mehrine rağbet ediyorlar; malı ve güzelliği az olup da ondan yüz çevirdikleri zaman ise onu terk edip başka kadınlarla evleniyorlar.’ Âişe dedi ki: ‘Mademki ondan yüz çevirdiklerinde onu terk ediyorlar; öyleyse ona rağbet ettikleri [evlenmek istedikleri] zaman da, şayet adaletli davranıp mehrini en mükemmel şekilde vermeyeceklerse, onunla evlenmeye hakları yoktur.’”
5141. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلٍ، أَنَّ امْرَأَةً، أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَعَرَضَتْ عَلَيْهِ نَفْسَهَا فَقَالَ " مَا لِي الْيَوْمَ فِي النِّسَاءِ مِنْ حَاجَةٍ ". فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ زَوِّجْنِيهَا. قَالَ " مَا عِنْدَكَ ". قَالَ مَا عِنْدِي شَىْءٌ. قَالَ " أَعْطِهَا وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". قَالَ مَا عِنْدِي شَىْءٌ. قَالَ " فَمَا عِنْدَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ". قَالَ عِنْدِي كَذَا وَكَذَا. قَالَ " فَقَدْ مَلَّكْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Bize Ebu'n-Nu'mân tahdis etti, [o] bize Hammâd bin Zeyd'den tahdis etti, [o] Ebû Hâzim'den, [o] Sehl [radıyallahu anh]'dan [naklederek şöyle dedi]: Bir kadın Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve kendisini ona arz etti. [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem]: “Bugün benim kadınlara bir ihtiyacım yok” buyurdu. Bunun üzerine bir adam: “Ey Resûlullah! Onu benimle evlendir” dedi. [Resûlullah]: “Yanında [mehir verecek] neyin var?” buyurdu. Adam: “Yanımda hiçbir şey yok” dedi. [Resûlullah]: “Ona demirden bir yüzük bile olsa bir şeyler ver” buyurdu. Adam: “Yanımda hiçbir şey yok” dedi. [Resûlullah]: “Peki ezberinde Kur'an'dan ne var?” buyurdu. Adam: “Yanımda şu şu [sureler] var” dedi. [Resûlullah]: “Ezberindeki Kur'an [surelerini ona öğretmen] karşılığında onu sana verdik [nikahladık]” buyurdu.
5142. Hadis
حَدَّثَنَا مَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ نَافِعًا، يُحَدِّثُ أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ يَقُولُ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَبِيعَ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ، وَلاَ يَخْطُبَ الرَّجُلُ عَلَى خِطْبَةِ أَخِيهِ، حَتَّى يَتْرُكَ الْخَاطِبُ قَبْلَهُ، أَوْ يَأْذَنَ لَهُ الْخَاطِبُ.
Bize Mekkî bin İbrahim tahdis etti, [o] bize İbn Cüreyc'den tahdis etti, [o] dedi ki: Nâfi'yi şöyle tahdis ederken işittim: İbn Ömer [radıyallahu anhumâ] şöyle derdi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, birinizin diğerinin satışı üzerine satış yapmasını ve bir adamın kardeşinin dünürlüğü üzerine -önceki talip vazgeçinceye veya kendisine izin verinceye kadar- talip olmasını [dünürlük yapmasını] yasakladı.
5143. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنِ الأَعْرَجِ، قَالَ قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ يَأْثُرُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ، فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ، وَلاَ تَجَسَّسُوا، وَلاَ تَحَسَّسُوا، وَلاَ تَبَاغَضُوا، وَكُونُوا إِخْوَانًا ". وَلَا يَخْطُبُ الرَّجُلُ عَلَى خِطْبَةِ أَخِيهِ حَتَّى يَنْكِحَ أَوْ يَتْرُكَ
Bize Yahya bin Bükeyr tahdis etti, [o] bize el-Leys'ten, [o] Ca'fer bin Rabîa'dan, [o] el-A'rec'den [naklen] tahdis etti: Ebû Hureyre [radıyallahu anh] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den naklederek şöyle dedi: “[Kötü] zandan sakının! Çünkü zan, sözün en yalanıdır. Tecessüs etmeyin [başkalarının gizli hallerini araştırmayın], birbirinizin kusurlarını araştırmayın, birbirinize buğzetmeyin ve kardeş olun! Bir adam kardeşinin dünürlüğü üzerine -o nikahlanıncaya veya terk edinceye kadar- talip olmasın [dünürlük yapmasın].”
5145. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يُحَدِّثُ أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ حِينَ تَأَيَّمَتْ حَفْصَةُ قَالَ عُمَرُ لَقِيتُ أَبَا بَكْرٍ فَقُلْتُ إِنْ شِئْتَ أَنْكَحْتُكَ حَفْصَةَ بِنْتَ عُمَرَ. فَلَبِثْتُ لَيَالِيَ ثُمَّ خَطَبَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَقِيَنِي أَبُو بَكْرٍ فَقَالَ إِنَّهُ لَمْ يَمْنَعْنِي أَنْ أَرْجِعَ إِلَيْكَ فِيمَا عَرَضْتَ إِلاَّ أَنِّي قَدْ عَلِمْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ ذَكَرَهَا فَلَمْ أَكُنْ لأُفْشِيَ سِرَّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَوْ تَرَكَهَا لَقَبِلْتُهَا. تَابَعَهُ يُونُسُ وَمُوسَى بْنُ عُقْبَةَ وَابْنُ أَبِي عَتِيقٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ.
Bize Ebu'l-Yemân tahdis etti, [o] bize Şuayb'dan haber verdi, [o] ez-Zührî'den, [o] dedi ki: Bana Sâlim bin Abdullah haber verdi; o, Abdullah bin Ömer [radıyallahu anhumâ]'yı şöyle tahdis ederken işitmiş: Hafsa dul kaldığında Ömer bin el-Hattâb şöyle dedi: “Ebû Bekir'e rastladım ve: ‘İstersen seni kızım Hafsa ile evlendireyim’ dedim. Birkaç gece bekledim. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona talip oldu. Daha sonra Ebû Bekir bana rastladı ve şöyle dedi: ‘Senin teklifine cevap vermeme engel olan tek şey; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Hafsa'yı zikrettiğini bilmiş olmamdı. Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sırrını ifşa edemezdim. Şayet Resûlullah ondan vazgeçseydi elbet onu kabul ederdim.’” [Ravi dedi ki]: Yûnus, Musa bin Ukbe ve İbn Ebû Atîk, ez-Zührî'den [naklederek] Şuayb'a tabi olmuşlardır [onun gibi rivayet etmişlerdir].
5146. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلاَنِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَخَطَبَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنَ الْبَيَانِ لَسِحْرً".
Bize Kabîsa tahdis etti, [o] bize Süfyân'dan, [o] Zeyd bin Eslem'den tahdis etti, [o] şöyle dedi: İbn Ömer [radıyallahu anhumâ]'yı şöyle derken işittim: Doğudan iki adam geldi ve konuşma yaptılar. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kuşkusuz beyanda [etkileyici sözde] büyüleyici bir güç vardır” buyurdu.
5147. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ ذَكْوَانَ، قَالَ قَالَتِ الرُّبَيِّعُ بِنْتُ مُعَوِّذٍ ابْنِ عَفْرَاءَ. جَاءَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَدَخَلَ حِينَ بُنِيَ عَلَىَّ، فَجَلَسَ عَلَى فِرَاشِي كَمَجْلِسِكَ مِنِّي، فَجَعَلَتْ جُوَيْرِيَاتٌ لَنَا يَضْرِبْنَ بِالدُّفِّ وَيَنْدُبْنَ مَنْ قُتِلَ مِنْ آبَائِي يَوْمَ بَدْرٍ، إِذْ قَالَتْ إِحْدَاهُنَّ وَفِينَا نَبِيٌّ يَعْلَمُ مَا فِي غَدٍ. فَقَالَ " دَعِي هَذِهِ، وَقُولِي بِالَّذِي كُنْتِ تَقُولِينَ ".
Bize Müsedded tahdis etti, [o] bize Bişr bin el-Mufaddal tahdis etti, [o] bize Hâlid bin Zekvân tahdis etti; [o] dedi ki: Muavviz ibn Afrâ'nın kızı er-Rubeyyi' [şöyle] dedi: “Benim [düğünüm yapılıp] gerdeğe girdiğim zaman Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem -yanıma- gelip girdi. [Tıpkı] şu anda senin benim karşıma oturduğun gibi yatağımın üzerine oturdu. Cariyelerimiz def çalmaya ve Bedir günü öldürülmüş olan babalarımın iyiliklerini sayıp dökmeye başladılar. O sırada onlardan biri: ‘Aramızda yarın ne olacağını bilen bir Nebi var’ dedi. Bunun üzerine [Resûlullah]: ‘Bunu bırak, [daha önce] söylediğin şeyleri söyle!’ buyurdu.”
5148. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ، تَزَوَّجَ امْرَأَةً عَلَى وَزْنِ نَوَاةٍ، فَرَأَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَشَاشَةَ الْعُرْسِ فَسَأَلَهُ فَقَالَ إِنِّي تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً عَلَى وَزْنِ نَوَاةٍ. وَعَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ أَنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ تَزَوَّجَ امْرَأَةً عَلَى وَزْنِ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ.
Bize Süleyman bin Harb tahdis etti, [o] bize Şu'be'den tahdis etti, [o] Abdülaziz bin Suhayb'den, [o] Enes [bin Malik]ten [naklederek şöyle dedi]: Abdurrahman bin Avf [radıyallahu anh] bir hurma çekirdeği ağırlığında [altın] karşılığında bir kadınla evlendi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onda düğün neşesini görünce ona [durumu] sordu. O da: “Bir hurma çekirdeği ağırlığında [altın] karşılığında bir kadınla evlendim” dedi. Katâde'den, [o] Enes'ten [nakledildiğine göre]: Abdurrahman bin Avf, bir hurma çekirdeği ağırlığında altın karşılığında bir kadınla evlenmiştir.
5149. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، سَمِعْتُ أَبَا حَازِمٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ السَّاعِدِيَّ، يَقُولُ إِنِّي لَفِي الْقَوْمِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ قَامَتِ امْرَأَةٌ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا قَدْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لَكَ فَرَ فِيهَا رَأْيَكَ فَلَمْ يُجِبْهَا شَيْئًا ثُمَّ قَامَتْ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّهَا قَدْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لَكَ فَرَ فِيهَا رَأْيَكَ فَلَمْ يُجِبْهَا شَيْئًا ثُمَّ قَامَتِ الثَّالِثَةَ فَقَالَتْ إِنَّهَا قَدْ وَهَبَتْ نَفْسَهَا لَكَ فَرَ فِيهَا رَأْيَكَ فَقَامَ رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْكِحْنِيهَا. قَالَ " هَلْ عِنْدَكَ مِنْ شَىْءٍ ". قَالَ لاَ. قَالَ " اذْهَبْ فَاطْلُبْ وَلَوْ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ ". فَذَهَبَ فَطَلَبَ ثُمَّ جَاءَ فَقَالَ مَا وَجَدْتُ شَيْئًا وَلاَ خَاتَمًا مِنْ حَدِيدٍ. فَقَالَ " هَلْ مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ". قَالَ مَعِي سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا. قَالَ " اذْهَبْ فَقَدْ أَنْكَحْتُكَهَا بِمَا مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ".
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, [o] bize Süfyân'dan tahdis etti, [o] şöyle dedi: Ebû Hâzim'i şöyle derken işittim: Sehl bin Sa'd es-Sâidî [radıyallahu anh]'ın şöyle dediğini işittim: Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaki topluluğun içindeydim. O sırada bir kadın kalktı ve: “Ey Resûlullah! Kadın kendisini sana hibe etti. Onun hakkında görüşün nedir [nasıl uygun görürsen öyle yap]” dedi. Ancak Resûlullah ona hiçbir cevap vermedi. Sonra kadın tekrar kalktı ve: “Ey Resûlullah! Kadın kendisini sana hibe etti. Onun hakkında görüşün nedir” dedi. Resûlullah yine ona hiçbir cevap vermedi. Sonra kadın üçüncü kez kalktı ve: “Kadın kendisini sana hibe etti. Onun hakkında görüşün nedir” dedi. Bunun üzerine bir adam kalktı ve: “Ey Resûlullah! Onu benimle evlendir” dedi. Resûlullah: “Yanında [mehir verecek] bir şey var mı?” buyurdu. Adam: “Hayır” dedi. Resûlullah: “Git de araştır, demirden bir yüzük bile olsa [olur]” buyurdu. Adam gitti, araştırdı, sonra geldi ve: “Hiçbir şey bulamadım, demirden bir yüzük bile yok” dedi. Resûlullah: “Yanında Kur'an'dan bir şey [ezberinde sure] var mı?” buyurdu. Adam: “Yanımda şu sure ve şu sure var” dedi. Resûlullah: “Git! Ezberindeki Kur'an [surelerini ona öğretmen] karşılığında onu sana nikahladım” buyurdu.
5150. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِرَجُلٍ " تَزَوَّجْ وَلَوْ بِخَاتَمٍ مِنْ حَدِيدٍ ".
Bize Yahya tahdis etti, [o] bize Vekî'den tahdis etti, [o] Süfyân'dan, [o] Ebû Hâzim'den, [o da] Sehl bin Sa'd [radıyallahu anh]'dan [naklederek şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir adama: “Demirden bir yüzükle bile olsa evlen” buyurdu.
5151. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، عَنْ عُقْبَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَحَقُّ مَا أَوْفَيْتُمْ مِنَ الشُّرُوطِ أَنْ تُوفُوا بِهِ مَا اسْتَحْلَلْتُمْ بِهِ الْفُرُوجَ ".
Bize Ebu'l-Velîd Hişâm bin Abdülmelik tahdis etti, [o] bize Leys tahdis etti, [o] Yezîd bin Ebû Habîb'den, [o] Ebu'l-Hayr'dan, [o] Ukbe [radıyallahu anh]'dan [naklederek şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Yerine getirmeniz gereken şartların en haklı [ve öncelikli] olanı, kendisiyle fercleri [cinsel ilişkiyi] helal kıldığınız [nikah akdindeki] şartlardır” buyurdu.
5152. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ زَكَرِيَّاءَ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ ـ عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تَسْأَلُ طَلاَقَ أُخْتِهَا لِتَسْتَفْرِغَ صَحْفَتَهَا، فَإِنَّمَا لَهَا مَا قُدِّرَ لَهَا ".
Bize Ubeydullah bin Musa tahdis etti, [o] Zekeriyyâ -ki o İbn Ebû Zâide'dir- dan, [o] Sa'd bin İbrahim'den, [o] Ebû Seleme'den, [o] Ebû Hureyre [radıyallahu anh]'dan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek şöyle dedi]: “[Bir kadının], kız kardeşinin [kumasının] çanağındakini boşaltmak [kendi kabına doldurmak] için onun boşanmasını istemesi helal değildir. Çünkü o ancak kendisine takdir edilene sahip olacaktır.”
5153. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، رضى الله عنه أَنَّ عَبْدَ، الرَّحْمَنِ بْنَ عَوْفٍ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَبِهِ أَثَرُ صُفْرَةٍ فَسَأَلَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ أَنَّهُ تَزَوَّجَ امْرَأَةً مِنَ الأَنْصَارِ قَالَ " كَمْ سُقْتَ إِلَيْهَا ". قَالَ زِنَةَ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ".
Bize Abdullah bin Yûsuf tahdis etti, [o] bize Mâlik haber verdi, [o] Humeyd et-Tavîl'den, [o] Enes bin Mâlik [radıyallahu anh]'dan [naklederek şöyle dediklerini haber verdi]: Abdurrahman bin Avf, üzerinde sarılık [sarı koku] izi olduğu halde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona [bu durumu] sordu. O da Ensar'dan bir kadınla evlendiğini haber verdi. [Resûlullah]: “Ona ne kadar mehir verdin?” buyurdu. O: “Bir hurma çekirdeği ağırlığında altın” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bir koyunla bile olsa düğün yemeği (velime) ver” buyurdu.
5154. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أَوْلَمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِزَيْنَبَ فَأَوْسَعَ الْمُسْلِمِينَ خَيْرًا فَخَرَجَ ـ كَمَا يَصْنَعُ إِذَا تَزَوَّجَ ـ فَأَتَى حُجَرَ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ يَدْعُو وَيَدْعُونَ {لَهُ} ثُمَّ انْصَرَفَ فَرَأَى رَجُلَيْنِ فَرَجَعَ لاَ أَدْرِي آخْبَرْتُهُ أَوْ أُخْبِرَ بِخُرُوجِهِمَا.
Bize Müsedded tahdis etti, [o] bize Yahya tahdis etti, [o] Humeyd'den, [o] Enes [radıyallahu anh]'dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Zeyneb ile evlendiğinde düğün yemeği verdi ve müslümanlara bolca ikramda bulundu. Sonra -evlendiği zaman yaptığı gibi- dışarı çıktı ve müminlerin annelerinin odalarına [hücrelerine] gidip onlara dua etti, onlar da ona dua ettiler. Sonra geri döndü ve [evde oturan] iki adam gördü. Bunun üzerine [tekrar] geri döndü. Haber verdim mi yoksa adamların çıktığı kendisine haber mi verildi, bilmiyorum.
5155. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ ـ هُوَ ابْنُ زَيْدٍ ـ عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى عَلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ أَثَرَ صُفْرَةٍ قَالَ " مَا هَذَا ". قَالَ إِنِّي تَزَوَّجْتُ امْرَأَةً عَلَى وَزْنِ نَوَاةٍ مِنْ ذَهَبٍ. قَالَ " بَارَكَ اللَّهُ لَكَ، أَوْلِمْ وَلَوْ بِشَاةٍ ".
Bize Süleyman bin Harb tahdis etti, [o] bize Hammâd -ki o İbn Zeyd'dir- tahdis etti, [o] Sâbit'ten, [o] Enes [radıyallahu anh]'dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Abdurrahman bin Avf'ın üzerinde sarılık [sarı koku] izi gördü ve: “Bu ne hal?” buyurdu. O: “Bir hurma çekirdeği ağırlığında altın karşılığında bir kadınla evlendim” dedi. [Resûlullah]: “Allah sana mübarek kılsın. Bir koyunla bile olsa düğün yemeği (velime) ver” buyurdu.
5156. Hadis
حَدَّثَنَا فَرْوَةُ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ تَزَوَّجَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَتْنِي أُمِّي فَأَدْخَلَتْنِي الدَّارَ، فَإِذَا نِسْوَةٌ مِنَ الأَنْصَارِ فِي الْبَيْتِ فَقُلْنَ عَلَى الْخَيْرِ وَالْبَرَكَةِ، وَعَلَى خَيْرِ طَائِرٍ.
Bize Ferve tahdis etti, [o] bize Ali bin Müshir tahdis etti, [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem benimle evlendi. Annem bana geldi ve beni eve soktu. Evde Ensar'dan birtakım kadınlar vardı ve şöyle dediler: “Hayır ve bereket üzerine, en hayırlı kısmet üzerine [olsun]!”
5157. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " غَزَا نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ فَقَالَ لِقَوْمِهِ لاَ يَتْبَعْنِي رَجُلٌ مَلَكَ بُضْعَ امْرَأَةٍ وَهْوَ يُرِيدُ أَنْ يَبْنِيَ بِهَا وَلَمْ يَبْنِ بِهَا ".
Bize Muhammed bin el-Alâ tahdis etti, [o] bize İbn el-Mubârek tahdis etti, [o] Ma'mer'den, [o] Hammâm'dan, [o] Ebû Hureyre [radıyallahu anh]'dan, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] şöyle dedi: “Peygamberlerden bir peygamber gazaya çıktı ve kavmine şöyle dedi: ‘Bir kadınla evlenmiş olup gerdeğe girmek isteyen ancak henüz gerdeğe girmemiş olan [şehveti ve aklı kadında kalan] hiçbir adam benim peşimden gelmesin!’”
5158. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ بْنُ عُقْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ عُرْوَةَ، تَزَوَّجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَائِشَةَ وَهْىَ ابْنَةُ سِتٍّ وَبَنَى بِهَا وَهْىَ ابْنَةُ تِسْعٍ وَمَكَثَتْ عِنْدَهُ تِسْعًا.
Bize Kabîsa bin Ukbe tahdis etti, [o] bize Süfyân tahdis etti, [o] Hişâm bin Urve'den, [o] Urve'den [naklederek şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Âişe [radıyallahu anhâ] altı yaşında iken onunla evlendi (nikah akdi yaptı), dokuz yaşında iken onunla gerdeğe girdi ve [Âişe] onun yanında dokuz yıl kaldı.
5159. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ أَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ خَيْبَرَ وَالْمَدِينَةِ ثَلاَثًا يُبْنَى عَلَيْهِ بِصَفِيَّةَ بِنْتِ حُيَىٍّ فَدَعَوْتُ الْمُسْلِمِينَ إِلَى وَلِيمَتِهِ، فَمَا كَانَ فِيهَا مِنْ خُبْزٍ وَلاَ لَحْمٍ، أَمَرَ بِالأَنْطَاعِ فَأُلْقِيَ فِيهَا مِنَ التَّمْرِ وَالأَقِطِ وَالسَّمْنِ فَكَانَتْ وَلِيمَتَهُ، فَقَالَ الْمُسْلِمُونَ إِحْدَى أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ أَوْ مِمَّا مَلَكَتْ يَمِينُهُ فَقَالُوا إِنْ حَجَبَهَا فَهْىَ مِنْ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ، وَإِنْ لَمْ يَحْجُبْهَا فَهْىَ مِمَّا مَلَكَتْ يَمِينُهُ فَلَمَّا ارْتَحَلَ وَطَّى لَهَا خَلْفَهُ وَمَدَّ الْحِجَابَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ النَّاسِ.
Bize Muhammed bin Selâm tahdis etti, [o] bize İsmail bin Cafer haber verdi, [o] Humeyd'den, [o] Enes [radıyallahu anh]'dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber ile Medine arasında üç gün konakladı ve orada Safiyye bint Huyey ile gerdeğe girdi. [Enes dedi ki]: Ben de müslümanları onun düğün yemeğine (velime) davet ettim. Yemekte ekmek ve et yoktu. [Peygamber] deri sofraların serilmesini emretti. Sofraların üzerine hurma, keş [kurutulmuş yoğurt] ve tereyağı atıldı [konuldu]. İşte onun düğün yemeği buydu. Müslümanlar: “[Safiyye] müminlerin annelerinden biri mi, yoksa [Nebi'nin] ellerinin altındaki cariyelerden biri mi?” diye konuştular. Ve şöyle dediler: “Eğer onu [perde ile] örterse o müminlerin annelerindendir; şayet örtmezse cariyelerdendir.” [Peygamber] yola çıkacağı zaman onun için bineğinin arkasına bir yer hazırladı [yaygısını serdi] ve onunla insanlar arasına perde çekti.
5160. Hadis
حَدَّثَنِي فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ تَزَوَّجَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَأَتَتْنِي أُمِّي فَأَدْخَلَتْنِي الدَّارَ، فَلَمْ يَرُعْنِي إِلاَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضُحًى.
Bana Ferve bin Ebu'l-Mağrâ tahdis etti, [o] bize Ali bin Müshir tahdis etti, [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem benimle evlendi. Annem bana geldi ve beni eve soktu. Kuşluk vakti Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in [aniden çıkagelmesi] dışında beni şaşırtan/korkutan hiçbir şey olmadı.
5161. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلِ اتَّخَذْتُمْ أَنْمَاطًا ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَأَنَّى لَنَا أَنْمَاطٌ. قَالَ " إِنَّهَا سَتَكُونُ ".
Bize Kuteybe bin Saîd tahdis etti, [o] bize Süfyân tahdis etti, [o] bize Muhammed bin el-Münkedir tahdis etti, [o] Câbir bin Abdullah [radıyallahu anhumâ]'dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Hiç halı [sergi/yaygı] edindiniz mi?” buyurdu. Ben: “Ey Resûlullah! Bizim halımız [enmât] nasıl olsun [nereden bulalım]?” dedim. O: “Onlar yakında olacak” buyurdu.
5162. Hadis
حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَابِقٍ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا زَفَّتِ امْرَأَةً إِلَى رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا عَائِشَةُ مَا كَانَ مَعَكُمْ لَهْوٌ فَإِنَّ الأَنْصَارَ يُعْجِبُهُمُ اللَّهْوُ ".
Bize el-Fadl bin Yakub tahdis etti, [o] bize Muhammed bin Sâbık tahdis etti, [o] bize İsrail tahdis etti, [o] Hişâm bin Urve'den, [o] babasından, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek] şöyle dedi: Bir kadını Ensar'dan bir adamla evlendirip [damat evine] götürdü. Bunun üzerine Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Âişe! Yanınızda hiç eğlence yok muydu? Zira Ensar eğlenceden hoşlanır” buyurdu.
5163. Hadis
وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ عَنْ أَبِي عُثْمَانَ ـ وَاسْمُهُ الْجَعْدُ ـ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ مَرَّ بِنَا فِي مَسْجِدِ بَنِي رِفَاعَةَ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا مَرَّ بِجَنَبَاتِ أُمِّ سُلَيْمٍ دَخَلَ عَلَيْهَا فَسَلَّمَ عَلَيْهَا، ثُمَّ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَرُوسًا بِزَيْنَبَ فَقَالَتْ لِي أُمُّ سُلَيْمٍ لَوْ أَهْدَيْنَا لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَدِيَّةً فَقُلْتُ لَهَا افْعَلِي. فَعَمَدَتْ إِلَى تَمْرٍ وَسَمْنٍ وَأَقِطٍ، فَاتَّخَذَتْ حَيْسَةً فِي بُرْمَةٍ، فَأَرْسَلَتْ بِهَا مَعِي إِلَيْهِ، فَانْطَلَقْتُ بِهَا إِلَيْهِ فَقَالَ لِي " ضَعْهَا ". ثُمَّ أَمَرَنِي فَقَالَ " ادْعُ لِي رِجَالاً ـ سَمَّاهُمْ ـ وَادْعُ لِي مَنْ لَقِيتَ ". قَالَ فَفَعَلْتُ الَّذِي أَمَرَنِي فَرَجَعْتُ فَإِذَا الْبَيْتُ غَاصٌّ بِأَهْلِهِ، فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَضَعَ يَدَيْهِ عَلَى تِلْكَ الْحَيْسَةِ، وَتَكَلَّمَ بِهَا مَا شَاءَ اللَّهُ، ثُمَّ جَعَلَ يَدْعُو عَشَرَةً عَشَرَةً، يَأْكُلُونَ مِنْهُ، وَيَقُولُ لَهُمُ " اذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ، وَلْيَأْكُلْ كُلُّ رَجُلٍ مِمَّا يَلِيهِ ". قَالَ حَتَّى تَصَدَّعُوا كُلُّهُمْ عَنْهَا، فَخَرَجَ مِنْهُمْ مَنْ خَرَجَ، وَبَقِيَ نَفَرٌ يَتَحَدَّثُونَ قَالَ وَجَعَلْتُ أَغْتَمُّ، ثُمَّ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ الْحُجُرَاتِ، وَخَرَجْتُ فِي إِثْرِهِ فَقُلْتُ إِنَّهُمْ قَدْ ذَهَبُوا. فَرَجَعَ فَدَخَلَ الْبَيْتَ، وَأَرْخَى السِّتْرَ، وَإِنِّي لَفِي الْحُجْرَةِ، وَهْوَ يَقُولُ {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلاَّ أَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلاَ مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنْكُمْ وَاللَّهُ لاَ يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ}. قَالَ أَبُو عُثْمَانَ قَالَ أَنَسٌ إِنَّهُ خَدَمَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَشْرَ سِنِينَ.
İbrahim, Ebû Osman'dan -ki onun ismi el-Ca'd'dır- [şöyle dediğini] söyledi: Enes bin Mâlik'ten [şöyle dediğini duydum]: [Enes] Beni Rifâa Mescidi'nde yanımıza uğradı ve ben onun şöyle dediğini işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Ümmü Süleym'in [evinin] taraflarından geçtiği zaman onun yanına girer ve ona selam verirdi. Sonra [Enes] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Zeyneb'le evlendiğinde Ümmü Süleym bana: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir hediye versek nasıl olur?” dedi. Ben de: “Ver [yap]” dedim. Bunun üzerine Ümmü Süleym [biraz] hurma, tereyağı ve keş [kurutulmuş yoğurt] aldı ve taştan oyulmuş bir tencerenin içinde [bunları karıştırarak] ‘Hays’ yemeği yaptı. Sonra onu benimle [Peygamber'e] gönderdi. Ben yemeği götürdüm. [Peygamber] bana: “Onu bırak” buyurdu. Sonra bana emredip: “Bana filanca, filanca adamları çağır -isimlerini söyleyerek- ve kimi görürsen [onları da] çağır” buyurdu. [Enes] dedi ki: Bana emrettiği şeyi yaptım ve geri döndüm. Ev halkıyla [insanlarla] dolmuştu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i ellerini o Hays yemeğinin üzerine koymuş ve Allah'ın dilediği duaları söylerken gördüm. Sonra onar onar [insanları] çağırmaya başladı. Yemekten yiyorlardı. Onlara: “Allah'ın ismini anın [Besmele çekin] ve her kişi kendi önünden yesin” diyordu. [Enes] dedi ki: Nihayet oradaki herkes yemekten yeyip dağıldı. Çıkanlar çıktı, geriye sohbet eden bir grup kaldı. Ben [bu durumdan] sıkılmaya başladım. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem odalara doğru çıktı. Ben de onun peşinden çıktım ve: “Onlar gittiler” dedim. Bunun üzerine geri döndü ve eve girdi. Perdeyi indirdi. Ben odanın [hücrenin] içinde idim. [O sırada] şu ayeti okuyordu: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَدْخُلُوا بُيُوتَ النَّبِيِّ إِلاَّ أَنْ يُؤْذَنَ لَكُمْ إِلَى طَعَامٍ غَيْرَ نَاظِرِينَ إِنَاهُ وَلَكِنْ إِذَا دُعِيتُمْ فَادْخُلُوا فَإِذَا طَعِمْتُمْ فَانْتَشِرُوا وَلاَ مُسْتَأْنِسِينَ لِحَدِيثٍ إِنَّ ذَلِكُمْ كَانَ يُؤْذِي النَّبِيَّ فَيَسْتَحْيِي مِنْكُمْ وَاللَّهُ لاَ يَسْتَحْيِي مِنَ الْحَقِّ } “Ey iman edenler! Yemek için size izin verilmedikçe... Peygamber'in evlerine girmeyin... Yemeğinizi yiyince hemen dağılın, söze dalıp oturmayın. Çünkü bu davranışınız Peygamber'i rahatsız ediyor, fakat o sizden çekiniyordu. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez...” (el-Ahzâb, 53). Ebu Osman dedi ki: Enes, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e on yıl hizmet etmiştir.
5164. Hadis
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّهَا اسْتَعَارَتْ مِنْ أَسْمَاءَ قِلاَدَةً، فَهَلَكَتْ، فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَاسًا مِنْ أَصْحَابِهِ فِي طَلَبِهَا، فَأَدْرَكَتْهُمُ الصَّلاَةُ فَصَلَّوْا بِغَيْرِ وُضُوءٍ، فَلَمَّا أَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم شَكَوْا ذَلِكَ إِلَيْهِ، فَنَزَلَتْ آيَةُ التَّيَمُّمِ. فَقَالَ أُسَيْدُ بْنُ حُضَيْرٍ جَزَاكِ اللَّهُ خَيْرًا، فَوَاللَّهِ مَا نَزَلَ بِكِ أَمْرٌ قَطُّ، إِلاَّ جَعَلَ لَكِ مِنْهُ مَخْرَجًا، وَجُعِلَ لِلْمُسْلِمِينَ فِيهِ بَرَكَةٌ.
Bana Ubeyd bin İsmail tahdis etti, [o] bize Ebû Üsâme tahdis etti, [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek şöyle dedi]: O, Esmâ'dan bir gerdanlık ödünç aldı. Gerdanlık [yolda] kayboldu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu aramaları için ashabından bazı kimseleri gönderdi. Namaz vakti onlara erişti. Onlar da abdestsiz olarak namaz kıldılar. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldiklerinde bu durumu ona şikayet ettiler [söylediler]. Bunun üzerine teyemmüm ayeti indi. Useyd bin Hudayr [Âişe'ye]: “Allah seni hayırla mükafatlandırsın. Vallahi başına [seni üzen] bir iş geldiyse, Allah mutlaka senin için ondan bir çıkış yolu yaratmış ve onda Müslümanlar için bir bereket kılmıştır” dedi.
5165. Hadis
حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَمَا لَوْ أَنَّ أَحَدَهُمْ يَقُولُ حِينَ يَأْتِي أَهْلَهُ بِاسْمِ اللَّهِ، اللَّهُمَّ جَنِّبْنِي الشَّيْطَانَ، وَجَنِّبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا، ثُمَّ قُدِّرَ بَيْنَهُمَا فِي ذَلِكَ، أَوْ قُضِيَ وَلَدٌ، لَمْ يَضُرَّهُ شَيْطَانٌ أَبَدًا ".
Bize Sa'd bin Hafs tahdis etti, [o] bize Şeybân tahdis etti, [o] Mansûr'dan, [o] Sâlim bin Ebu'l-Ca'd'dan, [o] Küreyb'den, [o] İbn Abbas [radıyallahu anhumâ]'dan [naklederek] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şayet onlardan biri, ailesine [eşine] yaklaşacağı zaman: ‘Bismillah! Allahım, şeytanı benden uzaklaştır ve şeytanı bize rızık olarak vereceğin şeyden [çocuktan] de uzaklaştır’ deseydi; sonra aralarında bu ilişkiden dolayı bir çocuk takdir edilir veya hükmedilirse, şeytan ona ebediyyen zarar veremezdi.”