1. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، ح وَحَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تُقْبَلُ صَلاَةٌ بِغَيْرِ طُهُورٍ وَلاَ صَدَقَةٌ مِنْ غُلُولٍ " . قَالَ هَنَّادٌ فِي حَدِيثِهِ " إِلاَّ بِطُهُورٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا الْحَدِيثُ أَصَحُّ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ وَأَحْسَنُ . وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي الْمَلِيحِ عَنْ أَبِيهِ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَنَسٍ . وَأَبُو الْمَلِيحِ بْنُ أُسَامَةَ اسْمُهُ عَامِرٌ وَيُقَالُ زَيْدُ بْنُ أُسَامَةَ بْنِ عُمَيْرٍ الْهُذَلِيُّ .
Bize Kutaybe b. Saîd anlattı; bize Ebû Avâne, Simâk b. Harb’den [naklederek] anlattı. (H) Bize Hannâd anlattı; bize Vekî’ anlattı; İsrâîl’den; Simâk’tan; Mus’ab b. Sa’d’dan; İbn Ömer’den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den; buyurdu ki: “Temizlik olmadan hiçbir namaz kabul edilmez; haram (hıyanetle elde edilmiş) maldan verilen hiçbir sadaka da [kabul edilmez].” Hannâd rivayetinde “[ancak] temizlik ile” demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis, bu babda (konuda) [gelen] en sahih ve en güzel şeydir (rivayettir). Bu babda Ebü’l-Melîh’ten –babasından [naklederek]–, Ebû Hüreyre’den ve Enes’ten de [rivayet gelmiştir]. Ebü’l-Melîh b. Üsâme’nin adı Âmir’dir; Zeyd b. Üsâme b. Umeyr el-Hüzelî de denilir.
2. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى الْقَزَّازُ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا تَوَضَّأَ الْعَبْدُ الْمُسْلِمُ أَوِ الْمُؤْمِنُ فَغَسَلَ وَجْهَهُ خَرَجَتْ مِنْ وَجْهِهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ نَظَرَ إِلَيْهَا بِعَيْنَيْهِ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ أَوْ نَحْوِ هَذَا وَإِذَا غَسَلَ يَدَيْهِ خَرَجَتْ مِنْ يَدَيْهِ كُلُّ خَطِيئَةٍ بَطَشَتْهَا يَدَاهُ مَعَ الْمَاءِ أَوْ مَعَ آخِرِ قَطْرِ الْمَاءِ حَتَّى يَخْرُجَ نَقِيًّا مِنَ الذُّنُوبِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ وَهُوَ حَدِيثُ مَالِكٍ عَنْ سُهَيْلٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ . وَأَبُو صَالِحٍ وَالِدُ سُهَيْلٍ هُوَ أَبُو صَالِحٍ السَّمَّانُ وَاسْمُهُ ذَكْوَانُ . وَأَبُو هُرَيْرَةَ اخْتُلِفَ فِي اسْمِهِ فَقَالُوا عَبْدُ شَمْسٍ وَقَالُوا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو وَهَكَذَا قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ وَهُوَ الأَصَحُّ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ وَثَوْبَانَ وَالصُّنَابِحِيِّ وَعَمْرِو بْنِ عَبَسَةَ وَسَلْمَانَ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو . وَالصُّنَابِحِيُّ الَّذِي رَوَى عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ لَيْسَ لَهُ سَمَاعٌ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاسْمُهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُسَيْلَةَ وَيُكْنَى أَبَا عَبْدِ اللَّهِ رَحَلَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ فِي الطَّرِيقِ وَقَدْ رَوَى عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَحَادِيثَ . وَالصُّنَابِحُ بْنُ الأَعْسَرِ الأَحْمَسِيُّ صَاحِبُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُقَالُ لَهُ الصُّنَابِحِيُّ أَيْضًا وَإِنَّمَا حَدِيثُهُ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنِّي مُكَاثِرٌ بِكُمُ الأُمَمَ فَلاَ تَقْتَتِلُنَّ بَعْدِي " .
Bize İshâk b. Mûsâ el-Ensârî anlattı; bize Ma’n b. Îsâ el-Kazzâz anlattı; bize Mâlik b. Enes anlattı. (H) Bize Kutaybe anlattı; Mâlik’ten; Süheyl b. Ebû Sâlih’ten; babasından; Ebû Hüreyre’den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Müslüman veya mümin bir kul abdest alıp yüzünü yıkadığında, gözleriyle baktığı her günah, su ile veya suyun son damlası ile –ya da buna benzer bir ifadeyle– yüzünden çıkar. Ellerini yıkadığında, elleriyle tuttuğu (kazandığı) her günah su ile veya suyun son damlası ile ellerinden çıkar. Nihayet günahlardan arınmış tertemiz bir halde çıkar.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir; Mâlik’in Süheyl’den, onun babasından, onun da Ebû Hüreyre’den naklettiği hadistir. Süheyl’in babası olan Ebû Sâlih, Ebû Sâlih es-Semmân’dır, adı da Zekvân’dır. Ebû Hüreyre’nin ismi hakkında ihtilaf edildi; (bazıları) Abdüşems dediler, (bazıları da) Abdullah b. Amr dediler; Muhammed b. İsmâîl de böyle dedi ve en sahih olanı budur. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Osmân b. Affân’dan, Sevbân’dan, Sunâbihî’den, Amr b. Abese’den, Selmân’dan ve Abdullah b. Amr’dan da [rivayet] vardır. Ebû Bekir es-Sıddîk’tan rivayet eden Sunâbihî’nin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den işitmesi yoktur; adı Abdurrahman b. Useyle’dir, Ebû Abdullah diye künyelenir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına gitmek üzere yola çıkmış, ancak o yoldayken Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem vefat etmiştir; [bununla birlikte] Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den (mürsel olarak) hadisler rivayet etmiştir. Ashâbtan olan Sunâbih b. el-A’ser el-Ahmesî’ye de Sunâbihî denilir; onun hadisi ise [şöyledir]: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: ‘Şüphesiz ben, sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı iftihar edeceğim; benden sonra birbirinizi öldürmeyin.’”
3. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَهَنَّادٌ، وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنْ مُحَمَّدِ ابْنِ الْحَنَفِيَّةِ، عَنْ عَلِيٍّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مِفْتَاحُ الصَّلاَةِ الطُّهُورُ وَتَحْرِيمُهَا التَّكْبِيرُ وَتَحْلِيلُهَا التَّسْلِيمُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا الْحَدِيثُ أَصَحُّ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ وَأَحْسَنُ . وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ هُوَ صَدُوقٌ وَقَدْ تَكَلَّمَ فِيهِ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَسَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ يَقُولُ كَانَ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ وَالْحُمَيْدِيُّ يَحْتَجُّونَ بِحَدِيثِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ . قَالَ مُحَمَّدٌ وَهُوَ مُقَارِبُ الْحَدِيثِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ وَأَبِي سَعِيدٍ .
Bize Kutaybe, Hannâd ve Mahmûd b. Gaylân anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; Süfyân’dan. (H) Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; bize Süfyân anlattı; Abdullah b. Muhammed b. Akîl’den; Muhammed b. Hanefiyye’den; Ali’den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den; buyurdu ki: “Namazın anahtarı temizliktir; (namazda dünya kelamını) haram kılan tekbirdir; (namazdan) helal kılan (çıkaran) ise selamdır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis, bu babda [gelen] en sahih ve en güzel şeydir. Abdullah b. Muhammed b. Akîl sadûktur (güvenilirdir); ancak bazı ilim ehli, hıfzı (ezber gücü) yönünden onu tenkit etmişlerdir. Ebû Îsâ dedi ki: Muhammed b. İsmâîl’in şöyle dediğini işittim: “Ahmed b. Hanbel, İshâk b. İbrâhîm ve el-Humeydî, Abdullah b. Muhammed b. Akîl’in hadisini delil olarak kullanırlardı.” Muhammed dedi ki: “Onun hadisi [hasen seviyesine] yakındır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Câbir’den ve Ebû Saîd’den de [rivayet] vardır.
4. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ زَنْجَوَيْهِ الْبَغْدَادِيُّ وَغَيْرُ وَاحِدٍ قَالَ حَدَّثَنَا الْحُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ قَرْمٍ، عَنْ أَبِي يَحْيَى الْقَتَّاتِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنهما قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مِفْتَاحُ الْجَنَّةِ الصَّلاَةُ وَمِفْتَاحُ الصَّلاَةِ الْوُضُوءُ " .
Bize Ebû Bekir Muhammed b. Zenceveyh el-Bağdâdî ve birden fazla kişi anlattı; dediler ki: Bize Hüseyin b. Muhammed anlattı; bize Süleyman b. Karm anlattı; Ebû Yahyâ el-Kattât’tan; Mücâhid’den; Câbir b. Abdullah radıyallahu anhumâ’dan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Cennetin anahtarı namazdır; namazın anahtarı ise abdesttir.”
5. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَهَنَّادٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا دَخَلَ الْخَلاَءَ قَالَ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ قَالَ شُعْبَةُ وَقَدْ قَالَ مَرَّةً أُخْرَى أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخُبْثِ وَالْخَبِيثِ أَوِ الْخُبُثِ وَالْخَبَائِثِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَزَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ وَجَابِرٍ وَابْنِ مَسْعُودٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَنَسٍ أَصَحُّ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ وَأَحْسَنُ . وَحَدِيثُ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ فِي إِسْنَادِهِ اضْطِرَابٌ رَوَى هِشَامٌ الدَّسْتَوَائِيُّ وَسَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ عَنْ قَتَادَةَ فَقَالَ سَعِيدٌ عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ عَوْفٍ الشَّيْبَانِيِّ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ . وَقَالَ هِشَامٌ الدَّسْتَوَائِيُّ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ . وَرَوَاهُ شُعْبَةُ وَمَعْمَرٌ عَنْ قَتَادَةَ عَنِ النَّضْرِ بْنِ أَنَسٍ فَقَالَ شُعْبَةُ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ . وَقَالَ مَعْمَرٌ عَنِ النَّضْرِ بْنِ أَنَسٍ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ أَبُو عِيسَى سَأَلْتُ مُحَمَّدًا عَنْ هَذَا فَقَالَ يُحْتَمَلُ أَنْ يَكُونَ قَتَادَةُ رَوَى عَنْهُمَا جَمِيعًا .
Bize Kutaybe ve Hannâd anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; Şu’be’den; Abdülazîz b. Suheyb’den; Enes b. Mâlik’ten; dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem helaya girdiğinde şöyle derdi: “Allah’ım! Şüphesiz ben sana sığınırım.” Şu’be dedi ki: “(Ravi) bir başka seferinde de ‘pislikten ve pislik sahiplerinden (veya erkek ve dişi şeytanlardan) sana sığınırım’ [dediğini rivayet etmiştir].” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ali’den, Zeyd b. Erkam’dan, Câbir’den ve İbn Mes’ûd’dan da [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Enes’in hadisi, bu babda [gelen] en sahih ve en güzel şeydir. Zeyd b. Erkam’ın hadisinin isnadında ıztırap (karışıklık) vardır; Hişâm ed-Destevâî ve Saîd b. Ebû Arûbe, Katâde’den rivayet etmişlerdir. Saîd, Kâsım b. Avf eş-Şeybânî’den, o da Zeyd b. Erkam’dan [naklederek] söylemiştir. Hişâm ed-Destevâî ise Katâde’den, o da Zeyd b. Erkam’dan [naklederek] söylemiştir. Şu’be ve Ma’mer de Katâde’den, o da Nadr b. Enes’ten [naklederek] rivayet etmişlerdir; Şu’be, Zeyd b. Erkam’dan [naklederek] söylemiştir. Ma’mer ise Nadr b. Enes’ten, o da babasından, o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek] söylemiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Muhammed’e (Buhârî’ye) bunu sordum; dedi ki: Katâde’nin her ikisinden de (ayrı ayrı) rivayet etmiş olması muhtemeldir.
6. Hadis
أَخْبَرَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الضَّبِّيُّ الْبَصْرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا دَخَلَ الْخَلاَءَ قَالَ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخُبْثِ وَالْخَبَائِثِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Ahmed b. Abde ed-Dabbî el-Basrî haber verdi; bize Hammâd b. Zeyd anlattı; Abdülazîz b. Suheyb’den; Enes b. Mâlik’ten; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem helaya girdiği zaman şöyle buyururdu: “Allah’ım! Şüphesiz ben, pislikten ve pislik sahiplerinden (veya erkek ve dişi şeytanlardan) sana sığınırım.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
7. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ إِسْرَائِيلَ بْنِ يُونُسَ، عَنْ يُوسُفَ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا خَرَجَ مِنَ الْخَلاَءِ قَالَ " غُفْرَانَكَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ إِسْرَائِيلَ عَنْ يُوسُفَ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ . وَأَبُو بُرْدَةَ بْنُ أَبِي مُوسَى اسْمُهُ عَامِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ الأَشْعَرِيُّ . وَلاَ نَعْرِفُ فِي هَذَا الْبَابِ إِلاَّ حَدِيثَ عَائِشَةَ رضى الله عنها عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Muhammed b. İsmâîl anlattı; bize Mâlik b. İsmâîl anlattı; İsrâîl b. Yûnus’tan; Yûsuf b. Ebû Bürde’den; babasından; Âişe radıyallahu anhâ’dan; dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem heladan çıktığında şöyle derdi: “Gufrâneke (Affını dilerim).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir; onu sadece İsrâîl’in Yûsuf b. Ebû Bürde’den [naklettiği] hadisinden biliyoruz. Ebû Bürde b. Ebû Mûsâ’nın adı Âmir b. Abdullah b. Kays el-Eş’arî’dir. Bu babda Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [rivayet edilen] Âişe radıyallahu anhâ’nın hadisinden başka [bir hadis] bilmiyoruz.
8. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمَخْزُومِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا أَتَيْتُمُ الْغَائِطَ فَلاَ تَسْتَقْبِلُوا الْقِبْلَةَ بِغَائِطٍ وَلاَ بَوْلٍ وَلاَ تَسْتَدْبِرُوهَا وَلَكِنْ شَرِّقُوا أَوْ غَرِّبُوا " . فَقَالَ أَبُو أَيُّوبَ فَقَدِمْنَا الشَّأْمَ فَوَجَدْنَا مَرَاحِيضَ قَدْ بُنِيَتْ مُسْتَقْبَلَ الْقِبْلَةِ فَنَنْحَرِفُ عَنْهَا وَنَسْتَغْفِرُ اللَّهَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ جَزْءٍ الزُّبَيْدِيِّ وَمَعْقِلِ بْنِ أَبِي الْهَيْثَمِ وَيُقَالُ مَعْقِلُ بْنُ أَبِي مَعْقِلٍ وَأَبِي أُمَامَةَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَسَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي أَيُّوبَ أَحْسَنُ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ وَأَصَحُّ . وَأَبُو أَيُّوبَ اسْمُهُ خَالِدُ بْنُ زَيْدٍ . وَالزُّهْرِيُّ اسْمُهُ مُحَمَّدُ بْنُ مُسْلِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ شِهَابٍ الزُّهْرِيُّ وَكُنْيَتُهُ أَبُو بَكْرٍ . قَالَ أَبُو الْوَلِيدِ الْمَكِّيُّ قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ مُحَمَّدُ بْنُ إِدْرِيسَ الشَّافِعِيُّ إِنَّمَا مَعْنَى قَوْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَسْتَقْبِلُوا الْقِبْلَةَ بِغَائِطٍ وَلاَ بِبَوْلٍ وَلاَ تَسْتَدْبِرُوهَا " . إِنَّمَا هَذَا فِي الْفَيَافِي وَأَمَّا فِي الْكُنُفِ الْمَبْنِيَّةِ لَهُ رُخْصَةٌ فِي أَنْ يَسْتَقْبِلَهَا . وَهَكَذَا قَالَ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ . وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ رَحِمَهُ اللَّهُ إِنَّمَا الرُّخْصَةُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي اسْتِدْبَارِ الْقِبْلَةِ بِغَائِطٍ أَوْ بَوْلٍ وَأَمَّا اسْتِقْبَالُ الْقِبْلَةِ فَلاَ يَسْتَقْبِلُهَا . كَأَنَّهُ لَمْ يَرَ فِي الصَّحْرَاءِ وَلاَ فِي الْكُنُفِ أَنْ يَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ .
Bize Saîd b. Abdurrahman el-Mahzûmî anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Zührî’den; Atâ b. Yezîd el-Leysî’den; Ebû Eyyûb el-Ensârî’den; buyurdu ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Helaya geldiğinizde abdest bozarken veya idrar yaparken kıbleye önünüzü dönmeyin, ona arkanızı da dönmeyin; lakin doğuya veya batıya dönün.” Ebû Eyyûb dedi ki: “Şam’a geldiğimizde kıble yönüne doğru inşa edilmiş tuvaletler bulduk; (mümkün mertebe) onlardan başka tarafa dönüyor ve Allah’tan mağfiret diliyorduk.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Abdullah b. el-Hâris b. Cez’ ez-Zübeydî’den, Ma’kıl b. Ebü’l-Heysem’den (ona Ma’kıl b. Ebû Ma’kıl de denir), Ebû Ümâme’den, Ebû Hüreyre’den ve Sehl b. Huneyf’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Eyyûb’un hadisi, bu babda [gelen] en güzel ve en sahih şeydir. Ebû Eyyûb’un adı Hâlid b. Zeyd’dir. Zührî’nin adı Muhammed b. Müslim b. Ubeydullah b. Şihâb ez-Zührî’dir, künyesi ise Ebû Bekir’dir. Ebü’l-Velîd el-Mekkî dedi ki: Ebû Abdullah Muhammed b. İdrîs eş-Şâfiî dedi ki: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘Abdest bozarken veya idrar yaparken kıbleye önünüzü dönmeyin, ona arkanızı da dönmeyin’ sözünün manası, ancak açık arazilerdedir; bina edilmiş helalar için ise kıbleye önünü dönme hususunda ruhsat (izin) vardır.” İshâk b. İbrâhîm de böyle demiştir. Ahmed b. Hanbel –Allah ona rahmet etsin– ise şöyle demiştir: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den gelen ruhsat, ancak tuvalet ihtiyacı duyarken kıbleye arkayı dönme hususundadır; kıbleye önünü dönmek ise [hiçbir durumda] olmamalıdır.” Sanki o, ne açık arazide ne de bina içindeki tuvaletlerde kıbleye önünü dönmeyi [uygun] görmemiştir.
9. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ أَبَانَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ بِبَوْلٍ فَرَأَيْتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْبَضَ بِعَامٍ يَسْتَقْبِلُهَا . وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ وَعَائِشَةَ وَعَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ جَابِرٍ فِي هَذَا الْبَابِ حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .
Bize Muhammed b. Beşşâr ve Muhammed b. el-Müsennâ anlattılar; dediler ki: Bize Vehb b. Cerîr anlattı; bize babam anlattı; Muhammed b. İshâk’tan; Ebân b. Sâlih’ten; Mücâhid’den; Câbir b. Abdullah’tan; dedi ki: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem idrar bozarken kıbleye dönmemizi yasaklamıştı. Ancak vefat etmeden bir yıl önce onu kıbleye dönmüş (karşı karşıya gelmiş) vaziyette [bu ihtiyacını giderirken] gördüm.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ebû Katâde’den, Âişe’den ve Ammâr b. Yâsir’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Câbir’in bu babdaki hadisi hasen gariptir.
10. Hadis
وَقَدْ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، أَنَّهُ رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَبُولُ مُسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةِ . حَدَّثَنَا بِذَلِكَ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ . وَحَدِيثُ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ لَهِيعَةَ . وَابْنُ لَهِيعَةَ ضَعِيفٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ ضَعَّفَهُ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ وَغَيْرُهُ مِنْ قِبَلِ حِفْظِهِ .
Bu hadisi İbn Lehîa; Ebü’z-Zübeyr’den, o Câbir’den, o da Ebû Katâde’den [şöyle nakletmiştir]: “[Ebû Katâde], Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i kıbleye dönerek idrarını yaparken gördü.” Bunu bize Kutaybe, İbn Lehîa’dan [naklederek] anlattı. (Ebû Îsâ dedi ki:) Câbir’in Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [direkt naklettiği önceki] hadis, İbn Lehîa’nın hadisinden daha sahihtir. İbn Lehîa ise hadis ehli katında zayıftır; Yahya b. Saîd el-Kattân ve başkaları hıfzı (ezberi) yönünden onu zayıf saymışlardır.
11. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنْ عَمِّهِ، وَاسِعِ بْنِ حَبَّانَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ رَقِيتُ يَوْمًا عَلَى بَيْتِ حَفْصَةَ فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَلَى حَاجَتِهِ مُسْتَقْبِلَ الشَّأْمِ مُسْتَدْبِرَ الْكَعْبَةِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Hannâd anlattı; bize Abde b. Süleyman anlattı; Ubeydullah b. Ömer’den; Muhammed b. Yahya b. Hibbân’dan; amcası Vâsi’ b. Hibbân’dan; İbn Ömer’den; dedi ki: “Bir gün Hafsa’nın evinin damına çıkmıştım. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i tuvalet ihtiyacını giderirken Şam’a önünü, Kâbe’ye ise arkasını dönmüş vaziyette gördüm.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
12. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا شَرِيكٌ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مَنْ حَدَّثَكُمْ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَبُولُ قَائِمًا فَلاَ تُصَدِّقُوهُ مَا كَانَ يَبُولُ إِلاَّ قَاعِدًا . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَبُرَيْدَةَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ حَسَنَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَائِشَةَ أَحْسَنُ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ وَأَصَحُّ . وَحَدِيثُ عُمَرَ إِنَّمَا رُوِيَ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الْكَرِيمِ بْنِ أَبِي الْمُخَارِقِ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنْ عُمَرَ قَالَ رَآنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا أَبُولُ قَائِمًا فَقَالَ " يَا عُمَرُ لاَ تَبُلْ قَائِمًا " . فَمَا بُلْتُ قَائِمًا بَعْدُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَإِنَّمَا رَفَعَ هَذَا الْحَدِيثَ عَبْدُ الْكَرِيمِ بْنُ أَبِي الْمُخَارِقِ وَهُوَ ضَعِيفٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ ضَعَّفَهُ أَيُّوبُ السَّخْتِيَانِيُّ وَتَكَلَّمَ فِيهِ . وَرَوَى عُبَيْدُ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ قَالَ عُمَرُ رضى الله عنه مَا بُلْتُ قَائِمًا مُنْذُ أَسْلَمْتُ . وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ عَبْدِ الْكَرِيمِ وَحَدِيثُ بُرَيْدَةَ فِي هَذَا غَيْرُ مَحْفُوظٍ . وَمَعْنَى النَّهْىِ عَنِ الْبَوْلِ قَائِمًا عَلَى التَّأْدِيبِ لاَ عَلَى التَّحْرِيمِ . وَقَدْ رُوِيَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ قَالَ إِنَّ مِنَ الْجَفَاءِ أَنْ تَبُولَ وَأَنْتَ قَائِمٌ .
Bize Ali b. Hucr anlattı; bize Şerîk haber verdi; Mikdâm b. Şüreyh’den; babasından; Âişe radıyallahu anhâ’dan; dedi ki: “Size Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ayakta idrar yaptığını kim söylerse ona inanmayın; o ancak oturarak idrar yapardı.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ömer’den, Büreyde’den ve Abdurrahman b. Hasene’den de [rivayet] vardır. Âişe’den [nakledilen] hadis, bu babda [gelen] en güzel ve en sahih şeydir. Ömer’in hadisi ancak Abdülkerîm b. Ebü’l-Muhâric’in Nâfi’den, onun İbn Ömer’den, onun da Ömer’den rivayetiyle [şöyle] nakledilmiştir: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem beni ayakta idrar yaparken gördü ve ‘Ey Ömer! Ayakta idrar yapma’ buyurdu. Ondan sonra bir daha ayakta idrar yapmadım.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisi ancak Abdülkerîm b. Ebü’l-Muhâric merfû olarak (Nebî’ye dayandırarak) rivayet etmiştir; o ise hadis ehli katında zayıftır, Eyyûb es-Sahtiyânî onu zayıf saymış ve hakkında konuşmuştur (eleştirmiştir). Ubeydullah’ın Nâfi’den, onun da İbn Ömer’den rivayet ettiğine göre Ömer radıyallahu anh şöyle demiştir: “Müslüman olduğumdan beri ayakta idrar yapmadım.” Bu (mevkuf) rivayet, Abdülkerîm’in hadisinden daha sahihtir; [ayrıca] Büreyde’nin bu konudaki hadisi de mahfuz (korunmuş/sahih) değildir. Ayakta idrar yapmanın nehyedilmesinin (yasaklanmasının) manası haramlık değil, edep (terbiye) içindir. Abdullah b. Mes’ûd’dan “Ayakta idrar yapman kabalıktandır (nezaketsizliktendir)” dediği rivayet edilmiştir.
13. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَتَى سُبَاطَةَ قَوْمٍ فَبَالَ عَلَيْهَا قَائِمًا فَأَتَيْتُهُ بِوَضُوءٍ فَذَهَبْتُ لأَتَأَخَّرَ عَنْهُ فَدَعَانِي حَتَّى كُنْتُ عِنْدَ عَقِبَيْهِ فَتَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَسَمِعْتُ الْجَارُودَ يَقُولُ سَمِعْتُ وَكِيعًا يُحَدِّثُ بِهَذَا الْحَدِيثِ عَنِ الأَعْمَشِ . ثُمَّ قَالَ وَكِيعٌ هَذَا أَصَحُّ حَدِيثٍ رُوِيَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْحِ . وَسَمِعْتُ أَبَا عَمَّارٍ الْحُسَيْنَ بْنَ حُرَيْثٍ يَقُولُ سَمِعْتُ وَكِيعًا فَذَكَرَ نَحْوَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَكَذَا رَوَى مَنْصُورٌ وَعُبَيْدَةُ الضَّبِّيُّ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنْ حُذَيْفَةَ مِثْلَ رِوَايَةِ الأَعْمَشِ . وَرَوَى حَمَّادُ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ وَعَاصِمُ بْنُ بَهْدَلَةَ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَحَدِيثُ أَبِي وَائِلٍ عَنْ حُذَيْفَةَ أَصَحُّ . وَقَدْ رَخَّصَ قَوْمٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي الْبَوْلِ قَائِمًا . قَالَ أَبُو عِيسَى وَعَبِيدَةُ بْنُ عَمْرٍو السَّلْمَانِيُّ رَوَى عَنْهُ إِبْرَاهِيمُ النَّخَعِيُّ . وَعَبِيدَةُ مِنْ كِبَارِ التَّابِعِينَ يُرْوَى عَنْ عَبِيدَةَ أَنَّهُ قَالَ أَسْلَمْتُ قَبْلَ وَفَاةِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِسَنَتَيْنِ . وَعُبَيْدَةُ الضَّبِّيُّ صَاحِبُ إِبْرَاهِيمَ هُوَ عُبَيْدَةُ بْنُ مُعَتِّبٍ الضَّبِّيُّ وَيُكْنَى أَبَا عَبْدِ الْكَرِيمِ .
Bize Hannâd anlattı; bize Vekî’ anlattı; el-A’meş’den; Ebû Vâil’den; Huzeyfe’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem bir kavmin çöplüğüne (atık dökülen yerine) geldi ve orada ayakta idrar yaptı. Ona abdest suyu getirdim ve [müsait olması için] ondan uzaklaşmak istedim; ancak beni çağırdı, hatta topuklarının yanına kadar geldim. [Daha sonra] abdest aldı ve mestleri üzerine meshetti. Ebû Îsâ dedi ki: Cârûd’un şöyle dediğini işittim: Vekî’in bu hadisi el-A’meş’den rivayet ettiğini işittim. Sonra Vekî’ dedi ki: “Bu, mesh hakkında Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet edilen en sahih hadistir.” Ebû Ammâr el-Hüseyn b. Hureys’in de Vekî’den buna benzer bir şey zikrettiğini işittim. Ebû Îsâ dedi ki: Mansûr ve Ubeyde ed-Dabbî de Ebû Vâil’den, o Huzeyfe’den [naklederek] tıpkı el-A’meş’in rivayeti gibi rivayet etmişlerdir. Hammâd b. Ebû Süleyman ve Âsım b. Behdeler ise Ebû Vâil’den, o el-Mugîre b. Şu’be’den, o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek] rivayet etmişlerse de Ebû Vâil’in Huzeyfe’den [naklettiği] hadis daha sahihtir. İlim ehlinden bir grup ayakta idrar yapmaya ruhsat (izin) vermişlerdir. Ebû Îsâ dedi ki: İbrahim en-Nehaî’nin kendisinden rivayet ettiği Ubeyde b. Amr es-Selmânî, büyük tâbiîndendir; onun “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in vefatından iki yıl önce Müslüman oldum” dediği rivayet edilir. İbrahim’in arkadaşı Ubeyde ed-Dabbî ise Ubeyde b. Muattib ed-Dabbî’dir, Ebû Abdülkerîm diye künyelenir.
14. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ حَرْبٍ الْمُلاَئِيُّ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَرَادَ الْحَاجَةَ لَمْ يَرْفَعْ ثَوْبَهُ حَتَّى يَدْنُوَ مِنَ الأَرْضِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَكَذَا رَوَى مُحَمَّدُ بْنُ رَبِيعَةَ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ أَنَسٍ هَذَا الْحَدِيثَ . وَرَوَى وَكِيعٌ وَأَبُو يَحْيَى الْحِمَّانِيُّ عَنِ الأَعْمَشِ قَالَ قَالَ ابْنُ عُمَرَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَرَادَ الْحَاجَةَ لَمْ يَرْفَعْ ثَوْبَهُ حَتَّى يَدْنُوَ مِنَ الأَرْضِ . وَكِلاَ الْحَدِيثَيْنِ مُرْسَلٌ . وَيُقَالُ لَمْ يَسْمَعِ الأَعْمَشُ مِنْ أَنَسٍ وَلاَ مِنْ أَحَدٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ نَظَرَ إِلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ رَأَيْتُهُ يُصَلِّي . فَذَكَرَ عَنْهُ حِكَايَةً فِي الصَّلاَةِ . وَالأَعْمَشُ اسْمُهُ سُلَيْمَانُ بْنُ مِهْرَانَ أَبُو مُحَمَّدٍ الْكَاهِلِيُّ وَهُوَ مَوْلًى لَهُمْ . قَالَ الأَعْمَشُ كَانَ أَبِي حَمِيلاً فَوَرَّثَهُ مَسْرُوقٌ .
Bize Kutaybe b. Saîd anlattı; bize Abdüsselâm b. Harb el-Mülâî anlattı; el-A’meş’den; Enes’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ihtiyacını gidermek istediği zaman yere iyice yaklaşıncaya kadar elbisesini kaldırmazdı. Ebû Îsâ dedi ki: Muhammed b. Rebîa da el-A’meş’den, o Enes’den bu hadisi böylece rivayet etmiştir. Vekî’ ve Ebû Yahyâ el-Himmânî ise el-A’meş’den rivayet ederek “İbn Ömer dedi ki...” demişlerdir. Her iki hadis ve mürseldir. el-A’meş’in Enes’ten veya Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından herhangi birinden [bizzat] işitmediği söylenir; [ancak] Enes b. Mâlik’i namaz kılarken gördüğünü söylemiş ve onun namazı hakkındaki bir hikayeyi zikretmiştir. el-A’meş’in adı Süleyman b. Mihrân Ebû Muhammed el-Kâhilî’dir ve onların mevlâsıdır (azatlısıdır). el-A’meş dedi ki: “Babam bir rehine (veya esir) idi; Mesrûk onu mirasçı yaptı (hürriyetine kavuşturdu).”
15. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى أَنْ يَمَسَّ الرَّجُلُ ذَكَرَهُ بِيَمِينِهِ . وَفِي هَذَا الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَسَلْمَانَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَسَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَأَبُو قَتَادَةَ الأَنْصَارِيُّ اسْمُهُ الْحَارِثُ بْنُ رِبْعِيٍّ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ عَامَّةِ أَهْلِ الْعِلْمِ كَرِهُوا الاِسْتِنْجَاءَ بِالْيَمِينِ .
Bize Muhammed b. Ebû Ömer el-Mekkî anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Ma’mer’den; Yahyâ b. Ebû Kesîr’den; Abdullah b. Ebû Katâde’den; babasından [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, kişinin sağ eliyle zekerine (cinsel organına) dokunmasını yasakladı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Âişe’den, Selmân’dan, Ebû Hüreyre’den ve Sehl b. Huneyf’den de [rivayet] vardır. Bu hadis hasen sahihtir. Ebû Katâde el-Ensârî’nin adı el-Hâris b. Rib’î’dir. Genel olarak ilim ehlinin ameli bu [hadis] üzeredir; sağ el ile istinca yapmayı mekruh görmüşlerdir.
16. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، قَالَ قِيلَ لِسَلْمَانَ قَدْ عَلَّمَكُمْ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم كُلَّ شَيْءٍ حَتَّى الْخِرَاءَةَ فَقَالَ سَلْمَانُ أَجَلْ نَهَانَا أَنْ نَسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةَ بِغَائِطٍ أَوْ بَوْلٍ وَأَنْ نَسْتَنْجِيَ بِالْيَمِينِ أَوْ أَنْ يَسْتَنْجِيَ أَحَدُنَا بِأَقَلَّ مِنْ ثَلاَثَةِ أَحْجَارٍ أَوْ أَنْ نَسْتَنْجِيَ بِرَجِيعٍ أَوْ بِعَظْمٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَخُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ وَجَابِرٍ وَخَلاَّدِ بْنِ السَّائِبِ عَنْ أَبِيهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ سَلْمَانَ فِي هَذَا الْبَابِ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهُوَ قَوْلُ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ بَعْدَهُمْ رَأَوْا أَنَّ الاِسْتِنْجَاءَ بِالْحِجَارَةِ يُجْزِئُ وَإِنْ لَمْ يَسْتَنْجِ بِالْمَاءِ إِذَا أَنْقَى أَثَرَ الْغَائِطِ وَالْبَوْلِ وَبِهِ يَقُولُ الثَّوْرِيُّ وَابْنُ الْمُبَارَكِ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ .
Bize Hannâd anlattı; bize Ebû Muâviye anlattı; el-A’meş’den; İbrâhîm’den; Abdurrahman b. Yezîd’den [naklederek şöye dedi]: Selmân’a “Nebîniz sallallâhu aleyhi ve sellem size dışkılama adabına kadar her şeyi öğretti” denildi. Selmân dedi ki: “Evet; abdest bozarken veya idrar yaparken kıbleye dönmemizi, sağ el ile istinca yapmamızı, [istinca yapacak olan] birimizin üç taştan azıyla istinca yapmasını veya tezek (hayvan dışkısı) yahut kemik ile istinca yapmasını yasakladı.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Âişe’den, Huzeyme b. Sâbit’ten, Câbir’den ve Hallâd b. es-Sâib’in babasından [gelen nakiller] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Selmân’ın bu babdaki hadisi hasen sahihtir. Bu, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve onlardan sonrakilerden çoğu ilim ehlinin görüşüdür; dışkı ve idrar izini temizlediği takdirde, su ile istinca yapılmasa bile taşla yapılanın yeterli olacağını görmüşlerdir. Sevrî, İbnü’l-Mübârek, Şâfiî, Ahmed ve İshâk’ın kavli (görüşü) de budur.
17. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، وَقُتَيْبَةُ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ خَرَجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِحَاجَتِهِ فَقَالَ " الْتَمِسْ لِي ثَلاَثَةَ أَحْجَارٍ " . قَالَ فَأَتَيْتُهُ بِحَجَرَيْنِ وَرَوْثَةٍ فَأَخَذَ الْحَجَرَيْنِ وَأَلْقَى الرَّوْثَةَ وَقَالَ " إِنَّهَا رِكْسٌ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَكَذَا رَوَى قَيْسُ بْنُ الرَّبِيعِ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ نَحْوَ حَدِيثِ إِسْرَائِيلَ . وَرَوَى مَعْمَرٌ وَعَمَّارُ بْنُ رُزَيْقٍ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ عَلْقَمَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ . وَرَوَى زُهَيْرٌ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَسْوَدِ عَنْ أَبِيهِ الأَسْوَدِ بْنِ يَزِيدَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ . وَرَوَى زَكَرِيَّا بْنُ أَبِي زَائِدَةَ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ يَزِيدَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ . وَهَذَا حَدِيثٌ فِيهِ اضْطِرَابٌ . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ الْعَبْدِيُّ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ قَالَ سَأَلْتُ أَبَا عُبَيْدَةَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ هَلْ تَذْكُرُ مِنْ عَبْدِ اللَّهِ شَيْئًا قَالَ لاَ .
Bize Hannâd ve Kutaybe anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; İsrâîl’den; Ebû İshâk’tan; Ebû Ubeyde’den; Abdullah’tan [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem tuvalet ihtiyacı için çıktı ve “Benim için üç taş ara (bul)” buyurdu. Ona iki taş ve bir tezek (kurumuş hayvan dışkısı) getirdim; o ise iki taşı aldı, tezeği attı ve “O pistir (necistir)” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Kays b. er-Rebi’ de bu hadisi Ebû İshâk’tan, o Ebû Ubeyde’den, o da Abdullah’tan [naklederek] tıpkı İsrâîl’in hadisi gibi rivayet etmiştir. Ma’mer ve Ammâr b. Ruzeyk ise Ebû İshâk’tan, o Alkame’den, o da Abdullah’tan [naklederek] rivayet etmişlerdir. Zübeyr; Ebû İshâk’tan, o Abdurrahman b. el-Esved’den, o babası Esved b. Yezîd’den, o da Abdullah’tan [naklederek] rivayet etmiştir. Zekeriyyâ b. Ebû Zâide; Ebû İshâk’tan, o Abdurrahman b. Yezîd’den, o Esved b. Yezîd’den, o da Abdullah’tan [naklederek] rivayet etmiştir; bu, içinde ıztırap (karışıklık) bulunan bir hadistir. Bize Muhammed b. Beşşâr el-Abdî anlattı; bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; bize Şu’be anlattı; Amr b. Mürre’den [naklederek şöye dedi]: Ebû Ubeyde b. Abdullah’a “Abdullah’tan (babandan) bir şey hatırlıyor musun?” diye sordum; “Hayır” dedi.
18. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنْ دَاوُدَ بْنِ أَبِي هِنْدٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَسْتَنْجُوا بِالرَّوْثِ وَلاَ بِالْعِظَامِ فَإِنَّهُ زَادُ إِخْوَانِكُمْ مِنَ الْجِنِّ " . وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَسَلْمَانَ وَجَابِرٍ وَابْنِ عُمَرَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ وَغَيْرُهُ عَنْ دَاوُدَ بْنِ أَبِي هِنْدٍ عَنِ الشَّعْبِيِّ عَنْ عَلْقَمَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّهُ كَانَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ الْجِنِّ - الْحَدِيثَ بِطُولِهِ - فَقَالَ الشَّعْبِيُّ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَسْتَنْجُوا بِالرَّوْثِ وَلاَ بِالْعِظَامِ فَإِنَّهُ زَادُ إِخْوَانِكُمْ مِنَ الْجِنِّ " . وَكَأَنَّ رِوَايَةَ إِسْمَاعِيلَ أَصَحُّ مِنْ رِوَايَةِ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا الْحَدِيثِ عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ . وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ وَابْنِ عُمَرَ رضى الله عنهما .
Bize Hannâd anlattı; bize Hafs b. Gıyâs anlattı; Dâvûd b. Ebû Hind’den; Şa’bî’den; Alkame’den; Abdullah b. Mes’ûd’tan; buyurdu ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Tezekle ve kemikle istinca yapmayın; çünkü o, cinlerden olan kardeşlerinizin azığıdır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ebû Hüreyre’den, Selmân’dan, Câbir’den ve İbn Ömer’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisi İsmâîl b. İbrâhîm ve başkaları da Dâvûd b. Ebû Hind’den, o Şa’bî’den, o Alkame’den, o da Abdullah’tan [şöyle] rivayet etmişlerdir: Abdullah, Cin Gecesi Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdi –hadisi uzunca zikretti–. Şa’bî dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem “Tezekle ve kemikle istinca yapmayın; çünkü o, cinlerden olan kardeşlerinizin azığıdır” buyurdu. İsmâîl’in rivayeti, Hafs b. Gıyâs’ın rivayetinden daha sahih gibidir. İlim ehli katında amel bu hadis üzeredir. Bu babda Câbir ve İbn Ömer radıyallahu anhumâ’dan da [rivayet] vardır.
19. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ الْبَصْرِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ مُعَاذَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ مُرْنَ أَزْوَاجَكُنَّ أَنْ يَسْتَطِيبُوا، بِالْمَاءِ فَإِنِّي أَسْتَحْيِيهِمْ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَفْعَلُهُ " . وَفِي الْبَابِ عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْبَجَلِيِّ وَأَنَسٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَعَلَيْهِ الْعَمَلُ عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ يَخْتَارُونَ الاِسْتِنْجَاءَ بِالْمَاءِ وَإِنْ كَانَ الاِسْتِنْجَاءُ بِالْحِجَارَةِ يُجْزِئُ عِنْدَهُمْ فَإِنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الاِسْتِنْجَاءَ بِالْمَاءِ وَرَأَوْهُ أَفْضَلَ . وَبِهِ يَقُولُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَابْنُ الْمُبَارَكِ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ .
Bize Kutaybe ve Muhammed b. Abdülmelik b. Ebü’ş-Şevârib el-Basrî anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Avâne anlattı; Katâde’den; Muâze’den; Âişe radıyallahu anhâ’dan; dedi ki: “(Ey kadınlar!) Kocalarınıza su ile temizlenmelerini söyleyin; zira ben onlardan utanırım. Şüphesiz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de böyle yapardı.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Cerîr b. Abdullah el-Becelî’den, Enes’ten ve Ebû Hüreyre’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehli katında amel bu [hadis] üzeredir; taşla istinca yapmayı yeterli görseler de su ile istinca yapmayı tercih ederler ve bunu daha faziletli bulurlar. Süfyân es-Sevrî, İbnü’l-Mübârek, Şâfiî, Ahmed ve İshâk da böyle söylemişlerdir.
20. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَأَتَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَاجَتَهُ فَأَبْعَدَ فِي الْمَذْهَبِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي قُرَادٍ وَأَبِي قَتَادَةَ وَجَابِرٍ وَيَحْيَى بْنِ عُبَيْدٍ عَنْ أَبِيهِ وَأَبِي مُوسَى وَابْنِ عَبَّاسٍ وَبِلاَلِ بْنِ الْحَارِثِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَيُرْوَى عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يَرْتَادُ لِبَوْلِهِ مَكَانًا كَمَا يَرْتَادُ مَنْزِلاً . وَأَبُو سَلَمَةَ اسْمُهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ الزُّهْرِيُّ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Abdülvehhâb et-Sekafî anlattı; Muhammed b. Amr’dan; Ebû Seleme’den; Mugîre b. Şu’be’den [naklederek şöye dedi]: Bir yolculukta Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdim. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem tuvalet ihtiyacı için gitti ve [insanlardan] iyice uzaklaştı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Abdurrahman b. Ebû Kurâd, Ebû Katâde, Câbir, Yahyâ b. Ubeyd’den (kendi babasından [naklederek]), Ebû Mûsâ, İbn Abbâs ve Bilâl b. el-Hâris’ten de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den, konaklayacak bir yer aradığı gibi idrarını yapacak (temiz ve uygun) bir yer aradığı rivayet edilir. Ebû Seleme’nin adı Abdullah b. Abdurrahman b. Avf ez-Zührî’dir.
21. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ مُوسَى، مَرْدَوَيْهِ قَالاَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ أَشْعَثَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى أَنْ يَبُولَ الرَّجُلُ فِي مُسْتَحَمِّهِ . وَقَالَ " إِنَّ عَامَّةَ الْوَسْوَاسِ مِنْهُ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ رَجُلٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ مَرْفُوعًا إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ أَشْعَثَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ وَيُقَالُ لَهُ أَشْعَثُ الأَعْمَى . وَقَدْ كَرِهَ قَوْمٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ الْبَوْلَ فِي الْمُغْتَسَلِ وَقَالُوا عَامَّةُ الْوَسْوَاسِ مِنْهُ . وَرَخَّصَ فِيهِ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْهُمُ ابْنُ سِيرِينَ وَقِيلَ لَهُ إِنَّهُ يُقَالُ إِنَّ عَامَّةَ الْوَسْوَاسِ مِنْهُ فَقَالَ رَبُّنَا اللَّهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ . وَقَالَ ابْنُ الْمُبَارَكِ قَدْ وُسِّعَ فِي الْبَوْلِ فِي الْمُغْتَسَلِ إِذَا جَرَى فِيهِ الْمَاءُ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدَّثَنَا بِذَلِكَ أَحْمَدُ بْنُ عَبْدَةَ الآمُلِيُّ عَنْ حِبَّانَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ .
Bize Ali b. Hucr ve Ahmed b. Muhammed b. Mûsâ (Merdüveyh) anlattılar; dediler ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; Ma’mer’den; Aş’as b. Abdullah’tan; Hasan’dan; Abdullah b. Mugaffel’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem, kişinin yıkandığı yere idrar yapmasını yasakladı ve “Şüphesiz vesvesenin (evhamın) çoğu bundandır” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir; onu Aş’as b. Abdullah’tan başka merfû (Nebî’ye ulaşan) bir senedle rivayet edenini bilmiyoruz; ona Aş’as el-A’mâ (Kör Aş’as) da denilir. İlim ehlinden bir grup, yıkanılan yere idrar yapmayı mekruh görmüşler ve “Vesvesenin geneli bundandır” demişlerdir. İbn Sîrîn’in de aralarında bulunduğu bazı ilim ehli ise buna ruhsat (izin) vermişlerdir. İbn Sîrîn’e “Vesvesenin geneli bundandır deniliyor” denildiğinde, o “Rabbimiz olan Allah’tan başka ilah yoktur; O’nun ortağı yoktur (O’na sığınırız, vesveseye kapılmayız)” demiştir. İbnü’l-Mübârek dedi ki: “Eğer orada su akıp gidiyorsa (zemin sabit değilse), yıkanılan yere idrar yapma hususunda genişlik (serbestlik) vardır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bunu bize Ahmed b. Abde el-Âmülî, Hibbân’dan, o da Abdullah b. el-Mübârek’ten [naklederek] anlattı.
22. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَحَدِيثُ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم كِلاَهُمَا عِنْدِي صَحِيحٌ لأَنَّهُ قَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم هَذَا الْحَدِيثُ . وَحَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ إِنَّمَا صَحَّ لأَنَّهُ قَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ . وَأَمَّا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ فَزَعَمَ أَنَّ حَدِيثَ أَبِي سَلَمَةَ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ أَصَحُّ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ وَعَلِيٍّ وَعَائِشَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَحُذَيْفَةَ وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ وَأَنَسٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَابْنِ عُمَرَ وَأُمِّ حَبِيبَةَ وَأَبِي أُمَامَةَ وَأَبِي أَيُّوبَ وَتَمَّامِ بْنِ عَبَّاسٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْظَلَةَ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَوَاثِلَةَ بْنِ الأَسْقَعِ وَأَبِي مُوسَى .
Bize Ebû Küreyb anlattı; bize Abde b. Süleyman anlattı; Muhammed b. Amr’dan; Ebû Seleme’den; Ebû Hüreyre’den; buyurdu ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, onlara her namazda misvak kullanmalarını emrederdim.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisi Muhammed b. İshâk, Muhammed b. İbrâhîm’den, o Ebû Seleme’den, o Zeyd b. Hâlid’den, o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek] rivayet etmiştir. Ebû Seleme’nin Ebû Hüreyre’den olan rivayeti ile Zeyd b. Hâlid’den olan rivayetinin her ikisi de bana göre sahihtir; çünkü bu hadis Ebû Hüreyre’den başka kanallarla da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet edilmiştir. Muhammed b. İsmâîl (Buhârî) ise Ebû Seleme’nin Zeyd b. Hâlid’den naklettiği hadisin daha sahih olduğu görüşündedir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ebû Bekir es-Sıddîk’tan, Ali’den, Âişe’den, İbn Abbâs’tan, Huzeyfe’den, Zeyd b. Hâlid’den, Enes’ten, Abdullah b. Amr’dan, İbn Ömer’den, Ümmü Habîbe’den, Ebû Ümâme’den, Ebû Eyyûb’dan, Temmâm b. Abbâs’tan, Abdullah b. Hanzala’dan, Ümmü Seleme’den, Vâsile b. el-Eska’dan ve Ebû Mûsâ’dan da [rivayet] vardır.
23. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ الْجُهَنِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي لأَمَرْتُهُمْ بِالسِّوَاكِ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ وَلأَخَّرْتُ صَلاَةَ الْعِشَاءِ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ " . قَالَ فَكَانَ زَيْدُ بْنُ خَالِدٍ يَشْهَدُ الصَّلَوَاتِ فِي الْمَسْجِدِ وَسِوَاكُهُ عَلَى أُذُنِهِ مَوْضِعَ الْقَلَمِ مِنْ أُذُنِ الْكَاتِبِ لاَ يَقُومُ إِلَى الصَّلاَةِ إِلاَّ اسْتَنَّ ثُمَّ رَدَّهُ إِلَى مَوْضِعِهِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Hannâd anlattı; bize Abde b. Süleyman anlattı; Muhammed b. İshâk’tan; Muhammed b. İbrâhîm’den; Ebû Seleme’den; Zeyd b. Hâlid el-Cühenî’den [naklederek şöye dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, onlara her namazda misvak kullanmalarını emrederdim ve yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirirdim.” (Ravi) dedi ki: Zeyd b. Hâlid, misvakı kulağının üzerinde –tıpkı bir yazıcının (katibin) kalemini kulağına koyduğu yer gibi– taşıyarak mesciddeki namazlara katılırdı; misvak kullanmadan namaza durmaz, [kullandıktan] sonra onu tekrar yerine koyardı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
24. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، أَحْمَدُ بْنُ بَكَّارٍ الدِّمَشْقِيُّ - يُقَالُ هُوَ مِنْ وَلَدِ بُسْرِ بْنِ أَرْطَاةَ صَاحِبِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ عَنِ الأَوْزَاعِيِّ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ وَأَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا اسْتَيْقَظَ أَحَدُكُمْ مِنَ اللَّيْلِ فَلاَ يُدْخِلْ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ حَتَّى يُفْرِغَ عَلَيْهَا مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا فَإِنَّهُ لاَ يَدْرِي أَيْنَ بَاتَتْ يَدُهُ " . وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَجَابِرٍ وَعَائِشَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . قَالَ الشَّافِعِيُّ وَأُحِبُّ لِكُلِّ مَنِ اسْتَيْقَظَ مِنَ النَّوْمِ قَائِلَةً كَانَتْ أَوْ غَيْرَهَا أَنْ لاَ يُدْخِلَ يَدَهُ فِي وَضُوئِهِ حَتَّى يَغْسِلَهَا فَإِنْ أَدْخَلَ يَدَهُ قَبْلَ أَنْ يَغْسِلَهَا كَرِهْتُ ذَلِكَ لَهُ وَلَمْ يُفْسِدْ ذَلِكَ الْمَاءَ إِذَا لَمْ يَكُنْ عَلَى يَدِهِ نَجَاسَةٌ . وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ إِذَا اسْتَيْقَظَ مِنَ النَّوْمِ مِنَ اللَّيْلِ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِي وَضُوئِهِ قَبْلَ أَنْ يَغْسِلَهَا فَأَعْجَبُ إِلَىَّ أَنْ يُهَرِيقَ الْمَاءَ . وَقَالَ إِسْحَاقُ إِذَا اسْتَيْقَظَ مِنَ النَّوْمِ بِاللَّيْلِ أَوْ بِالنَّهَارِ فَلاَ يُدْخِلْ يَدَهُ فِي وَضُوئِهِ حَتَّى يَغْسِلَهَا .
Bize Ebü’l-Velîd Ahmed b. Bekkâr ed-Dımeşkî –ki onun Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından Busr b. Ertât’ın soyundan olduğu söylenir– anlattı; bize Velîd b. Müslim anlattı; Evzâî’den; Zührî’den; Saîd b. Müseyyeb ve Ebû Seleme’den; Ebû Hüreyre’den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz uykudan uyandığında eline iki veya üç defa su döküp (yıkamadan) elini kaba sokmasın; zira o, elinin nerede gecelediğini bilemez.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda İbn Ömer’den, Câbir’den ve Âişe’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Şâfiî dedi ki: “İster gündüz uykusu (kaylule) olsun ister başka bir uyku, uykudan uyanan herkesin elini yıkamadan abdest suyuna sokmamasını isterim. Eğer yıkamadan elini suya sokarsa [bakılır]; elinde bir necaset (pislik) olmadığı sürece bu durum suyu bozmaz (pis kılmaz); ancak ben yine de bunu o kimse için hoş görmem (mekruh sayarım).” Ahmed b. Hanbel dedi ki: “Kişi gece uykusundan uyandığında elini yıkamadan suyuna sokarsa, o suyu dökmesini daha çok severim (tercih ederim).” İshâk dedi ki: “Gece veya gündüz uykudan uyanıldığında, el yıkanmadan abdest suyuna sokulmamalıdır.”
25. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، وَبِشْرُ بْنُ مُعَاذٍ الْعَقَدِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ حَرْمَلَةَ، عَنْ أَبِي ثِفَالٍ الْمُرِّيِّ، عَنْ رَبَاحِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ بْنِ حُوَيْطِبٍ، عَنْ جَدَّتِهِ، عَنْ أَبِيهَا، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَأَبِي سَعِيدٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَسَهْلِ بْنِ سَعْدٍ وَأَنَسٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى قَالَ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ لاَ أَعْلَمُ فِي هَذَا الْبَابِ حَدِيثًا لَهُ إِسْنَادٌ جَيِّدٌ . وَقَالَ إِسْحَاقُ إِنْ تَرَكَ التَّسْمِيَةَ عَامِدًا أَعَادَ الْوُضُوءَ وَإِنْ كَانَ نَاسِيًا أَوْ مُتَأَوِّلاً أَجْزَأَهُ . قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ أَحْسَنُ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ حَدِيثُ رَبَاحِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَرَبَاحُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ جَدَّتِهِ عَنْ أَبِيهَا . وَأَبُوهَا سَعِيدُ بْنُ زَيْدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ نُفَيْلٍ . وَأَبُو ثِفَالٍ الْمُرِّيُّ اسْمُهُ ثُمَامَةُ بْنُ حُصَيْنٍ . وَرَبَاحُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ هُوَ أَبُو بَكْرِ بْنُ حُوَيْطِبٍ . مِنْهُمْ مَنْ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ فَقَالَ عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ حُوَيْطِبٍ فَنَسَبَهُ إِلَى جَدِّهِ .
Bize Nasr b. Alî el-Cehdamî ve Bişr b. Muâz el-Akadî anlattılar; dediler ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal anlattı; Abdurrahman b. Harmele’den; Ebû Sifâl el-Mürrî’den; Rabâh b. Abdurrahman b. Ebû Süfyân b. Huveytıb’dan; ninesinden; onun [ninesinin] babasından; buyurdu ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Üzerine Allah’ın adını anmayan (Besmele çekmeyen) kimsenin abdesti yoktur.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Âişe’den, Ebû Saîd’den, Ebû Hüreyre’den, Sehl b. Sa’d’tan ve Enes’ten de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ahmed b. Hanbel “Bu babda isnadı iyi olan bir hadis bilmiyorum” demiştir. İshâk (b. Râhûye) ise “Eğer Besmele çekmeyi kasten terk ederse abdestini iade eder (baştan alır); şayet unutarak veya [gerekli olmadığını düşünerek] teville terk etmişse abdesti yeterli olur” demiştir. Muhammed b. İsmâîl (Buhârî) “Bu babdaki en güzel şey, Rabâh b. Abdurrahman’ın hadisidir” demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Rabâh b. Abdurrahman, ninesinden, o da babasından [rivayet etmiştir]. Onun babası (Rabâh’ın dedesi), Saîd b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl’dir. Ebû Sifâl el-Mürrî’nin adı Sümâme b. Husayn’dır. Rabâh b. Abdurrahman, Ebû Bekr b. Huveytıb’dır; onlardan kimileri bu hadisi rivayet ederken onu dedesine nispet ederek “Ebû Bekr b. Huveytıb’dan” demişlerdir.
26. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ عِيَاضٍ، عَنْ أَبِي ثِفَالٍ الْمُرِّيِّ، عَنْ رَبَاحِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ بْنِ حُوَيْطِبٍ، عَنْ جَدَّتِهِ بِنْتِ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَبِيهَا، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ .
Bize Hasan b. Alî el-Hulvânî anlattı; bize Yezîd b. Hârûn anlattı; Yezîd b. İyâz’dan; Ebû Sifâl el-Mürrî’den; Rabâh b. Abdurrahman b. Ebû Süfyân b. Huveytıb’dan; ninesi Saîd b. Zeyd’in kızından; onun da babasından; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [direkt naklederek] bir öncekine benzer rivayette bulundu.
27. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، وَجَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ قَيْسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا تَوَضَّأْتَ فَانْتَثِرْ وَإِذَا اسْتَجْمَرْتَ فَأَوْتِرْ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عُثْمَانَ وَلَقِيطِ بْنِ صَبِرَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَالْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِيكَرِبَ وَوَائِلِ بْنِ حُجْرٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ سَلَمَةَ بْنِ قَيْسٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَاخْتَلَفَ أَهْلُ الْعِلْمِ فِيمَنْ تَرَكَ الْمَضْمَضَةَ وَالاِسْتِنْشَاقَ فَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ إِذَا تَرَكَهُمَا فِي الْوُضُوءِ حَتَّى صَلَّى أَعَادَ الصَّلاَةَ وَرَأَوْا ذَلِكَ فِي الْوُضُوءِ وَالْجَنَابَةِ سَوَاءً . وَبِهِ يَقُولُ ابْنُ أَبِي لَيْلَى وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ . وَقَالَ أَحْمَدُ الاِسْتِنْشَاقُ أَوْكَدُ مِنَ الْمَضْمَضَةِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ يُعِيدُ فِي الْجَنَابَةِ وَلاَ يُعِيدُ فِي الْوُضُوءِ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَبَعْضِ أَهْلِ الْكُوفَةِ . وَقَالَتْ طَائِفَةٌ لاَ يُعِيدُ فِي الْوُضُوءِ وَلاَ فِي الْجَنَابَةِ لأَنَّهُمَا سُنَّةٌ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَلاَ تَجِبُ الإِعَادَةُ عَلَى مَنْ تَرَكَهُمَا فِي الْوُضُوءِ وَلاَ فِي الْجَنَابَةِ . وَهُوَ قَوْلُ مَالِكٍ وَالشَّافِعِيِّ فِي آخِرَةٍ .
Bize Kutaybe b. Saîd anlattı; bize Hammâd b. Zeyd ve Cerîr anlattılar; Mansûr’dan; Hilâl b. Yesâf’tan; Seleme b. Kays’tan [naklederek şöye dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Abdest aldığında (burnundaki suyu) dışarı at (temizle); taşla istinca yaptığında ise [taş sayısını] tekli tut.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Osmân’dan, Lakît b. Sabira’dan, İbn Abbâs’tan, Mikdâm b. Ma’dîkerib’den, Vâil b. Hucr’dan ve Ebû Hüreyre’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Seleme b. Kays’ın hadisi hasen sahihtir. İlim ehli, ağza su vermeyi (mazmaza) ve burnuna su çekmeyi (istinşak) terk eden kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir; onlardan bir grup “Abdestte bu ikisini terk edip namaz kılarsa namazını iade eder” demişler ve bu hususta abdest ile cünüplük (gusül) halini bir (eşit) görmüşlerdir. İbn Ebû Leylâ, Abdullah b. el-Mübârek, Ahmed ve İshâk’ın [görüşü] budur. Ahmed “İstinşak, mazmazadan daha kuvvetlidir (tekitlidir)” demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: İlim ehlinden bir diğer grup ise “Gusülde [terk ederse] iade eder, abdestte [terk ederse] iade etmez” demişlerdir ki bu Süfyân es-Sevrî’nin ve bazı Kûfelilerin görüşüdür. Bir diğer grup ise “Ne abdestte ne de gusülde iade etmez; zira bu ikisi Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetidir, dolayısıyla terk eden kimseye (namazı) iade etmek vacip değildir” demişlerdir. Mâlik’in ve daha sonraki döneminde Şâfiî’nin görüşü budur.
28. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَضْمَضَ وَاسْتَنْشَقَ مِنْ كَفٍّ وَاحِدٍ فَعَلَ ذَلِكَ ثَلاَثًا . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ حَسَنٌ غَرِيبٌ . وَقَدْ رَوَى مَالِكٌ وَابْنُ عُيَيْنَةَ وَغَيْرُ وَاحِدٍ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى وَلَمْ يَذْكُرُوا هَذَا الْحَرْفَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَضْمَضَ وَاسْتَنْشَقَ مِنْ كَفٍّ وَاحِدٍ . وَإِنَّمَا ذَكَرَهُ خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ . وَخَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ثِقَةٌ حَافِظٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ . وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ الْمَضْمَضَةُ وَالاِسْتِنْشَاقُ مِنْ كَفٍّ وَاحِدٍ يُجْزِئُ وَقَالَ بَعْضُهُمْ تَفْرِيقُهُمَا أَحَبُّ إِلَيْنَا . وَقَالَ الشَّافِعِيُّ إِنْ جَمَعَهُمَا فِي كَفٍّ وَاحِدٍ فَهُوَ جَائِزٌ وَإِنْ فَرَّقَهُمَا فَهُوَ أَحَبُّ إِلَيْنَا .
Bize Yahyâ b. Mûsâ anlattı; bize İbrâhîm b. Mûsâ er-Râzî anlattı; bize Hâlid b. Abdullah anlattı; Amr b. Yahyâ’dan; babasından; Abdullah b. Zeyd’den; dedi ki: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i tek bir avuçla hem ağzına hem de burnuna su verirken gördüm; bunu üç defa yaptı.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Abdullah b. Abbâs’tan da [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Abdullah b. Zeyd’in hadisi hasen gariptir. Mâlik, İbn Uyeyne ve birden fazla kişi bu hadisi Amr b. Yahyâ’dan rivayet ettikleri halde, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ağzına ve burnuna “tek bir avuçla” su verdiğine dair bu kısmı zikretmemişlerdir. Bunu sadece [hafızasında] tutan Hâlid b. Abdullah zikretmiştir; Hâlid b. Abdullah ise hadis ehli katında sika (güvenilir) ve hâfızdır. Bazı ilim ehli “Ağza ve burnuna tek bir avuçla [su vermek] yeterli olur” derken; bazıları “Aralarını ayırmak bize daha sevimlidir” demişlerdir. Şâfiî “Eğer ikisini tek avuçta birleştirirse bu caizdir; ancak aralarını ayırmak bize daha sevimlidir (müstehaptır)” demiştir.
29. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ بْنِ أَبِي الْمُخَارِقِ أَبِي أُمَيَّةَ، عَنْ حَسَّانَ بْنِ بِلاَلٍ، قَالَ رَأَيْتُ عَمَّارَ بْنَ يَاسِرٍ تَوَضَّأَ فَخَلَّلَ لِحْيَتَهُ فَقِيلَ لَهُ أَوْ قَالَ فَقُلْتُ لَهُ أَتُخَلِّلُ لِحْيَتَكَ قَالَ وَمَا يَمْنَعُنِي وَلَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُخَلِّلُ لِحْيَتَهُ .
Bize İbn Ebû Ömer anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Abdülkerîm b. Ebü’l-Muhâric Ebû Ümeyye’den; Hassân b. Bilâl’den [naklederek şöye dedi]: Ammâr b. Yâsir’i abdest alırken gördüm; sakalını [parmaklarıyla] hilalledi. Ona –veya ben ona– “Sakalını mı hilalliyorsun?” denildi. O da “Beni [bunu yapmaktan] ne engelleyebilir ki? Muhakkak ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i sakalını hilallerken gördüm” dedi.
30. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ حَسَّانَ بْنِ بِلاَلٍ، عَنْ عَمَّارٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُثْمَانَ وَعَائِشَةَ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَأَنَسٍ وَابْنِ أَبِي أَوْفَى وَأَبِي أَيُّوبَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَسَمِعْتُ إِسْحَاقَ بْنَ مَنْصُورٍ يَقُولُ قَالَ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ قَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ لَمْ يَسْمَعْ عَبْدُ الْكَرِيمِ مِنْ حَسَّانَ بْنِ بِلاَلٍ حَدِيثَ التَّخْلِيلِ . وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ أَصَحُّ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ حَدِيثُ عَامِرِ بْنِ شَقِيقٍ عَنْ أَبِي وَائِلٍ عَنْ عُثْمَانَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَالَ بِهَذَا أَكْثَرُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ بَعْدَهُمْ رَأَوْا تَخْلِيلَ اللِّحْيَةِ . وَبِهِ يَقُولُ الشَّافِعِيُّ . وَقَالَ أَحْمَدُ إِنْ سَهَا عَنْ تَخْلِيلِ اللِّحْيَةِ فَهُوَ جَائِزٌ . وَقَالَ إِسْحَاقُ إِنْ تَرَكَهُ نَاسِيًا أَوْ مُتَأَوِّلاً أَجْزَأَهُ وَإِنْ تَرَكَهُ عَامِدًا أَعَادَ .
Bize İbn Ebû Ömer anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Saîd b. Ebû Arûbe’den; Katâde’den; Hassân b. Bilâl’den; Ammâr’dan; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek] bir öncekine benzer rivayette bulundu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Osmân’dan, Âişe’den, Ümmü Seleme’den, Enes’ten, İbn Ebû Evfâ’den ve Ebû Eyyûb’dan da [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: İshâk b. Mansûr’un şöyle dediğini işittim: Ahmed b. Hanbel dedi ki: İbn Uyeyne “Abdülkerîm, Hassân b. Bilâl’den hilalleme (sakalın arasına parmak sokma) hadisini bizzat işitmemiştir” demiştir. Muhammed b. İsmâîl (Buhârî) ise “Bu babdaki en sahih şey Âmir b. Şakîk’ın Ebû Vâil’den, onun da Osmân’dan naklettiği hadistir” demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve onlardan sonrakilerden çoğu ilim ehli bununla (bu hadislerle) amel ederek sakalın hilallenmesini uygun görmüşlerdir; Şâfiî de bu görüştedir. Ahmed “Eğer sakalın hilallenmesini unutursa [abdesti] caizdir” demiştir. İshâk ise “Unutarak veya [gerekli olmadığını düşünerek] teville terk ederse abdesti yeterli olur; kasten terk ederse [abdestini] iade eder” demiştir.
31. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ عَامِرِ بْنِ شَقِيقٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يُخَلِّلُ لِحْيَتَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Yahyâ b. Mûsâ anlattı; bize Abdürrezzâk anlattı; İsrâîl’den; Âmir b. Şakîk’ten; Ebû Vâil’den; Osmân b. Affân’dan [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem sakalını [parmaklarıyla] hilallerdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
32. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى الْقَزَّازُ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَسَحَ رَأْسَهُ بِيَدَيْهِ فَأَقْبَلَ بِهِمَا وَأَدْبَرَ بَدَأَ بِمُقَدَّمِ رَأْسِهِ ثُمَّ ذَهَبَ بِهِمَا إِلَى قَفَاهُ ثُمَّ رَدَّهُمَا حَتَّى رَجَعَ إِلَى الْمَكَانِ الَّذِي بَدَأَ مِنْهُ ثُمَّ غَسَلَ رِجْلَيْهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ مُعَاوِيَةَ وَالْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِيكَرِبَ وَعَائِشَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ أَصَحُّ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ وَأَحْسَنُ وَبِهِ يَقُولُ الشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ .
Bize İshâk b. Mûsâ el-Ensârî anlattı; bize Ma’n b. Îsâ el-Kazzâz anlattı; bize Mâlik b. Enes anlattı; Amr b. Yahyâ’den; babasından; Abdullah b. Zeyd’den [naklederek şöye dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem başını iki eliyle meshetti; [ellerini] öne ve arkaya götürdü: Başının ön tarafından başladı, sonra ellerini ensesine kadar götürdü, sonra da başladığı yere geri getirdi. Daha sonra ayaklarını yıkadı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Muâviye’den, Mikdâm b. Ma’dîkerib’den ve Âişe’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Abdullah b. Zeyd’in hadisi, bu babda [gelen] en sahih ve en güzel şeydir; Şâfiî, Ahmed ve İshâk da böyle söylemişlerdir.
33. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذِ بْنِ عَفْرَاءَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَسَحَ بِرَأْسِهِ مَرَّتَيْنِ بَدَأَ بِمُؤَخَّرِ رَأْسِهِ ثُمَّ بِمُقَدَّمِهِ وَبِأُذُنَيْهِ كِلْتَيْهِمَا ظُهُورِهِمَا وَبُطُونِهِمَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ وَحَدِيثُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ أَصَحُّ مِنْ هَذَا وَأَجْوَدُ إِسْنَادًا . وَقَدْ ذَهَبَ بَعْضُ أَهْلِ الْكُوفَةِ إِلَى هَذَا الْحَدِيثِ مِنْهُمْ وَكِيعُ بْنُ الْجَرَّاحِ .
Bize Kutaybe b. Saîd anlattı; bize Bişr b. el-Mufaddal anlattı; Abdullah b. Muhammed b. Akîl’den; er-Rubeyyi’ bint Muavviz b. Afrâ’dan [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem başını iki defa meshetti; başının arka tarafından başladı, sonra ön tarafına [getirdi] ve her iki kulağının da hem dışını hem içini meshetti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir; ancak Abdullah b. Zeyd’in hadisi (önden başlayıp arkaya götüren rivayet) bundan daha sahih ve isnadı daha kalitelidir. Vekî’ b. el-Cerrâh’ın da aralarında bulunduğu bazı Kûfeliler bu hadisi (arkadan başlamayı) esas almışlardır.
34. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، عَنِ الرُّبَيِّعِ بِنْتِ مُعَوِّذِ بْنِ عَفْرَاءَ، أَنَّهَا رَأَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَتَوَضَّأُ قَالَتْ مَسَحَ رَأْسَهُ وَمَسَحَ مَا أَقْبَلَ مِنْهُ وَمَا أَدْبَرَ وَصُدْغَيْهِ وَأُذُنَيْهِ مَرَّةً وَاحِدَةً " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَجَدِّ طَلْحَةَ بْنِ مُصَرِّفِ بْنِ عَمْرٍو . قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ الرُّبَيِّعِ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ مَسَحَ بِرَأْسِهِ مَرَّةً . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ بَعْدَهُمْ . وَبِهِ يَقُولُ جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدٍ وَسُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَابْنُ الْمُبَارَكِ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ رَأَوْا مَسْحَ الرَّأْسِ مَرَّةً وَاحِدَةً . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مَنْصُورٍ الْمَكِّيُّ قَالَ سَمِعْتُ سُفْيَانَ بْنَ عُيَيْنَةَ يَقُولُ سَأَلْتُ جَعْفَرَ بْنَ مُحَمَّدٍ عَنْ مَسْحِ الرَّأْسِ أَيُجْزِئُ مَرَّةً فَقَالَ إِي وَاللَّهِ .
Bize Kutaybe anlattı; bize Bekr b. Mudar anlattı; İbn Aclân’dan; Abdullah b. Muhammed b. Akîl’den; er-Rubeyyi’ bint Muavviz b. Afrâ’dan [naklederek şöye dedi]: Kendisi Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i abdest alırken görmüş; [er-Rubeyyi’] dedi ki: “Başını meshetti; başının önünü, arkasını, şakaklarını ve kulaklarını birer defa meshetti.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ali’den ve Talha b. Musarrif b. Amr’ın dedesinden de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: er-Rubeyyi’in bu hadisi hasen sahihtir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den başını bir kez meshettiğine dair başka yollarla da rivayet gelmiştir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve onlardan sonrakilerden çoğu ilim ehli katında amel bu [hadis] üzeredir; Ca’fer b. Muhammed, Süfyân es-Sevrî, İbnü’l-Mübârek, Şâfiî, Ahmed ve İshâk, başın bir defa meshedilmesi görüşündedirler. Bize Muhammed b. Mansûr el-Mekkî anlattı; dedi ki: Süfyân b. Uyeyne’nin şöyle dediğini işittim: Ca’fer b. Muhammed’e (Câfer-i Sâdık’a) başın bir kere meshedilmesinin yeterli olup olmayacağını sordum; “Evet, Allah’a yemin olsun ki [yeterlidir]” dedi.
35. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ الْحَارِثِ، عَنْ حَبَّانَ بْنِ وَاسِعٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّهُ رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ وَأَنَّهُ مَسَحَ رَأْسَهُ بِمَاءٍ غَيْرِ فَضْلِ يَدَيْهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَرَوَى ابْنُ لَهِيعَةَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ حَبَّانَ بْنِ وَاسِعٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ وَأَنَّهُ مَسَحَ رَأْسَهُ بِمَاءٍ غَبَرَ مِنْ فَضْلِ يَدَيْهِ " . وَرِوَايَةُ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ عَنْ حَبَّانَ أَصَحُّ لأَنَّهُ قَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ وَغَيْرِهِ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَخَذَ لِرَأْسِهِ مَاءً جَدِيدًا . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ رَأَوْا أَنْ يَأْخُذَ لِرَأْسِهِ مَاءً جَدِيدًا .
Bize Alî b. Haşrem anlattı; bize Abdullah b. Vehb haber verdi; bize Amr b. el-Hâris anlattı; Hibbân b. Vâsi’den; babasından; Abdullah b. Zeyd’den [naklederek şöye dedi]: Kendisi Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i abdest alırken gördü; [Abdullah dedi ki:] Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem başını [yıkadığı] ellerinden artan suyla değil, [başka] bir su ile meshetti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İbn Lehîa bu hadisi Hibbân b. Vâsi’den, o babasından, o da Abdullah b. Zeyd’den [naklederek], Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in abdest aldığını ve ellerinden artan suyla başını meshettiğini rivayet etmiştir. [Ancak] Amr b. el-Hâris’in Hibbân’dan olan rivayeti daha sahihtir; zira bu hadis Abdullah b. Zeyd’den ve başkalarından [gelen] başka yollarla da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in başı için yeni (ayrı) bir su aldığı şeklinde rivayet edilmiştir. İlim ehlinin çoğu katında amel bu [hadis] üzeredir; baş için yeni bir su alınması görüşündedirler.
36. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَسَحَ بِرَأْسِهِ وَأُذُنَيْهِ ظَاهِرِهِمَا وَبَاطِنِهِمَا . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ الرُّبَيِّعِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ ابْنِ عَبَّاسٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ يَرَوْنَ مَسْحَ الأُذُنَيْنِ ظُهُورِهِمَا وَبُطُونِهِمَا .
Bize Hannâd anlattı; bize Abdullah b. İdrîs anlattı; Muhammed b. Aclân’dan; Zeyd b. Eslem’den; Atâ b. Yesâr’dan; İbn Abbâs’tan [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem başını ve kulaklarının hem dışını hem de içini meshetti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda er-Rubeyyi’’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: İbn Abbâs’ın hadisi hasen sahihtir. İlim ehlinin çoğu katında amel bu [hadis] üzeredir; kulakların hem dışının hem de içinin meshedilmesi görüşündedirler.
37. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ سِنَانِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، قَالَ تَوَضَّأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَغَسَلَ وَجْهَهُ ثَلاَثًا وَيَدَيْهِ ثَلاَثًا وَمَسَحَ بِرَأْسِهِ وَقَالَ " الأُذُنَانِ مِنَ الرَّأْسِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى قَالَ قُتَيْبَةُ قَالَ حَمَّادٌ لاَ أَدْرِي هَذَا مِنْ قَوْلِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَوْ مِنْ قَوْلِ أَبِي أُمَامَةَ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ لَيْسَ إِسْنَادُهُ بِذَاكَ الْقَائِمِ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ بَعْدَهُمْ أَنَّ الأُذُنَيْنِ مِنَ الرَّأْسِ . وَبِهِ يَقُولُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَابْنُ الْمُبَارَكِ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ . وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ مَا أَقْبَلَ مِنَ الأُذُنَيْنِ فَمِنَ الْوَجْهِ وَمَا أَدْبَرَ فَمِنَ الرَّأْسِ . قَالَ إِسْحَاقُ وَأَخْتَارُ أَنْ يَمْسَحَ مُقَدَّمَهُمَا مَعَ الْوَجْهِ وَمُؤَخَّرَهُمَا مَعَ رَأْسِهِ . وَقَالَ الشَّافِعِيُّ هُمَا سُنَّةٌ عَلَى حِيَالِهِمَا يَمْسَحُهُمَا بِمَاءٍ جَدِيدٍ .
Bize Kutaybe anlattı; bize Hammâd b. Zeyd anlattı; Sinân b. Rebîa’dan; Şehr b. Havşeb’den; Ebû Ümâme’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem abdest aldı; yüzünü üçer defa, ellerini üçer defa yıkadı ve başını meshetti; [bu arada] “İki kulak baştandır” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Kutaybe’nin naklettiğine göre Hammâd “Bu [söz] Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in mi yoksa Ebû Ümâme’nin mi sözüdür, bilmiyorum” demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Enes’ten de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir; [ancak] isnadı pek sağlam (kâim) değildir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve onlardan sonrakilerden çoğu ilim ehli katında amel bu [hadis] üzeredir; kulakların baştan (başın bir parçası) sayılacağı görüşündedirler. Süfyân es-Sevrî, İbnü’l-Mübârek, Şâfiî, Ahmed ve İshâk da böyle demişlerdir. Bazı ilim ehli ise “Kulakların ön tarafı yüzden, arka tarafı ise baştandır” demişlerdir. İshâk “Ben [kişinin] kulaklarının ön tarafını yüzüyle birlikte, arka tarafını ise başıyla birlikte meshetmesini tercih ederim” demiştir. Şâfiî ise “Kulaklar başlı başına (bağımsız) birer sünnettirler; onlar için [baş için olanın dışında] yeni (ayrı) bir su alınarak meshedilirler” demiştir.
38. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَهَنَّادٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي هَاشِمٍ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ لَقِيطِ بْنِ صَبِرَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِذَا تَوَضَّأْتَ فَخَلِّلِ الأَصَابِعَ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَالْمُسْتَوْرِدِ وَهُوَ ابْنُ شَدَّادٍ الْفِهْرِيُّ وَأَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّهُ يُخَلِّلُ أَصَابِعَ رِجْلَيْهِ فِي الْوُضُوءِ . وَبِهِ يَقُولُ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ . وَقَالَ إِسْحَاقُ يُخَلِّلُ أَصَابِعَ يَدَيْهِ وَرِجْلَيْهِ فِي الْوُضُوءِ . وَأَبُو هَاشِمٍ اسْمُهُ إِسْمَاعِيلُ بْنُ كَثِيرٍ الْمَكِّيُّ .
Bize Kutaybe ve Hannâd anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; Süfyân’dan; Ebû Hâşim’den; Âsım b. Lakît b. Sabira’dan; babasından; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Abdest aldığında parmaklarının arasını hilalle (tarakla/temizle).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda İbn Abbâs, el-Müstevrid (İbn Şeddâd el-Fihrî) ve Ebû Eyyûb el-Ensârî’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehli katında amel şöyledir: Abdest alırken ayak parmaklarının arasının hilallenmesini [uygun] görürler; Ahmed ve İshâk böyle söylemişlerdir. İshâk, abdestte hem ellerin hem de ayakların parmak aralarının hilallenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ebû Hâşim’in adı İsmâîl b. Kesîr el-Mekkî’dir.
39. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعِيدٍ، هُوَ الْجَوْهَرِيُّ حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ بْنِ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ صَالِحٍ، مَوْلَى التَّوْأَمَةِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا تَوَضَّأْتَ فَخَلِّلْ بَيْنَ أَصَابِعِ يَدَيْكَ وَرِجْلَيْكَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ .
Bize İbrahim b. Saîd el-Cevherî anlattı; bize Sa’d b. Abdülhamîd b. Ca’fer anlattı; bize Abdurrahman b. Ebü’z-Zinâd anlattı; Mûsâ b. Ukbe’den; Sâlih’den (Tev’eme’nin mevlâsından); İbn Abbâs’tan [naklederek şöye dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Abdest aldığında el ve ayak parmaklarının arasını hilalle (tarakla/temizle).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir.
40. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحُبُلِيِّ، عَنِ الْمُسْتَوْرِدِ بْنِ شَدَّادٍ الْفِهْرِيِّ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِذَا تَوَضَّأَ دَلَكَ أَصَابِعَ رِجْلَيْهِ بِخِنْصَرِهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ لَهِيعَةَ .
Bize Kutaybe anlattı; bize İbn Lehîa anlattı; Yezîd b. Amr’dan; Ebû Abdurrahman el-Hubulî’den; el-Müstevrid b. Şeddâd el-Fihrî’den [naklederek şöye dedi]: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i abdest aldığında ayak parmaklarını serçe parmağıyla (hınsır) ovalarken (hilallerken) gördüm.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir; onu senediyle sadece İbn Lehîa’nın hadisinden biliyoruz.
41. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ مِنَ النَّارِ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَعَائِشَةَ وَجَابِرٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ هُوَ ابْنُ جَزْءٍ الزُّبَيْدِيُّ وَمُعَيْقِيبٍ وَخَالِدِ بْنِ الْوَلِيدِ وَشُرَحْبِيلَ بْنِ حَسَنَةَ وَعَمْرِو بْنِ الْعَاصِ وَيَزِيدَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رُوِيَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " وَيْلٌ لِلأَعْقَابِ وَبُطُونِ الأَقْدَامِ مِنَ النَّارِ " . قَالَ وَفِقْهُ هَذَا الْحَدِيثِ أَنَّهُ لاَ يَجُوزُ الْمَسْحُ عَلَى الْقَدَمَيْنِ إِذَا لَمْ يَكُنْ عَلَيْهِمَا خُفَّانِ أَوْ جَوْرَبَانِ .
Bize Kutaybe anlattı; dedi ki: Bize Abdülazîz b. Muhammed anlattı; Süheyl b. Ebû Sâlih’ten; babasından; Ebû Hüreyre’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ateşte (yanacak) ökçelerin (topukların) vay haline!” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Abdullah b. Amr’dan, Âişe’den, Câbir’den, Abdullah b. el-Hâris’ten –ki o İbn Cez’ ez-Zübeydî’dir–, Muaykīb’den, Hâlid b. el-Velîد’den, Şurahbîl b. Hasene’den, Amr b. el-Âs’tan ve Yezîd b. Ebû Süfyân’dan da [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hüreyre’nin hadisi hasen sahihtir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den yine şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ateşte yanacak ökçelerin ve ayak altlarının (tabanlarının) vay haline!” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisin fıkhî hükmü (anlamı) şudur: Ayaklarda mest veya çorap bulunmadığı sürece [abdestte] ayakları sadece meshetmek (yıkamadan üzerinden el geçirmek) caiz değildir.
42. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَهَنَّادٌ، وَقُتَيْبَةُ، قَالُوا حَدَّثَنَا وِكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، ح قَالَ وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ مَرَّةً مَرَّةً . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَجَابِرٍ وَبُرَيْدَةَ وَأَبِي رَافِعٍ وَابْنِ الْفَاكِهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ ابْنِ عَبَّاسٍ أَحْسَنُ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ وَأَصَحُّ . وَرَوَى رِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ وَغَيْرُهُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ شُرَحْبِيلَ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ مَرَّةً مَرَّةً . قَالَ وَلَيْسَ هَذَا بِشَيْءٍ وَالصَّحِيحُ مَا رَوَى ابْنُ عَجْلاَنَ وَهِشَامُ بْنُ سَعْدٍ وَسُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَعَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ebû Küreyb, Hannâd ve Kutaybe anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; Süfyân’dan (H). Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Yahyâ b. Saîd anlattı; bize Süfyân anlattı; Zeyd b. Eslem’den; Atâ b. Yesâr’dan; İbn Abbâs’tan [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem [azalarını] birer defa [yıkayarak] abdest aldı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ömer’den, Câbir’den, Büreyde’den, Ebû Râfi’den ve İbnü’l-Fâkih’ten de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: İbn Abbâs’ın hadisi bu babda [gelen] en güzel ve en sahih şeydir. Rişdîn b. Sa’d ve başkaları bu hadisi Dahhâk b. Şurahbîl’den, o Zeyd b. Eslem’den, o babasından, o da Ömer b. el-Hattâb’dan [naklederek] “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem azalarını birer defa yıkayarak abdest aldı” şeklinde rivayet etmişlerdir. [Ebû Îsâ] “Bu [isnad] bir şey değildir (zayıftır); sahih olan, İbn Aclân, Hişâm b. Sa’d, Süfyân es-Sevrî ve Abdülazîz b. Muhammed’in; Zeyd b. Eslem’den, Atâ b. Yesâr’dan, İbn Abbâs’tan ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet ettikleridir” demiştir.
43. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ ثَابِتِ بْنِ ثَوْبَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْفَضْلِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، هُوَ الأَعْرَجُ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ مَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ ابْنِ ثَوْبَانَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْفَضْلِ وَهُوَ إِسْنَادٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَوَى هَمَّامٌ عَنْ عَامِرٍ الأَحْوَلِ عَنْ عَطَاءٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ ثَلاَثًا ثَلاَثًا " .
Bize Ebû Küreyb ve Muhammed b. Râfi’ anlattılar; dediler ki: Bize Zeyd b. Hubâb anlattı; Abdurrahman b. Sâbit b. Sevbân’dan; dedi ki: Bize Abdullah b. el-Fazl anlattı; Abdurrahman b. Hürmüz el-A’rec’den; Ebû Hüreyre’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem [azalarını] ikişer defa [yıkayarak] abdest aldı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Câbir’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir; onu senediyle sadece İbn Sevbân’ةın Abdullah b. el-Fazl’dan naklettiği hadisten biliyoruz; bu ise hasen sahih bir isnaddır. Ebû Îsâ dedi ki: Hemmâm, Âmir el-Ahvel’den, o Atâ’dan, o da Ebû Hüreyre’den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in [azalarını] üçer defa [yıkayarak] abdest aldığını rivayet etmiştir.
44. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي حَيَّةَ، عَنْ عَلِيٍّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ ثَلاَثًا ثَلاَثًا . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُثْمَانَ وَعَائِشَةَ وَالرُّبَيِّعِ وَابْنِ عُمَرَ وَأَبِي أُمَامَةَ وَأَبِي رَافِعٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَمُعَاوِيَةَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَجَابِرٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ وَأُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَلِيٍّ أَحْسَنُ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ وَأَصَحُّ لأَنَّهُ قَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ عَلِيٍّ رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهِ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ عَامَّةِ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ الْوُضُوءَ يُجْزِئُ مَرَّةً مَرَّةً وَمَرَّتَيْنِ أَفْضَلُ وَأَفْضَلُهُ ثَلاَثٌ وَلَيْسَ بَعْدَهُ شَيْءٌ . وَقَالَ ابْنُ الْمُبَارَكِ لاَ آمَنُ إِذَا زَادَ فِي الْوُضُوءِ عَلَى الثَّلاَثِ أَنْ يَأْثَمَ . وَقَالَ أَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ لاَ يَزِيدُ عَلَى الثَّلاَثِ إِلاَّ رَجُلٌ مُبْتَلًى .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; Süfyân’dan; Ebû İshâk’tan; Ebû Hayye’den; Ali’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem [azalarını] üçer defa [yıkayarak] abdest aldı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Osmân’dan, Âişe’den, er-Rubeyyi’den, İbn Ömer’den, Ebû Ümâme’den, Ebû Râfi’den, Abdullah b. Amr’dan, Muâviye’den, Ebû Hüreyre’den, Câbir’den, Abdullah b. Zeyd’den ve Übey b. Ka’b’dan da [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ali’nin hadisi bu babda [gelen] en güzel ve en sahih şeydir; zira bu hadis Ali (r.a.)’den birçok farklı kanalla rivayet edilmiştir. İlim ehlinin geneli katında amel bu [hadis] üzeredir: Abdestte [azaları] birer defa yıkamak yeterli olur; ikişer defa [yıkamak] daha faziletli, üçer defa [yıkamak] ise en faziletlisidir ki ondan ötesi yoktur. İbnü’l-Mübârek “Abdestte üçten fazlasına çıkanın günaha girmesinden emin olamam (korkarım)” demiştir. Ahmed ve İshâk “Üç kereden fazlasını ancak (vesveseye) müptela olmuş bir kimse yapar” demişlerdir.
45. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى الْفَزَارِيُّ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ أَبِي صَفِيَّةَ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي جَعْفَرٍ حَدَّثَكَ جَابِرٌ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ مَرَّةً مَرَّةً وَمَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ وَثَلاَثًا ثَلاَثًا قَالَ نَعَمْ .
Bize İsmâîl b. Mûsâ el-Fezârî anlattı; bize Şerîk anlattı; Sâbit b. Ebû Safiyye’den [naklederek şöye dedi]: Ebû Ca’fer’e (Muhammed el-Bâkır’a) “Câbir sana, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in [azalarını] birer defa, ikişer defa ve üçer defa yıkayarak abdest aldığını anlattı mı?” diye sordum; o da “Evet” dedi.
46. Hadis
قَالَ أَبُو عِيسَى وَرَوَى وَكِيعٌ، هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ ثَابِتِ بْنِ أَبِي صَفِيَّةَ، قَالَ قُلْتُ لأَبِي جَعْفَرٍ حَدَّثَكَ جَابِرٌ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ مَرَّةً مَرَّةً قَالَ نَعَمْ . حَدَّثَنَا بِذَلِكَ هَنَّادٌ وَقُتَيْبَةُ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ عَنْ ثَابِتِ بْنِ أَبِي صَفِيَّةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ شَرِيكٍ لأَنَّهُ قَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ هَذَا عَنْ ثَابِتٍ نَحْوَ رِوَايَةِ وَكِيعٍ . وَشَرِيكٌ كَثِيرُ الْغَلَطِ وَثَابِتُ بْنُ أَبِي صَفِيَّةَ هُوَ أَبُو حَمْزَةَ الثُّمَالِيُّ .
Ebû Îsâ dedi ki: Vekî’ bu hadisi Sâbit b. Ebû Safiyye’den [şöyle] rivayet etmiştir: Sâbit dedi ki: Ebû Ca’fer’e “Câbir sana, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in [azalarını] birer defa [yıkayarak] abdest aldığını anlattı mı?” diye sordum; o da “Evet” cevabını verdi. Bunu bize Hannâd ve Kutaybe anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’, Sâbit b. Ebû Safiyye’den [naklederek] anlattı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu rivayet (Vekî’inki), Şerîk’in hadisinden daha sahihtir; çünkü bu hadis Sâbit’ten başkaları tarafından da Vekî’in rivayetine benzer şekilde nakledilmiştir. Şerîk ise çok hata yapan (kesîrü’l-galat) biridir. Sâbit b. Ebû Safiyye, [aynı zamanda] Ebû Hamza es-Sümâlî’dir.
47. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ فَغَسَلَ وَجْهَهُ ثَلاَثًا وَغَسَلَ يَدَيْهِ مَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ وَمَسَحَ بِرَأْسِهِ وَغَسَلَ رِجْلَيْهِ مَرَّتَيْنِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ ذُكِرَ فِي غَيْرِ حَدِيثٍ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ بَعْضَ وُضُوئِهِ مَرَّةً وَبَعْضَهُ ثَلاَثًا . وَقَدْ رَخَّصَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ فِي ذَلِكَ لَمْ يَرَوْا بَأْسًا أَنْ يَتَوَضَّأَ الرَّجْلُ بَعْضَ وُضُوئِهِ ثَلاَثًا وَبَعْضَهُ مَرَّتَيْنِ أَوْ مَرَّةً .
Bize Muhammed b. Ebû Ömer anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Amr b. Yahyâ’dan; babasından; Abdullah b. Zeyd’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem abdest aldı; yüzünü üçer defa yıkadı, ellerini ikişer defa yıkadı, başını meshetti ve ayaklarını ikişer defa yıkadı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Başka hadislerde de Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in abdest alırken azalarının bir kısmını birer defa, bir kısmını ise üçer defa yıkadığı zikredilmiştir. İlim ehlinden bazıları buna ruhsat vermişler; kişinin abdest azalarının bir kısmını üçer, bir kısmını ise ikişer veya birer defa yıkamasında bir sakınca görmemişlerdir.
48. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، وَقُتَيْبَةُ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ أَبِي حَيَّةَ، قَالَ رَأَيْتُ عَلِيًّا تَوَضَّأَ فَغَسَلَ كَفَّيْهِ حَتَّى أَنْقَاهُمَا ثُمَّ مَضْمَضَ ثَلاَثًا وَاسْتَنْشَقَ ثَلاَثًا وَغَسَلَ وَجْهَهُ ثَلاَثًا وَذِرَاعَيْهِ ثَلاَثًا وَمَسَحَ بِرَأْسِهِ مَرَّةً ثُمَّ غَسَلَ قَدَمَيْهِ إِلَى الْكَعْبَيْنِ ثُمَّ قَامَ فَأَخَذَ فَضْلَ طَهُورِهِ فَشَرِبَهُ وَهُوَ قَائِمٌ ثُمَّ قَالَ أَحْبَبْتُ أَنْ أُرِيَكُمْ كَيْفَ كَانَ طُهُورُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عُثْمَانَ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَالرُّبَيِّعِ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُنَيْسٍ وَعَائِشَةَ رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ .
Bize Hannâd ve Kutaybe anlattılar; dediler ki: Bize Ebü’l-Ahvas anlattı; Ebû İshâk’tan; Ebû Hayye’den [naklederek şöye dedi]: Ali’yi abdest alırken gördüm; ellerini tertemiz yapana kadar yıkadı; sonra üçer defa ağzına su verdi (mazmaza) ve üçer defa burnuna su çekti (istinşak); yüzünü üçer defa, kollarını da üçer defa yıkadı; başını bir defa meshetti; sonra ayaklarını topuklarına kadar yıkadı. Sonra ayağa kalktı ve abdest suyunun artanını ayakta iken içti; ardından “Ben size Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in abdestinin nasıl olduğunu göstermek istedim” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Osmân’dan, Abdullah b. Zeyd’den, İbn Abbâs’tan, Abdullah b. Amr’dan, er-Rubeyyi’den, Abdullah b. Üneys’ten ve Âişe’den de radıyallâhu anhum [rivayetler] vardır.
49. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَهَنَّادٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَبْدِ خَيْرٍ، ذَكَرَ عَنْ عَلِيٍّ، مِثْلَ حَدِيثِ أَبِي حَيَّةَ إِلاَّ أَنَّ عَبْدَ خَيْرٍ، قَالَ كَانَ إِذَا فَرَغَ مِنْ طُهُورِهِ أَخَذَ مِنْ فَضْلِ طَهُورِهِ بِكَفِّهِ فَشَرِبَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَلِيٍّ رَوَاهُ أَبُو إِسْحَاقَ الْهَمْدَانِيُّ عَنْ أَبِي حَيَّةَ وَعَبْدِ خَيْرٍ وَالْحَارِثِ عَنْ عَلِيٍّ وَقَدْ رَوَى زَائِدَةُ بْنُ قُدَامَةَ وَغَيْرُ وَاحِدٍ عَنْ خَالِدِ بْنِ عَلْقَمَةَ عَنْ عَبْدِ خَيْرٍ عَنْ عَلِيٍّ رضى الله عنه حَدِيثَ الْوُضُوءِ بِطُولِهِ . وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . قَالَ وَرَوَى شُعْبَةُ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ خَالِدِ بْنِ عَلْقَمَةَ فَأَخْطَأَ فِي اسْمِهِ وَاسْمِ أَبِيهِ فَقَالَ مَالِكُ بْنُ عُرْفُطَةَ عَنْ عَبْدِ خَيْرٍ عَنْ عَلِيٍّ . قَالَ وَرُوِيَ عَنْ أَبِي عَوَانَةَ عَنْ خَالِدِ بْنِ عَلْقَمَةَ عَنْ عَبْدِ خَيْرٍ عَنْ عَلِيٍّ . قَالَ وَرُوِيَ عَنْهُ عَنْ مَالِكِ بْنِ عُرْفُطَةَ مِثْلَ رِوَايَةِ شُعْبَةَ وَالصَّحِيحُ خَالِدُ بْنُ عَلْقَمَةَ .
Bize Hannâd ve Kutaybe anlattılar; dediler ki: Bize Ebü’l-Ahvas anlattı; Ebû İshâk’tan; Abdü Hayr’dan; Ali’den naklen Ebû Hayye’nin hadisinin benzerini zikretti; ancak Abdü Hayr [şunu da] ekledi: “Abdestini bitirdiğinde, abdest suyunun artanından avucuyla [bir miktar] alıp onu içti.” Ebû Îsâ dedi ki: Ali’nin hadisini Ebû İshâk el-Hemdânî; Ebû Hayye, Abdü Hayr ve Hâris kanallarıyla Ali’den rivayet etmiştir. Zâide b. Kudâme ve birden fazla kişi de Hâlid b. Alkamâ’dan, o Abdü Hayr’dan, o da Ali radıyallâhu anh’tan abdest hadisini uzunca rivayet etmişlerdir; bu hadis hasen sahihtir. Şu’be bu hadisi Hâlid b. Alkamâ’dan rivayet ederken onun ve babasının adında hata yaparak “Mâlik b. Urfuta, Abdü Hayr’dan, o da Ali’den [nakletti]” demiştir. Ebû Avâne’den de [hem] Hâlid b. Alkamâ’dan; o Abdü Hayr’dan; o Ali’den [naklen], hem de Şu’be’nin rivayeti gibi Mâlik b. Urfuta’dan naklettiği rivayet edilmiştir. Doğrusu [ismin] Hâlid b. Alkamâ olmasıdır.
50. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، وَأَحْمَدُ بْنُ أَبِي عُبَيْدِ اللَّهِ السَّلِيمِيُّ الْبَصْرِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو قُتَيْبَةَ، سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ عَنِ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ الْهَاشِمِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " جَاءَنِي جِبْرِيلُ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِذَا تَوَضَّأْتَ فَانْتَضِحْ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ . قَالَ وَسَمِعْتُ مُحَمَّدًا يَقُولُ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْهَاشِمِيُّ مُنْكَرُ الْحَدِيثِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي الْحَكَمِ بْنِ سُفْيَانَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَزَيْدِ بْنِ حَارِثَةَ وَأَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ . وَقَالَ بَعْضُهُمْ سُفْيَانُ بْنُ الْحَكَمِ أَوِ الْحَكَمُ بْنُ سُفْيَانَ وَاضْطَرَبُوا فِي هَذَا الْحَدِيثِ .
Bize Nasr b. Alî el-Cehdamî ve Ahmed b. Ebû Ubeydillâh es-Selîmî el-Basrî anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Kutaybe Selm b. Kutaybe anlattı; Hasan b. Alî el-Hâşimî’den; Abdurrahman el-A’rec’den; Ebû Hüreyre’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cebrail bana gelip ‘Ey Muhammed! Abdest aldığında [elbisenin üzerine] su serp’ dedi.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir. Muhammed’in (Buhârî’nin) “Hasan b. Alî el-Hâşimî münkeru’l-hadistir (hadisi kabul edilmez)” dediğini işittim. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ebü’l-Hakem b. Süfyân’dan, İbn Abbâs’tan, Zeyd b. Hârise’den ve Ebû Saîd el-Hudrî’den de [rivayet] vardır. Bazıları [isni] “Süfyân b. el-Hakem” veya “Hakem b. Süfyân” [şeklinde söylemişler] ve bu hadis hakkında (isnadında) ihtilaf etmişlerdir (muzdarib kalmışlardır).
51. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَا يَمْحُو اللَّهُ بِهِ الْخَطَايَا وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ " . قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ وَكَثْرَةُ الْخُطَا إِلَى الْمَسَاجِدِ وَانْتِظَارُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الصَّلاَةِ فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ " .
Bize Alî b. Hucr anlattı; bize İsmâîl b. Ca’fer haber verdi; Alâ b. Abdurrahman’dan; o babasından; o Ebû Hüreyre’en; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın kendisiyle hataları (günahları) sileceği ve dereceleri yükselteceği şeyi size göstereyim mi?” (Sahâbîler) “Evet, ey Allah’ın Resûlü!” dediler. [Resûlullah] şöyle buyurdu: “Zorluklara rağmen abdesti tam ve güzelce almak (isbâğ-ı vudû), camilere doğru adımları çoğaltmak ve bir namazdan sonra [diğer] namazı beklemektir; işte gerçek bağlılık (ribât) budur.”
52. Hadis
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ الْعَلاَءِ، نَحْوَهُ . وَقَالَ قُتَيْبَةُ فِي حَدِيثِهِ " فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ فَذَلِكُمُ الرِّبَاطُ " . ثَلاَثًا . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَابْنِ عَبَّاسٍ وَعَبِيدَةَ وَيُقَالُ عُبَيْدَةُ بْنِ عَمْرٍو وَعَائِشَةَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَائِشٍ الْحَضْرَمِيِّ وَأَنَسٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ أَبِي هُرَيْرَةَ فِي هَذَا الْبَابِ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَالْعَلاَءُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ هُوَ ابْنُ يَعْقُوبَ الْجُهَنِيُّ الْحُرَقِيُّ وَهُوَ ثِقَةٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ .
Bize Kutaybe anlattı; bize Abdülazîz b. Muhammed anlattı; Alâ’dan [naklederek] bunun bir benzerini rivayet etti. Kutaybe kendi rivayetinde (Resûlullah’ın) “İşte gerçek bağlılık budur; işte gerçek bağlılık budur; işte gerçek bağlılık budur” diye üç defa [buyurduğunu] zikretti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ali’den, Abdullah b. Amr’dan, İbn Abbâs’tan, Ubeyde’den –ona Ubeyde b. Amr da denilir–, Âişe’den, Abdurrahman b. Âiş el-Hadramî’den ve Enes’ten de [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hüreyre’nin bu babdaki hadisi hasen sahihtir. Alâ b. Abdurrahman, İbn Ya’kûb el-Cühenî el-Hurakī’dir ve o, hadis ehli katında sika (güvenilir) biridir.
53. Hadis
حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ وَكِيعِ بْنِ الْجَرَّاحِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ حُبَابٍ، عَنْ أَبِي مُعَاذٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خِرْقَةٌ يُنَشِّفُ بِهَا بَعْدَ الْوُضُوءِ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عَائِشَةَ لَيْسَ بِالْقَائِمِ وَلاَ يَصِحُّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْبَابِ شَيْءٌ . وَأَبُو مُعَاذٍ يَقُولُونَ هُوَ سُلَيْمَانُ بْنُ أَرْقَمَ وَهُوَ ضَعِيفٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ .
Bize Süfyân b. Vekî’ b. el-Cerrâh anlattı; bize Abdullah b. Vehb anlattı; Zeyd b. Hubâb’dan; Ebû Muâz’dan; Zührî’den; Urve’den; Âişe’den [naklederek şöye dedi]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in, abdest aldıktan sonra [onunla] kurulandığı bir bez parçası (hırka) vardı.” Ebû Îsâ dedi ki: Âişe’nin bu hadisi sağlam (kâim) değildir ve bu babda Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den gelen hiçbir şey sahih değildir. Ebû Muâz’ın Süleyman b. Erkam olduğunu söylerler; o ise hadis ehli katında zayıf biridir. Bu babda Muâz b. Cebel’den de [rivayet] vardır.
54. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا رِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ زِيَادِ بْنِ أَنْعُمٍ، عَنْ عُتْبَةَ بْنِ حُمَيْدٍ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ نُسَىٍّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ غَنْمٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم إِذَا تَوَضَّأَ مَسَحَ وَجْهَهُ بِطَرَفِ ثَوْبِهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ وَإِسْنَادُهُ ضَعِيفٌ . وَرِشْدِينُ بْنُ سَعْدٍ وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زِيَادِ بْنِ أَنْعُمٍ الإِفْرِيقِيُّ يُضَعَّفَانِ فِي الْحَدِيثِ . وَقَدْ رَخَّصَ قَوْمٌ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ بَعْدَهُمْ فِي التَّمَنْدُلِ بَعْدَ الْوُضُوءِ وَمَنْ كَرِهَهُ إِنَّمَا كَرِهَهُ مِنْ قِبَلِ أَنَّهُ قِيلَ إِنَّ الْوَضُوءَ يُوزَنُ . وَرُوِيَ ذَلِكَ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ وَالزُّهْرِيِّ . حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ الرَّازِيُّ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ قَالَ حَدَّثَنِيهِ عَلِيُّ بْنُ مُجَاهِدٍ عَنِّي وَهُوَ عِنْدِي ثِقَةٌ عَنْ ثَعْلَبَةَ عَنِ الزُّهْرِيِّ قَالَ إِنَّمَا كُرِهَ الْمِنْدِيلُ بَعْدَ الْوُضُوءِ لأَنَّ الْوَضُوءَ يُوزَنُ .
Bize Kutaybe anlattı; bize Rişdîn b. Sa’d anlattı; Abdurrahman b. Ziyâd b. En’um’dan; Utbe b. Humeyd’den; Ubâde b. Nusay’dan; Abdurrahman b. Ganm’den; Muâzi b. Cebel’den [naklederek şöye dedi]: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i abdest aldığında yüzünü elbisesinin ucuyla silerken gördüm.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis gariptir ve isnadı zayıftır. Rişdîn b. Sa’d ve Abdurrahman b. Ziyâd b. En’um el-İfrîkī, hadis ilminde zayıf sayılan kimselerdir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve onlardan sonrakilerden bir grup ilim ehli, abdestten sonra kurulanmaya (havlu/mendil kullanmaya) ruhsat vermişlerdir. Bunu hoş karşılamayanlar ise ancak “Abdest [suyunun sevabının] (ahirette) tartılacağı” söylendiği için böyle düşünmüşlerdir. Bu (gerekçe), Saîd b. el-Müseyyeb’den ve Zührî’den rivayet edilmiştir. Bize Muhammed b. Humeyd er-Râzî anlattı; bize Cerîr anlattı; dedi ki: Bunu bana Ali b. Mücâhid anlattı –ki o benim katımda sika (güvenilir) biridir–; Sa’lebe’den; Zührî’den; şöyle dedi: “Abdestten sonra mendil (kurulanma) ancak abdest [suyunun] (terazide) tartılacağı [bilindiği] için hoş görülmemiştir.”
55. Hadis
حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عِمْرَانَ الثَّعْلَبِيُّ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ يَزِيدَ الدِّمَشْقِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، وَأَبِي، عُثْمَانَ عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ ثُمَّ قَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي مِنَ التَّوَّابِينَ وَاجْعَلْنِي مِنَ الْمُتَطَهِّرِينَ فُتِحَتْ لَهُ ثَمَانِيَةُ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ يَدْخُلُ مِنْ أَيِّهَا شَاءَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ وَعُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ عُمَرَ قَدْ خُولِفَ زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ فِي هَذَا الْحَدِيثِ . قَالَ وَرَوَى عَبْدُ اللَّهِ بْنُ صَالِحٍ وَغَيْرُهُ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ يَزِيدَ عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ عَنْ عُمَرَ . وَعَنْ رَبِيعَةَ عَنْ أَبِي عُثْمَانَ عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ عَنْ عُمَرَ . وَهَذَا حَدِيثٌ فِي إِسْنَادِهِ اضْطِرَابٌ وَلاَ يَصِحُّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْبَابِ كَبِيرُ شَيْءٍ . قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَبُو إِدْرِيسَ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ عُمَرَ شَيْئًا .
Bize Ca’fer b. Muhammed b. İmrân es-Sa’lebî el-Kûfî anlattı; bize Zeyd b. Hubâb anlattı; Muâviye b. Sâlih’ten; Rebîa b. Yezîd ed-Dımeşkî’den; Ebû İdrîs el-Havlânî ve Ebû Osmân’dan; Ömer b. el-Hattâb’dan [naklederek şöye dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim güzelce abdest alır, sonra ‘Eşhedü enlâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh. Allâhümme’c-alnî mine’t-tevvâbîne ve’c-alnî mine’l-mütetahhirîn’ (Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun tek olduğuna ve ortağı bulunmadığına şehadet ederim. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna da şehadet ederim. Allah’ım! Beni çokça tövbe edenlerden ve tertemiz olanlardan eyle) derse, kendisi için cennetin sekiz kapısı açılır; hangisinden dilerse oradan girer.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Enes’ten ve Ukbe b. Âmir’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Zeyd b. Hubâb’a bu hadiste muhalefet edilmiştir. Abdullah b. Sâlih ve birden fazla kişi bu hadisi Muâviye b. Sâlih’ten, o Rebîa b. Yezîd’den, o Ebû İdrîs’ten, o Ukbe b. Âmir’den, o da Ömer’den rivayet etmişlerdir. [Ayrıca] Rebîa’dan; Ebû Osmân kanalıyla Cübeyr b. Nüfeyr’den, o da Ömer’den rivayet edilmiştir. Bu, isnadında ızdırap (tutarsızlık) bulunan bir hadistir ve bu babda Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den gelen pek bir şey sahih değildir. Muhammed (Buhârî) “Ebû İdrîs, Ömer’den hiçbir şey işitmemiştir (mürseldir)” demiştir.
56. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنْ أَبِي رَيْحَانَةَ، عَنْ سَفِينَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَتَوَضَّأُ بِالْمُدِّ وَيَغْتَسِلُ بِالصَّاعِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَجَابِرٍ وَأَنَسِ بْنِ مَالِكٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ سَفِينَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَأَبُو رَيْحَانَةَ اسْمُهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَطَرٍ . وَهَكَذَا رَأَى بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ الْوُضُوءَ بِالْمُدِّ وَالْغُسْلَ بِالصَّاعِ . وَقَالَ الشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ لَيْسَ مَعْنَى هَذَا الْحَدِيثِ عَلَى التَّوْقِيتِ أَنَّهُ لاَ يَجُوزُ أَكْثَرُ مِنْهُ وَلاَ أَقَلُّ مِنْهُ وَهُوَ قَدْرُ مَا يَكْفِي .
Bize Ahmed b. Menî’ ve Alî b. Hucr anlattılar; dediler ki: Bize İsmâîl b. Uleyye anlattı; Ebû Reyhâne’den; Sefîne’den [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem bir müd (ölçek su) ile abdest alır ve bir sâ’ (ölçek su/dört müd) ile de guslederdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Âişe’den, Câbir’den ve Enes b. Mâlik’ten de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Sefîne’nin hadisi hasen sahihtir. Ebû Reyhâne’nin adı Abdullah b. Matar’dır. Bazı ilim ehli; abdestin müd ile, guslün ise sâ’ ile [yapılacağı] görüşünde olmuşlardır. Şâfiî, Ahmed ve İshâk “Bu hadisin anlamı [kesin] bir miktar sınırlaması (tevkît) değildir; yani bundan daha fazlası veya daha azı caiz değildir demek değildir; [maksat] kişiye yetecek olan miktardır” demişlerdir.
57. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا خَارِجَةُ بْنُ مُصْعَبٍ، عَنْ يُونُسَ بْنِ عُبَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عُتَىِّ بْنِ ضَمْرَةَ السَّعْدِيِّ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ لِلْوُضُوءِ شَيْطَانًا يُقَالُ لَهُ الْوَلْهَانُ فَاتَّقُوا وَسْوَاسَ الْمَاءِ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ حَدِيثٌ غَرِيبٌ وَلَيْسَ إِسْنَادُهُ بِالْقَوِيِّ وَالصَّحِيحِ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ لأَنَّا لاَ نَعْلَمُ أَحَدًا أَسْنَدَهُ غَيْرَ خَارِجَةَ . وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ الْحَسَنِ قَوْلَهُ وَلاَ يَصِحُّ فِي هَذَا الْبَابِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم شَيْءٌ . وَخَارِجَةُ لَيْسَ بِالْقَوِيِّ عِنْدَ أَصْحَابِنَا وَضَعَّفَهُ ابْنُ الْمُبَارَكِ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Ebû Dâvûd et-Tayâlisî anlattı; bize Hârice b. Mus’ab anlattı; Yûnus b. Ubeyd’den; Hasan’dan; Utayy b. Damra es-Sa’dî’den; Übey b. Ka’b’dan; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz abdestin ‘Velhân’ denilen bir şeytanı vardır; bu sebeple suyun [kullanımı hususundaki] vesveseden sakınınız.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Abdullah b. Amr ve Abdullah b. Mugaffel’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Übey b. Ka’b’ın bu hadisi gariptir ve isnadı kuvvetli değildir; hadis ehli katında sahih sayılmaz; zira Hârice’den başka onu mevsûl (Nebî’ye ulaşan bir senedle) rivayet eden birini bilmiyoruz. Bu hadis Hasan (Basrî)’den kendi sözü olarak da rivayet edilmiştir; bu babda Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den gelen hiçbir şey sahih değildir. Hârice bizim (hadisçi) arkadaşlarımız katında kuvvetli biri değildir; İbnü’l-Mübârek de onu zayıf bulmuştur.
58. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حُمَيْدٍ الرَّازِيُّ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ الْفَضْلِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَتَوَضَّأُ لِكُلِّ صَلاَةٍ طَاهِرًا أَوْ غَيْرَ طَاهِرٍ . قَالَ قُلْتُ لأَنَسٍ فَكَيْفَ كُنْتُمْ تَصْنَعُونَ أَنْتُمْ قَالَ كُنَّا نَتَوَضَّأُ وُضُوءًا وَاحِدًا . قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ حُمَيْدٍ عَنْ أَنَسٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ وَالْمَشْهُورُ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ حَدِيثُ عَمْرِو بْنِ عَامِرٍ الأَنْصَارِيِّ عَنْ أَنَسٍ . وَقَدْ كَانَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ يَرَى الْوُضُوءَ لِكُلِّ صَلاَةٍ اسْتِحْبَابًا لاَ عَلَى الْوُجُوبِ .
Bize Muhammed b. Humeyd er-Râzî anlattı; bize Seleme b. el-Fazl anlattı; Muhammed b. İshâk’tan; Humeyd’den; Enes’ten [naklederek şöye dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem (abdestli olsun veya olmasın) her namaz için [yeniden] abdest alırdı. (Ravi) dedi ki: Enes’e “Peki siz ne yapardınız?” diye sordum; o da “Biz [abdestimiz bozulana dek] tek bir abdestle [yetinirdik]” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Humeyd’in Enes’ten naklettiği bu hadis bu kanalla hasen gariptir. Hadis ehli katında bu konudaki meşhur rivayet, Amr b. Âmir el-Ensârî’nin Enes’tan naklettiği hadistir. İlim ehlinden bazıları, her namaz için [yeni] abdest almayı vacip değil, müstehap (hoş ve tercih edilen) görmüşlerdir.
59. Hadis
وَقَدْ رُوِيَ فِي، حَدِيثٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " مَنْ تَوَضَّأَ عَلَى طُهْرٍ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بِهِ عَشْرَ حَسَنَاتٍ " . قَالَ وَرَوَى هَذَا الْحَدِيثَ الإِفْرِيقِيُّ عَنْ أَبِي غُطَيْفٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . حَدَّثَنَا بِذَلِكَ الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ الْمَرْوَزِيُّ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَزِيدَ الْوَاسِطِيُّ عَنِ الإِفْرِيقِيِّ . وَهُوَ إِسْنَادٌ ضَعِيفٌ . قَالَ عَلِيُّ بْنُ الْمَدِينِيِّ قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ ذُكِرَ لِهِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ هَذَا الْحَدِيثُ فَقَالَ هَذَا إِسْنَادٌ مَشْرِقِيٌّ . قَالَ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ الْحَسَنِ يَقُولُ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ حَنْبَلٍ يَقُولُ مَا رَأَيْتُ بِعَيْنِي مِثْلَ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الْقَطَّانِ .
İbn Ömer’den nakledilen bir hadiste Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kim abdestli iken [yeniden] abdest alırsa, Allah bu sebeple ona on sevap yazar.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadisi İfrîkī; Ebû Gutayf’tan, o İbn Ömer’den, o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek] rivayet etmiştir. Bu zayıf bir isnaddır. Ali b. el-Medînî dedi ki: Yahyâ b. Saîd el-Kattân şöyle demiştir: “[Bu hadis] Hişâm b. Urve’ye zikredildiğinde o, ‘Bu, Maşrikî (Doğu/Irak menşeli) bir isnaddır!’ demiştir.” Ebû Îsâ dedi ki: Ahmed b. el-Hasan’ın şöyle dediğini işittim: Ahmed b. Hanbel’in “Gözlerimle Yahyâ b. Saîd el-Kattân gibisini [asla] görmedim” buyurduğunu duydum.
60. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ، هُوَ ابْنُ مَهْدِيٍّ قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ عَامِرٍ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَتَوَضَّأُ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ . قُلْتُ فَأَنْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَصْنَعُونَ قَالَ كُنَّا نُصَلِّي الصَّلَوَاتِ كُلَّهَا بِوُضُوءٍ وَاحِدٍ مَا لَمْ نُحْدِثْ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Yahyâ b. Saîd ve Abdurrahman b. Mehdî anlattılar; dediler ki: Bize Süfyân b. Saîd (es-Sevrî) anlattı; Amr b. Âmir el-Ensârî’den; dedi ki: Enes b. Mâlik’i şöyle derken işittim: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem her namaz [vakti] için abdest alırdı.” Ben “Peki siz ne yapardınız?” diye sordum; o da “Abdestimiz bozulmadığı sürece bütün namazları tek bir abdestle kılardık” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
61. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَتَوَضَّأُ لِكُلِّ صَلاَةٍ فَلَمَّا كَانَ عَامُ الْفَتْحِ صَلَّى الصَّلَوَاتِ كُلَّهَا بِوُضُوءٍ وَاحِدٍ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ . فَقَالَ عُمَرُ إِنَّكَ فَعَلْتَ شَيْئًا لَمْ تَكُنْ فَعَلْتَهُ . قَالَ " عَمْدًا فَعَلْتُهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَرَوَى هَذَا الْحَدِيثَ عَلِيُّ بْنُ قَادِمٍ عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَزَادَ فِيهِ " تَوَضَّأَ مَرَّةً مَرَّةً " . قَالَ وَرَوَى سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ هَذَا الْحَدِيثَ أَيْضًا عَنْ مُحَارِبِ بْنِ دِثَارٍ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بُرَيْدَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَتَوَضَّأُ لِكُلِّ صَلاَةٍ . وَرَوَاهُ وَكِيعٌ عَنْ سُفْيَانَ عَنْ مُحَارِبِ بْنِ دِثَارٍ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بُرَيْدَةَ عَنْ أَبِيهِ . قَالَ وَرَوَاهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ وَغَيْرُهُ عَنْ سُفْيَانَ عَنْ مُحَارِبِ بْنِ دِثَارٍ عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بُرَيْدَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مُرْسَلاً وَهَذَا أَصَحُّ مِنْ حَدِيثِ وَكِيعٍ . وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّهُ يُصَلِّي الصَّلَوَاتِ بِوُضُوءٍ وَاحِدٍ مَا لَمْ يُحْدِثْ وَكَانَ بَعْضُهُمْ يَتَوَضَّأُ لِكُلِّ صَلاَةٍ اسْتِحْبَابًا وَإِرَادَةَ الْفَضْلِ . وَيُرْوَى عَنِ الإِفْرِيقِيِّ عَنْ أَبِي غُطَيْفٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ تَوَضَّأَ عَلَى طُهْرٍ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بِهِ عَشْرَ حَسَنَاتٍ " . وَهَذَا إِسْنَادٌ ضَعِيفٌ . وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى الظُّهْرَ وَالْعَصْرَ بِوُضُوءٍ وَاحِدٍ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; Süfyân’dan; Alkame b. Mersed’den; Süleyman b. Büreyde’den; babasından [naklederek şöyle dedi]: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem her namaz [vakti] için abdest alırdı. Mekke’nin fethi yılı gelince bütün namazları tek bir abdestle kıldı ve mestlerinin üzerine meshetti. Bunun üzerine Ömer ‘Siz daha önce yapmadığınız bir şeyi yaptınız!’ dedi. [Nebî] de ‘Bunu kasten (bilerek) yaptım ey Ömer’ buyurdu.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Alî b. Kâdim bu hadisi Süfyân es-Sevrî’den rivayet ederken “[azalarını] birer defa [yıkayarak] abdest aldı” fazlalığını da nakletmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Süfyân es-Sevrî bu hadisi aynı zamanda Muhârib b. Disâr’dan, o Süleyman b. Büreyde’den [naklen] “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem her namaz için abdest alırdı” şeklinde de rivayet etmiş; Vekî’ ise bunu Süfyân’dan, o Muhârib b. Disâr’dan, o Süleyman b. Büreyde’den, o da babasından [naklen] rivayet etmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Abdurrahman b. Mehdî ve başkalarının Süfyân’dan, o Muhârib b. Disâr’dan, o Süleyman b. Büreyde’den, o da Nebî’den naklederek rivayet ettikleri mürsel [hadis]; Vekî’in rivayetinden daha sahihtir. İlim ehli katında amel bu [hadis] üzeredir: Kişi, abdesti bozulmadığı sürece [birden fazla] namazı tek bir abdestle kılabilir; bazıları ise fazileti tercih ettiklerinden her namaz için abdest almayı müstehap (hoş) görmüşlerdir. İfrîkī’den; Ebû Gutayf’tan; İbn Ömer’den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in “Kim abdestli iken abdest alırsa, Allah ona bu sebeple on sevap yazar” buyurduğu rivayet edilmiştir; ancak bu zayıf bir isnaddır. Bu babda Câbir b. Abdullah’tan “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in öğle ve ikindiyi tek abdestle kıldığına” dair [rivayet] de vardır.
62. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي الشَّعْثَاءِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ حَدَّثَتْنِي مَيْمُونَةُ، قَالَتْ كُنْتُ أَغْتَسِلُ أَنَا وَرَسُولُ اللَّهِ، صلى الله عليه وسلم مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ مِنَ الْجَنَابَةِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهُوَ قَوْلُ عَامَّةِ الْفُقَهَاءِ أَنْ لاَ بَأْسَ أَنْ يَغْتَسِلَ الرَّجُلُ وَالْمَرْأَةُ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَعَائِشَةَ وَأَنَسٍ وَأُمِّ هَانِئٍ وَأُمِّ صُبَيَّةَ الْجُهَنِيَّةِ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَابْنِ عُمَرَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَأَبُو الشَّعْثَاءِ اسْمُهُ جَابِرُ بْنُ زَيْدٍ .
Bize İbn Ebû Ömer anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Amr b. Dînâr’dan; Ebû’ş-Şa’sâ’dan; İbn Abbâs’tan [naklederek şöyle dedi]: Meymûne bana, “Ben ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cünüplükten dolayı aynı kaptan [su alarak birlikte] guslederdik” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehlinden fıkıhçıların geneli katında amel bu [hüküm] üzeredir: Erkek ve kadının aynı kaptan [beraberce] gusletmelerinde bir sakınca yoktur. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ali’den, Âişe’den, Enes’ten, Ümmü Hâni’den, Ümmü Subeyye el-Cüheniyye’den, Ümmü Seleme’den ve İbn Ömer’den de [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû’ş-Şa’sâ’nın adı Câbir b. Zeyd’dir.
63. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي حَاجِبٍ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ بَنِي غِفَارٍ قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ فَضْلِ طَهُورِ الْمَرْأَةِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَرْجِسَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَكَرِهَ بَعْضُ الْفُقَهَاءِ الْوُضُوءَ بِفَضْلِ طَهُورِ الْمَرْأَةِ . وَهُوَ قَوْلُ أَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ كَرِهَا فَضْلَ طَهُورِهَا وَلَمْ يَرَيَا بِفَضْلِ سُؤْرِهَا بَأْسًا .
Bize Mahmûd b. Geylân anlattı; dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; Süfyân’dan; Süleyman et-Teymî’den; Ebû Hâcib’den; Benî Gıfâr’dan bir adamdan [naklederek şöyle dedi]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadının abdest/gusül suyunun artanını (fazla gelenini) [kullanmayı] yasakladı.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Abdullah b. Sercis’ten de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bazı fıkıhçılar kadının abdest/gusül suyunun artanıyla abdest almayı hoş görmemişlerdir. Bu, Ahmed ve İshâk’ın [da] görüşüdür; onlar kadının abdest suyunun artanını hoş görmemişler, ancak onun içme suyunun artanında (sü’r) bir sakınca görmemişlerdir.
64. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ عَاصِمٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا حَاجِبٍ، يُحَدِّثُ عَنِ الْحَكَمِ بْنِ عَمْرٍو الْغِفَارِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى أَنْ يَتَوَضَّأَ الرَّجُلُ بِفَضْلِ طَهُورِ الْمَرْأَةِ . أَوْ قَالَ " بِسُؤْرِهَا " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ . وَأَبُو حَاجِبٍ اسْمُهُ سَوَادَةُ بْنُ عَاصِمٍ . وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ فِي حَدِيثِهِ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَتَوَضَّأَ الرَّجُلُ بِفَضْلِ طَهُورِ الْمَرْأَةِ . وَلَمْ يَشُكَّ فِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ .
Bize Muhammed b. Beşşâr ve Mahmûd b. Geylân anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Dâvûd anlattı; Şu’be’den; Âsım’dan; dedi ki: Ebû Hâcib’in el-Hakem b. Amr el-Gıfârî’den [naklen] şöyle anlattığını işittim: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem erkeğin, kadının abdest suyunun artanıyla abdest almasını yasakladı. Yahut [ravi] “onun içtiği suyun artığıyla” (sü’r) demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Ebû Hâcib’in adı Sevâde b. Âsım’dır. Muhammed b. Beşşâr kendi rivayetinde “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem erkeğin, kadının abdest suyunun artanıyla abdest almasını yasakladı” demiştir; Muhammed b. Beşşâr bu konuda (lafızda) şüpheye düşmemiştir.
65. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ اغْتَسَلَ بَعْضُ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي جَفْنَةٍ فَأَرَادَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَتَوَضَّأَ مِنْهُ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ جُنُبًا . فَقَالَ " إِنَّ الْمَاءَ لاَ يُجْنِبُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَمَالِكٍ وَالشَّافِعِيِّ .
Bize Kutaybe anlattı; bize Ebü’l-Ahvas anlattı; Simâk b. Harb’den; İkrime’den; İbn Abbâs’tan [naklederek şöyle dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşlerinden biri bir leğen (büyükçe bir kap) içinde gusletmişti; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de o suyla abdest almak istedi. (Eşi) “Ey Allah’ın Resûlü! Ben cünüptüm (bu suyla guslettim)” deyince, [Resûlullah] “Şüphesiz su cünüp olmaz (kullanılmakla kirlenmez)” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Süfyân es-Sevrî, Mâlik ve Şâfiî’nin görüşü [de] budur.
66. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، وَالْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْخَلاَّلُ، وَغَيْرُ، وَاحِدٍ، قَالُوا حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ كَعْبٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَتَوَضَّأُ مِنْ بِئْرِ بُضَاعَةَ وَهِيَ بِئْرٌ يُلْقَى فِيهَا الْحِيَضُ وَلُحُومُ الْكِلاَبِ وَالنَّتْنُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْمَاءَ طَهُورٌ لاَ يُنَجِّسُهُ شَيْءٌ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ . وَقَدْ جَوَّدَ أَبُو أُسَامَةَ هَذَا الْحَدِيثَ فَلَمْ يَرْوِ أَحَدٌ حَدِيثَ أَبِي سَعِيدٍ فِي بِئْرِ بُضَاعَةَ أَحْسَنَ مِمَّا رَوَى أَبُو أُسَامَةَ . وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ . وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَعَائِشَةَ .
Bize Hannâd, el-Hasan b. Alî el-Hallâl ve birden fazla kişi anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Üsâme anlattı; el-Velîd b. Kesîr’den; Muhammed b. Ka’b’dan; Ubeydullâh b. Abdillâh b. Râfi’ b. Hadîc’den; Ebû Saîd el-Hudrî’den [naklederek şöyle dedi]: (Bir gün) “Ey Allah’ın Resûlü! İçine adet bezlerinin (hayız), köpek leşlerinin ve diğer pisliklerin atıldığı Budaa kuyusundan [su alıp] abdest alalım mı?” diye soruldu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “Şüphesiz su tertemizdir (tahurdur); onu hiçbir şey pisletmez” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasendir. Ebû Üsâme bu hadis[in isnadını] çok güzel nakletmiştir; Ebû Saîd’in Budaa kuyusu hakkındaki hadisini hiç kimse Ebû Üsâme’den daha güzel rivayet etmemiştir. Bu hadis Ebû Saîd’den başka kanallarla da nakledilmiştir. Bu babda İbn Abbâs ve Âişe’den de [rivayetler] vardır.
67. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جَعْفَرِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُسْأَلُ عَنِ الْمَاءِ يَكُونُ فِي الْفَلاَةِ مِنَ الأَرْضِ وَمَا يَنُوبُهُ مِنَ السِّبَاعِ وَالدَّوَابِّ قَالَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا كَانَ الْمَاءُ قُلَّتَيْنِ لَمْ يَحْمِلِ الْخَبَثَ " . قَالَ عَبْدَةُ قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ الْقُلَّةُ هِيَ الْجِرَارُ وَالْقُلَّةُ الَّتِي يُسْتَقَى فِيهَا . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ قَالُوا إِذَا كَانَ الْمَاءُ قُلَّتَيْنِ لَمْ يُنَجِّسْهُ شَيْءٌ مَا لَمْ يَتَغَيَّرْ رِيحُهُ أَوْ طَعْمُهُ وَقَالُوا يَكُونُ نَحْوًا مِنْ خَمْسِ قِرَبٍ .
Bize Hannâd anlattı; bize Abde anlattı; Muhammed b. İshâk’tan; Muhammed b. Ca’fer b. ez-Zübeyr’den; Ubeydullâh b. Abdillâh b. Ömer’den; İbn Ömer’den [naklederek şöyle dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i; arazide (açık alanda) bulunan, yırtıcı hayvanların ve bineklerin uğradığı (su içmek için geldiği) su hakkında sorulduğunda şöyle buyururken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “Su iki kulle (büyük testi) miktarına ulaştığında pislik tutmaz (pislenmez)” buyurdu. Abde dedi ki: Muhammed b. İshâk “Kulle; [su] taşınan büyük testiler (cerrâr) ve su çekilen büyük kovalardır” demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Şâfiî, Ahmed ve İshâk’ın görüşü [de] budur. Onlar: “Su iki kulle miktarına ulaştığında; rengi, tadı veya kokusu değişmediği sürece onu hiçbir şey pisletmez” demişler ve bu miktarın yaklaşık beş kırba (su tulumu) kadar olduğunu söylemişlerdir.
68. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَبُولَنَّ أَحَدُكُمْ فِي الْمَاءِ الدَّائِمِ ثُمَّ يَتَوَضَّأُ مِنْهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ .
Bize Mahmûd b. Geylân anlattı; bize Abdürrezzâk anlattı; Ma’mer’den; Hemmâm b. Münebbih’ten; Ebû Hüreyre’den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek şöyle dedi]: “Hiçbiriniz sakın durgun suya (akmayan suya) idrarını yapmasın; sonra [gidip] ondan abdest almasın.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu babda Câbir’den de [rivayet] vardır.
69. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، عَنْ مَالِكٍ، ح وَحَدَّثَنَا الأَنْصَارِيُّ، إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ سُلَيْمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ سَلَمَةَ، مِنْ آلِ ابْنِ الأَزْرَقِ أَنَّ الْمُغِيرَةَ بْنَ أَبِي بُرْدَةَ، وَهُوَ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ سَأَلَ رَجُلٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَرْكَبُ الْبَحْرَ وَنَحْمِلُ مَعَنَا الْقَلِيلَ مِنَ الْمَاءِ فَإِنْ تَوَضَّأْنَا بِهِ عَطِشْنَا أَفَنَتَوَضَّأُ مِنْ مَاءِ الْبَحْرِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرٍ وَالْفِرَاسِيِّ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهُوَ قَوْلُ أَكْثَرِ الْفُقَهَاءِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْهُمْ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَابْنُ عَبَّاسٍ لَمْ يَرَوْا بَأْسًا بِمَاءِ الْبَحْرِ . وَقَدْ كَرِهَ بَعْضُ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْوُضُوءَ بِمَاءِ الْبَحْرِ مِنْهُمُ ابْنُ عُمَرَ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو . وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو هُوَ نَارٌ .
Bize Kutaybe, Mâlik’ten [naklen] anlattı (H). Bize el-Ensârî İshâk b. Mûsâ anlattı; bize Ma’n anlattı; bize Mâlik anlattı; Safvân b. Süleym’den; İbnü’l-Ezrak ailesinden Saîd b. Seleme’den; Benî Abdüddâr’dan el-Mugîre b. Ebû Bürde kendisine, Ebû Hüreyre’yi şöyle derken işittiğini haber vermiştir: Bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e sordu ve “Ey Allah’ın Resûlü! Biz denize açılıyoruz ve yanımızda az miktar su taşıyoruz; eğer onunla abdest alırsak susuz kalırız. [Bu durumda] deniz suyuyla abdest alabilir miyiz?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “Onun suyu tertemizdir (tahurdur), ölüsü (balığı vb.) helaldir” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Câbir ve el-Firâsî’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Aralarında Ebû Bekir, Ömer ve İbn Abbâs’ın da bulunduğu Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından fıkıhçıların çoğunluğunun görüşü budur; onlar deniz suyu[yla abdest almakta] bir sakınca görmemişlerdir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından bazıları ise deniz suyuyla abdest almayı hoş görmemişlerdir; İbn Ömer ve Abdullah b. Amr bunlardandır. Hatta Abdullah b. Amr “[Deniz] ateştir” demiştir.
70. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، وَقُتَيْبَةُ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، يُحَدِّثُ عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَرَّ عَلَى قَبْرَيْنِ فَقَالَ " إِنَّهُمَا يُعَذَّبَانِ وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ أَمَّا هَذَا فَكَانَ لاَ يَسْتَتِرُ مِنْ بَوْلِهِ وَأَمَّا هَذَا فَكَانَ يَمْشِي بِالنَّمِيمَةِ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَأَبِي مُوسَى وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ ابْنِ حَسَنَةَ وَزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ وَأَبِي بَكْرَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَرَوَى مَنْصُورٌ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ مُجَاهِدٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ عَنْ طَاوُسٍ . وَرِوَايَةُ الأَعْمَشِ أَصَحُّ . قَالَ وَسَمِعْتُ أَبَا بَكْرٍ مُحَمَّدَ بْنَ أَبَانَ الْبَلْخِيَّ مُسْتَمْلِي وَكِيعٍ يَقُولُ سَمِعْتُ وَكِيعًا يَقُولُ الأَعْمَشُ أَحْفَظُ لإِسْنَادِ إِبْرَاهِيمَ مِنْ مَنْصُورٍ .
Bize Hannâd, Kutaybe ve Ebû Küreyb anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; el-A’meş’ten; dedi ki: Mücâhid’in Tâvûs’tan, onun da İbn Abbâs’tan [naklen] şöyle anlattığını işittim: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem iki kabrin yanından geçti ve şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu ikisi azap çekiyorlar; hem de (kendi zanlarınca) büyük bir şeyden dolayı azap çekmiyorlar. Bunlardan biri, idrarından sakınmazdı (siperlenmezdi); diğeri ise insanlar arasında söz taşırdı (nemime).” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ebû Hüreyre, Ebû Mûsâ, Abdurrahman b. Hasene, Zeyd b. Sâbit ve Ebû Bekre’den de [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Mansûr bu hadisi Mücâhid’den, o da İbn Abbâs’tan [naklen] rivayet etmiştir; ancak senedde Tâvûs’u zikretmemiştir. [Fakat] el-A’meş’in rivayeti daha sahihtir. [Ebû Îsâ] şöyle dedi: Vekî’in müstemlîsi (asistanı) Ebû Bekir Muhammed b. Ebân el-Belhî’nin şöyle dediğini işittim: Vekî’in “el-A’meş, İbrahim’in isnadını Mansûr’dan daha iyi ezberinde tutar” dediğini duydum.
71. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَأَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنْ أُمِّ قَيْسٍ بِنْتِ مِحْصَنٍ، قَالَتْ دَخَلْتُ بِابْنٍ لِي عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَأْكُلِ الطَّعَامَ فَبَالَ عَلَيْهِ فَدَعَا بِمَاءٍ فَرَشَّهُ عَلَيْهِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَعَائِشَةَ وَزَيْنَبَ وَلُبَابَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ وَهِيَ أُمُّ الْفَضْلِ بْنِ عَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَأَبِي السَّمْحِ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو وَأَبِي لَيْلَى وَابْنِ عَبَّاسٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهُوَ قَوْلُ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ وَمَنْ بَعْدَهُمْ مِثْلِ أَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ قَالُوا يُنْضَحُ بَوْلُ الْغُلاَمِ وَيُغْسَلُ بَوْلُ الْجَارِيَةِ وَهَذَا مَا لَمْ يَطْعَمَا فَإِذَا طَعِمَا غُسِلاَ جَمِيعًا .
Bize Kutaybe ve Ahmed b. Menî’ anlattılar; dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Zührî’den; Ubeydullâh b. Abdillâh b. Utbe’den; Ümmü Kays bint Mihsan’dan [naklederek şöyle dedi]: “Henüz [ek gıda] yemek yemeyen bir oğlumla beraber Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzuruna girdim. [Çocuk] onun (Nebî’nin elbisesi) üzerine idrarını yaptı. Bunun üzerine [Nebî] su istedi ve onu [idrarın olduğu yerin] üzerine serpti.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ali’den, Âişe’den, Zeyneb’den, el-Fadl b. Abbâs b. Abdilmüttalib’in annesi olan Lübâbe bint el-Hâris’ten, Ebü’s-Semh’ten, Abdullah b. Amr’dan, Ebû Leylâ’dan ve İbn Abbâs’tan da [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından, tâbiînden ve onlardan sonrakilerden Ahmed ve İshâk gibi birden fazla ilim ehlinin görüşü budur. Onlar şöyle demişlerdir: “Yemek yemeyen erkek çocuğun idrarı [üzerine su] serpilir (nadz), kız çocuğun idrarı ise yıkanır. Bu [hüküm], henüz yemek yemedikleri sürece geçerlidir; yemek yemeye başladıklarında ise her ikisinin idrarı da yıkanır.”
72. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ الزَّعْفَرَانِيُّ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، وَقَتَادَةُ، وَثَابِتٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ نَاسًا، مِنْ عُرَيْنَةَ قَدِمُوا الْمَدِينَةَ فَاجْتَوَوْهَا فَبَعَثَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي إِبِلِ الصَّدَقَةِ وَقَالَ " اشْرَبُوا مِنْ أَلْبَانِهَا وَأَبْوَالِهَا " . فَقَتَلُوا رَاعِيَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَاسْتَاقُوا الإِبِلَ وَارْتَدُّوا عَنِ الإِسْلاَمِ فَأُتِيَ بِهِمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَطَعَ أَيْدِيَهُمْ وَأَرْجُلَهُمْ مِنْ خِلاَفٍ وَسَمَرَ أَعْيُنَهُمْ وَأَلْقَاهُمْ بِالْحَرَّةِ . قَالَ أَنَسٌ فَكُنْتُ أَرَى أَحَدَهُمْ يَكُدُّ الأَرْضَ بِفِيهِ حَتَّى مَاتُوا . وَرُبَّمَا قَالَ حَمَّادٌ يَكْدُمُ الأَرْضَ بِفِيهِ حَتَّى مَاتُوا . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رُوِيَ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَنَسٍ . وَهُوَ قَوْلُ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ قَالُوا لاَ بَأْسَ بِبَوْلِ مَا يُؤْكَلُ لَحْمُهُ .
Bize el-Hasan b. Muhammed ez-Za’ferânî anlattı; bize Affân b. Müslim anlattı; bize Hammâd b. Seleme anlattı; bize Humeyd, Katâde ve Sâbit anlattılar; Enes’ten [naklederek şöyle dedi]: Ureyne kabilesinden bir grup insan Medine’ye geldiler fakat oranın havası onlara ağır geldi (hastalık bulaştı). Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları zekat (sadaka) develerinin yanına gönderdi ve “Onlerin sütlerinden ve idrarlarından için” buyurdu. [Fakat onlar] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in çobanını öldürdüler, develeri sürüp götürdüler ve İslam’dan döndüler (mürted oldular). Onlar Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirilince, [Nebî] onların ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesti, gözlerini milledi (oydu) ve onları Harre mevkiinde [öylece] bıraktı. Enes dedi ki: “Onlardan birinin ölene kadar ağzıyla toprağı kazıdığını (eşelediğini) görüyordum.” Hammâd bazen [“kazımak” yerine] “ağzıyla toprağı ısırdığını” söylerdi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Enes’ten başka kanallarla da nakledilmiştir. İlim ehlinin çoğunluğunun görüşü budur; onlar “eti yenen hayvanların idrarında bir sakınca yoktur” demişlerdir.
73. Hadis
حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ سَهْلٍ الأَعْرَجُ الْبَغْدَادِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ غَيْلاَنَ، قَالَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ إِنَّمَا سَمَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَعْيُنَهُمْ لأَنَّهُمْ سَمَلُوا أَعْيُنَ الرُّعَاةِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْلَمُ أَحَدًا ذَكَرَهُ غَيْرَ هَذَا الشَّيْخِ عَنْ يَزِيدَ بْنِ زُرَيْعٍ . وَهُوَ مَعْنَى قَوْلِهِ : ( وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ ) . وَقَدْ رُوِيَ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ قَالَ إِنَّمَا فَعَلَ بِهِمُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم هَذَا قَبْلَ أَنْ تَنْزِلَ الْحُدُودُ .
Bize el-Fadl b. Sehl el-A’rec el-Bağdâdî anlattı; bize Yahyâ b. Geylân anlattı; dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey’ anlattı; bize Süleyman et-Teymî anlattı; Enes b. Mâlik’ten [naklederek şöyle dedi]: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem onların (Ureyne kabilesinin) gözlerini, ancak onlar çobanların gözlerini millediği (oyduğu) için millemişti.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu garib bir hadistir; bu şeyhten (Fadl b. Sehl) başka hiç kimsenin bu hadisi Yezîd b. Zürey’den naklettiğini bilmiyoruz. Bu, “[Kısas olarak] yaralar da birbirine kısastır” (Mâide 5/45) ayetinin manası kapsamındadır. Muhammed b. Sîrîn’den “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in onlara bunu, ancak [hırsızlık ve zina gibi] hadler (cezalar) indirilmeden önce yaptığı” rivayet edilmiştir.
74. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَهَنَّادٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ وُضُوءَ إِلاَّ مِنْ صَوْتٍ أَوْ رِيحٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Kutaybe ve Hannâd anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; Şu’be’den; Süheyl b. Ebû Sâlih’ten; babasından; Ebû Hüreyre’den [naklederek şöyle dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ses (yellenme sesi) işitilmediği veya koku duyulmadığı sürece [sadece şüphe ile] abdest [gerekmez / bozulmaz].” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
75. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا كَانَ أَحَدُكُمْ فِي الْمَسْجِدِ فَوَجَدَ رِيحًا بَيْنَ أَلْيَتَيْهِ فَلاَ يَخْرُجْ حَتَّى يَسْمَعَ صَوْتًا أَوْ يَجِدَ رِيحًا " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ زَيْدٍ وَعَلِيِّ بْنِ طَلْقٍ وَعَائِشَةَ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَأَبِي سَعِيدٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهُوَ قَوْلُ الْعُلَمَاءِ أَنْ لاَ يَجِبَ عَلَيْهِ الْوُضُوءُ إِلاَّ مِنْ حَدَثٍ يَسْمَعُ صَوْتًا أَوْ يَجِدُ رِيحًا . وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ إِذَا شَكَّ فِي الْحَدَثِ فَإِنَّهُ لاَ يَجِبُ عَلَيْهِ الْوُضُوءُ حَتَّى يَسْتَيْقِنَ اسْتِيقَانًا يَقْدِرُ أَنْ يَحْلِفَ عَلَيْهِ . وَقَالَ إِذَا خَرَجَ مِنْ قُبُلِ الْمَرْأَةِ الرِّيحُ وَجَبَ عَلَيْهَا الْوُضُوءُ . وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ وَإِسْحَاقَ .
Bize Kutaybe anlattı; bize Abdülazîz b. Muhammed anlattı; Süheyl b. Ebû Sâlih’ten; babasından; Ebû Hüreyre’den [naklederek şöyle dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz mescitte iken kaba etleri arasında bir yel (gaz) [hareketi] hissederse, bir ses işitmedikçe veya bir koku duymadıkça [mescitten/namazdan] çıkmasın.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Abdullah b. Zeyd, Ali b. Talk, Âişe, İbn Abbâs, İbn Mes’ûd ve Ebû Saîd’den de [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Âlimlerin görüşü de budur: Kişiye ancak bir ses işitmesi veya bir koku duymasıyla [kesinleşen] bir hades (abdesti bozan durum) sebebiyle abdest alması gerekir. Abdullah b. el-Mübarek: “Bir kimse abdestinin bozulduğunda şüphe ederse, üzerine yemin edebilecek kadar kesin bir kanaate ulaşmadıkça abdest alması gerekmez” demiştir. [İbnü’l-Mübarek] ayrıca: “Kadının ön organından yel çıkarsa abdest alması gerekir” demiştir. Bu, Şâfiî ve İshâk’ın da görüşüdür.
76. Hadis
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ اللَّهَ لاَ يَقْبَلُ صَلاَةَ أَحَدِكُمْ إِذَا أَحْدَثَ حَتَّى يَتَوَضَّأَ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Mahmûd b. Geylân anlattı; bize Abdürrezzâk anlattı; Ma’mer bize haber verdi; Hemmâm b. Münebbih’ten; Ebû Hüreyre’den; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek şöyle dedi]: “Abdesti bozulan birinizin namazı, [yeniden] abdest alana kadar Allah katında kabul olunmaz.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir.
77. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى، - كُوفِيٌّ - وَهَنَّادٌ وَمُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْمُحَارِبِيُّ الْمَعْنَى وَاحِدٌ قَالُوا حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ حَرْبٍ الْمُلاَئِيُّ، عَنْ أَبِي خَالِدٍ الدَّالاَنِيِّ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَامَ وَهُوَ سَاجِدٌ حَتَّى غَطَّ أَوْ نَفَخَ ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي . فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّكَ قَدْ نِمْتَ قَالَ " إِنَّ الْوُضُوءَ لاَ يَجِبُ إِلاَّ عَلَى مَنْ نَامَ مُضْطَجِعًا فَإِنَّهُ إِذَا اضْطَجَعَ اسْتَرْخَتْ مَفَاصِلُهُ " . قَالَ أَبُو عِيسَى وَأَبُو خَالِدٍ اسْمُهُ يَزِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَائِشَةَ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ .
Bize İsmâîl b. Mûsâ (Kûfeli), Hannâd ve Muhammed b. Ubeyd el-Muhâribî —anlamları bir olmak üzere— anlattılar; dediler ki: Bize Abdüsselâm b. Harb el-Mülâî anlattı; Ebû Hâlid ed-Dâlânî’den; Katâde’den; Ebü’l-Âliye’den; İbn Abbâs’tan [naklederek şöyle dedi]: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i secde halindeyken (sessizce) horlayana yahut derin derin nefes alana kadar uyurken gördüm; sonra kalkıp namaz kıldı. Ben ‘Ey Allah’ın Resûlü! Siz uyudunuz (abdest gerekmez mi?)’ deyince, [Resûlullah] ‘Abdest ancak yan üstü yatarak uyuyan kimseye gerekir; çünkü o yan üstü yattığında eklemleri gevşer’ buyurdu.” Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Hâlid’in adı Yezîd b. Abdurrahman’dır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Âişe, İbn Mes’ûd ve Ebû Hüreyre’den de [rivayetler] vardır.
78. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنَامُونَ ثُمَّ يَقُومُونَ فَيُصَلُّونَ وَلاَ يَتَوَضَّئُونَ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . قَالَ وَسَمِعْتُ صَالِحَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ سَأَلْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الْمُبَارَكِ عَمَّنْ نَامَ قَاعِدًا مُعْتَمِدًا فَقَالَ لاَ وُضُوءَ عَلَيْهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَوَى حَدِيثَ ابْنِ عَبَّاسٍ سَعِيدُ بْنُ أَبِي عَرُوبَةَ عَنْ قَتَادَةَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَوْلَهُ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ أَبَا الْعَالِيَةِ وَلَمْ يَرْفَعْهُ . وَاخْتَلَفَ الْعُلَمَاءُ فِي الْوُضُوءِ مِنَ النَّوْمِ فَرَأَى أَكْثَرُهُمْ أَنْ لاَ يَجِبَ عَلَيْهِ الْوُضُوءُ إِذَا نَامَ قَاعِدًا أَوْ قَائِمًا حَتَّى يَنَامَ مُضْطَجِعًا . وَبِهِ يَقُولُ الثَّوْرِيُّ وَابْنُ الْمُبَارَكِ وَأَحْمَدُ . قَالَ وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِذَا نَامَ حَتَّى غُلِبَ عَلَى عَقْلِهِ وَجَبَ عَلَيْهِ الْوُضُوءُ وَبِهِ يَقُولُ إِسْحَاقُ . وَقَالَ الشَّافِعِيُّ مَنْ نَامَ قَاعِدًا فَرَأَى رُؤْيَا أَوْ زَالَتْ مَقْعَدَتُهُ لِوَسَنِ النَّوْمِ فَعَلَيْهِ الْوُضُوءُ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Yahyâ b. Saîd anlattı; Şu’be’den; Katâde’den; Enes b. Mâlik’ten [naklederek şöyle dedi]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabı (bazısı otururken) uyurlardı; sonra kalkıp namazlarını kılarlardı ve [yeniden] abdest almazlardı.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. [Ebû Îsâ] şöyle dedi: Sâlih b. Abdullah’ın şöyle dediğini işittim: Abdullah b. el-Mübârek’e otururken bir yere yaslanarak uyuyan kimsenin durumunu sordum; “Ona abdest gerekmez” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Saîd b. Ebû Arûbe bu İbn Abbâs hadisini Katâde’den, o da İbn Abbâs’tan [naklen] senedde Ebü’l-Âliye’yi zikretmeksizin ve [hadisi Nebî’ye] ref etmeksizin (mevkuf olarak) rivayet etmiştir. Uyku sebebiyle abdest alıp almama konusunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Onların çoğunluğu; kişi yan üstü yatarak uyumadığı sürece, oturarak veya ayakta uyuduğunda abdestin gerekmediği görüşündedir. es-Sevrî, İbnü’l-Mübârek ve Ahmed de bu görüştedir. Bazıları ise “kişi aklına (bilincine) galip gelecek (idrakını kaybedecek) kadar uyursa abdest alması gerekir” demişlerdir; İshâk’ın görüşü budur. Şâfiî ise “Bir kimse otururken uyur da bu sırada rüya görürse veya uykunun ağırlığıyla oturağı yerinden kayarsa abdest alması gerekir” demiştir.
79. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْوُضُوءُ مِمَّا مَسَّتِ النَّارُ وَلَوْ مِنْ ثَوْرِ أَقِطٍ " . قَالَ فَقَالَ لَهُ ابْنُ عَبَّاسٍ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ أَنَتَوَضَّأُ مِنَ الدُّهْنِ أَنَتَوَضَّأُ مِنَ الْحَمِيمِ قَالَ فَقَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ يَا ابْنَ أَخِي إِذَا سَمِعْتَ حَدِيثًا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلاَ تَضْرِبْ لَهُ مَثَلاً . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ وَأُمِّ سَلَمَةَ وَزَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ وَأَبِي طَلْحَةَ وَأَبِي أَيُّوبَ وَأَبِي مُوسَى . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَأَى بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ الْوُضُوءَ مِمَّا غَيَّرَتِ النَّارُ وَأَكْثَرُ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ وَمَنْ بَعْدَهُمْ عَلَى تَرْكِ الْوُضُوءِ مِمَّا غَيَّرَتِ النَّارُ .
Bize İbn Ebû Ömer anlattı; dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Muhammed b. Amr’dan; Ebû Seleme’den; Ebû Hüreyre’den [naklederek şöyle dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem “Ateşin değdiği şeylerden (pişmiş gıdalardan), bir parça kurutulmuş süt (keş) bile olsa [yenildiğinde] abdest [yenilemek] gerekir” buyurdu. Bunun üzerine İbn Abbâs ona: “Ey Ebû Hüreyre! [Pişmiş] yağdan dolayı abdest mi alacağız? Sıcak sudan (hamam suyundan) dolayı abdest mi alacağız?” deyince, Ebû Hüreyre: “Ey kardeşimin oğlu! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir hadis duyduğun zaman ona örnekler [ve benzetmelerle karşı] çıkma!” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ümmü Habîbe, Ümmü Seleme, Zeyd b. Sâbit, Ebû Talha, Ebû Eyyûb ve Ebû Mûsâ’dan da [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bazı ilim ehli ateşin değiştirdiği (pişirdiği) şeylerden dolayı abdest almayı uygun görmüşlerdir; ancak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından, tâbiînden ve daha sonrakilerden ilim ehlinin çoğunluğu ateşin pişirdiği şeylerden dolayı abdest almayı terketmek (almamak) gerektiği görüşündedirler.
80. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ، سَمِعَ جَابِرًا، . قَالَ سُفْيَانُ وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا مَعَهُ فَدَخَلَ عَلَى امْرَأَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ فَذَبَحَتْ لَهُ شَاةً فَأَكَلَ وَأَتَتْهُ بِقِنَاعٍ مِنْ رُطَبٍ فَأَكَلَ مِنْهُ ثُمَّ تَوَضَّأَ لِلظُّهْرِ وَصَلَّى ثُمَّ انْصَرَفَ فَأَتَتْهُ بِعُلاَلَةٍ مِنْ عُلاَلَةِ الشَّاةِ فَأَكَلَ ثُمَّ صَلَّى الْعَصْرَ وَلَمْ يَتَوَضَّأْ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ وَابْنِ عَبَّاسٍ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَابْنِ مَسْعُودٍ وَأَبِي رَافِعٍ وَأُمِّ الْحَكَمِ وَعَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ وَأُمِّ عَامِرٍ وَسُوَيْدِ بْنِ النُّعْمَانِ وَأُمِّ سَلَمَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَلاَ يَصِحُّ حَدِيثُ أَبِي بَكْرٍ فِي هَذَا الْبَابِ مِنْ قِبَلِ إِسْنَادِهِ إِنَّمَا رَوَاهُ حُسَامُ بْنُ مِصَكٍّ عَنِ ابْنِ سِيرِينَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَالصَّحِيحُ إِنَّمَا هُوَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . هَكَذَا رَوَى الْحُفَّاظُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَالْعَمَلُ عَلَى هَذَا عِنْدَ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ وَمَنْ بَعْدَهُمْ مِثْلِ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَابْنِ الْمُبَارَكِ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ رَأَوْا تَرْكَ الْوُضُوءِ مِمَّا مَسَّتِ النَّارُ . وَهَذَا آخِرُ الأَمْرَيْنِ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . وَكَأَنَّ هَذَا الْحَدِيثَ نَاسِخٌ لِلْحَدِيثِ الأَوَّلِ حَدِيثِ الْوُضُوءِ مِمَّا مَسَّتِ النَّارُ .
Bize İbn Ebû Ömer anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; dedi ki: Bize Abdullah b. Muhammed b. Akîl anlattı; Câbir’i işitmiş. Süfyân dedi ki: Bize Muhammed b. el-Münkedir, Câbir’den [naklen] anlattı; şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem çıktı; ben de onunla beraberdim. Ensârdan bir kadının yanına uğradı; kadın onun için bir koyun kesti, [o da] yedi. Kadın ona bir tabak taze hurma getirdi, ondan da yedi. Sonra öğle [namazı] için abdest alıp namaz kıldı ve oradan ayrıldı. Kadın ona koyundan [artan] bir miktar daha yemek getirdi; ondan da yedi, sonra ikindi namazını kıldı ve [yeniden] abdest almadı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ebû Bekir es-Sıddîk, İbn Abbâs, Ebû Hüreyre, İbn Mes’ûd, Ebû Râfi’, Ümmü’l-Hakem, Amr b. Ümeyye, Ümmü Âmir, Süveyd b. en-Nu’mân ve Ümmü Seleme’den de [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Ebû Bekir’in bu babdaki hadisi senedi yönünden sahih değildir; çünkü onu Husâm b. Mısak, İbn Sîrîn’den, o İbn Abbâs’tan, o Ebû Bekir es-Sıddîk’tan, o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen] rivayet etmiştir. Doğrusu ise İbn Abbâs’ın doğrudan Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet ettiğidir; hâfız raviler böyle rivayet etmişlerdir. Ebû Îsâ dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından, tâbiînden ve onlardan sonrakilerden Süfyân es-Sevrî, İbnü’l-Mübârek, Şâfiî, Ahmed ve İshâk gibi ilim ehlinin çoğunluğunun ameli bu [hadis] üzeredir: Onlar ateşin değdiği (pişirdiği) şeylerden dolayı abdest almayı terketmişlerdir (gerekli görmemişlerdir). Bu, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den sadır olan iki uygulamasından sonuncusudur (en son hükmüdür). Sanki bu hadis, “ateşin değdiği şeylerden dolayı abdest [yenileme]” konusundaki ilk hadisi neshetmiştir (yürürlükten kaldırmıştır).
81. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الرَّازِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْوُضُوءِ مِنْ لُحُومِ الإِبِلِ فَقَالَ " تَوَضَّئُوا مِنْهَا " . وَسُئِلَ عَنِ الْوُضُوءِ مِنْ لُحُومِ الْغَنَمِ فَقَالَ " لاَ تَتَوَضَّئُوا مِنْهَا " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ وَأُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَوَى الْحَجَّاجُ بْنُ أَرْطَاةَ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ . وَالصَّحِيحُ حَدِيثُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ . وَهُوَ قَوْلُ أَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ . وَهُوَ قَوْلُ أَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ وَقَدْ رُوِيَ عَنْ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنَ التَّابِعِينَ وَغَيْرِهِمْ أَنَّهُمْ لَمْ يَرَوُا الْوُضُوءَ مِنْ لُحُومِ الإِبِلِ وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَأَهْلِ الْكُوفَةِ .
Bize Hannâd anlattı; bize Ebû Muâviye anlattı; el-A’meş’ten; Abdullah b. Abdillâh er-Râzî’den; Abdurrahman b. Ebû Leylâ’dan; el-Berâ b. Âzib’den [naklederek şöyle dedi]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e deve etinden [dolayı] abdest [yenilemek] soruldu; “Ondan [dolayı] abdest alın” buyurdu. Koyun etinden [dolayı] abdest sordu; “Ondan [dolayı] abdest almayın” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Câbir b. Semure ve Üseyd b. Hudayr’dan da [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Haccâc b. Ertât bu hadisi Abdullah b. Abdillâh’tan, o Abdurrahman b. Ebû Leylâ’dan, o da Üseyd b. Hudayr’dan [naklen] rivayet etmiştir. Ancak sahih olan; Abdurrahman b. Ebû Leylâ’nın el-Berâ b. Âzib’den yaptığı rivayettir. Ahmed ve İshâk’ın görüşü budur. Tâbiînden ve başkalarından bazı ilim ehlinin; deve etinden dolayı abdestin gerekmediği görüşünde oldukları rivayet edilmiştir. Süfyân es-Sevrî ve Kûfe ehlinin görüşü budur.
82. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ بُسْرَةَ بِنْتِ صَفْوَانَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ مَسَّ ذَكَرَهُ فَلاَ يُصَلِّ حَتَّى يَتَوَضَّأَ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ وَأَبِي أَيُّوبَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَأَرْوَى ابْنَةِ أُنَيْسٍ وَعَائِشَةَ وَجَابِرٍ وَزَيْدِ بْنِ خَالِدٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . قَالَ هَكَذَا رَوَاهُ غَيْرُ وَاحِدٍ مِثْلَ هَذَا عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ بُسْرَةَ .
Bize İshâk b. Mansûr anlattı; dedi ki: Bize Yahyâ b. Saîd el-Kattân anlattı; Hişâm b. Urve’den; dedi ki: Babam bana, Busre bint Safvân’den [naklederek] şöyle haber verdi: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem “Kim cinsel organına dokunursa, abdest almadıkça namaz kılmasın” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ümmü Habîbe, Ebû Eyyûb, Ebû Hüreyre, Arvâ bint Üneys, Âişe, Câbir, Zeyd b. Hâlid ve Abdullah b. Amr’dan da [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Birçok [ravi] Hişâm b. Urve’den, o babasından, o da Busre’den [naklen] bu şekilde rivayet etmişlerdir.
83. Hadis
وَرَوَى أَبُو أُسَامَةَ، وَغَيْرُ، وَاحِدٍ، هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَرْوَانَ، عَنْ بُسْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ . حَدَّثَنَا بِذَلِكَ، إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، بِهَذَا .
Ebû Üsâme ve birden fazla [ravi] bu hadisi Hişâm b. Urve’den, o babasından, o Mervân’dan, o da Busre’den [naklen] Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den benzer şekilde rivayet etmişlerdir. Bize bunu İshâk b. Mansûr anlattı; [dedi ki:] Bize Ebû Üsâme bunu [böylece] anlattı.
84. Hadis
وَرَوَى هَذَا الْحَدِيثَ أَبُو الزِّنَادِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ بُسْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . حَدَّثَنَا بِذَلِكَ، عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ بُسْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَهُ . وَهُوَ قَوْلُ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ وَبِهِ يَقُولُ الأَوْزَاعِيُّ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ . قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَصَحُّ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ حَدِيثُ بُسْرَةَ . وَقَالَ أَبُو زُرْعَةَ حَدِيثُ أُمِّ حَبِيبَةَ فِي هَذَا الْبَابِ صَحِيحٌ وَهُوَ حَدِيثُ الْعَلاَءِ بْنِ الْحَارِثِ عَنْ مَكْحُولٍ عَنْ عَنْبَسَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ . وَقَالَ مُحَمَّدٌ لَمْ يَسْمَعْ مَكْحُولٌ مِنْ عَنْبَسَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ وَرَوَى مَكْحُولٌ عَنْ رَجُلٍ عَنْ عَنْبَسَةَ غَيْرَ هَذَا الْحَدِيثِ . وَكَأَنَّهُ لَمْ يَرَ هَذَا الْحَدِيثَ صَحِيحًا .
Ebü’z-Zinâd da bu hadisi Urve’den, o Busre’den [naklen] Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiştir. Bize bunu Alî b. Hucre anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Ebü’z-Zinâd, babasından, o Urve’den, o da Busre’den [naklen] Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den benzer şekilde anlattı. Ebû Îsâ dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve tâbiînden birden fazla kişinin görüşü budur. el-Evzâî, Şâfiî, Ahmed ve İshâk da bu görüştedir. Muhammed [b. İsmâîl el-Buhârî] “Bu babdaki en sahih şey Busre hadisidir” demiştir. Ebû Zür’a ise “Bu babdaki Ümmü Habîbe hadisi sahihtir” demiştir ki o; el-Alâ b. el-Hâris’in Mekhûl’den, onun Anbese b. Ebû Süfyân’dan, onun da Ümmü Habîbe’den naklettiği hadistir. Fakat Muhammed [b. İsmâîl], Mekhûl’un Anbese b. Ebû Süfyân’dan bizzat [hadis] işitmediğini; Mekhûl’un Anbese’den bu hadisten başka bir hadisi bir adam aracılığıyla rivayet ettiğini söylemiştir. Sanki [Muhammed], bu (Ümmü Habîbe) hadisinin [Mekhûl kanalıyla olan] bu senedini sahih görmemiştir.
85. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا مُلاَزِمُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَدْرٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ طَلْقِ بْنِ عَلِيٍّ، هُوَ الْحَنَفِيُّ عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " وَهَلْ هُوَ إِلاَّ مُضْغَةٌ مِنْهُ أَوْ بَضْعَةٌ مِنْهُ " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي أُمَامَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رُوِيَ عَنْ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَبَعْضِ التَّابِعِينَ أَنَّهُمْ لَمْ يَرَوُا الْوُضُوءَ مِنْ مَسِّ الذَّكَرِ وَهُوَ قَوْلُ أَهْلِ الْكُوفَةِ وَابْنِ الْمُبَارَكِ . وَهَذَا الْحَدِيثُ أَحْسَنُ شَيْءٍ رُوِيَ فِي هَذَا الْبَابِ . وَقَدْ رَوَى هَذَا الْحَدِيثَ أَيُّوبُ بْنُ عُتْبَةَ وَمُحَمَّدُ بْنُ جَابِرٍ عَنْ قَيْسِ بْنِ طَلْقٍ عَنْ أَبِيهِ . وَقَدْ تَكَلَّمَ بَعْضُ أَهْلِ الْحَدِيثِ فِي مُحَمَّدِ بْنِ جَابِرٍ وَأَيُّوبَ بْنِ عُتْبَةَ . وَحَدِيثُ مُلاَزِمِ بْنِ عَمْرٍو عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بَدْرٍ أَصَحُّ وَأَحْسَنُ .
Bize Hannâd anlattı; bize Mülâzim b. Amr anlattı; Abdullah b. Bedr’den; el-Hanefî olan Kays b. Talk b. Alî’den; o babasından; o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek şöyle dedi]: “[Cinsel organa dokunmak hakkında sorulunca] O (cinsel organ), ancak ondan (insanın vücudundan) bir parça değil midir?” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ebû Ümâme’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve bazı tâbiînden birden fazla kişinin; cinsel organa dokunmaktan dolayı abdestin gerekmediği görüşünde oldukları rivayet edilmiştir. Kûfe ehli ve İbnü’l-Mübârek’in görüşü budur. Bu (Talk b. Ali) hadisi, bu babda [abdest gerekmez diyenler için] rivayet edilenlerin en güzelidir. Eyyûb b. Utbe ve Muhammed b. Câbir de bu hadisi Kays b. Talk’tan, o babasından [naklen] rivayet etmişlerdir; ancak bazı hadis alimleri Muhammed b. Câbir ve Eyyûb b. Utbe hakkında [zayıflıkları sebebiyle] söz söylemişlerdir. Mülâzim b. Amr’ın Abdullah b. Bedr’den yaptığı rivayet ise daha sahih ve daha güzeldir.
86. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، وَهَنَّادٌ، وَأَبُو كُرَيْبٍ وَأَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ وَأَبُو عَمَّارٍ الْحُسَيْنُ بْنُ حُرَيْثٍ قَالُوا حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَ بَعْضَ نِسَائِهِ ثُمَّ خَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ وَلَمْ يَتَوَضَّأْ . قَالَ قُلْتُ مَنْ هِيَ إِلاَّ أَنْتِ قَالَ فَضَحِكَتْ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رُوِيَ نَحْوُ هَذَا عَنْ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ . وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَأَهْلِ الْكُوفَةِ قَالُوا لَيْسَ فِي الْقُبْلَةِ وُضُوءٌ . وَقَالَ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ وَالأَوْزَاعِيُّ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ فِي الْقُبْلَةِ وُضُوءٌ . وَهُوَ قَوْلُ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ . وَإِنَّمَا تَرَكَ أَصْحَابُنَا حَدِيثَ عَائِشَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا لأَنَّهُ لاَ يَصِحُّ عِنْدَهُمْ لِحَالِ الإِسْنَادِ . قَالَ وَسَمِعْتُ أَبَا بَكْرٍ الْعَطَّارَ الْبَصْرِيَّ يَذْكُرُ عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْمَدِينِيِّ قَالَ ضَعَّفَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ هَذَا الْحَدِيثَ جِدًّا . وَقَالَ هُوَ شِبْهُ لاَ شَىْءَ . قَالَ وَسَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ يُضَعِّفُ هَذَا الْحَدِيثَ وَقَالَ حَبِيبُ بْنُ أَبِي ثَابِتٍ لَمْ يَسْمَعْ مِنْ عُرْوَةَ . وَقَدْ رُوِيَ عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَبَّلَهَا وَلَمْ يَتَوَضَّأْ . وَهَذَا لاَ يَصِحُّ أَيْضًا . وَلاَ نَعْرِفُ لإِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ سَمَاعًا مِنْ عَائِشَةَ . وَلَيْسَ يَصِحُّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي هَذَا الْبَابِ شَيْءٌ .
Bize Kutaybe, Hannâd, Ebû Küreyb, Ahmed b. Menî’, Mahmûd b. Geylân ve Ebû Ammâr el-Huseyn b. Hureys anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; el-A’meş’ten; Habîb b. Ebû Sâbit’ten; Urve’den; Âişe’den [naklederek şöyle dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem eşlerinden birini öptü, sonra abdest almaksızın namaza çıktı. [Urve der ki: Âişe’ye] “O kimse senden başkası değildir!” deyince, [Âişe] güldü. Ebû Îsâ dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve tâbiînden birden fazla ilim ehlinden buna benzer [rivayetler] nakledilmiştir. Süfyân es-Sevrî ve Kûfe ehlinin görüşü budur; onlar “Öpmekle abdest gerekmez” demişlerdir. Mâlik b. Enes, el-Evzâî, Şâfiî, Ahmed ve İshâk ise “Öpmekle abdest gerekir” demişlerdir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve tâbiînden birden fazla ilim ehlinden nakledilen görüş de budur. Bizim ashabımız (hadisçiler), Âişe’nin bu hadisini senedindeki durum sebebiyle sahih görmedikleri için onu [delil olarak] terketmişlerdir. [Ebû Îsâ] şöyle dedi: Ebû Bekir el-Attâr el-Basrî’nin, Alî b. el-Medînî’den şöyle naklettiğini işittim: Yahyâ b. Saîd el-Kattân bu hadisi oldukça zayıf bulmuş ve “Bu hadis adeta ‘sıfır’ (hiç) hükmündedir” demiştir. [Ebû Îsâ] dedi ki: Muhammed b. İsmâîl’in de (Buhârî) bu hadisi zayıf bulduğunu işittim; o “Habîb b. Ebû Sâbit, Urve’den [hadis] işitmemiştir” dedi. İbrâhim et-Teymî kanalıyla Âişe’den “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in kendisini öptüğü ve abdest almadığı” rivayet edilmiştir; ancak bu da sahih değildir. İbrâhim et-Teymî’nin Âişe’den [hadis] işittiğini bilmiyoruz. Özetle, bu babda (öpmekle abdest bozulmaz konusunda) Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den gelen [tam manasıyla] sahih hiçbir şey yoktur.
87. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ أَبِي السَّفَرِ، - وَهُوَ أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْهَمْدَانِيُّ الْكُوفِيُّ وَإِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ قَالَ أَبُو عُبَيْدَةَ حَدَّثَنَا وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ حُسَيْنٍ الْمُعَلِّمِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَمْرٍو الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ يَعِيشَ بْنِ الْوَلِيدِ الْمَخْزُومِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مَعْدَانَ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَاءَ فَأَفْطَرَ فَتَوَضَّأَ . فَلَقِيتُ ثَوْبَانَ فِي مَسْجِدِ دِمَشْقَ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ صَدَقَ أَنَا صَبَبْتُ لَهُ وَضُوءَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَالَ إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ مَعْدَانُ بْنُ طَلْحَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَابْنُ أَبِي طَلْحَةَ أَصَحُّ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رَأَى غَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَغَيْرِهِمْ مِنَ التَّابِعِينَ الْوُضُوءَ مِنَ الْقَىْءِ وَالرُّعَافِ . وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَابْنِ الْمُبَارَكِ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ . وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ لَيْسَ فِي الْقَىْءِ وَالرُّعَافِ وُضُوءٌ . وَهُوَ قَوْلُ مَالِكٍ وَالشَّافِعِيِّ . وَقَدْ جَوَّدَ حُسَيْنٌ الْمُعَلِّمُ هَذَا الْحَدِيثَ . وَحَدِيثُ حُسَيْنٍ أَصَحُّ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ . وَرَوَى مَعْمَرٌ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ فَأَخْطَأَ فِيهِ فَقَالَ عَنْ يَعِيشَ بْنِ الْوَلِيدِ عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ الأَوْزَاعِيَّ وَقَالَ عَنْ خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ وَإِنَّمَا هُوَ مَعْدَانُ بْنُ أَبِي طَلْحَةَ .
Bize Ebû Ubeyde b. Ebü’s-Sefer (ki kendisi Kûfeli Ahmed b. Abdullah el-Hemdânî’dir) ve İshâk b. Mansûr anlattılar. Ebû Ubeyde “Bize anlattı” derken, İshâk “Bize haber verdi” demiştir: Abdussamed b. Abdülvâris’ten; bize babam anlattı; Hüseyn el-Muallim’den; Yahyâ b. Ebû Kesîr’den; dedi ki: Bana Abdurrahman b. Amr el-Evzâî, Yaîş b. el-Velîd el-Mahzûmî’den, o babasından, o Ma’dân b. Ebû Talha’dan, o da Ebû’d-Derdâ’dan [naklederek] şöyle anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kustu, bu sebeple orucu bozuldu ve abdest aldı. Şam (Dımaşk) mescidinde Sevbân’a rastladım ve bu durumu ona anlattım; “Doğru söylemiş, [hatta] onun abdest suyunu ben döktüm” dedi. Ebû Îsâ dedi ki: İshâk b. Mansûr [senedde] “Ma’dân b. Talha” demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: [Doğrusu] “İbn Ebû Talha” demektir ki bu daha sahihtir. Ebû Îsâ dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından ve tâbiînden birden fazla ilim ehli; kusmak ve burun kanamasından dolayı abdest alınması gerektiği görüşündedirler. Süfyân es-Sevrî, İbnü’l-Mübârek, Ahmed ve İshâk’ın görüşü budur. Bazı ilim ehli ise kusmak ve burun kanamasından dolayı abdestin gerekmediğini söylemişlerdir; Mâlik ve Şâfiî’nin görüşü budur. Hüseyn el-Muallim bu hadisi çok güzel ve sağlam bir şekilde nakletmiştir; Hüseyn’in rivayeti bu babdaki en sahih şeydir. Ma’mer ise bu hadisi Yahyâ b. Ebû Kesîr’den rivayet ederken hata yapmış; “Yaîş b. el-Velîd’den, o Hâlid b. Ma’dân’dan, o da Ebû’d-Derdâ’dan” diyerek aradaki el-Evzâî’yi zikretmemiş ve [Ma’dân b. Ebû Talha yerine] “Hâlid b. Ma’dân” demiştir; oysa doğrusu Ma’dân b. Ebû Talha’dır.
88. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ أَبِي فَزَارَةَ، عَنْ أَبِي زَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ سَأَلَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَا فِي إِدَاوَتِكَ " . فَقُلْتُ نَبِيذٌ . فَقَالَ " تَمْرَةٌ طَيِّبَةٌ وَمَاءٌ طَهُورٌ " . قَالَ فَتَوَضَّأَ مِنْهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَإِنَّمَا رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ أَبِي زَيْدٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . وَأَبُو زَيْدٍ رَجُلٌ مَجْهُولٌ عِنْدَ أَهْلِ الْحَدِيثِ لاَ يُعْرَفُ لَهُ رِوَايَةٌ غَيْرُ هَذَا الْحَدِيثِ . وَقَدْ رَأَى بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ الْوُضُوءَ بِالنَّبِيذِ مِنْهُمْ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَغَيْرُهُ . وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ لاَ يُتَوَضَّأُ بِالنَّبِيذِ وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ . وَقَالَ إِسْحَاقُ إِنِ ابْتُلِيَ رَجُلٌ بِهَذَا فَتَوَضَّأَ بِالنَّبِيذِ وَتَيَمَّمَ أَحَبُّ إِلَىَّ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَوْلُ مَنْ يَقُولُ لاَ يُتَوَضَّأُ بِالنَّبِيذِ أَقْرَبُ إِلَى الْكِتَابِ وَأَشْبَهُ لأَنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَالَ: "فإِن لَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا ".
Bize Hannâd anlattı; bize Şerîk anlattı; Ebû Fezâre’den; Ebû Zeyd’den; Abdullah b. Mes’ûd’dan [naklederek şöyle dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem bana “Su kabında ne var?” diye sordu. Ben “Nebiz (hurma şırası) var” deyince, “Temiz bir hurma ve tertemiz bir su!” buyurdu ve onunla abdest aldı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis ancak Ebû Zeyd yoluyla Abdullah’tan, o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen] rivayet edilmiştir. Ebû Zeyd, hadis alimleri katında meçhul (kimliği bilinmeyen) bir kimsedir; bu hadis dışında herhangi bir rivayeti bilinmemektedir. İlim ehlinden bazıları, aralarında Süfyân es-Sevrî’nin de bulunduğu kimseler, nebiz ile abdest alınabileceği görüşündedirler. Diğer bazı ilim ehli ise nebiz ile abdest alınmayacağını söylemişlerdir; Şâfiî, Ahmed ve İshâk’ın görüşü budur. İshâk: “Eğer bir kimse buna mecbur kalırsa, hem nebiz ile abdest alması hem de teyemmüm etmesi benim için daha sevimlidir” demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Nebiz ile abdest alınmayacağını söyleyenlerin görüşü Kitab’a (Kur’an’a) daha yakın ve ona daha uygundur; çünkü Allah Teâlâ: “Eğer su bulamazsanız tertemiz bir toprakla teyemmüm edin” buyurmuştur.
89. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم شَرِبَ لَبَنًا فَدَعَا بِمَاءٍ فَمَضْمَضَ وَقَالَ " إِنَّ لَهُ دَسَمًا " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ وَأُمِّ سَلَمَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رَأَى بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ الْمَضْمَضَةَ مِنَ اللَّبَنِ وَهَذَا عِنْدَنَا عَلَى الاِسْتِحْبَابِ وَلَمْ يَرَ بَعْضُهُمُ الْمَضْمَضَةَ مِنَ اللَّبَنِ .
Bize Kutaybe anlattı; bize el-Leys anlattı; Ukayl’den; Zührî’den; Ubeydullâh b. Abdillâh’tan; İbn Abbâs’tan [naklederek şöyle dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem süt içti, sonra su istedi ve ağzını çalkaladı (mazmaza); ardından “Şüphesiz onda (sütte) yağ vardır” buyurdu. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Sehl b. Sa’d es-Sâidî ve Ümmü Seleme’den de [rivayet] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bazı ilim ehli süt içtikten sonra ağzı çalkalamayı uygun görmüşlerdir; bizce bu müstehap (hoş) bir uygulamadır. Bazıları ise süt içtikten sonra ağzı çalkalamayı [gerekli] görmemişlerdir.
90. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الزُّبَيْرِيُّ عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَجُلاً، سَلَّمَ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يَبُولُ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَإِنَّمَا يُكْرَهُ هَذَا عِنْدَنَا إِذَا كَانَ عَلَى الْغَائِطِ وَالْبَوْلِ . وَقَدْ فَسَّرَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ ذَلِكَ . وَهَذَا أَحْسَنُ شَيْءٍ رُوِيَ فِي هَذَا الْبَابِ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَفِي الْبَابِ عَنِ الْمُهَاجِرِ بْنِ قُنْفُذٍ وَعَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَنْظَلَةَ وَعَلْقَمَةَ بْنِ الْفَغْوَاءِ وَجَابِرٍ وَالْبَرَاءِ .
Bize Nasr b. Alî ve Muhammed b. Beşşâr anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Ahmed Muhammed b. Abdillâh ez-Zübeyrî anlattı; Süfyân’den; ed-Dahhâk b. Osmân’dan; Nâfi’den; İbn Ömer’den [naklederek şöyle dedi]: Bir adam, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem idrarını yaparken ona selam verdi; fakat o (Nebî) selamı almadı. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bizce bu (selam almamak), ancak küçük veya büyük abdest bozarken mekruhtur. Bazı ilim ehli de bunu böyle açıklamışlardır. Bu babda rivayet edilenlerin en güzeli budur. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda el-Muhâcir b. Kunfüz, Abdullah b. Hanzala, Alkame b. el-Fagvâ, Câbir ve el-Berâ’dan da [rivayetler] vardır.
91. Hadis
حَدَّثَنَا سَوَّارُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَيُّوبَ، يُحَدِّثُ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " يُغْسَلُ الإِنَاءُ إِذَا وَلَغَ فِيهِ الْكَلْبُ سَبْعَ مَرَّاتٍ أُولاَهُنَّ أَوْ أُخْرَاهُنَّ بِالتُّرَابِ وَإِذَا وَلَغَتْ فِيهِ الْهِرَّةُ غُسِلَ مَرَّةً " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهُوَ قَوْلُ الشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ . وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ هَذَا وَلَمْ يُذْكَرْ فِيهِ " إِذَا وَلَغَتْ فِيهِ الْهِرَّةُ غُسِلَ مَرَّةً " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ .
Bize Sevvâr b. Abdillâh el-Anberî anlattı; bize el-Mu’temir b. Süleyman anlattı; dedi ki: Eyyûb’un Muhammed b. Sîrîn’den, onun Ebû Hüreyre’den, onun da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen] şöyle anlattığını işittim: “Bir kaba köpek dillerse (yalanırsa), o kap yedi defa yıkanır; bunlardan ilki veya sonuncusu toprakla [ovularak] yapılır. Kaba kedi dillerse ise bir defa yıkanır.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Şâfiî, Ahmed ve İshâk’ın görüşü budur. Bu hadis Ebû Hüreyre’den başka kanallarla da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den benzer şekilde rivayet edilmiştir; ancak [diğer rivayetlerin çoğunda] “Kaba kedi dillerse bir defa yıkanır” kısmı zikredilmemiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Abdullah b. Mugaffel’den de [rivayet] vardır.
92. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مُوسَى الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا مَعْنٌ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ حُمَيْدَةَ بِنْتِ عُبَيْدِ بْنِ رِفَاعَةَ، عَنْ كَبْشَةَ بِنْتِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، وَكَانَتْ، عِنْدَ ابْنِ أَبِي قَتَادَةَ أَنَّ أَبَا قَتَادَةَ، دَخَلَ عَلَيْهَا . قَالَتْ فَسَكَبْتُ لَهُ وَضُوءًا قَالَتْ فَجَاءَتْ هِرَّةٌ تَشْرَبُ فَأَصْغَى لَهَا الإِنَاءَ حَتَّى شَرِبَتْ قَالَتْ كَبْشَةُ فَرَآنِي أَنْظُرُ إِلَيْهِ فَقَالَ أَتَعْجَبِينَ يَا بِنْتَ أَخِي فَقُلْتُ نَعَمْ . قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّهَا لَيْسَتْ بِنَجَسٍ إِنَّمَا هِيَ مِنَ الطَّوَّافِينَ عَلَيْكُمْ أَوِ الطَّوَّافَاتِ " . وَهُوَ قَوْلُ أَكْثَرِ الْعُلَمَاءِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ وَمَنْ بَعْدَهُمْ مِثْلِ الشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ لَمْ يَرَوْا بِسُؤْرِ الْهِرَّةِ بَأْسًا . وَهَذَا أَحَسَنُ شَيْءٍ رُوِيَ فِي هَذَا الْبَابِ . وَقَدْ جَوَّدَ مَالِكٌ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ وَلَمْ يَأْتِ بِهِ أَحَدٌ أَتَمَّ مِنْ مَالِكٍ .
Bize İshâk b. Mûsâ el-Ensârî anlattı; bize Ma’n anlattı; bize Mâlik b. Enes anlattı; İshâk b. Abdillâh b. Ebû Talha’dan; Ubeyd b. Rifâa’nın kızı Humeyde’den; Ka’b b. Mâlik’in kızı Kebşe’den —ki kendisi İbn Ebû Katâde’nin eşiydi— nakledildiğine göre: Ebû Katâde (bir gün) onun (Kebşe’nin) yanına girdi. [Kebşe] dedi ki: “Onun (Ebû Katâde’nin) abdest alması için su hazırladım. O sırada bir kedi içmek için geldi; [Ebû Katâde de] içene kadar kabı ona doğru eğdi. Kebşe der ki: [Ebû Katâde] kendisini (hayretle) süzdüğümü görünce, ‘Ey kardeşimin kızı, şaşırdın mı?’ diye sordu. Ben de ‘Evet’ dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ‘Şüphesiz kedi pis (necis) değildir; o ancak aranızda dolaşmaya alışmış canlılardandır’ buyurdu.” Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından, tâbiînden ve daha sonrakilerden Şâfiî, Ahmed ve İshâk gibi ilim ehlinin çoğunluğunun görüşü budur; onlar kedinin artığında (içtiği suda) bir sakınca görmemişlerdir. Bu babda rivayet edilenlerin en güzeli budur. Mâlik bu hadisi İshâk b. Abdillâh b. Ebû Talha’dan çok sağlam bir şekilde nakletmiştir; hiç kimse bu hadisi Mâlik’ten daha eksiksiz bir şekilde nakletmemiştir.
93. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ الْحَارِثِ، قَالَ بَالَ جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ثُمَّ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ فَقِيلَ لَهُ أَتَفْعَلُ هَذَا قَالَ وَمَا يَمْنَعُنِي وَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَفْعَلُهُ . قَالَ إِبْرَاهِيمُ وَكَانَ يُعْجِبُهُمْ حَدِيثُ جَرِيرٍ لأَنَّ إِسْلاَمَهُ كَانَ بَعْدَ نُزُولِ الْمَائِدَةِ . هَذَا قَوْلُ إِبْرَاهِيمَ يَعْنِي كَانَ يُعْجِبُهُمْ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عُمَرَ وَعَلِيٍّ وَحُذَيْفَةَ وَالْمُغِيرَةِ وَبِلاَلٍ وَسَعْدٍ وَأَبِي أَيُّوبَ وَسَلْمَانَ وَبُرَيْدَةَ وَعَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ وَأَنَسٍ وَسَهْلِ بْنِ سَعْدٍ وَيَعْلَى بْنِ مُرَّةَ وَعُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ وَأُسَامَةَ بْنِ شَرِيكٍ وَأَبِي أُمَامَةَ وَجَابِرٍ وَأُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ وَابْنِ عُبَادَةَ وَيُقَالُ ابْنُ عِمَارَةَ وَأُبَىُّ بْنُ عِمَارَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَحَدِيثُ جَرِيرٍ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ .
Bize Hannâd anlattı; bize Vekî’ anlattı; el-A’meş’ten; İbrâhim’den; Hemmâm b. el-Hâris’ten [naklederek şöyle dedi]: Cerîr b. Abdullâh idrarını yaptı, sonra abdest aldı ve mestleri üzerine meshetti. Ona “Bunu (hâlâ) yapıyor musun?” denilince, [Cerîr] “Bunu yapmama ne engel olabilir ki? Zira ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i [bizzat] bunu yaparken gördüm” dedi. İbrâhim [en-Nehaî] şöyle dedi: “Onlar (ashab ve tâbiûn), Cerîr’in bu hadisinden çok hoşlanırlardı; çünkü onun İslam’a girişi, Mâide suresinin [abdest ayetinin] inişinden sonraydı.” Bu, İbrâhim’in “[Cerîr’in hadisinden] hoşlanırlardı” şeklindeki sözünün gerekçesidir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ömer, Alî, Huzeyfe, el-Mugîre, Bilâl, Sa’d, Ebû Eyyûb, Selmân, Bureyde, Amr b. Ümeyye, Enes, Sehl b. Sa’d, Ya’lâ b. Murre, Ubâde b. es-Sâmit, Üsâme b. Şerîk, Ebû Ümâme, Câbir, Üsâme b. Zeyd ve İbn Ubâde’den —bazı rivayetlerde İbn Amâre yahut Übey b. Amâre de denilmiştir— [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Cerîr’in bu hadisi hasen sahihtir.
94. Hadis
وَيُرْوَى عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، قَالَ رَأَيْتُ جَرِيرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ فَقُلْتُ لَهُ فِي ذَلِكَ فَقَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى خُفَّيْهِ . فَقُلْتُ لَهُ أَقَبْلَ الْمَائِدَةِ أَمْ بَعْدَ الْمَائِدَةِ فَقَالَ مَا أَسْلَمْتُ إِلاَّ بَعْدَ الْمَائِدَةِ . حَدَّثَنَا بِذَلِكَ قُتَيْبَةُ حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ زِيَادٍ التِّرْمِذِيُّ عَنْ مُقَاتِلِ بْنِ حَيَّانَ عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ عَنْ جَرِيرٍ . قَالَ وَرَوَى بَقِيَّةُ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ أَدْهَمَ عَنْ مُقَاتِلِ بْنِ حَيَّانَ عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ عَنْ جَرِيرٍ . وَهَذَا حَدِيثٌ مُفَسِّرٌ لأَنَّ بَعْضَ مَنْ أَنْكَرَ الْمَسْحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ تَأَوَّلَ أَنَّ مَسْحَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْخُفَّيْنِ كَانَ قَبْلَ نُزُولِ الْمَائِدَةِ وَذَكَرَ جَرِيرٌ فِي حَدِيثِهِ أَنَّهُ رَأَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَسَحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ بَعْدَ نُزُولِ الْمَائِدَةِ .
Şehr b. Havşab’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Cerîr b. Abdullâh’ı abdest alırken ve mestleri üzerine meshederken gördüm. Ona bu durumu sorunca; “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i abdest alırken ve mestleri üzerine meshederken gördüm” dedi. Ben ona “Bu Mâide suresi [ayetlerinden] önce miydi yoksa sonra mı?” diye sorunca, Cerîr; “Ben ancak Mâide suresinden sonra Müslüman oldum” cevabını verdi. Bunu bize Kutaybe anlattı; bize Hâlid b. Ziyâd et-Tirmizî, Mukâtil b. Hayyân’dan, o Şehr b. Havşab’dan, o da Cerîr’den [naklen] anlattı. Bakiye de bu hadisi İbrâhim b. Edhem’den, o Mukâtil b. Hayyân’dan, o Şehr b. Havşab’dan, o da Cerîr’den rivayet etmiştir. Bu hadis [hükmü] açıklayıcı (müfessir) mahiyettedir; çünkü mestler üzerine meshetmeyi inkar edenlerden bazıları, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in mestler üzerine meshetmesini Mâide suresinin inişinden önceki döneme yormuşlardır (yani hükmün neshedildiğini savunmuşlardır). Cerîr ise hadisinde, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i Mâide suresinin nazil olmasından sonra da mestleri üzerine meshederken gördüğünü açıkça zikretmiştir.
95. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ مَسْرُوقٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الْجَدَلِيِّ، عَنْ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سُئِلَ عَنِ الْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ فَقَالَ " لِلْمُسَافِرِ ثَلاَثَةٌ وَلِلْمُقِيمِ يَوْمٌ " . وَذُكِرَ عَنْ يَحْيَى بْنِ مَعِينٍ أَنَّهُ صَحَّحَ حَدِيثَ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ فِي الْمَسْحِ . وَأَبُو عَبْدِ اللَّهِ الْجَدَلِيُّ اسْمُهُ عَبْدُ بْنُ عَبْدٍ وَيُقَالُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَفِي الْبَابِ عَنْ عَلِيٍّ وَأَبِي بَكْرَةَ وَأَبِي هُرَيْرَةَ وَصَفْوَانَ بْنِ عَسَّالٍ وَعَوْفِ بْنِ مَالِكٍ وَابْنِ عُمَرَ وَجَرِيرٍ .
Bize Kutaybe anlattı; bize Ebû Avâne anlattı; Saîd b. Mesrûk’tan; İbrâhim et-Teymî’den; Amr b. Meymûn’dan; Ebû Abdullâh el-Cedelî’den; Huzeyme b. Sâbit’ten; o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederek şöyle dedi]: [Huzeyme b. Sâbit’ten] mestler üzerine meshetmek hakkında soruldu; “Yolcu için üç [gün], mukim için bir gün [süre vardır]” buyurdu. Yahyâ b. Maîn’den, Huzeyme b. Sâbit’in meshetme hakkındaki bu hadisini sahih gördüğü nakledilmiştir. Ebû Abdullâh el-Cedelî’den adı Abd b. Abd’dır; “Abdurrahman b. Abd” olduğu da söylenmiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Bu babda Alî, Ebû Bekre, Ebû Hüreyre, Safvân b. Assâl, Avf b. Mâlik, İbn Ömer ve Cerîr’den de [rivayetler] vardır.
96. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ أَبِي النَّجُودِ، عَنْ زِرِّ بْنِ حُبَيْشٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَسَّالٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُنَا إِذَا كُنَّا سَفْرًا أَنْ لاَ نَنْزِعَ خِفَافَنَا ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ وَلَيَالِيَهُنَّ إِلاَّ مِنْ جَنَابَةٍ وَلَكِنْ مِنْ غَائِطٍ وَبَوْلٍ وَنَوْمٍ " . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَقَدْ رَوَى الْحَكَمُ بْنُ عُتَيْبَةَ وَحَمَّادٌ عَنْ إِبْرَاهِيمَ النَّخَعِيِّ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الْجَدَلِيِّ عَنْ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ وَلاَ يَصِحُّ . قَالَ عَلِيُّ بْنُ الْمَدِينِيِّ قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ قَالَ شُعْبَةُ لَمْ يَسْمَعْ إِبْرَاهِيمُ النَّخَعِيُّ مِنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الْجَدَلِيِّ حَدِيثَ الْمَسْحِ . وَقَالَ زَائِدَةُ عَنْ مَنْصُورٍ كُنَّا فِي حُجْرَةِ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ وَمَعَنَا إِبْرَاهِيمُ النَّخَعِيُّ فَحَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ التَّيْمِيُّ عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ الْجَدَلِيِّ عَنْ خُزَيْمَةَ بْنِ ثَابِتٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ . قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ أَحْسَنُ شَيْءٍ فِي هَذَا الْبَابِ حَدِيثُ صَفْوَانَ بْنِ عَسَّالٍ الْمُرَادِيِّ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهُوَ قَوْلُ أَكْثَرِ الْعُلَمَاءِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ وَمَنْ بَعْدَهُمْ مِنَ الْفُقَهَاءِ مِثْلِ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَابْنِ الْمُبَارَكِ وَالشَّافِعِيِّ وَأَحْمَدَ وَإِسْحَاقَ قَالُوا يَمْسَحُ الْمُقِيمُ يَوْمًا وَلَيْلَةً وَالْمُسَافِرُ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ وَلَيَالِيَهُنَّ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَقَدْ رُوِيَ عَنْ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّهُمْ لَمْ يُوَقِّتُوا فِي الْمَسْحِ عَلَى الْخُفَّيْنِ وَهُوَ قَوْلُ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَالتَّوْقِيتُ أَصَحُّ . وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَسَّالٍ أَيْضًا مِنْ غَيْرِ حَدِيثِ عَاصِمٍ .
Bize Hannâd anlattı; bize Ebû’l-Ahvas anlattı; Âsım b. Ebü’n-Necûd’dan; Zirr b. Hubeyş’den; Safvân b. Assâl’dan [naklederek şöyle dedi]: “Seferde iken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize, —cenabet hali dışında— küçük abdest, büyük abdest ve uyku sebebiyle mestlerimizi üç gün ve üç gece çıkarmamamızı emrederdi.” Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. Hakem b. Uteybe ve Hammâd, İbrâhim en-Nehaî’den, o Ebû Abdullâh el-Cedelî’den, o da Huzeyme b. Sâbit’ten rivayet etmişlerdir ki bu [kopukluk sebebiyle] sahih değildir. Alî b. el-Medînî; Yahyâ b. Saîd’in, Şu’be’nin “İbrâhim en-Nehaî, Ebû Abdullâh el-Cedelî’den mesih hadisini işitmemiştir” dediğini naklettiğini aktarmıştır. Zâide ise Mansûr’dan [şöyle] nakletmiştir: İbrâhim et-Teymî’nin odasındaydık, İbrâhim en-Nehaî de bizimle beraberdi; İbrâhim et-Teymî bize; Amr b. Meymûn’dan, o Ebû Abdullâh el-Cedelî’den, o Huzeyme b. Sâbit’ten, o da Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den mestler üzerine meshetmek hakkında [bu hadisi] anlattı. Muhammed b. İsmâîl [el-Buhârî] “Bu babdaki en güzel şey Safvân b. Assâl el-Murâdî’nin hadisidir” demiştir. Ebû Îsâ dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından, tâbiînden ve onlardan sonra gelen Süfyân es-Sevrî, İbnü’l-Mübârek, Şâfiî, Ahmed ve İshâk gibi fakihlerin çoğunluğunun görüşü budur; onlar “Mukim bir gün bir gece, yolcu ise üç gün üç gece [mestleri üzerine] mesheder” demişlerdir. Ebû Îsâ dedi ki: Bazı ilim ehlinden; mestler üzerine meshetmede herhangi bir süre belirlemedikleri rivayet edilmiştir; Mâlik b. Enes’in görüşü budur. Ebû Îsâ dedi ki: Süre belirlenmesi (tevkît) daha sahihtir. Bu hadis Safvân b. Assâl’dan Âsım’ın rivayeti dışında [başka kanallarla] da rivayet edilmiştir.
97. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، أَخْبَرَنِي ثَوْرُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ رَجَاءِ بْنِ حَيْوَةَ، عَنْ كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَسَحَ أَعْلَى الْخُفِّ وَأَسْفَلَهُ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا قَوْلُ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ وَمَنْ بَعْدَهُمْ مِنَ الْفُقَهَاءِ وَبِهِ يَقُولُ مَالِكٌ وَالشَّافِعِيُّ وَإِسْحَاقُ . وَهَذَا حَدِيثٌ مَعْلُولٌ لَمْ يُسْنِدْهُ عَنْ ثَوْرِ بْنِ يَزِيدَ غَيْرُ الْوَلِيدِ بْنِ مُسْلِمٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَسَأَلْتُ أَبَا زُرْعَةَ وَمُحَمَّدَ بْنَ إِسْمَاعِيلَ عَنْ هَذَا الْحَدِيثِ فَقَالاَ لَيْسَ بِصَحِيحٍ لأَنَّ ابْنَ الْمُبَارَكِ رَوَى هَذَا عَنْ ثَوْرٍ عَنْ رَجَاءِ بْنِ حَيْوَةَ قَالَ حُدِّثْتُ عَنْ كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ مُرْسَلٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَمْ يَذْكُرْ فِيهِ الْمُغِيرَةَ .
Bize Ebû’l-Velîd ed-Dımaşkî anlattı; bize el-Velîd b. Müslim anlattı; Sevr b. Yezîd bana haber verdi; Recâ b. Hayve’den; el-Mugîre’nin kâtibinden; el-Mugîre b. Şu’be’den [naklederek şöyle dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem mestin hem üstüne hem de altına meshetti. Ebû Îsâ dedi ki: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından, tâbiînden ve daha sonraki fakihlerden birden fazla kişinin görüşü budur. Mâlik, Şâfiî ve İshâk da bu görüştedir. Ancak bu hadis mualleldir (kusurludur); zira Velîd b. Müslim’den başka hiç kimse bu hadisi Sevr b. Yezîd’den müsned (bitişik senedli) olarak rivayet etmemiştir. Ebû Îsâ şöyle devam etti: Bu hadis hakkında Ebû Zür’a ve Muhammed b. İsmâîl’e (Buhârî) sordum; ikisi de “Bu hadis sahih değildir; çünkü İbnü’l-Mübârek bunu Sevr’den, o da Recâ b. Hayve’den rivayet ederken; ‘Bana el-Mugîre’nin kâtibinden mürsel olarak Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den ulaştı’ demiştir ve senedde Mugîre’yi zikretmemiştir” dediler.
98. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ، قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَمْسَحُ عَلَى الْخُفَّيْنِ عَلَى ظَاهِرِهِمَا . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ الْمُغِيرَةِ حَدِيثٌ حَسَنٌ وَهُوَ حَدِيثُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي الزِّنَادِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عُرْوَةَ عَنِ الْمُغِيرَةِ وَلاَ نَعْلَمُ أَحَدًا يَذْكُرُ عَنْ عُرْوَةَ عَنِ الْمُغِيرَةِ " عَلَى ظَاهِرِهِمَا " . غَيْرَهُ . وَهُوَ قَوْلُ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ وَبِهِ يَقُولُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَأَحْمَدُ . قَالَ مُحَمَّدٌ وَكَانَ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ يُشِيرُ بِعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي الزِّنَادِ .
Bize Alî b. Hucr anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Ebü’z-Zinâd, babasından, o Urve b. ez-Zübeyr’den, o da el-Mugîre b. Şu’be’den [naklederek] şöyle anlattı: “Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’i iki mestinin de üzerine (üst yüzüne) meshederken gördüm.” Ebû Îsâ dedi ki: el-Mugîre’nin bu hadisi hasendir; Abdurrahman b. Ebü’z-Zinâd’ın babasından, onun da Urve’den, onun da Mugîre’den yaptığı bir rivayettir. Urve’den Mugîre kanalıyla [gelen] “üst yüzlerine” ifadesini Abdurrahman’dan başka zikreden birini bilmiyoruz. İlim ehlinden birden fazlasının görüşü budur; Süfyân es-Sevrî ve Ahmed de bu görüştedir. Muhammed [b. İsmâîl] şöyle dedi: Mâlik b. Enes, Abdurrahman b. Ebü’z-Zinâd’ı takdir ederdi.
99. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادٌ، وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي قَيْسٍ، عَنْ هُزَيْلِ بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ تَوَضَّأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَمَسَحَ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ وَالنَّعْلَيْنِ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهُوَ قَوْلُ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ وَبِهِ يَقُولُ سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ وَابْنُ الْمُبَارَكِ وَالشَّافِعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ قَالُوا يَمْسَحُ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ وَإِنْ لَمْ تَكُنْ نَعْلَيْنِ إِذَا كَانَا ثَخِينَيْنِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَبِي مُوسَى . قَالَ أَبُو عِيسَى سَمِعْتُ صَالِحَ بْنَ مُحَمَّدٍ التِّرْمِذِيَّ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا مُقَاتِلٍ السَّمَرْقَنْدِيَّ يَقُولُ دَخَلْتُ عَلَى أَبِي حَنِيفَةَ فِي مَرَضِهِ الَّذِي مَاتَ فِيهِ فَدَعَا بِمَاءٍ فَتَوَضَّأَ وَعَلَيْهِ جَوْرَبَانِ فَمَسَحَ عَلَيْهِمَا ثُمَّ قَالَ فَعَلْتُ الْيَوْمَ شَيْئًا لَمْ أَكُنْ أَفْعَلُهُ مَسَحْتُ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ وَهُمَا غَيْرُ مُنَعَّلَيْنِ .
Bize Hannâd ve Mahmûd b. Geylân anlattılar; dediler ki: Bize Vekî’ anlattı; Süfyân’dan; Ebû Kays’tan; Hüzeyl b. Şurahbîl’den; el-Mugîre b. Şu’be’den [naklederek şöyle dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem abdest aldı ve iki çorabı (cevreb) ile iki sandaleti (na’l) üzerine meshetti. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen sahihtir. İlim ehlinden birden fazlasının görüşü budur. Süfyân es-Sevrî, İbnü’l-Mübârek, Şâfiî, Ahmed ve İshâk da bu görüştedir; onlar: “Altları deri ile kaplanmış olmasa bile kalın olmaları şartıyla iki çorap üzerine meshedilebilir” demişlerdir. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Ebû Mûsâ’dan da [rivayet] vardır. Ebû Îsâ şöyle devam etti: Sâlih b. Muhammed et-Tirmizî’nin şöyle dediğini işittim: Ebû Mukâtil es-Semerkandî’den şunu nakletti: “Ebû Hanîfe’nin vefat ettiği hastalığında yanına girdim; su istedi ve abdest aldı; o sırada üzerinde iki çorap vardı ve onların üzerine meshetti. Sonra şöyle dedi: Bugün [daha önce] yapmadığım bir şeyi yaptım; altları deri ile kaplı olmayan çoraplarımın üzerine meshettim.”
100. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ الْقَطَّانُ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ بَكْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْمُزَنِيِّ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنِ ابْنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ تَوَضَّأَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَمَسَحَ عَلَى الْخُفَّيْنِ وَالْعِمَامَةِ . قَالَ بَكْرٌ وَقَدْ سَمِعْتُ مِنِ ابْنِ الْمُغِيرَةِ . قَالَ وَذَكَرَ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ فِي هَذَا الْحَدِيثِ فِي مَوْضِعٍ آخَرَ أَنَّهُ مَسَحَ عَلَى نَاصِيَتِهِ وَعِمَامَتِهِ . وَقَدْ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ ذَكَرَ بَعْضُهُمُ الْمَسْحَ عَلَى النَّاصِيَةِ وَالْعِمَامَةِ وَلَمْ يَذْكُرْ بَعْضُهُمُ النَّاصِيَةَ . وَسَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ الْحَسَنِ يَقُولُ سَمِعْتُ أَحْمَدَ بْنَ حَنْبَلٍ يَقُولُ مَا رَأَيْتُ بِعَيْنِي مِثْلَ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الْقَطَّانِ . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ عَمْرِو بْنِ أُمَيَّةَ وَسَلْمَانَ وَثَوْبَانَ وَأَبِي أُمَامَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . وَهُوَ قَوْلُ غَيْرِ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْهُمْ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَأَنَسٌ . وَبِهِ يَقُولُ الأَوْزَاعِيُّ وَأَحْمَدُ وَإِسْحَاقُ قَالُوا يَمْسَحُ عَلَى الْعِمَامَةِ . وَقَالَ غَيْرُ وَاحِدٍ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالتَّابِعِينَ لاَ يَمْسَحُ عَلَى الْعِمَامَةِ إِلاَّ أَنْ يَمْسَحَ بِرَأْسِهِ مَعَ الْعِمَامَةِ . وَهُوَ قَوْلُ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ وَمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ وَابْنِ الْمُبَارَكِ وَالشَّافِعِيِّ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَسَمِعْتُ الْجَارُودَ بْنَ مُعَاذٍ يَقُولُ سَمِعْتُ وَكِيعَ بْنَ الْجَرَّاحِ يَقُولُ إِنْ مَسَحَ عَلَى الْعِمَامَةِ يُجْزِئُهُ لِلأَثَرِ .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Yahyâ b. Saîd el-Kattân anlattı; Süleyman et-Teymî’den; Bekr b. Abdillâh el-Müzenî’den; el-Hasan’dan; Mugîre b. Şu’be’nin oğlundan; o da babasından [naklederek şöyle dedi]: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem abdest aldı, iki mestinin ve sarığının (imame) üzerine meshetti. Bekr [b. Abdullah] “Mugîre’nin oğlundan [bu hadisi] bizzat işittim” dedi. Muhammed b. Beşşâr bu hadisi başka bir yerde, [Resûlullah’ın] başının ön tarafına ve sarığına meshettiği şeklinde nakletmiştir. Bu hadis Mugîre b. Şu’be’den başka kanallarla da rivayet edilmiştir; bazısı başının ön tarafı ile sarığa meshetmeyi zikretmiş, bazısı ise ön tarafı zikretmemiştir. [Ebû Îsâ] şöyle dedi: Ahmed b. el-Hasan’ın; Ahmed b. Hanbel’den “Gözlerimle Yahyâ b. Saîd el-Kattân gibisini görmedim” dediğini işittim. Ebû Îsâ dedi ki: Bu babda Amr b. Ümeyye, Selmân, Sevbân ve Ebû Ümâme’den da [rivayetler] vardır. Ebû Îsâ dedi ki: Mugîre b. Şu’be’nin bu hadisi hasen sahihtir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından Ebû Bekir, Ömer ve Enes gibi birden fazlasının görüşü budur. el-Evzâî, Ahmed ve İshâk da bu görüştedir; onlar “Sarığın üzerine meshedilir” demişlerdir. Ashab ve tâbiînden diğer bazı ilim ehli ise; “Sarığın üzerine ancak başın [bir kısmı] ile birlikte meshedilir” demişlerdir. Süfyân es-Sevrî, Mâlik b. Enes, İbnü’l-Mübârek ve Şâfiî’nin görüşü budur. Ebû Îsâ şöyle devam etti: Cârûd b. Muâz’ın şöyle dediğini işittim: Vekî’ b. el-Cerrâh’ın “Sarığın üzerine meshederse [rivayet edilen] eserden dolayı bu ona yeterli olur” dediğini işittim.